SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Asbü

QHA - Kırım Haber Ajansı - Asbü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Asbü haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Taha Kılınç ASBÜ’de anlattı: “Uygur amcalar cami bahçesinde sıraya dizilip Çin’e bağlılık yemini ettirildi” Haber

Taha Kılınç ASBÜ’de anlattı: “Uygur amcalar cami bahçesinde sıraya dizilip Çin’e bağlılık yemini ettirildi”

Çin’in Doğu Türkistan’daki baskı ve asimilasyon politikalarını yerinde inceleyerek gözlemlediklerini kaleme alan Gazeteci-Yazar Taha Kılınç, 6 Ocak 2025 tarihinde düzenlenen konferansta okurlarıyla bir araya geldi. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) İlahiyat Fakültesi tarafından tertip edilen programda Kılınç, kaleme aldığı “Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi” eserini ve Doğu Türkistan’daki izlenimlerini katılımcılara aktardı. Sümerbank Konferans Salonu’nda saat 15.00’te başlayan etkinlikte İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Osman Kurt açılış konuşması yaptı. KURT: DOĞU TÜRKİSTAN SİYASİ BİR MESELE YA DA HABER MALZEMESİ OLACAK NESNE DEĞİLDİR" Prof. Dr. Kurt, Doğu Türkistan meselesinin gündeme alınacak siyasi bir mesele, haber malzemesi olacak bir nesne veya istatiksel bir veri değil; vicdan, ahlâk, hafıza ve adalet meselesi olduğunu vurguladı. Rusya’nın Kırım’ı işgal ettiğine şimdi de Ukrayna’yı işgal girişiminde bulunduğuna işaret eden Kurt, İsrail’in Filistin’i hedef belirlediğini ve Avrupa’nın soykırıma sessiz kaldığını ifadelerine ekledi. Kurt, “Şu anda hiçbir ülke güvenli değil. Haklı olmak yetmiyor, güçlü olmak gerekiyor. Adalet ancak güçlüyseniz geçerli bir akçe haline gelir. Uluslararası hukuk diye bir mefhum artık gündemden tamamen çıkmış durumda. Yapılması gereken şey, bunları daima hatırlamak ve hatırlatmaktır. İlgimizin oraya yönelmesi vicdani temasımızın hiçbir zaman kesilmemesi gereken coğrafyalardır.” şeklinde konuştu. Dekan Kurt, Doğu Türkistan’a gidilerek zulmün yerinde incelenmesinin ve bu izlenimlerin birinci ağızdan dinlenmesinin kıymetli olduğunun da altını çizdi. "İSLAM COĞRAFYASINDA ANLAMANIN VE ANLATMANIN EN ZOR OLDUĞU YER: DOĞU TÜRKİSTAN" Ardından Gazeteci-Yazar Taha Kılınç, seyahat esnasında kaydettiği fotoğraflarla birlikte kadim Türk yurdu Doğu Türkistan’da neler gördüğünü katılımcılara aktardı. Suriye, Balkanlar ve Filistin’e ziyaretler gerçekleştirdiğini belirterek sözlerine başlayan Kılınç, “Son ziyaretimden sonra İslam coğrafyasında Doğu Türkistan’ı anlamanın ve anlatmanın en zor yer olduğunu söyleyebilirim.” yorumunda bulundu. Rastgele uçağa binerek Doğu Türkistan’a gitmenin kolay olmadığını, medyada bölgeye yönelik ciddi bir dezenformasyon inşa edildiğini ve Türkiye’de Uygur Türklerinin yeterince gündeme getirilmediğini vurgulayan Kılınç, haziran ayında Doğu Türkistan’a yaptığı ziyareti tüm detaylarıyla ele aldı. Kılınç, toplamda 15 şehri bilinçli bir şekilde gezdiğini, gittiği her yere soru işaretlerini de götürdüğünü dile getirdi. Yaptığı seyahatler arasında en zor olanının bu olduğunu, devamlı Çin polisinin sorgusuna maruz kaldığını ifade eden Kılınç, “Bu şekilde fiziksel baskıya hiçbir yerde rastlamadım.” dedi. KARDEŞ AİLE PROJESİNE DEĞİNDİ Her yerin kameralarla kaplı olduğunu söyleyen Kılınç, “Bütün bu kameralar görüntünüzün yanı sıra sesinizi de kaydediyor. Sadece bunu düşünmeye çalışmak bile oradaki kuşatmanın boyutunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı. Ayrıca Kılınç, “Kardeş Aile Projesi” kapsamında Uygurların evlerine giren Çinliler tarafından daha yakından takibe alındığını anımsattı. Kılınç, son 10 yılda bir milyondan fazla Uygur Türkünün evine Çinlinin yerleştirildiğini kaydetti. 