Ukraynalı tarihçi Dr. İrına Skubiy: Kırım Tatarlarına uygulanan baskı yeteri kadar anlaşılmadı

Avustralya ve Yeni Zelanda Ukrayna Çalışmaları Derneği Başkanı Dr. İrına Skubiy, Kırım Tatarlarının tarihinden Ukrayna diasporasının faaliyetlerine, Rusya'nın Karadeniz'deki saldırılarından dünya gıda güvenliğine kadar çeşitli başlıklarda QHA'ya değerlendirmelerde bulundu. Skubiy, iki ülkede Ukrayna ve Kırım tarihinin uzun süre Rusya merkezli yaklaşımlarla ele alındığını belirterek, son yıllarda bu bakışın değişmeye başladığını söyledi.

Haber Giriş Tarihi: 29.09.2026 16:44
Haber Güncellenme Tarihi: 29.09.2026 17:11
https://www.qha.com.tr/

Avustralya'daki Ukrayna diasporasının destekleriyle 2024 yılından bu yana Melbourne Üniversitesinde Ukrayna üzerine araştırmalar yürüten, Avustralya ve Yeni Zelanda Ukrayna Çalışmaları Derneği Başkanı Dr. İrına Skubiy (Iryna Skubii), Ukrayna ve Kırım Tatar tarihinin bu iki ülkede ele alınma şekli, Kırım ve bu ülkelerdeki yerli halklar ile Ukrayna ve Kırım’a yönelik bakış açısı, Kırım Tatarlarının ve Kırım Yarımadası’nın diğer topluluklarının Ukrayna tarihindeki yeri, Rusya’nın Karadeniz’de sivil gemilere yönelik düzenlediği saldırıların dünya gıda güvenliğine etkisi ve Avustralya’daki Ukrayna diasporası üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.

“UKRAYNA’NIN KÜLTÜRÜNE BAŞKALARININ GÖZLERİYLE BAKILIYORDU”

Avustralya ve Yeni Zelanda’da Ukrayna tarihinin ele alınma şeklinin büyük ölçüde Avustralya’daki Ukrayna diasporasının tarihi, aktivizmi ve kültürel yaşamından etkilendiğini dile getiren tarihçi Dr. Skubiy, buna karşın söz konusu Ukrayna diasporasının çok büyük olmadığını ve kültürel alışverişin de sınırlı kaldığını belirtti.

Bununla birlikte Doğu Avrupa, eski Sovyet ülkeleri, tarih, göç ve diaspora ile ilgili ülkelerdeki göçmen toplulukları üzerine çalışan akademisyenlerin bakış açısının da bu kültürel alışverişte büyük payı olduğunu dile getiren Dr. Skubiy, “Ukrayna, Ukrayna tarihi ve halkının deneyimleri hakkında insanlar, sınırlı bilgiye sahipti. Ukrayna’nın kültürüne başkalarının gözleriyle bakılıyordu. Bu bakış açısını şekillendiren akademisyenler Doğu Avrupa veya Sovyetler’in tarihini yıllarca çalışsa bile Rusya merkezli bir düşünceye sahiplerdi. Bu akademisyenler, Rusya ve Rus kültürüne öncelik veriyorlardı.” ifadelerini kullandı.

Avustralya ve Yeni Zelanda’da ayrıca bütün Slav kültürlerinin arasında yok denecek kadar az bir farkın olduğu şeklinde bir yanılgı olduğuna işaret eden Dr. Skubiy, bu ülkelerdeki Ukrayna diasporasına hâlâ yanlış bir gözle bakıldığına dikkat çekti. Ukrayna diasporasının daha geniş kitlelere hitap ederek Ukrayna, Rusya, Polonya ve diğer Slav kültürleri arasındaki farkları insanlara öğretmek için çaba gösterdiğini kaydetti.

Avustralya ve Yeni Zelanda’nın Ukrayna ile akademik bağlarının yeteri kadar güçlü olmadığına işaret eden Dr. Skubiy, kendisinin hem Ukrayna hem de Kanada’da eğitim görmüş olması nedeniyle bu zincirde önemli bir halkayı temsil ettiğini dile getirdi.

AVUSTRALYA’DAKİ AKADEMİK CAMİANIN KIRIM VE UKRAYNA HAKKINDAKİ BİLGİ EKSİKLİĞİ GÜN YÜZÜNE ÇIKTI

Bu ülkeler ve Ukrayna arasında akademik açıdan bir köprü kurulmasının önemini vurgulayan Dr. Skubiy, Avustralya’da Ukrayna’nın tarihine ilişkin bilgi eksikliğinin, Kırım’ın 2014 yılındaki işgali ve Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik 2022 yılında topyekûn işgal girişiminin başlamasıyla daha da belirginleştiğinin altını çizdi.

