Bulgar tarihçi ve antropolog Dr. Stançev: Bulgaristan’daki Kırım Tatarları önü alınmayan bir kültürel asimilasyona maruz kalıyor

Trakya Araştırmaları Merkezi Balkan Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Evlogi Stançev, Bulgaristan’daki Kırım Tatar diasporasının kimliği ve kültürel hafızası, Bulgaristan’daki komünist rejimin Türklere karşı uyguladığı asimilasyon politikaları ve Yunanistan'ın Batı Trakya Türklerine uyguladığı hak ihlalleri üzerine QHA’ya konuştu.

Haber Giriş Tarihi: 28.10.2026 11:46
Haber Güncellenme Tarihi: 28.10.2026 13:41
https://www.qha.com.tr/

Bulgaristan Bilimler Akademisine bağlı Balkan Araştırmaları Enstitüsü ve Trakoloji Merkezi Öğretim Üyesi Dr. Evlogi Stançev (Stanchev), Bulgaristan’daki Kırım Tatar diasporası, diasporanın kültürel hafızası ve kimliği, Bulgaristan’da hüküm sürmüş komünist rejimin “Yeniden Canlanma Süreci” (Vǎzroditelen protses) dâhil olmak üzere Türklere karşı sürdürdüğü baskılar ile Batı Trakya Türklerinin Yunanistan’da maruz kaldığı hak ihlalleri üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.

“KIRIM YARIMADASI, BULGARİSTAN’DAKİ KIRIM TATARLARININ HAFIZASINDA SARSILMAZ ÖNEME SAHİP”

Bulgaristan’ın Vetovo bölgesindeki Kırım Tatar azınlığın asimilasyon riskiyle karşı karşıya olduğunu, ancak Kırım imgesinin Bulgaristan’daki Kırım Tatarlarının kimliğinin korunmasındaki önemini vurgulayan Dr. Stançev, “Kırım Yarımadası, bu topluluğun hafızasında sarsılmaz bir öneme sahiptir. Kırım Yarımadası, Bulgaristan’daki Kırım Tatarları için uzak diyarlarda bulunan bir ana yurdu simgeler.” ifadelerini kullandı.

Dr. Stançev, antropolojik saha araştırmaları sırasında, Bulgaristan’daki Kırım Tatar diasporasının çoğunlukta yaşadığı ve Asabay Bulgaristan Kırım Tatar Kültür Derneğinin genel merkezinin de bulunduğu Vetovo kenti başta olmak üzere birçok noktada edindiği izlenimleri aktardı.

Bulgaristan’daki Kırım Tatarları arasında, Kırım Savaşı sırasında yarımadadan 3 geminin yola çıkıp daha sonra birbirlerinden ayrı düştüğünü, bir geminin ise Varna kentine vardığına dair bir halk efsanesinin oluştuğuna dikkat çeken Dr. Stançev, Kırım Tatarlarının Güney Dobruca’ya, özellikle de Balçık kenti civarına yerleşmelerinin, bu bölgenin Kırım’a olan coğrafi benzerliğinden ileri geldiğini belirtti.

STANÇEV: "TATARLIK KAVRAMI, KIRIM’LA OLAN BAĞIMIZDAN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ" CÜMLESİNİ ÇOK DUYARSINIZ

Bununla birlikte Dr. Stançev, şu ifadelere yer verdi:

Söz konusu efsane, bu topluluğun çok az tarih bilgisine sahip bireyleri arasında bile canlılığını yitirmemiş durumdadır. Bu bireyler, Kırım Savaşı’ndan sonra Bulgaristan’a göç ettiklerini bilirler fakat bahsettiğim efsane, Bulgaristan’daki Kırım Tatar topluluğunun, Kırım Savaşı hakkında hiçbir bilgisi olmayan bireyleri tarafından bile bilinmektedir. Her şekilde Kırım Yarımadası, Bulgaristan’daki Kırım Tatar diasporası için ana referans noktasıdır. ‘Tatarlık kavramı, Kırım’la olan bağımızdan ayrı düşünülemez.’ Vetovo başta olmak üzere Bulgaristan’daki Kırım Tatar yerleşimlerinden bu cümleyi çok duyarsınız.

