SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

KTMM’nin yabancı diplomatlarla yaptığı görüşmede Mustafa A. Kırımoğlu’nun konuşması

Haber Giriş Tarihi: 05.10.2011 18:35
Haber Güncellenme Tarihi: 05.10.2011 18:35
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
KTMM’nin yabancı diplomatlarla yaptığı görüşmede Mustafa A. Kırımoğlu’nun konuşması
“Ukrayna’da kayıtlı diplomatik misyon ve uluslararası teşkilatlarının saygılı başkanları! Bayanlar, baylar!
Biz sizi bu görüşmeye, sürgün, soykırım suçu ve yaklaşık yarım yüzyıl devam eden sürgünden sonra kendi anavatanı Kırım’a geri dönüş sürecine başlayan Kırım Tatarlarına haklarının iadesi konusunda gelinen durum hakkında bilgi vermek için davet ettik. Bizim davetimizi kabul ederek bu görüşmeye katıldığınızdan dolayı size çok minnettarız.
Kırım Tatarları, Sovyet rejimine karşı kendi milli ve sivil hakları için, anavatanına geri dönme hakkı için mücadele verdikleri yıllarda birçok defa destek için dünya kamuoyuna başvurmuşlardı.
Batı demokrasinin, Kırım Tatarları da dâhil, SSCB’de kendi sivil hakları için mücadele eden insanlara verdiği manevi destek, bu (batı) ülkelerin SSCB’ye yayın yapan radyo istasyonları, Sovyet iktidarının insan hakları savunucularına uyguladığı baskıya karşı sivil toplum aktivistleri ve siyasetçilerin yatığı protesto eylemleri, bu ülkelerde baskıya uğrayanların savunulması amacıyla komitelerin kurulması, hakları zedelenen halklara adaletin yerine getirileceği umudunu vermiş, eski SSCB’deki insan haklarını savunma hareketinde şiddete başvurmama prensibinin oluşmasına katkı sağlamıştı. Bugün biz yine demokratik ülkelerin ve uluslararası teşkilatların yardımına ihtiyaç duyuyoruz.
Totaliter Sovyet rejiminin yıkıldığı ve Sovyet imparatorluğunun bulunduğu coğrafyada bağımsız devletlerin kurulduğu andan bu yana 20 yıl geçti. Yeni kurulmuş bu ülkelerin bazıları demokrasi ve ekonomik gelişim yolunda hızla gelişti. Diğerleri bu yoldan pek fazla ilerleyemediler, bazılarında ise maalesef Sovyet rejiminden daha iyi olmayan rejimler kuruldu.
Ukrayna, her türlü farklı düşüncelerin baskıya uğradığı eski SSCB ülkeleri arasında tabii ki yer almıyor. Çünkü öyle olsaydı ben karşınızda durup Kırım Tatar halkının sorunlarını anlatma imkanına sahip olamazdım. Ancak bizim ülkemizde de kökleri Sovyet geçmişine uzanan ve halen çözülmeyen çok sayıda sorun var. Bu sorunlara kayıtsız kalınması, Ukrayna’nın demokratik bir devlet olarak gelişimini engellemenin yanı sıra toplum içinde barış ve uyum için tehdit oluşturuyor. Biz, Kırım’ın yerli halkı olan Kırım Tatarlarına haklarının iadesi sorununun bu sorunlardan biri olduğundan eminiz. SSCB’nin dağılmasından kısa bir süre sonra büyük ölçüde Ukrayna’nın girişimiyle 9 Ekim 1992 tarihinde Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkeleri “Milliyetten Dolayı Sürgün Edilmiş Ulusal Azınlıklar ve Halklara Haklarının İadesi İle İlgili Sorunlar Konulu Anlaşma”yı (Bişkek Anlaşması) imzalamıştı. Fakat bu anlaşmayı imzalayan bazı ülkeler, anlaşmanın imzalandığı andan itibaren anlaşmaya hiç uymamışlardır. Ukrayna, bu anlaşmanın bazı maddelerin Ukrayna kanunlarına ve 28 Haziran 1996 tarihinde kabul edilen anayasaya uygun olmadığını öne sürerek söz konusu anlaşmaya kısmen uyardı. Oysa imzalanmış bir uluslararası anlaşmanın bir ülkenin iç mevzuatıyla çelişkiye düşmesi halinde önceliğin imzalanmış ve kabul edilmiş uluslararası anlaşmalara verildiği malum.
