SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türkistan

QHA - Kırım Haber Ajansı - Türkistan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkistan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkistan ülkelerinden nükleer silahsızlanma çağrısı: Yeni denetim mekanizmaları istendi Haber

Türkistan ülkelerinden nükleer silahsızlanma çağrısı: Yeni denetim mekanizmaları istendi

Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan dışişleri bakanları, Türkistan’da Nükleer Silahlardan Arındırılmış Bölge Antlaşması’nın imzalanmasının 20. yılı dolayısıyla ortak bildiri yayımladı. Kazakistan Dışişleri Bakanlığının internet sayfasında yayımlanan bildiride, bölge ülkelerinin antlaşmanın hedeflerine bağlılıkları teyit edildi. Bakanlar, anlaşmanın bölgesel güvenliğin güçlendirilmesine, nükleer silahsızlanmaya ve nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımına katkı sağladığını belirtti. Bildiride Türkistan’ın, tamamen Kuzey Yarım Küre’de bulunan ve nükleer silaha sahip iki ülkeyle doğrudan sınırı olan ilk ve tek nükleer silahlardan arındırılmış bölge olduğu vurgulandı. NÜKLEER SİLAHSIZLANMADA İLERLEME ÇAĞRISI Türkistan ülkelerinin dışişleri bakanları, küresel ölçekte nükleer silahsızlanma konusunda yeterli ilerleme sağlanamamasından duydukları endişeyi dile getirdi. Bakanlar, önemli silahların kontrolü anlaşmalarının yürürlükten kalkmasına ve nükleer cephaneliklerin modernleştirilmesine dikkatİ çekerek, ülkelerin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin doğrulanmasına imkân sağlayacak yeni silah kontrol mekanizmalarının acilen oluşturulması çağrısında bulundu. Bildiride ayrıca Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın 11. Gözden Geçirme Konferansı’nın somut sonuçlar ortaya koymadan sona ermesinden duyulan üzüntü ifade edildi. Bakanlar, nükleer silahsızlanma, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı konularındaki müzakerelerin sürdürülmesi gerektiğini söyledi. NÜKLEER DENEMELERİN TAMAMEN YASAKLANMASI İSTENDİ Bakanlar, Kapsamlı Nükleer Test Yasağı Antlaşması’nın (CTBT) mümkün olan en kısa sürede yürürlüğe girmesi çağrısında da bulundu. Antlaşmanın imzaya açılmasının üzerinden 24 Eylül 2026’da 30 yıl geçeceğine dikkat çekilen bildiride, nükleer denemelerin tamamen yasaklanmasının küresel güvenlik açısından önem taşıdığı belirtildi. GENÇLERİN SÜRECE KATILIMI VURGULANDI Ortak bildiride Kırgızistan’ın girişimiyle her yıl 5 Mart’ta kutlanan Silahsızlanma ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Konusunda Uluslararası Bilinçlendirme Günü de desteklendi. Bakanlar, gençlerin silahsızlanma ve uluslararası güvenlik konularındaki tartışmalara katılmasının önemini vurguladı. Türkistan ülkeleri ayrıca nükleer silahlardan arındırılmış diğer bölgelerle iş birliğinin geliştirilmesi gerektiğini belirtti ve Orta Doğu da dâhil olmak üzere yeni nükleer silahlardan arındırılmış bölgelerin oluşturulmasını destekledi. Semipalatinsk Antlaşması, 8 Eylül 2006’da Semey’de (Semipalatinsk) imzalanmıştı.

Kırgızistan bağımsızlık yıl dönümünü kutluyor Haber

Kırgızistan bağımsızlık yıl dönümünü kutluyor

Türkistan coğrafyasında yaşayan en eski Türk kökenli topluluklardan olan Kırgız halkı, bugün 1991 yılında ilan edilen bağımsızlığın coşkusunu yaşıyor. Tarih sahnesine MÖ 3. asırda çıkan Kırgızlar, 16. ve 17. yüzyıllarda Kalmuk ve Moğollara karşı mücadele verdi. 18. yüzyılda Türkistan’da teşekkül eden hanlıklara tabi olan Kırgızlar, 1860 -1861 yıllarında ise Rus işgaline uğradı. TÜRKİSTAN'DA RUS İSTİLASI Kırgızlar, 19. yüzyılın sonlarına doğru Çarlık rejiminin yönetimi altında yaşamaya başladı. Çarlık Rusyası öncelikle Kazak bozkırlarını ele geçirdi ve sonra Tanrı Dağlarına Sibirya tarafından girerek Türkistan’ı işgal etti. 1867 yılında Çarlık Rusyası Türkistan’ı önce bölgelere ve sonra da eyaletlere böldü. Çarlık Rusyası böldüğü topraklara Rusları yerleştirmiş ve bu topraklarda yeni bir Rusya yaratmayı amaçlıyordu. KIRGIZİSTAN BAĞIMSIZLIĞINI İLAN ETTİ 31 Ağustos 1991’de olağanüstü toplanan Kırgızistan Yüksek Konseyi (Jogorku Keneş), egemenlik bildirgesini onaylayarak Sovyetler Birliğinden ayrıldı. Böylelikle Kırgızistan, bağımsız, egemen, laik ve demokratik bir devlet olarak ilan edildi. KIRGIZİSTAN'I İLK TÜRKİYE TANIDI Kırgızlar, komşu ülkeler arasında bağımsızlığını ilan eden ilk halk oldu. Eski SSCB ülkeleri arasında resmi adıyla Kırgız Cumhuriyeti ilk olarak demokratik bir anayasa kabul etti, kendi para birimini tanıttı ve özel mülkiyet hakkını güvence altına aldı. Kırgızistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke Türkiye Cumhuriyeti oldu. KIRGIZ BAYRAĞI Kırmızı zemin üzerinde sarı güneş ışınları ve geleneksel çadırın tepesinde bulunan "tündük" adı verilen çember ile betimlenen bayrak, devletin resmi bayrağı olarak 3 Mart 1992 yılında kabul edildi. Kırgızistan Yüksek Meclisi, üç kıta ve üç nakarattan oluşan milli marşı 18 Aralık 1992'de ve devlet başkanlığı yönetim tarafından 5 Mayıs 1993'te kabul edildi. Kırgızistan Bakanlar Kurulu, 5 Aralık 2023 tarihinde yaptığı toplantıda bayrak tasarımının değiştirilmesi yönünde bir karar aldı. Buna göre ülke bayrağında bulunan dalga şeklindeki güneş ışınları düzleştirildi ve ortasındaki motifin içinde yer alan çizgi sayısı çoğaltıldı. TÜRKİSTAN'IN ORTA YERİNDE PARLAYAN DEVLET Yaklaşık 200 bin kilometrekarelik yüzölçüme sahip Kırgızistan, kuzeyden Kazakistan, batıdan Özbekistan, güneyden Tacikistan, güneydoğu ve doğudan Doğu Türkistan ile çevrili. Tanrı Dağları ve geniş yaylaları ile eşsiz bir güzelliğe sahip Kırgızistan topraklarının büyük çoğunluğu dağ ve tepelerden oluşurken yerleşim yerleri vadilerde yer alıyor. Dünyanın en büyük göllerinden biri olan Issık Göl, Tanrı Dağları üzerindeki Küngey ve Terskey adlı sıradağların arasında eşsiz güzelliği ile görenleri büyülüyor.

