Ukraynalı Osmanlı tarihçisi Doç. Dr. Oleksandr Sereda: Böyle giderse Kırım’ı yalnızca toprak olarak kaybetmeyeceğiz

Ukraynalı Osmanlı tarihçisi Doç. Dr. Oleksandr Sereda, Kırım Hanlığı ile Ukrayna arasındaki ilişkiler, Osmanlı'nın Odesa kentindeki izleri ve Osmanlı arşivlerinin Ukrayna tarih yazımı açısından önemi üzerine QHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

Haber Giriş Tarihi: 24.04.2026 16:34
Haber Güncellenme Tarihi: 24.04.2026 16:34
https://www.qha.com.tr/

Ukraynalı Osmanlı tarihçisi ve Güney Ukrayna Millî Pedagoji Üniversitesi "Uşınski D.K." Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oleksandr Sereda, Kırım Hanlığı ile Ukrayna arasındaki ilişkiler, Osmanlı Devleti’nin Ukrayna’nın Odesa kenti üzerindeki izleri, Osmanlı arşivlerinin Ukrayna tarih yazımı açısından önemi ve Kırım’ın mevcut durumu üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.

“KIRIM HANLIĞI’NI BU DÖNEMİN İLİŞKİLERİNDE BİR KÖPRÜ OLARAK GÖRÜYORUM”

Sereda, Ukrayna ile Kırım Hanlığı arasındaki ilişkiler ve Kırım’ın 1783’te Rusya tarafından işgal edilmesinin Ukrayna tarihi ve kültürü üzerindeki etkilerinden bahsetti. Osmanlı Devleti ile Ukrayna arasındaki ilişkilerin ise 17. yüzyılın ortasında ve Hetman Bohdan Hımelnıtskıy (Bogdan Khmelnytsky) zamanında başladığını kaydeden Sereda, 1648 yılında ilk fermanların çıktığını ve Sultan İbrahim tarafından Hılemnıtskıy’a bu fermanların gönderildiğini belirtti.

Hotin Seferi’nin düzenlendiği zaman ve sonrasına denk gelen Padişah Genç Osman Dönemi’nden beri Ukrayna Kazak toplumu ve Osmanlı Devleti arasında mektuplaşmaların olduğunu dile getiren Sereda, “Bütün bu ilişkiler genel olarak Kırım Hanlığı geçilerek kuruluyor. Bütün mektuplaşmalar, İstanbul’dan Bahçesaray’a ve Bahçesaray’dan Ukrayna Hetmanına ve Zaporog Kazaklarına elçiler gönderilerek gerçekleştiriliyor. Kırım Hanlığı’nı bu dönemin ilişkilerinde bir köprü olarak görüyorum. Kırım Hanlığı, tabii ki Osmanlı Devleti’nin içindeydi, Osmanlı Devleti’nin bir parçasıydı. Bu, vasal bir toprak değildi; orada vasallık yoktu. Kırım Hanlığı daha çok ‘kardeş ülke’ olarak Osmanlı Devleti içindeydi. Aynı zamanda Osmanlı Sultanı, Kırım Hanlarına mektuplarda ‘Benim kardeşim’ yazıyordu. Mesela Lehistan ile Moskova Devleti hakkında hangi kararların verilmesi gerekiyorsa tabii ki Osmanlı Devleti, bu noktada Kırım Hanlarıyla fikirleşiyordu ve aynı Kırım Hanları, Ukrayna Hetmanları ile ilişkilerde de yine Osmanlı padişahlarıyla fikirleşiyordu.” ifadelerini kullandı.

UKRAYNA’NIN NEREDEYSE BÜTÜN ZAFERLERİ, KIRIM HANLIĞI ORDUSU İLE KAZANILDI

En önemli fermanın 1651 yılında artık Sultan Mehmet tarafından gönderildiğini ve Ukrayna toplumuna bu şekilde koruma sağlandığını dile getiren Sereda, “Bu şekilde Ukrayna, Osmanlı Devleti’nin bir parçası olabilirdi fakat Ukrayna, riskli bir siyaset üçgeni içerisindeydi. Bir tarafta Lehistan, öbür tarafta Moskova Devleti, diğer tarafta da Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı vardı. Tabii ki her ülke, kendi siyasetini uyguluyordu. Kırım Hanlığı’nın siyaset üzerine kendi düşünceleri vardı, aynı Moskova Devleti’nin kendi planları olduğu gibi. Ukrayna toprağı, zaten o dönem Lehistan içindeydi. Ukrayna Millî Devrimi’nin de Hımelnıtskıy zamanında ‘iç savaş’ olarak başladığını söyleyebiliriz, sonra da Ukrayna Millî Savaşı başlıyor. Bu savaşta da en büyük desteğin Kırım Hanlığı’ndan geldiğini ve genel olarak bütün zaferlerin Kırım ordusu ile kazanıldığını görüyoruz.” şeklinde konuştu.