Avustralya halkı ve ülkedeki akademik camianın, Ukrayna’nın siyasi iradesi, Ukrayna ve Rusya arasındaki dil, kültür, mutfak ve Ukrayna ile Rus halkı arasındaki temel farklar hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmadığını beyan eden Dr. Skubiy, “Ukraynalıların Rusça konuşmasının siyasi bir seçim olmaması karşısında şaşırmışlardı. Günlük hayatta birçok Ukraynalı aile Rusça konuşsa da bu, onların kimliğini temsil eden bir unsur değildir.” dedi.

Bununla birlikte Dr. Skubiy, Avustralya’nın kendi yerli halklarının sömürgeciliğe maruz kaldığına dikkat çekerek Kırım Tatarlarının Rusya tarafından uğradığı baskının da yeteri kadar anlaşılmadığını, bu bilgi eksikliğinin özellikle Ukrayna-Rusya Savaşı söz konusu olduğunda dikkat çekici olduğunu ve dolayısıyla Ukrayna’nın akademik camiası ile Avustalya ve Yeni Zelanda arasında birçok alanda köprülerin inşa edilmesinin elzem olduğunu dile getirdi.

UKRAYNALILARIN 1940’LI YILLARIN SONUNDAKİ GÖÇÜNÜN PSİKOLOJİK İZLERİ HÂLÂ GÖRÜLÜYOR

Hâlihazırda Avustralya’daki Ukrayna diasporasının tarihiyle ilgili 2 sivil toplum projesi üzerinde çalıştığını dile getiren Dr. Skubiy, “Bunlardan biri, savaşın hafızasıyla da çok yakından ilgili bir konuya odaklanıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın tarihini ve bu savaşın ardından Ukraynalıların Avustralya’ya gerçekleştirdiği ilk göçün, 1940’ların sonlarında ve 1950’lerde Avustralya’ya gelen kişilerin çocukları ve torunlarının hafızasındaki yerini inceliyoruz. Bir anlamda travmanın ve hafızanın nesiller boyunca nasıl aktarıldığına bakıyoruz. Ailelerinin yerinden edilmesiyle ilgili neleri, neden ve nasıl hatırladıklarını ve hangi konuların onlar için hâlâ birer travma olduğunu araştırıyoruz.” dedi.

Bu konunun mevcut savaş koşulları ışığında ele alındığında özellikle çarpıcı bir durum ortaya çıktığını kaydeden Dr. Skubiy, “Bu olayların uzun vadeli sonuçlarını görüyoruz. Aradan 70 yıl geçmesine rağmen insanlar hâlâ böylesine ağır bir aile geçmişinin yarattığı baskıyla yaşıyor.” şeklinde konuşarak insanların ailelerinde yaşadıkları kayıplarla ve Ukrayna’daki geçmiş yaşamlarıyla, ailelerinin yaşadığı yerlerle, kaybettikleri evlerle ve yeniden kurulması mümkün olmayan aile bağlarından hâlâ psikolojik olarak etkilendiğine işaret etti.

Avustralya’ya yerleşen Ukraynalıların, daha sonra Sovyetler’in uygulayabileceği baskı ve zulümden korkmaları nedeniyle Ukrayna’daki akrabalarıyla iletişim kurmalarının mümkün olmadığına dikkat çeken Dr. Skubiy, bu projenin Avustralya’daki Ukrayna diasporasının sözlü tarihine odaklandığını belirtti.

AVUSTRALYA’DAKİ UKRAYNA DİASPORASI, SOVYETLER’DE ZULME UĞRAYAN MUHALİFLERE YARDIM ELİ UZATTI

Yürüttüğü diğer projenin de bugünkü gelişmelerle tesadüfen bağlantılı hâline geldiğini ve Avustralya’daki Ukrayna diasporasının, 1960’lı ve 1970’li yıllarda Sovyet Ukrayna’sındaki Ukraynalı muhalifleri desteklemek amacıyla yürüttüğü insan hakları aktivizmi etrafında şekillendiğini dile getiren Dr. Skubiy, “1970’lerde muhaliflere yönelik geniş çapta baskılar vardı. Bu nedenle Avustralya’daki Ukrayna diasporası, onları desteklemek amacıyla çeşitli komiteler oluşturdu. Paketler hazırlayıp hapsedilen veya zulme uğrayan kişilerin ailelerine gönderiyorlardı. Böylece onları çeşitli maddi yollarla desteklemeye çalışıyor, aynı zamanda Avustralya hükûmeti nezdinde onların haklarını savunuyorlardı.” dedi.

