SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Balkanlar

QHA - Kırım Haber Ajansı - Balkanlar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Balkanlar haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

ADF2026'da Balkanlar'da barış ve istikrar ele alındı Haber

ADF2026'da Balkanlar'da barış ve istikrar ele alındı

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının ev sahipliğinde ve "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" ana temasıyla küresel sistemdeki derinleşen krizlere çözüm aramak amacıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) “Balkanlarda Barışın Sağlanması: Diyalog, İş Dünyası ve Bağlantısallık” oturumu, 18 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirildi. Bölgesel İşbirliği Konseyi (BİK) Genel Sekreteri Amer Kapetanoviç’in moderatörlüğünde tertip edilen oturumda; Balkanlar’daki bölgesel diyalog, bölgesel güvenlik, altyapı projeleri, enerji güvenliği ve savunma iş birliği konuları masaya yatırıldı. BALKANLAR’DA BARIŞ VE İSTİKRAR MERCEK ALTINA ALINDI Oturumda; Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Karadağ Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ervin İbrahimoviç, Kosova Birinci Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Diaspora Bakanı Glauk Konjufca, Bosna Hersek Dışişleri Bakanı Elmedin Konakoviç, Kuzey Makedonya Dışişleri ve İhracat Bakanı Timço Mucunski, Arnavutluk Dışişleri ve AB Bakanı Ferit Hoxha, Hırvatistan Dışişleri ve AB ile İlişkiler Bakan Yardımcısı Frano Matuşiç ve Sırbistan Dışişleri Bakanı Marko Duriç yer aldı. URKAYNA-RUSYA SAVAŞI, BALKANLAR AÇISINDAN DA BİR TEHDİT OLUŞTURUYOR Konjufca, Kosova halkının 1990’lı yıllarda büyük acılarla sınandığını belirterek “Bizim kadar barış ve istikrar isteyen başka bir millet olduğunu düşünmüyorum.” şeklinde konuşarak Balkanlar’da sürdürülebilir barış ve istikrarın elde edilebilmesi için ise bu kavramların nasıl algılandığının belirlenmesi gerektiğini ifade etti. “Güvenlik tehdit altındaysa hiçbir şey ilerleyemez, diğer bütün konular ise çözümsüz kalır.” diyen Konjufca, bununla birlikte Ukrayna-Rusya Savaşı’nın bir ülkeyi yıkıma uğratmak, Avrupa değerlerinin korunduğu Ukrayna ile Ukrayna halkının özgürlüğünü hedef alarak Ukrayna halkını yok etmek gibi kabul edilemez bir amaca dayandığının altını çizdi. Ukrayna-Rusya Savaşı’nın Kosova sınırına kadar geldiğine dikkat çeken Konjufca, öte yandan bu durumun 2022 yılından beri yaşandığını vurgulayarak “Bu çatışma, Rusya Federasyonu’nun çıkarları ile başlayan ve Balkanlar’a kadar olan hibrit diyebileceğimiz bir saldırıdır.” değerlendirmesini yaptı. “BİR AĞAÇ DİKMEK İÇİN EN İYİ ZAMAN 20 YIL ÖNCESİDİR” Bakan Yardımcısı Bozay, Türklerin “Bir ağaç dikmek için en iyi zaman 20 yıl öncesidir.” sözüne atıf yaparak Batı Balkanlar’da istikrarı elde edebilmek için ise en uygun zamanın bugün olduğunu belirtti. Balkanlar’ın ve Avrupa’nın “ağacını dikmek” ve Balkanlar ile Avrasya arasındaki bağların güçlendirilmesinin önemini dile getiren Bozay, bölgede barışın kalıcı hâle getirilmesi için bölgesel sahiplenme ve kapsayıcılık ile birlikte enerjide, insanlar arasındaki ve ticari ilişkilerdeki bağlantılar olacak şekilde ana dallar olduğunu bildirdi. Bozay, son olarak beyin göçünün önlenmesi gerektiğini belirtti. “BATI BALKANLAR’DA GÜVEN OLMADAN HİÇBİR İŞ SONUCA ULAŞTIRILAMAYACAKTIR” Hoxha, dünyada jeopolitik açıdan problemlerin olduğunu dile getirerek “Nereden geldiğimizi biliyoruz, geçmişi biliyoruz ama önümüzde ne olduğunu bilmiyoruz fakat bu birliğimizi etkilememeli.” dedi. Bölgede barışın sağlanmasının yalnızca çatışmaların yokluğu demek olmadığını ve daha fazlasının yapılması gerektiğini, aksi takdirde kırılganlığın devam edeceğini ifade eden Hoxha; ekonomik büyüme, demokratik kurumlar ve Avrupa’nın ortak geleceğine yatırım yapılması gerektiğini belirtti. “Bütün bunlara sahibiz, sadece konsolidasyonun gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Batı Balkanlar’da güven olmadan hiçbir iş sonuca ulaştırılamayacaktır. Güven demek, yalnızca kâğıt üzerinde olan antlaşmalar değildir, o antlaşmaların aynı zamanda uygulamaya konulması lazımdır.” şeklinde konuşan Hoxha, Batı Balkanlar’ın hâlen yaralarını sarmakta olduğuna dikkat çekti. Hoxha, bölge ülkelerinin yalnızca komşu değil, ortak olmaları gerektiğinin de altını çizdi. “CESUR LİDERLERE İHTİYACIMIZ VAR” Konakoviç, bölgede liderliğe yönelik ihtiyaca vurgu yaparak “Cesur liderlere ihtiyacımız var, liderlerimiz cesaretli değil. Siyasetimiz, geçmişe mahkûm durumdadır. Milletler arasında güveni inşa edecek, geçmişteki sorunların üstesinden gelecek, ortak menfaat duygusunu kavrayacak yeni ve cesur liderlere ihtiyacımız var çünkü birçok ortak menfaatimiz bulunmakla birlikte aynı zamanda sorunlar da yaşamaktayız. İnsanlarımız, yeni fırsatlar elde etmek üzere çoğunlukla ülkelerinden kaçıp AB’ye gitmektedirler.” ifadelerini kullandı. Balkanlar’daki kamuoyu tartışmalarının tekrar savaş etrafında şekillendiğini dile getiren Konakoviç, Arnavutluk ve Kosova arasında 637 yıl önce gerçekleşen savaşın tekrar gündeme getirildiğini hatırlattı. Konakoviç, “Neden şimdi bunları duyuyoruz biliyor musunuz? Çünkü dünya üzerindeki en kötü siyasetçiler bizde.” şeklinde konuşarak Balkanlar’da tarihî gerçekliklerin değiştirilmesine dikkat çekerek Balkanlar’daki siyasetçilere sorumluluk alması ve mevcut fırsatları değerlendirmesi çağrısında bulundu. Konakoviç, öte yandan Selanik Zirvesi’nden sonra AB’nin nihayet Balkan ülkelerine karşı dürüst bir yaklaşımda bulunduğunu belirterek bunun sebebinin AB’nin Ukrayna-Rusya Savaşı kaynaklı hissettiği korku olduğunu kaydetti. Mucunski ise “hayat”, “ekim” ve “tohum” kavramlarına dikkat çekerek Balkan ülkelerinin kat etmesi gereken çok yol olduğunu belirtti. Matuşiç ise Türkiye’nin NATO içerisinde önemli bir rolü olduğunu kaydetti. Ayrıca İbrahimoviç ise “Güven yoksa uygulama da yoktur.” şeklinde konuşarak komşuluk ilişkilerine, Avrupa ile entegrasyona ve bölgesel çapta kurulacak ilişkilerin kalitesinin önemine vurgu yaptı.

