Kazak sanatçı Arıkbayev: Biz ortak bir kültürel mirasın parçasıyız
“Arkaiym” ve “Turan” etno-folk müzik gruplarının kurucularından, müzisyen Abzal Arıkbayev; geleneksel Kazak enstrümanlarını modern elektronik ve rock müziğiyle “neo-ethno folk” tarzı çatısı altında birleştiren “Arkaiym” grubu, grubun müziğindeki ana ilham kaynakları, Tengricilik, göçebe kültürü ve eski bozkır ruhu temalarının müzik yaratım sürecine dâhil edilme şekli ile Türk dünyasında müziğin birleştirici gücü üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.
“ARKAİYM” İSMİNİN ÖYKÜSÜ NEDİR?
“Arkaiym” grubunu 2014 yılında meslektaşı, bugün ise eşi olan Anara Kasımova ile birlikte Müzik Enstrümanları Müzesi’nde çalışırken kurduklarını belirten Arıkbayev, kendisinden ve eşinden müteşekkil müzik topluluğunun isminin hikâyesi hakkında, “’Arkaiym’ adı, Kazak Bozkırlarında antik bir yerleşimden gelmektedir. Ona ‘şehirlerin şehri’ veya ‘şehirler ülkesi’ de denir, Çelyabinsk ile Hazar Denizi arasında yer alır. Arkaiym, Avrasya’nın en eski şehirlerinden biri olarak kabul edilir, bu yüzden bu ismi seçtik. Ayrıca burada sembolik bir bağlantı da vardır: soyadlarımız ‘Ar-‘ ve ‘Ka-‘ ile başlar: Arıkbayev ve Kasımova, her ikisinin ilk hecesinin birleşimi.” ifadelerini kullandı.
“DOĞDUĞUM TOPRAKLAR VE TARİH, BANA MÜZİK VE BESTELER YAPMAK İÇİN GÜÇ VE İLHAM VERİR”
Müziğinde eski Türk ve bozkır kültürü motifleri çok güçlü şekilde hissedilen Arıkbayev, geleneksel Kazak enstrümanlarını modern elektronik ve rock müziğiyle birleştirme fikri ve kendisini “neo-ethno-folk” tarzına götüren ana ilham kaynakları üzerine, “İlham kaynakları her insanda farklı şekilde ortaya çıkar. Kimi için bu bir çocuk, kimi için ruh hali, kimi için genler, kimi için güzel hava vb. Benim için ilham kaynağı öncelikle arayıştır. Bu ruhsal ve yaratıcı bir arayış, vatan sevgisi, tarih sevgisi ve atalarıma olan sevgidir. Doğduğum topraklar ve tarih, bana müzik ve besteler yapmak için güç ve ilham verir.” şeklinde konuştu.
Topluluğunun “Neo-ethno-folk” tarzına hemen yönelmediğini ve uzun süre geleneksel halk müziğini tanıtmakla uğraştığını kaydeden Arıkbayev, buna karşın zamanla genç nesli caz, rock, pop gibi modern müzik türleriyle ilgilendirmek gerektiğini anladıklarını dile getirdi.
Arıkbayev, gençlerin böylelikle halk müziği enstrümanlarını keşfetmeye ve öğrenmeye başladığını, bunun sebebinin ise gençlerin söz konusu müzik aletlerinin farklı türlerde çalınabileceğini görmesi olduğunu belirtti.
Bununla birlikte gençlerin Kazak dombırası ve “folk-rock”ın caz ve rock müziğinde de çalınabileceğini fark ettiklerini beyan eden Arıkbayev, “neo-ethno-folk” tarzının ortaya çıkış fikrinin de gençleri geleneksel müziğe çekme amacıyla oluştuğunu ifade etti.
“BU ESERİN TEMELİNDE DOĞDUĞUMUZ TOPRAKLAR VE ATALARIMIZI YÜCELTMEK VARDIR”
Dinleyiciler üzerine derin etki bırakan “Tengir Azun”, “Batyr” ve “Elim-Ay” gibi eserlerlerinin ortaya çıkış hikâyesini anlatan Arıkbayev, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Tengir Azun” eseri, atalarımıza ve doğduğumuz topraklara adanmıştır. Biz Göktürklerin, Hunların ve İskitlerin torunlarıyız. Bu eserin temelinde doğduğumuz toprakları ve atalarımızı yüceltmek vardır. “Elim-Ay” bestesi de bir batır temalı vatansever eserdir. Bu, kahramanlık ruhunu taşıyan bir özgün bestedir. “Batır” eserine gelince bu eser, büyük “Altay-Kay” grubuna aittir. Biz bu müziği çok sevdiğimiz için “Arkaiym” grubumuzun repertuvarına eklemeye karar verdik.
