MİT Başkanı Kalın: Türkiye, hakikat ve adalet temelli hikâyesini anlatmaya devam edecek

Türkiye Cumhuriyeti Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kalın STRATCOM Zirvesi’nin “İletişimde Yeni Paradigma: Bilgi, Güç ve Anlatı” oturumunda konuştu.

Haber Giriş Tarihi: 28.03.2026 17:25
Haber Güncellenme Tarihi: 28.03.2026 17:25
https://www.qha.com.tr/

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından "Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" temasıyla bu yıl beşinci kez düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi'nin (STRATCOM 2026) ikinci gününde “İletişimde Yeni Paradigma: Bilgi, Güç ve Anlatı” oturumu tertip edildi. Oturumda, Türkiye Cumhuriyeti Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kalın konuştu.

KALIN, UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI'NI GÜNDEME TAŞIDI

Kalın, oturumda güncel durumu değerlendirdi. Pandemiden bu yana dünyanın birçok kritik eşiklerden, krizlerden ve kırılmalardan geçtiğini dile getiren Kalın, 2022 yılında başlayan Ukrayna-Rusya Savaşı’nın beşinci yılına girdiğini belirterek “Savaşın nasıl biteceğine dair henüz maalesef netleşen bir tablo önümüzde yer almıyor.” ifadelerini kullandı. 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan İsrail-Hamas Savaşı’nın etkilerinin ise bugün hâlâ devam ettiğini kaydeden Kalın, ”8 Aralık 2024 gününde Suriye’de gerçekleşen Suriye Devrimi’nin etkilerini de tüm bölgemizde hissetmeye devam ediyoruz. Geçen sene haziran ayında yaşanan 12 günlük İsrail-İran Savaşı, şu anda içinde bulunduğumuz savaşın fiilî şartlarını da test eden, ortaya çıkartan bir niteliğe sahip idi.” dedi.

İSRAİL-İRAN SAVAŞI'NIN SONA ERDİRİLMESİ İÇİN TÜRKİYE’NİN ÇABALARI DEVAM EDİYOR

Bugün ise 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasındaki savaşın bir aydır devam ettiğini kaydeden Kalın, “Bu savaşı önlemek, ilk planda ortaya çıkmasını engellemek için Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Dışişleri Bakanımız, Millî Savunma Bakanımız, bizler, İletişim Başkanlığımız ve diğer ilgili tüm arkadaşlarımızla çok yoğun bir çaba sarf ettik. Her seferinde öngörülemezlik, kırılganlık, gücün keyfî kullanımı üzerine dayalı bir dünya sisteminin ancak yeni krizler ve savaşlar üreteceğini ifade ederek bu tür çatışmaların ve yıkımların yaşanmaması için yoğun bir çaba sarf ettik.” şeklinde konuştu.

Bugün, bu savaşın ortasında ve yaklaşık bir aylık süre içerisinde hem bu savaşın sonra erdirilmesi hem de Türkiye’nin bu savaşın dışında tutulması için yoğun bir çaba gösterildiğini belirten Kalın, bu çabaların aralıksız devam ettiğini vurguladı. Kalın, bugün itibarıyla da söz konusu savaşın bütün bölgeye yayılmaması, daha yıkıcı hâle gelmemesi ve geleceğe dönük olarak da kalıcı hasara sebep olmaması için çabaların yoğunlaştırıldığını dile getirerek “Fakat maalesef İsrail’in başlattığı bu bölgesel savaşın giderek bir küresel krize dönüşmesi ve Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle 8 milyarın bedelini ödediği bir savaşa dönüşmesi, şu anda fiilî bir gerçeklik olmaya doğru hızla ilerliyor. Tüm çabamız, öncelikle bu savaşın bir an önce sona ermesi olacaktır.” değerlendirmesini yaptı.

“TÜRKİYE OLARAK HİÇBİR ZAMAN FİTNE ATEŞİNE ODUN TAŞIYAN TARAF OLMADIK”

Söz konusu savaşın hesaplanan sonuçlarından bir tanesinin sadece İran’ın nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılması değil, bundan çok daha tehlikeli olarak bölgenin kurucu aslî unsurları olan Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında on yıllarca devam edecek bir kardeş savaşına, bir kan davasına zemin hazırlayacak adımların atılması olduğuna dikkat çeken Kalın, şu ifadelere yer verdi:

Bunlara karşı Türkiye olarak sonuna kadar teyakkuz hâlinde mücadele edeceğimizi ifade etmek isterim. Biz Türkiye olarak hiçbir zaman fitne ateşine odun taşıyan taraf olmadık, olmayacağız. Gerekirse ateş topunu elimize alacağız, göğsümüzde soğutacağız ama onu hiçbir zaman fitne ateşine atmayacağız. Fitne ateşini yaymaya çalışanlara karşı da kendi dinamiklerimizle, değerlerimizle, liderliğimizle, kendi önceliklerimizle karşı durmaya devam edeceğiz. Biz, dostun ve düşmanın kim olduğunu bilerek hareket ediyoruz. Türkiye olarak bu istikametten ayrılmayacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.