Bakan Fidan: Ukrayna'daki savaşta ateşkes ve kalıcı barış için odak kaybı olmamalı Haber

Bakan Fidan: Ukrayna'daki savaşta ateşkes ve kalıcı barış için odak kaybı olmamalı

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde ve “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 18 Nisan 2026 tarihinde düzenlenen ADF2026 kapsamında gerçekleştirilen “HostTalk” oturumunda konuşmacı olarak yer aldı. Oturumun moderatörlüğünü TRT World sunucusu Maria Ramos üstlendi. “ANTALYA DİPLOMASİ FORUMU, BÖLGESEL SORUNLARA ÖZGÜN BİR PLATFORM SUNUYOR” Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nun her geçen yıl daha verimli bir yönde geliştiğini belirterek, katılımcı ve konu çeşitliliğinin arttığını, forumun uluslararası siyasette etkisini giderek güçlendirdiğini ifade etti. Fidan, ADF ile amaçlarının özellikle bölgesel meselelere odaklanan bir platform oluşturmak olduğunu vurgulayarak, dünyadaki benzer diplomasi platformlarında çoğunlukla Batı merkezli konuların ele alındığına dikkat çekti. Ukrayna-Rusya Savaşı’nın Avrupa ve ABD’deki platformlarda geniş yer bulduğunu belirten Fidan, buna karşılık Orta Doğu, Kuzey Afrika, Balkanlar, Avrupa ve Akdeniz gibi bölgeleri ilgilendiren konuların yeterince tartışılmadığını söyledi. Bu çerçevede forumun, bölgesel meselelerin ele alınması ve bu sorunlara yönelik bölgesel çözüm önerilerinin geliştirilmesi açısından özgün bir fırsat sunduğunu ifade eden Fidan, bunun Türkiye ve bölge ülkeleri için büyük önem taşıdığını dile getirdi. Diplomasinin günümüzde her zamankinden daha gerekli hale geldiğini belirten Fidan, çok taraflılık ve uluslararası düzenin zayıfladığı bir dönemde daha fazla diyaloğa ihtiyaç olduğunu vurguladı. Uluslararası sistemin kurallara dayalı yapısının zayıflamasıyla birlikte devletlerin daha fazla koordinasyon ve birlikte var olma arayışına yönelmek zorunda kaldığını ifade eden Fidan, aksi takdirde krizlerin ve çatışmaların kaçınılmaz olabileceğini söyledi. Uluslararası sistemde devletlerin giderek “kendi kendine yeterli” bir yapıya evrildiğine dikkat çeken Fidan, bu durumun diplomasinin önemini daha da artırdığını kaydetti. Soğuk Savaş sonrası dönemde oluşan uluslararası düzenin 1990’lara kadar etkisini sürdürdüğünü, ardından serbest ticaret ve neoliberal politikalarla güncellenmeye çalışıldığını belirten Fidan, ancak bu yapının 2010’lu yıllardan itibaren zayıflamaya başladığını ifade etti. Fidan, mevcut küresel belirsizlik ortamında devletlerin bir araya gelerek temel sorulara samimi yanıtlar araması gerektiğini vurgulayarak, “Eğer sistemin kendi akışına bırakılmasını beklersek, bu çoğu zaman savaş ve yıkım sonrası öğrenilen derslerle sonuçlanır. Oysa insanlık olarak bu noktaya gelmeden yeni bir düzen inşa etmeliyiz.” dedi. “BÖLGESEL SAHİPLENME, YENİ DÖNEMİN ANAHTARI OLMALI” Fidan, dış politikada “bölgesel sahiplenme” anlayışının giderek daha fazla önem kazandığını belirterek, bölge ülkelerinin sorunlarını kendi aralarında çözmesi gerektiğini vurguladı. Fidan, bu yaklaşımın yalnızca Orta Doğu ve Kafkasya ile sınırlı olmadığını; Balkanlar, Akdeniz ve diğer bölgeleri de kapsadığını ifade ederek, bölgesel iş birliği ve ortak sorumluluğun altını çizdi. Eski uluslararası sistemde ülkelerin çoğunlukla sorunların çözümü için hegemon güçleri beklediğini hatırlatan Fidan, bu müdahalelerin çoğu zaman çözümden ziyade yeni sorunlar doğurduğunu söyledi. Artık bölge ülkelerinin bir araya gelerek kendi sorunlarını ele alma zamanının geldiğini belirten Fidan, geçmişte bu anlayışın hayata geçirilmesinde yapısal engeller bulunduğunu ancak günümüzde şartların değiştiğini dile getirdi. Ulus-devletlerin gelişim sürecine de değinen Fidan, özellikle Orta Doğu, Balkanlar, Akdeniz ve Kuzey Afrika’da 1950’li yıllarda bugünkü anlamda güçlü devlet yapılarının bulunmadığını, ancak bugün bu devletlerin büyük ölçüde olgunlaştığını ifade etti. Bu olgunlaşmanın, bölgesel sorunların çözümünde daha etkin ve koordineli adımlar atılmasını mümkün kıldığını belirten Fidan, “Dolayısıyla artık hepimizin daha olgun bir şekilde bir araya gelerek sorunlarımızı birlikte ele alma zamanı gelmiştir. Bu temel yaklaşımdır. Ancak hâlâ savaş halinde olan birçok ülke bulunduğunu görüyoruz. Bu nedenle kapsamlı diplomasiye, samimi diyaloğa ve yaratıcı çözüm önerilerine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.” ifadelerini kullandı. “BÖLGEDE GÜÇ POLİTİKASI YERİNE DİPLOMASİ VE EGEMENLİĞE SAYGI ESAS OLMALI” Fidan, bölgedeki sorunların çözümünde güç politikalarının uzun süredir belirleyici olduğunu belirterek, bunun yerine kurallara dayalı bir düzenin tesis edilmesi gerektiğini vurguladı. Fidan, bölgedeki krizlerin çoğunlukla savaş yoluyla çözülmeye çalışıldığını ancak bunun daha fazla yıkım, çatışma ve istikrarsızlık ürettiğini ifade etti. Bu durumun yalnızca bölgeyle sınırlı kalmadığını, küresel ölçekte de olumsuz etkiler doğurduğunu belirten Fidan, “Bölgede yaşanan her gelişme kısa sürede diğer ülkelere de yansıyor.” dedi. Bu nedenle diplomasinin ve diyaloğun her zamankinden daha gerekli olduğunu dile getiren Fidan, bölge ülkelerinin büyük ölçüde kendi devlet yapılarına, bayraklarına ve hukuk sistemlerine sahip olduğunu hatırlattı. İsrail’in genişlemeci politikalar izlediğini savunan Fidan, bunun dışında bölge ülkelerinin birbirlerinin topraklarına yönelik bir hedef