SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Türkiye Başbakanı BBC World'e konuştu

Başbakan Yıldırım, BBC World'de katıldığı programda Türkiye'nin dış politikası, Suriyelilere vatandaşlık verilmesi, vize muafiyeti anlaşması, başkanlık sistemi tartışmaları ve terörle mücadele operasyonlarıyla ilgili soruları cevapladı.

Haber Giriş Tarihi: 14.07.2016 12:29
Haber Güncellenme Tarihi: 14.07.2016 12:23
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Türkiye Başbakanı BBC World'e konuştu

Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, BBC World'de yayınlanan "Hardtalk" programında Türkiye'nin dış politikası, Suriyelilere vatandaşlık verilmesi, vize muafiyeti anlaşması, başkanlık sistemi tartışmaları ve terörle mücadele operasyonlarıyla ilgili soruları cevapladı.

Başbakan Yıldırım, Küresel ölçekte terörle mücadele konusunda Türkiye'nin politikalarında değişiklik olup olmadığının sorulması üzerine Türkiye'nin 40 yıldan fazla bir süredir terörle mücadele eden bir ülke olduğunu ifade etti. Yıldırım, "Biz diyoruz ki terörün dini yok, mezhebi yok, hiçbir kutsalı yok. Dolayısıyla terör grupları arasında sınıflandırma yapmak çok yanlıştır. Bu küresel bir tehdittir. Bütün insanlığın güvenliği, geleceği için beraberce, bütün ülkelerin hareket etmesi lazım” diye belirtti.

Başbakan Yıldırım, Türkiye'nin Suriye'de, halkın bağımsızlık mücadelesi vermek için oluşturduğu gruplara destek verdiğini vurgulayarak "Onun dışındaki gruplara, ne DAEŞ'e ne PYD'ye ne de Esed'in güçlerine Türkiye asla destek vermez" dedi.

Türkiye Başbakanı, "DAEŞ'in dini falan yok. Bunlar İslam'ı falan temsil etmiyor. Bunlar kurulmuş bir devlet de değil. DAEŞ ne zaman nasıl ortaya çıktı ona bakmak lazım. El Kaide'den sonra, Irak'ın işgalinden sonra orada oluşan istikrarsızlık, otorite boşluğundan dolayı DAEŞ diye cani bir örgüt meydana geldi” ifadelerini kullanarak Türkiye'nin herhangi bir terör örgütüne kesinlikle sempati göstermediğini kaydetti.

"Geçmişte de göstermedik, gelecek de asla göstermeyiz" diye belirten Başbakan Yıldırım, terörün ne kadar can yakıcı bir şey olduğunu 50 yıldır teröre karşı mücadele veren Türkiye'den daha iyi bilen bir ülke olmadığını vurguladı.

“Esed orada olduğu müddetçe sorun çözülmeyecek”

Suriye'deki duruma ilişkin olarak da "Bir şeyleri değiştirmenin zamanın çoktan gelip geçtiğini" kaydeden Başbakan Yıldırım, Suriye'deki savaşta 500 bin insanın hayatını kaybettiğini, 9 milyon kişinin de yerinden edildiğini ifade ederek, "Suriye'de muhakkak bir şeyler değişmeli ama her şeyden önce Esed değişmeli. Esed değişmeden Türkiye'de bir şey değişmez. Bu işlerin bu hale gelmesinin ana sebebi Esed'dir” dedi.

Başbakan Yıldırım’a Türkiye'nin Suriye politikasında değişiklik olup olmadığının sorulması üzerine şunları kaydetti: "Bir yanda Esed var bir yanda DAEŞ var. Yani, 'Esed'i mi tercih edelim, DAEŞ'i mi tercih edelim?' diye soruyorsanız ikisini de tercih edemeyiz. İkisinin de gitmesi lazım. Suriyelilerin başının belası. Diyelim ki DAEŞ'i def ettik. DAEŞ gitti. Sorun yine çözülmeyecek. Esed orada olduğu müddetçe sorun çözülmeyecek. Başka bir terör grubu ön plana çıkacak. Dolayısıyla DAEŞ'i yaratan Esed rejiminin tutumudur. Suriye'de ortaya koyduğu yönetim şeklidir ve kendi vatandaşlarını bile bile ölüme göndermesidir."