Sovyet zulmünün Türkistan'daki nükleer mirası: Semey Nükleer Test Sahası Haber

Sovyet zulmünün Türkistan'daki nükleer mirası: Semey Nükleer Test Sahası

Kazakistan'ın Semey bölgesindeki Semey (Semipalatinsk) Nükleer Deneme Sahası, Sovyetler Birliği'nin Türkistan coğrafyasında bıraktığı en ağır etkilerden biri olarak öne çıkıyor. On yıllar boyunca gerçekleştirilen nükleer denemeler, Kazak halkının sağlığını, çevresini ve gelecek nesillerini etkileyen derin yaralar bıraktı. Sovyetler Birliği, Türkistan coğrafyasını yalnızca siyasi ve ekonomik politikalarıyla değil, çevresel tahribat ve ağır insanlık maliyetleriyle de etkiledi. Kazakistan'daki Semey (Semipalatinsk) Nükleer Test Sahası, bu politikanın en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Sovyet yönetimi, 1949'dan itibaren Semey (Semipalatinsk) Nükleer Test Sahası’nda nükleer silah denemeleri gerçekleştirdi. Bölge halkının iradesi ve sağlığı göz ardı edilerek sürdürülen yüzlerce deneme sonucunda geniş bir coğrafya radyoaktif serpintiye maruz kaldı. Toprak ve su kaynakları kirlenirken, bölgedeki insanlar uzun yıllar boyunca radyasyonun etkileriyle yaşamak zorunda kaldı. KAZAK HALKI NÜKLEER DENEMELERİN BEDELİNİ ÖDEDİ Nükleer denemelerin sağlık üzerindeki etkileri nesiller boyunca devam etti. Bölgede kanser vakalarında artış görülürken, radyasyona maruz kalan topluluklarda çeşitli doğumsal ve genetik sorunların ortaya çıktığı bildirildi. Semey (Semipalatinsk) Nükleer Test Sahası’nın hikâyesi, Sovyet yönetiminin Türkistan'daki halkların yaşam alanlarını merkezî politikaların ve askerî hedeflerin uğruna feda ettiğini gösteren somut örneklerden biri haline geldi. HALKIN DİRENİŞİ SOVYET ZULMÜNÜ BOZDU Yıllarca devam eden nükleer denemelere karşı Kazak toplumunda güçlü bir tepki oluştu. Kazak Türkü şair ve toplum önderi Oljas Süleymenov'un 1989'da başlattığı girişim, kısa sürede Nevada-Semipalatinsk nükleer karşıtı hareketine dönüştü. Kazak halkının kitlesel tepkisi sonucunda 19 Ekim 1989'da Semey (Semipalatinsk) Nükleer Test Sahası’ndaki son nükleer deneme gerçekleştirildi. Ardından bağımsızlığını kazanan Kazakistan, dönemin Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in imzaladığı tarihî kararnameyle 29 Ağustos 1991'de sahayı resmen kapattı. SOVYET MİRASININ ACI BİR SEMBOLÜ Semey (Semipalatinsk) Nükleer Test Sahası’nın kapatılması, Kazakistan'ın Sovyet döneminden kalan ağır mirasla hesaplaşmasının önemli adımlarından biri oldu. Türkistan halklarının Sovyet döneminde maruz kaldığı baskı, zorunlu dönüşümler ve çevresel tahribatın izleri, Semey (Semipalatinsk) Nükleer Test Sahası örneğinde somut biçimde görülüyor. 29 Ağustos'un aynı zamanda Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Nükleer Denemelere Karşı Uluslararası Gün olarak kabul edilmişti.

Rusya’dan bağımsızlaşıyor: Özbekistan ve Azerbaycan petrol ürünlerinde uzun vadeli iş birliğini görüşüyor Haber

Rusya’dan bağımsızlaşıyor: Özbekistan ve Azerbaycan petrol ürünlerinde uzun vadeli iş birliğini görüşüyor

Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasının ardından yeniden bağımsızlığını kazanan Türk devletleri, uzun yıllar Rusya Federasyonu’nun siyasi ve ekonomik baskısı altında kalarak enerji ve altyapı sistemlerini büyük ölçüde Rusya’nın ihtiyaçlarına uygun şekilde geliştirdi. Ancak son beş yılda bu durum önemli ölçüde değişti. Türkistan ülkeleri, Rusya’ya olan bağımlılıklarını azaltarak ekonomik ve stratejik açıdan kendi aralarında yeni iş birlikleri geliştirmeye başladı. Bunun güncel örneklerinden biri ise Azerbaycan ile Özbekistan arasındaki enerji iş birliği. İki ülke, Özbekistan’ın artan enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla petrol ürünlerinin ortak üretimi ile uzun vadeli petrol ve akaryakıt tedariki konusunda iş birliği imkanlarını değerlendiriyor. Özbekistan Enerji Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, ülkede petrol ürünlerine yönelik iç talebin artması nedeniyle otomotiv ve dizel yakıtı, jet yakıtı ile diğer petrol ürünlerinin tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesine yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Bu kapsamda Bakü ile Taşkent arasında, Özbekistan ve Azerbaycan'daki petrol rafinerilerinin imkanlarından yararlanılarak otomotiv ve havacılık yakıtı üretimine yönelik ortak projeler ele alınıyor. Özbekistan Enerji Bakanı Şerzod Hocaev, "Özbekistan 24" televizyonuna yaptığı açıklamada, Azerbaycan tarafına petrol ürünlerinin ortak üretimine ilişkin çeşitli işbirliği modelleri önerildiğini belirtti. Hocaev ayrıca, seçeneklerden birinin Özbekistan'da faaliyet gösteren rafinerilerde ortak üretim yapılması olduğunu, diğer seçeneğin ise Özbekistan'ın Azerbaycan'da inşa edilen yeni bir petrol rafinerisine ortak olması ve burada üretilen petrol ürünlerinin bir bölümünün Özbekistan'a gönderilmesini içerdiğini ifade etti. Bakan, bu iş birliğinin Özbekistan iç piyasasının petrol ürünleriyle istikrarlı şekilde karşılanmasına katkı sağlayacağını vurguladı. UZUN VADELİ PETROL VE AKARYAKIT TEDARİKİ PLANLANIYOR İki ülke arasında ayrıca uzun vadeli ham petrol ve petrol ürünleri tedariki, hidrokarbonların ortak işlenmesi, teknoloji transferi ve sürdürülebilir lojistik hatlarının oluşturulması konularının da görüşüldüğü bildirildi. Bunun yanında, Özbekistan heyetinin eylül ayının ilk günlerinde Enerji Bakanı Hocaev başkanlığında Azerbaycan'ı ziyaret etmesi planlanıyor. Ziyarette Azerbaycan Enerji Bakanlığı ve Devlet Petrol Şirketi SOCAR ile daha kapsamlı görüşmeler yapılması bekleniyor. Görüşmelerde, iki ülke cumhurbaşkanları tarafından varılan anlaşmaların hayata geçirilmesine yönelik somut adımların ele alınacağı belirtildi. TAŞKENT ENERJİ TEDARİK KAYNAKLARINI ÇEŞİTLENDİRİYOR Özbekistan ile Azerbaycan arasındaki enerji iş birliği; petrol ve doğal gaz arama çalışmaları, petrol ve doğal gaz sektörü, petrol ürünlerinin üretimi ve satışı, yenilenebilir enerji ile elektrik iletimini kapsıyor. Özbekistan'da petrol ürünleri üretimi yıllık 1,2 milyon tonu aşarken, yaklaşık 600-700 bin ton petrol ürünü ithal ediliyor. Ülke, petrol ürünleri ihtiyacının önemli bölümünü ithalat yoluyla karşılıyor. Rusya ise Özbekistan'ın başlıca tedarikçileri arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra, Rusya'da yaşanan yakıt sıkıntısı ve akaryakıt ihracatına getirilen kısıtlamaların ardından Özbekistan'ın petrol ürünleri tedarik kaynaklarını çeşitlendirme çalışmalarını hızlandırdığı belirtiliyor. Taşkent, özellikle havacılık yakıtı alanında yeni tedarikçiler ararken, Gürcistan ve Irak'tan jet yakıtı tedarik etmeye yönelik çalışmalar yürütüyor. Özbekneftegaz'ın ayrıca Çin Ulusal Havacılık Yakıt Grubu (China National Aviation Fuel Group) ve Sinopec ile Jet A-1 tipi havacılık yakıtının uzun vadeli tedariki konusunda görüşmeler gerçekleştirdiği bildirildi. AZERBAYCAN İLE ENERJİ İŞBİRLİĞİ GENİŞLİYOR Öte yandan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Özbekistan'a gerçekleştirdiği resmî ziyaret kapsamında iki ülke enerji alanındaki iş birliğini genişletmeye yönelik yeni adımlar da attı. SOCAR ile Özbekneftegaz'ın Özbekistan genelinde akaryakıt istasyonu ağı geliştirmeyi planladığı, iki ülke liderlerinin de 5 akaryakıt istasyonunun yapımını başlattığı bildirildi. Taraflar ayrıca Özbekistan'ın Ustyurt bölgesindeki petrol ve doğal gaz sahalarının geliştirilmesi konusunda da iş birliği yapıyor. Proje kapsamında bölgede önemli miktarda petrol ve doğal gaz rezervinin keşfedilmesi öngörülüyor.

