
Kazan Tatar millî hareketinin öncülerinden ve Kazan Tatar edebiyatının temel taşlarından biri olan Ayaz İshâkî, Kazan ilinin Çistay ilçesinin Yevşirme köyünde 23 Şubat 1878 tarihinde dünyaya geldi.
Büyük Kırım Tatar aydını İsmail Bey Gaspıralı’nın 1883 yılında Bahçesaray’da çıkarmaya başladığı Tercüman gazetesini okuyarak fikir dünyasını genişleten İshâkî, Çarlık rejimine karşı yazıları ve faaliyetleri nedeniyle sürekli olarak takip edildi ve hapse mahkûm edildi.
İSHÂKÎ, DİLDE SADELEŞMEYİ DESTEKLEDİ
İshâkî, 1907 yılında Rusya’nın kuzey kutbunda bulunan Arhangelsk vilayetine sürgün edildi. Sürgündeyken 1908-1911 yılları arasında birkaç defa sahte pasaportla İstanbul’a gidip geldi. İstanbul’da bulunduğu dönemlerde yazdığı ve Rusya’dan gönderdiği bazı makaleleri, Kazanlı Ayaz adıyla Sırât-ı Müstakîm ve Türk Derneği Dergisi’nde yayımlandı. “Yeni lisan” tartışmaları sırasında Süleyman Nazif ve Ali Nusret’in dilde halka dönüş hareketine karşı çıkmaları üzerine Sırât-ı Müstakîm’de neşredilen yazılarıyla sadeleşmeyi destekledi. 1908’de kurulan Türk Derneğinin ise ilk 40 üyesi arasında yer aldı.
1913'te genel afla serbest bırakılan İshakî, bu aftan yararlanıp 4 Nisan 1913 tarihinde sürgünden dönünce kendisine Kazan’da oturma izni verilmediği için 22 Ekim 1913 tarihinde St. Petersburg’da İl gazetesini çıkarmaya başladı. Bu gazetenin 1915 yılının mart ayında kapanmasından sonra 1915’te Söz, 1916’da Biznin İl ve 1917-1918 yılları arasında yeniden İl gazetelerini yayımladı.
RUSYA MÜSLÜMANLARININ MİLLÎ BİLİNCİNİN ŞEKİLLENMESİNDE ROL OYNADI
Başlangıçtaki sosyalist düşüncelerinden vazgeçip gazetesini millî bir organ haline getirdi. 1-11 Mayıs 1917’de Moskova’da 5. Bütün Rusya Müslümanları Kurultayı’nın toplanmasında ve faaliyetlerinde aktif görev aldı. Rusya müslümanlarının bir millî şûra etrafında toplanması teklifi ise kongre tarafından kabul edildi.
Aynı yıl 4 Ağustos’ta toplanan Kazan kongresinde, Sadri Maksûdî’nin (Arsal) başkanlığında İç Rusya ve Sibirya Müslüman Türk Tatarları’nın millî-medenî muhtariyetinin ilân edilmesinde rol oynadı. Her iki toplantıda bütün Asya Türklerini içine alacak muhtar bir cumhuriyet kurma fikriyle Rusya’ya bağlı federasyon teşkili tartışma konusu oldu.
Başkurt temsilcisi Zeki Velidi (Togan), Türk kavimlerinin münferit muhtariyetine ve federasyona, Sadri Maksûdî ve Ayaz İshâkî ise Kazan Türkleri idaresinde Rusya müslümanları birliğine taraf oldular. Bu ihtilâf, Tatar-Başkırt ve üniterist-federalist tartışmaları hâlinde daha sonraki yıllarda da devam etti.
DİLDE TAM BİR TASFİYE YAPILMASINI VE ALFABEDE DEĞİŞİKLİĞİNİ SAVUNDU
Ayaz İshâkî, 1917 yılının kasım ayında Ufa’da kurulan muhtar İdil-Ural hükûmetinin dış işlerini idare etmek üzere barış komitesi başkanı oldu. İdil-Ural bölgesi Bolşevik kuvvetleri tarafından işgal edilince 11 Nisan 1918 tarihinde gazetesi kapatıldı, basımevine ise el konuldu. Kendisi kaçarak Sibirya’nın Kızılyar şehrinde Abdullah Battal ile (Taymas) birlikte 7 Aralık 1918 tarihinde 30 sayı çıkabilen Mayak adlı bir gazete yayımlamaya başladı.