taşımadığını ifade etti. Bu çerçevede, ülkelerin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine saygı gösterilmesinin temel bir başlangıç noktası olduğunu belirten Fidan, bu yaklaşımın sorunların büyük bölümünün çözümüne katkı sağlayacağını söyledi. Bölgenin tarihsel olarak toplum yapısından devlet yapısına evrildiğine dikkat çeken Fidan, artık ülkelerin bu bilinçle hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Fidan, karşılıklı saygı ve iş birliği temelinde hareket edilmesi hâlinde bölgesel sorunların önemli ölçüde azaltılabileceğini ifade etti. “TÜRKİYE, TÜM TARAFLARLA DİYALOG KURARAK ÇATIŞMALARI SONA ERDİRMEYE ÇALIŞIYOR” Bakana Fidan, Türkiye’nin dış politikada savaş yerine diplomasiye öncelik verdiğini belirterek, çatışmalarda taraf tutmak yerine tüm aktörlerle iletişim kurmayı esas aldıklarını ifade etti. Kendisine sıkça yöneltilen sorulara değinen Fidan, Türkiye’nin farklı siyasi aktörlerle kapsamlı ilişkiler yürüttüğünü ve bu sayede tüm taraflarla temas kurabildiğini söyledi. Diplomasinin doğası gereği tüm taraflarla angajman kurmayı zorunlu kıldığını belirten Fidan, bunun Türkiye’nin yaklaşımının temelini oluşturduğunu vurguladı. Bölgedeki önceliklerinin savaşların çıkmasını engellemek, mevcut çatışmaları ise sona erdirmek olduğunu dile getiren Fidan, kalıcı barışın sağlanmasının ticaret, kalkınma, güvenlik ve istikrar için vazgeçilmez olduğunu kaydetti. Süregelen çatışmaların yalnızca yıkım, acı ve istikrarsızlık getirdiğini ifade eden Fidan, son iki-üç on yılda bunun çok sayıda örnekle görüldüğünü söyledi. Türkiye’nin Ukrayna, Gazze, İran, Afrika’daki bazı krizler ve gerektiğinde Balkanlar’daki gelişmeler dahil olmak üzere farklı coğrafyalardaki çatışmaları sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini belirten Fidan, Türkiye’nin bu süreçlerde güvene dayalı şekilde tüm taraflarla konuşabilen bir aktör olduğuna dikkat çekti. “UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI'NDA ATEŞKES VE KALICI BARIŞ ŞART” Fidan, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın sona yaklaşmasının önemli bir gelişme olduğunu ancak sürecin dikkatle yönetilmesi gerektiğini belirterek, tarafların ve arabulucuların müzakereleri sürdürme iradesinin “büyük bir kazanım” olduğunu ifade etti. Türkiye’nin temel yaklaşımının tarafları diyaloga teşvik etmek olduğunu kaydeden Fidan, “Dünyada yapmaya çalıştığımız şeyin bir parçası olarak, tarafları iyi bir diyaloğu sürdürmeye teşvik ediyoruz ve mümkün olduğunca ateşkesi devam ettirmeye, mümkünse kalıcı bir çözüm ve anlaşmaya ulaşmaya çağırıyoruz.” dedi. Ukrayna’daki savaşın küresel ölçekte ciddi istikrarsızlık ve ekonomik-sosyal sarsıntılar yarattığını belirten Fidan, “Ukrayna’daki savaş büyük bir sarsıntı ve istikrarsızlık yaratıyor. Savaşın ilk yıllarında, dört ya da beş yıl önce, tüm toplum ciddi şekilde etkilendi; bugün ise Ukrayna-Rusya Savaşı’nın olumsuz etkileri bir ölçüde absorbe edilmiş durumda.” ifadelerini kullandı. Öte yandan, uluslararası gündemde İran’a ilişkin gelişmelerin Ukrayna-Rsuya müzakerelerini geri plana ittiğine dikkat çeken Fidan, bu durumun risk oluşturduğunu ifade etti. İran’da olası bir ateşkes ya da barış sürecinin ardından uluslararası toplumun yeniden Ukrayna konusuna yoğunlaşması gerektiğini vurgulayan Fidan, “Bu meseleye odak kaybı yaşanmasına izin veremeyiz.” dedi. Savaşın her iki ülke için de büyük yıkım yarattığını ve küresel etkilerinin giderek büyüdüğünü dile getiren Fidan, sürecin bölgesel ya da küresel ölçekte yeni tırmanmalara açık olduğuna işaret etti. “ZELENSKIY’NİN ZİYARETİ VE BÖLGESEL DİYALOG, İŞ BİRLİĞİ İÇİN ÖNEMLİ BİR FIRSAT” Fidan, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy’ın (Volodimir Zelenski) Suriye ziyareti öncesinde İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldiğini belirterek, görüşmelerde hem Ukrayna’daki savaş hem de ikili ilişkilerin ele alındığını söyledi. Fidan, Türkiye ile Ukrayna arasında bağımsızlıktan bu yana güçlü ilişkiler bulunduğunu ancak savaş nedeniyle ticaret başta olmak üzere birçok alanda bu ilişkilerin sekteye uğradığını ifade etti. Zelenskıy’nin son dönemde dış politika temaslarını genişlettiğine dikkat çeken Fidan, Körfez bölgesine gerçekleştirdiği ziyaretlerin yanı sıra Suriye yönetimiyle de temas kurma arayışında olduğunu dile getirdi. Türkiye’nin yapıcı ve makul tüm ikili iş birliklerini desteklediğini vurgulayan Fidan, savaşların bölge için büyük bir tehdit oluşturduğunu ancak ticaret, kalkınma ve iş birliğinin teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Bu doğrultuda Türkiye’nin bölge ülkelerini daha fazla iş birliğine yönlendirmeye çalıştığını kaydetti. Çok katmanlı kriz yönetimi ve bölgesel istikrar çabalarına da değinen Fidan, farklı ülkelerin benzer süreçlerden geçtiğini ve bu deneyimlerin paylaşılmasının önemli olduğunu ifade etti. Savaş ve çatışmaların yarattığı yıkımın ardından ülkelerin toparlanmaya ve ilişkilerini yeniden inşa etmeye ihtiyaç duyduğunu belirten Fidan, uluslararası iş birliğinin bu süreçte kritik rol oynadığını vurguladı. Geçmişte uluslararası sistemde bazı yönetimlerin sınırlı tanınırlığa sahip olduğunu hatırlatan Fidan, günümüzde ise ülkeler arası iş birliğinin her zamankinden daha gerekli hale geldiğini ifade etti. Oturum sonunda Fidan basın mensuplarının sorularını cevapladı.