Sereda; sadece Hımelnıtskıy zamanında değil, sonrasında da Hetman İvan Vıgovskıy Dönemi’nde meydana gelen Konotop Savaşı’nda Kırım Hanlığı’nın ordusu bulunmasaydı Ukrayna ordusunun zor bir duruma düşeceğini dile getirerek “Bu ilişkilerde Ukrayna Devleti’nin korunması sebebiyle Osmanlı Devleti’ne çok teşekkür etmek gerekiyor. Bir taraftan Lehistan savaşıyor, hedeflerinin de ne olduğunu biliyoruz. Lehistan’ın hedefi, bu devrimi engellemek ve mevcut durumu aynen devam ettirmekti. Moskova Devleti de zaten genişlemeyi hedefliyordu.” dedi.

Bununla birlikte Kırım Tatarlarını, Zaporog Kazakları gibi “asker toplumu” olarak nitelendiren Sereda, iki halkın birlikte sefere çıktığını dile getirerek “Ukrayna Kazakları ile Kırım Tatarları arasındaki en iyi ilişkilerin özellikle 18. Yüzyılda kurulduğunu söyleyebiliriz. 18. yüzyılın ikinci yarısı; hem Ukrayna Kazakları, Ukraynalılar ve Kırım Tatarları için çok zor bir dönem olduğunu görüyoruz. 1783 yılında, hem Kırım Hanlığı hem de Ukrayna Devleti için bir kayıp döneminin başladığını söyleyebiliriz çünkü artık Rus emperyalizmi, Ukrayna Devleti’nde ne kadar devletçilik örneği varsa yok etti. Bunların en başında Sol Yaka Ukrayna’sının Hetmanlığı 1765 yılında yok edildi, 1775’te Zaporog Kazaklarının devleti yok edildi, sonra ise Kırım Hanlığı 1783 yılında işgal edildi.” dedi.

“BÖYLE DEVAM EDERSE YALNIZCA KIRIM’I KAYBETMEYECEĞİZ, BİZ BİR MİLLETİ KAYBEDEBİLİRİZ”

Sereda; Kırım Hanlığı’nın Kırım Tatarları, Türkler ve Ukraynalılar arasında bir köprü olduğunu belirterek “Türkler ve Kırım Tatarlarının ‘kan kardeşi’ olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte ben, Kırım Tatarlarını ve Ukraynalıları ‘can kardeş’ olarak görüyorum çünkü iki millet, 250 yıl boyunca zor durumlar yaşadı ve bu durumda kendi dillerini ve kültürlerini muhafaza etmeleri ve millet olarak var olmaları çok zordu.” değerlendirmesini yaptı.

Bununla birlikte Sereda, 20. yüzyıla kadar Kırım Tatarlarının 5 defa Kırım’dan sürgün edildiğini kaydederek Ukrayna-Rusya Savaşı’na da dikkat çekti. “Savaş böyle devam ederse biz, Kırım’ı yalnızca toprak olarak kaybetmeyeceğiz; biz bir milleti (Kırım Tatarlarını) kaybedebiliriz.” ifadelerini kullanan Sereda, Kırım Tatar kültürünün Ukrayna kültürünün bir parçası olarak da önemine vurgu yaptı.

UKRAYNA’NIN ODESA KENTİ, OSMANLI’NIN İZLERİNİ TAŞIYOR

Aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin izlerini barındıran ve yaklaşık 320 yıl Osmanlı idaresi altında kalmış Ukrayna’nın Odesa kentinde doğan ve Sereda, Odesa kentinin Osmanlı dönemindeki isminin “Hacıbey” ve “Hocabey” gibi isimlerle anıldığına, bu isimlerde Kırım Tatarcanın etkisi olduğuna ve bu kentin tarihinin Osmanlı’dan çok daha öncesine dikkat çekti.

Sovyetler Birliği dönemindeki tarih kitaplarında Odesa başta olmak üzere Ukrayna’nın güneyinin, Osmanlı idaresine ait 320 yılın “Osmanlı’dan önce ve sonra” olacak şekilde iki başlık altında işlendiğini dile getiren Sereda, Rusların bu tarih kitaplarında söz konusu topraklarda işgal için değil, koruma için bulunduklarını iddia ettiklerini belirtti.

