Prof. Dr. Andriy Krasnojon QHA'ya konuştu: Arkeolojik kazılar Hocabey'in bilinmeyen tarihine ışık tutuyor

Ukrayna'nın Odesa (Hocabey) kentinde yürütülen kazılarda Hocabey Kalesi ile 14. yüzyıla ait kültürel tabakalar bulundu. Prof. Dr. Andriy Krasnojon, buluntuların Altın Orda dönemine işaret ettiğini ve bölge tarihine ışık tuttuğunu belirtti.

Haber Giriş Tarihi: 31.08.2026 09:33
Haber Güncellenme Tarihi: 31.08.2026 20:12
https://www.qha.com.tr/

Ukrayna Arkeoloji Enstitüsü ve Uşınskıy Güney Ukrayna Ulusal Pedagoji Üniversitesi ortaklığıyla yürütülen ve dördüncü yılına giren Hocabey Kalesi arkeolojik kazı çalışmalarında, Karadeniz ve Karadeniz kuzeyi tarihine ışık tutacak son derece kritik bulgulara ulaşıldı.

Uşınskıy Güney Ukrayna Ulusal Pedagoji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Andriy Krasnojon (Andrii Krasnozhon), Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı açıklamada, Hocabey Kalesi'nin bulunduğu yerin daha önce tarihi kaynaklarda geçtiğini ancak 14. yüzyıla ait buluntuların bölgenin bilinmeyen dönemine ilişkin ilk arkeolojik kanıtları sunduğunu belirtti.

Krasnojon, Hocabey Kalesi'nin günümüzde Prımorskıy Bulvarı'nın bulunduğu bölgede yer almasının yeni bir keşif olmadığını ifade ederek, kalenin burada bulunduğunun 18. yüzyıl kaynaklarından iyi bilindiğini vurguladı.

Bu kaynaklar arasında, kaleyi Eylül 1789'da Ukraynalı Kazaklarla birlikte kuşatan Yosif Deribaş'ın raporlarının da bulunduğunu aktaran Dr. Krasnojon, Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı tarihinin kaynaklar ve belgeler aracılığıyla kapsamlı biçimde araştırıldığını kaydederek, "Bugün yalnızca bu kaynakların arkeoloji tarafından doğrulandığını söyleyebiliriz." dedi.

14. YÜZYIL BÖLGENİN BİLİNMEYEN DÖNEMİYDİ

Kazıların Ukrayna Arkeoloji Enstitüsü ve Uşınskıy Güney Ukrayna Ulusal Pedagoji Üniversitesi ile ortak yürütüldüğünü ve çalışmaların dördüncü yılına girdiğini belirten tarihçi Krasnojon, araştırmaların en önemli bulgularından birinin 14. yüzyıla ait kültürel tabakalar olduğunu bildirdi.

"14. yüzyıl, tarafımızca ilk kez ortaya çıkarılan ve bugüne kadar bölge tarihinde adeta 'karanlık bir nokta' olarak kalan bilinmeyen bir dönemdir" diyen tarihçi, arkeolojik verilerin 1300'lü yıllardan 1390'lı yıllara kadar günümüzde Prımorskıy Bulvarı'nın bulunduğu bölgede bir yerleşimin varlığına işaret ettiğini belirtti.

Söz konusu yerleşimde Altın Orda temsilcilerinin bulunmuş veya bölgenin Altın Orda tarafından kontrol edilmiş olabileceğini aktaran Krasnojon, kazılarda Altın Orda dönemine ait seramiklerin bulunduğunu söyledi.

Bunun şaşırtıcı olmadığını ifade eden tarihçi, Pruto-Dnestrovskıy bölgesinde çok sayıda Altın Orda yerleşiminin bulunduğunu, deniz kıyısında da Altın Ordu halkının yerleştiği veya kontrol ettiği bir yerleşimin bulunmuş olabileceğini kaydetti.

Prof. Dr. Krasnojon, bölgede Cenevizli denizcilerin de ticari faaliyet yürütmüş olabileceğini belirterek, akademisyen Pietro Visconti'ye ait bir kaynakta Ginesta adlı 1311 tarihli bir ticaret merkezinden söz edildiğini aktardı.