Bu düşüncenin, Bulgaristan’daki Kırım Tatarlarını, Türk azınlığından ve Türk kültüründen kesin bir şekilde ayırdığını kaydeden Dr. Stançev, “Bunun sebebi, Bulgaristan’daki Kırım Tatarlarının kendilerine göre daha baskın olan Türk topluluğuna göre daha yavaş fakat önü alınmayan bir kültürel asimilasyona maruz kalmasıdır.” şeklinde konuşarak Kırım Tatar mutfağının, farklı bir kültürün hâkim olduğu, kısıtlayıcı bir ortamda kültürel kimliği koruyan son kalelerden biri olduğuna dikkat çekti.

ASABAY, BULGARİSTAN’DAKİ KIRIM TATARLARININ KÜLTÜREL CANLANMASINDA BAŞ ROLÜ OYNADI

Bulgaristan’daki komünist rejimin sona ermesinden sonra 1994 yılında kurulan Asabay Bulgaristan Kırım Tatar Kültür Derneğinin, Bulgaristan’daki Kırım Tatar azınlığının millî kimlik ve kültürel canlanmasında önemli bir rol oynadığını dile getiren Dr. Stançev, dernek tarafından atılan adımlarla Kırım Tatar tarihi, kültürü, mirası, gelenekleri ve göreneklerinin 30 yılı aşkın bir süredir şekillendirildiğini belitti.

Derneğin, Türkiye ve Romanya’da bulunan Romanya Demokrat Türk Birliği (RDTB) ve diğer Kırım Tatar kuruluşları ile Tepreş kutlamaları başta olmak üzere çeşitli kültürel etkinlikler için temaslarda bulunduğuna dikkat çeken Dr. Stançev, Vetovo’da yaşayan Kırım Tatarlarının Asabay aracılığıyla Emel Dergisi gibi yayınları okuma şansı bulduğunu kaydetti.

Bununla beraber Dr. Stançev, Asabay’ın her ne kadar önemli bir rol oynasa da, faaliyetlerinde yer alan Kırım Tatarları ve Vetovo kenti civarı dışında, daha uzakta kalan Kırım Tatar yerleşimlerinde sınırlı etkiye sahip olduğunu dile getirdi.

ASABAY, 2016 YILINDA RUSYA KONSOLOSLUĞU ÖNÜNDE EYLEM YAPTI

Kırım’ın 2014 yılından beri Rus işgali altında bulunmasının ve Ukrayna’nın, Rusya’nın topyekûn işgal saldırılarına uğramasının Kırım Tatarları için son derece hassas konular olduğuna dikkat çeken Dr. Stançev, Asabay’ın 2016 yılında, Bulgaristan’ın Ruse kentindeki Rusya Konsolosluğu önünde eylem yaptığını hatırlattı.

“BU KONGRE, KIRIM TATARLARININ ANA VATANLARINI ZİYARET EDEBİLMELERİ İÇİN ELLERİNDEKİ TEK FIRSATTI”

Öte yandan, Vetovo’da gerçekleştirdiği saha araştırmaları sırasında konuştuğu Kırım Tatarlarının bir kısmının, 2009 yılında Kırım’ın Akmescit kentinde tertip edilen Dünya Kırım Tatar Kongresi’ne katıldığını beyan eden Dr. Stançev, “Bu kongre, Kırım Tatarlarının ana vatanlarını ziyaret edebilmeleri için ellerindeki tek fırsattı.” ifadelerini kullandı.

