Kültürel antropolog Prof. Dr. Greta Uehling: Tarih, Kırım Tatar kimliğinin büyük bir direniş örneği sergilediğini göstermektedir

“Decolonizing Ukraine: The Indigenous people of Crimea and Pathways to Freedom” kitabının yazarı, kültürel antropolog ve Michigan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Greta Uehling, QHA’ya açıklamalarda bulundu.

Haber Giriş Tarihi: 26.05.2026 20:11
Haber Güncellenme Tarihi: 26.05.2026 20:11
https://www.qha.com.tr/

“Decolonizing Ukraine: The Indigenous people of Crimea and Pathways to Freedom” (Ukrayna’nın İşgalden Kurtarılması: Kırım’ın Yerli Halkı ve Özgürlüğe Atılan Adımlar) kitabının yazarı, kültürel antropolog ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Michigan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Greta Uehling, kitabının hazırlık süreci, Kırım’ı terk etmek zorunda kalan Kırımlılar ve Rus işgalinin hayatları üzerineki etkileri, 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’ndan sonra Kırım Tatar kültürünün ve millî kimliğinin bugünkü durumu ile Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminin başladığı 2022’den sonra Ukrayna kültürünün ve millî kimliğinin bugünkü durumu üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.

YAZAR, KİTABI İÇİN 1997 YILINDA KIRIM’A YERLEŞTİ

Kırım’a ilk kez 1995 yılında ziyarette bulunduğunu dile getiren Uehling, araştırma yapmak için adına 1997 yılında Kırım’a geri döndüğünü belirtti. Kırım’a ziyaretlerini sürdürdüğünü ve Kırımlılarla iletişimini uzun vadede devam ettirdiğini kaydeden yazar, Kırım ve Kırımlılarla olan bağını kuvvetlendiren yeni projelere de imza attığını kaydetti.

2025 yılında yayımlanan kitabının hazırlık aşamasının Kırım’ın Rusya tarafından işgali sonrasında başladığını dile getiren Uehling, Kırım Tatarları ve yarımadanın diğer sakinlerinin vatan Kırım’ı terk edip Ukrayna’nın dört bir tarafına yerleştikten sonra hayatına sil baştan başlayanlarla konuşmak üzere uzun seyahatler gerçekleştirdiğini dile getirdi. Farklı coğrafyalarda seyahat etmesinin kitabının yapı taşlarından biri olduğunu belirten Uehling, kitabının içeriğinin bu şekilde zenginleştiğini kaydetti.

UEHLING, BAŞLICA KIRIM’I ELE ALAN YAKLAŞIK 90 SÖYLEŞİ YAPTI

“Bir antropolog olarak araştırma metodolojim gözlem ve söyleşilere dayanıyordu. Söz konusu gözlemi birçok şekilde gerçekleştirdim: İnsanların evlerinde onlarla sofraya oturup sohbetler ettim; konserlere, film göstermlerine ve sergilere katıldım. 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nda hayatını kaybedenlerin anıldığı törenlerdeki gibi, anma etkinliklerinde yapılan konuşmaları dinledim.” şeklinde konuşan Uehling, 90’ı özellikle Kırım’ı ele alan yaklaşık 155 söyleşi yaptığını, yaptığı diğer söyleşilerin ise Rusya’nın işgal girişiminin Ukrayna’nın doğusundaki yüzü üzerine olduğunu belirtti.

Araştırmalarını aldığı fonun şartları uyarınca Rus işgali altındaki Kırım’da gerçekleştirmediğini kaydeden Uehling, buna rağmen Kırım’a gidebilen kişilerle iletişim kurabildiğini ve aynı zamanda Kırım’da yaşayanlarla çevrim içi olarak iletişimde kaldığını belirtti. Uehling, bununla birlikte Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminden sonra işgalci Rus ordusuna alınmamak için Kırım’ı 2022 yılında terk eden bir aileyle 2023 senesinde ABD’de vakit geçirdiğini beyan etti.

RUS İŞGALİNİN KIRIM’DAKİ GÜNLÜK HAYATA YANSIMALARI

Söz konusu aileyle tanışmasının Rus işgali altındaki bölgelerdeki günlük hayatın yıllar içinde nasıl şekillendiğine dair bilgilendirici olduğunu ifade eden Uehling, araştırma boyunca elde ettiği verileri kitaplaştırma süreci üzerine ise şu ifadelere yer verdi:

Verileri nitel veri analizi yazılımı (using qualitative data analysis software) kullanarak kodladım ve tematik olarak analiz ettim. Yaklaşımım yinelemeli (iterative) ve tümevarımsaldı (inductive); antropologların sıklıkla ‘emergent’ kodlama olarak tanımladığı bu yöntem, katı ve önceden belirlenmiş bir çerçeve dayatmak yerine, örüntülerin doğrudan verinin kendisinden ortaya çıkmasına olanak tanıyordu. Zamanla, tekrar eden temalar ve yapıların görüşmeler boyunca belirginleşmesiyle bir doyum noktasına ulaşıldı; bu da verilerin daha geniş bir anlatı içinde bütünleşmeye başladığını gösterdi.

