Rus işgalinin ruhsal yaraları: Ukrayna’da her üç sivilden birinde travma belirtileri

Ukrayna’da 2 bin 500’den fazla kişiyle yapılan araştırmada, katılımcıların yüzde 31,2’sinin travma sonrası stres bozukluğu veya kompleks travma sonrası stres bozukluğu kriterlerini karşıladığı belirlendi. Uzmanlar, Rusya’nın saldırıları sürerken savaşın ruh sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkilerinin henüz tam olarak değerlendirilemediğini vurguladı.

Haber Giriş Tarihi: 04.10.2026 10:43
Haber Güncellenme Tarihi: 04.10.2026 10:48
https://www.qha.com.tr/

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik topyekûn işgal saldırıları, can kayıpları ve yıkımın yanı sıra sivillerin ruh sağlığında da derin izler bırakıyor. Uluslararası bir araştırma, sivillerin yaklaşık üçte birinin travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) veya kompleks TSSB kriterlerini karşılayan belirtiler bildirdiğini ortaya koydu.

Deutsche Welle’nin (DW) Ukraince servisinin haberine göre “Doğu Avrupa’da İşbirliği ve Çatışma” (KonKoop) araştırmacıları tarafından yürütülen ankette 2 bin 500’den fazla kişiyle görüşüldü. Almanya Federal Araştırma, Teknoloji ve Uzay Bakanlığının finanse ettiği araştırmanın sonuçları, European Journal of Psychotraumatology dergisinde yayımlandı.

Araştırma, katılımcıların kendi bildirdikleri belirtilere dayanıyor. Bu nedenle yüzde 31,2’lik oran, klinik tanı konulan kişilerin oranını değil, ankette ilgili kriterleri karşılayanları gösteriyor.

KATILIMCILARIN YÜZDE 70’TEN FAZLASI BOMBARDIMANA MARUZ KALDI

Ankete katılanların yüzde 90’ından fazlası, yetişkinlik döneminde en az bir travmatik olay yaşadığını bildirdi. Bu olayların çoğunun savaşla bağlantılı olduğu belirtildi.

Katılımcıların yüzde 70’inden fazlası yaşadıkları yerde bombardımana maruz kaldığını, yüzde 65’i savaşın yol açtığı yıkıma tanık olduğunu aktardı. Yaklaşık yarısı ise cephede görev yapan bir akrabasının bulunduğunu söyledi.

Araştırmanın yöneticisi Deirdre McManus, “Özellikle travmatizasyonun olağanüstü boyutu dikkat çekiyor” diyerek bulguların ağırlığına işaret etti.

Araştırmanın başyazarı Emma Feyzer-Irwin ise belirtilerin tamamının yalnızca savaşla açıklanamayacağını, insanların daha önce yaşadığı travmatik olayların da etkili olabileceğini belirtti. Bununla birlikte araştırmanın sivil nüfusa odaklandığını vurgulayarak savaşın TSSB’nin yaygınlaşmasında önemli bir etken olduğunun değerlendirilebileceğini kaydetti.

SOSYAL DESTEK VE DAYANIŞMANIN ÖNEMİ

Araştırmacılar, travmatik olay yaşayan herkesin uzun süreli bir ruhsal bozukluk geliştirmediğine de dikkat çekti. Feyzer-Irwin, sosyal bağların, dayanışmanın ve ortak aidiyet duygusunun koruyucu rol oynayabileceğini belirtti.

“Birçok insan, uzun süren savaş nedeniyle kaçamayacakları koşullarda yaşamaktadır.” diyen Feyzer-Irwin, tedavi imkânlarının yanı sıra geniş kesimlerin erişebileceği sosyal destek programlarına ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Vinnıtsa’da Sınır Tanımayan Doktorlar bünyesinde psikososyal danışman olarak çalışan Ruslana Lutsık-Andruşko da merkezlerinde önce kişilerin kendilerini daha güvende ve dengede hissetmelerine yardımcı olduklarını, ardından travmatik anılar üzerinde çalışmaya geçtiklerini anlattı.

SAVAŞIN UZUN VADELİ ETKİLERİ HENÜZ BELİRSİZ

Uzmanlar, devam eden saldırıların, kayıpların ve belirsizliğin ruh sağlığı üzerindeki baskıyı sürdürdüğünü belirtti.

Araştırmanın belirli bir dönemdeki durumu yansıttığını hatırlatan Feyzer-Irwin, “Muhtemelen, uzun vadeli sonuçlar ancak insanlar güvenli bir ortama kavuşup savaştan tamamen kurtulabildiklerinde ortaya çıkacaktır.” diyerek savaşın ruhsal etkilerinin tam boyutunun henüz bilinmediğini ifade etti.