Annesi toplama kampında, babası hapiste: “Doğu Türkistan’ın bayrağını başka bir ülkede öğrendim”

2017 yılından bu yana ailesiyle iletişim kuramayan ve büyük zorluklarla Türkiye’de Hukuk okuyan Uygur Türkü Buhliçe, yaşadığı tüm süreçleri QHA ile paylaştı.

Haber Giriş Tarihi: 23.01.2026 17:38
Haber Güncellenme Tarihi: 23.01.2026 17:38
https://www.qha.com.tr/

Yağmur Filiz KAŞGARLI/QHA Ankara

Baskı ve asimilasyon politikalarının sürmekte olduğu Doğu Türkistan’daki sessiz çığlığın bir tanığı daha Kırım Haber Ajansına (QHA) konuştu.

Türkiye’deki bir üniversitede hukuk eğitimi alan Uygur Türkü Buhliçe, ailesiyle tam 9 yıldır irtibat kuramıyor. Eğitimi için zorlu koşullardan geçen ancak iki yıl önce Türkiye'de Hukuk Fakültesine başlayan başarılı öğrenci, yaşadıklarını tüm gerçekliğiyle aktardı.

2016 yılında ailesinin kendisini ve ağabeyini eğitim almaları için Özbekistan'a gönderdiğini orada öğrenci evinde ikâmet ettiklerini aktaran Buhliçe, daha sonra anne ve babasıyla iletişimin aksadığını belirtti.

BABASINI 2017 YILINDA SON KEZ GÖRDÜ

Buhliçe, “Henüz 11 yaşındaydım. 2016-2017 yıllarında yollar bugüne göre daha açıktı. Annemle babam beni orada ortaokula yerleştirdi. Babam zaman zaman bizi ziyaret ediyordu ama aynı yılın sonlarında, ‘Bir daha gelemeyebilirim.’ dedi. Küçük olduğum için hiçbir şey anlamıyordum. Kendi dinimi daha önce bilmediğim bir ülkede öğrendim.” ifadelerini kullandı.

Buhliçe, WhatsApp gibi sosyal medya uygulamalarının kullanımının Çin yönetimi tarafından yasaklandığı için WeChat üzerinden iletişim kurabildiklerini, ancak 2017 yılı itibarıyla bu uygulama üzerinden de ailesiyle irtibatının tamamen kesildiğini aktardı.

ÇİN BASKISI ÖZBEKİSTAN'DA DA VARDI

Özbekistan'daki Uygur diasporasına yönelik Çin baskısının hakîm olduğunu hatta birçok Uygurun deport edildiğini vurgulayan Buhliçe, ağabeyi ile daha sonra apar topar bir şekilde Türkiye'ye geldiklerini dile getirdi. Buhliçe, havalimanında uçağa binerek, vizeyle çok rahat bir şekilde Uygur teşkilatlarının desteği sayesinde İstanbul’a geldiklerini söyledi. Buhliçe, “Valizlerimiz, kıyafetlerimiz ve tüm eşyalarımızı bırakıp geldik buraya.” dedi.

Lise eğitimine de burada başladığını ifade eden genç kız, lise eğitiminin ardından üniversiteyi kazandığı şehre yerleştiğini belirtti.

Hatırladığı 2010’lu yıllarda Çinlilerin Uygur Türklerinden çekindiğini ve hatta korktuğunu söyleyen Buhliçe, “Şehrimizin her sokak başında Çin’in yönetim kadrosu vardı. Ayrıca geceleri kapanan sokaklar arasında demir kapılar vardı. Ancak Çinlileri daha çok Ürümçi’de görebiliyorduk.” ifadelerine yer verdi.

“BİZE SUNULAN BİR DÜNYA VARDI SADECE”

O dönemde inançlarına yönelik bir baskıyı hissettiğini vurgulayan Buhliçe, “Annelerimiz başını sadece arkadan bağlayarak kapatabiliyordu o dönemlerde. Türk devletleri, bilhassa Türkiye hakkında hiçbir şey konuşamıyorduk. Oralardan haberlerimiz olmuyordu. Farklı sosyal medya ağları olduğu için dış ülkeler hakkında bir şey bilmiyorduk. Bize sunulan bir dünya vardı sadece.” diyerek kendi ülkesinin tarihî arka planını öğrenemediklerini dile getirdi.

