SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bağımsızlık

QHA - Kırım Haber Ajansı - Bağımsızlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bağımsızlık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Muhakeme youtube kanalında Moskova’yı fetihten sürgüne Kırım Tatarları konuşuldu Haber

Muhakeme youtube kanalında Moskova’yı fetihten sürgüne Kırım Tatarları konuşuldu

YouTube’da yayın yapan Muhakeme kanalında Türk dünyası meselelerinin konuşulduğu “Türk Yurtlarından Notlar” programında “Moskova’yı Fetihten Sürgüne Kırım Türklüğü” başlıklı bir içerik yayınlandı. Emre Kartal tarafından hazırlanan programda 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nda Kırım Tatarlarının yaşadığı acılar, 2014’te Rusya’nın gerçekleştirdiği işgal ve hukuksuzluklarla birlikte Kırım Tatarlarının zaferlerle dolu tarihine de değinildi. Yaklaşık 6 ay önce yayın hayatına başlayan Muhakeme YouTube kanalı pek çok konseptte çalışmalarını gerçekleştiriyor. Bu konseptlerden biri olan “Türk Yurtlarından Notlar” programını hazırlayan Emre Kartal her programda farklı Türk coğrafyasının gündemini ve meselelerini ele alıyor. 18 Mayıs 1944 tarihinde gerçekleşen Kırım Sürgünü ve Soykırımı’nın yıl dönümü olması sebebiyle de bu haftaki programlarında Kırım konuşuldu. MOSKOVA’YI FETHEDEN KIRIM HANLIĞI Programda Kırım Tatarlarının ve Kırım coğrafyasının tarihine değinilerek özellikle Kırım Hanlığının zaferlerle dolu tarihinden örnekler anlatıldı. Kırım Hanı Devlet Giray komutasındaki orduların Moskova’yı fethi ve büyük Moskova yangını çevresinde gelişen olayları anlatan Kartal, Kırım Hanlığı ile Osmanlı Devleti arasındaki değerli ve güçlü ilişkiye de yoğun atıf yaptı. İKİ YUMRUK ARASINDA KIRIM TATARLARI İkinci Dünya Savaşı ikliminde Nazi ve Sovyetler Birliği işgallerini gören Kırım’ın yaşadığı dramatik gelişmelere değinen Kartal, iki güç arasında Kırım Tatarlarının aradıkları bağımsızlık ve özgürlüğü ve bu bağlamda yaşadıkları acı hadiseleri örneklerle incelendi. Hitler ve Stalin’in ayrı ayrı sürgün hareketlerine değinilerek II. Dünya Savaşı’nda Kızıl Ordusu yanında savaşan Kırım Tatarlarının dahi Stalin tarafından nasıl sürgün edildiğini örnekleriyle anlatıldı. ARABAT FACİASI HATIRLANDI Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı sırasında unutulan ve gemilere doldurularak batırılan Kırım Tatarlarının acı kaderlerini hatırlatan Kartal, Araba faciasının asla unutulmaması gerektiğini vurguladı. Bununla birlikte sürgüne dair bilgiler paylaşılan programda sürgünün soykırım olduğu vurgulandı. SOVYET SÜRGÜNÜNDEN RUS İŞGALİNE KIRIM Sürgünden sonra 2014 yılından Rus işgal kuvvetlerince gerçekleşen saldırıları gündemine alan Kartal, hukuksuz referandum ve işgalin tanınmaması gerektiğini işaret etti. Rusya’nın Kırım’dan sonra Ukrayna’nın başka bölgelerinde de işgal ve katliam yürüttüğünün işaret edildiği programda Türk dünyasının tamamının büyük siyasi bağlamların dışına çıkarak sade ve sadece Kırım Tatarlarından yana olması gerektiği vurgulandı. Programda “Aluştadan Esen Yeller” ve Kırım Tatar Millî Marşı olan “Ant Etkenmen” de okunarak Kırım Tatarlarının bağımsızlık ruhuna ve edebi gücüne atıf yapıldı. Programda ayrıca Antlı Şehit Numan Çelebicihan, Kırım Tatarlarının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abülcemil Kırımoğlu gibi abide şahsiyetin mücadelelerine de atıf yapıldı. EMRE KARTAL KİMDİR? Muhakeme YouTube kanalında “Türk Yurtlarından Notlar” programını hazırlayan Emre Kartal, Gazi Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında lisans ve yüksek lisans derecesine sahip. Halihazırda da Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında doktora eğitimine devam ediyor. Uzun yıllardır çeşitli sivil toplum kuruluşlarında özellikle Türklük ve Türk dünyası üzerine çalışmalar yürüten, pek çok yayın organında uluslararası ilişkiler alanında çalışmaları yayınlanan Kartal, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde danışman olarak görev yapmaktadır. Kartal özellikle Çin Halk Cumhuriyeti dış politikasına ve Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine yönelik akademik çalışmalarda bulunuyor.

Çırpınırdı Karadeniz'in şairi Ahmet Cevad 134 yaşında! Haber

Çırpınırdı Karadeniz'in şairi Ahmet Cevad 134 yaşında!