10 BİNİN ÜZERİNDE CAMİ YIKILMIŞ! Çin’in ibadethanelere girişi yasaklayarak Uygurların İslam kimliğini elinden almaya çalıştığının da altını çizen yazar, camilerdeki eksikliği sıraladı. Kılınç, kimi camilerin kapalı olduğunu kimi camilerin müze veya alkollü mekân haline getirildiğini kimi camilerin ise Çinlilerin düzmeceleriyle halka açık olduğunu belirtti. Kılınç, camilerin yıkıldığını da sözlerine ekleyerek 10 binin üzerinde ibadethanenin yok edildiğini resmî veriler, uydu görüntüleri ve şahitlerle tescil ettiklerini vurguladı. Ayrıca Kılınç, Çin’in sözde “aşırıcılık” iddiası nedeniyle uyguladığı baskı politikası sonucunda Doğu Türkistan’da tesettürlü kadın görmediklerini, sakallı yalnızca 3 amca ile karşılaşabildiklerini söyledi. Kılınç, “Amcalardan biri kuruyemiş satıyordu biri davulcuydu diğeri ise turistler için her gün Uygur dansı etmeye çıkan figüran bir amcaydı” bilgisini verdi. BAYRAM NAMAZI EN SON 2016'DA KILINMIŞ Kılınç, Kaşgar’da bayram namazının ise en son 2016 yılında kılındığını sözlerine ekledi. Öte yandan Hoten’de sansasyonel bir olayla karşılaştıklarını vurgulayan Kılınç, Çin bayrağının olduğu camiye sayımı yapılarak içeri alınan yaşça büyük amcaların sıraya dizildiğini ve Çin Komünist Partisine (ÇKP) bağlılık yemini ettirildiğini dile getirdi. MEZARLIĞIN ÜZERİNE "MUTLULUK PARKI" İNŞA EDİLDİ Mezarlıkların Çinliler tarafından Uygurların varlığını reddetme amacıyla kasıtlı olarak yok edildiğini ifade eden Kılınç, mezarlıklardan birinin üzerine “Mutluluk Parkı” inşa edildiğini de gözler önüne serdi. Kılınç, Doğu Türkistan’daki zulmün duyurulması ve hatta sona ermesi için herkesin kendisine “Ne yapmalıyım?” sorusunu devamlı olarak sorması ve Uygurlarla temasın sağlanması gerektiği konusunda öneride bulundu. Konferans, Kılınç’ın katılımcıların sorularını cevaplandırmasıyla sona erdi. Programın sonunda İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Osman Kurt, Gazeteci-Yazar Taha Kılınç’a hediye takdimi etti. Konferansın akabinde Kılınç, “Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi” adlı kitabını katılımcılara imzaladı.

"Bir Zamanlar Dobruca: İki Dünya Savaşı Arasında Kırım Tatar Millî Hareketi" eseri ASBÜ'de tanıtıldı Haber

"Bir Zamanlar Dobruca: İki Dünya Savaşı Arasında Kırım Tatar Millî Hareketi" eseri ASBÜ'de tanıtıldı

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından basılan “Bir Zamanlar Dobruca: İki Dünya Savaşı Arasında Kırım Tatar Millî Hareketi” isimli kitap, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinin (ASBÜ) Sümerbank Fuaye Alanı'nda tanıtıldı. 2 Aralık 2024 tarihinde gerçekleşen program, “Bir Zamanlar Dobruca” isimli fotoğraf sergisi ile başladı. Sergide, Kırım Tatar arşivinden fotoğraflar yer aldı. Soru-cevap şeklinde ilerleyen tanıtım toplantısında, kitabın yazarları ASBÜ Dr. Öğretim Üyesi Filiz Tutku Aydın Bezikoğlu ve Varşova Üniversitesi Doktorantı Edige Burak Atmaca konuşma yaptı. BEZİKOĞLU'NU KİTABI YAZMAYA İTEYEN SEBEP ANNEANNESİNİN GÖÇÜ OLDU Dr. Öğretim Üyesi Bezikoğlu, 200 yıl önce Rus Çarlığının Kırım’ı işgalinden sonra Kırım Tatarlarının Osmanlı İmparatorluğuna sığındığını ve bu bağlamda Romanya’ya yerleştirildiklerini ifade etti. Anneannesinin Romanya’ya göç etmesine ilgi duyduğu için bu kitabı yazmaya karar verdiğini belirten Bezikoğlu, eseri Kırım Tatar arşivlerinin ellerine geçmesi ve diğer yazarların katkısı ile kaleme aldıklarını bildirdi. ???? "Bir Zamanlar Dobruca: İki Dünya Savaşı Arasında Kırım Tatar Millî Hareketi" kitabı ASBÜ'de tanıtıldı pic.twitter.com/ZFzDTXXqQv — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) December 2, 2024 "KİTABIN YAYIMLANMASI MİLLİ HAFIZAMIZI KORUMAMIZ İÇİN ÖNEMLİ" Araştırmacı-yazar Edige Burak Atmaca ise eserin hayata geçirilmesi hakkında, "Bizim buradaki avantajımız kitabımızda arşivleri özel izinle temin edebilmiş olmamızdır. Bu nedenle teşekkür etmemiz gerekiyor. Bu kitabın yayımlanması milli hafızamızı muhafaza etmemiz açısından çok önemli" ifadelerini kullandı. Yazarlar, kitabı çevrim içi platform olan Zoom üzerinden birbirleriyle iletişim halinde hazırladıklarını söyledi. Atmaca, kitabın içeriğinden kısaca bahsederek, Romanya, Polonya ve Türkiye’deki diasporayı göz önünde bulundurduklarını anlattı. Bu kapsamda, Atmaca kendisinin Polonya ile ilişkiler hususunu, Bezikoğlu’nun Kırım Tatar kültürünü, Metin Ömer’in ise Romanya’daki diasporayı ilgilendiren başlıkları ele aldığını kaydetti. ROMANYA'DA TÜRK VE TATAR NÜFUSUNUN TOPLUMSAL YAPISI Dr. Öğretim Üyesi Filiz Tutku Bezikoğlu, kitapta Osmanlı İmparatorluğunun son dönemi ve Osmanlı'dan sonra Romanya’nın bağımsızlığıyla birlikte bölgedeki Kırım Tatarlarına ve Türklere parmak bastıklarını açıkladı. Bezikoğlu, "Bir bölümde Romanya’daki aydınlanma hareketi ve orada ortaya çıkan dergilerden bahsederken, Romanya’da önemli katkılar sağlayan ünlü fikir adamı İbrahim Temo ve hedefleri ile toplum içerisinde kendi haklarını savunan Türkler ve Tatarlardan bahsettik” dedi. Öte yandan Atmaca ise Romanya’nın bağımsızlığıyla birlikte bölgede değişen toplumsal yapıdan söz etti. Atmaca, “O dönemde Kırım Tatar Milli Hareketi, Romanya’yı bir köprü olarak kullanarak, Polonya arasında mekik dokuyor ve milli faaliyetlerini sürdürüyor” değerlendirmesini yaptı. SSCB'NİN YIKILACAĞINA İNANDILAR, KIRIM'A DÖNÜŞ İÇİN HAZIRLIK YAPTILAR Romanya Dobruca'daki Kırım Tatarlarının kültürünü nasıl koruduklarını tarihsel süreciyle birlikte aktaran Bezikoğlu, Kırım’dan göç etmek zorunda kalan Tatarların, Osmanlı’nın kurduğu Mecidiye kentine yerleştiklerini ve düğünleri, dansları ve müzikleriyle (şınlarıyla) kültürlerini orada yaşattıklarını dile getirdi. Bezikoğlu, “Kimliğini korumuş bir topluluk görüyoruz. Kırım Savunma Bakanı (sonraki diaspora lideri) Cafer Seydamet Kırımer, oradaki entelektüeller -örneğin Müstecip Ülküsal- ile iş birliği yaparak bir hareket oluşturuyorlar. Emel adlı bir dergi çıkarıyorlar ve Romanya’daki Kırım Tatarlarını örgütleyerek Sovyetler Birliği’nin kısa zaman içinde yıkılacağına inanarak, Kırım’a gitmek için türlü hazırlıklar yapıyorlar” bilgisini verdi. Nüfuslarına göre Kırım Tatar toplumunun burada güçlü bir kimlik inşası sergilediğini vurgulayan Bezikoğlu, entelektüel yetiştirdiklerini ve aldıkları eğitimle birlikte asimilasyona uğramadan toplumda önemli bir yer edindiklerini sözlerine ekledi. Tanıtım toplantısında yazar Edige Burak Atmaca, Polonya Tatarlarından da bahsetti. Kırım Tatarlarının Litvanya ve Polonya’da soylu bir sınıfta olmaları nedeniyle topluma kolayca entegre olabildiklerini belirten Atmaca, “Soylu sınıfta oldukları için ordu içinde de yer aldılar. Kimileri de devlet yetkilisi oldu. Polonya’nın bağımsızlığıyla birlikte Tatarlar bu hareketin içinde yer aldıklarından dolayı, devlette yer alabildiler ve birçok ülkeyle temasta bulunabildiler” ifadelerine yer verdi. Son olarak Atmaca, ne yazık ki genç nüfusun Avrupa’ya göç ettiğini ve yaşlı nüfusun bu topraklarda kaldığını, bugün oradaki nüfusun 5 ile 10 bin civarında olduğunu aktardı. Dr. Öğretim Üyesi Bezikoğlu, eserin ASBÜ Kütüphanesine gönderildiğini anımsattı. Ayrıca, bir sonraki çalışmanın Polonya ve Litvanya Tatarları hakkında olacağını duyurdu.

