
Avrasya Ulusal Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Göktürk yazısı uzmanı Doç. Dr. Talgat Moldabay; Türklerin yazı tarihi, Göktürk yazısı dâhil olmak üzere yazı sistemleri, petroglifler, eski Türklerin yaşayış biçimi ve Türkler tarafından ilk kez inşa edilen düzenli şehir olan Orda Balık hakkında Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.
TÜRKLERİN YAZI TARİHİ, 10 BİN SENE ÖNCESİNE KADAR UZANIYOR
Türklerin ve Türklerin atalarının yaşamış olduğu, bozkır göçebeleri olarak bilinen konargöçerlerin yaşadığı coğrafyada çok sayıda petroglifin, sembollerin ve tamgaların bulunduğunu ve bunların yazı tarihinin başlangıcı, temeli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Moldabay, bunların gelişerek tamgalara, harflere dönüştüğünü söyledi.
Tamgaların mülkiyet anlam taşıdığını, örneğin bir hayvanın hangi kabileye ait olduğunu tamgalarına bakarak ayırt edildiğini, kabile içinde de o hayvanın kulaklarına oyularak yada delinerek yapılan işaretlerin de kabile içerisindeki ailelerin mülki haklarını bildirmekte olduğunu söyleyen Doç. Dr. Moldabay, şu ifadelere yer verdi:
Bu neyi gösteriyor? Yazı tarihinin bu petrogliflerden, yani kaya resimlerinden başladığını biliyoruz çünkü insan, varoluştan beri kendi gördüklerini ve bildiklerini hep başkalarına göstermeye çalıştı. İlk başta bir maddenin resime dönüşmesi, yazının başlama tarihi olarak biliniyor. Yazı tarihi bilimi yani gramatoloji var. Bu açıdan baktığımızda ilk resimler, bu insanların ilk yazıları olarak geçiyor. Daha sonra elbette resim de bir taraftan sanat olarak gelişti. Bir taraftan da bu resimler, daha sonra bizim bildiğimiz tamgalara, yazı türlerine değişerek gelişim gösterdi.
Bu açıdan bakıldığında Türklerin yazı tarihinin 10 bin sene kadar geriye gidebildiğini ve Moğolistan, Rusya ve Türkistan coğrafyasındaki Kırgızistan, Kazakistan ve Azerbaycan’ın bulunduğu bu bölgelerdeki kaya resimlerinin tarihinin de taş devrine kadar uzanabildiğini kaydeden Doç. Dr. Moldabay, "Bu da bizim atalarımızın yazı kültürünü 10 bin sene önce başlattı." dedi.
GÖKTÜRK YAZISININ KÖKENİ, KHOID TSENKHER MAĞARASINA DAYANIYOR
Moğolistan'da bulunan Khoid Tsenkher mağarasında 10 bin sene öncesinde çizilen resimlerin, bazı hayvanların 10 bin sene önce buzul devrinde yok olduğunu gösterdiğini dile getiren Doç. Dr. Moldabay, bu mağara resmini araştıran bilim insanlarının, bu resimlerin tarihinin 10 bin sene önceye, yani buzul devrine kadar geriye gittiğini öne sürdüğünü aktardı.
Doç. Dr. Moldabay, şu değerlendirmelerde bulundu:
Orada resmedilen bazı hayvanların buzul devrinde yok olduğu görülüyor. Bunun da kronolojik olarak 10 bin sene önce gerçekleştiği öne sürülüyor. Bu şekilde, bizim atalarımızın da 10 bin sene önce böyle bir resim yaparak yazı kültürünü başlattığını gösterebiliyoruz. Elbette şimdiki yazı kültürü, ondan daha farklı fakat bizim bildiğimiz Göktürk yazısı da işte ondan başlıyor.
Öte yandan ilk başta bir resmin oluşturulması, daha sonra bu tamganın ideolojik ve ideografik bir kavrama anlam vermeye başlaması gibi yazı sistemlerinin gelişme aşamaları olduğunu kaydeden Doç. Dr. Moldabay, bu tamganın daha sonra bir heceyi, ondan sonra ise alfabetik dönemleri gösterdiğini belirterek "Alfabenin gelişme dönemleri vardır. Otokton (kendine özgü) yazı sistemlerinin bu aşamalardan geçerek gelişmesi lazımdır. Buna bakıldığında bizim Göktürk yazısında bu aşamaların hepsi var. Yani Göktürk yazısı tam olarak otokton bir yazı sistemidir ve yazı tarihinin gelişme süreçlerinin hepsini kendinde bulunduruyor. Yani resim yazısı, düşünce yazısı, hece yazısı ve alfabetik yazı özelliklerinin hepsi var." dedi.