Türkiye üzerine düşeni yaptı

Türkiye Başbakanı, düzensiz göçün önlenmesi konusunda Avrupa Birliği (AB) ile varılan mutabakata ilişkin bir soruya ise Türkiye'nin üzerine düşeni yaptığını, kaçak göçmen sayısının günlük 7 binden 40'a düştüğünü, mutabakatta yer alan 72 şartı da yerine getirdiğini kaydetti.

Yıldırım, "AB buna karşılık ne yapacaktı? Vize muafiyeti verecekti. Ayrıca Türkiye 3 milyon göçmeni misafir ettiği için ciddi bir yük var üzerinde, bu yükü paylaşacaklardı. 3 milyar avro gibi bir para vereceklerdi. 5 yılda 6 milyar avroya çıkaracaklardı" ifadelerini kullandı. Türkiye'nin gelişmelerden memnun olmaması durumunda sığınmacıların Avrupa'ya gidişine izin verip vermeyeceğinin sorulması üzerine "Böyle bir tehdit peşinde değiliz." cevabını veren Yıldırım, “Biz hiçbir zaman dostlarımızı tehdit ederek iş yapmadık. Biz dostlarımıza 'şöyle yaparsak iyi olur, böyle yapmazsak şu zararı olur diye yol gösteririz." şeklinde konuştu.

Türkiye'nin AB'den beklentisinin "samimi davranarak Türkiye'nin fedakârlıklarına karşı üzerine düşeni yapması gerektiği" olduğunu ifade eden Yıldırım, "Bize bir lütufta bulunmuyor AB. Biz hakkımız olanı istiyoruz. Biz üzerimize düşeni yaptık, diyoruz ki: 'Siz de üzerinize düşeni yapın'." diye belirtti.

“Keşke Cameron bu kampanyada Türkiye'yi kullanmasaydı”

İngiltere'nin AB'den çıkıp çıkmamasıyla ilgili referandum kampanyaları sırasında dönemin Başbakanı David Cameron'ın Türkiye'nin AB üyeliği aleyhine yaptığı konuşmayla ilgili bir soru üzerine "Keşke Cameron bu kampanyada Türkiye'yi kullanmasaydı, tarafsız olsaydı, belki sonuç daha farklı olurdu" diyen Yıldırım, eski Londra Belediye Başkanı Boris Johnson'ın ifadelerini de "talihsizlik" olarak yorumladı. "Dedesi de Türk" diyen Yıldırım, Johnson'dan dedesinin hatırasına "Türkler, Avrupa için bir tehdit değil, Avrupa'nın yükünü alacak büyük bir millet" demiş olmasını beklediklerini söyledi.

Johnson'un kendilerini hayal kırıklığına uğratıp uğratmadığı sorusuna Yıldırım, "Tabii" cevabını verdi. Sunucunun Johnson'a bir mesajı olup olmadığını sorması üzerine ise Yıldırım, "Ona ne diyeyim. Allah ıslah etsin. İnşallah bundan sonra böyle bir yanlış içerisinde olmaz. Türklerin gönlünü kazanmanın gayreti içerisinde olur ama artık kampanya bitti. Referandum oldu. Şu anda bu işin üzerinde durmaya lüzum yok. Geldi geçti." dedi.

“Şartlar oluştuğunda vatandaşlık da vereceğiz”

Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verilmesi tartışmalarıyla ilgili de konuşan Başbakan Yıldırım, şunları kaydetti: "Şimdi 3 milyon mülteci var, önce bunlara barınma sağladık, geçici çalışma izni verdik. Sağlık hizmeti, eğitim hizmeti veriyoruz. Bir adım sonra da, şartlar oluştuğunda vatandaşlık da vereceğiz ama bu, bugünden yarına olmaz. Ve tabii bunun belirli standartları var. O standartlar karşılandığında. Tabii ki eğer teröre bulaşmışsa, kanunsuz işleri varsa, bunlara asla vatandaşlık söz konusu değil.

Bugüne kadar biz, bu göçmenler için 11,5 milyar dolar harcama yaptık, kendi bütçemizden. Birleşmiş Milletler (yardımları), bütün uluslararası yardımlar, (bunun) yüzde 5'i bile değil. Şu anda vatandaşımız değiller ama vatandaşımız gibi muamele görüyorlar. Her türlü haktan yararlanıyorlar. Seyahat, sağlık, eğitim, çalışma. Sadece nüfus kağıtları yok ama ilerde şartlara bağlı, dediğim gibi yanlış işleri yoksa, teröre bulaşmamışlarsa, bu ülkede kalmak istiyorlarsa, faydalı olacaklarsa tabii ki bunlara vatandaşlık düşünürüz."