Bolşevikler İdil-Ural bölgesine kesin olarak yerleşince İshâkî, Kızılyar’a gelmiş olan Millî Meclis tarafından Paris Sulh Konferansı’na katılmak üzere görevlendirildi. Mançurya, Kore ve Japonya’dan Paris’e, oradan da Berlin’e geçen İshâkî, 1925’te Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin (Tanrıöver) gayretiyle Avrupa’da yaşayan bazı Türk aydınlarıyla beraber Türkiye’ye getirildi. Burada kaldığı 2 yıl içinde Türk Yurdu’nda yazılar yazdı. Türkiye’de dil ve alfabe tartışmalarının başladığı bu yıllarda kaleme aldığı bir makalesinde (“Arap ve Latin Elifbalarını Mukayese”, Türk Yurdu, III/16 [1926], s. 421-432) dilde tam bir tasfiye yapılmasını, alfabe sisteminin değiştirilmesini, bu gerçekleşmediği takdirde Arap alfabesinin ıslah edilmesi gerektiğini ifade etti.
HAYATI BOYUNCA İDİL-URAL TÜRKLERİNİN VE KAZAN TATARLARININ BİRLİĞİNİ SAĞLAMAYA GAYRET ETTİ
1927’den sonra Berlin ve Varşova’da ikamet etti. Varşova Üniversitesi Şarkiyat Bölümü’ndeki Türk dili hocalığı sırasında dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış olan İdil-Ural Türklerinin birliğini sağlamaya çalıştı. 1928’de Berlin’de Millî Yul (daha sonra Yaña Millî Yul) dergisini çıkarmaya başlayan İshâkî, İdil-Ural Hürriyet Komitesi’ni kurdu.
1932’de Kuzey Türkleri’nin temsilcisi olarak Kudüs’teki müslüman kongresine katılan, 1933-1938 yılları arasında ise Çin, Mançurya, Kore, Japonya, Arabistan ve Finlandiya’ya seyahat eden İshâkî, buralarda yaşayan Kazan Tatarlarının teşkilâtlanması için çalıştı.
9-12 Mayıs 1934 tarihleri arasında Kobe’de İdil-Ural Muhacirleri Kongresi’ni topladı. 1935 yılında Uzakdoğu Tatarlarını ziyaret ederek İdil-Ural Türk-Tatarlarının Millî Kültür Merkezini ve Mukden’de “Millî Bayrak” adıyla haftalık bir gazete kurdu ve 1939’a kadar bu gazeteyi yazılarıyla destekledi.
1936’da tekrar Varşova’ya dönen İshakî, Rus olmayan milletlerin bağımsız devletler kurmaları için 1930-1939 yıllarında faaliyette bulunan Promete teşkilâtına üye oldu. 1939’da Rus-Alman anlaşması gerçekleşince komünizm karşıtı olan bu teşkilâtın diğer üyeleriyle beraber Varşova’dan çıkarıldı, bu arada Millî Yul Dergisi de kapatıldı. Türkiye’ye 1940 yılında yerleşen ve 1945-1952 yılları arasında İstanbul’dan ayrılmayan Ayaz İshâkî, artık yalnızca edebî faaliyetlerle yetindi.
İshâkî, 1953’te Almanya’ya giderek Münih’te Millî Bayrak adıyla 3 aylık bir dergi çıkarmaya başladıysa da hastalandı ve 22 Temmuz 1954 tarihinde Ankara’da kızı Saadet Çağatay’ın evinde vefat etti. Vasiyeti gereği İstanbul’daki Edirnekapı Şehitliği’nde Yusuf Akçura’nın mezarının yakınına defnedildi.
EĞİTİMDE CEDÎDCİLERİN FİKİRLERİNİ BENİMSEDİ
19. yüzyılın ortalarında İdil-Ural Türkleri arasında başlayan Batılılaşma ve yenileşme hareketlerine ilgisiz kalmayan İshakî, daha medreseye devam ettiği yıllarda bu hareketin öncüleri olan Şehâbeddin el-Mercânî, Abdülkayyûm Nâsırî ve Hüseyin Feyizhânî gibi ilim ve fikir adamlarını kendine örnek aldı ve eğitimde metot konusunda devam etmekte olan usûl-i kadîm ve usûl-i cedîd tartışmalarında Cedîdciler’in fikirlerini benimsedi. 1899’da yayımlanan “Taallümde Saadet” adlı ilk eserinde, eski eğitim tarzına karşı Batılılaşma yolunda olan mektep ve fikirleri savundu, Türk topluluğunu ise medeniyet ve terakkiye ulaşmaya davet etti.