
Dünya Genç Türk Yazarlar Birliğindeki çalışmaları ve Türk dünyası edebiyatına sunduğu katkılarla tanınan şair ve yazar Ekber Goşalı; mühendislikten kamu yönetimine, edebi hafızadan Kırım Tatarlarının vatan mücadelesine kadar pek çok konuda Kırım Haber Ajansına (QHA) önemli açıklamalarda bulundu.
Şair ve yazar Ekber Goşalı, edebiyatın yalnızca estetik bir ifade alanı olmadığını, aynı zamanda toplumsal hafızayı koruyan önemli bir güç olduğunu belirtti. Türk dünyasının geleceğini kültürel çeşitliliğin korunarak birbirini daha yakından tanıyan toplumların oluşturacağı ortaklıkta gören Goşalı, “Herkesin kendi rengiyle güçlü olduğu ama birbirini yabancı saymadığı bir Türk dünyası” hayalini anlattı.
"KÖY, KİTAP, SAZ, TARİH, ORTAK HAFIZA VE TÜRK DÜNYASI..."
Azerbaycan'ın Tovuz bölgesindeki Goşa (Qoşa) köyünde doğan Goşalı, çocukluğunun köy hayatı, dağlar, toprak, halk sözü, saz ve sözlü kültür içinde geçtiğini anlattı. Şiirinin ana kaynaklarından birinin bu ilk coğrafya olduğunu belirten Goşalı, edebiyatı hiçbir zaman yalnızca bir meslek seçimi olarak görmediğini söyledi.
Şiirin kendisi için dünyayı anlamanın, kendini ifade etmenin ve hafızayla bağ kurmanın bir biçimi olduğunu ifade eden Goşalı, edebiyat yolculuğunu şöyle tanımladı:
Benim için edebiyata geliş, tek bir "dönüm noktasından" çok, birçok yolun aynı menzilde birleşmesidir: Köy, kitap, saz, tarih, ortak hafıza ve Türk dünyası…
Azerbaycan Teknik Üniversitesinde eğitim alan, daha sonra Azerbaycan Cumhurbaşkanlığına bağlı Kamu Yönetimi Akademisinde öğrenim gören Goşalı, mühendislik, kamu yönetimi ve edebiyatı birbirinden kopuk alanlar olarak görmediğini belirtti.
Mühendisliğin kendisine sistem kurmayı ve sebep-sonuç ilişkilerini anlamayı öğrettiğini, kamu yönetiminin devlet, kurumlar ve toplumun işleyişini gösterdiğini ifade eden yazar, edebiyatın ise bütün bu sistemlerin merkezindeki insanı anlamaya çalıştığını söyledi.
“Bir bakıma mühendislik bana yapıyı, yönetim mekanizmayı, edebiyat ruhu öğretti” diyen Goşalı, kültürde dil, tarih, ahlak, sanat, devlet, coğrafya ve hafızanın birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı.
“BAZEN SİYASETİN UNUTTUĞUNU ŞİİR HATIRLAR”
Şiirin öncelikle bir sanat olduğunu belirten Goşalı, şiiri yalnızca ideolojik mesajların taşıyıcısına dönüştürmenin şiirin ruhuna haksızlık olacağını söyledi.
Bununla birlikte şairin yaşadığı toplumdan, dilden, tarihten ve hafızadan bağımsız olmadığını ifade eden Goşalı, şiiri hem bireysel ruhun sesi hem de toplumsal hafızanın damarlarından biri olarak gördüğünü belirtti.
Vatan kavramının yalnızca haritadaki topraklardan ibaret olmadığını söyleyen Goşalı, vatanın dilde, türküde, mezar taşında, çocuk adlarında, yer adlarında, masallarda ve dualarda da yaşadığını ifade etti.
“Edebiyatın büyük görevlerinden biri de insanın, toplumun unutkanlığına karşı direnmesidir. Çünkü bazen siyasetin unuttuğunu şiir hatırlar” diyen Goşalı, edebiyatın tarihî ve kültürel hafızanın korunmasındaki rolüne dikkat çekti.