Türk dünyasının genelinde bilinen “Çırpınırdı Karadeniz” şiirini kaleme alan Azerbaycanlı ünlü şair Ahmet Cevad, doğumunun yıl dönümünde Türkiye ve Azerbaycan’da anılıyor. Ahmet Cevad, 5 Mayıs 1892'de Şemkir'in Seyfali köyünde hayata gözlerini açtı. Altı yaşında babasını kaybeden Cevad, ilk eğitimini dinî bir okulda aldı. Ailesiyle birlikte Gence’ye taşınan Cevad, burada Şah Abbas Camii bünyesinde faaliyet gösteren medresede eğitim gördü. AHMET CEVAD'IN İSTİKBAL YOLUNU, AZERBAYCAN TÜRKÜ DÜŞÜNÜRLER AÇTI Şah Abbas Camii’nin eğitimcileri, önemli Azerbaycan Türkü aydınlardan oluşuyordu; bunların arasında şair Hüseyin Cavid, edebiyat eleştirmeni Abdulla Sur, Şeyhülislam Pişnamazzade gibi dönemin tanınmış isimleri bulunuyordu. Bu yüzden Ahmet Cevad’ın bu dönemde aldığı eğitimde, ciddi bir vatanseverlik motifi mevcuttur. Cevad, kısa sürede okulun gözde öğrencilerden biri olur. Bu dönemde Hüseyin Cavid ile sık sık iletişime geçen Ahmet Cevad, yazma ilhamına erişti ve ilk şiirlerini medresede yazmaya başladı. Ayrıca hocalarının millî-manevî sohbetlerini dinlemek, Türk milletinin durumu ve istikbali ile ilgili medresedeki tartışmaları dinlemek, Ahmet Cevad'ın istikbal yolunun belirlenmesinde ve milli istiklal mücadelesinin tüm gücüyle başlamasında büyük rol oynadı. Ahmet Cevad, okulda Arapça, Farsça ve Rusça dillerini mükemmel bir şekilde öğrendi. 1912 yılında eğitimini tamamlayıp öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra Ahmet Cevad göreve başladı. Mesleğe gazellerle başlayan genç şairin eserleri 1913 yılında yayımlanmaya başlandı, "Koşma" adlı ilk şiir kitabı üç yıl sonra, 1916'da yayınlandı. OSMANLI İMPARATORLUĞU SAFINDA KAFKAS GÖNÜLLÜ BİRLİĞİNE, GÖNÜLLÜ ASKER OLARAK KATILDI Aydınlık için çabalayan ama kaderi karanlıktan geçen Ahmet Cevad'ın hayatının dönüm noktası böyle başladı. Vatanını ve insanını tüm kalbiyle seven çok yetenekli bir Türk evladı olan Ahmet Cevad, Osmanlı İmparatorluğunun bu dönemdeki durumundan endişe duyar. Azerbaycan’ın önemli aydınlarından biri olan şair ve eğitimci Abdulla Şaik ile İstanbul’da kurulan “Kafkas Gönüllü Birliği”ne gönüllü asker olarak katılır. AHMET CEVAD, ÇIRPINIRDI KARADENİZ ŞİİRİNİ YAZDI Osmanlı İmparatorluğunun doğusunda Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusların ve Ermenilerin yaptığı mezalime karşı çıkan Ahmet Cevad, Bakü'de bulunan "Azerbaycan Hayırsever Cemiyeti" ile bu bölgelerde yaşayan Türklere yardım eder. O günlerde Kars’ta Türk halkının yürek burkan yaşamına şahit olan Cevad, “Gördüklerim” şiirini kaleme alır. 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşına katılmasından etkilenen Cevad, “Karadeniz” şiirini yazar, büyük umutlarla yaşamıştır. Cevad, “Dost elinden esen rüzgarlar. Şiir... bana selam söyler. Olsun bizim bütün eller. Kurban Türkün bayrağına” yazar. AzerbaycanTürkü ünlü besteci Üzeyir Hacıbeyli’nin bestesini yaptığı, Ahmet Cevad’ın şiiri "Çırpınırdı Karadeniz" eseri tüm Türk dünyasının özgürlük ve mücadele marşının yankısıdır. "KALEMİ BİN SÜNGÜ DEĞERİNDEYDİ" 1919 yılında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu Azerbaycan milli tarihinin en parlak sayfası olarak karşılayan Ahmet Cevad, bağımsız Azerbaycan’ın marşı olan "Azerbaycan Marşı"nı yazmıştır. Azerbaycan'ın ulusal kurtuluş mücadelesinin önderi Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin kurucularından Mehmet Emin Resulzade, Ahmet Cevad için, "Şiirleriyle Türk halkının, anavatanı Azerbaycan'ın bağımsızlık mücadelesine daha çok hizmet etmiştir. Onun kalemi bin süngü değerindeydi." demiştir. BOLŞEVİKLERİN İŞGALİ SIRASINDA ÖĞRETMENLİK YAPTI 1920'de cumhuriyetin düşmesinden sonra şair, Gusar'ın Hulug köyüne taşınarak öğretmen oldu. 1922'de Ahmet Cevad, Bakü'de Yüksek Pedagoji Okulu'na girdi. Ahmet Cevad, Yüksek Pedagoji Enstitüsünden mezun olduktan sonra "Eğitim ve Kültür" dergisinde çalıştı ve sonraki pedagojik faaliyetleri yüksek okullarla ilgiliydi. Bir süre Azerbaycan Politeknik Enstitüsü, Gence Ziraat Enstitüsü'nde öğretmenlik yaptı ve Azerbaycan'da Rus dilinin ilk profesörlerinden biri oldu. CEVAD, KOMÜNİST YÖNETİM TARAFINDAN HEDEF GÖSTERİLDİ Ahmet Cevad'ın ünlü kitabı "İstiklâl İçin Şiirler" 1928'de İstanbul'da yayımlandı ve o dönemde Sovyet basınında Ahmet Cevad'a yönelik saldırılar başladı. 1935 yılında Gence'den Bakü'ye dönen Ahmet Cevad, çalışmalarını "Azerneşr"de sürdürmektedir. Ona yönelik saldırılar burada da bitmiyor. Özellikle Sovyet Yazarlar Birliği genel kurulunda şair, sert bir şekilde eleştirilir. Ahmet Cevad'a yönelik hain iftira kampanyası basının sayfalarında genişlediğinde 3 Haziran 1937'de Ahmet Cevad, Sovyet Yazarlar Birliği üyeliğinden ihraç edildi. Komünist yönetim, 5 gün sonra Cevad’ı tutukladı. Azerbaycan halkının özgürlük ve bağımsızlığı için savaşan güçlü şair, bir anda "halk düşmanı" olarak damgalandı. Şairin evinin aranması sırasında dairesinden eşi Şükriye hanımın mal varlığına hatta mücevher ve ziynet eşyalarına el konuldu. KOMÜNİST REJİM, AHMET CEVAD'IN AİLESİNE DE HUZUR VERMEDİ Ahmet Cevad, 13 Ekim 1937’de Stalin’in Kızıl Terörü’nün bir kurbanı olarak kurşuna dizilerek infaz edilir. Şairin geride bıraktığı ailesine de huzur verilmez. Cevad’ın ölümünden sonra eşi Şükriye hanım, çocuklarıyla birlikte “vatan haininin eşi” olarak tutuklandı. Yedi yıl sonra sürgünden salıverilmesine rağmen Bakü'de yaşaması yasaklandı. Aile ancak Aralık 1955'te beraat etti.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun! Haber

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun!

Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılan Osmanlı İmparatorluğu’nun, Mondros Mütarekesi sonrasında işgal edilmesinin ardından Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştı. Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas kongreleri ile alınan kararlar, ulusun egemenliğini yine ulusun sağlayacağını ortaya koymuştu. İstanbul’un işgali ve Millî Mücadele yanlılarının Ankara’da toplanmaya başlaması üzerine Mustafa Kemal, 19 Mart 1920’de yayımladığı genelgeyle” Ankara’da olağanüstü yetkili bir Meclisin” kurulacağını duyurdu. Türk milli bağımsızlık ve egemenliğinin sembolü olarak kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 23 Nisan 1920’de halkın yoğun ilgisi ve dualarıyla açıldı. Türk devletini ayağa kaldıran Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk açılış gününde yaptığı konuşmada, "Milletin mukadderatını doğrudan doğruya idare etmek üzere Ankara’da bir Büyük Millet Meclisi toplandı" dedi. Bu, sadece yeni bir meclisin açılması değil, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesinin resmen hayata geçmesi anlamına geliyordu. Artık Türk milleti, kendi kaderini kendi tayin edecekti. İlk Meclis’te yurdun dört bir yanından seçilen temsilciler, bağımsızlık yemini ederek göreve başladılar. Mustafa Kemal Paşa, Meclis’in ilk başkanı seçildi. Bu Meclis, sadece kanun çıkaran bir organ değil; hem Millî Mücadele’yi yöneten, hem de yeni bir devletin temelini atan en yüksek irade oldu. Bu tarih "Millî Hâkimiyet Bayramı" adıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk millî bayramı olarak kutlandı. Ancak Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan 1924'te 23 Nisan gününün bayram olarak kutlanmasına karar verdi. 1927 yılından itibaren, 23 Nisan artık herkes tarafından “Çocuk Bayramı” olarak görülmeye ve kutlanmaya başlandı. 23 Nisan 1927'deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu'nun konser vermesini sağlamıştır. Türk milletinin bu önemli bayramının adı, 1935'te Hakimiyet-i Milliye Bayramı, 1981 yılında ise "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak resmileşti. “MEMLEKETİ AYDINLIĞA BOĞACAK OLAN SİZSİNİZ” 23 Nisan 1920'de Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Türk istiklalinin nişanesi olarak açtığı, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi 106 yıldır dimdik ayakta. Sevgili küçük hanımlar ve küçük beyler… Bugün sizin gününüz! Kutlu olsun! Sizler yüce Türk milletinin geleceğisiniz. Atatürk’ün de dediği gibi, “Sizler hepiniz, geleceğin bir gülü, yıldızı, bir bahtının aydınlığısınız. Memleketi asıl aydınlığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız.” Çünkü 23 Nisan sadece geçmişte verilen büyük mücadelenin anısı değil, aynı zamanda geleceğe olan inancımızın da en güçlü simgesidir. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından bize emanet edilen bu kutsal vatanı korumak ve yüceltmek her birimizin borcudur. Kırım Haber Ajansı olarak başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu ülkeyi bize emanet eden tüm şehit ve gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyor; tüm çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutluyoruz! Bugünün küçükleri, yarının büyükleri… Gelecek, onun açtığı yolda ve gösterdiği hedefte sizin ellerinizde yükselecek! Unutmayın!

Çubarov’dan “Kanlı Yanvar” mesajı: Azerbaycan halkı tüm baskılara rağmen özgürlük idealinden vazgeçmedi Haber

Çubarov’dan “Kanlı Yanvar” mesajı: Azerbaycan halkı tüm baskılara rağmen özgürlük idealinden vazgeçmedi

Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, 20 Ocak 1990’da Sovyet ordusunun Bakü’de sivil halka karşı gerçekleştirdiği ve Azerbaycan tarihine “Kanlı Yanvar” (Qara Yanvar) olarak geçen olayların 36. yıl dönümü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Çubarov, 20 Ocak 1990 tarihinin Azerbaycan tarihinde milli yas günü olarak yer aldığını belirterek, Sovyet birliklerinin Bakü’ye girerek kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı gözetmeden sivillere karşı silah kullandığını hatırlattı. Bu saldırılarda yüzlerce masum insanın hayatını kaybettiğini, binlercesinin yaralandığını vurgulayan Çubarov, Bakü’nün o günlerde büyük bir acı ve yas atmosferine büründüğünü ifade etti. Azerbaycan halkının o dönemde açıkça özgürlük ve bağımsız bir devlet kurma iradesini ortaya koyduğunu belirten Çubarov, Moskova tarafından yönetilen bu askerî operasyonun, Rus emperyal yaklaşımının ve özgürlük talep eden halklara yönelik acımasız tutumunun açık bir göstergesi olduğunu dile getirdi. Çubarov, “Kanlı Yanvar”ın yalnızca bir trajedi değil, aynı zamanda tarihsel bir ders olduğuna dikkat çekerek, dökülen kanın Azerbaycan’ın bağımsızlık yolunda ağır ama belirleyici bir bedel olduğunu ifade etti. Azerbaycan halkının tüm baskılara rağmen özgürlük idealinden vazgeçmediğini vurgulayan Çubarov, bu direnişin bugün de ilham kaynağı olmaya devam ettiğini söyledi. Açıklamasında “Kanlı Yanvar” şehitlerini rahmetle anan Çubarov, Azerbaycan halkına en içten taziyelerini iletti. 20 OCAK'TA NE OLMUŞTU? Ermenilerin artan toprak talepleriyle birlikte Sovyet yönetimine tepki göstermek isteyen binlerce Azerbaycan Türkü, Bakü’de Azadlık Meydanı'na gelerek, uzun süreli mitinglere başladı. Mitingleri dağıtmak için 26 bin kişilik Sovyet ordusu 20 Ocak’ta Bakü’nün çeşitli bölgelerine girerek, kadın-çocuk demeden 147 kişiyi şehit etti ve 744 kişiyi yaraladı. Vatan müdafaasının neferleri daha sonra Şehitler Hıyabanı olarak anılan ve yere defnedildi. Bu olayın yaşandığı gün tarihe “Kanlı Yanvar” olarak geçti.