ADF2026 Liderler Paneli: Küresel belirsizlikte reform, sorumlu liderlik ve iş birliği vurgusu Haber

ADF2026 Liderler Paneli: Küresel belirsizlikte reform, sorumlu liderlik ve iş birliği vurgusu

"Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında düzenlenen liderler panelinde küresel belirsizlikler ve mülteci krizi ele alındı. “Yarını Tasarlarken Belirsizlikleri Yönetmek” başlıklı Liderler Paneli’nde Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova ve Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze yer aldı. Panelde, değişen küresel dengeler karşısında iş birliği, diplomasi ve kriz yönetimi konuları öne çıktı. Oturumun moderatörlüğünü üstlenen Çavuşoğlu, konuşmasında küresel sistemde yaşanan dönüşüme dikkat çekti. Günümüzde yaşanan gelişmelerin birbirinden bağımsız olmadığını vurgulayan Çavuşoğlu, bu sürecin daha derin ve yapısal bir değişimin göstergesi olduğunu ifade etti. Çavuşoğlu, jeopolitik gerilimlerin arttığını, ekonomik karşılıklı bağımlılığın yeniden şekillendiğini ve uluslararası ilişkilerin temel unsurlarından biri olan güvenin ciddi bir sınamadan geçtiğini belirtti. Küresel sorunların giderek daha karmaşık ve birbirine bağlı hâle geldiğini dile getiren Çavuşoğlu, bu sorunların artık yalnızca geleneksel yöntemlerle yönetilemeyeceğine işaret etti. Belirsizliğin geçici değil, sistemik bir nitelik kazandığını söyleyen Çavuşoğlu, bu nedenle bugünkü tartışmaların büyük önem taşıdığını kaydetti. “Yarını tasarlamak; net bir vizyon, riskleri öngörebilme ve dünyayı yeniden şekillendiren dinamikleri doğru analiz edebilme kapasitesi gerektiriyor.” diyen Çavuşoğlu, belirsizlikleri yönetmenin ise güçlü liderlik, koordinasyon ve ulusal çıkarların ötesinde kolektif hareket etme iradesi gerektirdiğini vurguladı. Çavuşoğlu, tartışmaları iki tur hâlinde yürüteceğini belirtti. Çavuşoğlu ilk turda panelistlere, 2026 yılında küresel toplumu bekleyen temel riskler ve belirsizlikler, bu zorluklarla mücadelede benimsenmesi gereken yaklaşımlar, ulusal çıkarlar ile küresel sorumluluklar arasındaki denge, liderlik anlayışının niteliği ve çok taraflı kurumların geleceği gibi başlıklar yöneltti. “İNSANLIK BİR YOL AYRIMINDA” Tokayev, Türkiye’nin bölgesel ve küresel düzeyde artan rolüne dikkat çekti. Tokayev, Kazakistan ile Türkiye’nin iş birliği içerisinde hareket ederek zaman zaman ortaya çıkan bölgesel sorunların çözümünde “çok büyük ve olumlu bir rol” oynayabileceğini ifade etti. Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gelecek ay Kazakistan’a gerçekleştirmesi planlanan ziyaretine ev sahipliği yapacak olmaktan memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Küresel sorunların doğasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tokayev, bu meselelerin bir yandan son derece karmaşık, diğer yandan ise doğru yaklaşımlar geliştirildiğinde çözülebilir nitelikte olduğunu belirtti. Diplomatlar ve siyasetçiler tarafından sıkça dile getirilen “insanlığın bir yol ayrımında olduğu” söylemine atıfta bulunan Tokayev, eski Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan’ın da benzer ifadeleri kullandığını hatırlatarak, uluslararası sistemin uzun süredir bu belirsizlik hali içinde bulunduğunu kaydetti. “ULUSLARARASI GERİLİMLER SINIRLARI AŞIYOR” Günümüzde bölgesel çatışmaların artık yalnızca yerel ölçekte kalmadığını, küresel etkiler doğurduğunu vurgulayan Tokayev, uluslararası gerilimlerin sınır aşan bir karakter kazandığını ifade etti. Tokayev, bu durumun, mevcut uluslararası kurumların etkinliği ve kapasitesi konusunda da ciddi tartışmaları beraberinde getirdiğini dile getirdi. BM’in uluslararası sistemde vazgeçilmez bir yapı olduğunu belirten Tokayev, tüm devletlerin bu kurumu destekleme gerekliliği konusunda hemfikir olduğunu söyledi. Bununla birlikte, BM’in reforme edilmesi gerektiğine yönelik yaygın bir görüş bulunduğunu ancak bu reformların uzun yıllardır hayata geçirilemediğini vurguladı. Tokayev, bu noktada özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin yapısının reform sürecinde önemli bir engel oluşturduğunu açık bir şekilde ifade etti. “LİDERLERE TEMKİNLİ BİR YAKLAŞIM DÜŞÜYOR” Liderlik anlayışına da değinen Tokayev, “Günümüz liderliğinin taşıması gereken temel özelliklere ilişkin sorunuza gelince; bana göre en önemli husus, küresel liderlerin ve devlet başkanlarının öncelikle uluslararası güvenlik ve barış konusunda sorumluluk sahibi olmalarıdır. Bunun yanı sıra, liderlerin daha temkinli, ölçülü ve itidalli bir yaklaşım sergilemeleri gerekmektedir.” ifadelerini kullandı. Stratejik itidalin günümüzde son derece kritik bir rol oynadığını vurgulayan Tokayev, dünyadaki birçok çatışma ve istikrarsızlığın temel kaynaklarından birinin BM Güvenlik Konseyi olduğunu ifade etti. Tokayev, büyük güçlerin aksine bölgesel, orta ölçekli ve küçük devletlerin uluslararası arenada daha sorumlu davrandığını belirterek, Türkiye ve Kazakistan başta olmak üzere birçok ülkenin uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması konusunda önemli sorumluluklar üstlendiğini söyledi. Bu ülkelerin, dünyada artan çatışma ve krizlerin yayılmasını önlemek için çaba gösterdiğini dile getiren Tokayev, mevcut karmaşık ve zaman zaman “tuhaf” olarak nitelendirdiği küresel sistemden çıkış yolunun aslında basit olduğunu ifade etti. Tokayev, bu noktada daha sorumlu, daha dayanıklı ve gelişmeleri doğru analiz eden bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini vurguladı. “NÜKLEER SİLAH MESELESİ KONUNUN MERKEZİNDE OLMALI” Konuşmasında İran meselesine de değinen Tokayev, bu konunun son derece karmaşık olduğunu ve dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kazakistan’ın öncelikle Basra Körfezi ülkeleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade eden Tokayev, tüm devletlere stratejik itidal çağrısında bulunduklarını ve bölgede askerî faaliyetlerin durdurulması gerektiğini savunduklarını aktardı. Yaşanan gelişmelerin küresel ekonomiye olumsuz yansıdığını dile getiren Tokayev, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ticaretinin önemine dikkat çekildiğini ancak asıl odaklanılması gereken meselenin sorunun kaynağı olduğunu söyledi. Tokayev, bu bağlamda nükleer teknolojilerin ve silahların yayılmasının temel sorunlardan biri olduğunu ve İran ile ilgili müzakerelerde