SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ahıska Türkleri

QHA - Kırım Haber Ajansı - Ahıska Türkleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ahıska Türkleri haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Emel Kırım Vakfından “Ahıska Türkleri: Kayıp Sürgünün İzinde” sergisine ziyaret Haber

Emel Kırım Vakfından “Ahıska Türkleri: Kayıp Sürgünün İzinde” sergisine ziyaret

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının desteği, Dünya Ahıskalı Türkler Birliği (DATÜB) koordinasyonuyla hazırlanan “Ahıska Türkleri: Kayıp Sürgünün İzinde” adlı sergi, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Sanat Galerisi'nde ziyarete açıldı. HEM KIRIM TATARLARI HEM DE AHISKA TÜRKLERİ VATANLARINDAN SÜRGÜN EDİLDİ Emel Kırım Vakfı üyeleri ise tıpkı Kırım Tatarları gibi Sovyet rejimi tarafından vatanından edilen Ahıska Türkleri adına düzenlenen bu sergiye anlamlı bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette, 82 yıl önce Sovyetler Birliği döneminde Kırım Tatarları ve Ahıska Türkleri başta olmak üzere bütün sürgün edilenler ve sürgün yollarında şehit olanların aziz hatırası yâd edildi. Emel Kırım Vakfının resmî sosyal medya hesabı üzerinden 24 Haziran 2026 tarihinde ziyarete ilişkin yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi: Bu sergiyi ziyaretimizde, Kırım Türkleri, Ahıska Türkleri ve cani Stalin'in emriyle sürgün edilenlerin hepsini tekrar andık, sürgün yollarında yaşadıkları acıları hissettik, duygulandık. Ahıska Türkleri: Kayıp Sürgünün İzinde Sergisi; milletimizin yaşadığı acıları, kayıpları, vatan hasretini bizlere tekrar hatırlatan, gençlerimize öğreten bir sergi olmuş. Kırım'ı 12 yıl önce işgal eden Rusya, 4 yıl önce de Ukrayna'ya topyekûn savaş açtı. Kırım'ın işgalinin ve bütün işgallerin sona ermesi dileğiyle, sürgün yollarında hayatını kaybeden tüm soydaşlarımızı rahmetle anıyor, bu serginin hazırlanmasında emeği geçen DATÜB’ü ve herkesi kutluyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Strazburg Başkonsolosluğunda Ahıska Türklerine özel program Haber

Türkiye Cumhuriyeti Strazburg Başkonsolosluğunda Ahıska Türklerine özel program

Fransa'nın Strazburg kentinde, Ahıska Türklerinin sürgün hafızasını yeniden canlandıran anlamlı bir program gerçekleştirildi. Program, İslam Toplumu Millî Görüş Doğu Fransa Bölgesi (CİMG) Strazburg Kadınlar Gençlik Teşkilâtının organizasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti Strazburg Başkonsolosluğunun ev sahipliğinde 22 Mayıs 2026 tarihinde tertip edildi. AHISKA TÜRKLERİNİN DERİN ACISI VE DİK DURUŞU STRAZBURG’DA YANKILANDI Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren CİMG Strasbourg Kadınlar Gençlik Teşkilâtı Başkanı Rumeysa Duran, organizasyonun ruhu ve çıkış noktası üzerine, “22 Mayıs 2026 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Strazburg Başkonsolosluğumuzun kıymetli ev sahipliğinde, CİMG Strazburg Kadınlar Gençlik Teşkilâtı olarak sessiz bir sürgünün hafızasını Strazburg’da yeniden canlandıran tarihî bir buluşmaya imza attık. Öz vatanlarından koparılan Ahıska Türklerinin aziz hatırasını yâd etmek adına, bölgedeki tüm sivil toplum kuruluşlarımızı ve gençliğimizi bir araya getirdik.” ifadelerini kullandı. Duran, programın yalnızca bir anma değil, aynı zamanda bir bilinç inşası olduğunu vurgulayarak bu fikrin doğuşu üzerine, “Her büyük fikrin arkasında insanı sarsan bir kıvılcım vardır. Benim için bu kıvılcım, Hilal Niyazoğlu’nun sergisinde gördüğüm İshak Dede’nin tablosu ve hayat hikâyesi oldu. İshak Dede’nin asıl gücü; babasından kalan ve sadece iki cümleye sığan o kimliğinde, aslını yaşatan vasiyetinde gizliydi.” değerlendirmesini yaptı. Bununla birlikte Duran, “Bu izi sürüp Ahıska Türklerinin derin acısıyla yüzleştiğimde bu çileyi ve dik duruşu buralı gençlere duyurmayı kendime, İshak Dede’ye ve tüm Ahıska Türklerine karşı ahlâkî bir borç bildim.” dedi. “O KARANLIK GECEYE IŞIK TUTMAK, BU SESSİZ ÇIĞLIĞI DUYURMAK İSTEDİK” Programın düzenlenme amacı üzerine ise Duran, “Bugün dünya Gazze, Doğu Türkistan ve Bosna’daki zulümleri biliyor ve konuşuyor; konuşmalıdır da fakat ne yazık ki Ahıska Türklerinin yaşadığı acı sürgünler, Avrupa coğrafyasında yeterince duyulmuyor. Biz bu programla, o az bilinen karanlık geceye ışık tutmak, bu sessiz çığlığı Strazburg’dan duyurmak istedik.” şeklinde konuştu. Duran, son olarak şu değerlendirmelerde bulundu: Sürgünlerin ve zulümlerin bir daha asla tekrarlanmaması, bugün sergileyeceğimiz sarsılmaz duruşa bağlıdır çünkü unutulan acılar tekrarlanır. Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi: ‘Birlik, her zaman bölünmüşlükten üstündür.’ O gece sergilenen beraberlik, dayanışmanın en güzel örneği oldu. SÜRGÜNE UĞRAYANLARIN İLAHÎ MÜKÂFATLA KARŞILIK BULACAĞI İFADE EDİLDİ CİMG Doğu Fransa Strazburg Bölge Başkanı Abdülkadir Ali Demir, konuşmasında Âl-i İmrân Suresi 195. Ayet üzerinden sürgün, sabır ve ilahî adalet kavramlarını ele aldı. Demir, tarih boyunca inançları uğruna yurtlarından edilen, zulme uğrayan ve mücadele eden insanların Allah katında karşılıksız bırakılmayacağını vurgulayarak “Allah yolunda yurtlarından çıkarılanların, eziyete uğrayanların ve mücadele edenlerin mükâfatı Rabbimiz katındadır. Bu sadece bir teselli değil, ilâhî bir vaattir.” şeklinde konuştu. Ahıska Türklerinin yaşadığı sürgünün bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Demir, benzer kaderi paylaşan diğer halklara da dikkat çekti. Konuşmasının sonunda bu tür programların hafızayı diri tuttuğunu vurgulayan Demir, özellikle genç nesillerin bu bilinçle yetişmesinin büyük önem taşıdığını dile getirdi. “BİR TOPLUMU YOK ETMENİN YOLU GEÇMİŞİNİ UNUTTURMAKTIR” Türkiye Cumhuriyeti Strazburg Başkonsolos Yardımcısı Kenan Ağa, konuşmasında Türkiye’nin Ahıska Türklerine yönelik tarihsel ve güncel desteklerine değinerek bu halkın tüm zorluklara rağmen kimliğini koruma konusundaki direncine dikkat çekti. Ağa, Ahıska Türklerinin sürgün, dağılma ve asimilasyon baskılarına rağmen dilini, inancını ve kültürünü muhafaza etmeyi başardığını vurgulayarak bu durumun güçlü bir tarih bilinciyle mümkün olduğunu ifade etti. Bununla beraber Ağa, Türkiye Cumhuriyeti’nin Ahıska Türklerine yönelik desteğinin yalnızca insani değil, aynı zamanda tarihî ve vicdani bir sorumluluk olduğunu belirterek bu bağın her zaman güçlü şekilde devam edeceğini ifade etti. Konuşmasının devamında özellikle Avrupa’da yaşayan gençlere hitap eden Ağa, kimlik bilincinin gelecek nesillere aktarılmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. AHISKA TÜRKLERİNİN KADERİNİ KIRIM TATARLARI DÂHİL BİRÇOK HALK DA PAYLAŞTI Programın hatibi olan Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti Avrupa Temsilcisi Ahmet Aslanov, “Etnik farklılık Cenab-ı Hak’tan bir lütuftur. Bu lütfü anlayamayanlar ise insanlık tarihinin en büyük zulümlerine sebep olmuştur.” şeklinde konuştu. Bunun yanı sıra Aslanov, Çarlık Rusyası’ndan Sovyetler Birliği’ne uzanan süreçte azınlık halkların sistematik baskıya maruz kaldığını belirterek şu ifadeleri kullandı: Bu ideolojide azınlıklar, dünyanın en büyük devletinde köle olarak yaşamaktan gurur duymalıdır anlayışı hâkimdi. Bu anlayışın kurbanları sadece Ahıska Türkleri değil; Kırım Tatarları, Çerkesler, Karaçaylar, Çeçenler ve daha nice halk olmuştur. Konuşmasının sonunda organizasyon ekibine ve ev sahiplerine teşekkürlerini ileten Aslanov, ardından “Ahıska’da Türk-İslam Medeniyeti ve Kimlik Mücadelesi” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Aslanov’a konuşması ardından CİMG Strasbourg Şube Başkanı Nail Özdemir, Osmanlı Türkçesi ile hat ve tezhip sanatının bir araya gelmesiyle oluşan “Ahıska Türküsü” tablosunu hediye etti. AHISKA TÜRKLERİNİN TARİHÎ HAFIZASI VE SÜRGÜN SÜRECİ KATILIMCILARLA BULUŞTURULDU Etkinliğin kültürel bölümünde “Yıldızlar” koro ekibi, Kaan Şerefli yönetiminde sahne alırken Ahıska’ya dair ezgilerle katılımcılara duygusal anlar yaşattı. Program kapsamında düzenlenen bilgi yarışması ise katılımcıların konuya olan ilgisini pekiştirdi. Öte yandan etkinlikte, Ahıska Türklerinin tarihî hafızasını ve sürgün sürecini konu alan bir belgesel gösterimi de gerçekleştirildi. Bu belgesel çalışmalarının, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından yürütülen sözlü tarih projeleri kapsamında hazırlanmış olup Ahıska Türklerinin yaşadığı acıları ve kültürel mirasını gelecek nesillere aktarmayı amaçladığı bildirildi. Ayrıca, yine YTB tarafından yayımlanan “Ahıska Bölgesi Türk-İslam Eserleri Envanteri” kitabında yer alan cami, medrese, mezarlık ve diğer tarihî eserlerin fotoğraflarından oluşan özel bir video gösterimi sunularak Ahıska’nın zengin Türk-İslam mirası görsel olarak katılımcılarla buluşturuldu. Program sonunda Türkiye Cumhuriyeti Strazburg Başkonsolosu Murat Onart’a CIMG Bölge Başkanı Abdülkadir Ali tarafından, Türkiye Cumhuriyeti Strazburg Başkonsolos Yardımcısı Kenan Ağa’ya ise Duran tarafından hediyeler takdim edildi. Program; ikramlar, sergi alanı ve katılımcılara sürgün temalı anahtarlık hediyelerinin sunulmasıyla sona erdi.

Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti Avrupa Temsilcisi Aslanov'dan QHA'ya özel açıklamalar Haber

Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti Avrupa Temsilcisi Aslanov'dan QHA'ya özel açıklamalar

Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti Avrupa Temsilcisi Ahmet Aslanov, cemiyetin çalışmaları, Ahıska Türklerinin 1944 yılında yaşadığı sürgünün bugüne yansımaları ve Ahıska Türklerinin ana vatanları olan Ahıska bölgesine dönüşü üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “HER AHISKA TÜRKÜNÜN KALBİNDE GÜÇLÜ BİR VATAN SEVGİSİ VARDIR” Aslanov, “Her Ahıska Türkünün kalbinde güçlü bir vatan sevgisi vardır, bu sevgi toplumumuzu ister bireysel ister bir kurum içinde, vatan davasına az ya da çok sahip çıkması neticesine getiriyor.” ifadelerine yer vererek söz konusu anlayış ve adalet arayışı sonucunda 2025 yılından itibaren Avrupa’da faaliyet gösteren Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti temsilciliğinin bir yıl boyunca Avrupa’nın farklı ülkelerinde, Ahıska Türklerinin sorununu konu edinen çeşitli programlara katılma ve program düzenleme fırsatı bulduğunu kaydetti. Söz konusu programların hem Ahıska Türklerinin tarihinin ve kültürünün tanıtılması hem de Ahıska Türkleri meselesinin uluslararası platformlarda dile getirilmesi açısından önemini dile getiren Aslanov, Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyetinin söz konusu çalışmaların verimli olması açısından her daim Avrupa’daki siyasi ortamı göz önünde bulundurduğunu belirterek “Avrupa Birliği ülkeleri, genel olarak insan hakları, azınlık hakları ve kültürel çeşitliliğin korunması konusunda güçlü hukuki mekanizmalara sahiptir. Bu durum, biz Ahıska Türklerinin tarihî mağduriyetlerini anlatması ve kültürel kimliğinin tanıtılması için önemli bir zemin oluşturuyor.“ dedi. Ancak bu sürecin Avrupa ile Gürcistan arasındaki siyasi ilişkileri ve bölgesel dengeleri de etkilemekte olduğunu kaydeden Aslanov, Gürcistan’ın Avrupa Birliği (AB) ile entegrasyon süreci ve Rusya ile yaşadığı siyasi gerilimler nedeniyle azınlık meselelerinin bazen siyasi gündemin arka planında kalabildiğini, buna rağmen uluslararası platformlarda bu konunun dile getirilmesinin en azından dünya kamuoyu için bir hatırlatma işlevi gördüğünü bildirdi. ANATAVANA DÖNÜŞ MESELESİ, 81 YILDIR HÂLÂ BİR ÇÖZÜME ULAŞTIRILAMADI Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti Avrupa Temsilcisi olarak gerçekleştirdiği en dikkat çekici çalışmadan bahseden Aslanov, “Bu bağlamda, 5-6 Mayıs 2025 tarihlerinde Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ek insani boyut toplantılarında Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti adına yaptığım konuşma, benim için çok anlamlı bir deneyimdi. İki dakikalık bir konuşmaya Ahıska Türklerinin tüm acılarını ve sorunlarını sığdırmak elbette kolay olmadı.” ifadelerini kullandı. Aslanov, bununla birlikte üç temel meseleye dikkat çekme fırsatı bulduğunu, bunlardan ilkinin Ahıska Türklerinin ana vatanlarına dönüş meselesi olduğunu ve bu meselenin 81 yıldır hâlâ bir çözüme ulaştırılamadığını dile getirdi. İkinci meselenin ise Ahıska Türklerinin sivil toplum temsilcilerine uygulanan ve hâlâ kaldırılmamış olan Gürcistan’a giriş yasakları olduğunu kaydeden Aslanov, üçüncü meselenin ise Ukrayna’da yaşayan Ahıska Türklerinin durumu olduğunu belirtti. AGİT TOPLANTISINDA AHISKA TÜRKLERİNİN KİMLİK HAKKININ İHLALİ “Bildiğiniz gibi, Ukrayna’da savaştan önce sayıları yaklaşık on bine ulaşan Ahıska Türklerinin büyük bir bölümü, savaşın yaşandığı işgal edilmiş Herson (Kherson), Donetsk ve diğer bölgelerde yaşamaktaydılar. Ocaklarına yine bir göç düşen Ahıska Türkleri, tekrardan farklı ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Bu sebeple konuşmamda yine mülteci durumuna düşen çileli halkımıza, ana vatanları Ahıska’ya geri dönüş meselesinde kolaylık sağlanması gerektiğine dikkat çektim. Ahıska Türklerinin meselesini dile getirdiğim bu konuşma, AGİT'in insani boyut toplantısında ilk olmadı. Genelde Ahıska Türkü aktivist ve Vatan Cemiyeti temsilcisi olan Ensar Usmanov, tüm toplantılarda Ahıska Türklerinin meselesini dile getirir. Her zaman olmasa da AGİT'in insani boyut toplantılarında Gürcistan delegasyonu da Ahıska Türklerinin vatana geri dönüş meselesiyle ilgili cevap niteliğinde konuşmalar yapar. Bu sefer Gürcistan delegasyonundan konuşma yapan L. Somova, Gürcistan makamlarının sıklıkla verdiği yanıtı tekrarladı: ‘Sözümüzü yerine getirdik.’. Bunun yanı sıra her fırsatta bize Türk demekten kaçınarak ‘Müslüman Meshiler’ ifadesini kullandı.” şeklinde konuşan Aslanov, söz konusu duruma tepkisini dile getirerek AGİT’in insani boyut toplantısında Ahıska Türklerinin kimlik hakkının ihlal edilmesine dikkat çekti. “Nitekim bir halkın kendi kimliğini nasıl tanımladığı, uluslararası hukukta korunan temel haklardan biridir. Özellikle AGİT belgelerinde ve azınlık hakları standartlarında, bir kişinin veya topluluğun hangi etnik veya ulusal kimliğe ait olduğunu kendisinin belirlemesi gerektiği vurgulanır.” diye konuşan Aslanov, bir topluluğun kendini Ahıska Türkü olarak tanımladığı takdirde, bir devletin ya da bir kurumun o topluluğu zorla başka bir kimlikle tanımlayamayacağını belirtti. “Dünya üzerine bunun başka bir örneği var mıdır, bilmiyorum. İşte o gün şu gerçeği anladım, biz Ahıska Türkleri olarak uluslararası arenada hakkımızı aramanın yanı sıra Avrupa’da kültürümüzü ve kimliğimizi korumamız ve doğru bir şekilde