Dr. Nariye Seydametova QHA'ya konuştu: "Kırım Tatarca, Türk dünyasının tarihî ve kültürel hafızasını yaşatıyor" Haber

Dr. Nariye Seydametova QHA'ya konuştu: "Kırım Tatarca, Türk dünyasının tarihî ve kültürel hafızasını yaşatıyor"

Kırım Tatarca İmlasını Geliştirme Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Kırım Tatar dili araştırmacısı Dr. Nariye Seydametova, Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği röportajda Kırım Tatarcanın Türk dünyasındaki tarihî, dilbilimsel ve kültürel konumunu, dilin karşı karşıya olduğu tehditleri, korunması için atılması gereken adımları, Türk halkları arasındaki kültürel, bilimsel ve eğitim iş birliğine sağlayabileceği katkıları değerlendirdi. Nariye Seydametova, Kırım Tatarcanın Türk dünyasında kendine özgü bir yere sahip olduğunu belirterek bunun dilin tarihî gelişimi, dilbilimsel özellikleri, kültürel mirasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti. “Kırım Tatarca, Türk dünyasının hem köprüsü hem de tarihî bir aynası olması bakımından eşsiz bir yere sahiptir.” diyen Seydametova, dilin özel konumunu özellikle Kıpçak ve Oğuz gruplarının özelliklerini bir arada taşımasıyla açıkladı. Kırım Tatarcanın Türk dillerinin iki büyük kolu olan Kıpçak ve Oğuz gruplarının özelliklerini bünyesinde birleştirdiğini belirten Dr. Seydametova, dilin kuzey, orta, güney olmak üzere üç farklı ağız yapısına sahip olduğunu kaydetti. Seydametova, “Kuzey (Çöl), orta (Bahçesaray), güney (Yalıboyu) ağızları bulunmaktadır. Güney ağzı Türkiye Türkçesine çok yakınken, kuzey ağzı Kıpçak karakterini, Kazak, Kırgız, Nogay dillerine olan yakınlığını korumaktadır.” ifadelerini kullandı. Modern edebî Kırım Tatarcanın bu iki büyük dil kolu arasındaki denge üzerine kurulduğunu belirten Seydametova, Kırım Tatarcanın tarihî gelişiminde farklı Türk dil, kültür çevrelerinin etkili olduğunu söyledi. “Kırım Tatar Türkçesi Eski Türkçenin devamı olarak Karahanlı Türkçesi, Kıpçak dili, Altın Orda, Çağatay Türkçesi, Osmanlı Türkçesi dönemlerinden geçip günümüzdeki şeklini almıştır.” diyen Nariye Seydametova, Kırım Tatarcanın tarihî Türk lehçeleriyle ortak, benzer, farklı özellikler taşıdığını ifade etti. Kırım Tatar Türkçesinin tarihî gelişimi boyunca uzun süre Altın Orda'nın Kıpçak kültürel ortamında, ardından da 300 yıldan fazla Osmanlı İmparatorluğu'nun Oğuz kültürel ortamında bulunduğuna dikkati çeken Seydametova, “Bu nedenle çok özel bir yazı dili şekillenmiştir.” dedi. Nariye Seydametova, Kırım Tatar dilinin ağızlarının ses, gramer yapılarıyla Kıpçak, Oğuz grubu dillerine benzediğini belirterek tarihî Türk lehçelerinin izlerinin incelenmesinin dilin özelliklerinin daha iyi anlaşılması açısından önem taşıdığını şu ifadelerle kaydetti: Türk dillerinin tarihî gelişimi sürecinde birbirlerinin üzerinde bıraktıkları etkileri anlamak için Kırım Tatar Türkçesindeki tarihî Türk lehçelerinin izlerinin öğrenilmesi önemlidir. Kırım Tatarlarının millet olarak Kırım'da şekillendiğini belirten Seydametova, Kırım Yarımadası'nın tarih boyunca çeşitli kavimlerin sığınağı olduğunu söyledi. “Kırım Tatarları millet olarak Kırım'da şekillenmişler, Kırım'da çok eski zamanlardan beri yaşamakta olan çeşitli halkların nesilleridir. Kırım Yarımadası tarih boyunca çeşitli kavimlerin sığınağı olmuştur.” diyen Dr. Seydametova, Kırım Tatarlarının şekillenmesinde rol oynayan başlıca etnik gruplar arasında Kimmerler, Tavrlar, İskitler, Sarmatlar, Alanlar, Bulgarlar, Yunanlar, Gotlar, Hunlar, Hazarlar, Oğuzlar, Peçenekler, Polovetsler (Kumanlar), Cenevizliler, Çerkesler, Selçuklu Türklerinin bulunduğunu aktardı. Bölgenin ilk sakinlerinin Kimmerler ve Tavrlar olduğunun ileri sürüldüğünü aktaran Seydametova, milattan önce 6-8. yüzyıllarda Yarımada'nın bozkır bölgelerinde İskit göçebe kavimlerinin iskân edildiğini, daha önce ise Kimmerlerin bölgeye geldiğinin belirtildiğini ifade etti. Ayrıca, Milattan önce 700 yıllarından itibaren Kırım'ın Karadeniz sahilleri boyunca Antik Yunan kolonilerinin kurulmaya başladığını, bu yerleşimlerin milattan önce 100'lü yıllarda Roma hâkimiyetine girdiğini vurgulayan Seydametova, milattan sonra 4. yüzyıla kadar Yarımada'ya Gotlar ve Hunların geldiğini söyledi. Nariye Seydametova, Hun akınlarıyla birlikte bölgenin Türklerin yerleşim alanı hâline geldiğini belirterek Avarlar, Hazarlar, Göktürk kavimleri gibi Türk boylarının da bölgede yerleşim sahası oluşturduğunu kaydetti. Türklerin en eski, en kalabalık kavimlerinden Kıpçaklar ile Oğuzların eski yurtlarındaki komşuluklarını milattan sonra 2. binde Karadeniz merkezli olarak sürdürdüğünü belirten Seydametova, bu yerleşim sürecinin doğal bir dil oluşumuna da zemin hazırladığını söyleyerek, "Bu dil oluşumu kopuk tarzda meydana gelmemiştir. Karadeniz'in güney ve batı sahilindeki Türk ağızları üzerinde Kıpçak etkisi; kuzey ve doğu sahilinde yaygın Kıpçak ağızları üzerinde de Oğuz etkisi görülmektedir." dedi. KIRIM TATARCANIN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU TEHDİTLER Kırım Tatarcanın korunması, gelecek nesillere aktarılmasının yalnızca Kırım Tatar halkı için değil, bütün Türk dünyası için önem taşıdığını belirten Dr. Seydametova, dilin karşı karşıya olduğu temel tehditlerin başında, Sovyet rejimi tarafından haksızca uygulanan 18 Mayıs 1944 Sürgünü, asimilasyon, göç, nesiller arası kopukluğun geldiğini söyledi. Nariye Seydametova, 18 Mayıs 1944'te Kırım Tatarlarının tamamının Türkistan'a ve Sibirya'ya sürülmesinin dilin doğal coğrafyasındaki aktarım zincirini kırdığını vurgulayarak, "Sürgünde Rusça ve Özbekçe baskın dil hâline gelmiştir." dedi. Kırım'a dönüş sonrasında da dilin karşı karşıya kaldığı sorunların devam ettiğini belirten Nariye Seydametova, Ukrayna döneminde (1991-2014) okullaşma oranının düşük kalmasının, ardından gelen 2014 işgalinin Kırım Tatarca eğitim veren kurumlar üzerindeki baskıyı artırdığını ifade etti. Seydametova, günümüzde dilin özellikle yaşlı nüfus tarafından daha akıcı konuşulduğunu, yeni nesil arasında ise ev içi konuşma dili olmaktan çıktığını, yerini Rusçaya bıraktığını şöyle aktardı: Kırım Tatarlarının Kırım'dan 1944'te tamamen sürülmesi sonucunda Kırım Tatar Türkçesinin toplumsal fonksiyonları, kullanım alanı daraldı, söz varlığından