Kırım Tatar Millî Kurultayı'nın açılışının 108. yılı Haber

Kırım Tatar Millî Kurultayı'nın açılışının 108. yılı

Kırım Tatar halkının millî mücadelesinin mihenk taşı olan Kırım Tatar Millî Kurultayı bundan tam 108 yıl önce açıldı. 9 Aralık 1917'de açılışını yapan Kurultay, aynı sene 26 Aralık'ta Kurultay’da oylanıp kabul edilen Kanuni Esasî (Anayasa) ile birlikte Kırım Halk Cumhuriyeti ilan edilmişti. Böylelikle Kurultay, Kırım Tatarlarının en üst yetki temsili organı ve ulusal kongre olma özelliğini taşıdı. Bu kapsamda meclise daimî reis olmak üzere Hasan Sabri Ayvaz, Cafer Ablayev ve Ablâkim İlmiy seçilmişti. BİRİNCİ KIRIM TATAR MİLLÎ KURULTAYI Kırım Tatar Milli Kurultayı, Kanuni Esasî ve devlet sembollerini kabul etmiş, hükûmetini oluşturmuş ve Kırım Halk Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Hükûmetin başkanlığına Kırım, Litvanya, Polonya ve Belarus Müftüsü Numan Çelebicihan getirilmişti. 20. yüzyılın başlarında Kırım Tatar Milli Hareketi, Rus İmparatorluğu’nda hayli faal bir siyasi güçtü. On yıllar süren haksızlıklardan sonra, Kırım Yarımadası'nın yerli halkı, millî yaşamlarını tesis etmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyordu. 1917 Şubat Devrimi’nden sonra Kırım Tatarları, Geçici Müslüman İcra Komitesini kurmaya karar veren bir kongre düzenlediler. Komitenin Başkanlığına aynı zamanda Kırım, Ukrayna, Polonya, Litvanya ve Batı Rusya Müslümanlarının Müftüsü de olan 32 yaşındaki Numan Çelebicihan seçildi. Bu organ ulusal kongrenin toplanmasından önce Kırım Tatarlarının faaliyetlerini düzenliyordu. KIRIM TATAR HALKININ GÖK BAYRAĞI HANSARAY’IN ÜZERİNDE YÜKSELDİ 108 yıl önce, 9 Aralık 1917’de Bahçesaray, Hansaray’da Kırım Tatar halkının Birinci Kurultayı açıldı. 4'ü kadın olmak üzere 79 Kırım Tatarı Kurultay delegesi seçildi. Dünya tarihinde ilk kez kadınların seçme ve seçilme hakkını birlikte kullandığı Kurultay Vekilleri seçimleri ile Kırım Tatarları, Kurultay'a katılmak üzere 5’i kadın 76 vekil belirlemişti. Kurultay’a Yarımada'nın dört bir yanından gelen 10 bin Kırım Tatarı iştirak etti. Kongre, Kırım’ın farklı halklarının temsilcileri, Ukrayna Sovyetlerinin olağanüstü temsilcileri ve Letonya’daki teşkilatları selamlarken, Rusya’da yaşayan Türk halklarından çok sayıda kutlama telgrafı alındı. Kurultaydan kısa bir süre önce Çelebicihan konuşmasında, Kırım Tatarlarının yeni siyasi programını ilan etti: Kırım’ı korumak için, Kırım’da kendi kanunlarımızı ve düzenimizi kurmak için, Kırım Müslümanları Kurultayını toplamaya karar verdik. Çünkü Kurultay, yüzlerce yıldır Türkler tarafından düzen ve adaleti sağlayan yasama organı olarak tanınmaktadır… Kurultay, Kırım’ın diğer sakinleriyle adil ve beraber yaşama ilkesini hayata geçirmek istiyor… Kırım yarımadasında çeşitli renklerde birçok zarif gül, zambak, lale vardır. Ve bu lâtif ruh-i naz çiçeklerin hepisinin kendilerine has bir güzelligi, kendilerine has lâtif kokuları var. Bu güller, bu çiçekler Kırım’da yaşayan milletler: Tatarlar, Ruslar, Ermeniler, Yahudiler, Almanlar ve diğerleridir. Kurultayın maksadı onları bir yere toplayıp hepsinden güzel ve nefis bir buket yapmaktır, güzel Kırım adasında hakiki ve medeni bir İsviçre tesis etmektir. İşte o zaman ilk kez “Ant Etkenmen” marşı seslendirilmiş ve Kırım Tatarlarının Gökbayrağı, Hansaray’ın üzerinde yükselmişti. İlk Kurultay 18 gün devam etti. Bu süre içinde Kurultay, Kanuni Esasi'yi kabul etti, devletçiliğin temellerini attı ve parlamentoyu kurdu. Dönemin kaynaklarına göre Kırım Tatarlarının önerdiği anayasanın demokratik yapısını değerlendirebiliriz. Belgede kadın erkek eşitliği, eşit oy hakkı, ayrıcalıkların ve mülklerin kaldırılması, kişisel ve kamusal yaşam özgürlüğü düzenlendi. Kanuni Esasi'de kadın erkek eşitliği, eşit oy hakkı, ayrıcalıkların ve sınıfların kaldırılması, kişisel ve kamusal yaşam özgürlüğü öngörülüyordu. Daha Kurultay’dan önce Müslüman İcra Komitesi Amet Özenbaşlı başkanlığındaki heyeti Kıyiv’e Ukrayna Milli Radası yönetimine, Mihaylo Gruşevskiy ve Volodımir Vinniçenko ile müzakerelere gönderdi. Mücadelenin bu aşamasında hem Ukrainler hem Kırım Tatarları kendi halkları için bağımsızlık kazanmaya çalışıyorlardı. BOLŞEVİKLERİN ENGELLEDİĞİ CUMHURİYET 14 Ocak 1918’de Akmescit’e Bolşevikler girdi ve Kurultay’ın çalışmalarını durdurdu, liderlerini mevcut olmayan bir anlaşmayı ihlâl etmekle suçladı. Kırım’dan kanlı kızıl terör dalgası başladı. Dışişlerinden sorumlu Cafer Seydahmet, Türkiye’ye zar zor ulaşabildi. Numan Çelebicihan tutuklandı ve deniz birliklerine mensup anarşistler tarafından Akyar'a (Sivastopol) götürüldü. 27 gün hapis tutulduktan sonra kurşuna dizildi ve cesedi Karadeniz’e atıldı. İki ay süren sıkı çalışmadan sonra Kırım Tatarlarının milli hareketi inanılmaz kayıplara uğradı.