ASBÜ'de "Rusya-Ukrayna Savaşı ve Kırım: Tehditler ve Barış Arayışları" konuşuldu Haber

ASBÜ'de "Rusya-Ukrayna Savaşı ve Kırım: Tehditler ve Barış Arayışları" konuşuldu

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinde (ASBÜ), 11 Ekim 2023 tarihi Çarşamba günü saat 14.00'te Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı topyekun işgal girişimi ve Kırım'daki insan hakları ihlallerinin ele alındığı bir panel düzenlendi. "Rusya-Ukrayna Savaşı ve Kırım: Tehditler ve Barış Arayışları" başlıklı panelde konuşmacılar arasında; Ukrayna Ulusal Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Direktörü Dr.Oleksandr Bogomolov, ASBÜ Türk Dünyası Çalışmaları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Muhammet Koçak ve ASBÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şebnem Akçapar yer aldı. ASBÜ'de Ukrayna-Rusya Savaşı ve Rus işgalindeki Kırım konuşuldu Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın ve Kırım'daki insan hakları ihlallerinin ele alındığı panele ev sahipliği yaptı Panel, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji… pic.twitter.com/Z0me1CCklj — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) October 12, 2023 PROF. DR. AYŞEGÜL AYDINGÜN: UKRAYNA, 9 YILDAN BERİ RUS İŞGALİ ALTINDA Panelde, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Aydıngün moderatörlük görevini üstlendi ve açılış konuşmasını yaptı. Prof. Dr. Ayşegül Aydıngün, Ukrayna’nın 2014 yılından beri Rusya tarafından işgal altında olduğunun altını çizdi. Aydıngün, “9 yıldan beri Ukrayna’nın Rusya tarafından işgal edildiğini hatırlatmak istiyorum. Kırım'ın işgali, Rusya’nın emperyal politikalarını hayata geçirmek için ilk adımdı. Bunu yaparken bağımsız bir ülkenin egemenliğini hiçe saydı ve aynı zamanda kendisinin imzalamış olduğu bütün anlaşmaları ihlal etti” ifadelerini kullandı. Batı dünyasının bu hususta gereken tepkiyi göstermemesini vurgulayan Prof. Dr. Aydıngün, “Batının etkin olmayan tepkisi, Rusya'yı anlamamış olmalarından kaynaklanıyordu. Rusya’nın yayılmacı politikasını hayata geçirmesini mümkün kıldı” dedi. Batı dünyasının tepkisizliğinin sonuçlarını ele alan Aydıngün, “2014 ve 2015 yılında imzalanan Minsk anlaşmalarının imzacıları, hiçbir şekilde bu anlaşmalara riayet etmediler. Çatışmayı durduramadılar ve bu konuda yetersiz kaldılar. Bu da 2022'de Ukrayna'nın topyekun işgali ile sonuçlandı” açıklamasını yaptı. Rusya tarafından kaçırılan Ukraynalı çocuklara da değinen Aydıngün, “Çocuklar hakkında kısaca bir şey belirteyim. Ukrayna’dan Rusya’ya sürülen çocuklar hakkında. Rusya Ukrayna’dan çocukları götürdü ve ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Rusya Ombudsmanı savaşın başladığı tarihten bu yana 700 bin Ukraynalı çocuğun Rusya’ya götürüldüğünü söyledi. Rusya, çocukların sürülüşünü onları korumak olarak belirtse de belgeler ve tanıklar bu çocukların Rus ailelerine verildiğini ve Rus politikalarıyla endoktrine edildiğini gösteriyor” değerlendirmesini yaptı. DR. OLEKSANDR BOGOMOLOV: KIRIM'DA RUS FİLOSUNUN BAŞKA YERLERE TAŞINMASINI SAĞLADIK Ukrayna Ulusal Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Direktörü Dr. Oleksandr Bogomolov, konuşmasında bütüncül bir