bu konunun merkezde yer alması gerektiğini ifade etti. Küresel ticarete ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Tokayev, ticaret hacminin artmaya devam ettiğini ve geçtiğimiz yıl yüzde 2,5 oranında büyüme kaydedildiğini belirtti. Ancak sorunun ticaretin kendisinden ziyade içeriği ve niteliği olduğunu vurgulayan Tokayev, uzmanların bu alana daha derinlemesine odaklanması gerektiğini söyledi. Tokayev, konuşmasında küresel sistemdeki tıkanıklıkların aşılması için daha pragmatik, sorumlu ve iş birliğine dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğinin altını çizdi. “KÜRESEL ÖLÇEKTE BİR DEMOKRASİ KRİZİ YAŞANIYOR” Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Siljanovska-Davkova, küresel sistemde artan krizler, demokrasiye yönelik tehditler ve çok taraflı yapının zayıflamasına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Siljanovska-Davkova, günümüz dünyasının güç temelli bir düzene kaydığını belirterek, uluslararası ilişkilerin artık “hak” yerine “güç” üzerinden şekillendiğini ifade etti. Küresel ölçekte ciddi bir demokrasi krizi yaşandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı, güvenlik tehditlerinin arttığını, dünyanın giderek daha öngörülemez hale geldiğini ve çok taraflılığın zayıfladığını dile getirdi. Otoriterleşmenin yükselişinden, yeni göç dalgalarından, hibrit tehditlerden, dezenformasyon ve siber saldırılardan duyduğu endişeyi dile getiren Siljanovska-Davkova, 2024 yılında askerî harcamalar için yaklaşık 27 trilyon dolar ayrıldığını hatırlatarak, küresel kaynakların silahlanmaya yönelmesinin ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti. “BM’NİN REFORMA İHTİYACI VAR” BM’in reform ihtiyacına dikkat çeken Siljanovska-Davkova, mevcut yapının günümüz koşullarını karşılamakta yetersiz kaldığını belirtti. Güvenlik Konseyi’nin yapısının yeniden ele alınması ve Genel Kurul’un güçlendirilmesi gerektiğini savunan Cumhurbaşkanı, ayrıca BM Genel Sekreterliği görevine bir kadının seçilmesi gerektiğini vurguladı. Balkanlar’ın tarihsel olarak büyük güçlerin rekabet alanı olduğunu belirten Siljanovska-Davkova, “Balkanlaşma” kavramının bölgedeki parçalanmayı ifade ettiğini hatırlatarak, Balkanlar’ın Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Avrupa Birliği (AB) genişlemesinin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda bir güvenlik meselesi olduğuna dikkat çekti. Uluslararası ilişkilerde çifte standartların sona erdirilmesi gerektiğini belirten Siljanovska-Davkova, küçük ve orta ölçekli ülkelerin çoğu zaman daha yapıcı ve yenilikçi çözümler ürettiğini ifade etti. Bununla birlikte, karar alma süreçlerinin dar bir lider grubunun elinde toplanmasının insanlık için ciddi bir risk oluşturduğunu söyledi. Konuşmasında liderlik krizine de değinen Siljanovska-Davkova, günümüzde ihtiyaç duyulan liderliğin sorumlu, ilham verici ve gerçeklere dayalı olması gerektiğini vurguladı. Uluslararası hukukun ancak güçlü kurumlarla ayakta kalabileceğini belirten Cumhurbaşkanı, siyasi irade eksikliğinin küresel sorunların çözümünde en büyük engellerden biri olduğunu ifade etti. Siljanovska-Davkova, konuşmasını erken uyarı mekanizmalarının güçlendirilmesi, uzun vadeli stratejilerin geliştirilmesi ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini vurgulayarak tamamladı. “EN BÜYÜK SORUN LİDERLİK EKSİKLİĞİ” Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze, küresel güvenlik ortamı, AB’nin karşılaştığı zorluklar ve Gürcistan’ın bölgesel rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kobakhidze, dünyada devam eden savaşların ve artan jeopolitik gerilimlerin küresel sistemi şekillendirdiğini belirterek, çatışmaların ticaret yolları, enerji hatları, ulaşım ve ekonomik istikrar üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade etti. Bu durum karşısında etkili ve kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğini vurguladı. Gürcistan’ın AB’ye tam üyelik hedefini sürdürdüğünü belirten Kobakhidze, Kuzey Makedonya ile benzer bir vizyon paylaştıklarını söyledi. Bununla birlikte Avrupa Birliği’nin bugün kimlik, refah ve demokrasi-hukukun üstünlüğü gibi temel alanlarda ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğunu dile getirdi. Güney Kafkasya’nın küresel gelişmeler ışığında artan bir stratejik önem kazandığını belirten Kobakhidze, Gürcistan’ın Avrupa ile Asya arasında güvenilir bir köprü rolü üstlendiğini ifade etti. Ülkesinin ticaret, enerji, hizmetler ve dijital veri akışında önemli bir transit merkez hâline geldiğini belirten Kobakhidze, bu bağlantısallık rolünü daha da güçlendirmeyi hedeflediklerini söyledi. Gürcistan’ın barış, istikrar ve ekonomik kalkınma odaklı politikalarının başarılı sonuçlar verdiğini dile getiren Kobakhidze, son beş yılda ülkesinin Avrupa’da en yüksek ekonomik büyüme oranlarından birine ulaştığını ve 2021’den bu yana ortalama yüzde 9,3 büyüme kaydedildiğini aktardı. 2026 yılının ilk aylarında da güçlü bir ekonomik performans sergilendiğini belirtti. Liderlik konusuna da değinen Kobakhidze, günümüz dünyasında en önemli sorunlardan birinin liderlik eksikliği olduğunu ifade etti. Nitelikli ve vizyon sahibi liderlerin sayısının azaldığını belirten Kobakhidze, bu durumun küresel siyasetin genel görünümünü olumsuz etkilediğini söyledi. Kobakhidze, liderlerin önceliğinin diyalog, iş birliği ve bağlantısallığı güçlendirmek olması gerektiğini vurgulayarak, dünya liderlerinin barışı sağlama ve refahı artırma hedeflerine odaklanması gerektiğini ifade etti. Gürcistan’ın da bu doğrultuda barışı koruma, istikrarı güçlendirme ve ekonomik ilişkileri geliştirme yönünde politika izlediğini belirtti. Çok taraflı kurumlara ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Kobakhidze, bazı durumlarda gayriresmî etkilerin bu kurumların önüne geçtiğini ve bunun olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Çok taraflı yapıların ülkelerin egemenliğini korumak yerine zaman zaman zorlayıcı bir rol üstlenebildiğini belirten Kobakhidze, uluslararası sistemde kurallara dayalı ve değer temelli düzenin yeniden güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Kobakhidze, konuşmasını uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve çok taraflı kurumların etkinliğinin artırılması gerektiğine dikkat çekerek tamamladı.

