
Adana’da konuşlu 6. Kolordu bünyesinde NATO Çokuluslu Kolordu Karargâhının (MNC-TÜR) kuruluş aşamasında olması, Karargâhın çekirdek kadrosuna Türk subayların atanması ve hemen ardından Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında İstanbul, Beykoz’da Deniz Unsur Komutanlığının faaliyete geçirilmesinin planlandığı yönündeki haberler, basında büyük ses getirdi.
Türkiye'nin NATO'daki eski daimî temsilcisi ve emekli Büyükelçi Mehmet Fatih Ceylan’ın kamuoyundaki tartışmalar üzerine kaleme aldığı analizi, Ankara Politikalar Merkezinin resmî internet sayfasında yayımlandı.
CEYLAN’DAN BAŞTA MSB OLMAK ÜZERE RESMÎ KURUMLARA ELEŞTİRİ
“Birçok meselede olduğu üzere herhangi bir gelişmenin arka planını irdelemek zahmetine katlanmayan veya kendi meşreplerinin rahatlığı içinde pervasız yorumlar yapmak itiyadını mesken edinmiş kimi çevrelerin, bir yandan kendi önyargılarını tatmin etmek, diğer yandan toplumu kendi zihin kalıplarına göre şekillendirmek yolunda yine yoğun bir uğraş içine girdikleri gözlenmekte.“ ifadelerini kullanan Ceylan, bu ortamın oluşmasında başta Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı (MSB) olmak üzere resmî kurumların gerekli hâllerde kamuoyunu yeterince ve zamanlıca bilgilendirmekten kaçınmalarının da rolü olduğunu dile getirdi. Ceylan, “Resmî çevrelerin bu tür meseleleri sis perdesi altında tutmaktan ne umdukları, bundan ne yarar sağladıkları ise sorgulanması gereken bir yaklaşım teşkil etmekte.” değerlendirmesinde bulunarak NATO’nun Türkiye’de yeni karargâhlar kurmasına giden süreci ve gündemin perde arkasını aşama aşama kamuoyuyla paylaştı.
NATO, BRÜKSEL VE PRAG ZİRVELERİNDEN SONRA YAPISAL DEĞİŞİKLİĞE GİTTİ
Ceylan, NATO’nun yeni döneme uyarlanmış stratejik konseptlerini ilan ettikten sonra komuta-kontrol-kuvvet yapılarında değişikliğe gitmesinin geleneksel bir uygulama olduğunun altını çizdi. Ceylan, bu çerçevede söz konusu yapıların Soğuk Savaş sonrası dönemde sırasıyla 1991, 1999, 2010 ve 2022 Stratejik Konseptlerinin açıklanmasından sonra uyarlandığını hatırlatarak “Bu olgusal gerçeklik, zamanında TSK bünyesinde görev almış, bugün emekli bulunan ve kimi kesimi son dönemlerde sanki bu gerçeklikle zamanında yaşamamış gibi yorumlar yapan kurmay subaylar tarafından esasen çok iyi bilinmektedir.” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte Soğuk Savaş sonrasında NATO’nun kendisini yeni güvenlik ortamına uyarlarken hayata geçirdiği ilk girişimlerden birinin 1994 NATO Brüksel Zirvesi’nde açıklanan Birleşik ve Müşterek Görev Kuvveti (BMGK/CJTF) konsepti olduğunu kaydeden Ceylan, bu konsepte göre yeni dönemde icra edilecek operasyonlar için hem birleşik (hava, kara, deniz gibi birden çok kuvvete dayalı) hem de müşterek yani çok uluslu bir çerçevenin uygulamaya geçirildiğini belirtti.
Bir sonraki aşamanın ise 2002 NATO Prag Zirvesi’nde NATO Mukabele Kuvvetinin (NRF) tesis edilmesi kararı olduğunu belirten Ceylan, NRF'nin BMGK konsepti temelinde yüksek hazırlık seviyesindeki 40 bin personeli bulunan bir kuvvet olarak öngörüldüğünü ifade etti. NATO’nun 2002 Prag Zirvesi kararlarına bağlı olarak Yüksek Hazırlık Seviyesindeki Kuvvet Karargâhlarını (High Readiness Forces-HRF) hayata geçirdiğini, bunlardan birinin de İstanbul’da bulunan 3. Kolordu bünyesinde çok uluslu bir şekilde kurulmasının (NRDC-T) kararlaştırıldığını dile getiren Ceylan, NRDC-T’ye ilişkin kararın alınmasının Türkiye’nin isteği ve onayıyla olduğunu hatırlattı.
