Azerbaycanlı Türkolog İsayev: Irak Türkmenleri millî varlıklarını yaşatmak amacıyla edebiyata daha sıkı bağlandı

Azerbaycanlı Türkolog Orhan İsayev; Irak Türkmenlerinin edebiyatla verdiği varlık mücadelesi, yaşadığı baskılar ve Azerbaycan edebiyatı üzerine QHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

Haber Giriş Tarihi: 06.05.2026 13:29
Haber Güncellenme Tarihi: 06.05.2026 13:29
https://www.qha.com.tr/

Azerbaycan Millî İlimler Akademisi (AMEA) Nizamî Gencevi Edebiyat Enstitütüsünde görev yapan ve Azerbaycan ile Irak Türkmen kültürleri üzerine çalışmaları olan Azerbaycanlı Türkolog Dr. Orhan İsayev; Irak Türkmen edebiyatının Osmanlı edebiyatı ile olan ilişkisi, Irak Türkmenlerinin edebiyat ile verdiği varlık mücadelesi, Azerbaycan edebiyatındaki muhaceret akımının önemi ve Irak Türkmenlerine yaşatılan baskılara yönelik Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.

IRAK TÜRKMENLERİ İLE AZERBAYCAN HALKI İLİŞKİLERİNİN KÖKENİ NEREYE DAYANIYOR?

Azerbaycan Türkleri ile Irak Türkmenlerinin ortak tarihi ve kültürünü en başından itibaren ele alan İsayev, öncelikle Selçuklu Devleti zamanından başlayarak Osmanlı Devleti’ne kadar olan süre zarfında 1534 yılına kadar Azerbaycanlılar ve Irak Türkmenlerinin yaşadığı “Türkmeneli” arazisinin büyük devletlerin kontrolünde olduğunu belirtti.

İsayev, Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra Atebeyler Devleti’nin ortaya çıktığını belirterek “Hem Irak’ta atabeylikler oldu hem de Azerbaycan’da Azerbaycan atabeyleri veya Eldegezler Devleti kuruldu. Irak’taki Atabeyler, Nahçıvan’dan idare olunmaya başlandı. Hülaküler ortaya çıktı, tabii ki Moğol kökenliydiler ama bu araziler, yine aynı merkezden idare olunmaya başlandı. Sonra ise Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Sefeviler gibi Azerbaycanlı Türkmen devletleri, bu arazileri yine tek bir merkezden, bir bayrak altında idare ettiler.” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte “Şimdiki Güney Azerbaycan yani Tebriz, Erdebil ve Hoy, Irak ile Suriye Türkmenleri ve Doğu Anadolu’da yaşayan Türkmenler, bu devletlerin hâkimiyeti altına girdi ve bu yüzden biz, söz konusu arazinin dil, edebiyat, folklor ve sözlü edebiyat bakımından Azerbaycan ile aynı olduğunu görüyoruz. Bu yüzden biz, bu araziyi ‘Azerbaycan Etnomedeni Alanı’ olarak adlandırıyoruz. Tabii, Irak Türkmenlerinin yaşadığı ve başkenti Kerkük olan ‘Türkmeneli’ arazisi de buna dâhildir. Onların konuşma dili, biz ona ‘Menşet ağzı’ diyoruz, Azerbaycan Türkçesine yakın olduğu hâlde edebi dili Türkiye Türkçesidir.“ şeklinde konuşan İsayev, Irak Türkmenlerinin yazı dilinin Türkiye Türkçesi olmasının sebebinin ise Osmanlı Devleti’nin 1534 yılında Irak’ı fethettikten sonra 1917’ye kadar idaresi altında tutması olduğunu kaydetti.

“IRAK VE AZERBAYCAN TÜRKMENLERİNİN DİLİ, İKİZ KARDEŞLER KADAR BİRBİRİNE YAKINDIR”

Irak Türkmenleri açısından büyük öneme sahip Kerküklü halk bilimci Ata Terzibaşı’nın çalışmalarının, Irak Türkmenlerine ait hoyrat, mani ve destan gibi sözlü edebiyat eserlerinin Azerbaycan Türkçesiyle birebir aynı olduğunu ortaya koyduğunu belirten İsayev, Terzibaşı’nın şu sözlerine atıf yaptı:

Irak Türkmenlerinin dili ile Azerbaycan Türkmenlerinin dili, ikiz kardeşler kadar birbirine yakındır. Arada uzun yıllar ayrılık olmasına rağmen bu diller arasında önemli farklılıklar oluşmamıştır. Bu şunu gösterir: Irak Türkmenleri, konuşma dillerini hâlâ konuşup korumayı başarmışlardır.

