SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kırgızistan

QHA - Kırım Haber Ajansı - Kırgızistan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kırgızistan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kırgızistan’da kadın milletvekili oranı rekor kırdı! Haber

Kırgızistan’da kadın milletvekili oranı rekor kırdı!

Kırgızistan Parlamentosu (Jogorku Keneş) Başkanı Marlen Mamataliyev, parlamentodaki kadın milletvekili sayısının 31’e ulaşarak dünya çapında bir rekora imza attığını açıkladı. Mamataliyev, bu gelişmenin Birleşmiş Milletler (BM) Parlamentolar Arası Birliği verilerine göre Kırgızistan’ı kadın temsili açısından dünya liderliğine taşıdığını belirtti. Parlamentoda kadın temsiline yönelik uygulamaların yalnızca sayıyla sınırlı olmadığına dikkat çeken Mamataliyev, komitelerde, uluslararası parlamenter dostluk gruplarında ve başkanlık divanında kadın kotasının etkin şekilde uygulandığını vurguladı. Ayrıca Mamataliyev, son yapılan komite başkanlığı rotasyonunda da ilk kez yüzde 30’luk kadın kotasının korunduğunu ve kadın milletvekillerinin komite başkanlıklarına seçildiğini ifade etti. Bununla birlikte başkan yardımcıları ve uluslararası dostluk gruplarının yönetiminde de kadınların yer aldığı bildirildi. KIRGIZİSTAN İLK SIRADA BM Parlamentolar Arası Birliği tarafından yayımlanan son rapora göre Kırgızistan, parlamentodaki kadın milletvekili oranında dünyada ilk sıraya yükseldi. Geçen yıl kadın temsilindeki en büyük artışın Kırgızistan’da kaydedildiği ve bu oranın yüzde 12,9 arttığı belirtildi. Halihâzırda 90 sandalyeli parlamentoda 31 kadın milletvekili görev yaparken, çok üyeli seçim bölgelerinde üç sandalyeden birinin kadın adaylara ayrılması yasal güvence altına alınmış durumda. Bu uygulamanın kadınların siyasetteki temsilini artırmada önemli rol oynadığı değerlendiriliyor.

Birinci Türkoloji Kurultayı’nın 100. yılı Bakü’de uluslararası konferansla anıldı Haber

Birinci Türkoloji Kurultayı’nın 100. yılı Bakü’de uluslararası konferansla anıldı

Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de, Birinci Türkoloji Kurultayı’nın 100. yılı dolayısıyla düzenlenen uluslararası bilimsel konferansın ilk günü tamamlandı. Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Riyaset Heyeti binasında gerçekleştirilen toplantı, “birinci Türkoloji Kurultayı’nın Kurucuları ve Dersleri: Tarih ve Çağdaşlık” başlığıyla yapıldı. Azerbaycan Devlet Haber Ajansının (AZERTAC) haberine göre, konferans öncesinde katılımcılar Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Riyaset Heyeti fuayesinde Birinci Türkoloji Kurultayı’na ilişkin oluşturulan veri tabanı, sanal sergi ve yıl dönümü kapsamında yayımlanan kitaplarla ilgili bilgi aldı. Program, Kurultay’ın düzenlenmesinde rol oynayan Türk dünyasının seçkin şahsiyetlerinin anısına bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. “TÜRK HALKLARININ BİLİMSEL VE KÜLTÜREL BİRLİĞİNİN TEMELİ” Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Başkanı Akademik İsa Habibbeyli, 1926 yılında Bakü’de gerçekleştirilen Birinci Türkoloji Kurultayı’nın, Türk halklarının bilimsel ve kültürel birliğinin tarihsel temelini oluşturduğunu belirtti. Habibbeyli, Kurultay’ın 20. yüzyılda Türk halklarının, özellikle de Azerbaycan’ın kültürel hayatında en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu vurguladı. Konferansta sunulacak bildirilerin ve yürütülecek tartışmaların Türkoloji biliminin gelişimine ivme kazandıracağını ifade eden Habibbeyli, etkinliğin uluslararası akademik iş birliğini güçlendireceğini söyledi. Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Aliy, Birinci Türkoloji Kurultayı’nı ortak tarihî mirasa sahip Türk halklarının kültürel entegrasyonunda bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. Kurultay’da ortaya konulan birçok fikrin günümüzde başarıyla hayata geçirildiğini belirten Aliy, 100. yıl etkinliklerinin Türk dünyasının entelektüel mirasının yeniden değerlendirilmesi açısından önem taşıdığını kaydetti. TÜRK DÜNYASINDAN YOĞUN KATILIM Konferans kapsamında, Türkoloji biliminin tarihsel gelişimi, alfabe ve terminoloji meseleleri, Kurultay kararlarının Türk halklarının bilimsel ve kültürel hayatına etkileri ile bağımsızlık döneminde Türkoloji’nin karşı karşıya bulunduğu yeni meydan okumalar ele alındı. Dilbilimciler, tarihçiler, etnograflar, edebiyat araştırmacıları ve kültür bilimciler, farklı akademik perspektiflerden değerlendirmeler sundu. Toplantıda, Birinci Türkoloji Kurultayı’nın az araştırılmış yönlerine ilişkin tartışmalar da yürütüldü. Uluslararası konferansa Azerbaycan’ın yanı sıra Türkiye, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti başta olmak üzere çeşitli ülkelerden bilim insanları katıldı. Konferansın ikinci gününde katılımcılar, Bakü’deki Hazar Üniversitesinde düzenlenecek sempozyum programında yer alacak.