17 Kasım Azerbaycan Milli Diriliş Günü kutlu olsun! Haber

17 Kasım Azerbaycan Milli Diriliş Günü kutlu olsun!

Azerbaycan'ın bağımsızlık tarihinde önemli bir yere sahip olan ve bağımsızlık hareketinin başladığı gün olarak kabul edilen 17 Kasım 1988, Azerbaycan'da Milli Diriliş Günü olarak adlandırılıyor. Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinde, Ermeniler 1988 yılından itibaren Azerbaycan Türklerine karşı saldırı ve katliamlara girişmişlerdi. Karabağ toprakları üzerinde hak iddia etmeye başladığı yıl olan 1988'den başlayarak 1994 tarihine kadar Ermenilerin saldırıları sonucunda bin 500'den fazla kişi hayatını kaybederken, 3 binden fazla kişi de yaralanmıştı. Azerbaycan'ın bine yakın yerleşim yerine düzenlenen saldırılarda yüzbinlerce insan yurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Yaklaşık bir milyon insanın Azerbaycan'ın diğer bölgelerine göç etmesi neticesinde "kaçkınlar" olarak adlandırılan insanlar, yıllarca zor şartlar altında çadırlarda yaşamak zorunda kalmıştı. 1987 yılı sonları ve 1988 yılı başlarındaki bu olaylara Sovyetler Birliği yönetimi ve Azerbaycan'ın yerel idarecileri sessiz kalınca halk hareketleri başlattı. Gittikçe büyüyen ve destek gören hareketler mitinglere dönüştü. Bu mitinglerin sonucunda 17 Kasım 1988 günü, şimdiki Azadlık o zamanda kullanılan ismiyle “Lenin” meydanında toplanan Azerbaycan Türkleri, SSCB'nin anti-Azerbaycan tutumuna karşı tek yumruk olarak sürekli mitinge başladı. Günlerce dağıtılamayan kalabalığa müdahaleler olsa da özgürlük için artık yola çıkanlar 18 gün boyunca meydanı terk etmedi. Sovyet yönetimi ilk defa olağanüstü hâl ilan ederek Kızıl Ordu askerleri ile meydanı kuşatmış, birçok insanı tutuklayarak mitinge son verebilmişti. SOVYETLER BİRLİĞİNE KARŞI AZERBAYCAN TÜRKLERİ TEK YÜREK OLDU Bu olaylar, Azerbaycan'da bağımsızlık hareketlerini daha da alevlendirmiş ve ileride kurulacak bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin temelini attı. Artık halk birlik olarak ayağa kalkmış ve kendi gücünü görmüştü. Bağımsızlık yolunda hiçbir güç engel olamazdı o halka. Nitekim olamadı da. Tarihte Milli Azadlık Harekâtı adıyla yerini alan bu olay, 18 Ekim 1991'de kazanılan bağımsızlığın zeminini oluşturdu ve alt yapısını hazırladı. Haziran 1989'da Azerbaycan Halk Cephesi kuruldu. Aynı yılın eylül ayında Azerbaycan Yüksek Sovyet’inin Azerbaycan'ın egemenliği hakkında Anayasal Bildirgeyi kabul etmesi Moskova’yı biraz daha körükledi ve 1990 yılında 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece Kızıl Ordu birlikleri Bakü'ye girdi. Bu birliği Bakü'ye sokmamak için el-ele tutuşarak tankların önüne dizilen ve "Bizi ezmeden Bakü'ye giremezsiniz" diyen insanları ezerek Bakü'ye dahil olan Kızıl Ordu, yüzlerce insanı acımasızca katletti. Ancak Rusya'nın baskısı ve katliamları, halkın direncini hiçbir şekilde kıramadı; tam aksine bağımsızlık sürecini daha da hızlandırdı. Ve bunun sonucunda 18 Ekim 1991 tarihinde Azerbaycan bağımsızlığını kazandı. 1992 senesinin Mayıs ayında Azerbaycan Halk Cephesi iktidara geldi ve kısa süre içinde Azerbaycan Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı için tehdit oluşturan Rus askeri birlikleri ülkeden çıkartıldı. 17 Kasım tarihi ise Ebülfez Elçibey tarafından Milli Diriliş (Uyanış) Günü olarak ilan edildi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bağımsızlığının 42. yılını kutluyor Haber

