
Uluslararası hukuk uzmanı Dr. Memmed İsmayılov, Ukrayna-Rusya Savaşı, Azerbaycan’ın bu savaştaki tutumu ve Güney Kafkasya’da değişen dengeleri Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. Rusya’nın Kırım’ı 2014 yılındaki işgalinde ve 2022 yılında Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde başvurduğu propaganda yöntemleri üzerine de açıklamalarda bulunan İsmayılov, yakın zamanda Rus vatandaşlarının korunması bahanesiyle Rus ordusuna yurt dışında silahlı müdahale hakkı veren kanunun Rusya Devlet Dumasından geçmesini de gündeme taşıdı.
“UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI, ULUSLARARASI HUKUKUN YENİ BİR İVME KAZANMASINA SEBEP OLDU”
İsmayılov, Rusya’nın Kırım’ı 2014 yılındaki işgalinde ve 2022 yılında Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde başvurduğu propaganda yöntemleri üzerine, “Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası hukukun yeni bir ivme kazanmasına sebep oldu; uluslararası hukukun ‘uluslararası hukuksuzlaşmasına’ sebep oldu.” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletlerin (BM) 1945 yılında kurulurken kuvvet kullanılmaması amacını taşıdığını hatırlatan İsmayılov, bunun sebebinin 1945 öncesinde kuvvet kullanmanın BM Şartı’nda olduğu gibi bir yasak olmadığını, birçok büyük devletin bir dış politika aracı olarak kuvvete başvurduğunu bile getirdi.
İsmayılov, 1945 öncesi konjonktür için “Kuvvet kullanmak, eğer güçlü bir devletseniz bir nevi meşru bir araçtı.” şeklinde konuşarak BM Şartı’nın 4. Maddesi’nin 2. Fıkrasında belirtildiği üzere, kuvvet kullanmanın uluslararası ilişkilerde kesin bir şekilde yasaklandığını hatırlattı.
RUSYA, HANGİ İDDİALARI ÖNE SÜREREK İŞGALİ MEŞRULAŞTIRMAYA ÇALIŞTI?
“Bu, istikrarlı bir şekilde bir müddet daha devam etti. Devletler, birbirlerine karşı kuvvet kullanmaktan çekiniyordu. Ancak 20 Şubat 2014’te Rusya, Kırım’a saldırdı. Aslında bu aslında bir oldubitti operasyonuydu. Çok kısa sürdüğü için uluslararası kamuoyunda çok büyük bir tepki çekmedi ancak 22 Şubat 2022’ye gelindiğinde herkes şunu düşünüyordu: Rusya, hiçbir şekilde Ukrayna’ya saldırmaz çünkü uluslararası bir sistem var; Ukrayna bağımsız, egemen bir devlet; topyekûn bir savaş uluslararası sistemin ihlali anlamına geliyor.” şeklinde konuşan İsmayılov, buna karşın birçok kişinin yanıldığını hatırlattı.
İsmayılov, Rusya’nın sözde hukuki argümanlarının; NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesi, diğer anlamıyla Ukrayna’nın NATO’ya yaklaşması, Donbas başta olmak üzere Ukrayna’nın birçok bölgesinde yaşayan Rus kökenli nüfusa karşı etnik temizlik ve soykırım uygulandığı iddiası üzerine Ukrayna’ya insanî veya insancıl müdahale girişimi, Ukrayna’da Rusya’ya göre oldukça artan Nazi temelli görüşlere müdahale (denazification) olduğunu belirtti.
Rusya’nın Kırım, Donetsk ve Luhansk bölgelerine müdahale ederken söz konusu bölgelerde yaşayan Rus nüfusun insan haklarının sistematik olarak ihlal edildiği ve soykırım fiillerinin gerçekleştirildiği iddialarına da dikkat çeken İsmayılov, Rusya’nın meşru müdafaa hakkı çerçevesinde söz konusu iddialara dayanarak saldırılarını düzenlediğini dile getirdi.
“ULUSLARARASI HUKUKTA MESELELER SÖZLE Mİ ÇÖZÜLÜYOR, ANTLAŞMALARLA MI?”
