Mehmet Emin Yurdakul, vefatının 82. yılında saygıyla anılıyor

Türk edebiyatının “millî şairi” Mehmet Emin Yurdakul, bundan tam 82 yıl önce hayata veda etti.

Haber Giriş Tarihi: 13.01.2026 17:19
Haber Güncellenme Tarihi: 13.01.2026 17:19
https://www.qha.com.tr/

Türk edebiyatında Millî Edebiyat akımının kurucularından ve Türkçülüğün en önemli temsilcilerinden olan “Millî Şair” Mehmet Emin Yurdakul, 82 yıl önce bugün dünyasını değişti.

MİLLÎ DUYGULARI, HERKESİN ANLAYABİLECEĞİ BİR ŞEKİLDE ANLATTI

13 Mayıs 1869’da İstanbul, Beşiktaş’ta doğan Mehmet Emin’in babası, Zekeriya köyü halkından balıkçı Sâlih Reis, annesi de Bulgaristan göçmenlerinden Körükçü Mehmed Ağa’nın kızı Emine Hanım’dı.

1892 yılında, ruh asaletinin soy asaletinden üstün olduğunu anlattığı “Fazilet ve Asalet” adlı kitabı dolayısıyla, Sadrazam Cevat Paşa’nın tavsiyesi üzerine, Rüsûmat İdaresine önce memur, ardından da evrak müdürü tayin edildi. 1892 yılında İstanbul’a gelen ve yetişmesi adına en önemli isimlerden biri olan Cemâleddîn-i Efgānî’nin sohbetlerine katıldı, bazı fikirlerinden istifade etti. 1897 Osmanlı-Yunan Muharebesi sırasında, aralarında “Anadolu’dan Bir Ses yahut Cenge Giderken” adlı şiirin de bulunduğu, hece vezni ve sade bir Türkçe ile şiirler yazmaya başladı. Millî duyguları herkesin kolayca anlayabileceği bir dille ifade ettiği şiirleri, devrin edebiyat çevrelerinde büyük ilgi gördü. 1898 yılında bu şiirlerini “Türkçe Şiirler” isminde bir kitap hâlinde yayımladı.

TÜRK OCAĞI, “TÜRKLERİN İLK BÜYÜK MİLLÎ ŞAİRİ” ADINA TÖREN DÜZENLEDİ

Fiilen Temmuz 1911’de kurulan Türk Ocağı derneğinin geçici idare heyeti başkanlığına seçildi. Ağustos 1911’de Erzurum vali vekilliğine getirildi ve ertesi yıl emekliye ayrıldı. 1913’te Musul’dan mebus seçildi. 17 Aralık 1914’te “Türklerin ilk büyük millî şairi” tanıtımıyla, Türk Ocağı tarafından adına büyük bir tören düzenlendi. Çanakkale Savaşları sırasında kurulan İstanbul Hey’et-i Edebiyyesi ile birlikte savaş alanına gitti ve askerin mâneviyatını yükselten konuşmalar yaptı. Mütarekenin ardından, İstanbul’un işgali üzerine bazı arkadaşlarıyla birlikte Ankara’ya gitti.

Millî Mücadele devam ettiği sırada, halka ve orduya moral verici konuşmalar yapmak için Mehmed Âkif (Ersoy) ve Sâmih Rifat’la birlikte Anadolu’ya gönderildi. Cumhuriyet’in ilânı üzerine, 1923 yılında Şarkîkarahisar’dan ve 1927 yılında Şebinkarahisar’dan mebus seçildi. 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkasına katıldı, daha sonra da 1932 yılında Urfa Milletvekili ve 1943 yılında İstanbul Milletvekili seçildi. 14 Ocak 1944’teki vefatının ardından, Zincirlikuyu Asrî Mezarlığı’na defnedildi.

İÇİNDEN GELDİĞİ HALKIN ACILARINI DİLE GETİRMEYİ GAYE EDİNDİ

Mehmet Emin, Balkan savaşları yıllarında kaleme aldığı” Ey Türk, Uyan!” adlı kitabındaki şiirlerinde, Türkler’in Altaylar’dan Anadolu’ya gelişlerini, gerçekleştirdikleri fetihleri ve yerleştikleri ülkelere ektikleri medeniyet tohumlarını anlatmıştı. Edebiyatı ve özellikle şiiri, “Güzellik için olmakla birlikte iyilik içindir de” şeklinde tarif eden Mehmet Emin, aynı yıllarda faaliyet gösteren Edebiyât-ı Cedîde şairlerinden farklı olarak sanatın amacının güzelliğin yanı sıra millî fayda da temin etmek olduğunu belirtti.

"Millî Şair"in amacı, bir şair olarak şöhret kazanmak değildi, içinden geldiği halkın dertlerini ve acılarını dile getirmek ve bunlara bir çare bulmak istedi. Ömrünün sonuna kadar edebiyatta halkçılık ve milliyetçilik prensibine bağlı kaldı ve Cumhuriyet’ten sonraki yıllarda ortaya çıkan memleketçi edebiyatın oluşmasına da ön ayak oldu. Eserlerinde Türkçülük, milliyetçilik, memleketçilik, halkçılık ve Cumhuriyet’ten sonraki yıllarda inkılâpçılık unsurları, asıl ağırlığı oluşturdu.

“TÜRKLÜK AŞKININ KEVSERİNİ İÇTİM”

Türk edebiyatı tarihinde, daha çok Millî Edebiyat akımına yol açtığı kaydedilen “Anadolu’dan Bir Ses yahut Cenge Giderken” adlı şiiriyle tanınan ve edebî zevkini küçük yaşta babasından dinlediği halk hikâyelerinden edinen Mehmet Emin, “Ben İstanbul lehçesini anamdan, babamdan, sonra Anadolu lehçesini karımdan öğrendim; onun saf ve asil ruhunun kaynaklarından Türklük aşkının kevserini içtim” ifadelerini kullanmıştı.

Mehmet Emin’in şiirleri, Türk edebiyatında milliyetçilik hareketinin bir nevi başlangıcı oldu. Şiirleri, gerek halkın zevk anlayışına hitap etmesi gerek halk hayatının bazı sahnelerini, onların anlayabileceği bir dil ve üslûpla ifade etmesi dolayısıyla sade Türkçe ve hece vezniyle yazılmış şiirde öncü kabul edildi.