
Rusya’nın Ukrayna’nın bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne yönelik topyekûn işgal saldırıları altında Ukraynalıların günlük hayatını ele alan içerikler üreten ve aynı zamanda Ukraince ve İngilizce dersleri veren Yeva Yakovenko, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın Ukraynalılar üzerindeki etkileri, savaş süresince yaşadıkları ile Ukraynalıların savaş ile şekillenen toplumsal hafızası ile millî bilinci üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.
YAKOVENKO: BURASI BENİM VATANIM, BU İNSANLAR BENİM HALKIM
Sosyal medya hesapları üzerinden “Yeva Ukraine” mahlasıyla paylaşım yapan Yakovenko, Kıyiv’de doğduğunu, 4 yaşından itibaren Ukrayna’nın Buça (Bucha) kentinde yaşadığını ve Ukrayna’da hâlihazırda yüksek lisans eğitimi aldığını belirtti.
Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgal girişimi başladığında 16 gün boyunca Buça kentinde kaldığını kaydeden Yakovenko, daha sonra ise ailesiyle birlikte tahliye edildiğini dile getirdi.
Ukraynalıların artık kendi güçlerinin ve ülkelerinin değerinin farkına vardığını kaydeden genç içerik üreticisi, Ukraynalıların savaşla birlikte değişen bakış açısı üzerine şu değerlendirmelerde bulundu:
Kanaatimce her Ukraynalının, -ki buna ben de dâhilim- Ukrayna’ya karşı olan bakış açısı genel hatlarıyla değişti. Çünkü savaştan önce Ukrayna’nın küçük ve yoksul bir ülke olduğu, burada hiç kimsenin yaşamak istemediği ve güzel bir maddi kazanç sağlamanın mümkün olmadığına dair bir algı vardı ve Avrupa ülkeleri ile Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) göç etme ihtiyacı hissediliyordu. Bence ben de bu bakış açısına sahiptim, 10. sınıftayken ABD’deki bir üniversiteye başvurmayı düşünüyordum. Buna karşın savaş başladığında Buça’yı daha ilk günden terk ederek Polonya’ya gitme şansım vardı fakat ‘Hayır, hiçbir yere gitmiyorum. Burası benim topraklarım, benim vatanım, bu insanlar benim halkım’ dedim. Ukrayna’nın diğer ülkelere kıyasla daha düşük bir konumda olduğuna dair algımız değişime uğradı diyebilirim.
UKRAYNALILAR, İSTİKLÂL MÜCADELESİYLE BİRLİKTE KİMLİKLERİNE DAHA SIKI SARILDI
Ukrayna’nın bağımsızlığını elde ettikten sonra bile insanların Ukraynalı olmak, Ukraince konuşmak ve Ukrayna’nın kültürünü yaşamaları dolayısıyla çoğunlukla utandırıldığını kaydeden Yakovenko, “Hatırlıyorum, ben öğrenciyken okulumda diğerlerinden saygı gören bütün çocuklar Rusça konuşuyordu. Ben Ukraince konuştuğum için ise onlardan daha alt konumda görülüyordum. Hatta 8 yaşında ailemin köyünde diğer çocuklarla oynarken Ukraince bir kelime söylediğimde bana ‘Neden Ukraince konuşuyorsun?’ deniliyordu.” ifadelerini kullandı.
Buna karşın Ukraynalıların Rus işgaline karşı verdiği istiklâl mücadelesi ile birlikte özgüvenlerinin arttığını dile getiren Yakovenko, “Önümüzde hâlâ uzun bir yol var ama önemli ölçüde ilerleme kaydettik.” dedi.
“SADECE ERKEK KARDEŞİMLE ÖLECEĞİM DÜŞÜNCESİNDEN DOLAYI İÇİMDE BİR RAHATLIK VARDI”
Buça’nın Ruslar tarafından bombalandığı esnada saldırılar sebebiyle doğal gaz ile elektriğin kesildiğini ve kentin dış dünyayla bağlantısının tamamen koptuğunu hatırlatan Yakovenko, bu süreçte kendi yaşadıklarını da aktardı.