Avustralya’daki Ukrayna diasporasının hükûmet üzerinde kayda değer bir baskı oluşturarak Sovyetler Birliği’ndeki Ukraynalı muhaliflerin desteklenmesini, Sovyet hükûmeti üzerinde baskı kurulması ve Sovyet makamları ile Sovyet sisteminin teşkil ettiği problemlerin kamuoyuna anlatılması yönünde taleplerde bulunduğunu kaydeden Dr. Skubiy, şu değerlendirmelere yer verdi:

O dönemde Ukrayna toplumunun elindeki çeşitli imkânlarla faaliyetlerini ne kadar kapsamlı ve iyi örgütlenmiş bir şekilde yürüttüğünü görmek gerçekten ilginçti. Bugün de benzer bir olgu görüyoruz. Ukrayna toplumu ve özellikle Kırım Tatarları gibi Ukrayna devletini temsil eden veya Ukrayna’yla bağlantılı farklı gruplar, aktivizm yoluyla küresel destek sağlamak ve bu desteği savunuculuk faaliyetleriyle güçlendirmek konusunda oldukça aktifler. Dolayısıyla burada birtakım benzerlikler var. Tüm bu tarihsel bağlantıların bugün yeniden ortaya çıktığını görmek gerçekten dikkat çekici.

AVUSTRALYA VE YENİ ZELANDA’DA SAVAŞ VE KIRIM’IN İŞGALİ ÖNCESİNDE UKRAYNA VE KIRIM TARİHİ GÖRÜNÜR DEĞİLDİ

Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminden önce ve sonra Avustralya ve Yeni Zelanda’da Ukrayna’ya yönelik bakış açısı hakkında konuşan Dr. Skubiy, Ukrayna-Rusya Savaşı ve Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgalinden önce söz konusu ülkelerde Ukrayna ve Kırım tarihinin çok fazla görünür olmadığını belirtti.

Bununla birlikte Dr. Skubiy, savaşla birlikte Ukrayna gündeminin siyasi düzeyde de önem kazandığına işaret ederek bunda Ukrayna toplumunun yürüttüğü faaliyetlerin yanı sıra, Ukrayna’ya askerî ve kültürel destek sağlamak için aktif çalışmalar yürüten Ukrayna diplomasisinin de rolü olduğunu vurguladı.

Bugün Avustralya hükûmetinde ve Yeni Zelanda’da Ukrayna’nın desteklendiğini kaydeden Dr. Skubiy, “Daha önce Ukrayna’da yaşananlar ve bu savaşta Ukrayna’nın neden desteklenmesi gerektiği konularında, siyasi düzeyde dahi böylesine yakın bağlantılar ve bir anlayış bulunmadığı düşünüldüğünde bunun bu kadar kısa sürede gerçekleşmiş olması gerçekten önemli bir gelişme.” dedi.

DR. SKUBİY, KIRIM TATARLARININ RUSYA TARAFINDAN UĞRADIĞI BASKI VE ZULME DİKKAT ÇEKTİ

Kırım ve Ukrayna tarihine ilişkin Avustralya ve Yeni Zelanda makamları ve kamuoyundaki bilgi eksikliğinin artık giderilmeye başlandığını dile getiren Dr. Skubiy, şu değerlendirmelerde bulundu:

Genel olarak Kırım Tatarlarının tarihine baktığımızda bu tarihin, sürekli tekrarlanan baskı ve yerinden edilme deneyimleriyle şekillendiğini görüyoruz. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve Stalin döneminde de ana vatanlarından zorla sürgün edildiler. Ardından onlarca yıl süren baskılara maruz kaldılar. Şimdi ise Rusya’nın da 2014 yılında Kırım’ı işgal etmesinden bu yana, Kırım’ın yerli halkı olan Kırım Tatarlarına karşı aynı şeyi yaptığını görüyoruz. Ayrıca bugün de Kırım Tatar ailelere yönelik şiddet ve tehditlerle ilgili çok sayıda haber görüyoruz. Aktivizmle veya farklı faaliyetlerle herhangi bir şekilde bağlantılı olmak, hatta oldukça küçük bir eylem bile ciddi baskı, yıldırma ve benzeri sonuçlara yol açabiliyor.

KIRIM’DAKİ BASKI VE KORKU ORTAMI, UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI İLE TEKRAR TETİKLENDİ

Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgal edilmesinin toplum liderlerine yönelik baskı ve şiddeti de beraberinde getirdiğini vurgulayan ve Kırım Tatarları arasında da derin bir güvensizlik ve kaygı ortamı oluşturduğunun altını çizen Dr. Skubiy, tüm bu şiddet ve baskıların, Ukrayna’nın Rusya tarafından topyekûn işgal girişimiyle birlikte tekrar ortaya çıktığına işaret etti.

