SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bağımsızlık

QHA - Kırım Haber Ajansı - Bağımsızlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bağımsızlık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kırgızistan bağımsızlık yıl dönümünü kutluyor Haber

Kırgızistan bağımsızlık yıl dönümünü kutluyor

Türkistan coğrafyasında yaşayan en eski Türk kökenli topluluklardan olan Kırgız halkı, bugün 1991 yılında ilan edilen bağımsızlığın coşkusunu yaşıyor. Tarih sahnesine MÖ 3. asırda çıkan Kırgızlar, 16. ve 17. yüzyıllarda Kalmuk ve Moğollara karşı mücadele verdi. 18. yüzyılda Türkistan’da teşekkül eden hanlıklara tabi olan Kırgızlar, 1860 -1861 yıllarında ise Rus işgaline uğradı. TÜRKİSTAN'DA RUS İSTİLASI Kırgızlar, 19. yüzyılın sonlarına doğru Çarlık rejiminin yönetimi altında yaşamaya başladı. Çarlık Rusyası öncelikle Kazak bozkırlarını ele geçirdi ve sonra Tanrı Dağlarına Sibirya tarafından girerek Türkistan’ı işgal etti. 1867 yılında Çarlık Rusyası Türkistan’ı önce bölgelere ve sonra da eyaletlere böldü. Çarlık Rusyası böldüğü topraklara Rusları yerleştirmiş ve bu topraklarda yeni bir Rusya yaratmayı amaçlıyordu. KIRGIZİSTAN BAĞIMSIZLIĞINI İLAN ETTİ 31 Ağustos 1991’de olağanüstü toplanan Kırgızistan Yüksek Konseyi (Jogorku Keneş), egemenlik bildirgesini onaylayarak Sovyetler Birliğinden ayrıldı. Böylelikle Kırgızistan, bağımsız, egemen, laik ve demokratik bir devlet olarak ilan edildi. KIRGIZİSTAN'I İLK TÜRKİYE TANIDI Kırgızlar, komşu ülkeler arasında bağımsızlığını ilan eden ilk halk oldu. Eski SSCB ülkeleri arasında resmi adıyla Kırgız Cumhuriyeti ilk olarak demokratik bir anayasa kabul etti, kendi para birimini tanıttı ve özel mülkiyet hakkını güvence altına aldı. Kırgızistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke Türkiye Cumhuriyeti oldu. KIRGIZ BAYRAĞI Kırmızı zemin üzerinde sarı güneş ışınları ve geleneksel çadırın tepesinde bulunan "tündük" adı verilen çember ile betimlenen bayrak, devletin resmi bayrağı olarak 3 Mart 1992 yılında kabul edildi. Kırgızistan Yüksek Meclisi, üç kıta ve üç nakarattan oluşan milli marşı 18 Aralık 1992'de ve devlet başkanlığı yönetim tarafından 5 Mayıs 1993'te kabul edildi. Kırgızistan Bakanlar Kurulu, 5 Aralık 2023 tarihinde yaptığı toplantıda bayrak tasarımının değiştirilmesi yönünde bir karar aldı. Buna göre ülke bayrağında bulunan dalga şeklindeki güneş ışınları düzleştirildi ve ortasındaki motifin içinde yer alan çizgi sayısı çoğaltıldı. TÜRKİSTAN'IN ORTA YERİNDE PARLAYAN DEVLET Yaklaşık 200 bin kilometrekarelik yüzölçüme sahip Kırgızistan, kuzeyden Kazakistan, batıdan Özbekistan, güneyden Tacikistan, güneydoğu ve doğudan Doğu Türkistan ile çevrili. Tanrı Dağları ve geniş yaylaları ile eşsiz bir güzelliğe sahip Kırgızistan topraklarının büyük çoğunluğu dağ ve tepelerden oluşurken yerleşim yerleri vadilerde yer alıyor. Dünyanın en büyük göllerinden biri olan Issık Göl, Tanrı Dağları üzerindeki Küngey ve Terskey adlı sıradağların arasında eşsiz güzelliği ile görenleri büyülüyor.