“Başkanlık sistemi olunca koalisyonlar olmayacak”

Başkanlık tartışmalarıyla ilgili bir soru üzerine "Bizim pozisyonumuz önemli değil. İnsanlar gelip geçici, önemli olan toplum için, millet için önemli bir iş yapmak." diyen Yıldırım, yönetimde istikrarın, temsilde adaletin "Türkiye'nin hayrına" olduğunu söyledi.

"Başkanlık sistemi olunca koalisyonlar olmayacak. Sürekli güçlü bir yönetim olacak ve Türkiye, zaman kaybetmeden refah için, kalkınma için daha fazla çalışacak. Yine meclisimiz olacak ama meclis daha güçlü olacak. Milletvekilleri mecliste icabında bütçeyi onaylayacaklar, başkanı denetleyecekler. Yani başbakanın olması şart değil." diyen Yıldırım, meseleyi kişilere indirgemenin yanlış olduğunun altını çizdi.

Türkiye Başbakanı "Tayyip Erdoğan da gelip geçici, Binali Yıldırım da gelip geçici" diye belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Gelecek nesilleri düşünerek reform yapmamız lazım. Gelecek nesiller ne istiyor: 'Zayıf yönetimler olmasın, güçlü iktidarlar olsun ki Türkiye hem içeride hem dışarıda terörle mücadelesini daha etkin yapabilsin, ekonomik kalkınmasını daha hızlı gerçekleştirebilsin, halkının refahını daha kolay elde etsin.' Bunun için çalışıyoruz, yoksa benim olup olmamamın önemi yok. İnsanlar gelip geçici. Ülkenin geleceği baki. Koalisyonlar, ülkeye zaman kaybettiriyor. Bizim 90'lı yıllarımız, 70'li yıllarımız koalisyonlarla geçti ve Türkiye, edinimlerini koruyamadığı gibi geriye de gitti."

Başbakan Yıldırım, başkanlığın otoriter bir sistemi ortaya çıkaracağı endişeleriyle ilgili bir soru üzerine "Olur mu öyle şey. Amerika'da diktatörlük mü var? Fransa da diktatörlük mü var? Buralarda başkanlık sistemi var. Pekala başkanlık sisteminde demokrasi de daha ileri gidebilir." cevabını verdi. "Check and balance" sisteminin demokrasinin gereği olduğunu kaydeden Yıldırım, "Bunları değiştirelim diyen kimse yok. Biz istiyoruz ki bu sistemde Türkiye'nin koalisyona gitme ihtimali var. Bu ihtimal olunca bu sefer istikrar bozuluyor ve birçok iş kötüye gidiyor." dedi.

“Bu tamamen terör örgütünün kara propagandasıdır"

Türkiye'deki terörle mücadele operasyonlarıyla ilgili bir soru üzerine "Bir kere terör örgütünün Kürtler diye bir sorunu yok, Kürtlerin terör örgütü diye bir sorunu var" diyen Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

"Biz de bu sorunu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz, olay bundan ibaret. PKK terör örgütü, Kürtleri de düşünmüyor, Türkleri de düşünmüyor. Onlar, önüne kim gelirse öldürüyorlar. Dolayısıyla bizim görevimiz, bu eli kanlı terör örgütünü Kürtlerle aramızdan çıkarmak. Türk-Kürt binlerce yıl biz kardeş yaşadık, bundan sonra da kardeş yaşamaya devam edeceğiz. Benim en yakın kabine arkadaşım Kürt, başka bakanlarımız Kürt. Kürt-Türk ayrı muamele yapılmıyor. Bu tamamen terör örgütünün kara propagandasıdır."

PKK'nın Suriye'deki uzantısı olan PYD terör örgütüyle ilgili bir soruya da yanıtlayan Türkiye Başbakanı Yıldırım, "Bir terör örgütünü başka bir terör örgütünü yok etmek için kullanırsanız sonra o terör örgütü de başınıza bela olur. Şimdi PYD'yi bazı dostlarımız DAEŞ'i yok etmek için kullanıyor. Daha sonra da PYD'Yi yok etmek için başka bir örgütü kullanmak zorunda kalacaklar. Biz diyoruz ki: 'Bir terör örgütünü yok etmek için başka terör örgütü kullanılmaz. Ülkeler bir araya gelsin, beraber çalışsın, bütün terör örgütlerini ortadan kaldıralım’.” İfadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.