Yazar, kitabının yazım aşamasının, Ukrayna-Rusya Savaşı’na dair sürekli değişikliğe uğrayan siyasi ve askerî bağlam tarafından şekillendiğini kaydederek Ukrayna’nın yakın zamanda savaşta galip geleceğine dair umutların yükseldiği bir dönemde kitabının basında yer aldığını, buna karşın Rusya’nın topyekûn işgal girişimi sırasında yaşanan beklenmedik olayların ise kitabın içerisinde gizli olduğunu belirtti.

NARİMAN CELÂL’İN MÜCADELESİ YAZARA İLHAM OLDU

Rus işgali ve yaşatılan baskılar sebebiyle Kırım’ı terk etmek zorunda kalanların hikâyelerini ve Rus işgalinin hayatlarıyla ilişkileri üzerine etkilerini araştıran yazar, kendisini en çok etkileyen olayın ise günümüzde Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi olan, eski Kırım Tatar siyasi tutsak Nariman Celâl’in hikâyesi olduğunu ve Celâl’in hikâyesini kitabında ele aldığını ifade etti.

Celâl’in hikâyesinin baskılar altında sergilenen bir cesaret örneği olduğunu belirten Uehling, Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgal edilmesinden sonra Kırım Tatar Millî Meclisinin (KTMM) yasaklandığını hatırlatarak o sırada KTMM Başkan Yardımcısı olan Celâl’in kendisini bekleyen bütün tehlikelere rağmen vazifesine sahip çıktığını vurguladı.

CELÂL, KIRIM’I “21. YÜZYILIN TOPLAMA KAMPI” OLARAK TANIMLAMIŞTI

Uehling, 2021 yılında ise Kırım Platformunun zirvesine katılmak için Kıyiv’i ziyaret eden Celâl’in yalnızca birkaç gün sonra Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) tarafından evine baskın yapılarak gözaltına alındığını kaydederek Eylül 2022’de 17 yıl hapis cezasına çarptırıldığını belirtti. “Buna rağmen Nariman Celâl, parmaklıklar ardında bile olağanüstü bir hitabetle konuşmaya devam etti. Rus işgalini yumuşatmaya yönelik dolaylı ifadeleri reddetti, baskıların olduğu gibi adlandırılmasında ısrar etti. Bir mektubunda ise Kırım’ı ’21. yüzyılın toplama kampı’ olarak tanımladı. Bu toplama kampında gözle görünür çitler yoktu fakat baskı, günlük hayatın derinliklerine işleyerek daha gizli şekillerde hissediliyordu.” değerlendirmesini yapan Uehling, Celâl’in “iç özgürlük” kavramına dikkat çekmesinin kendisi için önemini dile getirdi.

“CELÂL’İN HİKÂYESİ, EN ZORLU KOŞULLARDA BİLE İRADEYE SAHİP ÇIKMANIN HİKÂYESİ”

Celâl’in bir insanın iradesini zorlu koşullara rağmen koruyabileceğini hatırlattığını ve değişime dair inanca tutunulması çağrısında bulunduğunu kaydeden Uehling, “Ukrayna’da yerinden edilen insanlarla konuştuğumda onların da bu tutuma sahip olduğunu gördüm. Bu durumdan ise zorluğun içinde saklı olan büyü (alchemy of adversity) şeklinde kitabımda bahsettim. Celâl’in hikâyesi ise bir direnç, maneviyat ve en zorlu koşullarda bile iradeye sahip çıkabilmenin hikâyesi. Celâl, nihayet bir esir takasında serbest bırakıldı ve Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi oldu. Hayatın bu cilvesi, sebatlı olmanın ne denli önemli olduğunu gösterir niteliktedir.” şeklinde konuştu.

Bununla beraber 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’ndan ve Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminden sonra, Kırım Tatar ve Ukrayna kültürünün ve millî kimliğinin baskılar ve tehditler karşısında güçlendiğini dile getiren Uehling, kitabında iki halkın kendilerine ait ortak gelenekleri keşfetmesini de ele aldığını belirtti. Bu ortak gelenekler arasında nakış, dokuma, müzik ve hayatın önemli aşamaları üzerine olan ritüellerin bulunduğunu ifade eden Uehling, bugün de millî kimliği korumak adına şiir, edebiyat, müzik ve dil öğreniminin önemine dikkat çekti.