Azerbaycan’ın korkusuz lideri, Atatürk’ün askeri: Ebulfez Elçibey Haber

Azerbaycan’ın korkusuz lideri, Atatürk’ün askeri: Ebulfez Elçibey

Türk dünyasının ve Azerbaycan halkının unutulmaz lideri Ebulfez Elçibey’invefatının 26. yıl dönümü kaydediliyor. Müstakil Azerbaycan’ın mimarı ve Bağımsız Azerbaycan’ın seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, her yıl olduğu gibi vefatının 26. yıl dönümünde de başta tüm Türk dünyasında yad ediliyor. Elçibey, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, Azerbaycan’daki bağımsızlık mücadelesinin öncüleri arasında yer alırken 7 Haziran 1992’de Azerbaycan Cumhurbaşkanı seçilmişti. MİLLİYETÇİLİK SUÇUNDAN HAPİS YATTI Elçibey, 1957-1962 yılları arasında Azerbaycan Devlet Üniversitesi Doğu Dilleri Enstitüsü, Arapça bölümünde eğitimini tamamladı. Öğrencilik yıllarında Azerbaycan tarihini ve Azerbaycan devrim tarihini öğreten dernekler kurdu. 1963-1964 yılları arasında Mısır’da tercümanlık yaptı. 1970’lerde ise ülkesinin bağımsızlığı için çalışmaya başladı. Bu yüzden 1975’te “milliyetçilik suçu”ndan bir buçuk yıl hapis yattı. AZERBAYCAN HALK CEPHESİNİ KURDU Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesinin içinde yer alan Elçibey, 1977’den itibaren, Azerbaycan Ulusal Bilimler Akademisinde el yazmaları enstitüsünde görevini yürüttü. 1989’da Azerbaycan Halk Cephesi’ni kurdu ve başkan seçildi. ATATÜRK’ÜN ASKERİ EBULFEZ ELÇİBEY Ebulfez Elçibey, Nahçıvan’ın Keleki kasabasında 1938 senesinde dünyaya geldi. 1970’li yıllarda, eski SSCB topraklarına dahil olan Azerbaycan’ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başlayan Elçibey, 1976 senesinde Sovyetler Birliği’ne karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandıysa da 1978 senesinde şartlı olarak serbest bırakıldı. Aktif siyasi hayatına 1989 senesinde, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi’nin (AHCP) başına geçerek başlayan Elçibey, 1988-1989 seneleri arasında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük etti ve halkından büyük destek gördü. 1992’DE BAĞIMSIZ AZERBAYCAN’IN SEÇİLMİŞ İLK CUMHURBAŞKANI Ebulfez Elçibey, 1991’de SSCB’nin dağılması ile bağımsızlığını kazanan Azerbaycan’ın 7 Haziran 1992’de demokratik yollarla seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu. Elçibey, 7 Haziran 1992 tarihinde Ayaz Muttalibov’un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, bağımsız AzerbaycanCumhuriyeti’nin ikinci cumhurbaşkanı oldu. Yaşamı boyunca, Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele eden Elçibey, bu yönde “Bütün Azerbaycan Yolunda” isimli bir kitap da çıkarttı. Elçibey, ömrü boyunca Türkiye ve Azerbaycan halklarının ve Türk coğrafyasının birliği yolunda mücadele eden abide bir şahsiyetti. Azerbaycan’da görevde olduğu sürece boyunca Rus ordusunun Azerbaycan’dan çıkartılması, millî para birimi, Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçilmesi gibi yeniliklere imza atmıştı. Türk dünyasının unutulmaz liderlerinden Elçibey, 22 Ağustos 2000’de tedavi gördüğü Ankara Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA) Hastanesi’nde hayatını kaybetmişti. Azerbaycan bağımsızlığının mimarı ve eski Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey’in eşi Halime Hatun Aliyeva da, 14 Haziran 2019 günü Türkiye’de yaşamını yitirmişti. CUMHURBAŞKANLIĞI GÖREVİ GASP EDİLDİ Elçibey’in görevden aldığı Suret Hüseynov, Azerbaycan’ın 2. büyük şehri Gence’de Haziran 1993’te ayaklanma başlattı. İsyan nedeniyle köyüne giden cumhurbaşkanı, 2 hafta sonra geri dönmeye çalışmasına rağmen şahsi koruması tarafından uçağı kurşunlandı ve Nahçıvan’dan çıkış yolu kapatıldı. Ardından 4 yıl Keleki’nin abluka altında olması nedeniyle oradan ayrılamamış ve 4 yıl 4 aydan sonra Bakü’ye gelebilmiştir. Bu olaylar sonucu cumhurbaşkanlığı yetkileri Haydar Aliyev’e devredildi. Ağustos 1993’te referandum ile Elçibey’in görevi resmen geri alındı ve Ekim ayındaki seçimlerde Haydar Aliyev yüzde 99 oyla cumhurbaşkanı seçildi. AZERBAYCAN İLE TÜRKİYE’NİN “BİR” OLMASINI İSTİYORDU Azerbaycan ile Türkiye’nin birleşmesini savunan ve kendi deyimiyle “Atatürk’ün askeri” olan Elçibey, işgal altındaki Türk topraklarını birleştirme ülküsüne hayatını adamış bir önder ve liderdi.

Muhakeme youtube kanalında Moskova’yı fetihten sürgüne Kırım Tatarları konuşuldu Haber

