
Babaannesi Kırım Tatarı, annesi Azerbaycan Türkü, eşi ise Ahıska Türkü olan Kazakistan doğumlu dombra sanatçısı Maya İsmailova; Türk dünyasının dört bir yanından izler taşıyan müzik hayatı ve Kırım Tatar müziği başta olmak üzere Türk dünyasının müzik bağlamındaki ortak kültürel mirası üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.
“BİZİ BİRBİRİMİZE BAĞLAYAN ÇOK GÜÇLÜ BİR KÜLTÜREL MİRAS VAR”
Müzik yolculuğunun çocukluk yıllarına dayandığını belirten Maya İsmailova, “Elime geçen her şeyi dombra gibi tutup çalar, kendi kendime ezgiler çıkarırdım. Bunu gören annem ve babam, müziğe olan ilgimi fark ederek bana bir dombra satın aldılar. Dombra ile tanışmam hayatımın dönüm noktalarından biri oldu.” ifadelerini kullandı.
On iki yaşındayken ise Almatı'da düzenlenen büyük bir Türk dünyası festivaline katılma fırsatı bulduğunu dile getiren İsmailova, “Bu, hayatımdaki ilk büyük ulusal sahneydi.” dedi.
KIRIM TATAR, NOGAY, AZERBAYCAN VE KIRGIZ MÜZİKLERİNDE ORTAK KÖKLERİN İZLERİ
Bununla birlikte dombra çalmakta gösterdiği sebat ile aynı zamanda geleneksel Türk müziğinin ve ozanlık geleneğinin derin dünyasını da tanımaya başladığını belirten İsmailova, “Her destanın, her türkünün arkasında bir halkın tarihi, kaderi ve dünya görüşü olduğunu fark ettim. Beni Türk dünyasının müziğine yönlendiren de işte bu keşif süreci oldu. Kazak destanlarını ve termelerini dinledikçe Nogay, Kırım Tatar, Kırgız ve Azerbaycan müziklerinde de aynı ruhun ve ortak köklerin izlerini görmeye başladım. O zaman anladım ki farklı coğrafyalarda yaşasak da bizi birbirimize bağlayan çok güçlü bir kültürel miras var.” şeklinde konuştu.
Öte yandan Türkiye’de cura sazıyla tanışmasının kendisi adına çok kıymetli bir tecrübe olduğunu ifade eden İsmailova, bu çalgının dombraya olan benzerliğine dikkat çekerek “Sesi, yapısı ve icra tekniği bakımından Kazakların dombırasına çok benzemesi beni gerçekten hayran bıraktı. Bu benzerlik, iki halkın ortak tarihî köklerini, göçebe yaşam kültürünü ve manevi yakınlığını bir kez daha hissettirdi.” dedi.
“KIRIM'IN HÜZNÜ DE, NOGAYLARIN DESTANLARI DA, AZERBAYCAN'IN MAKAMLARI DA BİRLİKTE YANKILANMALIDIR”
İsmailova, müziğinde Türk dünyasına ait kültürel çeşitliliğin kaynağının çok kültürlü ve uluslararası bir aile ortamında büyümesi olduğunu dile getirdi. “Göbek bağım Kazak toprağına düştü, Kazak bozkırlarında yetiştim. Çocukluğumdan itibaren farklı halkların şarkılarını dinleyerek, kültürlerini tanıyarak ve tarihlerini öğrenerek büyüdüm. Bu yüzden kendimi yalnızca bir kültürün değil, tarihleri ve kaderleri birbirine bağlı büyük Türk dünyasının bir evladı olarak görüyorum.” şeklinde konuşan müzisyen, müziğindeki çeşitliliğin iç dünyasından doğal olarak ortaya çıktığını ifade etti.