    Biz, Ukrayna’nın bağımsız olduğu hemen hemen ilk günlerden başlayıp Kırım Tatar halkına haklarının iade edilmesini öngören kabul edilmesi için mücadele veriyoruz. Aynı zamanda biz, SSCB döneminde günümüz Ukrayna’sından sürgün edilmiş bir takım ulusal azınlık temsilcilerine haklarının iade edilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Maalesef söz konusu yasanın kabul edilmesi için sarf ettiğimiz çabalar, bu yasayı destekleme talebiyle Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Milli Azınlıklar Yüksek Komiseri’ne defalarca yaptığımız başvurular başarısızlıkla sonuçlandı. Hatta Haziran 2004’te büyük zorluklarla kabul edilen sürgün yasası Ukrayna Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiş ve yürürlüğe girmemişti. Örneğin Rusya Federasyonu’nda sürgün yasası (Baskıya Uğrayan Halkların Affdilmesi) yasası ta 26 Nisan 1991 tarihinde kabul edilmişti.
Çelişkili tablo ortaya çıkıyor. Ukrayna, bir yandan sürgün edilen vatandaşların haklarını kabul eden, onların yerleşmesinde belli bir katkı sağlayan eski SSCB ülkeler arasında tek devlet olup diğer yandan Kırım Tatar halkının tarihte çiğnenmiş olan haklarının iadesine katkı sağlayan hukuki temeli kurmaktan kaçınıyor. Dolayısıyla Ukrayna, sürgünden dönenlere, konut ve taşınmaz mal dahil olmak üzere sürgün sonucunda yasa dışı olarak el konulan malını iade etmiyor ve tazminat ödemiyor. Fakat Ukrayna, her yıl bütçeden ödenek ayırma yoluyla sürgünden dönenlerin sosyal sorunlarını çözme taahhüdünü üstlenmektedir. Ama verilen para o kadar az ki, sürgünden dönenlerin ancak temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yetiyor. Örneğin bu yıl Ukrayna Devlet Bütçesinden sadece 23 milyon grivna, yani yaklaşık 3 milyon grivna öngörülüyor. Bu para ile bir okulun bile inşa edilmesi imkânsız. Üstelik yılın sonu yaklaşmasına rağmen bu 23 milyon grivnadan bir kuruş bile gelmedi. 2012 Ukrayna Devlet Bütçe taslağı sürgünden dönen vatandaşların bütün sorunlarının çözümüne sadece 25 milyon grivna ayrılmasını öngörüyor. Bu para ile Kırım Tatarlarının yoğun yaşadığı ve su, yol, okul, sağlık kurumlarının olmadığı 300 yerleşim bölgesinin sorunlarının çözülmesi planlanıyor.
    Bu yılın başında Ukrayna Cumhurbaşkanının imzaladığı kararla ağırlıklı olarak sürgünden dönenlerin sorunlarıyla ilgilenen Etnik ve Göç Devlet Komitesi lağvedildi. Böylelikle 2011 yılında devletin sürgünden dönen vatandaşların anavatanında yerleşmesi sürecine katılımı hemen hemen durma noktasına gelmiş durumunda.