geleneksel yaşam tarzı, kültürü, esnaflar, ziraatçılık, benzeri alanlarla ilgili söz katmanları kayboldu. Ayrıca, Kırım Tatarcanın UNESCO'nun Tehlike Altındaki Diller Atlası'nda “ciddi tehlike altında” kategorisinde yer aldığını belirten Nariye Seydametova, bu aşamadaki bir dilin yalnızca büyükanne, büyükbabalar tarafından konuşulabileceğini ifade ederek, “Anne ve baba nesli dili anlayabilse bile kendi aralarında ya da çocuklarıyla konuşurken bu dili kullanmaz.” değerlendirmesinde bulundu. Bunun yanında, Kırım Tatarlarının büyük çoğunluğunun iki dilli olduğunu, günlük hayatlarında yaygın olarak Rusçayı kullandığını belirten Dr. Seydametova, özellikle yetişkin, genç nesiller arasında Kırım Tatarcanın kullanımında büyük bir düşüş yaşandığını belirterek, "Çocuklukta ana dillerini öğrenen ve kullanan Kırım Tatarları yetişkinlikte ana dillerini kullanmayı bırakmakta, sosyal çevre içerisinde prestijli dil konumundaki Rusçayı tercih etmektedirler." ifadelerini kullandı. Kırım Tatarcanın hem Türk yazı dilleri arasındaki özel konumu hem de sahip olduğu geniş söz varlığı nedeniyle alan uzmanları için önemli bir kaynak olduğunu belirten Nariye Seydametova, dilin ağızlarının şekillenmesinde tarihî koşullar, edebî dilin “düzeltici” etkisi, sosyoekonomik, bölgesel faktörler ile küreselleşme sürecinin etkili olduğunu söyledi. Dr. Seydametova, Türk lehçelerinin tarih boyunca birbirleriyle sıkı bağlar içinde bulunduğunu belirterek tarihî yazı dillerinde karışık dilliliğin her zaman var olduğunu ifade etti. “Tarihî yazı dilinde karışık dillilik daima olmuştur, fakat böylesine siyasi ve sosyal istikrarsızlık devrelerinde lehçeler arasındaki geçişler, lehçe alıntıları daha da artmış görünmektedir.” diyen Seydametova, Kıpçak edebî geleneğinin parçalanmasının ardından Deşt-i Kıpçak sahasındaki yazı dilinde Çağatayca, Osmanlıca unsurların arttığını kaydetti. Bu nedenle bugünkü Kıpçak lehçelerinin, Kırım Tatarca dâhil, tarihî geleneğinde Eski Kıpçak Türkçesinin yanı sıra Çağatay, Osmanlı Türkçelerinin payının da dikkate alınması gerektiğini belirtti. KIRIM TATARCA İLE TÜRKİYE TÜRKÇESİ ARASINDAKİ İLİŞKİ Kırım Tatarcanın Türkiye Türkçesiyle yakın ilişkisine de değinen Nariye Seydametova, Türkiye Türkçesinin Oğuz grubuna dâhil olduğunu, standart Kırım Tatarcanın ise Kıpçak-Oğuz sentezi niteliği taşıdığını ifade etti. Yalıboyu ağzının Türkiye Türkçesine en yakın ağız olduğunu belirten Dr. Seydametova, bu ağzın Karadeniz kıyısında konuşulduğunu, özellikle Rumeli ile Doğu Karadeniz ağızlarıyla paralellik gösterdiğini şu şekilde söyledi: Yalıboyu ağzı, Türkiye Türkçesine neredeyse tamamen paraleldir. Yüzyıllarca süren Osmanlı idaresi nedeniyle doğrudan Oğuz Türkçesinin etkisi altında kalmıştır. Çöl ağzının ise Kırım Tatarcanın en uzak, en belirgin Kıpçak karakterli ağzı olduğunu bildiren Seydametova, “Çöl ağzı tamamen Kıpçak karakterlidir; Nogay Türkçesine, Kazak Türkçesine çok yakındır.” ifadelerini kullandı. Bu nedenle, Kırım Tatarcanın yok olması hâlinde Türk dil ailesinin tarihî gelişimi açısından önemli bir boşluk oluşacağını vurgulayan Seydametova, diyalektoloji, etimoloji, söz varlığı, lehçeler arası geçiş süreçlerinin araştırılmasının bu durumdan ciddi şekilde etkileneceğini aktardı. KIRIM TATARCANIN TÜRK DÜNYASI İŞ BİRLİĞİNE KATKISI Dr. Nariye Seydametova, Kırım Tatarcanın Türk devletleri, toplulukları arasındaki kültürel, bilimsel, eğitim işbirliğinin geliştirilmesinde önemli bir rol üstlenebileceğini vurguladı. “İsmail Bey Gaspıralı'nın ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ ilkesinin doğduğu dil olan Kırım Tatarca, çağdaş Türk devletleri, toplulukları arasındaki kültürel, bilimsel, eğitimsel iş birliğine çok boyutlu katkılar sağlayabilir.” diyen Dr. Seydametova, bunun ilk olarak dilbilimsel, tipolojik özelliklerle bağlantılı olduğunu söyledi. Kırım Tatarcanın Oğuz, Kıpçak grupları arasında doğal bir geçiş niteliği taşıdığını belirten Seydametova, bunun farklı Türk halkları arasında karşılıklı anlaşılabilirliği, lehçeler arası çalışmaları kolaylaştırabileceğini kaydederek, “Kırım Tatarca, Oğuz ve Kıpçak lehçeleri arasında bir ‘kod dönüştürücü’ zemin olarak kullanılabilir.” ifadelerini kullanan Seydametova, ortak gramer, söz varlığı zemininden yararlanılarak karşılaştırmalı çalışmalar yapılabileceğini belirtti. Kırım Tatarcanın 20. yüzyılın başındaki modernleşme tecrübesi, Latin alfabesine geçiş sürecinin ortak Türk alfabesi çalışmalarında da örnek oluşturabileceğini açıklayan Nariye Seydametova, Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) üzerinde çalıştığı 34 harfli Ortak Türk Alfabesi projesine şu ifadelerle değindi: Kırım Tatarcanın Latin esaslı alfabesi, hem sesçil (fonetik) uyumu hem de diğer Türk lehçelerindeki ses karşılıklarını yüksek derecede temsil etme kapasitesine sahiptir. Ortak terminoloji, terim birliği oluşturma süreçlerinde bu tecrübenin akademik kurullara örnek teşkil edebilecek Ukrayna hükümetinin resmî desteğiyle Kiril alfabesinden Kırım Tatarcanın ses yapısına uyumlu Latin alfabesine geçiş çalışmalarının hızlandırıldığını vurgulayan Seydametova, bu sürecin ortak alfabe çalışmalarına katkı sağlayabileceğini ifade etti. TARİHÎ VE FİLOLOJİK ARAŞTIRMALARDA KIRIM TATARCA Kırım'ın Altın Orda'dan Osmanlı'ya, Çarlık döneminden modern zamanlara kadar Türk dünyasının kültürel, siyasi kesişim noktası olduğunu belirten Seydametova, Kırım Tatarcanın tarihî araştırmalarda birincil kaynak niteliği taşıdığını söyleyerek “Kırım Tatarca ve onun tarihsel varyantları; Karadeniz, Doğu Avrupa, Kafkasya Türk tarihi üzerine yapılan araştırmalarda birincil kaynak niteliğindedir.” şeklinde konuştu. Dr. Nariye Seydametova, Kırım Tatarcanın etimoloji, diyalektoloji alanlarında da zengin materyal sunduğunu belirterek, “Doğu Avrupa ve Kıpçak sahası söz varlığının korunması, etimolojik sözlüklerin hazırlanması, tarihî diyalektlerin karşılaştırmalı analizi için Kırım Tatarca zengin bir materyal sunar.” ifadelerini kullandı. Bunun yanı sıra, ortak terminolojinin bilim, diplomasi, ticaret, eğitim alanlarında karşılıklı anlaşılabilirliği güçlendireceğini vurgulayan Seydametova, Kırım Tatarcanın Oğuzca ve Kıpçakça arasında doğal bir geçiş formu sunması nedeniyle