Rusya’nın uluslararası hukuktaki kuvvet kullanma yasağını, saldırılarını uluslararası hukukta yer alan meşru müdafaa hakkını (BM Şartı 51. Madde) bahane ederek ihlal ettiğine dikkat çeken İsmayılov, “İlgili madde şunu diyor: BM üyesi bir devlet, başka bir üye devlete karşı silahlı saldırıda bulunamaz. NATO’nun Ukrayna’ya yönelik genişlemesi ya da Ukrayna’nın NATO’ya yakınlaşması bir silahlı saldırı mıdır? Değildir. Donbas’ta Rus nüfusuna yönelik soykırım iddiasında da bulunuluyor ancak bu soykırım fiillerini şu ana kadar destekleyen, haklı çıkaran bir uluslararası belge ortaya konulmuş değil. Diğer mesele de ‘denazification’, aslında bu Rusya’nın iddiası. Bu iddiayı da ispat eden bir hukuki belge ya da bir uluslararası rapor yok.” şeklinde konuştu.
NATO’nun 1997 yılında “NATO-Rusya Kurucu Senedi” adlı bir belgeyi imzaladığının altını çizen İsmayılov, belgenin taraflarının Rusya ve NATO olduğunu belirterek Ukrayna’nın NATO’ya dâhil olması hâlinde Rusya’ya veto hakkı verildiğine dair bir ifadenin yer almadığını kaydetti.
Bu hususta İsmayılov, “Rusya burada neye dayanıyor? Diyor ki ‘Geçmişte Batı, bana Ukrayna’nın hiçbir şekilde NATO'ya dâhil olmayacağı sözünü verdi. Peki, uluslararası hukukta meseleler sözle mi çözülüyor yoksa antlaşmalarla mı? Bir sözün hukuki değer kazanması için bir antlaşma akdedilmesi gerekiyor. Dolayısıyla Ukrayna ile ilgili öyle bir bağlayıcı anlaşma olmadığı için aslında yine Rusya'nın argümanları, uluslararası hukuk açısından çelişkilidir.” değerlendirmesini yaptı.
Bununla birlikte bir devletin başka bir devlete karşı meşru savunma hakkını kullanabilmesi için silahlı bir saldırı olması gerektiğini hatırlatan İsmayılov, Rusya’nın işgali meşru kılmak adına ortaya attığı iddialar üzerine, “Yine bu iddialar baktığımızda Rusya açısından temelsiz oluyor çünkü uluslararası hukukun hükümleri açıktır. Diğer bir mesele de Rusya, Donbas'a müdahale ettiğinde bir uluslararası hukuk argümanını ortaya koyuyor, çok ilginç bir argümanındır. 1999 yılında NATO, Kosova'ya müdahale ediyor. Müdahale ederken de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onayını almıyor çünkü uluslararası hukukta, başka bir devlete karşı bir saldırının meşhur olabilmesinin iki tane istisnası vardır. Bunlardan biri meşru müdahale hakkı, diğeri de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onayının alınmasıdır. Dolayısıyla NATO'nun Kosova'ya gerçekleştirdiği müdahalede Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden onay alınmıyor.” dedi.
RUSYA’NIN İDDİALARINA YÖNELİK BAĞLAYICI BİR BELGE BULUNMUYOR
Söz konusu durumun, Kosova'ya karşı gerçekleştiren yoğun bir insan hakları ihlalleri, soykırım fiilleri ve etnik temizlik sebebiyle istisnai bir olay niteliği taşıdığına dikkat çeken İsmayılov, “NATO da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararını bekleyemezdi çünkü saldırı gerçekleştirenlerin çoğu Rusya yanlısı gruplardı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin daim üyelerinden biri de Rusya olduğu için eğer mesele, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine götürülseydi Rusya veto edecekti. Dolayısıyla Güvenlik Konseyinden bir onay alınmaksızın Yugoslavya bombalandı ve NATO, Kosova'ya müdahale etmiş oldu.” ifadelerine yer verdi.