Muhakeme youtube kanalında Moskova’yı fetihten sürgüne Kırım Tatarları konuşuldu

YouTube’da yayın yapan Muhakeme kanalında Türk dünyası meselelerinin konuşulduğu “Türk Yurtlarından Notlar” programında “Moskova’yı Fetihten Sürgüne Kırım Türklüğü” başlıklı bir içerik yayınlandı. Emre Kartal tarafından hazırlanan programda 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nda Kırım Tatarlarının yaşadığı acılar, 2014’te Rusya’nın gerçekleştirdiği işgal ve hukuksuzluklarla birlikte Kırım Tatarlarının zaferlerle dolu tarihine de değinildi. Yaklaşık 6 ay önce yayın hayatına başlayan Muhakeme YouTube kanalı pek çok konseptte çalışmalarını gerçekleştiriyor. Bu konseptlerden biri olan “Türk Yurtlarından Notlar” programını hazırlayan Emre Kartal her programda farklı Türk coğrafyasının gündemini ve meselelerini ele alıyor. 18 Mayıs 1944 tarihinde gerçekleşen Kırım Sürgünü ve Soykırımı’nın yıl dönümü olması sebebiyle de bu haftaki programlarında Kırım konuşuldu. MOSKOVA’YI FETHEDEN KIRIM HANLIĞI Programda Kırım Tatarlarının ve Kırım coğrafyasının tarihine değinilerek özellikle Kırım Hanlığının zaferlerle dolu tarihinden örnekler anlatıldı. Kırım Hanı Devlet Giray komutasındaki orduların Moskova’yı fethi ve büyük Moskova yangını çevresinde gelişen olayları anlatan Kartal, Kırım Hanlığı ile Osmanlı Devleti arasındaki değerli ve güçlü ilişkiye de yoğun atıf yaptı. İKİ YUMRUK ARASINDA KIRIM TATARLARI İkinci Dünya Savaşı ikliminde Nazi ve Sovyetler Birliği işgallerini gören Kırım’ın yaşadığı dramatik gelişmelere değinen Kartal, iki güç arasında Kırım Tatarlarının aradıkları bağımsızlık ve özgürlüğü ve bu bağlamda yaşadıkları acı hadiseleri örneklerle incelendi. Hitler ve Stalin’in ayrı ayrı sürgün hareketlerine değinilerek II. Dünya Savaşı’nda Kızıl Ordusu yanında savaşan Kırım Tatarlarının dahi Stalin tarafından nasıl sürgün edildiğini örnekleriyle anlatıldı. ARABAT FACİASI HATIRLANDI Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı sırasında unutulan ve gemilere doldurularak batırılan Kırım Tatarlarının acı kaderlerini hatırlatan Kartal, Araba faciasının asla unutulmaması gerektiğini vurguladı. Bununla birlikte sürgüne dair bilgiler paylaşılan programda sürgünün soykırım olduğu vurgulandı. SOVYET SÜRGÜNÜNDEN RUS İŞGALİNE KIRIM Sürgünden sonra 2014 yılından Rus işgal kuvvetlerince gerçekleşen saldırıları gündemine alan Kartal, hukuksuz referandum ve işgalin tanınmaması gerektiğini işaret etti. Rusya’nın Kırım’dan sonra Ukrayna’nın başka bölgelerinde de işgal ve katliam yürüttüğünün işaret edildiği programda Türk dünyasının tamamının büyük siyasi bağlamların dışına çıkarak sade ve sadece Kırım Tatarlarından yana olması gerektiği vurgulandı. Programda “Aluştadan Esen Yeller” ve Kırım Tatar Millî Marşı olan “Ant Etkenmen” de okunarak Kırım Tatarlarının bağımsızlık ruhuna ve edebi gücüne atıf yapıldı. Programda ayrıca Antlı Şehit Numan Çelebicihan, Kırım Tatarlarının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abülcemil Kırımoğlu gibi abide şahsiyetin mücadelelerine de atıf yapıldı. EMRE KARTAL KİMDİR? Muhakeme YouTube kanalında “Türk Yurtlarından Notlar” programını hazırlayan Emre Kartal, Gazi Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında lisans ve yüksek lisans derecesine sahip. Halihazırda da Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında doktora eğitimine devam ediyor. Uzun yıllardır çeşitli sivil toplum kuruluşlarında özellikle Türklük ve Türk dünyası üzerine çalışmalar yürüten, pek çok yayın organında uluslararası ilişkiler alanında çalışmaları yayınlanan Kartal, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde danışman olarak görev yapmaktadır. Kartal özellikle Çin Halk Cumhuriyeti dış politikasına ve Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine yönelik akademik çalışmalarda bulunuyor.

Çırpınırdı Karadeniz'in şairi Ahmet Cevad 134 yaşında! Haber

Çırpınırdı Karadeniz'in şairi Ahmet Cevad 134 yaşında!