ortak kelime türetimlerinde, diyalektler arası terim eşleştirmelerinde kaynak işlevi görebileceğini kaydetti. Kırım Tatarı şair, akademisyen, dil bilimci ve Türkolog Bekir Çobanzade'nin çalışmalarına da değinen Nariye Seydametova, Çobanzade'nin Kırım, Azerbaycan, Özbekistan, Türkiye, Kazakistan gibi geniş bir coğrafyada Türkoloji çalışmalarına katkı sağladığını belirterek şöyle devam etti: Ulu bilim insanı Bekir Çobanzade, Türk lehçelerinde ortak terminoloji oluşturma çabalarını rastgele kelime toplama sürecinden çıkarıp çağdaş dil bilimi ilkelerine dayalı metodolojik bir disipline dönüştürmüştür. Çobanzade'nin 1920'li, 30'lu yıllarda ortaya koyduğu ilke, kuralların bugün TDT, Türk Akademisi bünyesinde yürütülen ortak terim, alfabe çalışmalarına ilham veriyor. Bunu dikkate alarak, tek bir Türk lehçesinin baskın hâle gelmesi yerine, tüm Türk lehçelerinin zenginliklerini yansıtan ortak ve güçlü bir iletişim dilinin geliştirilmesi hedeflendi. DİJİTALLEŞME VE EĞİTİM VURGUSU Öte yandan, Rus işgali öncesi kurulan ilk Kırım Tatarca yayın yapan ATR televizyonu, çocuk kanalı Lâle'nin (şuan kapalı) dilin çocuklara ulaştırılması açısından dijital dünyada önemli rol oynadığını vurgulayan Dr. Seydametova, internet tabanlı sözlükler, mobil dil öğrenme uygulamalarının da geliştirilmekte olduğunu söyledi. “Kırım Tatar Dili Ulusal Külliyatı (National Corpus) projesi, dilin yapay zekâya entegrasyonu da değerli deneyimlerden biri olabilir.” diyen Nariye Seydametova, dijital araçların dilin geleceği açısından önemine dikkati çekti. Türkoloji müfredatında Kırım Tatarcaya daha fazla yer verilmesi gerektiğini belirten Dr. Seydametova, üniversitelerin Türkoloji bölümlerinde Kırım Tatarca öğretiminin öğrencilerin Türk dünyası coğrafyasını bütüncül bir perspektifle anlamalarına katkı sağlayacağını ifade etti. Kırım Tatar edebiyatı, sözlü kültürü, halk bilimi unsurlarının diğer Türk dillerine aktarılmasının ortak edebiyat, kültür mirasını zenginleştireceğini aktaran Seydametova, TÜRKSOY, Türk Akademisi, Türk Dil Kurumu, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), TDT bünyesinde yürütülen eğitim projelerinde Kırım Tatarcanın entegrasyonunun kültürel çeşitliliği ve kapsayıcılığı artırabileceğini söyledi. “DİL DİJİTAL DÜNYANIN, POPÜLER KÜLTÜRÜN VE GÜNLÜK İLETİŞİMİN PARÇASI OLMALI” Kırım Tatarcanın korunması konusunda aktivistlerin, sivil toplum kuruluşlarının çabalarının önemli olduğunu belirten Seydametova, mevcut desteğin dilin karşı karşıya olduğu sorunların büyüklüğü karşısında yeterli olmadığını söyleyerek, “Yani sorun aktivistlerin ya da kuruluşların isteksizliği değil; imkânların kısıtlılığı, politik baskılar, diasporadaki dağınıklık, küreselleşmenin getirdiği dilsel asimilasyon baskısıdır.” ifadelerini kullandı. Kırım'ın mevcut durumunun dilin okullarda, kamu alanlarında, resmî kurumlarda kullanımını sınırlandırdığını bildiren Nariye Seydametova, anadilde eğitim imkânlarının her geçen yıl azaldığını vurguladı. Seydametova ayrıca, diasporadaki Türkiye, Romanya, Ukrayna, diğer ülkelerdeki kuruluşlar arasında ortak, uzun vadeli bir dil stratejisinin eksikliğine dikkati çekerek, kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Güncel içerik ve dijitalleşme konusunda da eksiklikler bulunduğunu belirten Seydametova, “Aktivistlerin çalışmaları genellikle tarihsel, edebî veya anma etkinlikleri çerçevesinde kalmakta; genç nesle hitap edecek dijital içerik, popüler kültür, teknoloji entegrasyonu henüz istenen seviyeye ulaşamamaktadır.” dedi. Latin alfabesine geçiş sürecinde de standartlaşmanın tamamlanması gerektiğini aktaran Dr. Seydametova, ortak bir Latin alfabesi, imla kılavuzunun bütün kurumlar, medya organları, yayıncılar tarafından uygulanmasının önemini vurguladı. KIRIM TATARCANIN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN ATILMASI GEREKEN ADIMLAR Dr. Nariye Seydametova, Kırım Tatarcanın günlük yaşamda yeniden güçlü bir sosyal prestij kazanması, gelecek nesillere aktarılması için somut, stratejik adımlara ihtiyaç olduğunu belirterek, “Kırım Tatarca veri kümesi genişletilmeli; sesli asistanlar, otomatik çeviri araçları, klavye yazılımları geliştirilmelidir.” ifadelerini kullandı. Çocuklar ve gençler için daha fazla içerik üretilmesi gerektiğini savunan Nariye Seydametova, “Çizgi filmler, dijital oyunlar, mobil dil öğrenme uygulamaları, YouTube/TikTok gibi platformlarda ilgi çekici içerikler üretilmelidir.” şeklinde konuştu. Ayrıca, Nariye Seydametova, dilin aile içinde kullanılmasının teşvik edilmesi gerektiğini de bildirerek, “Anadilin ailede öğrenilmesi en önemli savunma hattıdır.” dedi. Öte yandan iş hayatında ve sosyal hayatta Kırım Tatarcanın görünürlüğünün artırılması gerektiğini ifade eden Dr. Seydametova, işletmelerin, sosyal medya fenomenlerinin, sanatsal projelerin Kırım Tatarca isim ve içerik kullanmasının özendirilmesini önerirken, uluslararası fonların kullanılmasının da önemli olduğunu ve profesyonel dil projelerinin finanse edilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Kırım Tatar diasporalarının güçlerinin ortak projelerde birleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Nariye Seydametova, “Diasporanın finansal ve entelektüel gücü, dil odaklı teknoloji ile yayıncılık projelerine yönlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı. Kırım Tatarcanın geleceğinin yalnızca dilin sembolik olarak korunmasına değil, günlük yaşamda aktif şekilde kullanılmasına bağlı olduğunu belirten Nariye Seydametova sözlerini şöyle tamamladı: Kırım Tatar aktivistleri, kuruluşları bir niyet eksikliği değil, kaynak, stratejik odaklanma ihtiyacı içerisindedir. Dili sadece sembolik bir kimlik unsuru olarak anmaktan ziyade; onu dijital dünyanın, popüler kültürün ve günlük iletişimin doğal bir parçası hâline getirecek pratik ve modern adımlara öncelik verilmelidir. Dr. Nariye Seydametova, son olarak, "Kırım Tatarcayı korumak; ortak Türk dili ağacının hayati bir dalını beslemek, Gaspıralı'nın fikrî mirasına sahip çıkmak, Doğu Avrupa-Kafkasya-Anadolu hattındaki kültürel sürekliliği muhafaza etmek demektir.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkistan’da bin 500 yıllık antik kent gün yüzüne çıkıyor: Han sarayı aranıyor Haber