EDEBİYATIMIZ GİBİ OKURLARIMIZ DA KOMŞU OLMALI
Azerbaycan edebiyatının Türk dünyasında güçlü bir tarihî konuma sahip olduğunu belirten Goşalı, çağdaş dönemde Türkiye, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tataristan ve diğer Türk topluluklarının edebiyatları arasındaki ilişkilerin geçmişe göre daha canlı hâle geldiğini söyledi.
Çevirilerin, edebiyat şölenlerinin ve ortak yayınların arttığını ancak mevcut etkileşimin Türk dünyasının gerçek edebî potansiyelini yansıtmadığını ifade eden Goşalı, temel sorunun eserlerin dolaşımı olduğunu vurguladı.
Bir Özbek şairin kitabının Bakü'de, bir Azerbaycanlı yazarın romanının Bişkek'te, bir Kırım Tatar şairin şiirlerinin Almatı'da ve bir Kazak yazarın eserinin Kazan'da aynı yıl okunabilmesinin gerçek ortak edebî alanın oluşması açısından önemli olduğunu belirten Goşalı, şunları söyledi:
Bizim edebiyatlarımız birbirine komşudur; şimdi okurlarımızı da komşu yapmalıyız.
ORTAK YAYINEVİ VE DİJİTAL PLATFORM ÖNERİSİ
Türk dünyasındaki genç yazarların bir araya gelmesini yalnızca edebî etkinlik olarak görmediğini ifade eden Goşalı, bunu geleceğe yapılan kültürel bir yatırım olarak değerlendirdi.
Ortak edebî alanın oluşturulması için nitelikli karşılıklı çevirilere, ortak yayınevleri ve dergilere, düzenli edebiyat şölenlerine, genç yazar değişim programlarına ve ortak dijital kütüphane ve platformlara ihtiyaç olduğunu söyledi.
Goşalı, kardeş edebiyatların üçüncü bir dil üzerinden tanınması yerine doğrudan ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini belirterek, dijital dünyanın genç kuşaklara önemli imkânlar sunduğunu dile getirdi.
Ancak teknolojik yakınlığın kendiliğinden kültürel derinlik yaratmayacağını vurgulayan Goşalı, gençlerin birbirlerini yalnızca sosyal medya üzerinden değil, kitapları, fikirleri ve tarihleri aracılığıyla tanıması gerektiğini söyledi.
Türk dünyasının ortak bir edebî dolaşım sistemine ihtiyacı olduğunu belirten Goşalı, ortak yayınevleri, profesyonel çeviri merkezleri, edebiyat ajansları, ödüller, dijital kütüphaneler ve sesli kitap platformlarının kurulmasını önerdi.
Bir adım daha ileri giderek Türk dünyası için ortak bir edebî veri ve dolaşım ağının oluşturulabileceğini ifade eden yazar, “Taşkent’te yayımlanan yeni bir romanın ertesi gün Bakü’de bilinmesi, Kırım Tatarcadan yeni bir şiir kitabının Kazan ve Ankara’daki editörlere ulaşması, Azerbaycanlı genç bir yazarın Bişkek’te keşfedilmesi olağan hâle gelmelidir. Ortak edebî alan ancak böyle oluşur” dedi.
“ORTAK TÜRKÇE MASA BAŞINDA İCAT EDİLMEMELİ”
Türk halkları arasındaki edebî ve kültürel iletişim konusunda “ortak Türk dili” ile “ortak Türkçe iletişim alanı” kavramlarını birbirinden ayıran Goşalı, bütün Türk halklarının millî edebî dillerini bırakarak yapay bir dil oluşturmasını gerekli ve gerçekçi bulmadığını söyledi.
Türk dillerinin aynı büyük kültür ağacının dalları olduğunu belirten Goşalı, çeşitliliğin korunması gerektiğini vurguladı.