tanıtmamız gerekiyor. Takdir edersiniz ki halkımızın sürgün yıl dönümü anısına düzenlenen programlar, bu hedefe ulaşmak için önemli bir fırsattır.” değerlendirmesini yapan Aslanov, Ahıska Türkleri Vatan Cemiyetinin Belçika’da yaşayan Ahıska Türklerinin bulunmasına rağmen Belçika’daki Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) ve Yunus Emre Enstitüsü ile iş birliği içinde, ilk kez Ahıska Türkleri Sürgünü’nü anma programını gerçekleştirdiğini belirtti. ASLANOV, AHISKA TÜRKLERİ VATAN CEMİYETİNİN STRATEJİK ROLÜNÜ VURDULADI Bugün Ahıska Türkleri Vatan Cemiyetinin Avrupa kurumları ile diyalog geliştirmesini ve Gürcistan’ın üstlendiği uluslararası yükümlülükleri hatırlatmasını, meselenin barışçıl ve hukuki yollarla çözülmesine katkı sağlayabilecek önemli bir strateji olarak yorumlayan Aslanov, “Burada özellikle ‘barışçıl’ kelimesinin altını çizmek isterim çünkü ben, aynı zamanda bir sosyal medya içerik üreticisi olarak sosyal medya ve kamuoyu tartışmalarını da takip ediyorum. Bu tartışmalara bakıldığında Ahıska Türklerinin vatana geri dönüşü, bazen Gürcü toplumu içinde bir egemenlik kaybı ya da bir tür tehdit gibi algılanabiliyor. Bunu belirli ölçüde anlaşılabilir bir duygu olarak da görmek gerekir çünkü bugün, Ahıska bölgesinin nüfusu yaklaşık 150 bin civarındadır. Buna karşılık dedeleri 1944 Sürgünü'nü yaşamış Ahıska Türklerinin dünya genelindeki sayısı, 600 bini aşmaktadır. Bu durum, ister istemez toplum içinde bazı kaygılar ve tartışmalar doğurabilmektedir ancak tarihî gerçeklik, çok farklıdır. Yüzyıllar boyunca Türkler, Gürcüler, Ermeniler, Kürtler, Müslümanlar ve Hıristiyanlar, aynı topraklarda Ahıska’da birlikte yaşamıştır. Bu gerçeği, özellikle yaşlı nesil hâlâ hatırlamaktadır. Bu ortak yaşam tecrübesi, özellikle yaşlı insanların hafızasında hâlâ canlıdır. Ne yazık ki her geçen yıl bu dönemi hatırlayan ve bunu anlatan insanlar azalıyor ve yerine, bizleri Ahıska’da görmek istemeyen bir nesil geliyor. Bu durum da Ahıska Türklerinin vatana geri dönüş meselesini her geçen gün daha zor hâle getirmektedir.” değerlendirmesinde bulundu. “ASIL MESELE, ORADA HUZURLU BİR HAYAT KURABİLMELERİDİR.” Sovyetler Birliği döneminde Josef Stalin ve Lavrentiy Beria tarafından hazırlanan raporlarda Ahıska Türklerinin haksız yere ihanetle suçlandığını, bu suçlamaların ise zamanla Sovyet toplumu içerisinde Ahıska Türklerine yönelik olumsuz bir algının oluşmasına da yol açtığını dile getiren Aslanov, “Oysa tarih bunun tam tersini göstermektedir. Ahıska Türkleri, tüm zorluklara rağmen Sovyet yönetimine karşı ihanet etmemiş, hatta 40 bine kadar yiğidini 2. Dünya Savaşı’nda Sovyet ordusu saflarında savaşmak üzere göndermiştir. (Ahıska Türkleri) Sürgünden sonra yaşadıkları her yere, her ülkeye aynı sadakati gösteren bir toplumdur. Bu nedenle insan ister istemez şu soruyu soruyor: ‘Dede ve ninelerinin ata topraklarına dönmek isteyen insanlar, neden o toprakları korumak istemesin? Sovyet döneminde Rus dilini öğrenmek zorunda kalan bir halk, kendisini saygı ile kabul eden Gürcü diline ve kültürüne neden saygı duymasın?’” ifadelerini kullandı. Aslanov, öte yandan bir gün Gürcistan’da da bu gerçeği daha iyi anlayan insanların çıkacağına ve o zaman da Ahıska Türklerinin ana vatana geri dönüş meselesinin daha sağduyulu bir şekilde çözülebileceğine dair inancını dile getirdi. Bununla birlikte söz konusu meselenin zorla çözülebilecek bir konu olmadığına dikkat çeken Aslanov, “Avrupa ya da Türkiye’nin baskısıyla Ahıska Türkleri dönebilir ancak asıl mesele, orada huzurlu bir hayat kurabilmeleridir.” dedi. Nitekim bugün kendi imkânları ile Ahıska’ya gidip yaşamaya çalışan Ahıska Türklerinin de olduğunu kaydeden Aslanov, buna rağmen bazı Ahıska Türklerinin yıllarca ana vatanlarında yabancı gibi yaşamak zorunda kaldığını, yıl içerisinde defalarca giriş çıkış yaptığını ve birçok temel haktan mahrum kaldığını da belirtti. “KIRIM TATARLARININ KIRIMOĞLU GİBİ GÜÇLÜ BİR LİDERİ VAR” Ayrıca Aslanov, “Ahıska Türklerinin bu konuda çok anlamlı bir deyimi vardır: ‘Davetsiz giden, mindersiz oturur.’ Bu nedenle biz, vatana dönüşü her zaman onurlu, güvenli ve planlı bir program çerçevesinde düşünürüz.” şeklinde konuşarak Ahıska Türklerinin ana vatanlarına geri dönüşünün ancak karşılıklı anlayış ve mutedil bir ortam içinde gerçekleşebileceğini vurguladı. Ahıska Türklerinin ana vatana geri dönüşünün gerçekleşebilmesi için toplum olarak katedilmesi gereken çok yol olduğunu ancak zamanın da az olduğuna dikkat çeken Aslanov, “Bu yüzden bazen yürümek değil, koşmak gerektiğini düşünüyorum.” dedi. Son olarak Ahıska Türklerinin en büyük ihtiyaçlarından birinin toplum içinde birlik ve beraberliğinin sağlanması olduğunu vurgulayan Aslanov, şu ifadelere yer verdi: Ben sık sık ‘Biz, Kırım Tatarları kadar şanslı değiliz.’ diyorum ve bazen söylediğim bu söz, yanlış anlaşılabiliyor. Bununla kastettiğim şey şudur: Kırım Tatarlarının Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu gibi güçlü bir lideri vardır; bu durum, o halk için önemli bir avantajdır. Ahıska Türkleri için ise bugün en büyük ihtiyaçlardan biri birliktir. Ne yazık ki henüz tüm toplumu bir araya getiren güçlü bir birlikten söz etmek mümkün değil. Bu nedenle farklı kurumların ve toplulukların bir araya gelmesi, iç meseleleri bir kenara bırakarak ortak kimlik ve ortak hedef etrafında birleşmesi çok önemlidir. Eğer bunu başarabilirsek Ahıska Türklerinin vatana dönüş meselesi için çok daha güçlü bir zemin oluşacağına inanıyorum.”