ÇOKGEN TEMEL ÜZERİNE YUVARLAK KULE

Andriy Krasnojon, kazılarda tahkimat yapısının temeline de ilişkin yeni bilgiler elde edildiğini belirterek, yuvarlak kulelerin altında çokgen temeller kullanılmasının tahkimat mimarisinde yaygın bir uygulama olduğunu ifade etti ve bunun özellikle Kuzeybatı Karadeniz'in kesimlerinde görüldüğünü vurguladı.

Benzer bir uygulamanın Osmanlı kalelerinde de bulunduğunu belirten tarihçi Krasnojon, Aşağı Dinyester bölgesindeki 1538 tarihli Bender Kalesi'ni örnek göstererek, şu ifadelerini kullandı:

Yuvarlak temeller üzerine inşa edilmiş yuvarlak kuleleri biliyoruz. Büyük olasılıkla burada da aynı durum söz konusuydu: çokgen bir temel ve bunun üzerine inşa edilmiş yuvarlak bir kule. Bu kuleleri 18. yüzyıl planlarından biliyoruz.

Bu özelliğin beklenmedik bir keşif olmaktan ziyade tamamlayıcı nitelikte bir bilgi olduğunu ifade eden Krasnojon, kalenin diğer yapısal unsurlarının ise duvar örgüsü içerisinde ahşap destek kirişlerinin kullanıldığı dönemin tipik sistemine uygun olduğunu bildirerek, "Biz, aslında, bu kalenin nasıl göründüğünü biliyorduk." değerlendirmesinde bulundu.

KALENİN KİM TARAFINDAN İNŞA EDİLDİĞİ BİLİNMİYOR

Kalenin tarihine ilişkin sorunun ise henüz çözülemediğini belirten Krasnojon, yapının 16-18. yüzyıllarda Osmanlılar tarafından kullanıldığının bilindiğini ancak ilk olarak kim tarafından, nasıl ve hangi siyasi gücün talebiyle inşa edildiğinin bilinmediğini vurguladı.

Tarihçi, kalenin Litvanyalılar, Cenevizliler veya Osmanlılar tarafından inşa edilmiş olabileceği ihtimallerini sıralarken, Kırım Tatarlarının da Osmanlıları bölgeye davet ederek tahkimatı yaptırmış olabileceğini ifade etti.

Bunun Bender'de yaşanan sürece benzer olabileceğini belirten Krasnozhon, "Bunu, ne yazık ki, henüz bilmiyoruz. Bu sorulara yanıt verebilmek için önümüzde yalnızca yapılması gereken kazılar var." dedi.

HOCABEY'İN TARİHSEL TOPOGRAFYASI ARAŞTIRILIYOR

Prof. Dr. Krasnojon, kazılardan elde edilen sonuçların Orta Çağ'daki Hocabey'in tarihsel topografyasının anlaşılmasına katkı sağlayabileceğini açıklayarak, günümüz Odesa'sının tarihsel topografyasının ise büyük ölçüde Devolan Planı doğrultusunda şekillendiğini kaydetti ve şehrin tarihi bölümünün daha sonra bu plan temelinde geliştiğini vurguladı.

Orta Çağ'daki Hocabey'in topografyasının ise arkeolojik çalışmalar sayesinde kalenin konumuna ilişkin bazı özelliklerin daha iyi anlaşılmasını sağladığını belirten Krasnojon, Hocabey'in topografyasının Çarlık Rusyası dönemindeki Odesa'nın şehir planlamasını etkilemediğini açıklayarak şu şeklinde konuştu:

Bunlar kesinlikle birbiriyle bağlantılı şeyler değil. Çünkü Ruslar, her yerde olduğu gibi buraya geldiler ve alanı planladılar; kenti, Osmanlı döneminden kalan önceki kültürel yapıları, kaleyi ve diğer unsurları dikkate almadan planladılar.

Hocabey'in tarihsel topografyasına ilişkin bilgilerin büyük ölçüde kartografik kaynaklardan elde edildiğini aktaran Prof. Dr. Krasnojon, 1766-1792 yılları arasına tarihlenen çok sayıda 18. yüzyıl planının Hocabey'in nerede ve nasıl konumlandığını gösterdiğini kaydetti.