    Kırım Tatarlarının, hem ziraat toprağına, hem özel konut inşaatı için toprağına sahip olma hakkı ciddi şekilde ihlal edilmiş durumunda. Ziraat topraklarına sahip olma hakkı konusunda adaletsizliğin temeli ta toprak reformunun başında atılmıştı. Bu adaletsizlik, Toprak Kanunu kabul edilirken kuvvetlendirilmişti. Bu kanunun 25. maddesi devlet, belediye, tarım şirketlerinin topraklarının ücretsiz özelleştirme hakkını bu şirketlerin çalışanlarına veya eskiden bu şirketlerde çalışan emeklilere veriyor. Dolayısıyla sürgünden dönenlerin büyük kısmı toprak özelleştirilmesine katılma hakkından yoksun kaldı. Sürgünden dönen vatandaşlar, özel ev inşaatı için toprak alma konusunda çok büyük sorunlarla karşılaşıyorlar. Kırım Tatarlarının dönmeye başladığı ilk yıllarda iktidar, çeşitli bahaneler öne sürerek onlar özel ev inşaatı için toprak verilmesi talebiyle yaptıkları başvuruları reddetmiş ve aynı zamanda boşta olan toprakları başka halklar temsilcilerine bahçe ve yazlıklar için toprak dağıtmaya başlamıştı. Sadece 1990-91 yıllarında 150 bin arsa dağıtılmıştı. Bu eylem Kırım Tatarlarına boş toprakların olmadığını gösterip sürgünden dönme sürecinin durdurulması amacıyla yapılmıştı. Kırım Tatarları, bu şartlarda boşta olan toprakları zapt etmek zorunda kalmıştı, bu ise Kırım Tatarları ile emniyet güçleri ve birileri tarafından kışkırtılan başka halk mensupları arasında çok sayıda çatışmalarını, etnik gerginliğin meydana gelmesine yol açmıştı. Toprak konusunda kavgalar günümüzde de devam ediyor.
Şu anda Kırım’da yaklaşık 280 bin Kırım Tatarı yaşıyor, bu Kırım’ın toplam nüfusunun yaklaşık yüzde 13’nü oluşturuyor. Yapılan değişik değerlendirmelere göre Kırım’ın dışında, eski SSCB coğrafyasında yaklaşık 120-150 Kırım Tatarı mecburen yaşamaya devam ediyor. Bu insanların kendi imkanlarıyla Kırım’a dönememesinin, soydaşları ve yakınlarıyla birleşememelerinin öncelikli sebebi Bişkek Anlaşması kapsamında onların vatanlarına gönüllü dönmesine her taraftan katkı sağlamaya mecbur olan BDT ülkelerinin Bişkek Anlaşmasını yerine getirmemesidir.
Yine çelişki. Bir yandan mantıklı ülkede olumsuz demografik dengenin oluşmasından ciddi ölçüde  rahatsız olan, maddi yardım dahil değişik yollarla doğumu teşvik eden bir devlet diğer taraftan Kırım Tatarlarının anavatanına dönmesine yardım etmiyor ve hatta onların geri dönmesinde yapay engeller oluşturuyor. Üstelik kimi zamanda bazı üst düzey memurlar ve siyasetçiler Kırım Tatarlarının anavatanına dönüş sürecinin durdurulması gerektiği yönünde açıklamalar yapıyorlar.   Üst düzey memurlar ile siyasetçilerden bazıları ise daha ileriye giderek Sovyet rejiminin Kırım Tatar halkına karşı işlediği suçu açık olarak haklı çıkarıyorlar. Ve bütün bunlar, Kırım Tatarları ve onların temsil organlarının Ukrayna’nın bağımsız devlet olduğu bütün dönem boyunca Kırım’da, yarımadanın Kırım dışından desteklenen siyasi bölücülük bataklığına sürüklenmesini engelleyen yekpare devlet yanlısı güç olduğu halde yapılıyor.
Bunun için çoğu Kırım Tatarlarında devletin onlara 2. sınıf insan olarak baktığı yönündeki görüş artıyor.
Devlet idare organlarında işe alımı sırasında Kırım Tatarlarına karşı yapılan ayrımcılık azalmadı, tam tersine son yıllarda daha da büyüdü.