Türk dünyasının sorunları Gazi Üniversitesinde konuşuldu Haber

Türk dünyasının sorunları Gazi Üniversitesinde konuşuldu

Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÜRKDAM), Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Gençlik Topluluğu ile Kızılelma Kadın, Gençlik ve Çocuk Derneği tarafından 8 Aralık 2025 tarihinde “Türk Dünyası Sorunları ve Sorunlu Bölgeler” başlığıyla kapsamlı bir panel düzenlendi. Gazi Üniversitesi Rektörlük binasındaki Mimar Kemaleddin Salonu’nda tertip edilen program saygı duruşu ve İstiklâl Marşı ile başladı. "TÜM ATALARIMIZI HÜRMETLE YÂD EDİYORUZ" “Türk dünyasının ata yurdundan bugüne, adı bilinen veya bilinmeyen tüm büyüklerimize; Alp Er Tunga’dan Tonyukuk’a, Korkut Ata’dan Kaşgarlı Mahmud’a, Cengiz Aytmatov’dan İsmail Bey Gaspıralı’ya kadar fikirleriyle, kalemiyle, mücadelesiyle yolumuzu aydınlatan bütün değerlerimizi hürmetle yâd ediyoruz.” diyerek programın sunumunu yapan TBMM ve TRT program yapımcısı ve aunucusu Yasemin Aras açılış konuşmaları için protokol isimlerini takdim etti. TÜRK DÜNYASININ DERTLERİYLE DERTLENMEYİ BORÇ BİLEN NESİLLER Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Gençlik Topluluğu Başkanı Seyfullah Kaya, katılımcıların programa iştirak ederek, Türk dünyasının dertleriyle dertlenmeyi bir borç olarak bildiğini gösterdiğini vurguladı. Kaya, panelde sorunlu bölgeler başlığıyla toplanılmış olsa da buraya yalnızca coğrafî problemle bakılamayacağını kaydetti. Kaya, “Çünkü bizim için Kırım yalnızca haritada bir yarımada değil, sürgüne direnen bir toplumun vatanı. Ahıska, vatana duyulan bitmeyen bir hasret. Kerkük, Türkmeneli hoyratlarda dile gelen bizi biz yapan, öz mayamızdır. Kıbrıs, vazgeçemeyeceğimiz egemenliğimiz; Karabağ ise sabrın kutlu zaferidir.” ifadelerini kullandı. Kaya, bu bölgelerdeki soydaşların tarih boyunca bedeller ödediğini belirtti. Yalnızca problemlerin konuşulduğu bir program olmaması gerektiğini kaydeden Türk Dünyası Topluluğu Başkanı, “Yolumuz İsmail Bey Gaspıralı’nın da dediği gibi ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ sloganını bir slogan olmaktan çıkarıp yaşantımıza dökmektir.” dedi. "AYNI KANDAN AYNI CANDAN MİLLETİN EVLATLARIYIZ" Ardından Kızılema Kadın, Gençlik ve Çocuk Derneği Başkanı Dr. Yasemin Meydan ise programın yalnızca toplantıdan ibaret olmadığının altını çizdiği açılış konuşmasında, “Bugün burada aynı kandan aynı candan aynı tarihten gelen bir milletin evlatları olarak omuz omuzayız, omuz omuza olmak zorundayız. Her birimizin yüreğinde vatandan uzak, haksızlığa uğramış, sesi kısılmaya çalışılmış Türk yurtlarının hüznü, acısı ve umudu var.” cümlelerini sarf etti. Doğu Türkistan’daki toplama kamplarından, Rus işgali altındaki Kırım’da yapılan baskılardan örnek veren Meydan, yayılmacı güçlerin sistematik bir baskı, asimilasyon politikası ve korku yaratma hedeflerinin olduğunu söyledi. Ayrıca Azerbaycan’da memleketlerinden koparılan insanların acılarının devam ettiğini, Ahıska Türklerinin ise hâlâ vatan hasreti çektiğini sözlerine ekleyen Meydan, Türkmeneli’nde varoluş, Kıbrıs’ta ise eşitlik mücadelesi olduğunu dile getirdi. "BİR ÇOCUĞUN DİLİ SUSTURULDUĞUNDA BİR MİLLETİN SESİ KISILIR" Meydan konuşmasında, “Türk dünyasının farklı bölgelerindeki acılar yalnızca istatistik bir rapor ya da yalnızca tarih değildir. Bunlar kadınlarımızın gözyaşı, gençlerimizin feryadı, çocuklarımızın sessizliği, yaşlılarımızın kırılmış yüreğidir. Bir annenin çocuğuna sarılamadığı yerde huzur olmaz. Bir gencin kimliği elinden alınmaya çalışıldığı yerde gelecek olmaz. Bir çocuğun dili susturulduğunda bir milletin sesi kesilir. Bir yaşlının vatan toprağından hasretle ölmesi bir tarihin koparılmasıdır. Biz biliyoruz ki Türk dünyasının bir yerinde zulüm varsa o zulüm hepimize yapılmış demektir.” ifadelerine yer verdi. TÜRK DÜNYASI GENİŞ COĞRAFYAYA HÂKİM TÜRKDAM Müdürü Prof. Dr. Bülent Aksoy ise Türk dünyasını derinliği olan, değerli ve önemli bir kavram olarak nitelendirerek başladığı konuşmasında, Türk nüfusunun derin bir coğrafyaya hâkim olduğunu ifade etti. Bağımsız olarak yaşayan, otonom olarak yaşayan ve başka ülkelerde azınlık halinde kimlik mücadelesi vererek yaşayan Türklerin büyük bir alana yayıldığını aktaran Aksoy, “İşte bu derin coğrafya içerisinde ekonomiden siyasete, sosyo-kültürel meselelerden güvenliğe kadar çok çeşitli alanlarda birtakım sorunların olduğunu görüyoruz. Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte yeni fırsat yeni siyasi konjonktür ortaya çıkmıştır. Bir taraftan Türk milleti için birtakım fırsatları beraberinde getirirken diğer taraftan da aşılması gereken zaman içerisinde çözümlenmesi gereken sorunları beraberinde getirmiştir.” diyerek toplantının konusuna işaret etti. Programda farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını kaydeden Aksoy sözlerine Bayrak şairi Arif Nihat Asya’nın “Ağıt” şiiriyle son verdi. TÜRKİSTAN HASSAS BİR DENGE KURMAK ZORUNDA Açılış konuşmaları Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Necdet Hayta’nın konuşmasıyla son buldu. Prof. Dr. Hayta, Türk dünyasının Kafkasya, Türkistan, Balkanlar ve Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada olduğunun altını çizdi. Bu nedenle Türklerin farklı siyasî yapıların, farklı ekonomik şartların ve çok çeşitli kültürel ortamlara sahip olduğunu aktaran Hayta, “Türk dünyası hem büyük bir potansiyel hem de ciddi sorunlar barındırabiliyor.” dedi. Türk dünyasının, özellikle Türkistan coğrafyasındaki ülkelerin Rusya, Çin, ABD ve asgari düzeyde bölgede tehdit haline gelen İran gibi ülkelere karşı güvenlik, enerji, ekonomik gibi alanlarda hassas bir denge kurmak zorunda olduğunu belirtti. Türk dili ve alfabesine dikkat çeken Hayta, farklı alfabelerin uzun vadede kültürel etkileşimi zorlaştırdığını söyledi. Hayta, “Ortak bir müfredat, ortak eğitim politikaları ya da gençler arası güçlü bir kültürel etkileşim gerekmektedir. Öyle ki bazı ülkelerde Türk kimliğine yönelik baskılar ve asimilasyon politikaları ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.” ifadelerini kullandı. Türk dünyasındaki sorunların devam ettiğini vurgulayan Hayta, “Bu sorunların aşılabilmesi için Türk devletlerinin daha güçlü bir iş birliği, daha fazla ekonomik entegrasyon ve ortak sosyo-kültürel politikalar geliştirilmesi son derece önemlidir.” diyerek Türk dünyasına