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bağımsızlığının 42. yılını kutluyor

Kıbrıs Türklüğünün unutulmaz lideri Rauf Denktaş’ın 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kuruluşunu ilan etmesinin üzerinden 42 yıl geçti. Kıbrıs Türk halkı, bugün varoluş mücadelesini zaferle taçlandırarak kurduğu KKTC devletinin kuruluşunu kutluyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) kuruluşu, 15 Kasım 1983’te Kıbrıs Türk halkının adadaki siyasi yaşamını devlet olarak dünyaya ilan ettiği tarihi bir dönüm noktası oldu. Mehmetçik ile Kıbrıs Türklerinin omuz omuza 15 Kasım 1983’te savaşarak elde ettiği zafer, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla sonuçlandı. KIBRIS TÜRK DEVLETİNE GİDEN SÜREÇ 15 Temmuz 1974’te, Enosis'i gerçekleştirmek için Rum-Yunan iş birliğinde faşist bir darbe gerçekleştirildi. Garantör ülke Türkiye, bu oldubittiye karşı 1960 garanti ve ittifak anlaşmalarının kendisine verdiği hukuki müdahale hakkını kullanarak; üstün fedakârlıkları sayesinde 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs’ta Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdi. Enosis hayalini tarihe gömdüğü gibi Kıbrıs Türk halkını da ikinci bir soykırım planı olan İphestios Katliamı'ndan kurtardı. 5 Ağustos 1975’de Nüfus Mübadele Antlaşması yapılarak Kıbrıs Türk halkı Ada’nın kuzeyinde, Rumlar güneyinde toplanmış ve tamamen iki ayrı halktan oluşan iki ayrı kesim oluşmuştur. 1977 ve 1979 Denktaş-Makarios, Denktaş-Kyprianou Doruk Antlaşmaları ile iki taraflı yapı teyit edildi ve Kıbrıs’ta iki ayrı otonom idarenin varlığı kabul edildi. KIBRIS TÜRK HALKININ VAROLUŞ MÜCADELESİ Sözde tüm Kıbrıs’ı temsil ettiğini iddia eden ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni silah zoru ve terörle işgal ettikleri halde, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak gayrımeşru bir şekilde tanınmayı sürdüren Rumlar, geçen süreçte adil bir çözüme yanaşmadı.Rumlar, Kıbrıs’ın bütününe sahip çıkarak, Kıbrıs Türk halkını üniter bir yapı içine sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne azınlık olarak alma uğraşlarını sürdürdü. Nüfus mübadelesi antlaşmasını yoksayan bu antlaşmayı zorlayan koşulları göz ardı eden, kuzeye göçen Türklerin 11 yıl maruz kaldıkları maddi ve manevi kayıpları ve güneyde bıraktıkları malvarlığını görmezden gelen bu yanlı kararlar karşısında Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs Türk liderliği, bu hukuksuzluğa daha fazla kayıtsız kalamadı. KKTC İLAN EDİLDİ Sonuçta egemen Türk varlığı korunarak yaşatılması için, 15 Kasım 1983’te Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisinin oybirliği ile aldığı bir kararla ve Kıbrıs Türk halkının ezici çoğunluğunun onayı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi. Mücahit Kıbrıs Türk halkının şanlı direnişinin ve egemen varlığının simgesi olan KKTC, bugün 42. kuruluş yılını kutluyor. Türk Mukavemet Teşkilatı, Kıbrıs Türklüğünün lideri Dr. Fazıl Küçük ve KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Türklüğünün unutulmaz ismi Rauf Raif Denktaş ve arkadaşları bu mücadelenin bayraktarları oldu. Nitekim, KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı ve dönemin Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Denktaş, cumhuriyetin ilan edildiği 15 Kasım 1983 tarihinde Meclis birleşiminin tamamlanmasından sonra Federe Meclis önünde toplanan halka ve öğrencilere hitaben yaptığı konuşmasında, mücadelenin bitmediğine değinerek, "Ne Mutlu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Türk çocuklarına" diyerek, Kıbrıs Türklüğünün mücadelesini özetlemişti.

Doğu Türkistan Millî Günü başkentte yankı buldu: Anma toplantısı ve çalıştay düzenlendi Haber

Doğu Türkistan Millî Günü başkentte yankı buldu: Anma toplantısı ve çalıştay düzenlendi