Türk dünyasının genelinde bilinen “Çırpınırdı Karadeniz” şiirini kaleme alan Azerbaycanlı ünlü şair Ahmet Cevad, doğumunun yıl dönümünde Türkiye ve Azerbaycan’da anılıyor. Ahmet Cevad, 5 Mayıs 1892'de Şemkir'in Seyfali köyünde hayata gözlerini açtı. Altı yaşında babasını kaybeden Cevad, ilk eğitimini dinî bir okulda aldı. Ailesiyle birlikte Gence’ye taşınan Cevad, burada Şah Abbas Camii bünyesinde faaliyet gösteren medresede eğitim gördü. AHMET CEVAD'IN İSTİKBAL YOLUNU, AZERBAYCAN TÜRKÜ DÜŞÜNÜRLER AÇTI Şah Abbas Camii’nin eğitimcileri, önemli Azerbaycan Türkü aydınlardan oluşuyordu; bunların arasında şair Hüseyin Cavid, edebiyat eleştirmeni Abdulla Sur, Şeyhülislam Pişnamazzade gibi dönemin tanınmış isimleri bulunuyordu. Bu yüzden Ahmet Cevad’ın bu dönemde aldığı eğitimde, ciddi bir vatanseverlik motifi mevcuttur. Cevad, kısa sürede okulun gözde öğrencilerden biri olur. Bu dönemde Hüseyin Cavid ile sık sık iletişime geçen Ahmet Cevad, yazma ilhamına erişti ve ilk şiirlerini medresede yazmaya başladı. Ayrıca hocalarının millî-manevî sohbetlerini dinlemek, Türk milletinin durumu ve istikbali ile ilgili medresedeki tartışmaları dinlemek, Ahmet Cevad'ın istikbal yolunun belirlenmesinde ve milli istiklal mücadelesinin tüm gücüyle başlamasında büyük rol oynadı. Ahmet Cevad, okulda Arapça, Farsça ve Rusça dillerini mükemmel bir şekilde öğrendi. 1912 yılında eğitimini tamamlayıp öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra Ahmet Cevad göreve başladı. Mesleğe gazellerle başlayan genç şairin eserleri 1913 yılında yayımlanmaya başlandı, "Koşma" adlı ilk şiir kitabı üç yıl sonra, 1916'da yayınlandı. OSMANLI İMPARATORLUĞU SAFINDA KAFKAS GÖNÜLLÜ BİRLİĞİNE, GÖNÜLLÜ ASKER OLARAK KATILDI Aydınlık için çabalayan ama kaderi karanlıktan geçen Ahmet Cevad'ın hayatının dönüm noktası böyle başladı. Vatanını ve insanını tüm kalbiyle seven çok yetenekli bir Türk evladı olan Ahmet Cevad, Osmanlı İmparatorluğunun bu dönemdeki durumundan endişe duyar. Azerbaycan’ın önemli aydınlarından biri olan şair ve eğitimci Abdulla Şaik ile İstanbul’da kurulan “Kafkas Gönüllü Birliği”ne gönüllü asker olarak katılır. AHMET CEVAD, ÇIRPINIRDI KARADENİZ ŞİİRİNİ YAZDI Osmanlı İmparatorluğunun doğusunda Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusların ve Ermenilerin yaptığı mezalime karşı çıkan Ahmet Cevad, Bakü'de bulunan "Azerbaycan Hayırsever Cemiyeti" ile bu bölgelerde yaşayan Türklere yardım eder. O günlerde Kars’ta Türk halkının yürek burkan yaşamına şahit olan Cevad, “Gördüklerim” şiirini kaleme alır. 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşına katılmasından etkilenen Cevad, “Karadeniz” şiirini yazar, büyük umutlarla yaşamıştır. Cevad, “Dost elinden esen rüzgarlar. Şiir... bana selam söyler. Olsun bizim bütün eller. Kurban Türkün bayrağına” yazar. AzerbaycanTürkü ünlü besteci Üzeyir Hacıbeyli’nin bestesini yaptığı, Ahmet Cevad’ın şiiri "Çırpınırdı Karadeniz" eseri tüm Türk dünyasının özgürlük ve mücadele marşının yankısıdır. "KALEMİ BİN SÜNGÜ DEĞERİNDEYDİ" 1919 yılında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu Azerbaycan milli tarihinin en parlak sayfası olarak karşılayan Ahmet Cevad, bağımsız Azerbaycan’ın marşı olan "Azerbaycan Marşı"nı yazmıştır. Azerbaycan'ın ulusal kurtuluş mücadelesinin önderi Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin kurucularından Mehmet Emin Resulzade, Ahmet Cevad için, "Şiirleriyle Türk halkının, anavatanı Azerbaycan'ın bağımsızlık mücadelesine daha çok hizmet etmiştir. Onun kalemi bin süngü değerindeydi." demiştir. BOLŞEVİKLERİN İŞGALİ SIRASINDA ÖĞRETMENLİK YAPTI 1920'de cumhuriyetin düşmesinden sonra şair, Gusar'ın Hulug köyüne taşınarak öğretmen oldu. 1922'de Ahmet Cevad, Bakü'de Yüksek Pedagoji Okulu'na girdi. Ahmet Cevad, Yüksek Pedagoji Enstitüsünden mezun olduktan sonra "Eğitim ve Kültür" dergisinde çalıştı ve sonraki pedagojik faaliyetleri yüksek okullarla ilgiliydi. Bir süre Azerbaycan Politeknik Enstitüsü, Gence Ziraat Enstitüsü'nde öğretmenlik yaptı ve Azerbaycan'da Rus dilinin ilk profesörlerinden biri oldu. CEVAD, KOMÜNİST YÖNETİM TARAFINDAN HEDEF GÖSTERİLDİ Ahmet Cevad'ın ünlü kitabı "İstiklâl İçin Şiirler" 1928'de İstanbul'da yayımlandı ve o dönemde Sovyet basınında Ahmet Cevad'a yönelik saldırılar başladı. 1935 yılında Gence'den Bakü'ye dönen Ahmet Cevad, çalışmalarını "Azerneşr"de sürdürmektedir. Ona yönelik saldırılar burada da bitmiyor. Özellikle Sovyet Yazarlar Birliği genel kurulunda şair, sert bir şekilde eleştirilir. Ahmet Cevad'a yönelik hain iftira kampanyası basının sayfalarında genişlediğinde 3 Haziran 1937'de Ahmet Cevad, Sovyet Yazarlar Birliği üyeliğinden ihraç edildi. Komünist yönetim, 5 gün sonra Cevad’ı tutukladı. Azerbaycan halkının özgürlük ve bağımsızlığı için savaşan güçlü şair, bir anda "halk düşmanı" olarak damgalandı. Şairin evinin aranması sırasında dairesinden eşi Şükriye hanımın mal varlığına hatta mücevher ve ziynet eşyalarına el konuldu. KOMÜNİST REJİM, AHMET CEVAD'IN AİLESİNE DE HUZUR VERMEDİ Ahmet Cevad, 13 Ekim 1937’de Stalin’in Kızıl Terörü’nün bir kurbanı olarak kurşuna dizilerek infaz edilir. Şairin geride bıraktığı ailesine de huzur verilmez. Cevad’ın ölümünden sonra eşi Şükriye hanım, çocuklarıyla birlikte “vatan haininin eşi” olarak tutuklandı. Yedi yıl sonra sürgünden salıverilmesine rağmen Bakü'de yaşaması yasaklandı. Aile ancak Aralık 1955'te beraat etti.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun! Haber

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun!

Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılan Osmanlı İmparatorluğu’nun, Mondros Mütarekesi sonrasında işgal edilmesinin ardından Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştı. Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas kongreleri ile alınan kararlar, ulusun egemenliğini yine ulusun sağlayacağını ortaya koymuştu. İstanbul’un işgali ve Millî Mücadele yanlılarının Ankara’da toplanmaya başlaması üzerine Mustafa Kemal, 19 Mart 1920’de yayımladığı genelgeyle” Ankara’da olağanüstü yetkili bir Meclisin” kurulacağını duyurdu. Türk milli bağımsızlık ve egemenliğinin sembolü olarak kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 23 Nisan 1920’de halkın yoğun ilgisi ve dualarıyla açıldı. Türk devletini ayağa kaldıran Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk açılış gününde yaptığı konuşmada, "Milletin mukadderatını doğrudan doğruya idare etmek üzere Ankara’da bir Büyük Millet Meclisi toplandı" dedi. Bu, sadece yeni bir meclisin açılması değil, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesinin resmen hayata geçmesi anlamına geliyordu. Artık Türk milleti, kendi kaderini kendi tayin edecekti. İlk Meclis’te yurdun dört bir yanından seçilen temsilciler, bağımsızlık yemini ederek göreve başladılar. Mustafa Kemal Paşa, Meclis’in ilk başkanı seçildi. Bu Meclis, sadece kanun çıkaran bir organ değil; hem Millî Mücadele’yi yöneten, hem de yeni bir devletin temelini atan en yüksek irade oldu. Bu tarih "Millî Hâkimiyet Bayramı" adıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk millî bayramı olarak kutlandı. Ancak Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan 1924'te 23 Nisan gününün bayram olarak kutlanmasına karar verdi. 1927 yılından itibaren, 23 Nisan artık herkes tarafından “Çocuk Bayramı” olarak görülmeye ve kutlanmaya başlandı. 23 Nisan 1927'deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu'nun konser vermesini sağlamıştır. Türk milletinin bu önemli bayramının adı, 1935'te Hakimiyet-i Milliye Bayramı, 1981 yılında ise "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak resmileşti. “MEMLEKETİ AYDINLIĞA BOĞACAK OLAN SİZSİNİZ” 23 Nisan 1920'de Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Türk istiklalinin nişanesi olarak açtığı, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi 106 yıldır dimdik ayakta. Sevgili küçük hanımlar ve küçük beyler… Bugün sizin gününüz! Kutlu olsun! Sizler yüce Türk milletinin geleceğisiniz. Atatürk’ün de dediği gibi, “Sizler hepiniz, geleceğin bir gülü, yıldızı, bir bahtının aydınlığısınız. Memleketi asıl aydınlığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız.” Çünkü 23 Nisan sadece geçmişte verilen büyük mücadelenin anısı değil, aynı zamanda geleceğe olan inancımızın da en güçlü simgesidir. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından bize emanet edilen bu kutsal vatanı korumak ve yüceltmek her birimizin borcudur. Kırım Haber Ajansı olarak başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu ülkeyi bize emanet eden tüm şehit ve gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyor; tüm çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutluyoruz! Bugünün küçükleri, yarının büyükleri… Gelecek, onun açtığı yolda ve gösterdiği hedefte sizin ellerinizde yükselecek! Unutmayın!

Çubarov’dan “Kanlı Yanvar” mesajı: Azerbaycan halkı tüm baskılara rağmen özgürlük idealinden vazgeçmedi Haber

Çubarov’dan “Kanlı Yanvar” mesajı: Azerbaycan halkı tüm baskılara rağmen özgürlük idealinden vazgeçmedi

Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, 20 Ocak 1990’da Sovyet ordusunun Bakü’de sivil halka karşı gerçekleştirdiği ve Azerbaycan tarihine “Kanlı Yanvar” (Qara Yanvar) olarak geçen olayların 36. yıl dönümü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Çubarov, 20 Ocak 1990 tarihinin Azerbaycan tarihinde milli yas günü olarak yer aldığını belirterek, Sovyet birliklerinin Bakü’ye girerek kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı gözetmeden sivillere karşı silah kullandığını hatırlattı. Bu saldırılarda yüzlerce masum insanın hayatını kaybettiğini, binlercesinin yaralandığını vurgulayan Çubarov, Bakü’nün o günlerde büyük bir acı ve yas atmosferine büründüğünü ifade etti. Azerbaycan halkının o dönemde açıkça özgürlük ve bağımsız bir devlet kurma iradesini ortaya koyduğunu belirten Çubarov, Moskova tarafından yönetilen bu askerî operasyonun, Rus emperyal yaklaşımının ve özgürlük talep eden halklara yönelik acımasız tutumunun açık bir göstergesi olduğunu dile getirdi. Çubarov, “Kanlı Yanvar”ın yalnızca bir trajedi değil, aynı zamanda tarihsel bir ders olduğuna dikkat çekerek, dökülen kanın Azerbaycan’ın bağımsızlık yolunda ağır ama belirleyici bir bedel olduğunu ifade etti. Azerbaycan halkının tüm baskılara rağmen özgürlük idealinden vazgeçmediğini vurgulayan Çubarov, bu direnişin bugün de ilham kaynağı olmaya devam ettiğini söyledi. Açıklamasında “Kanlı Yanvar” şehitlerini rahmetle anan Çubarov, Azerbaycan halkına en içten taziyelerini iletti. 20 OCAK'TA NE OLMUŞTU? Ermenilerin artan toprak talepleriyle birlikte Sovyet yönetimine tepki göstermek isteyen binlerce Azerbaycan Türkü, Bakü’de Azadlık Meydanı'na gelerek, uzun süreli mitinglere başladı. Mitingleri dağıtmak için 26 bin kişilik Sovyet ordusu 20 Ocak’ta Bakü’nün çeşitli bölgelerine girerek, kadın-çocuk demeden 147 kişiyi şehit etti ve 744 kişiyi yaraladı. Vatan müdafaasının neferleri daha sonra Şehitler Hıyabanı olarak anılan ve yere defnedildi. Bu olayın yaşandığı gün tarihe “Kanlı Yanvar” olarak geçti.