Kırgızistan Sağlık Bakanlığına Türkiye mezunu Damirbek Osmonov getirildi Haber

Kırgızistan Sağlık Bakanlığına Türkiye mezunu Damirbek Osmonov getirildi

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Sağlık Bakanlığı görevine, tıp eğitimini Türkiye’de tamamlayan 44 yaşındaki Damirbek Osmonov’u atadı. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Caparov’un imzaladığı kararnameyle Sağlık Bakanı Kanıbek Dosmambetov görevinden alınırken, yerine Osmonov getirildi. Cumhurbaşkanlığı Enformasyon Politikası Bölüm Başkanı Dayırbek Orunbekov, yeni bakanın özgeçmişine ilişkin yaptığı sosyal medya paylaşımında, Osmonov'un Ankara'daki Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olduğunu, uzmanlık eğitimini ise İstanbul’da tamamladığını aktardı. Osmonov, bu göreve atanmadan önce Bişkek'te özel bir kliniğin başhekimi olarak görev yapıyordu. Görevden alınan Kanıbek Dosmambetov, 2 Aralık 2025’te bu göreve getirilmişti. Daha önce Millî Güvenlik Devlet Komitesi Celalabad Bölge Teşkilatı Başkanı olarak görev yapan Dosmambetov'un adı, dün sosyal medyada yayımlanan bir ses kaydıyla gündeme gelmişti. Söz konusu kayıtta, Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı ve Tarım, Su Kaynakları ve Gıda Sanayisi Bakanı Bakıt Torobayev ile yeğeni eski milletvekili Erkin Torobayev arasında geçen diyaloglarda Dosmambetov’un ismi geçmişti. Bu gelişmelerin ardından Cumhurbaşkanı Caparov, hem Torobayev'i hem de Dosmambetov'u görevden alan kararnameleri imzalamıştı.