bakış açısı geliştirmeye çalışırken siyasi, sosyal, güvenlik ve ekonomi perspektifinden Kırım'ın Rusya tarafından işgalini ve Ukrayna'daki savaşı ele aldı. Bogomolov, Ukrayna'nın ekonomideki gelişimine vurgu yaparken, “Ukrayna'nın doğusunda SSCB döneminde endüstriyel fabrikalar imkânı bulunuyordu. Batısında ise tarımsal araziler mevcuttu. Bu durum SSCB’nin tehdit algısı ile ilgiliydi. Bu yüzden Ukrayna’nın batısını böyle inşa etti ve batı kısımlarını doğuya doğru göçe zorladı” dedi. Bogomolov, “Ukrayna'da SSCB döneminde siyaset ve güvenlik yapısı İkinci Dünya Savaşı sonrasında değişti ve Soğuk Savaş döneminde devam etti” ifadelerini kullandı. NATO'nun beşinci maddesine vurgu yapan Bogomolov, “Bu güvenlik yapıları aslında masa başında imzalanmıştı ama hiçbir zaman gerçek bir sınava tabi tutulmamıştı" açıklamasını yaptı. Bogomolov, NATO üyesi ülkelere yönelik tehdidin öngörüldüğü şekilde değil Ukrayna üzerinden yapıldığının altını çizdi. Bogomolov, "Bu tehdidi oluşturan kişiler aynı, ulaşmak istediği hedef aynı, bunu daha önce Suriye'de daha sonra Ukrayna'da yapıldı. Suriye’de yapılan bir nevi antrenmandı" dedi. Uzman Bogomolov, Ukrayna'nın doğusu işgal altında olduğu için insanların o bölgelerden Ukrayna’nın batısına göç etmek durumunda kaldığını aktardı. Bogomolov, ekonomik değişime dikkat çekerken, “Bu insanların göçü, birçok sektörün taşınmasına da neden oldu. Taşınma zor olsa da büyük oranda gerçekleşti” açıklamasını yaptı. Ukrayna'nın tarihsel olarak Orta ya da Doğu Avrupa'ya dahil olduğunu dile getiren Bogomolov, “Biz daha çok Polonya ve Osmanlı coğrafyalarının insanıyız. Buralara aitiz" ifadelerini kullandı. Bu nedenle yaşanan göçlerin kolay olmadığını dile getiren Bogomolov, "Bu insanlar sosyal çevrelerinden koptu. Bu konu çok önemli ve karmaşık bir meseledir" dedi. Bogomolov, 24 Şubat 2022'de Ukrayna'ya karşı saldırı başlatarak; Rusya’nın barbarca bir savaş yürüttüğünün altını çizdi. Burada kullandığı enstrümanların uluslararası anlaşmalara aykırı olduğunu yineledi. Bogomolov, konuşmasının son bölümünde Rusya’nın yürüttüğü işgalin farklı boyutlarını anlattı. Ukrayna kültürüne karşı Rusya’nın saldırgan adımlar attığına dikkat çekti. Ukrayna’nın karşı taarruzuna yönelik eleştirilere de açıklık getiren Bogomolov, "Kırım'da Rus filosunun başka yerlere taşınmasını sağladık. Kırım'ı da geri alacağımızı umuyorum" dedi. PROF. DR. ŞEBNEM AKÇAPAR, TÜRKİYE'DEKİ SAVAŞ MAĞDURU UKRAYNALILARI DEĞERLENDİRDİ ASBÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şebnem Akçapar, Ukrayna’dan Türkiye’ye ve Polonya’ya sığınan savaş mağdurları hakkında bir sunum gerçekleştirdi. Akçapar, “Türkiye’de 38 bin 554 Ukraynalı çeşitli ikamet izinleriyle ülkede bulunuyor” dedi. Akçapar, gelen nüfusa karşı farklı politikalar uygulandığını dile getirirken, “Ukraynalıların yanında Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri de geliyor ve farklı gruplara farklı politikalar uygulanıyor” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Akçapar, Türkiye’de Ukraynalıların en çok yaşadığı iller arasında İstanbul, Antalya, İzmir, Mersin, Ankara ve Eskişehir'in bulunduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Akçapar, Savaş