Kırım Tatar Millî Kurultayı'nın açılışının 108. yılı Haber

Kırım Tatar Millî Kurultayı'nın açılışının 108. yılı

Kırım Tatar halkının millî mücadelesinin mihenk taşı olan Kırım Tatar Millî Kurultayı bundan tam 108 yıl önce açıldı. 9 Aralık 1917'de açılışını yapan Kurultay, aynı sene 26 Aralık'ta Kurultay’da oylanıp kabul edilen Kanuni Esasî (Anayasa) ile birlikte Kırım Halk Cumhuriyeti ilan edilmişti. Böylelikle Kurultay, Kırım Tatarlarının en üst yetki temsili organı ve ulusal kongre olma özelliğini taşıdı. Bu kapsamda meclise daimî reis olmak üzere Hasan Sabri Ayvaz, Cafer Ablayev ve Ablâkim İlmiy seçilmişti. BİRİNCİ KIRIM TATAR MİLLÎ KURULTAYI Kırım Tatar Milli Kurultayı, Kanuni Esasî ve devlet sembollerini kabul etmiş, hükûmetini oluşturmuş ve Kırım Halk Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Hükûmetin başkanlığına Kırım, Litvanya, Polonya ve Belarus Müftüsü Numan Çelebicihan getirilmişti. 20. yüzyılın başlarında Kırım Tatar Milli Hareketi, Rus İmparatorluğu’nda hayli faal bir siyasi güçtü. On yıllar süren haksızlıklardan sonra, Kırım Yarımadası'nın yerli halkı, millî yaşamlarını tesis etmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyordu. 1917 Şubat Devrimi’nden sonra Kırım Tatarları, Geçici Müslüman İcra Komitesini kurmaya karar veren bir kongre düzenlediler. Komitenin Başkanlığına aynı zamanda Kırım, Ukrayna, Polonya, Litvanya ve Batı Rusya Müslümanlarının Müftüsü de olan 32 yaşındaki Numan Çelebicihan seçildi. Bu organ ulusal kongrenin toplanmasından önce Kırım Tatarlarının faaliyetlerini düzenliyordu. KIRIM TATAR HALKININ GÖK BAYRAĞI HANSARAY’IN ÜZERİNDE YÜKSELDİ 108 yıl önce, 9 Aralık 1917’de Bahçesaray, Hansaray’da Kırım Tatar halkının Birinci Kurultayı açıldı. 4'ü kadın olmak üzere 79 Kırım Tatarı Kurultay delegesi seçildi. Dünya tarihinde ilk kez kadınların seçme ve seçilme hakkını birlikte kullandığı Kurultay Vekilleri seçimleri ile Kırım Tatarları, Kurultay'a katılmak üzere 5’i kadın 76 vekil belirlemişti. Kurultay’a Yarımada'nın dört bir yanından gelen 10 bin Kırım Tatarı iştirak etti. Kongre, Kırım’ın farklı halklarının temsilcileri, Ukrayna Sovyetlerinin olağanüstü temsilcileri ve Letonya’daki teşkilatları selamlarken, Rusya’da yaşayan Türk halklarından çok sayıda kutlama telgrafı alındı. Kurultaydan kısa bir süre önce Çelebicihan konuşmasında, Kırım Tatarlarının yeni siyasi programını ilan etti: Kırım’ı korumak için, Kırım’da kendi kanunlarımızı ve düzenimizi kurmak için, Kırım Müslümanları Kurultayını toplamaya karar verdik. Çünkü Kurultay, yüzlerce yıldır Türkler tarafından düzen ve adaleti sağlayan yasama organı olarak tanınmaktadır… Kurultay, Kırım’ın diğer sakinleriyle adil ve beraber yaşama ilkesini hayata geçirmek istiyor… Kırım yarımadasında çeşitli renklerde birçok zarif gül, zambak, lale vardır. Ve bu lâtif ruh-i naz çiçeklerin hepisinin kendilerine has bir güzelligi, kendilerine has lâtif kokuları var. Bu güller, bu çiçekler Kırım’da yaşayan milletler: Tatarlar, Ruslar, Ermeniler, Yahudiler, Almanlar ve diğerleridir. Kurultayın maksadı onları bir yere toplayıp hepsinden güzel ve nefis bir buket yapmaktır, güzel Kırım adasında hakiki ve medeni bir İsviçre tesis etmektir. İşte o zaman ilk kez “Ant Etkenmen” marşı seslendirilmiş ve Kırım Tatarlarının Gökbayrağı, Hansaray’ın üzerinde yükselmişti. İlk Kurultay 18 gün devam etti. Bu süre içinde Kurultay, Kanuni Esasi'yi kabul etti, devletçiliğin temellerini attı ve parlamentoyu kurdu. Dönemin kaynaklarına göre Kırım Tatarlarının önerdiği anayasanın demokratik yapısını değerlendirebiliriz. Belgede kadın erkek eşitliği, eşit oy hakkı, ayrıcalıkların ve mülklerin kaldırılması, kişisel ve kamusal yaşam özgürlüğü düzenlendi. Kanuni Esasi'de kadın erkek eşitliği, eşit oy hakkı, ayrıcalıkların ve sınıfların kaldırılması, kişisel ve kamusal yaşam özgürlüğü öngörülüyordu. Daha Kurultay’dan önce Müslüman İcra Komitesi Amet Özenbaşlı başkanlığındaki heyeti Kıyiv’e Ukrayna Milli Radası yönetimine, Mihaylo Gruşevskiy ve Volodımir Vinniçenko ile müzakerelere gönderdi. Mücadelenin bu aşamasında hem Ukrainler hem Kırım Tatarları kendi halkları için bağımsızlık kazanmaya çalışıyorlardı. BOLŞEVİKLERİN ENGELLEDİĞİ CUMHURİYET 14 Ocak 1918’de Akmescit’e Bolşevikler girdi ve Kurultay’ın çalışmalarını durdurdu, liderlerini mevcut olmayan bir anlaşmayı ihlâl etmekle suçladı. Kırım’dan kanlı kızıl terör dalgası başladı. Dışişlerinden sorumlu Cafer Seydahmet, Türkiye’ye zar zor ulaşabildi. Numan Çelebicihan tutuklandı ve deniz birliklerine mensup anarşistler tarafından Akyar'a (Sivastopol) götürüldü. 27 gün hapis tutulduktan sonra kurşuna dizildi ve cesedi Karadeniz’e atıldı. İki ay süren sıkı çalışmadan sonra Kırım Tatarlarının milli hareketi inanılmaz kayıplara uğradı.