Çanakkale'de Türk tarihi adına önemli keşif: Türklerin Balkanlar'a açılan kapısı bulundu! Haber

Çanakkale'de Türk tarihi adına önemli keşif: Türklerin Balkanlar'a açılan kapısı bulundu!

Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığının Çanakkale’nin Eceabat ilçesinin Küçükanafarta köyünde bulunan Küçükanafarta Tarihî Türk Mezarlığı’nda bir araştırma başlatmasıyla, köyde 8 bin 731 mezar keşfedildi. Mezarlarda yapılan yaş analizleri ise arkeoloji alanında bir ilke imza attı. Mezarların, Türkistan defin geleneğine benzer bir şekilde oluştuğu tespit edildi. TÜRKLERİN BALKANLAR’A AÇILAN KAPISI BULUNDU 100 dönümlük bir alan üzerinde başlattığı çalışmalarda devlet arşivlerini de inceleyen Başkanlık, köye ait en eski tarihli belgenin 1475 yılında işaretlendiğinin görülmesi vesilesiyle köyde, 1475 yılından önce de yaşamın olduğu kanıtlandı. Türk tarihinin kapısı olan Ahlat gibi, Küçükanafarta’nın da Türklerin Balkanlar’a açılan ikinci kapısı olduğu bu şekilde tescillenmiş oldu. Ahlat'ın “Türklerin Anadolu'ya giriş kapısı” olarak kabul edildiği gibi Küçükanafarta da ”Türklerin Balkanlara açılan kapısı” olarak kabul edilecek. TÜRKLERİN ANADOLU’YA AÇILAN KAPISI AHLAT’IN HİKÂYESİ NEDİR? Geçmişi Neolitik Çağlara dayanan, milattan önce 4 binli yıllarda Hurriler ile başlayıp Osmanlılar'a kadar çeşitli devletlerin idaresinde kalan Ahlat, Anadolu’nun kapısının Türklere açıldığı 1071 yılından sonra, doğudan batıya geçişi sağlayan bir üs konumuna geldi ve 12. yüzyılın başlarından itibaren de Selçukluların “Ahlatşahlar” adıyla anılan kolunun başkenti oldu. Abidevî mezar taşlarıyla Ahlat Selçuklu Mezarlığı’nın bulunduğu Ahlat, tarihin her döneminde çeşitli uygarlıkların merkezi hâline geldi. Şehrin ismi, Bizanslılar Döneminde “Khlat”; Süryaniler Döneminde “Khelath”; Araplar Döneminde “Halat”, İranlılar ve Türkler Döneminde ise “Ahlat” olarak telaffuz edildi. RUMELİ’YE GEÇEN İLK TÜRKLERİN DEFNEDİLDİĞİ MEZARLIK KEŞFEDİLDİ Hürriyet gazetesinin 8 Ocak 2026 tarihinde gündeme taşıdığı habere göre Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, şu ifadelere yer verdi: Başkanlık olarak yaklaşık 8 bin 500 mezar taşı tespit ettik. Türk tarihinin çok önemli bir sayfasını açıyoruz. Bilim insanları ve tarihçilerin ortak noktada buluştuğu üzere burası Rumeli’ye geçen ilk Türklerin defnedildiği mezarlıktır. Anadolu’daki Türk varlığı için Ahlat Selçuklu Mezarlığı neyse Rumeli’deki, Balkanlar’daki ve hatta Avrupa’daki Türk varlığı için Küçükanafarta Tarihi Mezarlığı aynı durumda. O yüzden Çanakkale Tarihî Alanı’nda bir tarih daha ortaya çıkıyor. Çanakkale Tarihî Alanı, Dünya’nın en büyük açık hava müzesi olma potansiyeline sahip. Biz de bunu başarmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu coğrafyanın her bölgesinde tarih, her karış toprağında yaşanmışlık var. Biz bunu biliyoruz ve bunu korumak için çalışıyoruz. Çanakkale Tarihî Alanı, dünyanın en iyi korunmuş açık hava müzesidir. Bu tarihi, bu yaşanmışlıkları görmek için herkesi Çanakkale Tarihî Alanı’na bekliyoruz.