mağduru olan Ahıska Türklerinin Erzurum ve Erzincan civarında bulunduklarına, Kırım Tatarlarının ise hem dernekler hem de sivil toplum kuruluşları sayesinde yoğun olarak Eskişehir’de ikamet ettiklerini ifade etti. Akçapar, Ukrayna derneklerindeki değişime dikkat çekerek; “Bu göçte derneklerin ve diasporaların rolünün çok kuvvetli olduğunu gördük. Ukraynalı dernekler arasında 2022 yılı itibariyle diasporalaşma ve siyasi hareketliliğin güçlendiğini görüyoruz” dedi. DR. ÖĞRETİM ÜYESİ MUHAMMET KOÇAK, UKRAYNA-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNİ ANLATTI ASBÜ Bölge Çalışmaları Enstitüsü Türk Dünyası Çalışmaları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Muhammet Koçak, Ukrayna ile Türkiye arasındaki ilişkilere yönelik bir konuşma gerçekleştirdi. Ukrayna’nın Türkiye için önemine dikkat çeken Koçak, “Öncelikle şundan bahsedeyim. Ukrayna Türkiye için çok önemli bir ülke. Yani güvenlik açısından zaten Rusya, Türkiye açısından ciddi bir tehdit. Bizim tarihsel olarak Karadeniz'de olsun, Balkanlarda olsun bir şekilde hep rakibimiz olmuş, Osmanlı'nın yıkılmasına ve gerilemesine sebep olmuş Türkler farklı bir şekilde bunun farkında” ifadelerini kullandı. Ukrayna’nın bölgede ciddi bir müttefik olduğuna dikkat çeken Koçak, “Ukrayna, bölgede bizim ciddi bir ortağımız. Karadeniz'deki ticaret olsun, güvenlik olsun ciddi ortaklıklar var. Ve bu ortaklarımız aslında savaş sürecinde daha da gelişti. Türkiye zaten 2014 senesinde Rusya Kırım'ı ilhak ettiğinde bunu hukuken tanımamıştır” dedi. Türkiye’nin Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik topyekun işgaline ilişkin net tavrını değerlendiren Koçak, “Rusya'nın, Ukrayna'ya yönelik topyekun işgal hareketine giriştiği safhada Türkiye bu hareketi savaş olarak tanıyan ilk ülkelerden bir tanesi oldu. Ve Türkiye'nin bu savaşı tanıması aslında pratik bir sonuç doğurdu. Çünkü Montrö Anlaşması sebebiyle Türkiye, boğazlardan geçen daha doğrusu haliyle boğazlara yani Karadeniz'e gelebilecek Rus donanma hareket birliklerini bir şekilde kısıtlamış oldu. Türkiye, buradaki tutumunu devam ettirdi. Yani 2014'ten beri aslında takındığı tavrı devam ettirdi ve Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne saygılı olduğunu, Rusya'nın başlattığı işgali tanımadığını her platformda dile getirdi” değerlendirmesini yaptı. Türkiye’nin arabuluculuk rolünü değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Muhammet Koçak, “Fakat bunu yaparken Türkiye, Avrupa Birliği ve NATO'nun büyük bir bölümünün arasına katılarak Rusya'ya yaptırım uygulamak yerine iki tarafla da görüşebileceği bir pozisyonda kalmayı tercih ederek aslında bir noktada diplomasiyi kolaylaştırıcı bir rol almayı hedefledi” ifadelerini kullandı. Dr. Öğretim Üyesi Koçak, Ukrayna ile Türkiye arasındaki ticari ilişkileri değerlendirdi. İkili ilişkilerin gelişmesinin iki ülkenin de yararına olduğunu dile getirdi. ASBÜ Bölge Çalışmaları Enstitüsü Tarafından “Rusya-Ukrayna Savaşı ve Kırım: Tehditler ve Barış Arayışları” Paneli Gerçekleştirildi Detaylar için: https://t.co/lLByP0KA62 pic.twitter.com/03F5Ie2EdG — ASBÜ (@ASBUedu) October 11, 2023

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.