17 Kasım Azerbaycan Milli Diriliş Günü kutlu olsun! Haber

17 Kasım Azerbaycan Milli Diriliş Günü kutlu olsun!

Azerbaycan'ın bağımsızlık tarihinde önemli bir yere sahip olan ve bağımsızlık hareketinin başladığı gün olarak kabul edilen 17 Kasım 1988, Azerbaycan'da Milli Diriliş Günü olarak adlandırılıyor. Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinde, Ermeniler 1988 yılından itibaren Azerbaycan Türklerine karşı saldırı ve katliamlara girişmişlerdi. Karabağ toprakları üzerinde hak iddia etmeye başladığı yıl olan 1988'den başlayarak 1994 tarihine kadar Ermenilerin saldırıları sonucunda bin 500'den fazla kişi hayatını kaybederken, 3 binden fazla kişi de yaralanmıştı. Azerbaycan'ın bine yakın yerleşim yerine düzenlenen saldırılarda yüzbinlerce insan yurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Yaklaşık bir milyon insanın Azerbaycan'ın diğer bölgelerine göç etmesi neticesinde "kaçkınlar" olarak adlandırılan insanlar, yıllarca zor şartlar altında çadırlarda yaşamak zorunda kalmıştı. 1987 yılı sonları ve 1988 yılı başlarındaki bu olaylara Sovyetler Birliği yönetimi ve Azerbaycan'ın yerel idarecileri sessiz kalınca halk hareketleri başlattı. Gittikçe büyüyen ve destek gören hareketler mitinglere dönüştü. Bu mitinglerin sonucunda 17 Kasım 1988 günü, şimdiki Azadlık o zamanda kullanılan ismiyle “Lenin” meydanında toplanan Azerbaycan Türkleri, SSCB'nin anti-Azerbaycan tutumuna karşı tek yumruk olarak sürekli mitinge başladı. Günlerce dağıtılamayan kalabalığa müdahaleler olsa da özgürlük için artık yola çıkanlar 18 gün boyunca meydanı terk etmedi. Sovyet yönetimi ilk defa olağanüstü hâl ilan ederek Kızıl Ordu askerleri ile meydanı kuşatmış, birçok insanı tutuklayarak mitinge son verebilmişti. SOVYETLER BİRLİĞİNE KARŞI AZERBAYCAN TÜRKLERİ TEK YÜREK OLDU Bu olaylar, Azerbaycan'da bağımsızlık hareketlerini daha da alevlendirmiş ve ileride kurulacak bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin temelini attı. Artık halk birlik olarak ayağa kalkmış ve kendi gücünü görmüştü. Bağımsızlık yolunda hiçbir güç engel olamazdı o halka. Nitekim olamadı da. Tarihte Milli Azadlık Harekâtı adıyla yerini alan bu olay, 18 Ekim 1991'de kazanılan bağımsızlığın zeminini oluşturdu ve alt yapısını hazırladı. Haziran 1989'da Azerbaycan Halk Cephesi kuruldu. Aynı yılın eylül ayında Azerbaycan Yüksek Sovyet’inin Azerbaycan'ın egemenliği hakkında Anayasal Bildirgeyi kabul etmesi Moskova’yı biraz daha körükledi ve 1990 yılında 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece Kızıl Ordu birlikleri Bakü'ye girdi. Bu birliği Bakü'ye sokmamak için el-ele tutuşarak tankların önüne dizilen ve "Bizi ezmeden Bakü'ye giremezsiniz" diyen insanları ezerek Bakü'ye dahil olan Kızıl Ordu, yüzlerce insanı acımasızca katletti. Ancak Rusya'nın baskısı ve katliamları, halkın direncini hiçbir şekilde kıramadı; tam aksine bağımsızlık sürecini daha da hızlandırdı. Ve bunun sonucunda 18 Ekim 1991 tarihinde Azerbaycan bağımsızlığını kazandı. 1992 senesinin Mayıs ayında Azerbaycan Halk Cephesi iktidara geldi ve kısa süre içinde Azerbaycan Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı için tehdit oluşturan Rus askeri birlikleri ülkeden çıkartıldı. 17 Kasım tarihi ise Ebülfez Elçibey tarafından Milli Diriliş (Uyanış) Günü olarak ilan edildi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bağımsızlığının 42. yılını kutluyor Haber