Kırgızistan ve Kazakistan Dışişleri bakanları Bişkek'te görüştü Haber

Kırgızistan ve Kazakistan Dışişleri bakanları Bişkek'te görüştü

Kazakistan Dışişleri Bakanı Yermek Köşerbayev ile Kırgızistan Dışişleri Bakanı Ceenbek Kulubayev, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te bir araya geldi. Görüşmede; Kazakistan ve Kırgızistan arasındaki stratejik ortaklığın kapsamının genişletilmesi ve bölgesel iş birliği konuları ele alındı. Ayrıca görüşme kapsamında su ve enerji alanlarındaki iş birliğinin de güçlendirilmesine dikkat çekildi. Bakanlar, iki ülkenin Birleşmiş Milletler (BM) bünyesi içerisinde iş birliklerini sürdüreceklerini ve uluslararası ölçekteki girişimlerine destek sağlayacaklarını bildirdi. KAZAKİSTAN VE KIRGIZİSTAN İŞ BİRLİĞİ BİRÇOK ALANDA MEYVE VERECEK Öte yandan, iki ülke arasındaki ekonomik hareketliliği artırmaya yönelik projeler de gündeme geldi. Bu kapsamda Kırgızistan ile Kazakistan sınırında inşa edilmesi planlanan sanayi, ticaret ve lojistik kompleksi; Kazakistan’ın Almatı bölgesinde kurulacak sebze ve meyve depolamaya yönelik toptan dağıtım merkezi ile Issık Göl–Almatı hattında alternatif kara yolu güzergâhının oluşturulması ve sınır kontrol noktalarının modernizasyonu projeleri ele alındı. İki ülkenin de Cumhurbaşkanları'nın siyasi iradesi sayesinde Kazakistan ve Kırgızistan ilişkilerinin boyut atladığını dile getiren Köşerbayev, “Ebedi dostluk ve komşuluk ruhuyla, Kazakistan ve Kırgızistan arasındaki iş birliğini kapsamnlı olarak geliştirmek adına birlikte çalışmak için ne gerekiyorsa yapacağız.” ifadelerini kullandı. İKİLİ İLİŞKİLER, KARDEŞLİK VE KOMŞULUK RUHUYLA İLERLİYOR Son 20 yıl içerisinde Kırgızistan ekonomisine yatırım yapan Kazakistan menşeli şirketlerin Kırgızistan’a 1,4 milyar dolar değerinde katkı sağladığına dikkat çeken Köşerbayev, ayrıca, yatırım alanında yapılan iş birliğinin genişletilmesinin, iki ülkenin de menfaatleri adına uygun olduğunu bildirdi. Hem Köşerbayev hem de Kulubayev, iki ülkenin hayata geçirebileceği iş birliğinin potansiyeline vurgu yaparak enerji, ulaşım, lojistik ve tarım alanlarında meyve verecek projelere hazır olduklarını dile getirdi. İkili ilişkilerin kardeşlik ve komşuluk ilkeleriyle uyumlu olarak ilerlediğini onaylayan Kulubayev ise Kazak Türkü mevkidaşını, bu yıl Kırgızistan'ın ev sahipliğinde tertip edilecek olan 6. Dünya Göçebe Oyunları'na davet ederek Kazakistan'ın bu etkinliğe aktif katılımını memnuniyetle karşılayacağını belirtti.

Kırgız Başbakan Yardımcısı Baysalov'dan modern mankurtluk örneği: "Rus dünyasının parçasıyız" Haber

Kırgız Başbakan Yardımcısı Baysalov'dan modern mankurtluk örneği: "Rus dünyasının parçasıyız"

Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Edil Baysalov (Baisalov), ülkesinin kültürel anlamda “Rus dünyasının” bir parçası olduğunu belirterek, bu mirastan vazgeçmeyeceklerini söyledi. "RUS EDEBİYATIYLA YETİŞTİM VE BUNDAN VAZGEÇMEYİ DÜŞÜNMÜYORUM" Baysalov, 6 Şubat’ta 24.kg haber ajansına verdiği röportajda, Kırgızistan’ın kendisini Rus dünyası ve kültürünün bir parçası olarak gördüğünü ifade etti. Açıklamasında bunun siyasi değil, kültürel bir tanımlama olduğunu vurgulayan Baysalov, Rus edebiyatı ve kültürüyle yetiştiğini dile getirdi. “Biz Rus dünyasının bir parçasıyız; bu siyasi değil, kültürel bir anlam taşır. Ben büyük Rus edebiyatıyla yetiştim ve bundan vazgeçmeyi düşünmüyorum.” diyen Baysalov, Kırgızistan’ın tek dilli bir devlet olmayı da hedeflemediğini söyledi. Ülkedeki bilgi ve medya alanının büyük ölçüde Rusça içeriklerle şekillendiğini belirten Baysalov, bu nedenle Rusçanın yasaklanmayacağını ya da yapay biçimde baskı altına alınmayacağını kaydetti. Başbakan Yardımcısı, Kırgızistan yönetiminin ülkenin kültürel geçmişini ortadan kaldırmaya yönelik bir girişimde bulunduğu yönündeki iddiaları da reddetti. Baysalov, özellikle Sovyetler Birliği dönemine dair nostalji taşıyan yaşlı kuşaklara saygı duyulduğunu ifade etti. PUTİN'DEN TEŞEKKÜR GELMİŞTİ Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 27 Kasım 2025’te Kırgızistan’a Rusçanın resmî dil statüsünü koruduğu için teşekkür etmişti. Putin, iki ülkenin ortak bir geçmişe sahip olduğunu belirterek, bu geçmişten kalan kültür, dil ve insanî bağların önemine dikkat çekmiş, Moskova ile Bişkek arasında birçok alanda iş birliği imkânı bulunduğunu dile getirmişti. "RUS DÜNYASI" KAVRAMININ TEHLİKESİ Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Edil Baysalov’un, ülkesini “Rus dünyasının bir parçası” olarak tanımlayan açıklamaları, Moskova’nın post-Sovyet coğrafyada yürüttüğü kültürel ve ideolojik nüfuz politikalarını yeniden gündeme taşıdı. Moskova, “Rus dünyası” kavramını yalnızca dil ve edebiyat ortaklığı olarak sunarken, bu söylemi fiilen siyasi sadakat, tarihsel meşruiyet ve etki alanı oluşturma aracı olarak kullanıyor. Kremlin, Rusça konuşulan alanları “özel sorumluluk sahası” olarak tanımlayarak, bu bölgelerdeki iç politikalara müdahaleyi meşrulaştırıyor. Bu yaklaşım, Gürcistan, Ukrayna ve Moldova örneklerinde olduğu gibi, kültürel söylemin zamanla askerî ve güvenlik gerekçelerine dönüştürülebildiğini gösteriyor. Rusya, post-Sovyet ülkelerde; Rusçanın resmî veya fiilî üstünlüğünü korumaya, eğitim, medya ve kamu yönetiminde Rusça kullanımını teşvik etmeye ve yerel dillerin kamusal alandaki etkisini sınırlamaya odaklanıyor. Bu sayede, özellikle genç kuşakların Rus bilgi alanına entegre olması sağlanıyor. Söz konusu bu durum, ülkelerin kültürel egemenliğini ve millî kimlik inşasını zayıflatıyor. Kremlin, post-Sovyet coğrafyada ayrıca, Rus devlet medyası, Rusça yayın yapan yerel kanallar ve sosyal medya ile dijital platformlar üzerinden tek yönlü bir tarih ve siyaset anlatısı yayıyor. Bu yayınlarda Sovyet geçmişi nostaljik, Rusya ise koruyucu ve birleştirici güç olarak sunuluyor. Bu strateji, beraberinde yerel kamuoylarını Moskova merkezli düşünmeye alıştırıyor. Rusya, Sovyetler Birliği’ni sömürgeci bir yapı olarak değil, “ortak kader” ve “birlikte kazanılmış zaferler” anlatısıyla yeniden inşa ederken; özellikle II. Dünya Savaşı ve “Büyük Vatanseverlik Savaşı” söylemi üzerinden ortak hafıza yaratarak, bağımsızlık sonrası kimlik arayışlarını ikincil hâle getiriyor. Moskova, post-Sovyet ülkelerde; Rusya’da eğitim görmüş siyasetçiler, Rus kültürel çevreleriyle bağlarını koruyan bürokratlar ile ekonomik ve medya ilişkileri olan elitler üzerinden söylemini yeniden üretiyor. Bu aktörlerin açıklamaları ise, Kremlin’in bölgedeki nüfuzunu “yerel irade” gibi gösterme işlevi görüyor. UKRAYNA GERÇEĞİ BİR UYARI OLARAK ÖNE ÇIKIYOR Kırım’ın 2014 yılında uluslararası hukuka ayrıkırı bir şekilde ilhak ve işgal edilmesi ile Ukrayna’ya yönelik Şubat 2022'den bu yana devam eden topyekûn işgal girişimi ve saldırılar, “Rus dünyası” söyleminin askerî saldırıdan önce gelen ideolojik zemin olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle söz konusu kavram, artık birçok post-Sovyet toplumunda kültürel yakınlık değil, güvenlik tehdidi olarak algılanıyor.