Türkistan’da bin 500 yıllık antik kent gün yüzüne çıkıyor: Han sarayı aranıyor

Kazakistan’ın Türkistan bölgesinde arkeologlar, yaklaşık bin 500 yıllık olduğu değerlendirilen bir antik yerleşim alanını araştırıyor. 24KZ’nin haberine göre, Birlik köyü yakınlarında yürütülen kazılarda eski bir yerleşime ait konut kalıntıları, çanak çömlek parçaları, demir aletler ve geleneksel bir ısıtma ocağı bulundu. Araştırmacılar ayrıca yerleşim alanındaki bir Orta Çağ kentinin temel bölümleri olan şehristanı (surlarla çevrili büyük iç şehir), kaleyi ve rabatı (tüccar ve zanaatkarların yaşadığı dış şehir) tespit etti. ANTİK YERLEŞİM İHA VE GIS TEKNOLOJİLERİYLE ARAŞTIRILIYOR Arkeologlar, yerleşim alanının yapısını daha ayrıntılı incelemek ve kazı yapılacak bölgeleri belirlemek için insansız hava araçları (İHA) ve coğrafi bilgi sistemi (GIS) teknolojilerinden yararlandı. Bu teknolojiler sayesinde arazide insan gözüyle fark edilmesi güç olan küçük yapısal farklılıklar tespit edilerek araştırma alanları belirlendi. Yerleşim, arkeologlar tarafından 1962 yılından bu yana biliniyor. Arkeolog Nikolai Podushkin, daha önce bölgede kısmi araştırmalar gerçekleştirmiş ve yerleşimi 8 ile 12. yüzyıllar arasına tarihlendirmişti. Ancak son kazılar, bölgenin çok daha eski dönemlerde de yerleşim alanı olarak kullanıldığını ortaya koydu. YERLEŞİMİN GEÇMİŞİ KANGJU DÖNEMİNE UZANIYOR El-Farabi Kazak Millî Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dosbol Baigunakov, araştırmaların yerleşimin geçmişinin antik Kangju dönemine kadar uzandığını gösterdiğini belirtti. Baigunakov, “Araştırmalarımız, şehrin antik Kangju döneminde zaten yerleşim yeri olduğunu gösteriyor. Şehir, Karahanlılar döneminde hızla gelişti ve Altın Orda döneminde de büyümeye devam etti.” dedi. Kazı alanlarından birinde konut kalıntıları, çömlekler ve demir aletlerin yanı sıra evleri ısıtmak için kullanılan geleneksel bir odun kömürü ocağı olan “sandali” ortaya çıkarıldı. Yerleşimin başka bir bölümünde ise yaklaşık 1 metre kalınlığındaki savunma duvarının ve bir kale kulesinin kalıntıları bulundu. HAN SARAYI İHTİMALİ ARAŞTIRILIYOR Kazı çalışmalarında önemli bir soru ise henüz yanıtlanmış değil. Araştırmacılar, bölgede geçmişte bir han sarayının bulunmuş olabileceğini değerlendiriyor ancak sarayın yeri henüz kesin olarak belirlenemedi. Kazılarda ortaya çıkarılan eserler, kesin yaşlarının ve kökenlerinin belirlenmesi amacıyla laboratuvar incelemesine gönderilecek. Arkeologların gelecek yıl da yerleşim alanındaki çalışmalarını sürdürmesi planlanıyor. Karatau’nun güneyinin, Kazakistan’ın en az araştırılmış arkeolojik alanlarından biri olduğu belirtiliyor. Şimdiye kadar bölgedeki kapsamlı kazı çalışmalarının büyük bölümü Otrar ve Türkistan çevresinde gerçekleştirildi.

AB'den Türkistan raporu: İfade özgürlüğü daralıyor Haber

AB'den Türkistan raporu: İfade özgürlüğü daralıyor

Avrupa Birliği (AB), Türkistan ülkelerindeki insan hakları ve demokrasi durumuna ilişkin 2025 yılı değerlendirmesini yayımladı. Raporda, bölgedeki durumun "karmaşık" olduğu belirtilirken, özellikle Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'da sivil toplum, ifade özgürlüğü ve siyasi haklara yönelik kısıtlamalara dikkat çekildi. AB, Kazakistan'daki insan hakları durumunu 2025 yılı için "karmaşık" olarak değerlendirirken, Kazakistan yönetiminin "adil Kazakistan" ve "duyarlı devlet" oluşturma hedefini öne çıkardığı ancak ülkede sivil alanın belirgin şekilde daraldığı kaydedildi. Sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine ve barışçıl toplantılara yönelik kısıtlamaların devam ettiği belirtilen raporda, geniş şekilde yorumlanan ifade özgürlüğü yasalarının hukuki belirsizliğe ve otosansür ortamına katkıda bulunduğu ifade edildi. AB temsilcilerinin yıl boyunca Kazakistan Dışişleri Bakanlığına insan haklarıyla ilgili çok sayıda diplomatik nota gönderdiği, konuların AB-Kazakistan İşbirliği Komitesi ve İşbirliği Konseyi toplantılarında