UKRAYNA’DA BİR NESİL, BARIŞ NEDİR BİLMEDEN BÜYÜYOR

“Ukrayna, eskiden millî kimlik ve dil açısından ciddi bölgesel farklılıklarıyla anılmış olsa bile 2022 yılından sonra, farklılıklara rağmen daha kapsayıcı bir millî kimliğe sahip oldu. Birlik farklılıkları sever, yok etmez. Hem Ukrayna hem de Kırım Tatar kimlikleri korunmakla kalmıyor, aynı zamanda daha yüksek bir farkındalıkla, siyasi bir seferberlik içinde ve ileri görüşlü bir kıvamda yeniden şekilleniyor. Bu durum, insanların savaştan dolayı derinden sarsılmadığı anlamına gelmemektedir: Ukrayna-Rusya Savaşı’nın ciddi bir toplumsal, ekonomik ve psikolojik bilançosu olmuştur. Bir neslin ise ülkelerinde hiçbir zaman barışı görmeden büyümekte olduğunun da altını çizmek gerekmektedir.” şeklinde konuşan Uehling, Ukrayna-Rusya Savaşı üzerine yazdığı ilk kitap olan “Everyday War” kapsamında çocukların alfabeyi öğrenmeden önce hayatta kalabilmek adına seslerden askerî mühimmatları ayırt etmeyi öğrendiğini yazdığını belirtti.

Bununla birlikte yazar, “Herkes öyle ya da böyle kayıplar yaşadı; aileleri, sevdikleri veya önceden kendileri için hayal ettikleri bir gelecek olsun. Bu yaşanmışlıklar, Ukrayna’nın Rusya’ya ve Ruslara karşı bakış açılarını uzun yıllar için şekillendirmeye devam edecek.” değerlendirmesini yaptı.

KIRIM TATARLARININ TOPLUMSAL HAFIZASI KİMLİKLERİNİ KORUDU

“Tarih bize Kırım Tatar kimliğini silmeyi amaçlayan koşullara rağmen Kırım Tatar kimliğinin büyük bir direniş örneği sergilediğini göstermektedir.” değerlendirmesinde bulunan Uehling, bu konuya dair ilk kitabı olan “Beyond Memory: The Crimean Tatars Deportation and Return” (Hafızanın Ötesinde: Kırım Tatarlarının Sürgünü ve Geri Dönüşü) kapsamında sürgünden sonra toplumsal hafızanın bir halkın kimliğini korumaktaki rolünü anlattığını dile getirdi.

Sürgün ile birlikte Kırım Tatarlarının varlığının Sovyetler Birliği tarafından reddedildiğini belirten Uehling, “Kırım Tatarları; asimile edilmeye çalışıldı, farklı coğrafyalara birbirinden ayrı düştü ve bir halk olarak varlıklarının silinmesine yönelik sistematik baskılara maruz kaldı. Buna rağmen direndiler, sürgündeyken yeniden birlik oldular, vatanlarını hatırlayarak kültürel faaliyetlerini sürdürdüler. Sovyetler Birliği’nin son zamanlarında, vatanlarına dönebilmek adına barışçıl bir hareket başlattılar ve bu hareket, daha geniş çaptaki muhalif akımları da şekillendirdi.” dedi.

“KIRIM TATAR KIMLİĞİ SON DERECE ZORLAYICI KOŞULLAR ALTINDA BİLE HAYATTA KALABİLMIŞTİR”

Öte yandan bugün diasporada, Kırım’dakinden daha çok Kırım Tatarının yaşadığını ve bu durumun kültürel aktarım için birçok milletten oluşan çevreleri meydana getirdiğini kaydeden Uehling, Kırım Tatar kimliğinin belirli bir coğrafyaya bağımlı olmaktan ziyade diasporadaki kurumlar, eğitim, medya ve aktivizm ile daha çok yaşandığını belirtti.

Ayrıca Ukrayna’nın Yerli Halklar Kanunu ile Kırım Tatarlarını yerli halk olarak resmen tanıdığına dikkat çeken Uehling, Kırım Tatarlarının dili, kültürü ve siyasi arenadaki temsiliyetinin bu şekilde kurumsal olarak desteklenmesinin ve Kırım Tatarlarının Ukrayna’nın geleceğinde daha çok söz sahibi olmasının önemini vurguladı.

Uehling, son olarak şu ifadelere yer derdi:

Kırım, Rus işgali altında kalırsa Yarımada’daki baskıcı koşullar da devam edecektir. Buna karşın tarihe baktığımız zaman baskılarla bir kültürün yok edilemeyeceği de açıktır. Kırım Tatar kimliği son derece zorlayıcı koşullar altında bile hayatta kalabilmiştir. Geçmiş ile bugün arasındaki fark ise şudur: Bugün, bu kimlik yalnızca hafıza aracılığıyla değil, aynı zamanda daha geniş ölçekte bir tanınırlık, kurumsal destek ve küresel çapta, birbiriyle iletişim içerisinde olan bir diaspora ile korunmaktadır.