Kırım’da Rusya’nın uyguladığı zulmün, Ukrayna tarihinin ayrılmaz bir parçası olarak anlaşılmasının gerektiğini ifade eden Dr. Skubiy, “Hatta yalnızca 20. yüzyıla değil, çok daha öncesine, Ukraynalılar ile Kırım Tatarlarının yüzyıllar boyunca aynı topraklarda ve aynı coğrafi alanda birlikte yaşadığını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu deneyim, sömürgecilik, baskı, yerli halkların hakları ve direniş meselelerinin Kırım’ın geçmişini, bugününü ve geleceğini anlamak açısından kritik öneme sahip olduğunu gösteriyor.” şeklinde konuştu.

Öte yandan, Avustralya ve Yeni Zelanda’daki yerli halkların tarihi bağlamında, Kırım’daki yerli halkların tarihi açısından da sömürgecilik ve yerli halkların hakları konularının gündeme getirilmesinin önemini vurgulayan Dr. Skubiy, “Dolayısıyla günümüzde ve tarih boyunca benzer zulüm ve baskılarla karşı karşıya kalan halkların karşılaştırmalı tarihini incelemek, ortak noktaları ve ilerleme yollarını bulmak açısından oldukça faydalı olacaktır.” dedi.

RUSYA, UKRAYNA’NIN SİVİL GEMİLERİNE SALDIRARAK DÜNYA GIDA GÜVENLİĞİNİ RİSKE ATIYOR

İşgalci Rusya’nın 2026 yılının yaz aylarında Ukrayna’ya ait en az 50 sivil gemiyi vurması üzerine Dr. Skubiy, “2026 yılında böyle mevzuların tartışılıyor olması ne garip, değil mi? Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminin de dünya gıda güvenliği açısından bir tehdit hâline gelmesi de işin boyutunu ciddileştirdi.” şeklinde konuşarak Rusya’nın sivil altyapıya yönelik saldırılarını dünya çapına yaydığını, Ukrayna’nın sivil gemilerini hedef alarak buğday ihraç etmesini de imkânsız hâle getirdiğini belirtti.

Rusya’nın, saldırılarıyla aynı zamanda Ukrayna’nın küresel gıda pazardaki yerini alma girişiminde bulunduğunu kaydeden Dr. Skubiy, bu durumun dünya gıda güvenliğini riske attığını ve Asya ile Afrika ülkeleri başta olmak üzere Ukrayna’nın buğdayına bağımlı ülkelerin kıtlıkla yüzleştiğini beyan etti.

“ŞİMDİ, ÇOK DAHA BÜYÜK BİR BASKIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

Ukrayna-Rusya savaşının başlamasıyla Rusya’nın, Ukrayna limanlarına giriş ve çıkış yapan tüm gemilere yönelik deniz ablukası uyguladığını hatırlayan Dr. Skubiy, o dönemde Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye ve diğer ülkelerin müdahalesiyle Karadeniz Tahıl Girişimi’nin imzalandığını ve Ukrayna’nın tarım ürünlerini sınırlı bir süre boyunca ihraç etmesine olanak sağlandığını belirtti.

Buna karşın Rusya’nın 2023 yılında bu anlaşmayı ihlal ettiğini kaydeden Dr. Skubiy, “Yine de en azından o dönemde bu mümkün olmuştu fakat şimdi, çok daha büyük bir baskıyla karşı karşıyayız ve buna rağmen bu mesele, uluslararası düzeyde gereken ölçüde ele alınmıyor. Uluslararası kuruluşların da bu konuda gerçek anlamda bir müdahalesi söz konusu değil.” dedi.

Ukrayna’nın hâlihazırda stratejik ortakları başta olmak üzere Polonya ve Romanya gibi komşu ülkelerden de yardım ve destek aradığına işaret eden Dr. Skubiy, Türkiye’nin de Ukrayna’nın buğdayını karayoluyla ihraç edebilmesi için çeşitli imkânların güvence altına alınması girişiminde bulunduğunu, Romanya’nın ise nehir limanları gibi Ukrayna’nın buğdayının ihraç edilmesini sağlayan çeşitli güzergâhlar konusunda destek sunduğunu beyan etti.