Bunun yanı sıra İsmailova, Türk dünyasının kültürünün birbirinden ayrı parçalar değil, aynı kökten beslenen büyük bir çınarın dalları gibi olduğu, dallar farklı yönlere uzansa da köklerin ortak olduğu düşüncesini vurgulayarak şu ifadelere yer verdi:
Sanatım aracılığıyla Türk dünyasının farklı seslerini aynı potada buluşturmayı ve yüzyıllardır devam eden ortak ruhu görünür kılmayı amaçlıyorum çünkü benim için müzik, sadece bir sanat değildir. Müzik; halkları birbirine yaklaştıran, geçmiş ile bugünü buluşturan ve gönüller arasında köprü kuran manevi bir dildir. O köprünün üzerinde Kazak bozkırlarının sesi de, Kırım'ın hüznü de, Nogayların destanları da, Azerbaycan'ın makamları da, Kırgızların ezgileri de birlikte yankılanmalıdır. İşte benim müziğimde aradığım ve yaşatmaya çalıştığım ruh budur.
“BU ESERLERIN KONUSU TARİH, MİLLET HAFIZASI VE TÜRK DÜNYASININ ORTAK RUHUYDU”
"Biz Türküz", "Göç" ve "Baybars Baba" eserlerinin ortaya çıkış hikâyesinin birbirine oldukça benzediğini belirten İsmailova, bu eserler için beste yapmanın kendisi için sadece teknik bir müzik çalışması olmadığını kaydetti.
“Bu eserlerin konusu tarih, millet hafızası, atalarımızın mirası ve Türk dünyasının ortak ruhuydu. Böyle bir konuya yüzeysel yaklaşmak mümkün değildi. Bu yüzden her notaya, her ezgiye ve her duyguya büyük bir sorumlulukla yaklaştım.” şeklinde konuşan İsmailova, "Biz Türküz" eserinde Türk halklarının ortak köklerini, ortak ruhunu ve birlik duygusunu; "Göç"te yüzyıllar boyunca süregelen yolculuğu, değişimi, arayışı ve kuşaklar arasındaki bağı; "Baybars Baba"da ise sadece büyük bir liderin cesaretini ve kararlılığını değil, onun şahsında bütün Türk dünyasının gücünü ve ruhunu göstermeyi amaçladığını dile getirdi.
Bununla birlikte İsmailova, “Benim için bu eserlerin en önemli amacı, dinleyicilerin yüreğinde kendi tarihine, kültürüne ve Türk dünyasına karşı bir aidiyet ve gurur duygusu uyandırabilmektir çünkü insan geçmişini tanıdıkça kim olduğunu daha iyi anlar; köklerini bildikçe geleceğe daha sağlam adımlarla yürür.” dedi.
“TÜRK HALK MÜZİĞİNİN NE KADAR ZENGİN OLDUĞUNU İLK ÖNCE KENDİ HALKIMIZA TANITMAMIZ LAZIM”
“Türk dünyasının müziğini basit pop, hip-hop, rap tarzlarıyla aktarmak imkansızdır. Ben burada diğer türlerin kötü ya da zayıf olduğunu söylemiyorum. Karşılaştırılması bile doğru değil diye düşünüyorum.” şeklinde konuşan İsmailova, bunun asıl sebebinin Batılıların kullandığı popülerize etme (tanıtma) yöntemleri olduğunu kaydetti.
Batılıların kullandığı yöntemleri Türk dünyasının da kullanması gerektiğini dile getiren İsmailova, “O yöntemler sayesinde Türk halk müziğinin ne kadar zengin, güzel ve zarif olduğunu ilk önce kendi halkımıza, daha sonra da tüm dünyaya tanıtmamız ve sevdirmemiz lazım. Evet ama sütün kaymağını bozmadan sentez yapmamız, boşlukları doldurmamız gerekliliği de doğru olurdu. Bu etno-folk türünü daha da güçlendirir, tamamlar, geliştirir ve kaliteli bir dünya yaratır, folklor ve halk müziği de dar koridorlardan çıkmaya başlayacaktır. Bu yönde büyük yatırımlar yapıp yaygınlaştırmamız lazım.” dedi.
