SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Cengiz Dağcı’nın cenazesinde yaptığı konuşma (FOTO)

Haber Giriş Tarihi: 03.10.2011 14:00
Haber Güncellenme Tarihi: 03.10.2011 14:00
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Cengiz Dağcı’nın cenazesinde yaptığı konuşma (FOTO)
Kırım'ın başkenti Akmescit'in Kebir Camii'nde 2 ekimde Cengiz Dağcı için yapılan cenaze töreninde Türkiye Cumhuriyet Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun yaptığı konuşma:

Kırım Milli Meclisi Başkanımız, bacılarımız, balalarımız, vatandaşlarımız, hepinizi selamın en güzeli, Allah’ın selamıyla selamlıyorum.

Bugün vuslat günüdür. Bu bir Şeb-i Arus’dur. Gönlü vatan aşkıyla yanan bir insanın vatana kavuşmasıdır. Dışişleri bakanı olarak birçok görevleri ifa ettim. Ama belki de bugün en anlamlı görevi ifa ediyorum.

Biraz önce bu konuda bizim katkılarımızı ifade ettiler. Hayır. Bu katkılar bizim için bir vazifedir. Ve sadece benim değil, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, bütün hükümet üyelerimizin, aslında 74 milyon Türk kardeşimizin üzerine vacip olan bir görevdi. Yerine getirildi ve onların da selamlarını size iletiyorum.

Aslında bir teşekkür borcu varsa önce borç muhterem Cengiz Dağcı’ya bizim borcumuzdur. Eğer bir teşekkür borcumuz varsa, onun son mülakatlarından birinde söylediği gibi biz kahraman değiliz. Kahraman olanlar on yıllarca sonra vatanlarına dönüp çadırlarda, bataklıklarda yaşayarak tekrar o vatanı, o mukaddes toprakları vatan edinenlere de,  sizlere teşekkür ediyordu Cengiz Dağcı. Mustafa ağamıza teşekkür ediyordu. Bütün Kırımlı kardeşlerimize, yiğit, onurlu kardeşlerimize teşekkür ediyordu. Dolayısıyla teşekkürde bir sıralama yapılacak olursa biz en sonundayız. Biz size teşekkür borçluyuz.

Bu haberi ben Birleşmiş Milletler genel kurulunda çok özel bir yerde aldım. Kırgızistan resepsiyonunda Kırgızistan Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva ile konuşurken cebime bir mesaj düştü “Cengiz Dağcı vefat etti. Gurbet diyarda gömülecek. Acaba birşey yapabilir miyiz?” diye bir dost mesajıydı. Ta liseden arkadaşım olan, bugün de aramızda bulunan Kırımlı Fikri Kançal’ın mesajıydı. Ona da teşekkür borçluyum.

Bir anda iki Cengiz zihnimde birleşti. Cengiz Aytmatov ve Cengiz Dağcı. İki büyük edebiyat devi. Bana Cengiz Dağcı haberi Cengiz Aytmatov’un vatanının gününde ulaştı.  Bir anda zihnimde ortaokul, lise çağlarımda okuduğum romanlar geçti: Onlar da İnsandı, O Topraklar Bizimdi, Yurdunu Kaybeden Adam, Korkunç Yıllar. Çilingirin oğlu Selim’in hikayesi, Sadık Turan’ın hikayesi. Aslında Cengiz Dağcı’nın hikayesini okumuştuk. Ve o zaman 70’li yıllarda bunları okurken bir gün kara bir haber bize ulaştığında, sonra doğru olmadığı ortaya çıktı Sayın Mustafa Cemiloğlu’nun şehadet haberi hepimizin ruhundan bir şeylerin koptuğunu, hiç görmediğimiz bir diyarı sahiplenen bu insanların Cengiz Dağcı’nın, Mustafa Cemiloğlu’nun o insanların macerasının, o insanların kahramanlıklarının aslında bizim üzerimizde bir borç oluşturduğunu o günlerden bilirdik. O gün dualar ettik. Mustafa Cemiloğlu sağ olsun diye. 79 senesiydi. O haberi o gün yaşayanlar hatırlarlar. O gün sokaklara döküldük. Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu yaşasın ve özgürlüğüne kavuşsun diye. O zaman Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu esirdi. Cengiz Dağcı ise görünüşte hürdü. Ama o da başka bir esareti Londra’da yaşıyordu. Şimdi bu iki büyük şahsiyet burada buluştu. Birisi vatanına dönmenin, ama mutlaka bu dönüşün ruhi bilincin içinde şu an önümüzde tabutun içinde ama eminim bütün bu yaşadıklarımıza şahit olarak burada. Diğeri her zaman olduğu gibi vakur, ayakta, dimdik karşımızda, bütün Kırım’ın onurunu temsil ediyor. Biz size borçluyuz. Onlarla biz, bu kahraman insanlarla bir toprağın nasıl vatan olduğunu öğrendik. Onlarla bir dilin nasıl vatan olduğunu öğrendik.

