
Mustafa KOÇYEGİT
QHA Ankara
Türkiye Politik ve Stratejik Araştırmalar Vakfı (TÜRPAV) Başkanı ve Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Sinan Demirtürk, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy arasında 13. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Zirvesi akabinde gerçekleştirilen görüşmenin, Türkiye'nin Ukrayna-Rusya Savaşı'ndaki arabuluculuk ve dengeleyici diplomasi rolü açısından önem taşıdığını belirtti. Türkiye'nin olası barış müzakerelerinde Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü esas alan bir yaklaşım sergilediğini ifade eden Demirtürk, işgal altındaki Kırım meselesinin de müzakere sürecinin gündeminde yer alması gerektiğini söyledi.
Kırım Haber Ajansı (QHA) Editörü Mustafa Koçyegit'in sorularını yanıtlayan Dr. Demirtürk, Erdoğan ile Zelenskıy'nin son dört ayda üçüncü kez bir araya gelmesini yalnızca iki ülke arasındaki ilişkiler bakımından değil, Avrasya coğrafyası ve Türkistan'daki dengeler açısından da değerlendirdi.
TÜRKİYE, UKRAYNA KONUSUNDA DENGELEYİCİ DİPLOMATİK ROL ÜSTLENİYOR
Türkiye'nin etkili bir arabulucu olma rolünün Ukrayna tarafından önemsendiğini belirten Demirtürk, ABD Başkanı Donald Trump'ın politikalarında yaşanan değişimin Ukrayna açısından yeni bir tablo ortaya çıkardığını ifade etti.
Demirtürk, Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Ukrayna'nın çıkarlarını ikinci plana itebilecek bir uzlaşma ihtimalinin gündeme geldiğini belirterek, bu durumun Avrupa, Türkiye ve Ukrayna toplumunda hayal kırıklığı oluşturduğunu dile getirdi.
Türkiye'nin bu süreçte dengeleyici bir diplomatik aktör olarak hareket ettiğini söyleyen Demirtürk, TDT'nin liderler zirvesinde de Ukrayna meselesinin önemli başlıklardan biri olarak ele alındığını düşündüğünü kaydetti.
Ukrayna'daki işgalin uluslararası hukuk bakımından ciddi bir sorun oluşturduğunu vurgulayan Demirtürk, bunun Türk devletlerinin Rusya ile ilişkilerini ve bölgesel güvenlik dengelerini de etkilediğini belirtti. Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Özbekistan'ın bu gelişmelerden farklı boyutlarda etkilendiğini ifade eden Demirtürk, özellikle Orta Koridor, Hazar Havzası ve Türkistan'daki istikrar açısından Ukrayna'daki savaşın önemli sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Rusya'ya yönelik yaptırımların delinmesine ilişkin girişimler karşısında Avrupa Birliği'nin (AB) Kazakistan ve Kırgızistan üzerinden yürütülen ticarete yönelik baskılarının da bölgesel ilişkileri etkilediğini belirten Demirtürk, Karadeniz ve Baltık Denizi'ndeki seyrüsefer güvenliğinin bozulmasının Türkiye başta olmak üzere diğer Türk devletlerini de yakından ilgilendirdiğini kaydetti.
Demirtürk, Türkiye'nin Rusya'nın Ukrayna'daki işgalini meşru kabul etmeyen ülkeler arasında yer aldığını belirterek, Ankara'nın olası bir anlaşmada işgalin meşrulaştırılmasına yol açabilecek girişimlere karşı hassasiyetlerini taraflara ilettiğini ifade etti.
TÜRKİYE-UKRAYNA SAVUNMA VE EKONOMİK İŞ BİRLİĞİ GÜNDEMDE
Erdoğan ile Zelenskıy arasındaki görüşmenin olumlu geçtiğine yönelik açıklamalara dikkat çeken Demirtürk, Türkiye ile Ukrayna arasındaki savunma iş birliğinin de görüşmenin önemli başlıklarından biri olduğunu söyledi.
İki ülke arasındaki savunma anlaşmalarının ve savunma tedariklerinin geliştirilmesinin önem taşıdığını belirten Demirtürk, özellikle 155 milimetrelik sahra topları ve insansız hava araçlarının Ukrayna envanterine yeniden dahil edilmesine ilişkin görüşmeler yapılmış olabileceğini değerlendirdi.
Bu konuların açık kaynaklarda da tartışıldığını ifade eden Demirtürk, savunma alanındaki iş birliğinin yanı sıra ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin de önemine işaret etti. Türkiye'den Ukrayna'ya yapılacak ihracatın, Ukrayna'dan alınacak ürünlerin ve ikili ticari anlaşmaların çeşitlendirilmesinin iki ülke arasındaki ortaklığı güçlendirebileceğini kaydetti.
Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliğinin Türkiye açısından öncelikli konulardan biri olduğunu vurgulayan Demirtürk, Türk bayraklı gemilerin güvenliğinin de görüşmede ele alınan meseleler arasında bulunduğunu düşündüğünü belirtti.
KIRIM'IN İŞGALİ MÜZAKERE SÜRECİNİN GÜNDEMİNDE OLMALI
Dr. Demirtürk, Erdoğan-Zelenskıy görüşmesinin önemli boyutlarından birinin de Rusya'nın işgali altındaki Kırım olduğunu ifade etti.
Kırım Tatar Millî Meclisinin (KTMM) Ukrayna'daki faaliyetlerinin ve Kırım Tatar toplumunun karşı karşıya kaldığı sorunların Türkiye tarafından yakından takip edildiğini belirten Demirtürk, işgal altındaki Kırım'daki insan hakları ihlallerine, gözaltına alınanlara ve akıbeti bilinmeyen kişilere dikkat çekti.
Türkiye'nin Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde, uluslararası platformlarda ve Rusya ile yürütülen temaslarda çeşitli girişimlerde bulunduğunu ifade eden Demirtürk, sivil toplum kuruluşlarının da Kırım'daki insan hakları ihlallerini uluslararası kamuoyuna taşıma konusunda faaliyet yürüttüğünü söyledi.
Kırım meselesinin yalnızca Ukrayna'nın toprak bütünlüğü çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Demirtürk, şu ifadeleri kullandı:
Bu aynı zamanda Karadeniz'in, Kuzey ve Güney Kafkasya'nın, Hazar ve Türkistan'ın istikrarı, hatta Türkiye'nin millî güvenlik perspektifi içerisinde öncelikli konulardan bir tanesidir.
Kırım'ın Türk tarihi ve medeniyeti açısından taşıdığı öneme de değinen Demirtürk, bölgenin imparatorluktan cumhuriyete uzanan Türkiye'nin diplomasi geleneğinde önemli bir yere sahip olduğunu belirtti.
Olası ateşkes ve barış görüşmelerinde Kırım'ın statüsünün de müzakere başlıkları arasında yer alması gerektiğini ifade eden Demirtürk, Türkiye'nin bu konuyu uluslararası toplum nezdinde daha güçlü biçimde gündeme taşımasının önemine dikkat çekti.
Demirtürk, Kırım'ın işgalinin uluslararası hukuk bakımından tanınmayacağı yönündeki tezlerin Türkiye tarafından daha da geliştirilmesi gerektiğini belirterek, Kırım meselesinin muhtemel barış anlaşmalarında somut biçimde ele alınmasının önemini vurguladı.
"KIRIM MESELESİNİ TÜRK DÜNYASININ ORTAK PROBLEMİ OLARAK DİLLENDİRMELİYİZ"
Kırım'ın stratejik öneminin Karadeniz'in genel jeopolitiğinden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirten Demirtürk, Karadeniz'in Anadolu, Balkanlar, Kırım, Kuzey ve Güney Kafkasya ile Hazar Havzası'nı birbirine bağlayan önemli bir coğrafi alan olduğunu söyledi.
Karadeniz'in Türk boğazları üzerinden Akdeniz ve Kızıldeniz'e uzanan geniş bir deniz koridorunun başlangıç noktası olduğunu ifade eden Demirtürk, tarih boyunca Türk-Rus rekabetinin temel başlıklarından birinin de Karadeniz üzerindeki hâkimiyet mücadelesi olduğunu kaydetti.
Demirtürk, 1774 sonrasında Kırım'ın Rusya tarafından işgal edilmesi ve bölgedeki Türk nüfusun zorunlu göç ve katliamlarla karşı karşıya kalmasının, Rusya'nın Karadeniz'deki hâkimiyet arayışının tarihsel boyutunu ortaya koyduğunu belirtti.
Rusya'nın Kazan'ı 1556'da, Astrahan'ı ise 1559'da işgal etmesinin ardından Kırım Hanlığı'nın ortadan kaldırılmasını da bu tarihsel sürecin parçaları arasında değerlendiren Demirtürk, Rusya'nın Kafkasya, Türkistan ve Osmanlı coğrafyasına yönelik genişleme politikasının sonraki dönemlerde de devam ettiğini ifade etti.
Karadeniz, Kırım, Kafkasya ve Türkistan politikaları arasında doğrudan bağlantı bulunduğunu vurgulayan Demirtürk, şu değerlendirmede bulundu:
İşgal altındaki Kırım meselesini aynı zamanda Türk dünyasının ortak bir problemi olarak da dillendirmenin doğru olacağı kanaatindeyiz.