“KANAAT ÖNDERLERİ, KIRIM TATAR KİMLİĞİNİN ETNOKÜLTÜREL ÖZELLİKLERİNİ BİR ARAYA GETİRDİ”

Bulgaristan’daki komünist rejimin sona ermesinin ardından yaşanan siyasi seferberlik sürecinde, Kırım Tatar toplumunun kültürel seçkinleri tarafından Tatar kimliğinin “inşa edildiğine” dair konstruktivist ve tek taraflı bir yaklaşımın öne sürülmesi konusunda ise Dr. Stançev, “Millet, her ne kadar modern bir kavram olsa da milletler, etnik kökenleri hakkında hiçbir bilgi veya farkındalığa sahip olmayan cahil bir grup insanın bir araya gelmesiyle ortaya çıkmamıştır. Bu bağlamda, Bulgaristan’daki Kırım Tatarlarının etnik kökenlerini, komünist rejimin sona ermesinden hemen sonra keşfettiği iddiası yanıltıcıdır. Şunu söylemek daha doğru olur: Kanaat önderleri, Kırım Tatar kimliğini oluşturan etnokültürel özellikleri bir araya getirme yönünde çaba göstermiştir.” ifadelerini kullandı.

Kimliğin tanımlanması için akademik yaklaşımların kesin ve net cevap veremediğini dile getiren Dr. Stançev, sosyoloji biliminde konstruktivizm yaklaşımının yıllarca tartışma konusu olduğunu belirterek “Bu yaklaşıma göre kimlik, özellikle de etnik kimlik, tarihin başından itibaren var olmuş bir kavram olarak görülmemektedir. Daha çok belirli siyasi, ekonomik ve toplumdaki seçkin zümrenin müdahalesiyle oluştuğu kabul edilir. Bu yaklaşım çok önemlidir çünkü yabancı bir ülkenin topraklarındaki soydaşları gerekçe ederek yayılma siyasetinin yürütülmesi (irredentist) ve hatta ırkçılığa varan ideolojilerin açıkları, bu şekilde ifşa olmaktadır.” dedi.

“AİDİYETİN İNŞA EDİLDİĞİ SÖYLEMİ, DUYGUSAL BAĞLARI VE ZAMANA KARŞI DİRENMEYİ AÇIKLAMAKTA EKSİK KALIYOR”

Konstruktivizmin temel eksikliklerinin sosyal bilimciler tarafından gitgide daha fazla ele alındığını kaydeden Dr. Stançev, “Birtakım tarihi koşulların, insanların bir gruba ait hissetmesini sağladığı temelde doğru olsa da bu aidiyetin inşa edildiğinin vurgulanması, duygusal bağların ve bu grupların zamana karşı direnmesini açıklamakta yetersiz kalmaktadır.” şeklinde konuştu.

Öte yandan Dr. Stançev, modernist yaklaşımın, milletlerin modern zamanda oluştuğunu savunduğunu fakat milletlerin etnik kökenlerinin, modern öncesi zamanlardaki varlığını büyük ölçüde yoksaydığını dile getirdi.

“BULGARİSTAN’DAKİ TÜRK TOPLULUĞU, EŞİT VATANDAŞLAR OLARAK GÖRÜLMEKTE CİDDİ ENGELLERLE KARŞILAŞIYOR”

Dr. Stançev, Türklerin Bulgaristan milliyetçileri tarafından yerleşik bir “500 yıl süren Türk mandası” algısıyla özdeşleştirildiğini ve bugün bile birçok Bulgarın Türkleri bu kalıplaşmış algıyla gördüğünü ifade ederek “Bulgaristan’daki Türk topluluğu, Bulgaristan’da eşit vatandaşlar olarak görülme yönünde ciddi, bazen de aşılması imkânsız engellerle karşılaşmaktadır.” dedi.

Türklerin yaşadığı bu zorlukların, Bulgaristan’daki komünist rejim sırasında arşa çıktığını dile getiren Dr. Stançev, özellikle de 1980’li yıllar sırasındaki “Yeniden Canlanma Süreci” politikalarının, Türklerin kültürel kimliğinin ortadan kaldırılması girişiminde bulunduğunun altını çizdi.

