
Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Edil Baysalov, ülkesinin kültürel anlamda “Rus dünyasının” bir parçası olduğunu belirterek, bu mirastan vazgeçmeyeceklerini söyledi.
"RUS EDEBİYATIYLA YETİŞTİM VE BUNDAN VAZGEÇMEYİ DÜŞÜNMÜYORUM"
Baysalov, 6 Şubat’ta 24.kg haber ajansına verdiği röportajda, Kırgızistan’ın kendisini Rus dünyası ve kültürünün bir parçası olarak gördüğünü ifade etti. Açıklamasında bunun siyasi değil, kültürel bir tanımlama olduğunu vurgulayan Baysalov, Rus edebiyatı ve kültürüyle yetiştiğini dile getirdi.
“Biz Rus dünyasının bir parçasıyız; bu siyasi değil, kültürel bir anlam taşır. Ben büyük Rus edebiyatıyla yetiştim ve bundan vazgeçmeyi düşünmüyorum.” diyen Baysalov, Kırgızistan’ın tek dilli bir devlet olmayı da hedeflemediğini söyledi.
Ülkedeki bilgi ve medya alanının büyük ölçüde Rusça içeriklerle şekillendiğini belirten Baysalov, bu nedenle Rusçanın yasaklanmayacağını ya da yapay biçimde baskı altına alınmayacağını kaydetti.
Başbakan Yardımcısı, Kırgızistan yönetiminin ülkenin kültürel geçmişini ortadan kaldırmaya yönelik bir girişimde bulunduğu yönündeki iddiaları da reddetti. Baysalov, özellikle Sovyetler Birliği dönemine dair nostalji taşıyan yaşlı kuşaklara saygı duyulduğunu ifade etti.
PUTİN'DEN TEŞEKKÜR GELMİŞTİ
Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 27 Kasım 2025’te Kırgızistan’a Rusçanın resmî dil statüsünü koruduğu için teşekkür etmişti. Putin, iki ülkenin ortak bir geçmişe sahip olduğunu belirterek, bu geçmişten kalan kültür, dil ve insanî bağların önemine dikkat çekmiş, Moskova ile Bişkek arasında birçok alanda iş birliği imkânı bulunduğunu dile getirmişti.
"RUS DÜNYASI" KAVRAMININ TEHLİKESİ
Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Edil Baysalov’un, ülkesini “Rus dünyasının bir parçası” olarak tanımlayan açıklamaları, Moskova’nın post-Sovyet coğrafyada yürüttüğü kültürel ve ideolojik nüfuz politikalarını yeniden gündeme taşıdı.
Moskova, “Rus dünyası” kavramını yalnızca dil ve edebiyat ortaklığı olarak sunarken, bu söylemi fiilen siyasi sadakat, tarihsel meşruiyet ve etki alanı oluşturma aracı olarak kullanıyor. Kremlin, Rusça konuşulan alanları “özel sorumluluk sahası” olarak tanımlayarak, bu bölgelerdeki iç politikalara müdahaleyi meşrulaştırıyor.
Bu yaklaşım, Gürcistan, Ukrayna ve Moldova örneklerinde olduğu gibi, kültürel söylemin zamanla askerî ve güvenlik gerekçelerine dönüştürülebildiğini gösteriyor.
Rusya, post-Sovyet ülkelerde; Rusçanın resmî veya fiilî üstünlüğünü korumaya, eğitim, medya ve kamu yönetiminde Rusça kullanımını teşvik etmeye ve yerel dillerin kamusal alandaki etkisini sınırlamaya odaklanıyor. Bu sayede, özellikle genç kuşakların Rus bilgi alanına entegre olması sağlanıyor. Söz konusu bu durum, ülkelerin kültürel egemenliğini ve millî kimlik inşasını zayıflatıyor.
Kremlin, post-Sovyet coğrafyada ayrıca, Rus devlet medyası, Rusça yayın yapan yerel kanallar ve sosyal medya ile dijital platformlar üzerinden tek yönlü bir tarih ve siyaset anlatısı yayıyor. Bu yayınlarda Sovyet geçmişi nostaljik, Rusya ise koruyucu ve birleştirici güç olarak sunuluyor. Bu strateji, beraberinde yerel kamuoylarını Moskova merkezli düşünmeye alıştırıyor.
Rusya, Sovyetler Birliği’ni sömürgeci bir yapı olarak değil, “ortak kader” ve “birlikte kazanılmış zaferler” anlatısıyla yeniden inşa ederken; özellikle II. Dünya Savaşı ve “Büyük Vatanseverlik Savaşı” söylemi üzerinden ortak hafıza yaratarak, bağımsızlık sonrası kimlik arayışlarını ikincil hâle getiriyor.
Moskova, post-Sovyet ülkelerde; Rusya’da eğitim görmüş siyasetçiler, Rus kültürel çevreleriyle bağlarını koruyan bürokratlar ile ekonomik ve medya ilişkileri olan elitler üzerinden söylemini yeniden üretiyor. Bu aktörlerin açıklamaları ise, Kremlin’in bölgedeki nüfuzunu “yerel irade” gibi gösterme işlevi görüyor.
UKRAYNA GERÇEĞİ BİR UYARI OLARAK ÖNE ÇIKIYOR
Kırım’ın 2014 yılında uluslararası hukuka ayrıkırı bir şekilde ilhak ve işgal edilmesi ile Ukrayna’ya yönelik Şubat 2022'den bu yana devam eden topyekûn işgal girişimi ve saldırılar, “Rus dünyası” söyleminin askerî saldırıdan önce gelen ideolojik zemin olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle söz konusu kavram, artık birçok post-Sovyet toplumunda kültürel yakınlık değil, güvenlik tehdidi olarak algılanıyor.