İran’a yönelik savaşın uluslararası hukuk açısından bir zemininin olmadığını dile getiren Kalın, bu savaşı başlatanların sadece İran’la sınırlı kalmayıp bölgede birtakım oldubittilerle; Lübnan’da, Suriye’de, Filistin topraklarında ve başka yerlerde fiilî durumlar yaratarak yeni imha, ilhak ve işgal politikaları peşinde olduğunu belirtti. Kalın özellikle Lübnan’da son günlerde yaşanan gelişmelerin 1974 yılında Golan Tepeleri’nde yaşanan gelişmelere benzer fiilî bir durum yaratıp bunun bir imha, ilhak ve işgal politikasına dönüştürme girişimi olduğunu kaydetti. Türkiye’nin bunu önlemek için çabalarını yoğunlaştırdığını belirten Kalın, “Türkiye olarak sadece Lübnan’da değil, Filistin topraklarında da bir oldubitti ile Filistinlilerin temel haklarının ellerinden alınmasını, Gazze ve Batı Şeria’da yaşanan ihlallerin görmezden gelinmesine müsaade etmeyeceğimizi ifade etmek istiyorum.” dedi.

KALIN, BÖLGESEL SAVAŞIN VE KÜRESEL KRİZİN ÖNLENMESİ ÇAĞRISINI YAPTI

Bugün savaşın İran’ın ötesinde, bütün Körfez bölgesine yayıldığını kaydeden Kalın, “Elbette İran’a yapılan saldırılar ne kadar yanlışsa Körfez bölgelerine yapılan saldırıların da amaca hizmet etmediğini ifade etmemiz gerekiyor.” şeklinde konuştu. Kalın, Türkiye’nin Körfez’deki dost ve kardeş ülkeler ile yaptığı tüm görüşmelerde ve istişarelerden yola çıkarak bu savaşın bir an önce sona ermesi için, bölgenin kendi dinamiklerini esas alan bir perspektifle hareket edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Bununla birlikte Kalın, “Elbette İran’ın Körfez ülkelerine yaptığı saldırılar kabul edilemezdir ama bu savaşı başlatan ana aktörün kim olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor. Bunun için de İsrail üzerindeki baskının artırılması, savaşı başlatan aktör üzerinde yoğunlaşılarak bu savaşın bir bölgesel savaşa ve küresel krize dönüşmesini önlemek için çaba sarf etmemiz gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı.

KALIN, SÖYLEME VE EYLEME HÂKİM OLAN KAVRAMLARA DİKKAT ÇEKTİ

Kalın, anlatı meselesine de dikkat çekerek “Postmodernizmin büyük anlatılar çağının sona erdiğini ilan etmesinin üzerinden yaklaşık yarım asır geçti. Bize 1970’li yıllardan itibaren postmodernist düşünürler, ‘Akıl gibi, bilim gibi, aydınlanma gibi, ilerleme gibi, din gibi, toplum gibi büyük anlatıların dönemi geçti. Artık mikro tarihler var; kimlik gibi, cinsiyet gibi, etnik kimlikler gibi, sosyal sınıflar gibi daha mikro ilişkiler ve tarihler üzerinden insanlığın akışı devam edecek.’ tezini ileri sürdüler.” dedi. Buna karşın Kalın; akıl, aydınlanma, bilim gibi büyük anlatıların yerine neyin konulduğuna bakıldığında postmodernistlerin iddia yahut tahminlerinin tersine yeni bir anlatıdan ziyade, tüketime dayalı kapitalist üretim biçimlerinin ve teşhir kültürünün söyleme ve eyleme hâkim olduğunun görüldüğünü belirtti.

Öte yandan Kalın, postmodernizmle birlikte tedavüle sokulan kavramlara bakıldığında hakikatin inkârı, bilginin araçsallaştırılması, gerçekliğin sanal hâle getirilmesi, varlığın artık eğilen, bükülen ve biçilen bir meta hâline gelmesi, etik ve epistemik rölativizm, izafiyetçilik, görecelilik, bilginin anlamsızlaşması, siyasetin nihilistleşmesi, anlamını yitirmesi, hiperrealite ve simülatra gibi kavramların kullanılmasıyla birlikte bir kargaşa dönemine girildiğini kaydederek “Bütün bunlar; dünyayı daha rasyonel, daha özgür, daha adil kılmadı. Tam tersine; irrasyonel, özgürlük karşıtı, daha karanlık güçlerin öne çıktığı, âdetâ Freud’un bilinçaltı tahminlerini haklı çıkartan bir karanlık döneme girdik. Öyle bir noktaya geldik ki bazıları, bunlara ‘karanlık aydınlanma’ diyorlar.” dedi.

Ayrıca iletişimin anlam inşa etme, istikamet çizme ve bir yön bulma çabası olma özelliğine ve hikâye anlatımının önemine dikkat çeken Kalın, şu ifadelere yer verdi:

Türkiye olarak biz bilgiyi hakikatten, hakikati varlıktan, gücü hak ve adaletten, hikâyeyi ve anlatıyı anlam ve istikametten ayırmadan yolumuza devam edeceğiz. Temel çabamız, gayretimiz; hikâyemizi evrensel bir dille anlatmak ama hikâyemizin sadece şu grubun, bu hizdin, bu bölgenin, bu şehrin değil; bütün coğrafyamızın, insanlığın da bir hikâyesi olduğunu fark ederek, kavrayarak, bize kulak vermeye gönlü olan, aklı olan, kulağı olan herkesle paylaşmak olacaktır. Bu yüzden de biz, hikâyemizi inşa edeceğiz, anlatacağız, paylaşacağız ki başkalarının hikâyeleriyle bizim hikâyemiz de zenginleşsin.