da ele alındığı bildirildi. KIRGIZİSTAN'DA ÖZGÜRLÜĞE YÖNELİK KISALTMALAR AB'nin raporunda, Kırgızistan'daki durumun da kötüleşmeye devam ettiği vurgulandı. Avrupa, bölgedeki sivil toplum, ifade ve düşünce özgürlüğü, dernek kurma ve barışçıl toplantı özgürlüğüne getirilen kısıtlamalardan duyduğu endişeyi dile getirdi. Ayrıca, ülkede gazetecilere yönelik siyasi amaçlı baskı vakalarının kaydedildiği, sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin yeniden kayıt ve yabancı fonlama gibi düzenlemelerle sınırlandırıldığı ifade edildi. Bunun yanında raporda, yolsuzlukla mücadele stratejisinin uygulanmasına rağmen yolsuzluğun ciddi bir sorun olmaya devam ettiği kaydedildi. Bununla birlikte AB, aile içi şiddet vakalarının bildirilmesindeki artışı olumlu bir gelişme olarak değerlendirirken, bu artışın, polisin müdahalesindeki iyileşmeyi ve vatandaşların hukuki süreçlere duyduğu güvenin artmasını yansıtabileceği belirtildi. ÖZBEKİSTAN'DA İNSAN HAKLARI DURUMUNDA GERİLEME AB'nin değerlendirmesine göre Özbekistan'da insan hakları ve demokrasiye saygı konusundaki durum "sürekli olarak kötüleşmeye devam etti". Raporda, resmi reformlara rağmen ülkede sivil ve siyasi hakların kısıtlı kalmayı sürdürdüğü belirtildi. Yetkililerin geniş yorumlanan ceza hukuku hükümleri kapsamında gazeteciler ve blog yazarları üzerinde baskı uyguladığı, ifade özgürlüğü ile barışçıl toplantı hakkının sınırlandırıldığı kaydedildi. İnsan hakları savunucuları ve sivil toplum kuruluşlarının durumunun kırılganlığını koruduğu ifade edilen raporda, avukatların da lisanslarının askıya alınması ve çeşitli tehditlerle karşı karşıya kaldığı belirtildi. AB ayrıca Özbekistan'ın 2023 anayasa referandumu, cumhurbaşkanlığı seçimi ve 2024 parlamento seçimlerinin ardından Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu (ODIHR) tavsiyelerinin uygulanması konusunda ilerleme kaydetmediğine dikkat çekti. Bunun yanı sıra açıklamada, insan hakları aktivistlerinin faaliyetlerini ve sivil toplum kuruluşlarının yabancı kaynaklardan aldığı fonları daha sıkı şekilde düzenleyen yeni yasal düzenlemeler de eleştirildi. BAZI GELİŞMELERE DİKKAT ÇEKİLDİ AB, Özbekistan'da çevre ve sosyal politika alanlarında bazı olumlu gelişmeler yaşandığını da belirtti. Özbekistan'ın Aarhus Sözleşmesi'ne katılması, hava kalitesinin iyileştirilmesine yönelik adımlar atılması, çocuk ölümlerinin azaltılması ve parlamentoda kadınların temsilinin artırılması olumlu gelişmeler arasında gösterildi. Bununla birlikte raporda gözaltı merkezlerinde işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin ciddi endişelerin sürdüğünü bildirildi. Ayrıca, 2022 yılının Temmuz ayında Özbekistan’a bağlı Karakalpakistan Cumhuriyeti’nde kitlesel protestolar düzenlendi. Protestoların nedeni, bölgenin egemenlik statüsünü ve Özbekistan’dan ayrılma hakkını değiştirmeyi öngören Özbekistan Anayasası’nda yapılması planlanan değişikliklerdi. AB ise, buna ilişkin kapsamlı bir raporun henüz kamuoyuna açıklanmamış olmasını eleştirdi. Raporda, Karakalpakistan'daki olaylarla bağlantılı olarak tutuklanan bazı kişilerin kötü muamele ve uzun süreli hapis cezalarıyla karşı karşıya kaldığı ifade edildi. AB: İNSAN HAKLARI UZUN VADELİ ÖNCELİĞİMİZ AB raporunda, insan haklarının ve demokrasinin dünya genelinde teşvik edilmesi ve korunmasının Birlik için uzun vadeli bir öncelik olduğu vurgulandı. Öte yandan Türkistan ülkelerinin hükümetleri AB'nin değerlendirmelerine farklı tepkiler verdi. Kazakistan yönetimi, 2025 yılında Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi'nin tavsiyelerinin büyük bölümünü kabul ettiğini ve kadın haklarının korunması ile işkenceyle mücadele dahil çeşitli alanlarda yasal düzenlemeleri geliştirdiğini açıkladı. Kırgızistan yönetimi ise AB değerlendirmelerinin bazı bölümlerinin "yanlış, açıkça taraflı ve siyasi amaçlı" olduğunu savunarak raporun ülkenin gerçek durumuna ilişkin yeterince objektif bir analiz içermediğini belirtti.