“EN UNUTULMAZ AN, GÖZYAŞLARINI TUTAMAYAN İNSANLARIN SAMİMİ TEPKİLERİDİR”
Türkiye'de, Kazakistan'da ve diğer birçok Türk ülkesinde sahne alma ve çeşitli kültürel etkinliklere katılma fırsatı elde eden yetenekli müzisyen, kendisi adına en unutulmaz anların yurt dışında yaşayan kardeş Türk halklarıyla buluştuğu zamanlar olduğunu ifade etti.
Yurt dışında yaşayan kardeş Türk halklarının kültürlerine olan bağlılığını ve millî mirasa duyduğu saygıyı gördükçe Türk dünyasının ortak kültürel değerlerinin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladığını kaydeden İsmailova, şu değerlendirmelerde bulundu:
Bu yüzden benim için en unutulmaz an, belirli bir konser ya da belirli bir sahne değil; memleketlerinin ezgilerini duyduklarında duygulanıp sevinen, bazen de gözyaşlarını tutamayan insanların samimi tepkileridir. İşte bu duygular, sanat yolculuğumun en büyük ödülü ve ilham kaynağı olmaya devam ediyor.
“KIRIM TATAR MÜZİK GELENEKLERİ, KIPÇAK MEDENİYETİNİN ORTAK KÜLTÜREL MİRASINA KADAR UZANIYOR”
“Kırım türküleri ve Kırım Tatar müziğini sadece bir halkın değil, bütün Türk dünyasının ortak manevi mirası olarak görüyorum.” ifadelerini kullanan müzisyen, bu müzikte yüzyılların birikimi, halkın tarihi, kaderi, sevinci, hüznü ve ruhunun yaşamakta olduğunu dile getirdi.
Öte yandan İsmailova, “Benim damarlarımda doğuştan, babamın kanıyla ve annemin sütüyle birlikte Azerbaycanlı ve Tatar ninelerimin ninnileri dolaşıyor. O ezgiler hâlâ kulaklarımda yankılanır. Ninem Kırım garmonu eşliğinde şarkılar söylerdi, ben de onlara eşlik ederek dans ederdim. Özellikle hikâye anlatan, hareketli ritimli şarkılar beni çok etkilerdi.” değerlendirmesini yaparak bu geleneklerin birçoğunun zamanla unutulmaya yüz tuttuğuna dikkat çekerek Kırım Tatar şarkılarını ve garmon eşliğindeki geleneksel icra kültürünü sürdüren gençlerin sayısının da bugün oldukça az olduğunu, hatta bazı türlerin neredeyse yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunun altını çizdi.
Öte yandan müzisyen, “Kırım Tatar ve Kazak müzik geleneklerinin kökleri, Kıpçak medeniyetinin ortak kültürel mirasına kadar uzanıyor. Bu bağ hiçbir zaman kopmamış, bugün de yaşamaya devam etmektedir. Dilde, ezgide, icra üslubunda ve manevi dünyada büyük benzerlikler bulunmaktadır.” şeklinde konuştu.
Ayrıca bu mirası seven ve yaşatmak isteyen gençlerin sayısı artarsa sadece Kırım Tatar müziği değil, bütün Türk dünyasının geleneksel müzik türlerinin yeniden canlanacağını kaydeden İsmailova, şu ifadelere yer verdi:
Kırım müziği, Kazak müziği, Azerbaycan müziği ve Kıpçak halklarından günümüze ulaşmış diğer kültürel miraslar, Türk dünyasının en değerli hazineleri arasında yer almaktadır. Her birinin kendine özgü sesi, tarihi ve ruhu vardır. Bu mirası hiçbir güç yok edemez; onun geleceği ve devamlılığı, bugün yetişen genç nesillerin ellerindedir. Gençler, kendi köklerini tanıyıp kültürel değerlerine sahip çıktıkları sürece Türk dünyasının manevi mirası sonsuza dek yaşayacaktır.