Eğitimden sağlığa Türk dokunuşu: TİKA Kuzey Makedonya’da 20 yılda bin 300 projeye imza attı Haber

Eğitimden sağlığa Türk dokunuşu: TİKA Kuzey Makedonya’da 20 yılda bin 300 projeye imza attı

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Balkanlar’daki en stratejik duraklarından biri olan Kuzey Makedonya’da faaliyetlerinin 20. yılını kutluyor. Başkent Üsküp’te gerçekleştirilen "21 Aralık Türkçe Eğitim Günü" ve TİKA Üsküp Program Koordinasyon Ofisinin yıl dönümü etkinliklerine katılan TİKA Başkanı Abdullah Eren, kurumun iki on yıla sığdırdığı projeleri değerlendirdi. Eren, 2005 yılından bu yana ülkede etnik köken ayrımı gözetmeksizin tüm toplulukları kapsayan, insan odaklı bin 300’den fazla projenin hayata geçirildiğini vurguladı. Kuzey Makedonya'nın başkenti Üsküp'te, "21 Aralık Türkçe Eğitim Günü" ve TİKA'nın Üsküp Program Koordinasyon Ofisinin 20'nci yıl dönümü dolayısıyla temaslarda bulunan Eren, AA muhabirine temaslarını ve TİKA'nın çalışmaları hakkında değerlendirmede bulundu. Eren, TİKA'nın, Kuzey Makedonya'da 2005'ten bugüne, insanı merkeze alan bin 300'den fazla projeyi hayata geçirdiğini belirterek bu projeleri, ülkedeki Makedon, Arnavut, Türk ve diğer tüm etnik grupları kapsayacak şekilde gerçekleştirdiklerini kaydetti. "TÜRK TOPLUMUNUN BU ÜLKENİN İSTİKRARINA VE REFAHINA SAĞLAMIŞ OLDUKLARI KATKI AZIMSANMAYACAK DERECEDE" Ülkede gerçekleştirilen faaliyet kapsamında 15 Osmanlı eserinin de restore edildiğinin altını çizen Eren, "Kuzey Makedonya'nın kendine has kültürel çeşitliliği bence çok kıymetli ve bu ülkede yaşayan tüm unsurların bu ülkeye sahip çıkmasını şiddetle tavsiye ediyoruz. Bu manada burada yaşayan Türk toplumunun Kuzey Makedonya kurulduğundan beri bu ülkenin istikrarına ve refahına sağlamış oldukları katkı azımsanmayacak derecede." şeklinde konuştu. Eren, Türkiye'nin Balkan ülkelerinde bir istikrar unsuru olduğunun altını çizerek Balkan ülkeleri Sırbistan, Arnavutluk, Bosna Hersek, Kuzey Makedonya ile kurulan ilişkilerde bu ülkelerin refahını önceleyen ve bölgesel istikrarı önceleyen bir yaklaşım sergilediğini vurguladı. TİKA Başkanı Eren şöyle devam etti: Kalkınma yardımı yaparken TİKA'nın en temel önceliği kalkınma yardımı yaptığı ülkenin temel ihtiyaçlarını göz önüne alıp onlara göre projeler geliştirmek. Dolayısıyla kalkınma projesi yürüttüğümüz ülkenin kendi kalkınma planları nedir, öncelikle bunlara bakıyoruz. TİKA'nın kalkınma yardımlarında öncelikle insanı merkeze alıyoruz. Talep odaklıyız, hızlı hareket ediyoruz ve sonuç odaklıyız. Temel motivasyon Kuzey Makedonya'nın Türkiye ile olan özel ilişkisi. Buradaki tüm projelerimizin yerel halk tarafından, siyasetçiler tarafından, muhataplarımız tarafından sahiplenildiğini görüyoruz. Bu da bizi çok mutlu ediyor. Ortak tarih, kültürel geçmişimiz var. Osmanlı'nın bu topraklarda çok uzun yıllar bir nizam tesis ettiğini biliyoruz. TİKA, KUZEY MAKEDONYA'DA 150 BİN ÖĞRENCİNİN DOĞRUDAN HAYATINA DOKUNDU Eren, TİKA'nın bugüne kadar yaptığı bin 300'den fazla projeyi eğitim, sağlık, tarım ve hayvancılık alanlarında yoğunlaştırdıklarını, ülkenin eğitim ve sağlık altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Göçün Kuzey Makedonya için çok temel bir sorun olduğuna dikkat çeken Eren, "Gelir getirici projelerle özellikle tarım, hayvancılık ve örtü altı bitkiciliği, seracılık alanında yapılacak projelerle buradaki nüfusun burada kalıcı olmasını ve göçün engellenmesini sağlamak istiyoruz." diye konuştu. Eren, ülkede hayata geçirilen projelerin 422'sinin eğitim altyapısı alanında yapıldığını vurgulayarak 150 bin öğrencinin doğrudan hayatına dokunulduğunu kaydetti. Teknolojinin baş döndüren bir hızla değiştiği dönemde olduklarına işaret eden Eren, kamu diplomasisinde yapay zekadan faydalanma konusunda ciddi çalışmalar yürütüldüğünü ifade etti. Eren, "Yapay zekada kesinlikle enformasyonu merkeze alan ve dezenformasyonu engelleyecek bir iletişim yaklaşımını yakalayabilmemiz lazım." diye konuştu. Yüksek teknolojili sosyal medya platformlarında tekelleşme olduğunu vurgulayan Eren, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar'ın kurduğu NSosyal platformunu önemli bir girişim olarak değerlendirdi. EREN, CUMHURBAŞKANI SİLJANOVSKA-DAVKOVA İLE GÖRÜŞTÜ Eren, Türkiye-Kuzey Makedonya ilişkilerinin 2008'den bu yana stratejik seviyede olduğunu belirterek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu ülkeye ayrı bir önem verdiğini söyledi. TİKA Başkanı Eren ayrıca, ülkedeki temasları kapsamında Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova, Meclis Başkanı Afrim Gashi ve Kültür ve Turizm Bakanı Zoran Ljutkov ile bir araya geldiğini aktararak yerel kurumlarla çok iyi bir iş birliklerinin olduğunu kaydetti.