KIRIM’IN İŞGALİ SONRASI NATO, KOMUTA-KONTROL-KUVVET YAPILARINDA UYARLAMAYA GİTTİ
Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı işgal etmesi üzerine NATO’nun ilk planda Rusya’dan algılanan tehdidi karşılamak üzere üye ülkeler için önce güvence (assurance), sonrasında da caydırıcılık (deterrence) önlem paketlerini açıkladığını kaydeden Ceylan, NATO’nun daha sonrasında ise özellikle kendisini Rus tehdidine yakın hisseden Türkiye dâhil olmak üzere üye ülkeler için Kademeli Mukabele Planlarını (Graduated Response Plans-GRP) hayata geçirdiğini belirterek NATO’nun 2014 sonrasında komuta-kontrol-kuvvet yapılarında da uyarlamaya gittiğini kaydetti.
Söz konusu çerçevede başlangıçta 40 bin personeli bulunan NRF’nin mevcudiyetinin 300 bin personele çıkarılması ve NRF bünyesinde Çok Yüksek Hazırlıklı Müşterek Görev Kuvveti (VJTF) tesis edilmesinin kararlaştırıldığını dile getiren Ceylan, Türkiye’nin bu yapılanma içinde de kendi iradesiyle yer aldığını ve 2021 yılının başında bu kuvvetin komutasını Polonya’dan devralıp yılın sonunda ise Fransa’ya devrettiğini hatırlattı.
Türkiye’nin komuta ettiği VJTF’nin NATO tatbikatlarına da katıldığını belirten Ceylan, yine 2014 sonrasında NATO komuta-kontrol-kuvvet yapılarındaki uyarlamaya bağlı olarak İzmir’deki NATO Kara Komutanlığının yanı sıra Northwood, Birleşik Krallık’ta Deniz Komutanlığı (MARCOM), Ramstein, Almanya’da Hava Komutanlığı, Brunssum, Hollanda’da ve Napoli, İtalya’da da Müşterek Komutanlıkların hayata geçirildiğini ifade etti.
CEYLAN, VİLNİUS ZİRVE BİLDİRİSİ’NİN 34. MADDESİNE DİKKAT ÇEKTİ
Haziran 2022’de NATO’nun yeni Stratejik Konsepti açıklandıktan sonra Temmuz 2023’te Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta tertip edilen NATO Zirvesi’nde “Rusya” ve “terörizm” olacak şekilde iki ana tehdidin karşısında üçlü bir yapıya dayanan savunma planlarının kabul edildiğini kaydeden Ceylan, söz konusu planların stratejik seviyede genel savunma planı, alan odaklı savunma planları (domain specific-kara, hava, deniz, siber uzay) ve bölgesel savunma planları olduğunu belirtti.
Bununla birlikte Ceylan; Vilnius Zirve Bildirisi’nin 34. Maddesi’nde yer alan şu ifadelere yer çekti:
“…Madrid Zirvesi’nde aldığımız kararları teyit ederek, NATO’nun Doğu Kanadı’nda mevcutlara ek olarak güçlü, uygun yerlerde konuşlandırılacak ve savaşa hazır kuvvetler oluşturma kararımızı yeniden vurguladık. Bu kuvvetler, mevcut muharebe gruplarından (battlegroups) gerektiğinde ve gerektiği yerde tugay büyüklüğünde birliklere genişletilecek olup, güvenilir ve hızlıca ulaşılabilir takviye kuvvetleri, önceden konuşlandırılmış teçhizat ve geliştirilmiş komuta ve kontrol yapısıyla desteklenecektir…”
İlgili ifadelerin, diğer hususların yanı sıra Türkiye’de daha yeni gündeme gelen MNC-TÜR ve Deniz Unsur Komutanlığının altında yatan gerekçelere ışık tutmakta olduğunu belirten Ceylan, “Vilnius Zirvesi öncesinde Türkiye’deki karar vericiler ve kanaat önderi olarak geçinen çevreler, kamuoyunu İsveç’in NATO’ya üye olması sürecine kilitlemekle yetindikleri için o Zirvede NATO’nun savunma planlaması ile komuta-kontrol-kuvvet yapısındaki uyarlamaları es geçmeyi tercih etmişler ve resmî çevrelerin de göz yummasıyla, çoğu halde olduğu üzere, derin hamasetin engin ufuklarında tur atmayı yeğlemişlerdir.” dedi.