Ürkün Katliamı şehitleri, 110 yıl sonra rahmetle anılıyor Haber

Ürkün Katliamı şehitleri, 110 yıl sonra rahmetle anılıyor

Kırgız Türklerinin tarihinde bağımsızlık için verilmiş mücadelelerden birisi, tarihe “Ürkün” adıyla geçen halk isyanı oldu. Ürkün kelimesi Kırgız Türkçesinde “bir şeyden korkarak toplu halde kaçma” anlamına gelse de kelime, genel anlamından çok Kırgız Türklerinin tarihinde büyük acılar yaşadığı 1916 yılı olaylarıyla bütünleşti ve bu anlamda kullanılır oldu. ÜRKÜN, SADECE KIRGIZ TÜRKLERİNİN DEĞİL, BÜTÜN TÜRKİSTAN’IN HAFIZASINA KAZINDI Kırgızistan’ın Çarlık Rusyası`nın hâkimiyeti altına girmesiyle yeni bir dönem başladı. Bu aşamanın temelinde Kırgız Türklerinin meşru menfaatleri değil, Çarlık Rusyası`nın genişleme siyasetinin çıkarları yer almaktaydı. Çarlık Rusyası, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türkistan’da uyguladığı siyasi ve etnik asimile politikalarını artırdı. Türkistan halkının ortak maddî ve manevî değerleri olmasına karşın bunları hiçe sayan Çarlık Rusyası’nın koloni siyaseti sonucu köklü değişimler yaşandı. Aynı sömürgeci zihniyete sahip Rus milliyetçisi sözde yöneticilerin ve Rus yerleşimcilerin Rus Çarlığı tarafından bölgeye gönderilmesi, bu değişikliklerin fitilini ateşledi. Neticede yüz binlerce insan, kendi vatanlarında esir duruma düştü. ÇARLIK RUSYASI, GÖÇEBE KIRGIZ TÜRKLERİNİN YAŞAM TARZINA MÜDAHALE ETTİ Çarlık Rusyası, “Kırgızları Yerleştirme” (1907) ve “Yedisu Bölgesini Koloni Yapma” (1908) kararlarıyla birlikte Kırgız Türklerinin topraklarına el koyma girişimlerinde bulundu. Bu kararı çıkaranlar “Step Kanunu”nun 119. maddesine dayanarak göçebelerin topraklarını devlet mülkiyetine geçirdi. Rus-Japon Savaşı'ndan sonra başlayan Birinci Dünya Savaşı’nda tüm harcamalar, halktan “vergi“ adı altında toplandı. Kırgız Türkleri ise maruz bırakıldıkları sömürüye ve acılara karşı 1916 yılında millî mücadelelerini başlattı. RUS ÇİFTÇİLERDEN KIRGIZ TÜRKLERİNE KARŞI İNSANLIK DIŞI MUAMELE! Mücadelenin en önemli sebeplerinden biri, çok sayıda Rus çiftçisinin Kırgız Türklerine ait topraklara gelmesi ve onların yerleştirilmesinde Kırgız Türklerine karşı zor kullanılmasıydı Ruslar, 1916 yılında Türkistan’da genel halkın yüzde 6’sını oluştursa da kendilerine, işlemeleri için en verimli toprakların yüzde 57,7’si verilmişti. Halkın yüzde 94’ünü oluşturan yerel halkın payına ise verimli toprakların yüzde 42,3’ü düştü. Kırgız Türkleri, bu nedenle geçimlerini sağladığı tarım alanlarında en az hakka sahip olan halk konumuna düşürüldü. Baskı ve zulüm, sadece devlet tarafından uygulanmadı. Rus çiftçileri yerli halkı aşağılayarak suyun başını sahiplendi, Kırgız Türklerine su vermeyip onları topraklarını bırakıp gitmeye mecbur bıraktı. Yerli halkın dinî inançları gibi haklarının da sınırlanması ve ve Kırgızistan topraklarına Rus isimleri verilmeye başlanması ise Kırgız Türklerinin tepkisini çeken bir başka unsur oldu. HOCENT ŞEHRİNDE BAŞLAYAN İSYAN, BÜTÜN TÜRKİSTAN’A YAYILDI Çarlık Rusyası’nın, Birinci Dünya Savaşı’nda yer alması ve halkı zaten ağır koşullar altında yaşıyorken ağır kayıplar vermesi iyi sonuçlanmadı. Savaş, 1916 yılında Ruslar açısından kötü gidiyorken Rus Çarlığı ise orduya asker bulabilmek için çırpınıyordu. Çar II. Nikolay'ın 25 Haziran 1916 tarihli fermanına göre, Türkistan Vilayet temsilcilerince Yedi Su bölgesinden cephe gerisi işlerde çalışacak 19-31 yaş arası 60 bin kişinin seferber edilmesi kararı alındı. Kırgız, Özbek, Türkmen, Kazak Türklerinden ise toplamda 500 bin kişi, baskı ve zulüm yoluyla silahaltına çağrılmıştı. Karar duyurulduğu andan itibaren ise bütün Türkistan bölgesinde büyük bir hoşnutsuzluk hâkim oldu. Semerkant bölgesinin Hocent şehrinde başlayan isyan, daha sonra Türkistan’ın diğer kısımlarına da yayıldı. Zaten zor durumda ve sabrı taşmış olan Kırgız halkının başlattığı isyanı bastırmak için 14 tabur, 37 Rus Kazak bölüğü, 42 top ve 69 makineli tüfek kullanıldı. Ayaklananlara karşı verilen savaşta, ordu birliklerinin yanı sıra silahlandırılmış Rus istilacılar da yer aldı. İsyana katılan Kırgız Türkleri, Ruslar tarafından ele geçirildikleri yerde katledildi. Canını ve malını kurtarmak için tek bir seçenekleri Çin`e kaçmak olan Kırgız Türkleri, en büyük kayıpları Çin’e kaçarken, Çin’deyken ve Çin’den döndüklerinde verdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.