Rusya’nın Kosova'daki insan hakları ihlalleri, soykırım fiilleri ve NATO müdahalesini örnek göstererek Ukrayna’da yaşayan Rus kökenli vatandaşlara karşı da bir soykırım gerçekleştirildiğini, dolayısıyla fiillerinin meşru kabul edilebileceğini öne sürdüğünü belirten İsmayılov, birçok uluslararası hukukçunun Ukrayna’da yaşayan Rus kökenli vatandaşlara yönelik iddiaları araştırdığını kaydetti. Bu iddialara yönelik de bağlayıcı bir belgenin bulunmadığını dile getiren İsmayılov, Rusya’nın iddialarının bu yönüyle de asılsız kaldığını belirtti.
RUSYA’NIN SELF DETERMİNASYON HAKKI İDDİASI
Rusya’nın, “self-determinasyon hakkını” uygulamak için ilk önce işgal ettiği bölgelerdeki gruplara vatandaşlık verdiğini, daha sonrasında ise ilgili bölgelerde yaşayan insanların hem Rus vatandaşı olduğunu hem de Rusya’ya katılmak istediğini, dolayısıyla referandum ile bağımsızlıklarını ilan edebileceklerini öne sürdüğünü hatırlatan İsmayılov, “Madem öyle, yıllar önce Çeçenler de Rusya'da yaşayan Çeçenler de, Çeçenistan özerk bir bölge, kendi kaderini tayin hakkı istiyorlardı. Onlara niye bu hak verilmedi? Rusya, onlara benzer bir hakkı vermiş miydi ki Ukrayna’dan benzer bir şey istesin? Dolayısıyla Rusya'nın kendi kaderini tayin hakkını iddia etmesi de yine Çeçenistan bağlamında değerlendirildiğinde kendisiyle çelişmektedir.” dedi.
RUS ORDUSUNA YURT DIŞINDA SİLAHLI MÜDAHALE HAKKI VEREN KANUN
Öte yandan İsmayılov, yakın zamanda Rus vatandaşlarının korunması bahanesiyle Rus ordusuna, yurt dışında silahlı müdahale hakkı veren kanunun Rusya Devlet Dumasından geçmesi üzerine ise şu değerlendirmelerde bulundu:
Bu yasa şunu diyor: Moskova, yurt dışında yaşayan Rus vatandaşların aleyhine gerçekleştiren fiillerden dolayı ilgili devletlere karşı müdahalede bulunabilir. Bunu da aslında ‘koruyucu devlet’ çerçevesinde değerlendirebiliriz.
Rusya şunu diyor: Eğer Kazakistan'da, Azerbaycan'da veya Ukrayna'da yaşayan Rus kökenli insanlara yönelik sözde bir insan hakları ihlali ya da soykırım varsa ben bu devletlere girerek askerî müdahalede bulabilirim. Aslında bunu da 2007 yılında Gürcistan’da yapmıştı. Osetya ve Abhazya’yı işgal etmeden önce, oradaki Rus kökenli nüfusa ve Rusya yanlısı Gürcü gruplara da vatandaşlık dağıtmıştı. Bu şekilde oradaki ilhakını da meşrulaştırmaya çalışıyordu ancak uluslararası camia tarafından bu ilhaklar da meşru olarak kabul edilmedi ve işgal niteliğinde değerlendirildi.
“AZERBAYCAN, UKRAYNA’NIN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ AÇIK BİR ŞEKİLDE DESTEKLEDİ”
Öte yandan Azerbaycan'ın Rusya ile komşu olması ve Ukrayna’ya kıyasla güçlü bir devlet olması için nispeten dengeli bir politika izlediğini dile getiren İsmayılov, buna karşın söz konusu politikayı izlerken Ukrayna’nın Rusya tarafından topyekûn işgal girişimini hiçbir zaman tanımadığının da altını çizdi.
“(Azerbaycan'ın Ukrayna’nın Rusya tarafından topyekûn işgal girişimini) Tanımaması da aslında çok doğal çünkü 1988’den 1994 yılına kadar Rusya destekli Ermeni gruplar, Azerbaycan topraklarını işgal etmişlerdi. Dolayısıyla Azerbaycan'ın yüzde 20'si işgal edilmişti.” şeklinde konuşan İsmayılov, bu işgal gerçekleştirilirken de Pakistan'ın desteğiyle BM Güvenlik Konseyinde Azerbaycan topraklarının işgal edildiğine yönelik 4 tane önemli belge imzalandığını ve bu belgelerin tamamında işgal edilen toprakların Azerbaycan'a ait topraklar olduğunun ifade edildiğini hatırlattı.