Ukrayna’da mevcut olan seçim sistemi, bazı Avrupa devletlerinden farklı olarak etnik gruplara temsili devlet organlarında temsil garantilerini sağlamamakta. Sayısı az ve Kırım’ın değişik bölgelerine saçılan Kırım Tatarları, seçimlere katılma hakkı olan bir siyasi partiyi kuramadıkları için nispi temsil seçim sistemi şartlarında, programını ve ideolojisini paylaşmazsa bile mutlaka bir Ukrayna geneli siyasi partiye katılmak zorunda kalıyor.  Kırım Tatarları, böyle bir partiyi kurabilseydi, hayatta hiç gerçekleşemeyecek bir şey, tüm Kırım Tatarları bu partiyi desteklemiş olsaydı bile yasada öngörülen yüzde 3 barajını aşma şansına sahip olmazlardı. Majoriter seçim sisteminde durum daha kötü. Kırım Tatarlarının Kırım’da dağınık şekilde yaşıyorlar. Bunun için adaylarının, bırakın Ukrayna Parlamentosuna, Kırım Parlamentosuna bile girmesine olanak verecek sayıda Kırım Tatarlarının yaşadığı hiçbir seçim bölgesi yok. Sonuç olarak Kırım Tatarları, karışık seçim sistemi koşullarında Kırım Parlamentosuna sadece 4-5 adayını getirme imkanına sahip. Kırım Parlamentosunda toplam 100 koltuk var. Demek ki Kırım Tatarlarının Kırım Parlamentosuna seçebileceği aday sayısı, Kırım’daki Kırım Tatar nüfus oranının üçte biri seviyesinde. Bu sonuç, geçen yıl Ekim ayında yapılan yerel seçimlerde alındı. Majoriter sistemine göre ise Kırım Tatarları, 1998 yılında olduğu gibi, hiçbir adayını seçemiyorlar.
Kırım Tatarlarının Kırım’ın yürütme idaresi organlarında da temsil oranı düşük. Kırım Tatarları, Kırım’ın toplam nüfusunun yüzde 13’nü oluştururken onların yürütme organlarındaki temsili yüzde 4-5’ten daha düşük. Kırım Tatarları, SBU (Ukrayna Milli Güvenlik Servisi), gümrük, yargı sistemi gibi yürütme organlarında hiç yok. Bu dengesizliğin düzeltilmesi için hiçbir önlem alınmıyor. Tam tersine son 2 yılda Kırım Tatarlarının temsili daha da düştü. Eskiden idare alanında çalışan Kırım Tatarlarını görevden aldılar, yerlerine başka insanlar atandı. Onların yerine atananların Ukrayna’nın hangi bölgesinden atandığını kendiniz anlayabilirsiniz diye düşünüyorum.
Büyük ayrımcılığın sebebi bir tek küçük halkların menfaatlerini korumayan kusurlu seçim sistemi değil, bunun başka sebebi, Kırım’da var olan şovenizm ve yabancı düşmanlığıdır.
Yani bazı memurların, ta Sovyet rejiminin insanların bilincine yerleştirdiği, Kırım Tatarlarına karşı önyargıya sahip olduğu çıplak gözle görünüyor.
Kırım Tatarlarını en çok milli kimliğini koruma, Sovyet rejiminin komple olarak dağıttığı kültürel mirası saklama ve geliştirme sorunu endişelendiriyor. Biz, Kırım Tatarları olarak kendi vatanına dönünce her şeyi sıfırdan yeniden kurmak zorundayız. Kırım Tatarları sürgünde iken kendi çocuklarına ana dilini öğretme imkânından yoksun kalmıştı.
Kırım Tatarları, Ukrayna’nın bağımsız olduğu 20 yıl içinde yerel organların engellerini aşarak çocukların ana dili bilgilerini alabileceği sadece 15 okul açabildi. Ancak bu okullarda okul çağında olan toplam Kırım Tatar çocuğundan ancak yüzde 10’nu okuyor. Diğer Kırım Tatar çocukları, Rus dilinde eğitim veren okullarda okumak zorundalar. Bu çocukların ebeveynlerinin zamanında ana dilinde eğitim görme imkandan yoksun kalması, onların kendi aileleri içinde ana dilini imkanından yoksun bırakıyor. Bunun sonucunda bir neslin milli kimliğinin en esas hususlarından biri olan ana dilini tamamen kaybetme süreci gerçekleştirilmektedir.