Prof. Dr. Meşkure Yılmaz: Türkler farklı coğrafyalarda aynı acılara maruz kalmışlardır Haber

Prof. Dr. Meşkure Yılmaz: Türkler farklı coğrafyalarda aynı acılara maruz kalmışlardır

Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliği Ankara Temsilcisi ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (HBVÜ) Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meşkure Yılmaz, Türk dünyasının bugününe ilişkin olarak Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı değerlendirmede önemli tespitlerde bulundu. “COĞRAFYALAR FARKLI, ACILAR AYNI; ZULMEDENLER FARKLI, ZULME UĞRAYANLAR AYNI” Hem Türk dünyası alanında çalışan bir akademisyen hem de bir Türk vatandaşı olarak Türk dünyası kavramının ne ifade ettiği sorusu üzerine; “Siz hiç İngiliz dünyası, Fransız dünyası, İtalyan dünyası diye bir kavram duydunuz mu?” diye sözlerine başlayan Prof. Dr. Yılmaz, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlık kazanması ile biraz da hamasetle "Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar Türk dünyası"ndan söz edilmeye başladığını kaydetti. Türklerin dünyada birçok coğrafyada devlet kurduğuna değinen uzman, dünyanın en eski iki milletinden biri olmak gibi özel durum nedeniyle bir Türk dünyası gerçeğinin olduğunu vurguladı. “Türk dünyası tek bir coğrafya ya da tek bir devlet değildir, hareket halinde şekillenmiş bir tarih alanıdır. Türkler yerleşik medeniyetlerden farklı olarak tarih boyunca göç, fetih, ticaret ve kültürel etkileşimle geniş bir coğrafyaya yayılmıştır” diyen Meşkure Yılmaz, “Bu nedenle Türk dünyası ortak bir köken anlatısına, destanlar, mitler, Oğuz geleneği gibi benzer dil yapılarına, lehçeler arası karşılıklı anlaşılabilirlik gibi bir durum söz konusu; ortak kültürel kodlara, misafirperverlik, toy, töre, ata kültü gibi değerlere sahiptir” dedi. Türklerin farklı coğrafyalarda aynı acıları yaşadıklarını belirten Yılmaz, “Coğrafyalar farklı, acılar aynı, zulmedenler farklı, zulme uğrayanlar aynı” ifadelerini kullandı. “TÜRK DÜNYASI AYNI AĞACIN FARKLI DALLARIDIR” Türk dünyasının birçok ortak yönü olduğunu ve bu açıdan bakıldığında Türk dünyasının aynı ağacın farklı dalları olduğunu ekleyerek sözlerine devam eden Yılmaz “Bu dallar yüzyıllar boyunca farklı rüzgârlara maruz kalmıştır.” dedi. “Türk dünyası bizim için geçmişi birebir tekrarlayan bir alan değil, ortak kökten doğmuş çoklu tarihlerin toplamıdır.” değerlendirmesinde bulunan Meşkure Yılmaz, Türk dünyasının kendisi için önemini “Ne dış politika aracı kadar soğuk ne de hamasi bir slogan kadar yüzeysel bir şeydir. Türk dünyası unutulmuş akrabalıktır. Türk dünyası yarım kalmış bir tanışıklıktır. Türk dünyası aynı kelimeleri farklı aksanlarla söyleyen insanların ortak hikayesidir. Azerbaycan’da bir ağıt duyduğumuzda içimizin burkulması, Kazak bozkırında bir destanın bize tanıdık gelmesi, Türkmenistan’daki misafirperverlikle Anadolu’daki misafirperverliğin aynı ruhu taşıması tesadüf değildir. Bu kan bağı romantizmi değil, hafıza bağıdır. Türk dünyası bizim potansiyelimiz, geçmişten kalan mirasımızdır.” cümleleri ile ifade etti. Ayrıca Türk dünyasının “Kan bağına indirgenemeyecek kadar karmaşık, siyasi slogana sığmayacak kadar derin, ihmal edilemeyecek kadar gerçek bir alan olduğunu” vurguladı. "TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATINDA DEVLETSİZ TÜRK TOPLULUKLARININ TEMSİL EDİLDİĞİNİ SÖYLEYEMEYİZ" Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) mevcut sınırının