çağrıda bulundu. TÜRKDAM Müdürü Prof. Dr. Bülent Aksoy’un moderatörlüğünü yaptığı panelde; Dünya Uygur Kurultayı (DUK) Sözcüsü Prof. Dr. Erkin Emet, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş, Araştırmacı-Yazar Dr. Azad Dedeoğlu, Türkmeneli Dernekler Federasyonu Başkanı Mehmet Tütüncü, Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mehmet Balyemez ve Kırım Ailesi Gençlik Kolları Üyesi Zevri Kömürcü konuşmacı olarak yer aldı. ÇİN YAYILMACI BİR SİYASET GÜDÜYOR Prof. Dr. Emet, Doğu Türkistan sorununu anlamak için öncelikle Çin’i bilmek gerektiğini vurgulayarak başladığı konuşmasında, Çin’in tarihî sürecini ve coğrafî konumunu kısaca ele aldı. Çin’in özellikle Türk dünyası başta olmak üzere geniş bir alana yayıldığını ifade eden Emet, Japonya ile ipleri geren Çin’in yayılmacı bir politika güttüğünü söyledi. KARDEŞLERİNİN HEPSİ TOPLAMA KAMPINDA Öte yandan Türkiye’de oluşturulan algının tam tersine Doğu Türkistan’da insanlık suçlarının işlendiğini aktaran Emet, kardeşlerinin hepsinin toplama kampında olduğunu dile getirdi. 2017 yılı itibarıyla hayata geçirilen toplama kampları için artık sadece Uygurların değil Özbek, Kırgız, Kazak, Tatar gibi Türk soyluların da millî kimliği nedeniyle hedef alındığını kaydetti. Emet, “Uydu görüntüleri aracılığıyla bin 200 tane toplama kampı tespit edildi. Korkunç derecede insanlık dışı uygulamalar var burada. Kampa girmek için akrabanızı ziyaret etmeniz bile yeterli. Ayrıca çok sayıda yazar, akademisyen, gazeteci de toplama kamplarına alındı.” dedi. Çin kaynaklarında Uygurların Türk olarak tarihe kaydedildiğini anımsatan Emet, şimdi ise bunun inkâr edildiğini, Uygurların Çinli olduğu yalanını ortaya koyduklarını sözlerine ekledi. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Doğu Türkistan ziyaretinin ardından asimilasyon talimatı vermesi üzerine Uygurların yok edilmeye çalışıldığının altını çizen Emet, “Çünkü Doğu Türkistan onlar için stratejik öneme sahip bir bölge.” yorumunda bulundu. Emet ayrıca dünyadaki Doğu Türkistan diasporasına da değindiği konuşmasında, Uygurların oluşturduğu teşkilâtların tek çatı altında toplandığı Dünya Uygur Kurultayından söz etti. Emet, Uygur Türklerinin kimliğini korumak, gelecek nesillere aktarmak için müzikleri, dansları ve ana dili ile kültürel çalışmalar yaptıklarını ifadelerine ekledi. Emet, “Bugün Doğu Türkistan sorununu sık sık gündeme getirmeye çalışıyoruz.” dedi. Ayrıca DUK Sözcüsü, 9 Aralık’ın Doğu Türkistan Soykırım Günü olarak kabul edilmesine işaret ederek, bunun kritik bir önem taşıdığını ve önemli bir gelişme olduğunun altını çizdi. AZERBAYCAN JEOPOLİTİK REKABETTE ÖNE ÇIKIYOR Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bozkuş ise Azerbaycan’daki soruna işaret ederek etnik yapısı, coğrafî konumu, bölgesel gelişmeler ve enerji sevkiyatının geçiş güzergâhı üzerinde olması nedeniyle Azerbaycan’ın önemli bir konumda olduğunun altını çizdi. Azerbaycan’ın 1918’de bağımsızlığını ilan edene dek Rusya’nın baskılarını sürdürdüğünü aktaran Bozkuş, iki yıl sonra Sovyetler Birliği'nin bir parçası haline geldiğini hatırlattı. Bozkuş, “Bu süreçte Türklerin bölgedeki varlığının izlerinin kasıtlı bir şekilde yok edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Geçmişin her dönemindeki Kafkasya’daki, Azerbaycan’daki, tarihî kültürel mirasa yönelik saldırılar bölgenin demografik yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu, Batılı kaynaklara dâhi yansımıştır.” değerlendirmesini yaptı. Ermeni kaynaklarında da Revan Hanlığından söz edildiğini belirten Bozkuş tarihî kalıntılara günümüzde ulaşıldığını belirtti. “Bu toprakların aslî sakinlerinin Azerbaycan Türklerine ait olduğunu görebiliyoruz.” ifadesine yer veren Bozkuş, aynı zamanda bölgeye gelen Ermenilerin kentlerin isimlerini değiştirdiğini ve ciddi bölgenin demografik değişime uğradığını kaydetti. Bozkuş, “Bölgeye gelen Ermeniler Müslüman halkı göçe zorlamış ve 20. yüzyıla kadar zorunlu göç devam etmiştir.” bilgisini verdi. Kültürel kimliğe yönelik tehdidin Sovyetler Birliği’nde de devam ettiğini vurgulayan Öğretim Üyesi, “Karabağ Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte yeni dönemde Azerbaycan’ın Kafkasya’daki tarihî mirası araştırma ve gelecek nesillere aktarma konusunda hepimize önemli bir görev düşüyor.” şeklinde konuştu. Bozkuş bu hususta birlik ve dayanışma çağrısı yaparak diasporanın kültürel kimlik konusunda çalışmalar yapması gerektiğinin altını çizdi. AHISKA TÜRKLERİNİN SORUNU ELE ALINDI Ardından konuşmasına şiirle başlayan Araştırmacı-Yazar Dedeoğlu, Ahıska Türklerinin yaşadığı problemleri ele aldı. Ahıska Sürgünü’nün bu yıl 81. yılı olduğunu kaydeden Dedeoğlu, Ahıska’nın Türk yurdu olduğunu belirterek, tarihinden ve coğrafî konumundan söz etti. “Bölgede kara bulutlar eksik olmamış” diyen Dedeoğlu, 1828’den sonra Anadolu’ya göçlerin başladığını belirtti. Dedeoğlu, “Ahıska bölgede hem kültürün hem de irfanın ışığı olmuştur. Coğrafyada da söz sahibi olan bir vilayet konumunda olmuştur.” diyerek 19. yüzyıldaki duruma işaret etti. Dedeoğlu, Ahıska’nın 1900’lerde Sovyet sınırları içerisinde kaldığını ve bu süre zarfında kıyımlara maruz kaldığını da ifade etti. AHISKA TÜRKLERİ YAŞAM MÜCADELESİNE DEVAM EDİYOR Öte yandan Dedeoğlu, 14 Kasım 1944’te Ahıska Türklerinin hayvan vagonlarına bindirilip SSCB tarafından vatanlarından koparılarak Türkistan’a sürüldüğünü sözlerine ekledi. Ahıska Türklerinin hâlâ vatan hasreti çektiğini belirten konuşmacı, “1944’ten 1956 yılına kadar tam anlamıyla açık hava hapishanesi diyebileceğimiz bir yaşam sürdürmüşlerdir." dedi. Türk dünyası halklarının SSCB döneminde sürgüne uğradıklarını sözlerine ekleyen Dedeoğlu, “Bunların tamamına yakını geri dönüyor ancak Ahıska Türkleri olarak dünyanın dört bir yanında ABD dâhil dağınık bir şekilde yaşıyoruz. Ve yaşam mücadelesi veriyoruz.” ifadelerini kullandı. TÜRKMENELİN'DEKİ SORUNLAR KONUŞULDU Türkmeneli’ndeki sorunları masaya yatıran Türkmeneli Dernekleri Federasyonu Başkanı Tütüncü ise Türk dünyasındaki sorunlara bakıldığı zaman toplumların farklı milletlerin baskısı altında yaşadığını belirtti. Irak’taki meselenin Türkiye ile iç içe bir mesele olduğunu kaydeden Tütüncü, “Çünkü Türkmenler sınırın öte tarafındadır. Hem Irak’taki hem de Suriye’deki Türkmenler bölgeye yerleşen ilk Türklerdir. O bölge, Anadolu’nun