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bağımsızlığının 42. yılını kutluyor

Kıbrıs Türklüğünün unutulmaz lideri Rauf Denktaş’ın 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kuruluşunu ilan etmesinin üzerinden 42 yıl geçti. Kıbrıs Türk halkı, bugün varoluş mücadelesini zaferle taçlandırarak kurduğu KKTC devletinin kuruluşunu kutluyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) kuruluşu, 15 Kasım 1983’te Kıbrıs Türk halkının adadaki siyasi yaşamını devlet olarak dünyaya ilan ettiği tarihi bir dönüm noktası oldu. Mehmetçik ile Kıbrıs Türklerinin omuz omuza 15 Kasım 1983’te savaşarak elde ettiği zafer, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla sonuçlandı. KIBRIS TÜRK DEVLETİNE GİDEN SÜREÇ 15 Temmuz 1974’te, Enosis'i gerçekleştirmek için Rum-Yunan iş birliğinde faşist bir darbe gerçekleştirildi. Garantör ülke Türkiye, bu oldubittiye karşı 1960 garanti ve ittifak anlaşmalarının kendisine verdiği hukuki müdahale hakkını kullanarak; üstün fedakârlıkları sayesinde 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs’ta Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdi. Enosis hayalini tarihe gömdüğü gibi Kıbrıs Türk halkını da ikinci bir soykırım planı olan İphestios Katliamı'ndan kurtardı. 5 Ağustos 1975’de Nüfus Mübadele Antlaşması yapılarak Kıbrıs Türk halkı Ada’nın kuzeyinde, Rumlar güneyinde toplanmış ve tamamen iki ayrı halktan oluşan iki ayrı kesim oluşmuştur. 1977 ve 1979 Denktaş-Makarios, Denktaş-Kyprianou Doruk Antlaşmaları ile iki taraflı yapı teyit edildi ve Kıbrıs’ta iki ayrı otonom idarenin varlığı kabul edildi. KIBRIS TÜRK HALKININ VAROLUŞ MÜCADELESİ Sözde tüm Kıbrıs’ı temsil ettiğini iddia eden ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni silah zoru ve terörle işgal ettikleri halde, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak gayrımeşru bir şekilde tanınmayı sürdüren Rumlar, geçen süreçte adil bir çözüme yanaşmadı.Rumlar, Kıbrıs’ın bütününe sahip çıkarak, Kıbrıs Türk halkını üniter bir yapı içine sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne azınlık olarak alma uğraşlarını sürdürdü. Nüfus mübadelesi antlaşmasını yoksayan bu antlaşmayı zorlayan koşulları göz ardı eden, kuzeye göçen Türklerin 11 yıl maruz kaldıkları maddi ve manevi kayıpları ve güneyde bıraktıkları malvarlığını görmezden gelen bu yanlı kararlar karşısında Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs Türk liderliği, bu hukuksuzluğa daha fazla kayıtsız kalamadı. KKTC İLAN EDİLDİ Sonuçta egemen Türk varlığı korunarak yaşatılması için, 15 Kasım 1983’te Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisinin oybirliği ile aldığı bir kararla ve Kıbrıs Türk halkının ezici çoğunluğunun onayı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi. Mücahit Kıbrıs Türk halkının şanlı direnişinin ve egemen varlığının simgesi olan KKTC, bugün 42. kuruluş yılını kutluyor. Türk Mukavemet Teşkilatı, Kıbrıs Türklüğünün lideri Dr. Fazıl Küçük ve KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Türklüğünün unutulmaz ismi Rauf Raif Denktaş ve arkadaşları bu mücadelenin bayraktarları oldu. Nitekim, KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı ve dönemin Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Denktaş, cumhuriyetin ilan edildiği 15 Kasım 1983 tarihinde Meclis birleşiminin tamamlanmasından sonra Federe Meclis önünde toplanan halka ve öğrencilere hitaben yaptığı konuşmasında, mücadelenin bitmediğine değinerek, "Ne Mutlu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Türk çocuklarına" diyerek, Kıbrıs Türklüğünün mücadelesini özetlemişti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.