egemenlik ilkesi bağlamında olduğunu söyleyen Yılmaz, teşkilatın klasik olarak hükûmetler arası bir örgüt olduğu, Birleşmiş Milletler (BM) mantığında çalıştığını belirterek, üyeliğin egemen olma şartına bağlı olduğunu, karar alma mekanizmasının devlet merkezli olduğunu ve uluslararası hukukta iç işlerine karışmama hassasiyetinin çok güçlü olduğunu belirtti. Bu çerçevede bakıldığında “devletsiz Türk toplumlarının tam üyelikle temsil edilmesi mümkün değil” diye konuşan Yılmaz, Kırım Tatarları, Gagavuzlar, Saha Türkleri, Doğu Türkistan Türklerinin mevcut yapı içinde yer alamayacaklarını belirtti. Ancak temsilin tek tip olma gibi bir zorunluluğu bulunmadığını da sözlerine ekleyen Yılmaz, kritik sorunun temsilden ne anlaşıldığı olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Meşkure Yılmaz şöyle devam etti: Eğer temsili sadece devlet statüsü olarak okursak hedefe ulaşılamaz. Ama temsili çok katmanlı ve esnek düşünürsek alan açılıyor. Uluslararası örnekler bize şunu gösteriyor. Mesela Avrupa Birliği'nde (AB) bölgeler komitesi var. Arap Birliği çerçevesinde kültürler ve siyasal platformlar var. İslam İş birliği Teşkilatında (İİT) gözlemci/bağlı kuruluşlar var. TDT'de de benzer şekilde devlet dışı ama devletlerle uyumlu ara mekanizmalar geliştirilebilir. Aslında en gerçekçi yol kademeli ve dolaylı temsil, bence ulaşılabilir olan senaryodur. Bunu farklı ayaklarda anlamlandırabiliriz. Kültürel toplumsal temsil kanalı devletsiz Türk topluluklarının dil, kültür, tarih gibi ortak alanlarını bir araya getirerek bu konular üzerinde çalışmalar yapılabilir ve Türk Devletleri Teşkilatı ekosistemine dahil edilebilir. Örneğin Türk Dünyası Kültürel Topluluklar Forumu gibi bir yapı kurulabilir. Bu siyasi değil ama kimliksel ve sembolik olarak çok güçlü olur. Akademik ve sivil ağlar üzerinde görünürlük, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında ortak tarih yazımı, üniversite arası ağlar, enstitüler, gençlik ve kadın platformları gibi kurulabilir. "UMAY ANA TÜRK DÜNYASI KADINLAR BİRLİĞİ İLE TÜRK DÜNYASINI BİR ARAYA GETİRMEYE ÇALIŞIYORUZ" Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliğini kurarak bir sivil toplum örgütü çatısı altında Türk dünyasını bir araya getirmeye çalıştıklarını belirten Yılmaz, 2024 yılında Kıbrıs’ta bir toplantı yaptıklarını, 2025’te Azerbaycan’da bir çalıştay gerçekleştirdiklerini ve bu faaliyetlere devleti olmayan Türk topluluklarından da temsilciler davet ettiklerini söyledi. Bu şekilde temsil edilmelerinin kendileri açısından önemli olduğunu dile getirdi. Sürecin sivil toplum örgütleri ile bu şekilde yönetilebileceğini ve uzun vadede ise devlet dışı gözlemci topluluğu gibi özel sınırlı bir statü oluşturulabileceğini, bu oluşumun, karar alma yetkisi olmayan, siyasi egemenlik iddiası içermeyen kültürel danışma temeli olan bir konum olabileceğini sözlerine ekleyen Yılmaz, bu tür bir formülün “Rusya, Çin, İran gibi aktörlerle doğrudan kriz üretmeden ilerleme” sağlayacağını da belirtti. “Türk dünyası sadece devletlerarası çıkar alanı olarak görülürse devletsiz toplumlar dışarıda kalır ama eğer medeniyet, tarih ve kültür havzası olarak tanımlanırsa dışarıda bırakılmazlar. Bugün Türk Devletleri Teşkilatının söylemi ikinciye göz kırpıyor ama pratiği hala birincinin sınırlarında.” diyerek sözlerini sürdüren Yılmaz, 1993 yılında Antalya’da başlayan ve Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı tarafından