Rusların Odesa kentini kendilerinin kurduğunu öne sürdüğünü dile getiren Sereda, bu kentin Osmanlı Devleti tarafından kurulduğunu ve Rusların 1794 yılında yalnızca isim değişikliği yaptığına dikkat çekti. “19. yüzyılda genellikle Odesa sadece Hocabey olarak tanınıyor veya ‘Hocabey’ yazıldığında yanında parantez içinde ‘Odesa’ yazıyor. 20. yüzyılın başında ise ‘Odesa’ yazıldığını ama yanında aynı zamanda parantez içinde ‘Hocabey’ yazıyor. Bu çok önemli çünkü 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar ‘Hocabey’in, ‘Odesa’ için kullanılmış bir isim olduğunu görüyoruz.” ifadelerini kullanan Sereda, Odesa kentinin isminin siyasi bir konu olduğunu vurguladı.

“(RUSLARIN) YÖNTEMLERİ AYNI: SAVAŞMAK VE BAŞKA MİLLETLERE ZULMETMEK”

Bununla birlikte “’Ruslar, Odesa’yı biz kurduk; bu, bizim şehrimiz.’” diyor. Biz ise (Ukraynalılar) hem Osmanlı döneminde hem de sonraki dönemlerde burada yaşıyorduk. Bizimle birlikte başka milletler de burada yaşıyordu. Siz (Ruslar) ne zaman buraya geldiniz? 1791 yılında. Siz buradaki bütün Müslüman milletleri sürdünüz, tek bir Müslüman bile kalmadı. Onlar (Ruslar), ‘Biz geldik, (Odesa) burası yalnızca bir çöldü ve burada kimse yaşamıyordu.’ diyorlar. Tamam, burası ‘çöl’ olmuş olabilir fakat siz savaşırken bu toprakları kendiniz çöl hâline getirdiniz.” şeklinde konuşan Sereda, Osmanlı zamanında Hocabey (Odesa) kenti civarında dört büyük şehrin ve yaklaşık 150 köyün olduğunu fakat artık Rusya İmparatorluğu işgalinden sonra yalnızca bir şehrin ve yaklaşık 15 köy kaldığını dile getirdi.

Öte yandan Rusların hâlihazırda Ukrayna’nın doğusundaki bütün köyleri ve şehirleri yok ettiğinin altını çizen Sereda, “Şimdi aynı strateji o zaman da vardı. Moskova Devleti, Rusya İmparatorluğu, şimdiki Putin Rusyası… Yöntemleri aynı: savaşmak ve başka milletlere zulmetmek.” dedi.

SEREDA, UKRAYNA MİLLETİNİN OSMANLI ARŞİVLERİNDEKİ VARLIĞINA DİKKAT ÇEKTİ

Sereda, 2004 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı (önceki adıyla Başbakanlık Osmanlı Arşivi) çalıştığını ve kenti tarih çalışmalarında en çok bu Arşivden yararlandığını belirterek Osmanlı arşivlerinin Ukrayna tarihi açısından sarsılmaz önemini vurguladı.

Ayrıca Ukrayna'nın güneyinin tarihine ait yaklaşık 320 sene boyunca aydınlatılması gereken başka birçok noktanın bulunduğuna dikkat çeken Sereda, arşiv sayesinde Ukraynalıların Ukrayna'nın güneyinin tarihi başta olmak üzere yeniden kendi tarihini öğrenebileceğinin altını çizdi.

“Ukrayna’nın Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı ile olan ilişkilerini sadece Osmanlı arşivinde görebiliriz. Aynı kopyalar, Moskova’da var fakat bu arşivler kapalı. 1990’lı yıllarda Boris Yeltsin döneminde bu arşivler açılmış fakat kısa süre içinde kapatılmış. Objektif tarih okumacılığı için bize orijinal belgeler gerekiyor.” şeklinde konuşan Sereda, Rusya’daki belgelerin çevirisinden istifade edilemeyeceğini beyan etti.

Son olarak Putin’in “Ukrayna milleti yoktur, sadece Lenin tarafından Ukrayna milleti oluşturulmuştur.” iddiasına yönelik Sereda, “Ben buna karşın Osmanlı belgelerinin 16. ve 17. yüzyıllarda Ukrayna milletinin varlığını gösterdiğini belirtiyorum. Ukraynalılar olarak kendi millî kimliğimiz, Osmanlı belgelerinde bulunuyor.” dedi.