
Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) verileri ile Kırım’daki hak ihlallerini karşılaştıran Kırım Süreci insan hakları girişimi, dünya genelinde hapiste bulunan yaklaşık 330 gazetecinin en az 17'sinin Kırımlı profesyonel veya yurttaş gazeteci olduğunu ortaya koydu. Bu oran, küresel çapta özgürlüğünden mahrum bırakılan gazeteciler vakasının yüzde 5’inden fazlasının tek başına işgal altındaki Kırım’da yaşandığını kanıtlıyor.
Rusya işgalin ilk gününden itibaren bağımsız medyanın bilinçli bir biçimde hedef alıyor. Bununla birlikte düzmece davalar çerçevesinde hapse atılan gazetecilere yönelik baskılar alıkonuldukları cezaevlerinde de devam ediyor. Kırımlıların cezaevinde karşılaştığı temel sorunlar arasında; tıbbi yardımın engellenmesi, dinî hakların ihlal edilmesi, kötü muamele ve daha ağır cezaevi koşullarına sevk edilmelerini sağlamak amacıyla uydurma disiplin ihlallerinin gerekçe gösterilmesi yer alıyor.
Kırımlı gazetecilere yönelik baskıları Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendiren ve güvenlik ile üzerindeki baskılar gerekçesiyle isminin açıklanmasını istemeyen bir Kırımlı insan hakları savunucusu Kremlin'in temel amacının yarımadada işlenen insan hakları ihlallerini ve siyasi baskıları dünya kamuoyundan gizlemek olduğunu vurguladı.
“AMAÇ MUTLAK KONTROL VE İNSAN HAKLARI İHLALLERİNE DAİR GERÇEK VERİLERİ SAKLAMAK”
İşgalci Rus makamlarının bilgi alanını "temizleme" stratejisini anlatan Kırımlı aktivist, şu ifadeleri kullandı:
Bilgi alanının temizlenmesindeki temel hedef; Kırım’da yaşananlar üzerinde mutlak bir kontrol kurmak, alternatif görüşlerin yayılmasını engellemek ve insan hakları ihlallerine dair gerçek verileri saklamaktır. Bağımsız gazeteciler, hak savunucuları ve yurttaş aktivistler ev baskınlarını, siyasi gerekçeli davaları ve Kırım Tatarlarına yönelik zulmü belgeliyor. Onların çalışmaları bu bilgilerin Ukrayna ve dünya kamuoyuna ulaşmasını sağlıyor.
Bu insanları susturmak için 'terörizm' ve 'aşırıcılık' suçlamalarıyla hapis cezaları veriliyor. Remzi Bekirov ve Osman Arifmemetov gibi Kırım Tatar yurttaş gazeteciler bu şekilde tutuklandı. Radyo Svoboda muhabiri Vladislav Yesipenko ve KTMM Başkan Yardımcısı Nariman Celâl ise 'sabotaj' iddialarıyla hedef alındı. Ayrıca gazeteci Gülsüm Halilova ve Oleksina Dorogan hakkında gıyabi davalar açıldı. Nikolay Semena’ya makalesi nedeniyle verilen hapis cezası, Alena Savçuk ve Taras İbragimov gibi gazetecilere getirilen uzun süreli Kırım’a giriş yasakları da bu ablukayı tamamlayan adımlardır.
İnsan hakları savunucu, işgalci yönetimin bilgi akışını kesmek adına sadece gazetecileri değil, onlara bilgi sağlayan yerel halkı da tehdit ve baskılarla yıldırdığına dikkat çekildi. Sıradan insanların hedef alınma korkusuyla hak savunucularına konuşmaktan çekindiği, bağımsız kurumların ise "sakıncalı örgüt" veya "yabancı ajan" ilan edilerek felç edildiği aktarıldı.
10 YILDIR KIRIM’DAKİ BASKILARI KAYDA ALAN KIRIM DAYANIŞMASI SUSTURULDU
2026 yılına gelindiğinde baskıların yeni bir boyuta ulaştığına dikkat çeken hak savunucusu, 10 yıldır siyasi tutsakların ailelerine destek veren ve siyasi davaları takip eden "Kırım Dayanışması" sivil örgütünün hedef alındığını hatırlatarak şunları kaydetti:
26 Haziran 2026 tarihinde Rusya Adalet Bakanlığı, Kırım Dayanışması hareketini ve 137 kişiyi 'yabancı ajan' listesine dahil etti. Hareket katılanları ve destekçilerini korumak amacıyla faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. On yıllık emeğin ardından Kırım halkı hayati bir bilgi kaynağından, siyasi tutsak aileleri ise destek mekanizmasından mahrum bırakıldı. Öte yandan, insanların hukuki yardıma, toplumsal desteğe ve yaşananların bağımsız bir şekilde haberleştirilmesine olan ihtiyacı ortadan kaybolmuyor.
ALIKONULAN 20’DEN FAZLA KIRIMLI GAZETECİDEN 13’Ü KIRIM TATARI
Açıklanan son raporlara göre Rusya hapishanelerinde en az 20'si Kırımlı (13'ü Kırım Tatarı) olmak üzere çok sayıda Ukraynalı gazeteci haksız yere tutuluyor. Mahkûm edilen gazetecilerin büyük kısmı Rusya’nın en uzak bölgelerindeki cezaevlerine ve ağır rejimli çalışma kamplarına sevk ediliyor.