GELECEK KAZILARIN ODAĞINDA KALE'NİN ARKA BÖLÜMÜ OLACAK

Tarihçi Krasnojon, Hocabey Kalesi'ndeki gelecek araştırmaların öncelikli olarak, planlara göre kalenin donjonu, yani arka bölümüyle bağlantılı olması gereken alanlarda yürütülecek klasik arkeolojik kazılara odaklanacağını söyledi. Bu bölümün kalenin savunma kompleksi açısından en ilgi çekici alan olabileceğini bildiren Andriy Krasnojon, kalenin kesin kuruluş tarihi ile savunma sisteminin zaman içerisindeki gelişiminin halen yanıt bekleyen sorular arasında bulunduğunu ifade etti.

Kalenin planlama açısından çok katmanlı ve çok yapılı olabileceğini açıklayan Krasnojon, yapının tek seferde değil, belirli bir dönem boyunca aşamalı olarak geliştirilmiş olabileceğini kaydetti ve tarihçiye göre kale merkezden dış bölümlere, batıdan doğuya ve arka kuleden giriş kulesine doğru gelişmiş olabilir.

JEORADAR ARAŞTIRMALARI TAMAMLANDI

Yeni modern arkeolojik yöntemlerin kullanılmasının şu aşamada planlanmadığını bildiren Krasnojon, jeoradar araştırması, tarihlendirme ve benzeri yöntemlere ihtiyaç bulunmadığını söyledi.

"Burada çok şükür artık seramik, eserler ve tahkimattan elde edilen tarihlendirmelerin bu açıdan oldukça net olduğu bir aşamadayız." diyen Krasnojon, daha önce gerçekleştirilen jeoradar çalışmalarının araştırmacıların planladığı ve elde edebileceği tüm bilgileri sağladığını belirtti.

Bundan sonraki süreçte eski planlar ve gerçekleştirilen kazılardan elde edilen sonuçların kullanılacağını aktaran Krasnojon, önceki sezonların verilerinin tarihi planlarla karşılaştırılması sayesinde kalenin araştırılması gereken bölümünün belirlenmesinin hedeflendiğini vurguladı.

Bununla birlikte buluntuların kayıt altına alınmasında modern yöntemlerden yararlanıldığını belirten tarihçi, ortaya çıkarılan yapı kalıntılarının belgelenmesi için 3D tarayıcı kullanıldığını ifade etti. Arkeolojik belgelemede ayrıca eski bir optik cihaz olan takeometreyle yapılan ölçüm çalışmalarından yararlanıldığını kaydetti.

ARKEOLOJİ, ÖNGÖRÜLEMEYEN GEÇMİŞİN BİLİMİDİR

Prof. Dr. Andriy Krasnojon, gelecekteki kazılarda hangi bilimsel sonuçların elde edileceğini önceden tahmin etmenin mümkün olmadığını belirterek, "Gelecekteki kazılardan hangi yeni bilimsel sonuçların çıkacağını öngöremiyorum çünkü arkeoloji öngörülemeyen bir şey. Bu, öngörülemeyen geçmişin bilimidir." dedi.

Arkeologların belirli bir sonucu önceden hesaplayamayacağını ifade eden Krasnojon, çalışmalar sırasında çoğu zaman aranan şeyden farklı bulgularla veya planlanan yerden farklı bir noktada karşılaşılabildiğini şu şekilde söyledi:

Aradığın şeyden tamamen farklı bir şey buluyorsun ya da planladığın yerden tamamen farklı bir yerde buluyorsun. Bu nedenle artık burada peşin hüküm vermenin boşuna olduğunu öğrendim.

Öte yandan, Krasnojon, modern kentleşmenin de araştırmaları zorlaştıran önemli bir unsur olduğunu belirterek, kazı alanında yüksek düzeyde antropojenik etki bulunduğunu kaydetti. Kültürel tabakaların daha sonraki altyapı çalışmaları ve kazılar nedeniyle yer değiştirmiş veya tahrip edilmiş olabileceğini ifade eden tarihçi, bunun arkeolojik araştırmaların sonuçlarını etkileyebileceğini vurguladı. Bu nedenle gelecek sezonlarda tam olarak neyin ortaya çıkarılacağına ilişkin beklentilerin önceden dile getirilmemesi gerektiğini belirtti.