Biz, okulların ve kültür kurumlarının inşaatı konusunda uluslararası teşkilatlar ve bazı ülkelerin hükümetlerinden yardım almaya teşebbüs ediyoruz, ancak Ukrayna’nın ilgili bakanlıkları ve kurumları, bizim anlayamadığımız sebeplerden dolayı bu tür yardımları almamız konusunda çeşitli bürokratik engeller oluşturuyorlar. Bu durum, Kırım Tatar halkının sömürülmesine yönelik çalışmaların, yani uluslararası hukukta suç olarak kabul edilen bir eylemin yapıldığı şeklinde düşünceler uyandırıyor.
Kırım Tatarları ile Ukrayna’nın üst düzey yönetimi arasında devamlı diyalogun yapılması imkanının olmaması bizi son derece endişelendiriyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı, 1999 yılında Ukrayna Cumhurbaşkanlığına bağlı bir danışma organı olarak Kırım Tatar Temsilciler Kurulu’nun kurulmasını öngören karar imzalamıştı. Söz konusu kurulun ancak Kırım Tatarlarının seçtiği Kırım Tatar Milli Meclisi üyelerinden oluşması gerektiğini öngören bu karar, Kırım Tatarlarının kendilerinin seçtiği temsil organının devlet tarafından resmen kabul edilmesi şeklinde idi. Bu durumda Ukrayna Cumhurbaşkanı Kırım Tatar temsilcileriyle devamlı olarak bir araya gelerek onlarla birlikte var olan sorunları görüşme ve değişik devlet kurumlarına bu sorunların çözülmesine yönelik talimat verme imkânına sahipti. 2010 yılında yapılan Ukrayna Cumhurbaşkanı seçimlerinden sonra bu konuda da durum değişti. Ukrayna Cumhurbaşkanının kararıyla Kırım Tatar Temsilciler Kurulunun formatı değiştirildi ve bu kurula hiç kimsenin seçmediği, dolayısıyla hiç kimseyi temsil etme hakkına sahip olmayan insanlar alındı. Formatı değiştirilen Ukrayna Cumhurbaşkanı Kırım Tatar Temsilciler Kurulunda azınlıkta kalan Kırım Tatar Milli Meclisi üyeleri, bu kurulda yer almayı reddettiler. Böylelikle tarihte var olan halkın temsilcileri ile Ukrayna’nın üst düzey yönetimi arasındaki diyalog kesilmiş oldu.
Aynı zamanda Kırım Tatarlarını bölme, onların temsil organının itibarının küçük düşürülmesine ve iktidarın “halkın temsilcileri” olarak atadığı şahıslara destek sağlanmasına yönelik önlemler alınıyor.
Geçtiğimiz yıl Aralık ayında, daha sonra lağvedilen Ukrayna Etnik ve Din İlişkiler Devlet Komitesi, Kırım Müftülüğüne paralel bir müftülük kurmuştu. Bu müftülük, iktidarın katkılarıyla kurulan ve Kırım Müftülüğünden bağımsız olan bir kaç Müslüman teşkilatının esasında kurulmuştu. Yani, şu anda Sovyet iktidarı döneminde tanık olduğumuz önlemler gerçekleştirilmektedir.
Kırım Tatar Milli Kurultayı, yaptığı en son toplantıda Kırım’ın ve yarımadanın yerli halkın sorunları konusunda, bu sorunların çözümünde Ukrayna’ya uluslararası yardımın sağlanması amacıyla uluslararası forum yapma kararı almıştı. KTMM heyetleri, bu karar alındıktan sonra Kanada, ABD ve Avrupa ülkelerinde birçok devlet adamı ve siyasetçilerle, bir kaç uluslararası teşkilat başkanlarıyla bir takım görüşmeler yapmıştı. Tüm bu görüşmelerde, uluslararası forum organize etme inisiyatifimizin anlayışla ve destek verme talebiyle karşılandığını memnuniyetle belirtmek istiyorum. Aslında forumda iştiraki önemli ve gerekli olan Ukrayna yönetiminden bu girişimimiz ile ilgili kesin yanıt almadık. Ülkemizde kayıtlı diplomat ve uluslararası teşkilat temsilcilerinin söz konusu forumun hazırlığı konusunda yardımcı olacağını ümit ediyoruz.
Çeviri: Osman Bayramaliyev

QHA
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.