Türkleşmesinden önce Türkleşiyor.” dedi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölgedeki Türkmenlerin kaderinin değiştiğini vurgulayan Tütüncü, büyük bir varoluş mücadelesi verildiğini ifadelerine ekledi. "IRAK TÜRKLÜĞÜ HER ŞEYE RAĞMEN ÖZÜNÜ KORUYOR" Tütüncü, Musul’un Misak-ı Millî sınırları içinde olduğu için son derece önemli olduğunun altını çizerek, kaybedilen bir toprak olduğunu belirtti. Günümüzde devletin pek çok kademesinde ve bununla birlikte aydınların siyasî baskıya maruz kaldığını aktaran Tütüncü, “Türkmenler asimilasyona uğratılmak istendi, katliam gören, kendilerine ait binalarının tahrip edilmesine, pek çok yöntemle hunharca soykırıma uğramasına rağmen Irak Türklüğü bugün büyük ölçüde özünü korumaktadır.” şeklinde konuştu. Ayrıca dil ve kültürel açıdan asimile edilmeye çalışıldıklarının ve insanlık dışı muameleye maruz bırakıldıklarının altını çizen Tütüncü, “Siyasî Türkmen kuruluşları, Irak Türkmen Cephesi ve onun yanındaki diğer Türkmen partiler olmak üzere bütün bu Türkmenler coğrafyasında Irak Türkmenleri varlığını, kültürünü, siyasî ve kültürel haklarını savunmaya devam etmektedir. Bu konudaki en büyük desteğimiz elbette ki anavatanımız Türkiye’dir. Bütün Türk dünyasından da bu konuda destek bekliyoruz.” dedi. "KIBRIS'TAKİ TÜRK VARLIĞI 400 YILI AŞKINDIR MEVCUT" Panelistlerden Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Balyemez, bölgedeki sorunları masaya yatırdı. “Türk dünyasına selam olsun” diyerek konuşmasına başlayan Balyemez, Kıbrıs’taki Türk varlığının 4 asırdan bu yana var olduğuna dikkat çekti. Balyemez, Kıbrıs Türklerinin Osmanlı'nın fethiyle Kıbrıs Adası’nda var olduğunu ve yakın tarihte var olma mücadelesi verdiğini kaydetti. Balyemez, “Bu varoluş mücadelesi bundan 42 yıl önce kurulan bir devlet olarak varlığını devam ettiriyor.” diyerek bölgedeki soruna da işaret etti. Balyemez, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ısrarla Türkiye Cumhuriyeti dışında hiçbir ülke tarafından tanınmadığını aktardı. "TÜRKİYE 75 YILDIR KIBRIS TÜRKLERİNİN UĞRADIĞI HAKSIZLIĞI GİDERMEK İÇİN ÇABALIYOR" Tarihî süreci anlatan Balyemez, 1931’de İngiliz hükûmeti tarafından Türklerin millî kimliğinin reddedildiğini, Müslüman azınlığı olarak tanınma yönünde baskıya maruz kaldığını ifade etti. Balyemez, Kıbrıs Türklerinin o tarih itibarıyla Türklük mücadelesine başladığını kaydetti. 1960’lı yıllara gelindiğinde katliamlara uğradıklarını anımsatan Balyemez, daha sonra KKTC’nin kurulmasıyla güvenlik sorunun yaşanmadığını belirtti. Balyemez konuşmasında, “Türkiye yetmiş beş yıldır ana gündem maddesi olan dış politikasında Kıbrıs Türklerinin uğradığı haksızlığı gidermek için çabalamaktadır.” cümlesini sarf etti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı tarafından Türk dünyasının şekillendirilmeye çalışıldığının altını çizen Balyemez, bunun yeniden hayata geçirilmeye çalışıldığını dile getirdi. Son olarak işgal altındaki Kırım, Kırım Tatarları, Rus saldırıları altındaki Ukrayna’da var olan mevcut durum ve bu bağlamda faaliyette olan Kırım Ailesini anlatan kısa bir video kesit gösterildi. "RUS ORDUSUNA GİRMEMEK, UKRAYNA'YA KARŞI SAVAŞMAMAK İÇİN TÜRKİYE'YE GELDİM" Panelde konuşmacı olarak yer alan Kırım Ailesi Gençlik Kolları Üyesi Zevri Kömürcü ise Rus işgali altındaki Kırım’ın tarihî serüvenini ve Kırım Tatarlarını katılımcılara anlattı. 2022 yılı itibarıyla Anadolu topraklarına adım attığını belirterek konuşmasına başlayan Kömürcü, “Türkiye’ye gelmemin sebebi Rus ordusuna girmemek, Ukrayna’ya karşı savaşmamak, milletim için çalışmaktı. Biliyorsunuz Kırım, Türk dünyasının hassas ve sorunu olan bölgelerinden biri.” diyerek Kırım Tatarlarının anavatanı Kırım Yarımadası’nın yüzyıllardır maruz kaldığı asimilasyon ve baskı politikalarına değindi. Kırım Hanlığı bağlamında yarımadanın tarihini ele alan Kömürcü, tarihî şahsiyetlerden biri olan İsmail Bey Gaspıralı’nın Türk dünyasına yeni bir soluk kazandırdığını vurguladı. Ayrıca 1917 senesinde Numan Çelebicihan başkanlığında Kırım Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu da sözlerine ekleyen Kömürcü kısa süreli cumhuriyetin ardından aydınların Ruslar tarafından katledildiğine dikkat çekti. Kömürcü, “Bu yetmeyince Kırım Hanlığı'ndan miras kalan yapılarımızı da yok etmeye çalıştılar.” dedi. Kömürcü, 1944’te ise Kırım Tatarlarının SSCB tarafından hayvan vagonlarına bindirilerek ana yurtlarından sürgüne gönderildiğini anımsattı. 1960’lı yılların sonunda Kırım’a geri dönüşlerin başladığını ancak gidenlerin zorlu şartlar altında yaşam mücadelesi verdiğini aktaran Zevri Komürcü, SSCB’nin dağıldığı 1991 yılı itibarıyla Kırım’ın Ukrayna topraklarına dâhil olduğunu belirtti. Kömürcü, böylelikle Kırım Tatarlarının anavatanına döndüğü, asimilasyona karşı verdiği kimlik mücadelesinin sonuç verdiği dönemin ortasında 2014 yılında Kırım’ın yeniden Rusya tarafından işgal edildiğini dile getirdi. MOSKOVA TÜRKİYE'NİN YARDIMLARINDAN SONRA TEDİRGİN OLDU Türkiye Cumhuriyeti’nin Kırım’a her zaman destek verdiğini, bununla birlikte Türk İşbirliği Koordinasyon Ajansı Başkanlığının (TİKA) işgalden önce Kırım’da türlü faaliyetler yürüttüğünü ifade eden Kömürcü, “Türkiye’nin Kırım’a yaptığı yardımları gören Moskova Türk dünyasının yeniden kurulmasına izin vermedi.” yorumunda bulundu. İşgal altındaki Kırım’da şu anda 200’ü aşkın siyasî tutsak olduğunu aktaran Kömürcü, işgalcilerin Kırım’daki Türklüğü susturmak istediğini vurguladı. Bu nedenle Kıyiv’de faaliyet gösteren Kırım Ailesinin 2022’de topyekûn Rus saldırılarının başlamasıyla birlikte Eskişehir’e geldiğini dile getiren Kömürcü, “Savaştan hemen önce Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, ‘Savaş başlayacak biliyoruz ama sizin yanınızda olacağız’ diyerek bize teminat vermişti. Öyle de oldu. Savaşın başladığı gün Türkiye'nin Kıyiv Büyükelçiliği otobüslerle çocukların Türkiye’ye getirilmesini sağladı.” dedi. CUMHURBAŞKANI, FIRST LADY VE TİKA BAŞKANINA TEŞEKKÜR Kömürcü, desteklerinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, First Lady Emine Erdoğan ve TİKA Başkanı Abdullah Eren’e teşekkür etti. Panelin ardından programın organizatörleri tarafından panelistlere bozkurt temalı plaket, Teşekkür Belgesi ve Kızılelma Ziya Gökalp Onur Ödülü Belgesi takdim edildi. Program, toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