yürütülen Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği kurultaylarının devletsiz Türk topluluklarının sesini duyurabildiği önemli platformlar olduğuna dikkat çekti. Kurultayların ilk 10'unun Türkiye'de 11’incisinin 2007’de Bakü’de yapıldığını ve sonrasında toplanmamasının ciddi bir eksiklik olduğunu vurgulayan Yılmaz, bu tür toplantıların farklı bir adla da olsa mutlaka yeniden hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. “TDT’NİN PROBLEMLİ ALANLARA DOĞRUDAN ETKİ KAPASİTESİ SINIRLI” Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) mevcut yapısıyla problemli alanlara sert ve doğrudan müdahale edebilme kapasitesinin sınırlı olduğunu ifade eden Yılmaz, bunun temel nedenlerini jeopolitik kırılganlık, büyük güçlerle sınır komşuluğu ve kurumsal araç eksikliği olarak sıraladı. TDT’nin yaptırım uygulama, askerî misyon kurma ya da bağlayıcı karar alma yetkisine sahip olmadığını vurgulayan Yılmaz, bu nedenle etkinin daha çok yumuşak güç ve dolaylı diplomasi kanallarıyla sağlanabileceğini belirtti. “KIRIM TÜRKSÜZLEŞTİRİLİYOR" Türk topluluklarının sorunları üzerine de konuşan Yılmaz, Kırım’ın işgali ve Kırım Tatarlarının durumunun farklı olduğunu, işgalsöz konusu olduğundan müdahale edilebileceğini söyleyerek Kırım meselesinin uluslararası hukuk açısından diğerlerinden farklı bir statüye sahip olduğunu ekledi. Kırım’da yaşanan insan hakları ihlallerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından teyit edildiğinin üzerinde durarak daha yüksek sesle tepki verilebileceğini ekledi. “Türkiye başta olmak üzere Türk Devletleri Teşkilatı üye devletlerinin Ukrayna ile yakın ilişki içinde olduğunu” dile getiren uzman, Rusya’nın çok sayıda kişiyi hapsettiğini ve isnat edilen suçların aktivistler, din adamları ya da hapishanede bulunanların yakınlarına yardımcı olmak gibi suçlar olduğunu belirtti. “Yani aslında temel insan hak ve hürriyetleri açısından baktığımız zaman bir suç yok” diye konuşan Yılmaz “bütün Türk yurtlarında olduğu gibi Kırım Türksüzleştiriliyor” diye vurguladı. Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan gibi ülkelerin Rusya ile açık çatışmadan kaçınmak durumunda olduğunu ifade eden Yılmaz, TDT’nin bu yüzden kolektif sert kınama yapamayacağını ancak Kırım Tatarlarının Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğunu sürekli vurgulayabileceğini belirtti. Meşkure Yılmaz, ayrıca “Ukrayna ile kurumsal temasları görünür kılarak dolaylı sürdürülebilir bir baskı oluşturulabilir” dedi. IRAK, SURİYE, GÜNEY AZERBAYCAN VE DOĞU TÜRKİSTAN Yılmaz, Irak Türklerinin siyasal temsil ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu; Suriye’de ise yeni anayasa sürecinde Türklerin temel haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Güney Azerbaycan meselesinin İran açısından varoluşsal bir güvenlik konusu olarak görüldüğünü, Doğu Türkistan’ın ise Türk dünyasının en hassas ve kapalı alanı olduğunu ifade etti. ORTAK ALFABE: “HÜR DÜNYAYA AÇILIŞIN SEMBOLÜ” Öte yandan latin alfabesine geçiş kararını değerlendiren Yılmaz, Kiril alfabesinin Rusya’ya bağımlılığı, Latin alfabesinin ise hür ve medeni dünyaya açılışı temsil ettiğini söyledi. Ortak alfabenin yanı sıra ortak kelimeler sözlüğü oluşturulmasının da önemine dikkat çeken Yılmaz, bu sürecin Gaspıralı İsmail Bey'in “dilde, fikirde, işte birlik” idealine hizmet edeceğini ifade etti. Yılmaz ayrıca ortak alfabe yanında ortak kelimeler sözlüğünün üretilmesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.