“Ağacı birleştirmek için dalları kesmeye gerek yok; kökü zaten birdir” ifadelerini kullanan Goşalı, asıl ihtiyacın karşılıklı anlaşılmayı derinleştirmek olduğunu söyledi.
Ortak alfabe, karşılıklı dil öğretimi, medya, sinema, edebiyat, öğrenci değişimi ve sürekli temasın Türk halklarının birbirini daha kolay anlamasına katkı sağlayabileceğini ifade eden Goşalı, “Ortak Türkçe masa başında icat edilmemeli. O tam da hayatın içinden doğmalıdır” dedi.
TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİNDE KÜLTÜREL POTANSİYELE VURGU
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki “iki devlet, bir millet” anlayışının yalnızca siyasi bir slogan olarak görülmemesi gerektiğini belirten yazar, bu yaklaşımın tarihî, dilsel, kültürel ve duygusal temellerinin bulunduğunu söyledi.
İki ülke arasındaki edebî ilişkilerin güçlü olduğunu, kitapların yayımlandığını ve yazarların karşılıklı olarak tanındığını belirten Goşalı, buna rağmen siyasi ilişkilerin ulaştığı düzey ile kültürel ilişkilerin potansiyeli arasında hâlâ mesafe bulunduğunu ifade etti.
Devletler arasındaki ilişkilerin güçlü olmasının tek başına yeterli olmadığını belirten Goşalı, kültürel yakınlığın toplumların günlük hayatına da yansıması gerektiğini söyledi.
Yazar, “Kültürün avantajı da budur: diplomasi devletleri yakınlaştırır, edebiyat gönülleri” dedi.
Türk dünyasının yalnızca bağımsız Türk devletleriyle sınırlandırılamayacağını ifade eden Goşalı, Türk dünyasının siyasi bir haritadan daha geniş bir kültürel coğrafyayı kapsadığını söyledi.
Kırım Tatarları, Gagauzlar, Irak Türkmenleri, İran'daki Türk toplulukları, Balkan Türkleri ile Sibirya ve İdil-Ural havzasındaki Türk halklarının bu büyük kültürel bütünün ayrılmaz parçaları olduğunu belirten Goşalı, kapsayıcılığın yalnızca söylemle sağlanamayacağını vurguladı.
Bu toplulukların kitaplarının yayımlanması, müziklerinin dinlenmesi, gençlerinin edebiyat şölenlerine davet edilmesi ve dillerinin, folklorlarının ve tarihlerinin araştırılması gerektiğini ifade etti.
Türk dünyasını büyük bir ağaca benzeten Goşalı, “Kültür ağacının hiçbir dalını ‘küçük’ diye görme hakkımız yoktur” dedi.
“KIRIM YALNIZCA SİYASİ KRİZ DÖNEMLERİNDE HATIRLANMAMALI”
Kırım'ın yalnızca bir coğrafya olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Goşalı, Bahçesaray'dan İsmail Bey Gaspıralı'ya, Bekir Çobanzade'den Cengiz Dağcı'ya uzanan büyük bir kültürel hafızaya dikkat çekti.
Gaspıralı'nın “Dilde, fikirde, işte birlik” ülküsünün bugün de Türk dünyasının güçlü kültürel programlarından biri olarak yaşadığını ifade eden yazar, Kırım Tatar edebiyatında vatan, sürgün, dönüş, hafıza ve kimlik temalarının güçlü bir yer tuttuğunu söyledi.
Kırım Tatar edebiyatını Türk dünyasının ortak hafıza edebiyatlarından biri olarak gördüğünü belirten Goşalı, bu edebiyata yönelik ilginin bulunduğunu ancak yeterli olmadığını dile getirdi.
Kırım Tatar klasiklerinin ve çağdaş yazarlarının Azerbaycan, Türkiye ve diğer Türk ülkelerinde daha sistemli biçimde yayımlanması gerektiğini vurgulayan Goşalı, “Kırım’ı yalnızca siyasi kriz dönemlerinde hatırlamak kültürel hafızamıza haksızlık olur. Kırım Türk dünyasının gündeminde hafıza olarak sürekli yaşamalıdır” dedi.