Göktürk yazısının, içerisinde resim yazısı, hece yazısı ve tamgalar bulunan, çok karmaşık ve geçiş döneminde olan bir yazı olması sebebiyle tarihinin çok daha geriye gittiğini dile getiren Doç. Dr. Moldabay, "Çin kaynaklarında zaten Hunlar hakkında bahsedildiği zaman: ‘Hunlarda, bizdeki gibi böyle modern bir yazı yok. Onlar ağaçlara bıcakla çizerek işaretler işliyor ve gönderiyor, diğeri de ondan bir anlam çıkarıyor.’ denir. Eğer bir insanın çizdiği yada yazdığı bir şeyi diğeri anlıyorsa bu yazı değil de ne olabilir? Yazının tarifi de düşünceyi işaretlere aktarmak değil midir?" şeklinde konuştu.
Doç. Dr. Moldabay, Hunların yazı tarihinin daha geriye gittiğini ve o dönemden gelen bir yazı sisteminin, söz konusu yazı sistemiyle yazabilen insan sayısının az olması sebebiyle bugüne ulaşmadığı yönündeki düşüncesini ifade ederek "Yani yazı, eski zamanlarda belirli bir insanların tekelinde olup kutsal sayılıyordu ve onları okuyup yazanların sayısı da çok azdı." dedi.
"DÜNYADA KENDİ ÖZ YAZISI OLAN MİLLETLER BİR ELİN PARMAĞINI GEÇMİYOR"
Göktürklerin yazılı eserlerinin, Türk dünyasının çok değerli bir kültürel varlığı olduğunu kaydeden Doç. Dr. Moldabay, şu ifadelere yer verdi:
Çünkü dünyada kendi öz yazısı olan medeniyetleri sayarsanız bunlar, bir elin parmağını geçmiyor. Örneğin şimdi Kazakların kullandığı Kiril alfabesini biz, Ruslardan aldık ve bazı millî fonolojik özelliğimize bağlı olarak değişiklikler yaptık. Örneğin, ‘o’ harfinin ortasını çizerek ‘ö’ yaptık, ‘н’ (n)nin ayaklarına çizgi ekledik ve ‘ң’ (n) yaptık ve kullanıyoruz. Aslında Kiril alfabesi, Rusların da değil çünkü Ruslar da onu Doğu Roma dediğimiz Bizanslılardan, 9. ve 10. yüzyıllarda din vasıtasıyla aldılar. Bizanslıların da geçmişi, Greklilerden Fenikelilere kadar gidiyor. Bu da dünyadaki birçok yazının o medeniyetlere ait olmadığını, sadece ödünç alınarak kullanılan yazı sistemleri olduğunu gösterir. Onun içindir ki tarihte kendi otokton yazı sistemi olan medeniyetler çok yüksek medeniyet sayılır.
Bunun için bilim insanlarının otokton olduğu öne sürülen yazı sistemlerine şüpheyle yaklaşmasının normal olduğunu beyan eden Doç. Dr. Moldabay, "Ancak biz Göktürk yazısını incelediğimiz zaman onun çok eski tamgalara dayandığını, hatta resimlere dayandığını gösterebiliriz." dedi.
GÜMÜŞ KAPKACADAĞI HARFLERİNİN, TÜRK HARFLERİYLE DİKKAT ÇEKEN BENZERLİĞİ
Öte yandan Kazakistan’da bulunan "Altın Elbiseli Adam” olarak bilinen Saka Dönemi’ne ait olan hazinede bulunan gümüş kapkacadağı yazısı hakkında ise Doç. Dr. Moldabay, şu ifadelere yer verdi:
Bugüne kadar, benim bildiğim bu yazıyı okumaya yönelik 18 çalışma var. Normalde bakıldığında onların hepsi yanlış ya da bir tanesi doğru olabilir. Niçin onu okuyamıyoruz? Öncelikle, o dönemde yazının gelişmesinin hangi aşamada olduğunu bilmiyoruz. Oradaki bir işaret bir harfi, bir kelimeyi ya da bir heceyi bildirebiliyordur. Onun için okumak çok zordur ve o yazı işaretlerinin, yazı gelişmesinin hangi aşamasında olduğunu bilemiyoruz. İkincisi de Sakaların hangi dilde konuştukarı bilim dünyasında hâlâ tam olarak çözülmedi. Bazı bilim adamları Hint-Avrupa dilinde konuştukları kaanatinde, bazıları da Prototürkçe konuşmuş olabilir diye düşünüyorlar.
Buna karşın Doç. Dr. Moldabay, söz konusu yazı sistemindeki harflerin şeklinin, Türk harfleriyle yüzde 85 ve 97 oranında benzerlik gösterdiğini kaydetti.
Bununla beraber petroglif alanlarında, piktografik, obje temelli ve fotoğrafik yazı şeklinde birçok yazı tipinin kullanıldığından bahseden ve bu petroglif alanlarının Azerbaycan, Kazakistan ve Türkistan coğrafyasının geri kalanında bulunduğuna işaret eden Doç. Dr. Moldabay, “Elbette petroglifler tarihi, Taş Devri’nden başlayarak günümüze kadar geliyor. Hunlar döneminde çizilen petroglifler var, Taş Devri ve Türkler döneminde daha sonra çizilenler de var ama asıl önemli olan, daha eski petroglifler. Bunları biz daha çok Moğolistan'da görebiliyoruz.” şeklinde konuştu.