Rus işgaline karşı mücadele eden Türkistan'ın sembol ismi: Dağların Kraliçesi Kurmancan Datka Haber

Rus işgaline karşı mücadele eden Türkistan'ın sembol ismi: Dağların Kraliçesi Kurmancan Datka

Türkistan coğrafyasına mal olmuş bir etkisi olan Kurmancan Datka, 1811 yılında Kırgızistan’ın ikinci büyük şehri Oş’ta dünyaya geldi. Türk tarihinde “Datka” yani “General” ünvanı alan ilk kadın oldu. Hokand Hanlığı’nın üst düzey görevlilerinden Alimbek Datka ile evlenmesinin ardından Hokand Hanlığı’nda ve Kırgız halkının siyasetinde etkin bir konuma yükseldi. Alimbek Datka’nın öldürülmesinden sonra ise Güney Kırgızistan’daki Kırgızların liderliğini yaptı. Timur Devleti'nin dağılması ile birlikte Türkistan'ın siyasi birlikten yoksun hanlıkları Rusya’nın dikkatini çekti ve 1853 Kırım Harbi sonrası Rusya yönünü bölgeye çevirdi. Rusya’nın hanlıkları sömürmek maksatlı işgaline karşı hanlıkların bir araya gelerek hareket etmemesi Rus işgaline boyun eğmeleri sonucunu doğurdu. Ruslar önce Hokand Hanlığı sınırları içinde bulunan Akmescid’i ele geçirdi. Bu işgal sırasında Hokand Hanlığı’na yardım gelmedi. Akmescid’in işgali hanlıkların kaderini belirleyen önemli bir dönüm noktası oldu ve Ruslar diğer şehirleri de ele geçirdiler. Böylece Hokand Hanlığı içerde daha sıkıntılı bir duruma girdi. 1865 yılında General Çernyayev komutasındaki ordu Taşkent’i işgal etti. Başka bölgelerinde işgali ile 1867’de Türkistan Genel Valiliği kuruldu. Rus Çarı 19 Şubat 1876’da yayınladığı bir manifesto ile hanlığın sınırları içinde bulunan Güney Kırgızistan’daki Pamir ve Alay dağlık bölgelerini “Fergana Eyaleti” adı ile Rus İmparatorluğuna ilhak etti. Güney Kırgızistan’ın dağlık bölgeleri ile Pamir-Alay dağlarında bazı yerlerde halk Rus hakimiyetini kabul etmemişlerdi. Alay dağlarında yaşayanların Rus hakimiyetini kabul etmeleri kolay olmadı, Kırgızlar Ruslara karşı sert bir mücadele verdi ve dağların iç kısımlarına geçmelerine engel oldular. ALİMBEK DATKA’NIN, “DİLİ BAŞKA, DİNİ BAŞKA” MİLLETLERE BAĞLANMAK BİZİM İÇİN DOĞRU DEĞİLDİR SİYASETİNİ OĞULLARI İLE DEVAM ETTİRDİ Güney Kırgızistan’ın Çarlık Rusyası’na bağlanmasından sonra, Alay ve Pamir bölgesinde yaşayanlar Rusların etkisi dışında kaldı ve bu bölgede Kırgızlar, Kurmancan Datka ve oğulları ile Rus İmparatorluğuna karşı direndi. Datka’nın oğlu Abdıldabek’in başında olduğu Kırgızlar bir yıla yakın bir zaman Ruslarla çarpıştılar. Alimbek Datka’nın "dili başka, dini başka’’ milletlere bağlanmak bizim için doğru değildir şeklindeki siyasetini eşi Kurmancan Datka ve oğulları Abdıldabek, Baatırbek, Mamıtbek ve Asanbek devam ettirmişlerdir ancak dönemin ağır şartları neticesinde Datka, Ruslarla bir anlaşma yaptı. Kurmancan Datka 19. yüzyılda hem Türkistan coğrafyasında hem de Avrupa toplumları tarafından tanınmasında eşi Alimbek Datka önemli rol oynadı. 1827-1862 yılları arasında Hokand Hanlığı’nda yöneticilik yapan ve baş vezirliğe yükselen Alimbek Datka, görevinden dolayı sarayda kaldığında, Kurmancan onun yerine Alay bölgesindeki Kırgızları yöneterek tecrübe kazandı. Eşinin ölümünden sonra, ünü Türkistab, Afganistan, İran ve Çin sınırına yayıldı. Bunda Hokand Hanlığı’ndaki haksız uygulamalara karşı verdiği mücadele ve Rus işgaline karşı başlattığı istiklal mücadelesi etkili oldu. Ünü yayılan Kurmancan Datka’ya “Alay Hanışası” denilmeye başlandı. Kurmancan Datka’nın hayatı ve yaptıkları Kırgızlar arasında efsaneye dönüştü. Datka, 1862-1876 yılları arası Kırgızistan’ın güneyinin büyük bir bölümünü yönetti. Yetkin bir lider olduğundan bölge halkının saygısını kazanan Datka 1907 yılının 1 Şubat'ında hayatını kaybetti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.