Cengiz Dağcı’nın bütün romanlarında ben üç şeyi, üç özdeşleşmeyi, hepsini de (aklımda) tutmuşumdur. Vatan ile anayı özdeşleştirir. Anasını anlatırken vatanı, vatanı anlatırken anasını anlatır. Onun için de eğer bir milletin çocuklarına o kültürü o dili aktaran anaları varsa o millet nereye sürülürse sürülsün ayakta kalır.

İkincisi Cengiz dağcı vatan ile dili özdeşleştirir. Eğer bir millet diline sahip çıkmışsa, dilini yaşatmışsa, diliyle ait olduğu kültürü, inancı aktarma kabiliyetini sürdürüyorsa esir edilemez, yok edilemez. Uzak diyarlara sürülse de her an o dili kullandıkça vatanının havasını teneffüs eder. Yalı boyunun Türkçesini kullanır ve İstanbul Türkçesiyle karşılaştığında bakar ki arada çok küçük farklar var. İşte Cengiz Dağcı bunu yaşadı.

Ve üçüncüsü özgürlük ile vatan. Cengiz Dağcı uzun esaret yılları boyunca hep vatanından uzakta kaldı. 2. Dünya Savaşı sonrasında esaret altında, Alman esareti, daha sonra İngiltere’ye gitti. İngiltere’ye gidişiyle birlikte özgür olduğunu hissetti ama yine de Yurdunu Kaybeden Adam da Sadık Turan’ın ağzıyla aslında bize şunun mesajını verdi: özgür olabilirsin dünyanın bir yerinde, ama vatanınızda değilseniz fiziken özgür olsanız bile ruhen esaret altında gibi hissedersiniz kendinizi.

Bugün gerçekten bir Şeb-i Arus. Bugün bir vuslat çünkü Cengiz Dağcı anasına kavuşuyor, Cengiz Dağcı ata toprağına kavuşuyor, Cengiz Dağcı dilini yaşatan Kırımlı kardeşlerine kavuşuyor ve kaderini kendi kaderi olarak gördüğü Kırımlı kardeşlerinin kucağında bir emanet olarak her an onların Fatihalarını bekleyerek bu topraklarda ebediyete kadar yaşayacak. Ve Cengiz Dağcı anasına, diline kavuştuğu gibi vatanına kavuşarak gerçek özgürlüğünü yaşıyor. Belki ruhen bedenden ayrılmış olması dolayısıyla tabiri caizse ontolojik olarak varoluşu bitmiş gibi gözükse de manevi varoluşu bugün başlıyor. Biz onun zihni varoluşunu her zaman hissettik, manevi varoluşunu da hissetmeye devam edeceğiz.

Onun için bu mesaj geldiğinde önce zihnimden bu geçti: hayır, Cengiz Dağcı’nın bu esareti artık ebediyen bitmelidir. Ne zaman esaret biter? Ancak Cengiz Dağcı’nın o mübarek naaşı, bedeni Kırım toprağıyla buluştuğu zaman. Gerekli temaslarda bulunuldu. Sayın başbakanımız da, Kültür Bakanımız da bütün değerli arkadaşlarla görüştük. Londra Büyükelçiliğimize, Kiev Büyükelçiliğimize talimatlar çekildi ve ne gerekiyorsa yapılsın, ama Cengiz Dağcı’nın esareti ebediyen bitsin, aslında onun esareti ile birlikte Kırım’ın esareti de bitsin. Bir beden bir toprağa kavuşurken bir halk da om toprakta ebediyen yaşayacağını hissetsin. Talimatımız buydu. O talimat yerine getirildi. Bunun için katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum. Özellikle de Ukrayna Devletine, Cumhurbaşkanı Sayın Yanukoviç’e, Dışişleri Bakanı değerli dostum ki, New York’ta sırf bu mesele için baş başa geldik görüştük, Sayın Konstantin Grişçenko’ya, Sayın Kırım Özerk yönetimi başkanı Burlakov’a, bize eşlik eden Sayın Georgiy Bey’e (Georgiy Psaryov-Kırım Başbakan Yardımcısı, Sayfiye ve Turizm Bakanı) huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Bu aynı zamanda Karadeniz’in iki yakasının buluşmasıdır, ebediyen dost kalacak olan Türkiye ile Ukrayna’nın buluşmasıdır. Kırım ile Anadolu sahillerinin buluşmasıdır. İnşallah Cengiz Dağcı hayatı boyu hizmet ettiği gibi aslında vefatıyla da tarihe bir çizgi çekti. İnsanlar vardır ait oldukları milletin bütün serüvenini, bütün kahramanlığını, özelliğini yansıtırlar. Cengiz Dağcı romanlarında bunu yansıttı. Şimdi de vefatıyla aslında bir kez daha kahraman Kırım Tatar milletinin o güzel hasretlerini bir kez daha hatırlattı. Kendisini rahmetle anıyoruz. Ebediyen emanetine sahip çıkacağız. Emaneti olan ana topraklarına, emaneti olan güzel Türkçemize sahip çıkacağız, emaneti olan özgürlüğümüzü her zaman her yerde muhafaza edeceğiz. Bunun için bu gök bayrakla birlikte Cengiz Dağcı’yı da hep bir sembol olarak zihnimizde, gönlümüzde yaşatacağız.

Ruhun şad olsun büyük insan. Allah mekânını cennet eylesin.

QHA
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.