ESKİ TÜRK YAŞAYIŞ BİÇİMİNİN İZLERİ, MOĞOLİSTAN’DA SÜRÜLÜYOR
Moğolistan’da bulunan İhe Ashat, Şivet Hayrhan, Hoyt Tsenher, Sağansala gibi petrogliflerin hepsini gezdiğini ve oralardaki çizimlerin, o dönemde yaşayan insanların hayat tarzları, avcılığı, orada yaşayan hayvanlar ve insanların bazı inançlarını sembolize ettiğini kaydeden Doç. Dr. Moldabay, “Bu alan çalışmaları yapan, petroglifi inceleyen bilim adamları için çok büyük bir kaynak diyebiliriz. Eski Türk yaşayış biçimi hakkında, düşüncesi hakkında buradan çok şey anlayabiliyoruz. Hunlar döneminde ya da daha sonra Türkler döneminde yapılan petroglifleri ayırt etmesi için çok basit bir şeyler var. Örneğin, Hun dönemi süvarilerinde üzengi (at bindiğimiz zaman ayaklarımızı koyduğumuz demir eşya) yok, ama Türk dönemi atlı süvarilerinde ise üzengi var.” değerlendirmesini yaptı.
“ORDA BALIK, TÜRKLER TARAFINDAN PLANLI BİR ŞEKİLDE YAPILAN İLK ŞEHİR”
Moğolistan topraklarındaki Orda Balık şehri hakkında konuşan Doç. Dr. Moldabay, bu yaz Moğolistan'a gittiğini kaydederek Türk topluluklarının daha önceleri, asıl geçim kaynağı hayvancılık olduğu için yerleşik hayata geçme gibi bir istekleri olmadığını belirtti.
Onun için Türk topluluklarının daha önceden yerleşik hayata yaşayanlar tarafından kurulan şehirlerde yaşadıklarını kaydeden Doç. Dr. Moldabay, “Ancak Orda Balık şehrinin, Türkler tarafından planlı bir biçimde yapılan ilk şehir olduğunu gördük. O açıdan Türk tarihinde Orda Balık çok önemli bir şehir.” dedi.
Türklerin İpek Yolu boyunda çok şehirleri olduğunu fakat söz konusu şehirlerin daha önce orada yaşayan başka halklar tarafından yapılmış olabileceğine işaret eden Doç. Dr. Moldabay, o şehirlerin daha sonra Türkleşerek ya da Türkler tarafından ele geçirilerek kullanılmaya devam ettiğini beyan etti.
Bununla birlikte Doç. Dr. Moldabay, şu ifadelere yer verdi:
Ama Orda Balık farklı. Şehir planında yazlık yerlere, çadırlara, han çadırlarına ve yarı göçebe yerleşimlere yer verilmiş. Uygurlar tarafından yapılan ilk düzenli şehir olması açısından kendim için çok araştırmak istedim. Daha birçok konu var ve bu konular da daha inceleniyor.
YERLEŞİK HAYAT, GÖKTÜRK YAZISININ KULLANIMDAN ÇIKMASININ SEBEPLERİNDEN BİRİ OLDU
Ayrıca Türk topluluklarının savaşçı özelliğine dikkat çeken Doç. Dr. Moldabay, öte yandan şu değerlendirmelerde bulundu:
Savaşçılık, göçebe hayat demek, herkesin savaşçı olması demek. Kadınlar bile, erkekler çok uzun bir savaşa gittiğinde tüm hayvanlarını koruyabiliyor, devletini koruyabiliyor. Göçebe hayatta herkes savaşçıydı. Çocuklar bile bu şekilde yetiştirilip ok atmayı ve hayvan avlamayı biliyordu lakin yıllarca süren bu destur biraz değişti, kültür değişti. Biraz yerleşik hayata geçince de savaşçılık, biraz azalmaya başladı.
Son olarak Doç. Dr. Moldabay, eski Göktürk yazısının kullanımdan çıkmasının asıl sebeplerinden bir tanesinin de yerleşik hayata geçmek zorunda kalmak olduğuna dikkat çekerek “Daha sonra Uygur döneminde de birçok yazıtlar yazıldı ama yine de ondan sonraki dönemlerde bu da yavaş yavaş artık kullanımdan çıktı. Çünkü Uygur Kağanları şehirciliğe önem verdi ve ilk yerleşik Türk toplumunun oluşmasına neden oldu. Bu da kültür değişikliği demektir. Aynı zamanda onlar, din değişikliğine de gitmiş ve bu nedenle mani dini yazısı olan yazıdan esinlenerek Uygur yazısını yürürlüğe koymuşlar. Bu durum da zamanla Göktürk yazısının kullanımdan çıkmasına neden oldu.” şeklinde konuştu.