O zamanlar ailesiyle evlerinin koridorunda yaşadığını, evlerinin koridorunun kendileri için en güvenli alan olduğunu ve koridora yataklarını yerleştirdiklerini belirten Yakovenko, şu ifadelere yer verdi:
Erkek kardeşim ile ben, ayrı yataklarda yatıyorduk. Başlarımız, banyo kapısının hemen yanına denk geliyordu. Bir gece öyle patlamalar oldu ki, evimizin duvarları yıkılırcasına sallanmaya başladı. Başımızın yanındaki o kapı da sallanıyordu, patlama sesleri dolayısıyla çok korkmuştuk. Erkek kardeşim uyuyordu ama ben patlama seslerini dinliyordum. O an hemen şunu düşündüm, ‘Bir patlama daha olursa bu kapı, yerinden fırlayarak başımıza düşecek, evimiz yıkılacak ve hepimiz öleceğiz.’. O an, sadece erkek kardeşimle öleceğim düşüncesinden dolayı içimde bir rahatlık vardı, tek düşünebildiğim buydu. O gece nasıl uykuya dalabildiğimi bilmiyorum. Uyandım ve hâlen hayatta olduğumu fark ettim. En korkutucu an da oydu zaten, ölmeye tamamen hazırlıklıydım.
Uykusundan uyandıktan sonra ise işgal altındaki yaşantılarının bir süreliğine sıradan bir şekilde devam ettiğini beyan eden Yakovenko, “Evimizi terk etmedik, sadece babam köpeğimizi dışarı çıkardı fakat bahçemizden dışarı adım atmadı. Annem bize yemek yaptı, ben de erkek kardeşimle anneme yardım ediyor, oyun oynuyor ve kitap okuyordum. Patlamaları dinlemek haricinde yapacak çok fazla bir şey yoktu.” dedi.
UKRAYNALILAR, TARİFSİZ ACILARA RAĞMEN GÜNLÜK HAYATA ADAPTE OLDU
Öte yandan Ukraynalı genç içerik üreticisi, cephe hattında savaşan veya hayatını kaybeden kişilerin birtakım kişisel eşyalar, Ukrayna bayrakları, çiçekler ve notlar ile anılmasının günlük hayatın olağan bir parçası hâline geldiğini ifade ederek “Savaş öncesine dönebilseydim ve kendime bunların yaşanacağını söyleseydim muhtemelen aklımı yitirdiğimi düşünürdüm çünkü bu olayların yaşanacağını hayal dahi edemezdim.” şeklinde konuştu.
Ayrıca sosyal medya hesabı üzerinden yakın zamanda bir restoranda hayatını kaybeden askerlerin hikâyelerine, kullandıkları silahlara ve imzaladıkları Ukrayna bayraklarına yer verilen bir köşeyi paylaşan Yakovenko, son olarak şu değerlendirmelerde bulundu:
Savaştan önce de örneğin İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılmış silahların ve diğer mühimmatların hem müzede hem de diğer alanlarda sergilendiği oluyordu fakat İkinci Dünya Savaşı’nın çok uzun zaman önce yaşanması sebebiyle o nesnelerle ancak bir yere kadar duygusal bağ hissedilebiliyordu. Buna karşın şimdi, savaşta 18, 21, 25 veya 32 yaşlarında hayatını kaybeden birini görüyorsunuz ve ‘Bu kişi benden sadece birkaç yaş büyüktü,’ veya ‘Bu kişi, vatanının bağımsızlığı uğruna orduya katıldı ve bu uğurda kendi yaşamından vazgeçti,’ diye düşünüyorsunuz. O kişiyi tanımasanız bile o duygusal bağlantıyı bir şekilde kuruyorsunuz. Bunlar, hâlihazırda yaşanan durumlar. O insanları tanıyormuşsunuz gibi bir his oluşuyor içinizde.