Uygur Akademisi Vakfı ve Doğu Türkistan Araştırmaları Vakfı, 12 Kasım 1933 Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti ve 12 Kasım 1944 Doğu Türkistan Cumhuriyeti'nin yıl dönümünde, "Doğu Türkistan Cumhuriyetlerini Anma Toplantısı" ile "Doğu Türkistan Çalıştayı-4" tertip etti. Çok sayıda politikacı, gazeteci, yazar ve STK (sivil toplum kuruluşu) temsilcisinin katıldığı program; başta Doğu Türkistan olmak üzere, Türkiye ve Türk dünyasında vatanı uğruna can vermiş şehitler için saygı duruşu, ardından İstiklâl Marşı ile Doğu Türkistan millî marşının okunmasıyla başladı. TÜRKİYE'DEKİ SİYASÎ PARTİLERDEN DOĞU TÜRKİSTAN'A TAM DESTEK Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdülhamit Karahan ve Doğu Türkistan Araştırmaları Vakfı Başkanı Dr. Abdülkerim Buğra açılış konuşması yaptı. Açılış konuşmalarında, Doğu Türkistan Millî Günü'nün Türkiye'deki siyasî parti temsilcilerinin katılımıyla anılmasının Uygurlar açısından büyük bir önem taşıdığı vurgulandı. Türkiye'deki iktidar partisi ile muhalif partilerin Doğu Türkistan meselesinin Türkiye'nin millî meselesi olarak görmelerinin, Çin'in asimilasyon ve soykırım politikasına karşı cesur duruş sergilemelerinin ve Uygur Türklerinin haklı bağımsızlık mücadelesine destek vermelerinin önemine değinildi. MEDENİ VE ASİL BİR TÜRK KAVMİ: UYGURLAR Açılış konuşmalarının ardından Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Bursa Milletvekili Osman Mesten, Türkiye'nin gücü yettiğince Uygur kardeşlerini desteklediğini, Uygurların medeni ve asil Türk kavmi olduğunu ifade etti. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) Özbekistan Dostluk Grubu Başkanlığı görevini yürüttüğünü belirten Mesten, Özbek ve Uygur Türklerinin kültürünü çok sevdiğini sözlerine ekledi. Mesten, Uygurların yaşadığı zorlukların hafifletilmesi için kendisinin ve partisinin tıpkı diğer zulüm altındaki Türk topluluklarına olduğu gibi yardımcı olmaya çalıştığını söyledi. MİLLÎ KİMLİĞİN ÖNEMİNE DİKKAT ÇEKTİ TBMM Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Doç. Dr. Selçuk Özdağ, kendisinin ve partisinin Uygurların haklı mücadelesini desteklediğini, bu bağlamda mecliste çok kez konuşma gerçekleştirdiğini kaydetti. Dünya Uygur Kurultayı gibi teşkilatlarda Çin'e karşı yürütülen çalışmalara aktif olarak katıldığını ifade eden Özdağ, Uygurların Çin zulmüne karşı direniş göstermelerindeki en önemli rolün millî kimliği korumak olduğunun altını çizdi. TÜRKİYE UYGURLARIN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEK AK Parti Genel Merkezi Türk Devletleri ile İlişkiler Başkan Yardımcısı Dr. Reşide Yüksel ise Türk devletleri ile ilişkileri güçlendirmek adına hükûmetin özel bir başkanlık kurduğunu anımsatarak başladığı konuşmasında, Türk dünyasındaki mazlum soydaşlara, özellikle Uygurlara özel bir ilgi gösterildiğini, Türkiye'nin Uygur Türklerinin yanında olmaya devam edeceğini dile getirdi. Konuşmalar İYİ Parti eski Milletvekili Fahrettin Yokuş, Zafer Partisi Türk Dünyasından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Eser Türkistanlı, Saka ve Türk Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Filiz Avşar ile devam etti. Konuşmacılar, Doğu Türkistan Millî Günü'nü anarak, Doğu Türkistan'ın yakın zamanda Çin zulmünden kurtarılmasını temenni etti. Türkiye'nin Uygurlar için bir umut kaynağı olduğu vurgulanan konuşmalarda, Uygurların umutsuzluğa kapılmaması gerektiği, Doğu Türkistan'ın bir gün mutlaka özgürlüğüne kavuşacağı belirtildi. Programın devamında Dünya Uygur Kurultayı Sözcüsü Prof. Dr. Erkin Emet, Doğu Türkistan Cumhuriyetleri'nin kuruluş süreçlerini, Çin’e karşı yürütülen savaşlarda millî ordunun kazandığı zaferler ve bu cumhuriyetlerin yıkılış nedenleri üzerine bir rapor sundu. 12 Kasım'ın Uygurların yeniden ayağa kalkarak, Çin işgalinden kurtulmaları ve bağımsız Doğu Türkistan devletini yeniden kurmaları için ilham kaynağı olduğunu aktaran Emet, Çin'in yakın gelecekte parçalanacağına, Uygurların kendi bağımsız devletlerinde özgür bir şekilde yaşayacaklarına inandığını vurguladı. Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdülhamit Karahan, Uygurların tarihini, Doğu Türkistan’ın coğrafi, demografik ve ekonomik özelliklerini tanıtan, Çin’in Uygurlara karşı yürüttüğü asimilasyon ve soykırım politikalarını belgeleyen bir raporu katılımcılarla paylaştı. Uygurların yerleşik ilk Türkler olduğu, en erken medeniyet inşa eden Türk topluluğu olduğu belirtilen raporda Doğu Türkistan'ın coğrafî, tarihî, kültürel, yeraltı ve yerüstü zenginliklerine dikkat çekildi. Karahan, Türkiye’nin Doğu Türkistan meselesini kendi millî meselelerinden biri olarak görmesinin hem Türkiye’nin Çin karşısında güçlenmesine hem de Uygurların özgürlüğe daha çabuk ulaşmasına katkı sağlayacağını tarihî örneklerle aktardı. Toplantı, soru cevap ve tartışmalarla devam ederken, Doğu Türkistan'a yönelik bağımsızlık temennileri ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

Doğu Türkistan Vakfından anlamlı etkinlik: "Kardeşliğimizi tatlandırıyoruz" Haber

Doğu Türkistan Vakfından anlamlı etkinlik: "Kardeşliğimizi tatlandırıyoruz"