Öte yandan İsayev, Terzibaşı’nın “Hoyratlar ve Maniler” kitabından yola çıkarak Irak Türkmenlerinin hoyratlarının Azerbaycanlıların bayatıları ile konu ve yapı bakımından birebir aynı olduğunu ve manilerin de buna dâhil olduğunu kaydetti.

“TÜRK HALKLARININ AYNI SOYDAN GELDİĞİNİ FOLKLOR KANITLAMIŞTIR”

Nasreddin Hoca’yı ise hem Irak Türkmenlerinin hem de Azerbaycanlıların “Molla Nasreddin” olarak adlandırdığını beyan eden İsayev, iki halka ait şarkıların da aynı olduğuna dikkat çekti. Türk halklarının “Dede Korkut”, “Köroğlu”, “Manas” gibi ortak destanları olsa da kendilerine ait millî destanları da olduğunu dile getiren İsayev, “Arzu Kamber” destanının ise Irak Türkmenleri arasındaki bilinirliğine dikkat çekerek söz konusu destanın Azerbaycan’da dört farklı türünün olduğunu ve her birisinin Kerkük türüne birçok bakımdan uyumlu olduğunu ifade etti.

“Bir halkın dilini de değiştirmek mümkündür. Tarihini de yanlış istikamette araştırmak mümkündür ama folklor yanlış yazılamaz çünkü folklor, bir halkın düşüncesinin ürünüdür. O, asırlardan beri geldiği için hiçbir zaman ona tesir ve nüfuz etmeye hiç kimsenin gücü yetmemiştir. Bu yüzden Türk halklarının aynı soydan geldiğini folklor kanıtlamıştır.”

IRAK TÜRKMEN EDEBİYATINDA HİKÂYE TÜRÜ NE ZAMAN ORTAYA ÇIKTI?

Irak Türkmen edebiyatının üç büyük devre (merheleye) ayrılabileceğini dile getiren İsayev, Irak Türkmen edebiyatının 16. yüzyılın ikinci yarısına kadar dil ve edebi süreç bakımından Azerbaycan edebiyatının bir hissesi olduğunu ve söz konusu dönemin Bağdat Edebi Mühiti” olarak adlandırıldığını kaydetti.

16. yüzyıldan 20. yüzyılın sonlarına kadar ise Irak Türkmen edebiyatının Osmanlı edebiyatı kapsamına girdiğini belirten İsayev, “20. yüzyılın sonlarından bugüne kadar Irak Türkmen edebiyatı millîleşti, özleşti çünkü siyasi süreçler, onların (Irak Türkmenlerinin) millî varlığının korunması için edebiyata sıkı sıkıya bağlanmalarını gerektirdi.” dedi.

Irak Türkmen edebiyatında hikâye yazımının Osmanlı devrinde ortaya çıktığını dile getiren İsayev, Irak Türkmen ve Osmanlı edebiyatındaki hikâye yazımındaki temaların farklılığına dikkat çekti. Osmanlı edebiyatında hikâye türünün ilk kez 18. yüzyılda, Aziz Efendi sayesinde ortaya çıktığını beyan ederek buna karşın Irak Türkmen edebiyatında ilk hikâye türünün bundan 200 yıl sonra kayda geçtiğini belirtti.

IRAK TÜRKMEN EDEBİYATINDA İLK HİKÂYE ÖRNEĞİ “MÜBARİZE-İ AŞK”

Bununla birlikte “Bazı araştırmacılar, Irak Türkmen edebiyatında hikâye türünün 1914 yılında, Mekkil Hebib’in ‘Gözlük’ adlı hikâyesiyle başladığını yazar ama bizim araştırmalarınız onu gösterdi ki bundan 5 yıl kadar önce ‘Maarif’ dergisinde Mahmut Nedim’in ‘Mübarize-i Aşk’ adlı bir hikâyesi yayımlandı. Demek ki Irak Türkmen edebiyatındaki ilk hikâye örneğinin 1909 yılında çıktığı hesap edilebilir.” şeklinde konuşan İsayev, Servetifünun ve Tanzimat dönemlerinde Osmanlı edebiyatının kendine özgü özelliklerinin bulunsa da bu özelliklerin Tanzimat dönemine dâhil olduğuna ve Tanzimat dönemindeki Avrupa etkisiyle Romantizm akımının ise önemli farklılıklar teşkil ettiğine dikkat çekti.