Kırım Derneği, Ahıska Sürgünü ve Soykırımı'nın 81. yıl dönümünü andı Haber

Kırım Derneği, Ahıska Sürgünü ve Soykırımı'nın 81. yıl dönümünü andı

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Ahıska Türklerinin öz vatanlarından topyekûn sürgün edilişinin 81. yıl dönümü vesilesiyle 14 Kasım 2025 tarihinde bir basın bildirisi yayımladı. Basın bildirisinde şu ifadelere yer verildi: “İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Sovyetler Birliği’nin çeşitli bahanelerle sürgüne gönderdiği halklardan birisi de kardeş 'Ahıska Türkleri'dir. Kırım Tatarlarını Almanlarla iş birliği suçlaması ile sürgüne gönderen Sovyetlerin, Ahıska Türklerine nasıl bir sebep uydurduklarını pek bilmiyoruz. Karadeniz’e açılan toprakları Türkiye ile sınır olan Ahıska Türklerinin, sadece bu sıfatı taşıması bile Sovyetler açısından yeterli bir sebep olsa gerek. Sürgün sırasında Kırım Tatarları ile aynı coğrafyada yaşayan Ahıska halkı da aynı kaderi yaşadı. İki halk zulme ve acılara birlikte göğüs gerdi. Hep birlikte yok olmamaya ve geleceklerini inşa etmeye çalıştılar. Sürgün yerlerinden dönemeyen Kırım Tatarları ve Ahıskalılar yaşadıkları yerlerde oluşturdukları arkadaşlıklarını ve kardeşlik ilişkilerini hâlâ devam ettiriyorlar. Kırım Tatarının ve Ahıska Türkünün kalbinde vatanları Kırım’a ve Ahıska topraklarına, köklerine dönme arzu ve ideali hiç sönmeden yaşamaktadır. Kardeş Ahıska halkının, 'yol arkadaşlarımızın' bu acılı gününün yıl dönümünde hayatlarını sürgün yollarında ve sürgünden sonraki 'zor zamanlarda' kaybeden kardeşlerimizin ruhları önünde saygı ve hürmetle eğiliyoruz. Ruhları şâd mekânları cennet olsun”