12 Kasım 1933'te Kaşgar'da kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti ve 12 Kasım 1944'te Gulca'da ilan edilen Doğu Türkistan Cumhuriyeti'nin yıl dönümü dünyanın çeşitli yerlerinde kutlandı. Cumhuriyeti anma programlarında Çin mezalimi altındaki Doğu Türkistan'ın bağımsızlığına kavuşması için temennilerde bulunuldu. Doğu Türkistan Vakfı, 12 Kasım Doğu Türkistan Millî Günü münasebetiyle şehitlerin ruhuna okunan Kur'an-ı Kerim tilavetinin ardından İstanbul’un farklı noktalarında vatandaşlara lokma ikram etti. Doğu Türkistan Vakfı Başkanı İlhan Turanlı, etkinlik kapsamında Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı özel açıklamada, lokma dağıtımının sembolik anlamına dikkat çekti. "DOĞU TÜRKİSTAN, TÜRK MİLLETİNİN KALBİDİR" Turanlı QHA’ya verdiği demeçte, "Bugün burada dağıttığımız lokma, sıradan bir ikram değil; bir milletin acısıyla yoğrulmuş umududur. Doğu Türkistan halkı, 90 yıldır hürriyet mücadelesi veriyor. Biz bu topraklarda, kardeşliğin ve ortak hafızanın hâlâ canlı olduğunu göstermek istedik." ifadelerini kullandı. Ayrıca Türk halkının Doğu Türkistan davasına gösterdiği duyarlılığının her geçen yıl arttığını vurgulayan Turanlı, "Her lokma kutusunda aslında bir hatırlatma var: Doğu Türkistan, Türk milletinin kalbidir. Biz bugün burada, kardeşliğimizi tatlandırmak, unutturulmak istenen bir davayı yeniden hatırlatmak için buluştuk." dedi. DİRENİŞ, İNANÇ VE KİMLİK Turanlı etkinliğin yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda bir farkındalık çağrısı olduğuna değinerek, "Doğu Türkistan Millî Günü, sadece bir tarih değil; direnişin, inancın ve kimliğin sembolüdür. Vakıf olarak bu günü, her yıl halkımızla iç içe, sahada ve gönüllerde yaşatmaya devam edeceğiz." vurgusu yaptı. DOĞU TÜRKİSTAN MİLLÎ GÜNÜ Doğu Türkistan Türkleri, 12 Kasım 1933 ve 1944’te iki kez bağımsız bir devlet ilan etmişti. Bu nedenle, iki cumhuriyetin kuruluş yıl dönümü “Doğu Türkistan Milli Günü” olarak kutlanıyor. Dönemin Mançu rejimine karşı zafer elde eden Doğu Türkistan Türkleri, 12 Kasım 1933 ve 1944’te iki kez bağımsız bir Türk-İslam devleti ilan etmişti. İlanından sonra sadece dört ay ayakta kalabilen Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti 1933 ile ilanından sonra beş yıl hüküm süren Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin (1944) kuruluşlarının yıl dönümü olan 12 Kasım; Doğu Türkistan’ın bağımsızlık mücadelesinin hatırlanmasında ve Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri ile diğer Türk toplulukları için büyük bir önem taşıyor. BİRİNCİ DOĞU TÜRKİSTAN İSLAM CUMHURİYETİ Bağımsızlık ateşini yakan Doğu Türkistanlılar, 12 Kasım 1933’te Birinci Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurdu. Hoca Niyaz’ın Cumhurbaşkanı ve Sabit Damollam’ın Başbakan olduğu bu Cumhuriyet, Çinli Müslümanların (Tunganlar) diğer Çinliler ile anlaşması ve Rusların da bu düşman kuvvetlere destek vermesi sonucunda büyük katliamlara maruz kalarak yıkıldı. YIKILIŞA GÖTÜREN ÇİN'DE KOMÜNİST VE SOVYET MANEVRALARI Doğu Türkistan’da dört yıllık milli ayaklanma, Çin içerisindeki komünistlerin ve Sovyetlerin Doğu Türkistan’da manevra alanı bulmasına neden oldu. Milliyetçi Çin hükumetinin bölgedeki isyanlardan sonra nüfuzunu Komünist Çinli komutanlara bırakması, Türkistanlılar için işleri daha karmaşık hale getirdi. Niyaz Hoca sonrası askeri birliklere komutan olan Abdu Niyaz, 1937’de Kaşgar’ı aldı. Çinlilere ve Ruslara karşı savaşabilmek için Tungan komutanlarla işbirliği girişiminde bulundu. Bunun üzerine, bölge geneline yayılan isyanı bastırmak için komünist Çinli vali Sovyetlerden yardım istedi. Sovyetlerin askeri takviyesinden sonra 1938 sonlarında ayaklanmalar bastırıldı. OSMAN BATUR DİRENİŞİ VE İKİNCİ CUMHURİYET 1940 yılına gelindiğinde Altay, Gulca ve Urumçi'de isyanlar çıkmış, Altay bölgesinde başarılar elde edilmiştir. Vali isyancıların isteklerini, özellikle Rusların bölgeyi terk etmesini anlaşmayla kabul ettiyse de bir yıl sonra bozdu. Osman İslam (Batur) bunun üzerine, Altay’da görev yapan bütün Rusları kurşunu dizdirdi. Osman Batur, 1944’e gelindiğinde hala bölgesine hakimdi. Bu sırada Doğu Türkistan, Çin’deki komünist ihtilalcilerin, milliyetçi Çin hükumetine karşı rahat zemin bulduğu bir alan haline geldi. Bundan yararlanan Uygur aydınları ve siyasileri, ayaklanmalara başladı. Nihayetinde Gulca’da Ali Han Töre, 12 Kasım 1944’te İkinci Doğu Türkistan Cumhuriyetini kurarak Cumhurbaşkanı oldu. YIKILIŞ VE ÇİN İŞGALİ Uygur siyasetçiler, Milliyetçi Çin’e karşı Sovyetler ile yakınlaşmışlardı. Komünizm, Çin’de zafer elde ettikten sonra, Komünist Rusya ile iyi ilişkiler içerisinde olsalar da bu yeni yönetimi tanımadılar. Alma Ata’ya davet edilen Ahmetcan Kasimi, İshak Beğ, Abdülkerim Abbas ve Delil Han uçakları düşürülerek öldürüldüler. Cumhuriyetin en parlak önderlerinden Canım Han Hacı, Urumçi'de idam edildi. 1949’da Cumhuriyet tamamen Çin tarafından ortadan kaldırıldı. Osman Batur, son mücadeleleri sırasında Şubat 1951’de esir düştü. Nisan ayında Urumçi'de asılarak idam edildi. 1946’dan itibaren devlet başkanı Ahmetcan Kasimi oldu. Daha sonrasında Türkiye’ye iltica eden İsa Yusuf Alptekin ise bu hükumetin Genel Sekreterliği görevini yürüttü.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.