IRAK TÜRKMENLERİ, EDEBİYATLA VARLIK MÜCADELESİ VERDİ

Irak Türkmenlerinin hikâye yaratıcılığının daha çok realizm üzerinde durduğunu vurgulayan İsayev, bunun sebebinin Irak Türkmenlerinin Osmanlı Devleti’nden ayrıldıktan sonra Arapların olduğu bir muhite düşmesi şeklinde değerlendirerek “Vaktiyle orada dominant bir halk olan Türkmenler, Irak Devleti kurulduktan sonra azınlık konumuna düştüler. Tabii ki Araplaşmamak için öz dillerini, edebiyatlarını ve kültürlerini yitirmemek için edebiyatlarını daha da millîleştirdiler. Bu yüzden Irak Türkmen edebiyatının hikâyeciliği daha millî ve realist oldu.” dedi.

En ağır manzume ile yazılan, anonim “Belki Gelir”, “Gelmez ve Gelmeyecek”, “Bekledi” hikâyelerini örnek göstererek bu hikâyenin İngiliz işgaline karşı yazıldığını dile getiren İsayev, “Mübarize-i Aşk” eserinde de benzer realist hususların olduğunu ifade ederek “Irak Türkmen edebiyatı, Osmanlı edebiyatının bir hissesi olsa da hikâye yazımında daha çok serbest hareket ettiler. Osmanlı tesiri, buraya o kadar da nüfuz edemedi.” dedi.

AZERBAYCAN MUHACERET EDEBİYATI, AZERBAYCAN’IN BAĞIMSIZLIĞINI SAVUNDU

İsayev, Azerbaycan edebiyatının ise 20. yüzyılda Sovyet edebiyatının bir hissesi olduğunu kaydederek “Moskova’dan gelen emirler, Azerbaycan edebiyatına etki etti. Bütün eserler, günlük ideoloji kapsamında yazıldı. Bu yüzden bir 20. yüzyıl Azerbaycan edebiyatını Azerbaycan Sovyet edebiyatı olarak adlandırıyoruz. Bizim ayrıca muhaceret edebiyatımız da var. 1918 yılında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurulmuştu ve 23 ay sonra Sovyetler, o devleti devirdi.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurucuları arasında, başta Türkiye’de yaşamış ve mezarı Ankara’da bulunan Mehmet Emin Resulzade olduğunu kaydeden İsayev, hem Resulzade hem de kendisinin Türkiye, Almanya ve Fransa’da yaşamış olan dava arkadaşlarının hayatta olduğu dönemde Azerbaycan’ın muhaceret edebiyatının şekillendiğini beyan etti.

Aynı devirde Azerbaycan Sovyet edebiyatı ve Azerbaycan muhaceret edebiyatının hâkim olduğunu fakat bu edebiyat tarzlarının farklı ideolojilere sahip olduğunu dile getiren İsayev, muhaceret edebiyatının daha millî olduğunu, Azerbaycan’ın bağımsızlığını ve Türk dünyasına yakınlaşmasını savunduğunu vurguladı.

“HER İKİ DÖNEMDE DE TÜRKMENLER BASKI ALTINDAYDI”

“Aynı süreç, Irak Türkmen edebiyatında da devam ediyordu yalnız Irak Türkmen edebiyatında Türkmenler, Irak’ın içinde bile o mücadeleyi sürdürebiliyordu. Önce bu, İngiliz işgali sebebiyle İngilizlere karşıydı. Daha sonra orada bir kraliyet kuruldu, kukla bir devlet kuruldu ve o da İngilizlerin nezareti altındaydı. 1958 yılında ise Irak’ta bir Arap devleti kuruldu. Her üç dönemde de Türkmenler baskı altındaydı. Sonradan Saddam Hüseyin rejimi geldi ve burada durum daha da kötüleşti. Bu yüzden Irak Türkmenleri, öz varlıklarını koruyabilmek için edebiyata, kaleme sarıldı.” ifadelerini kullanan İsayev, Irak Türkmenlerinin edebiyatındaki farklılıkların siyasetle bağlantılı olduğunu belirterek Irak, Azerbaycan ve aynı zamanda Türkiye’nin 20. yüzyılda ayrı siyasi istikametlerde ilerlemesinin de bu farklılıklar açısından önemini dile getirdi.