CEYLAN, “ÇARPIK” YORUMLARA İTİBAR EDİLMEMESİNİ ÖNEMLE TAVSİYE ETTİ
Ceylan, Vilnius Zirvesi kararlarının bugün İran’a karşı devam eden savaştan üç yıl öncesine dayandığına dikkat çekerek konuyu “İran kriziyle” irtibatlı kılmanın dayanağının olmadığını ifade etti. Bu hususta yanlış verilmiş tepkileri, gelişmeleri zamanlıca ve yeterince takip etmeyenlerin vardıkları hatalı ve yanıltıcı sonuçlar olarak tanımlayan Ceylan, “Buna mukabil NATO konusundaki deneyim ve bilgi birikimi sağlam olanları bu gözlemden tenzih etmek gerekir.” dedi.
Benzer şekilde üç yıl önce ilgili kararlar alınırken Karadeniz’de bugünkü kadar insansız deniz araçlarının (İDA) neden olduğu bir durumun da bulunmadığını dile getiren Ceylan, şu ifadelere yer verdi:
“Hâl böyle olmakla birlikte, komplo teorilerinin toplumun yumuşak karnını oluşturduğunu fırsat bilen kimi askerî ve sivil kökenli şahısların, kamuoyunu kendi kişisel eğilimleri ve köhnemeye yüz tutmuş zihinsel kalıpları doğrultusunda şekillendirmeye gayret ettikleri gözlenmektedir.
Çok uluslu MNC-TÜR ve İstanbul Boğazı girişinde çok uluslu Deniz Unsur Komutanlığı’nın kuruluş hazırlıkları sürecinde resmî makamların zamanında ve yeterince kamuoyunu bilgilendirmemelerinin de bugünkü zihin karışıklığına meydan vermekte olduğu görülmektedir.”
Ceylan, ülke güvenliğini ilgilendiren bu tür konuların açıklanmasının tesadüflere terk edilmesinin devlet ciddiyetiyle bağdaşan bir yaklaşım olmadığını vurgulayarak Türkiye açısından da şekillenmekte olan kritik bir konunun, geçmişi bilmeden ve süreci bütünlüğü içinde resmetmeden yapılan kimi “çarpık” yorumlara da itibar edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
GÖNÜLLÜLER KOALİSYONU KAPSAMINDAKİ KOMUTANLIK, NATO İLE FAALİYET GÖSTEREBİLİR
Bununla birlikte Ceylan, ilgili temel gözlemler saklı kalmak kaydıyla MNC-TÜR ve Deniz Unsur Komutanlığına ilişkin olarak NATO bünyesinde ne tür düzenlemelerin öngörüldüğünü sorgulamanın, konuyu takip edenler için doğal ve meşru olduğunu kaydetti.
Bu çerçevede, İstanbul Boğazı girişinde kurulması öngörülen Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamındaki komutanlığın, şimdilik özel bir yapılanma içinde olmasına rağmen, gelecekte bir şekilde NATO’yla bağlantılı olarak faaliyet göstermesinin öngörülebileceğini belirten Ceylan, “Çünkü söz konusu Gönüllüler Koalisyonunun her hâl ve kârda NATO içinde faaliyet gösteren ve kararlarını Türkiye dâhil çoğu NATO üyesinin şekillendirdiği bir varlık olduğu kuşkusuzdur. Bu itibarla, söz konusu yapılanmayı NATO’nun tamamen dışındaki bir oluşum olarak görmek yanıltıcı bir sonuç doğurur.” ifadelerini kullandı.