“BİR ÇOCUĞUN DOĞUMUNDAN CENAZE TÖRENLERİNE KADAR HER ŞEY KÜLTÜRÜMÜZÜN BİR PARÇASIDIR”
Müziğinde Tengricilik, göçebe kültürü ve eski bozkır ruhu önemli bir yer tutan Arıkbayev, söz konusu temaları müzik yaratımına dâhil etme süreci hakkında şu ifadelere yer verdi:
Müziğimizde sadece Tengricilik değil, genel olarak bu tabiri bir dünya görüşü olarak algılıyorum. Bu, sadece Kazakların değil tüm Türk halklarının dünya görüşüdür. Bu ne anlama gelir? Bu, bizim geleneklerimiz ve göreneklerimizdir. Bir çocuğun doğumundan cenaze törenlerine kadar her şey kültürümüzün bir parçasıdır ve bugün de bunlara bağlı kalıyoruz. Biz çocukken büyükannelerimizin “jent” (Bir çeşit Kazak helvası) yaptığını, düğünleri, cenazeleri, bayramları, tüm ritüelleri gözlemleyerek büyüdük. Bunların hepsini sünger gibi içimize çektik. Büyüdüğümüzde bu gelenekleri sürdürme ihtiyacı duyuyoruz. Bunları çocuklarımıza aktarıyoruz ve dünyaya anlatıyoruz. Bugün göçebe kültür Avrupa, Amerika ve diğer ülkelerde popüler hale geliyor. Ancak göçebe gen yok olmadı, hep bizimleydi. Bu yüzden hangi müzisyen müzik yaparsa yapsın, tıpkı genetik bir kod gibi Türk dünyasının kültürü müziğe yansır.
ARIKBAYEV, TÜRK HALKLARININ KARDEŞLİĞİNE VURGU YAPTI
Eşiyle birlikte Kazak müziğini tanıttıklarını ve geleneksel müziği yeniden sahnelediklerini belirten Arıkbayev, “Kazak kültürünü dünya sahnelerinde temsil ediyoruz, bu büyük bir sorumluluktur ama aynı zamanda bizim için büyük bir mutluluktur.” dedi.
Öte yandan Arıkbayev, yurt dışında Kazakistan’ın ve Kazak kültürünün çok sevildiğine de dikkat çekti. “Kazak müziği, tüm Türk dünyasının ortak genetik ve kültürel kodunun bir parçası olarak görülüyor. Bu yüzden uluslararası sahnelerde çok sıcak karşılanıyoruz.” şeklinde konuşan Arıkbayev, New York Carnegie Hall, Londra Barbican Hall ve Berlin Konzerthaus gibi en prestijli sahnelerde konser verdiklerini ve bunun kendilerine tarif edilemez bir mutluluk ve gurur verdiğini dile getirdi.
Bununla birlikte Türkiye’de gençlerin dombıra ve Kazak müziğine ilgisinin belirgin bir şekilde artmasını ise yeni ya da sıra dışı bir durum olarak görmediğini ve tamamen doğal karşıladığını kaydeden Arıkbayev, “Kazaklar, Türkiye Türkleri, Kırgızlar, Altaylılar, Hakaslar, Tatarlar ve diğer Türk halkları kardeş halklardır; biz ortak bir kültürel mirasın parçasıyız. Halk müziği enstrümanlarımız da çoğu zaman ortaktır, sadece isimleri ve yerel özellikleri farklıdır. Bu yüzden Türkiye’deki gençlerin Dombıra ilgisini olumlu ve doğal bir gelişme olarak görüyorum.” şeklinde konuştu.
“TÜRKİYE KARDEŞ ÜLKEMİZ VE KARDEŞ HALKIMIZ”
Ayrıca 2008 yılından beri Türkiye’de çok sık konser verdiklerini ve şu anda da “Arkaiym” olarak düzenli olarak Türkiye’yi ziyaret ettiklerini dile getiren Arıkbayev, “Türkiye’yi çok seviyoruz çünkü orası, kardeş ülkemiz ve kardeş halkımız. Oraya kendi evimize gelmiş gibi gidiyoruz. Türkiye’de bizi çok iyi karşılıyorlar çünkü bu Türk müziği ve ortak bir kültürel dünyadır.” dedi.
Eşi ile sadece müzisyen değil, aynı zamanda öğretmen olduklarını belirten Arıkbayev, bu yüzden gençlerle çok çalıştıklarını da dile getirdi.
Arıkbayev, son olarak şu ifadelere yer verdi:
Her insan kendi tarihini, köklerini, dilini, kültürünü ve geleneklerini bilmelidir; nerede yaşarsa yaşasın köklerini unutmamalıdır. Türk gençliği tarihi öğrenmeli ve kardeş halkları birbirine yakın görmelidir. Biz hepimiz tek bir kardeş halkız; Tatarlar, Altaylar, Kırgızlar, Türkiye Türkleri, Azerbaycanlılar ve diğerleri.
Barış, sevgi ve birlik çağrısı yapıyoruz; ayrılık değil.