Bu politikaların üzerinden yıllar geçse de yaşanan acıların, Türk toplumunun hafızasında canlılığını devam ettirdiğini belirten Dr. Stançev, komünist rejimin 1989 yılında sonra ermesinden sonraki yıllarda bile, Bulgaristan’da birtakım siyasi aktörlerin Türk ve Müslüman karşıtı söylemlerinin karşılık bulduğunu ve bu durumun, Türkleri daha da yabancılaştırdığını vurguladı.

“SİYASİ PARTİ LİDERLERİ VE FAALİYETLERİ YÜZÜNDEN TÜRKLER, TOPLU OLARAK HEDEF ALINMAMALIDIR”

Toplum içindeki ön yargı ile birlikte bazı bölgelerdeki sosyoekonomik eşitsizliklerin ve fırsat eşitsizliğinin siyasi ve ekonomik tercihleri şekillendirebileceğine dikkat çeken ve Bulgaristan’daki Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisinin (Dvizheniye za Prava i Svobodi) Türkler tarafından oy kazandığını fakat Bulgaristan’da tartışmalı bir figür olan iş insanı Delyan Peevski’nin partinin başkanlık koltuğuna oturmasının, Türk azınlığının daha da hedef alınmasına sebep olduğunu kaydeden Dr. Stançev, “Siyasi parti liderlerine ve siyasi faaliyetlerine yöneltilen eleştiriler, Bulgaristan Türklerinin toplu hâlde hedef alınmasına yol açmamalıdır.” dedi.

“YUNANİSTAN, MÜSLÜMAN AZINLIĞINI TANISA DA TÜRK AZINLIĞINI TANIMAMAKTA”

Yunanistan’ın Batı Trakya Türklerinin kendi kaderini tayin hakkını, bu azınlığın kendi seçtiği müftüleri tanımaması ve “öğrenci sayısının az olduğu” iddiasıyla Batı Trakya Türklerinin eğitim gördüğü okulları kapatması şeklinde ihlal etmesi üzerine konuşan Dr. Stançev, “Ben bu politikaları, Yunan milliyetçiliği ile Yunanistan’ın Osmanlı geçmişi arasındaki tarihi ilişki bağlamında yorumluyorum. Yunan milliyetçiliğine göre İslam ve Türklük, Yunanistan’ın kültürel ve tarihi mirasından çok, Osmanlı’dan kalan, ‘ikinci sınıf’ bir miras olarak görülüyor. Bu nedenle Türk kimliği, Yunanistan’da siyasi olarak tartışmalı bir mevzu, özellikle Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki gerilimin tarihi göz önünde bulundurulduğunda.” değerlendirmesini yaptı.

Türk azınlığının Yunanistan’da tanınmamasını merkezi bir problem olarak ele alan Dr. Stançev, “Yunanistan, Lozan Antlaşması uyarınca Müslüman azınlığını resmen tanısa da Türk azınlığını tanımamakta.” dedi.

“BU HAKLARIN KORUNMASI, KOMŞU BİR DEVLETE TAVİZ VERMEK OLARAK GÖRÜLMEMELİDİR”

Söz konusu Müslüman azınlıklarının kimliklerinin birbirinin aynısıymış gibi tanımlanmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Stançev, “Bu etnik çeşitlilik, kendini Türk olarak tanımlayan bireylerin, kimliğini özgürce ifade etme hakkını elinden almak için kullanılmamalıdır.” ifadelerini kullanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), Yunanistan’ın Batı Trakya Türkleri başta olmak üzere azınlıkların örgütlenme hakkını ihlal ettiğine dair verdiği kararlara işaret etti.

Dr. Stançev, son olarak “Asıl mesele, vatandaşların dillerini koruyarak kimliklerini, eşit bir ortamda ifade edebilmesidir. Bu haklar, demokratik vatandaşlığın bir gerekliliği olarak korunmalıdır; komşu bir devlete (Türkiye) taviz vermek olarak görülmemelidir.” dedi.