“EDEBİYAT, YAZILI ESERLERİN OLMASI SEBEBİYLE BİZE DAHA DERİN BİLGİ VERİR”

İsayev, “Tarihe bakıldığında ise bu arazide, Hazar Denizi’nden Batı’ya doğru giden Oğuzların kurduğu devletlerden, medeniyetlerden bahsediyoruz. Burada ortak yönler haddinden de çoktu. Öncelikle dil: Bu alanda yaşayan Türklerin dili, Türkistan’da yaşayan Türklerin dilinden farklıdır. Onlarda (Türkistan) daha çok Kıpçak ve Karluk elementleri baskınken Azerbaycan, İran, Irak, Suriye ve Türkiye Türkleri, Oğuzcada yazmaktadır. Buna karşın edebiyat, yazılı eserlerin olması sebebiyle bize daha derin bilgi verir. Burada biraz daha derin bir inceleme yaparak söz konusu arazide yaşayan Türklerin hangi dile ve hangi edebiyata daha yakın olduğunu görebiliyoruz.” şeklinde konuşarak İmadeddin Nesimi, Gazi Bürhaneddin, Cahanşah (Həqiqi), Abdülkadir Meragi, Mehemmed Füzûlî, Ahdî-i Bağdâdî’yi hem Irak Türkmen hem de Azerbaycan edebiyatının temsilcileri olarak tanımlayan İsayev, söz konusu isimlerin yaşadığı dönemin siyasi atmosferinin dil, kültür ve edebiyat bakımından birleştirici bir unsur olduğunu kaydetti.

16. yüzyılın ikinci yarısından sonra Osmanlı ve Sefevi devletleri arasında meydana gelen çatışmalar neticesinde Osmanlı Devleti’nin Irak arazisini kontrolü altına almasıyla Irak Türkmenlerinin Osmanlı vatandaşı olma hakkına eriştiğini hatırlatan İsayev, bu tarih itibariyle Irak Türkmen edebiyatının Osmanlı edebiyatının bir hissesi hâline gelmeye başladığını kaydetti.

IRAK TÜRKMEN VE AZERBAYCAN EDEBİYATINDA VATANPERVERLİK

Irak Türkmenlerinde edebî dilin ağırlıkla Türkiye Türkçesi olduğunu bildiren İsayev, Irak Türkmenlerinin halk şairlerinin ise Azerbaycan Türkçesinden daha çok istifade ettiğini dile getirerek bu durumun Irak Türkmen edebiyatının zenginliğini gösterdiğinin altını çizdi.

Öte yandan İsayev, 21. yüzyılın teknoloji çağı olduğunu belirterek “Bundan önceki dönemlerde edebiyatın insanlara, beşeriyete olan tesiri bugün o derecede kendini göstermemektedir. Butün dünyada bu böyledir. Kitaplar az okunmakta, akıllı telefonlar ve bilgisayarlar ise hayatımıza daha çok dâhil oldu. Yine de edebiyat yaşıyor. Azerbaycan’da şiirler yazılıyor. Büyük şairler ve yazarlar var. Irak Türkmenleri de bizden farklı olarak bağımsız olmadıkları için ve birtakım sorunlar yaşadıkları için onların edebiyata olan bağlılıkları, bizden de Türkiye Türklerinden de daha çoktur. Onların gazetelerinde, televizyonlarında ve dergilerinde haddinden çok millî ruhu olan şiirlere rastlanılmakta ama ben Azerbaycan ve Türkiye dergilerini incelediğimde maalesef millî ruhu olan şiirlerin az olduğunu görüyorum.” değerlendirmesini yaptı.

Ayrıca II. Karabağ Savaşı kaynaklı olarak Azerbaycan’da 2020 yılı civarında millî ruhun ve vatanperverliğin edebiyata daha çok yansıdığını kaydeden İsayev; internet sayfalarında, dergilerde ve gazetelerde de bu temadaki şiirlerde ve hikâyelerde artış olduğunu dile getirdi. Buna karşın savaş sona erdiğinde daha çok romantik temalı eserlerin ortaya çıktığını beyan ederek Türkiye için de aynı durumun söz konusu olduğunu ifade eden İsayev, son olarak şu değerlendirmeye yer verdi:

Irak Türkmenleri ise öz millî varlıklarını yaşatmak amacıyla edebiyata daha sıkı bağlandı ve edebiyatlarında millî ruhta olan, millî düşünceyi ihtiva eden eserler yazıldı ve yazılmaktadır.