RUSYA'NIN İSTEDİĞİ BARIŞ, KARADENİZ VE TÜRKİSTAN'DAKİ TEHDİDİ ARTIRABİLİR
Rusya'nın Ukrayna'da istediği sonuçları elde ederek bir barış anlaşmasına ulaşmasının bölgesel güvenlik açısından yeni sorunlar doğurabileceğini belirten Demirtürk, "Rusya'nın istediği şekilde bir barış anlaşmasının yapılması hâlinde, birkaç yıl içerisinde Rusya kaynaklı tehdidin Karadeniz'de ve aynı zamanda Türkistan'daki Türk devletleri üzerinde daha fazla hissedilmesine yol açacak bir Rus baskısı meydana gelecek. Ukrayna'da istediğini elde etmiş, ülkenin yaklaşık yüzde 20'sini, hatta daha fazlasını işgal altında tutan bir Rusya, Orta Asya'daki hedeflerinden vazgeçmeyecek." ifadelerini kullandı.
Rusya Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov'un Kırım'ın işgali sonrasında Karadeniz'e ilişkin açıklamalarını da bu tarihsel yaklaşımın devamı olarak değerlendiren Demirtürk, Karadeniz ve Türk Boğazları üzerindeki hâkimiyet arayışının Rusya'nın büyük güç politikalarının önemli unsurlarından biri olduğunu söyledi.
Demirtürk, Rus milliyetçi çevrelerinde Karadeniz'de Rus hâkimiyeti düşüncesinin farklı isimler tarafından çeşitli biçimlerde savunulduğunu belirterek, bu yaklaşımın tarihsel bir arka plana sahip olduğunu kaydetti.
2014 yılından itibaren Kırım'ın işgalinden Karabağ'a, Libya'dan Doğu Akdeniz'e, Suriye'den bazı Afrika ülkelerine kadar farklı alanlarda Türkiye ile Rusya'nın karşı karşıya geldiğini belirten Demirtürk, mevcut ilişki biçimini "dondurulmuş ihtilaflar" üzerinden sürdürülen soğuk bir diplomatik ilişki olarak nitelendirdi.
Karadeniz'deki güvenlik sorununun yalnızca Türkiye ve Ukrayna'yı ilgilendirmediğini vurgulayan Demirtürk, Romanya, Bulgaristan, Moldova ve Baltık ülkelerinin de bu gelişmelerden etkilendiğini ifade etti. Karadeniz güvenliğinin uluslararası ticaretin devamlılığı açısından da önemli bir hukuki ve stratejik mesele olduğunu belirtti.
TÜRKİYE, UKRAYNA'NIN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNDEN VAZGEÇMEYECEK
Olası barış müzakerelerinde ABD'nin yanı sıra Avrupa ülkelerinin de sürece dahil edilmesinin önemine değinen Demirtürk, Türkiye'nin Ukrayna meselesinde ABD'nin etkili bir aktör olmasını takip ederken AB'nin Ukrayna'ya verdiği desteğe de itiraz etmeyen bir yaklaşım sergilediğini söyledi.
Türkiye'nin müzakerelerde Avrupa ülkelerinin de görüşlerinin alınmasına yönelik hassasiyetleri bulunduğunu belirten Demirtürk, Ukrayna'nın toprak bütünlüğünün sağlanmadığı bir anlaşmanın kabul edilmemesi gerektiğini vurguladı.
İstanbul'un yeniden barış görüşmelerine ev sahipliği yapabileceği yönündeki değerlendirmelerin önemine de dikkat çeken Demirtürk, daha önce İstanbul'da kesilen görüşmelerin ardından Türkiye'nin yeniden müzakerelerin merkezi olabileceğini ifade etti.
Rusya ve Ukrayna taraflarının İstanbul'a eş zamanlı atıfta bulunmasının Türkiye'nin arabuluculuk rolü açısından önemli olduğunu belirten Demirtürk, Ankara'nın her iki tarafla da şeffaf ilişkiler yürüttüğünü ve savaşın insani boyutunun sona ermesini istediğini kaydetti.
Türkiye'nin olası bir barış sürecinde Ukrayna'nın taleplerini ve halkın yaşadığı mağduriyetleri merkeze alması gerektiğini ifade eden Demirtürk, kalıcı barışın Ukrayna'nın toprak bütünlüğünün yeniden sağlanması ve işgalin sona erdirilmesiyle mümkün olabileceğini vurgulayarak şunları kaydetti:
Umarım ateşkesin ardından hızlı bir şekilde kalıcı barış görüşmeleri başlatılır ve bu süreç, Ukrayna'nın toprak bütünlüğünün tamamen sağlandığı, ülkedeki işgalin tamamen sona erdirildiği ve Ukrayna halkının barış ve huzura kavuştuğu bir barış anlaşmasıyla birkaç yıl içerisinde sonuçlandırılır. Aksi takdirde Ukrayna'da barıştan bahsetmek mümkün değildir.
Türkiye'nin bu yaklaşımı sürdürmesi gerektiğini vurgulayan Demirtürk, "Türkiye her zaman ifade ettiği gibi Ukrayna'nın toprak bütünlüğünün sağlanmadığı bir anlaşmayı tanımaz, tanımayacaktır." dedi.