“TARİH RAKAM SÖYLER, EDEBİYAT İNSANI GÖSTERİR”
Kırım Tatarlarının sürgün, vatan ve yeniden dönüş mücadelesinin gelecek kuşaklara aktarılmasında edebiyatın önemli bir rol oynadığını belirten Goşalı, tarih ile edebiyatın bu noktada farklı işlevler üstlendiğini söyledi.
“Bazen tarih rakam söyler, edebiyat insanı gösterir” diyen Goşalı, tarihî olayların rakamlarla aktarılabildiğini ancak bu olayların insan hayatındaki karşılığını romanın ve şiirin anlatabildiğini ifade etti.
Hatıratlar, romanlar, şiirler, tiyatro, sinema, çocuk edebiyatı ve sözlü tarih kayıtlarının gelecek kuşaklar için bir hafıza zinciri oluşturduğunu belirten Goşalı, unutmanın geleceğin kimliğini de zayıflatacağını söyledi. Yazar, “Edebiyat ise unutmaya karşı insanlığın en eski ve en zarif direnişlerinden biridir” ifadelerini kullandı.
“HERKES KENDİ RENGİYLE GÜÇLÜ OLMALI”
Kırım'ı daha önce iki kez ziyaret ettiğini belirten Goşalı, bir toplumun siyasi koşulları değişse veya toprak kaybı yaşasa bile dilini, kültürünü ve hafızasını yaşattığı sürece tarihsel varlığını sürdürebileceğini ifade etti.
Türk dünyasının gençlerine de birbirlerini daha yakından tanıma çağrısı yapan Goşalı, farklı coğrafyalardaki toplumların yalnızca kriz dönemlerinde değil, başarıları, şiirleri, bilimsel çalışmaları ve günlük hayatları üzerinden de birbirlerini tanımaları gerektiğini söyledi.
Türk dünyasına ilişkin hayalinin herkesin aynılaşması olmadığını vurgulayan Goşalı, farklılıkların korunarak ortak bir kültürel yakınlığın geliştirilmesi gerektiğini belirtti.
“Herkesin kendi rengiyle güçlü olduğu ama birbirini yabancı saymadığı bir Türk dünyasıdır hayalim” diyen Goşalı, Türk dünyasının geleceğinin yalnızca geçmişin mirasıyla değil, bugünün aklı, bilimi, sanatı ve ortak emeğiyle kurulması gerektiğini söyledi.
Goşalı, son olarak şu ifadelere yer verdi:
Bir Tatar Tatar olarak, Azerbaycanlı Azerbaycanlı olarak, Kazak Kazak, Özbek Özbek, Kırgız Kırgız, Türkmen Türkmen olarak yaşasın; ama birbirimizin sesini duyduğumuzda “Bu bana yabancı değil! Bu benim kardeşim!” diyebilelim.
Siyasi sınırlar olabilir. Lehçelerimiz, geleneklerimiz, yerel özelliklerimiz olabilir. Ama kültürel yaddaşımızın ufku sınırlarımızdan daha geniştir. Orhun’dan Kırım’a, Şuşa’dan Kaşgar’a, Kazan’dan Kerkük’e, Bakü’den Bahçesaray’a uzanan bu büyük coğrafyanın geleceğini geçmişin ihtişamından öte, bugünün aklı, bilimi, sanatı ve ortak emeğiyle kurmalıyız. Gaspıralı’nın büyük ülküsünü 21. yüzyılın diliyle yeniden söylersek:
Dilde yakınlık, fikirde dayanışma, işte birlik; yaddaşda beraberlik, gelecekte ortaklık! Türk dünyasının geleceğine güveniyorum.
Çünkü kökümüz derindir.
Ama yalnız kökün derin olması yetmez.
Ağacın dalları da birbirine ışık vermelidir. Verecektir de! Tanrı türke yar olsun!