"ÜLKEMİN BAYRAĞINI BAŞKA BİR ÜLKEDE ÖĞRENDİM"

Bunlardan birinin de bir devletin bağımsızlığının simgesi olan bayrak ve marşı bilmediklerinin altını çizen Buhliçe, “Ülkemin, Doğu Türkistan’ın mavi zeminli ay yıldız şeklinde olduğunu 2017 yılında, başka bir ülkede öğrendik.” dedi.

ANNESİ TOPLAMA KAMPINDA, BABASI HAPİSTE

Uygur genç, babası ve annesiyle en son 2016 yılında iletişim kurduklarını ve o tarihten sonra babasının hapis cezası aldığını, annesinin ise 7 yıl toplama kampı cezası aldığını öğrendiklerini ifade etti. Buhliçe, “Kardeşlerime ablam ve teyzemler bakıyordu. Hesaplamalarımıza göre ikisinin de çıkmış olması gerekiyor. İnşallah sağ bir şekilde hayatlarına devam ediyorlardır.” diyerek temennilerde bulundu.

Ayrıca Buhliçe, Özbekistan'a ve Türkiye’ye birlikte geldiği ağabeyinin, kardeşleriyle dijital oyunlar üzerinden mesajlaşabildiğini ancak bu oyun üzerinden iletişim kuranların Çinliler tarafından tespit edilerek toplama kampına götürüldüklerini öğrendikten sonra iletişimi bitirmek zorunda kaldıklarını söyledi.

"ZAMAN ZAMAN ENGELLER VE KISITLAMALARLA KARŞILAŞIYORUZ"

Türkiye’de inançlarını ve yaşam şekillerini rahatlıkla yaşayabildiklerini vurgulayan Buhliçe, “Ama elbette bütün Uygur Türkleri olarak ülkemizdeki durumun sona ermesini ve oraya dönmeyi, buna yönelik çalışmalar yapmayı istiyoruz. Bu zamanlarda da sesimizi duyurmak adına engeller ve kısıtlamalarla karşılaşıyoruz.” ifadeleriyle söz konusu duruma sitemde bulundu.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLAMADIĞI İÇİN DEVLET DESTEKLİ EĞİTİM VE SAĞLIK İMKÂNLARINDAN YARARLANAMIYOR

Hâlâ Çin vatandaşı olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamadığını, kazandığı puanla dahi olsa üniversiteye ödeme yapmak zorunda kaldığını sözlerine ekleyen Buhliçe, bu durumdaki öğrencilerin zor durumda olduğunun altını çizdi. “Hastanelerde defalarca büyük zorluklar yaşadım.” diyen öğrenci, devlet yurdunda da kalamadığını, mecburen özel yurtta kaldığını söyledi.

NEDEN HUKUK TERCİH ETTİ?

Öte yandan Uygur genç, Hukuk Fakültesini, ülkesi Doğu Türkistan’ın uluslararası alanda sesinin duyurulmasını sağlama amacıyla tercih ettiğini dile getirdi. Buhliçe, “Bu alanı ülkemiz adına uluslararası alanlarda işler yapmak için seçtim.” dedi.

Buhliçe konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı:

Bazen insan sonradan idrak ediyor. Ülkemizi, şehrimizi Uygur biri değil de neden Çinli biri yönetiyor diye sormamışım. İnternete bakıyorsunuz yeterince bilgi yok, çünkü Doğu Türkistan dış dünyaya kapalı. Komünist rejim nedeniyle Çinli muhalifler bile bu duruma engel olamıyor. Doğu Türkistan’ın tarihî boyutuna erişemiyoruz. Milyonlarca Uygur Türkünün aklında soru işte bu.