Bununla birlikte İsmayılov, “Azerbaycan da işgalin ne olduğunu iyi anladığı için hiçbir zaman Rusya'nın yanında yer almadı. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü de açık bir şekilde destekledi çünkü buna aykırı bir davranış, aslında Ermenistan işgalini meşru görmek anlamına geliyordu. Bu bağlamda Azerbaycan’ın temel meselelerinden biri şuydu: Bizi Rusya'ya yönelik dengeli bir politikaya izlesek de Ukrayna'nın meşru menfaatlerini görmezden gelemeyiz. Bugün gelinen noktada da aslında Azerbaycan yine aynı tavırda.” değerlendirmesini yaptı.
“RUSYA, TABİRİ CAİZSE UKRAYNA'DA BATAKLIĞA SAPLANDI”
Ukrayna-Rusya Savaşı’nın her ne kadar Ukrayna ve Kırım açısına olumsuz sonuçları olsa da Güney Kafkasya'daki devletleri nispeten rahatlattığını dile getiren İsmayılov, “…çünkü Rusya, Ukrayna'yı hızlı bir şekilde işgal edebileceğini düşünüyordu. Bu işgali gerçekleştirdikten sonra kuzeye ve güneye (Azerbaycan veya Ermenistan) doğru yönelecekti ancak savaş, beklediği gibi olmadı ve Rusya, tabiri caizse Ukrayna'da bataklığa saplandı. Azerbaycan da hem o dönemdeki jeostratejik hem de uluslararası alandaki dengeleri güderek 2023 yılı itibariyle tüm işgal altındaki bölgelerini işgalden kurtarmış oldu." dedi.
Öte yandan İsmayılov, Ermenistan açısından da İkinci Karabağ Savaşı’nın bir dönüm noktası olduğunu dile tirerek 2018 yılında iktidara gelen Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, Rusya yönetiminin kendisine karşı olumsuz bir tavır içerisinde olduğunu bildiğini fakat bununla birlikte, eğer Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir savaş gerçekleşirse Rusya'nın Ermenistan'ın yanında yer alacağını düşündüğünü kaydetti.
Ayrıca İsmayılov, “…ancak Türkiye ve Azerbaycan arasındaki stratejik iş birliğinin askerî seviyeye yükselmesiyle ve İkinci Karabağ Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte Rusya, Birinci Karabağ Savaşı’na kıyasla, Ermenistan'a tam teşekküllü bir destek sunmadı. Hatta pasif kalarak nispeten tarafsız bir durum sergiledi. Azerbaycan'a da topraklarını işgalden kurtardıktan sonra Ermenistan, kendisini terk edilmiş olarak hissetti. Dolayısıyla aslında Güney Kafkasya'daki jeopolitik durum, Rusya'nın Ukrayna'da oyalanması ile birlikte Azerbaycan’ın lehine değişmiş oldu.” şeklinde konuşarak burada önemli faktörlerden birinin Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan Şuşa Beyannamesi olduğunu bildirdi.
“HÂLÂ İNSANLIK ALEYHİNE SUÇLAR İŞLENİYOR”
Son olarak Beyanın en önemli hükümlerinden biri meşru savunma hakkının içermesi olduğunu ve söz konusu hüküm kapsamında herhangi bir tarafa saldırı gerçekleştirildiğinde diğer ülkenin de müdahale edileceğini kaydeden İsmayılov, son olarak şu ifadelere yer verdi:
Dolayısıyla aslında Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi, uluslararası hukukun yeniden yorumlaması anlamına geldi. Bununla birlikte Rusya’nın hâlâ Güvenlik Konseyindeki en önemli aktörlerden birisi olması, hukuksuzluğun ileride de devam edeceği anlamına geliyor. Ukrayna-Rusya Savaşı hâlâ sona ermedi, hâlâ insanlık aleyhine suçlar işleniyor. İran, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail arasındaki savaş da devam ettiği sürece savaş, bizim için olumlu olmasa da aslında Rusya'nın lehine ilerliyor.