İşgalcilerce düzmece davalar çerçevesinde haksız yere hapse atılan Kırımlı gazetecilerden 13’ünün Kırım Tatarı olduğuna dikkat çeken hak savunucu, “İşgalin ardından Rus yönetiminin yarımadadan sürdüğü bağımsız medyanın boşluğunu, 2014’ten itibaren fiilen Kırım Tatar yurttaş gazeteciler doldurdu. Bunların çoğu "Kırım Dayanışması" hareketi bünyesinde faaliyet gösterdi. Bu isimlerden Rüstem Osmanov, Akmescit’teki Kırım Tatar kanalı ATR’de kurgu yönetmeniydi; kanal, Rus baskıları sebebiyle 2015’te Kırım’daki faaliyetlerine son vermek zorunda kaldı. Remzi Bekirov bağımsız Rus medya kuruluşu «Grani.ru» bünyesinde haber yaparken, Osman Arifmemetov ise Ukrayna merkezli «Gratı» için duruşma haberleri kaleme alıyordu. Arifmemetov'un haberleri, ilerleyen süreçte "Benim Sürgünüm" kitabının temelini oluşturdu.” şeklinde aktardı.
ZİNDANLARDA SİSTEMATİK İŞKENCE VE SAĞLIK HİZMETİNİN SAĞLANMAMASI
Mahkûm edilen Kırımlı gazetecilerin büyük kısmının Rusya’nın en uzak bölgelerindeki cezaevlerine ve ağır rejimli çalışma kamplarına sevk edildiğini, zindandaki gazetecilerin insanlık dışı koşullarla yüzleştiğini vurgulayan Kırımlı insan hakları savunucusu şu ifadeleri kullandı:
Haksız yere alıkonulan gazetecilerin çoğunluğu halihazırda yarımada dışına sevk edilmiş olup Rusya'nın farklı bölgelerindeki tutukevlerinde ve cezaevlerinde tutulmaktadır. Birçoğu uzun süreli hapis cezalarına çarptırılmıştır. Üzerlerindeki baskı ve zulüm sadece tutuklamalar ve mahkeme kararlarıyla sınırlı kalmıyor; insan hakları savunucuları tutsakların sağlık durumlarının kötüleştiğini, aileleriyle iletişimlerinin kısıtlandığını ve tıbbi yardımın yetersiz veya uygunsuz şekilde sağlandığını da bildiriyor.
TÜRK MEDYASINA VE ULUSLARARASI TOPLUMA ÇAĞRI
ZMINA İnsan Hakları Merkezi, Ukrayna Gazeteciler Birliği, Kırım İnsan Hakları Grubu, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) ve Uluslararası/Avrupa Gazeteciler Federasyonları (IFJ/EFJ) gibi örgütler davaları yakından takip etmeyi sürdürdüğünü belirten insan hakları savunucu şunları kaydetti:
Gazetecilere yönelik yargılama süreçlerini belgeleyen bu kuruluşlar, tutsakların insani durumunu izliyor ve ihlalleri uluslararası mercilere taşıyor. Yayımladıkları raporlar, kamuoyu açıklamaları ve uluslararası kampanyalarla siyasi tutsak gazetecilerin sesini Avrupa ve dünya kamuoyuna duyuruyorlar.
Ne var ki hak ihlallerini yalnızca belgelemek tek başına yeterli olmuyor. İnsan hakları aktivistlerinin dikkat çektiği gibi, cezaların kesinleşmesinden sonra gazetecilerin durumuna gösterilen ilgi sıklıkla zayıflıyor. Oysa gazeteciler cezaevindeyken de sistemli baskılara, kötü muameleye, dinî özgürlük kısıtlamalarına ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılmaya maruz kalmayı sürdürüyor. Dolayısıyla infaz süreci boyunca her bir dosyaya olan ilgiyi canlı tutmak, cezaevi şartlarının uluslararası heyetlerce düzenli denetlenmesini talep etmek ve tutsak gazetecileri takas listelerine dâhil ettirmek kritik bir gerekliliktir.
Yürütülen tüm bu mücadelenin ana gayesi; Kırım’daki gerçekleri aktardıkları için cezalandırılan isimlerin unutturulmasını engellemektir. Bu gazetecilerin serbest bırakılması, ailelerinin emniyetinin sağlanması ve yarımadada bağımsız haberciliğin yeniden önünün açılması, ulusal ve uluslararası insan hakları kurumlarının değişmez gündemi olmalıdır.” diye vurgulayan insan hakları savunucusu Türk medyasına şu çağrıda bulundu:
Bu kampanyaya Türk medyasının daha güçlü bir destek vermesi gerektiğine inanıyorum. Türkiye ile Kırım ve Kırım Tatar halkı arasındaki köklü bağlar göz önüne alındığında, Türk gazetecilerinin ve medya kuruluşlarının sürece katılımı, tutsak Kırım Tatar yurttaş gazetecilerin sesini duyurmak adına kritik bir fark yaratacaktır.
Türk basını; tutuklu gazetecilerin portrelerini işleyebilir, ailelerinin sesini duyurabilir, cezaevlerindeki hak ihlallerini ve sağlık krizlerini aktarabilir, hak savunucuları ile tutsak yakınlarının konuşabileceği mecralar açabilir. Tutuklu meslektaşlarının hikâyelerini paylaşmak, aileleriyle söyleşiler yapmak, uluslararası çağrılara imza atmak ve konunun haber gündeminde kalmasını sağlamak bu örgütlerin atabileceği somut adımlardır.
Türkiye’de yaşayan Kırım Tatar toplumu için hayati bir hassasiyet taşıyan bu meselede Türk kamuoyunun göstereceği dayanışma, cezaevindeki gazeteciler ve aileleri için paha biçilmez bir moral kaynağı olacaktır.