“BU MESELEYLE İLGİLENMESİ GEREKEN KURULUŞLAR, KAYDA DEĞER BİR MÜDAHALEDE BULUNMUYOR”

Savaş sırasında bile hem Ukrayna’nın hem de küresel gıda piyasasının aslında ne kadar kırılgan olduğuna dikkat çeken Dr. Skubiy, şu ifadelere yer verdi:

Bu yalnızca bir Ukraynalı olarak benim için değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük çatışmalardan biri hâline gelmiş olan bu savaştaki gerilimin tırmanışını ve Ukrayna ile dünyanın gıda güvenliği üzerinde bu kadar büyük bir baskının meydana gelmesini görmek açısından da son derece endişe verici bir durum. Üstelik bu meseleyle ilgilenmesi gereken kuruluşların kayda değer bir müdahalede bulunduğunu da tam anlamıyla göremiyoruz.

Savaşın yalnızca karada değil, suda da yaşandığına işaret eden Dr. Skubiy, Karadeniz ve diğer denizlerin de savaş alanına dönüştüğünü ve suyun da bir anlamda silah olarak kullanıldığını dile getirerek “Rusya’nın Kahovka (Kakhovka) Barajı’nı yıkmasıyla yaşananlar ve şu anda Karadeniz’de gördüklerimiz ve tüm bu su kaynakları ile altyapının birer silah hâline getirilmesi, bu unsurların Ukrayna’ya karşı yürütülen savaşta birer araç hâline getirildiğini gösteriyor.” dedi.

UKRAYNA, YENİLİKÇİ TAKTİKLERİ İLE RUSYA'NIN KARADENİZ FİLOSUNU ETKİSİZ HÂLE GETİRİYOR

Ukrayna’nın kendi donanması olmamasına rağmen, son derece yenilikçi bilgi teknolojileri ve savunma teknolojileri sayesinde Karadeniz’deki Rus filosunu büyük ölçüde etkisiz hâle getirmeyi başardığının altını çizen Dr. Skubiy, “Böylesine kırılgan bir durumda bile Ukrayna, daha önce de belirttiğim gibi, Romanya ve Polonya gibi komşu ülkelerinin desteğini almayı başardı. Bu ülkeler, kendi tarım sektörlerinde yaşadıkları zorluklara rağmen en azından Ukrayna’yı böylesine zor koşullarda desteklemenin yollarını bulabiliyor. Ancak tekrar vurgulamak gerekirse şu anda ihtiyaç duyulan şey Ukrayna devleti ve Ukrayna toplumu ile dayanışma içinde olunmasıdır. Umarım ki en azından bu yıl Ukrayna’nın tarım altyapısına yönelik tehdidin giderilmesine bu şekilde katkıda bulunulur.” değerlendirmesini yaptı.

“KARADENİZ’İN VE KIRIM’IN TARİHİNE İLİŞKİN ANLAYIŞIMIZ SINIRLI KALDI”

İşgalci Rusya’nın Ukrayna’ya uyguladığı deniz ablukasının ve genel çerçevede Ukrayna-Rusya Savaşı’nın ortaya koyduğu üzere, Karadeniz’in ve Kırım’ın tarihine ilişkin anlayışın da sınırlı kaldığına dikkat çeken Dr. Skubiy, Ukrayna çalışmalarını yalnızca kara tarihine ve Ukrayna’nın kara sınırındaki komşularıyla ilişkilerine odaklanarak geliştirmenin yeterli olmayacağını kaydederek, daha geniş bir bakış açısına sahip olanın ve Karadeniz bölgesinin tarihini ve bu bölgedeki ülkeleri daha kapsamlı biçimde incelemenin önemine vurgu yaptı.

Ayrıca Dr. Skubiy, “Bu bağlamda, ülkelerin bölgeyi birlikte nasıl şekillendirdiğini görmek, kültürlerini, tarih boyunca yaşanan çeşitli çatışmaları incelemek ve bugün yaşananları anlayabilmek için ülkelerin tarihleri arasında daha kapsamlı ilişkiler kurmak son derece yararlı olacaktır.” şeklinde konuşarak bu alandaki çalışmaların zaten başlamış olduğunu, Karadeniz bölgesinin tarihine yönelik ilginin de arttığının görüldüğünü kaydetti.

Buna karşın henüz başlangıç aşamasında olunduğunu dile getiren Dr. Skubiy, son olarak şu ifadelere yer verdi:

Umarım gelecekte akademisyenler ve sivil toplum aktivistleri, Karadeniz bölgesi başta olmak üzere Karadeniz’e kıyısı olan diğer bölgeleri de araştırmaya daha çok ilgili gösterir. Böylece bu bölgeyi yalnızca tek tek ülkeler üzerinden ele almak yerine, son derece karmaşık bir tarihe sahip bir bölge olarak görmek çok daha faydalı olacaktır.