Öncelikle ilgili birimlerin NATO bünyesinde nasıl bir komuta-kontrol düzenine tâbi tutulacağının açıklığa kavuşturulması ve operasyonel komuta (OPCOM) ile operasyonel kontrol (OPCON) düzenlemeleri için nasıl bir yapılanmanın öngörüldüğünün uygun bir çerçevede açıklanması gerektiğini dile getiren Ceylan, “Bu düzenlemeye dair müzakerenin NATO içinde tamamlanmış olması gerektiği ‘bilinen bir sırdır’!” dedi.
CEYLAN, NATO’NUN SORUMLULUK SAHASI DIŞINDA OPERASYON YAPAMAYACAĞINI HATIRLATTI
Bununla beraber Ceylan, ilgili karargâhların/komutanlıkların görev yönergelerinin (Terms of Reference) ana unsurlarının, iltisaklı bulundukları bölgesel savunma planlarının gizlilik derecesine halel getirmeyecek bir çerçeve içinde kamuoyuna açıklanmasının, mevcut karmaşıklığın aşılmasında yararlı olacağını bildirdi.
“Keza, öngörüldüğü varsayımından hareketle her iki komutanlığın sorumluluk sahalarına (Area of Responsibility) açıklık getirilmesi de sağlanmalıdır. Her hâl ve kârda bunların sorumluluk sahalarının, NATO’nun temel bölgesel sorumluluk sahasını aşamayacağı, dolayısıyla örneğin Orta Doğu’ya uzanamayacağı açıktır.” değerlendirmesinde bulunan Ceylan, ittifakın korumaktan sorumlu olduğu alanın kurucu antlaşma olan Washington Antlaşması’yla belirlendiğini kaydederek uluslararası meşruiyetten yoksun bir temelde, dolayısıyla BMGK kararı olmaksızın NATO’nun kendi sorumluluk sahası dışında operasyon yapmasının mümkün olmadığının altını çizdi.
Ceylan öte yandan bu durumun, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın NATO’yu İran operasyonuna müdahil etme yolundaki çağrısının Avrupalı müttefiklerde karşılık bulmamasının gerisinde yatan temel unsur olduğunu vurgulayarak “Kuşku yok ki her şey yerli yerine oturduğunda söz konusu iki komutanlık birimine dair ana hususlar uygun bir çerçevede NATO tarafından kamuoylarıyla paylaşılacaktır. Bu da NATO’nun yaygın bir uygulamasıdır. Bu açıdan bakıldığında Türk resmî çevrelerinin şimdiden gerekli bilgileri kamuoyuna aktarmak suretiyle ön alması tabiatıyla tercihe şayan olurdu.” değerlendirmesini yaptı.
“TÜRKİYE, DİĞER MÜTTEFİK ÜLKELERLE KIYASLANMAYACAK ÖLÇÜDE ÖNEMLİ KATKILAR YAPAGELMİŞTİR”
Deniz Unsur Komutanlığı hususunda ise özellikle Romanya’nın 2014 sonrasındaki gelişmeler doğrultusunda NATO’nun daha görünür olması yönünde bir çizgi izlemeye başladığını, belirten Ceylan, Türkiye’nin ise Montrö rejimini esas alarak Karadeniz’de artan gerilimle ilgili bilgilerin Birleşik Krallık’taki Deniz Komutanlığı bünyesinde değişimine/eşgüdümüne karşı çıkmadığını ancak Karadeniz’i odak alan daimî bir askerî yapılanmaya doğal olarak itiraz ettiğini kaydetti.