Dışişleri Bakanlığı, Ahıska Sürgünü ve Soykırımı'nın 81. yıl dönümünü andı Haber

Dışişleri Bakanlığı, Ahıska Sürgünü ve Soykırımı'nın 81. yıl dönümünü andı

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Ahıska Türklerinin vatanlarından topyekûn sürgün edilişinin 81. yıl dönümü vesilesi ile 14 Kasım 2025 tarihinde bir basın bildirisi yayımladı. Bildiride şu ifadeler yer aldı: Yaklaşık yüz bin Ahıska Türkü, 14 Kasım 1944 tarihinde, Gürcistan’ın Ahıska bölgesinde asırlarca yaşadıkları ana vatanlarından koparılarak Sovyetler Birliği’nin uzak bölgelerine sürgün edilmişlerdir. Sürgün sırasında binlerce Ahıska Türkü yaşamını yitirmiş, hayatta kalanlar ise tüm zorluklara rağmen kimliklerini, dillerini, dinlerini ve geleneklerini koruyarak gelecek nesillere aktarmayı başarmışlardır. Sürgünün 81. yıl dönümünde bu büyük acıyı hüzünle hatırlıyor, sürgünde hayatını kaybeden kardeşlerimizi bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz. Ahıska Türklerinin ana vatanlarına dönüş sürecinin başarıyla tamamlanmasını temenni ediyoruz. 14 KASIM 1944 AHISKA SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI Bugün Gürcistan toprakları içerisinde yer alan ve Ardahan’a 15 kilometre uzaklıkta bulunan Ahıska, 1829’a kadar Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı kaldı. Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından imzalanan Edirne Antlaşması’yla şehrin kaderi değişti. Ahıska, Çarlık Rusya’sının hakimiyetine girdi. Bu da, Ahıskalı Türklerin yıllar boyu yaşayacağı zulümlerin fitilini ateşledi. Ahıska, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği sınırları içinde kalan Gürcistan’a bağlandı. 2. Dünya Savaşı’na kadar askere çağrılmayan Ahıska Türkleri, savaş başlayınca Rusya tarafından silah altına alındı. 40 bin civarında insan, Almanlarla savaşmak üzere cepheye gönderildi. Geride kalan kadınlar ve yaşlılar da Ahıska-Borcom demir yolu inşaatında çalıştırıldı. Bu hat, 1944 yılı ekim ayında tamamlandı. Ahıskalılar, kendilerini vatana hasret bırakacak trenlerin yolunu, kendi elleriyle yapmış oldu. Soykırım ve sürgünün 80. yıl dönümünde yurtlarından koparılan Ahıskalı Türklerin yaşadığı zulüm unutulmadı. Bir gece ansızın hayvan vagonlarına bindirilen kadın, çocuk, yaşlı 17 bin insan açlıktan, soğuktan ve çeşitli hastalıklardan hayatını kaybetti, 212 köyün boşaltılmasıyla 94 bine yakın kişi vatanından koparıldı. Katil Stalin idaresindeki askerler, hayatını kaybeden Ahıskalıların naaşlarını yol kenarına attı. Trenlere doldurulan Ahıskalı Türklerin tüm eşyaları geride kaldı. Vagonlara üst üste bindirilen Ahıskalıların zorunlu yolculuğu bir aydan fazla sürdü. Hayatta kalan Ahıskalılar özellikle Kazakistan başta olmak üzere Türkistan ve Sibirya'nın çeşitli bölgelerine sürüldü. Yaşam mücadelesi veren Ahıska Türkleri, 1956 yılında özel yerleşim sınırlamalarının Sovyet idaresince kaldırılması nedeniyle Kafkasya’nın farklı bölgelerine dönmeye başladı. Ancak, halkın büyük bir kısmı sürgüne gönderildikleri bölgelerde yaşamaya devam etti. AHISKA TÜRKLERİNİN VATANA DÖNÜŞ MÜCADELESİ Ahıska Türklerine sürgünden sonra vatan olan topraklardan Türkiye Cumhuriyeti, kanlı sürgünden yıllar sonra Ahıska Türklerinin kendi topraklarına yerleştirilmesi için çalışmalar yürüttü. 2004 yılının şubat ayında Rusya ve ABD hükûmeti, Uluslararası Göç Örgütünün desteğiyle Rusya’nın Krasnodar bölgesinde ikamet eden Ahıska Türklerinin ABD’de yerleştirilmesi programı başlattı. 2005 yılının eylül ayı itibarıyla yaklaşık 21 bin Ahıska Türkü programa katılma başvurusunda bulundu ve 5 bin kişi ABD’nin farklı şehirlerinde yerleştirildi. Günümüzde Ahıska Türkleri dünyada 550 bin civarında nüfusa erişti. Daha sonra da 2014’te Kırım’ın işgali neticesinde Ukrayna’nın doğusunda başlayan Rus işgali nedeniyle çatışmanın ortasında kalan bölgedeki Ahıska Türklerinin bir kısmı Türkiye’nin girişimiyle Erzincan’ın Üzümlü ilçesine yerleştirildi. Ahıska Türklerinin en çok yaşadıkları ülkelerin başında Türkiye, Kazakistan, Azerbaycan, Rusya, Özbekistan, Kırgızistan, Ukrayna ve ABD geliyor.

81 yıldır dinmeyen acı: Ahıska Sürgünü ve Soykırımı Haber

81 yıldır dinmeyen acı: Ahıska Sürgünü ve Soykırımı

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) eli kanlı lideri Josef Stalin'in emriyle on binlerce Ahıska Türkü tam 81 yıl önce bugün öz vatanlarından canice koparılmıştı. Ahıska Türkleri, günümüzde Gürcistan sınırlarında kalan vatanlarından bir gece ansızın hayvan vagonlarına bindirilerek Sibirya başta olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerine sürgün edildi. Ahıska Türklerinin Stalin zulmü ile anavatanlarından sürülmelerinin 81. yıl dönümünde sürgünde hayatını kaybedenler dualarla anılıyor. 14 KASIM 1944 AHISKA SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI Bugün Gürcistan toprakları içerisinde yer alan ve Ardahan’a 15 kilometre uzaklıkta bulunan Ahıska, 1829’a kadar Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı kaldı. Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından imzalanan Edirne Antlaşması’yla şehrin kaderi değişti. Ahıska, Çarlık Rusya’sının hakimiyetine girdi. Bu da, Ahıskalı Türklerin yıllar boyu yaşayacağı zulümlerin fitilini ateşledi. Ahıska, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği sınırları içinde kalan Gürcistan’a bağlandı. 2. Dünya Savaşı’na kadar askere çağrılmayan Ahıska Türkleri, savaş başlayınca Rusya tarafından silah altına alındı. 40 bin civarında insan, Almanlarla savaşmak üzere cepheye gönderildi. Geride kalan kadınlar ve yaşlılar da Ahıska-Borcom demir yolu inşaatında çalıştırıldı. Bu hat, 1944 yılı ekim ayında tamamlandı. Ahıskalılar, kendilerini vatana hasret bırakacak trenlerin yolunu, kendi elleriyle yapmış oldu. Soykırım ve sürgünün 81. yıl dönümünde yurtlarından koparılan Ahıskalı Türklerin yaşadığı zulüm unutulmadı. Bir gece ansızın hayvan vagonlarına bindirilen kadın, çocuk, yaşlı 17 bin insan açlıktan, soğuktan ve çeşitli hastalıklardan hayatını kaybetti, 212 köyün boşaltılmasıyla 94 bine yakın kişi vatanından koparıldı. Katil Stalin idaresindeki askerler, hayatını kaybeden Ahıskalıların naaşlarını yol kenarına attı. Trenlere doldurulan Ahıskalı Türklerin tüm eşyaları geride kaldı. Vagonlara üst üste bindirilen Ahıskalıların zorunlu yolculuğu bir aydan fazla sürdü. Hayatta kalan Ahıskalılar özellikle Kazakistan başta olmak üzere Türkistan ve Sibirya'nın çeşitli bölgelerine sürüldü. Yaşam mücadelesi veren Ahıska Türkleri, 1956 yılında özel yerleşim sınırlamalarının Sovyet idaresince kaldırılması nedeniyle Kafkasya’nın farklı bölgelerine dönmeye başladı. Ancak, halkın büyük bir kısmı sürgüne gönderildikleri bölgelerde yaşamaya devam etti. AHISKA TÜRKLERİNİN VATANA DÖNÜŞ MÜCADELESİ Ahıska Türklerine sürgünden sonra vatan olan topraklardan Türkiye Cumhuriyeti, kanlı sürgünden yıllar sonra Ahıska Türklerinin kendi topraklarına yerleştirilmesi için çalışmalar yürüttü. 2004 yılının şubat ayında Rusya ve ABD hükûmeti, Uluslararası Göç Örgütünün desteğiyle Rusya’nın Krasnodar bölgesinde ikamet eden Ahıska Türklerinin ABD’de yerleştirilmesi programı başlattı. 2005 yılının eylül ayı itibarıyla yaklaşık 21 bin Ahıska Türkü programa katılma başvurusunda bulundu ve 5 bin kişi ABD’nin farklı şehirlerinde yerleştirildi. Günümüzde Ahıska Türkleri dünyada 550 bin civarında nüfusa erişti. Daha sonra da 2014’te Kırım’ın işgali neticesinde Ukrayna’nın doğusunda başlayan Rus işgali nedeniyle çatışmanın ortasında kalan bölgedeki Ahıska Türklerinin bir kısmı Türkiye’nin girişimiyle Erzincan’ın Üzümlü ilçesine yerleştirildi. Ahıska Türklerinin en çok yaşadıkları ülkelerin başında Türkiye, Kazakistan, Azerbaycan, Rusya, Özbekistan, Kırgızistan, Ukrayna ve ABD geliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.