Bu durumun üzerine zamanında Northwood Karargâhında bir eşgüdüm hücresi kurulmasıyla yetinildiğini ve sırf Karadeniz’e özgü bir NATO yapılanmasından kaçınıldığını dile getiren Ceylan, “Bu esastan hareketle Türkiye, Soğuk Savaş sonrası dönemin başlamasından bu yana yapageldiği üzere, Karadeniz’e sahildar müttefik (Bulgaristan ve Romanya) ve ortak ülkelerin (Ukrayna ve Gürcistan) donanma kapasitelerinin ve yeteneklerinin geliştirilmesine diğer müttefik ülkelerle kıyaslanmayacak ölçüde önemli katkılar yapagelmiştir.” dedi. Sahada gerilimin yükseldiği anlarda, serbest dolaşan mayınların etkisiz hâle getirilmesi gibi görevler için Türkiye, Bulgaristan ve Romanya’nın üçlü iş birliğiyle mayın karşı tedbirleri görev gücünün kurulmasına ön ayak olduğunu kaydeden Ceylan, Türkiye’nin bu suretle NATO’nun güney bölgesinin korunmasında ve caydırıcılığın idamesinde kendi iradesiyle önemli bir rol üstlendiğini vurguladı.
Öte yandan Ceylan, son birkaç yıldır Karadeniz’de insansız hava ve deniz araçlarının savaşan taraflarca yoğun şekilde kullanılması ve bunlardan birkaçının ya Türkiye hava sahasını ihlal ettiklerinin ya da Türkiye’nin Karadeniz sahillerine sürüklendiklerinin görüldüğüne dikkat çekerek “İnsansız bu sistemlere karşı da gerekli önlemlerin alınması doğal olacaktır.” dedi.
CEYLAN, TÜRKİYE’NİN BU SÜREÇTE ÖN ALICI BİR ROL ÜSTLENMESİ GEREKTİĞİNİ BELİRTTİ
İnsansız hava ve deniz sistemlerini/platformlarını, söz konusu rejimin geleneksel deniz platformlarını kapsayan bir çerçeve olması sebebiyle Montrö rejimi çerçevesine yerleştirmenin mümkün gözükmediğini bildiren Ceylan, başta Ukrayna olmak üzere Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin bu sistemleri geliştirmeyi ya da edinmeyi hedeflediğini belirtti.
Kıyıdaş olmayan ülkelerin ise Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerin bu yeteneklere erişimini kolaylaştırmakta veya bu ülkelerdeki tesislerden yararlanmakta olduğunu dile getiren Ceylan; bu bağlamda Ankara’nın söz konusu insansız sistemlerin kullanımının, Karadeniz güvenliğini etkilemeyecek yönde bugünkü şartlarda tek başına kontrol etmesinin pratik zorluklarına dikkat çekerek “Bunların takibinin (istihbarat-keşif-gözetleme-ISR) eş güdümünde Montrö rejimini sorgulatmayacak ve/veya tehlikeye sokmayacak bir çerçevenin tesis edilmesinde ön alması ise gerekli ve yerinde olacaktır. Zira, Türkiye bu süreçte ön alıcı bir rol üstlenmezse, mevcut olan veya bulunduğu varsayılan boşluğu bugünkü ortamda başkaları doldurmaya yöneleceklerdir. O takdirde Montrö rejiminin uygulanması bakımından güçlüklerle karşılaşılması olasıdır.” şeklinde konuştu.
CEYLAN, RESMÎ MAKAMLARA GEREKLİ ÖLÇÜDE BİLGİ PAYLAŞMALARI ÇAĞRISINI YAPTI
Bununla birlikte Türk resmî çevrelerinin Deniz Unsur Komutanlığından yola çıkarak hadimi (custodian) olduğu Montrö rejiminin gevşetilmesine göz yummalarının beklenmemesi gerektiğini belirten Ceylan, “Bunun aksi bir yaklaşım izleneceğini varsayanların beklentilerinin gerçekleşmemesi galip olasılıktır.” dedi. Ayrıca her iki çok uluslu komuta biriminin hayata geçirilmesi sürecinde resmî makamların gerekli ölçüde bilgi paylaşmamalarının hem doğal ve meşru hem de “hamaset illetiyle malûl” yorumların dolaşıma girmesine büyük ölçüde sebep olduğunu dile getiren Ceylan, son olarak şu ifadelere yer verdi:
“Bu tür meselelerde şeffaflıktan uzaklaşmaya veya çeşitli saiklerle bunları gölgelemeye dayalı tercihlerde bulunmanın hiç kimseye fayda sağlamayacağı anlayışını temel alan bir yaklaşım izlenmesinin daha doğru bir yöntem olacağı kuşkusuzdur.”