Dr. Mahmut Çevik’ten Balkanlar vurgusu: TİKA sağlıkla gönül köprüsü kuruyor Haber

Dr. Mahmut Çevik’ten Balkanlar vurgusu: TİKA sağlıkla gönül köprüsü kuruyor

Türkiye’nin kalkınma yardımlarındaki en güçlü kurumsal aktörlerinden biri olan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), sağlık alanındaki çalışmalarıyla sahada kalıcı izler bırakıyor. Her bir proje, yerel ihtiyaçları önceleyen, uzun vadeli etkiyi hedefleyen ve insana doğrudan dokunan bir anlayışın ürünü olarak hayata geçiriliyor. "TİKA, MİLLÎ İDEALLERİMİZİN VE KÜLTÜRÜMÜZÜN DIŞ DÜNYAYA ANLATILMASINDA ÖNEMLİ BİR KAMU DİPLOMASİSİ GÜCÜDÜR" TİKA Başkan Yardımcısı Dr. Mahmut Çevik, Balkanlar’daki sağlık yatırımlarının taşıdığı tarihsel ve insani anlamı şu sözlerle ifade etti: Bu kadim medeniyetin topraklarında, tarihte olduğu gibi bugün de hayalleri gerçeğe dönüştürmeye; kardeşliği, dayanışmayı ve ortak bir gelecek idealini yeniden inşa etmeye çalışıyoruz. TİKA, millî ideallerimizin ve kültürümüzün dış dünyaya anlatılmasında önemli bir kamu diplomasisi gücüdür. Dr. Çevik, TİKA’nın sağlık projeleriyle soydaş ve akraba toplulukların modern fiziki altyapıya, çağdaş tıbbi cihazlara ve nitelikli teşhis ile tedavi imkânlarına kavuşmasını hedeflediklerini vurguluyor. “Bir nefes sıhhat” anlayışıyla yürütülen bu çalışmaların, kalkınma yardımları içinde insana en doğrudan dokunan ve etkisi en güçlü alanlardan biri olduğunun altını çiziyor. Balkanların yüzyıllardır farklı dil, din ve kültürlerin barış içinde bir arada yaşadığı bir huzur havzası olduğunu hatırlatan Dr. Çevik, bu huzurun devamı için insanı yaşatmanın esas olduğunu belirtiyor. Bu nedenle, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışıyla ekonomik kalkınma projelerinin yanı sıra sağlık yatırımlarına da özel ve stratejik önem verdiklerini ifade ediyor. Balkanlar’da 400 sağlık projesiyle kalıcı iz TİKA, Balkanlar ve Doğu Avrupa’da bugüne kadar yaklaşık 400 sağlık projesini hayata geçirdi. Aynı anda birçok ülkede yürütülen bu projeler; yoğun bakım ünitelerinden ileri tanı merkezlerine, anne ve çocuk sağlığından cerrahi donanıma kadar geniş bir etki alanı oluşturdu. Kuzey Makedonya’da sağlık ocakları inşa edilirken, Sırbistan’ın Novi Pazar kentinde ileri ihtisas hastaneleri destekleniyor. Arnavutluk’ta laparoskopik cerrahi imkânları sağlanıyor, Bosna Hersek’te ağız ve diş sağlığı hizmetleri güçlendiriliyor. TİKA, her projede yerel ihtiyacı merkeze alan, kalıcı ve yüksek standartlı bir yaklaşım sergiliyor. Öne çıkan projeler Romanya – Mecidiye Hastanesi Poliklinik Bölümü: Tadilat ve donanım desteğiyle çevre illerle birlikte yaklaşık 150 bin kişiye çağdaş sağlık hizmeti sunuluyor. Moldova – Aziz Sancar Tanı ve Tedavi Merkezi: Açılışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan merkez, Gagavuzya Komrat’ta güney Moldova’nın tamamına hitap ediyor; yılda yaklaşık 40 bin hastaya hizmet veriyor. Bosna Hersek – Saraybosna Klinik Merkezi Hematoloji Bölümü: Savaşta ağır hasar gören bölüm, TİKA tarafından yenilenerek Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan’ın teşrifleriyle yeniden hizmete açıldı. Yüzlerce hasta modern koşullarda tedavi imkânına kavuştu. Kosova – KMÜK Yoğun Bakım Servisi: Yoğun bakım altyapısı ve tıbbi donanım tamamen yenilendi. Kuzey Makedonya – Üsküp Devlet Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi: Yılda ortalama 400 yenidoğan ve çocuğa hizmet veren ünite, bebek ölümlerinin azaltılmasına önemli katkı sağlıyor. Sırbistan – Novi Pazar Devlet Hastanesi Doğum Ünitesi: Yılda yaklaşık 2.500 doğumun gerçekleştiği merkezde anne ve bebek ölümleri büyük ölçüde azaltıldı; hastane bölgesel bir referans noktası haline geldi. Sağlık üzerinden kurulan güçlü diplomasi TİKA’nın Balkanlar’daki sağlık yatırımları, Türkiye’nin güven veren, kapsayıcı ve sahada karşılığı olan uluslararası duruşunun en somut göstergeleri arasında yer alıyor. İnşa edilen her hastane, kurulan her yoğun bakım ünitesi ve sağlanan her tıbbi cihaz; Türkiye’nin bu coğrafyada sağlıkla konuşan, insanla temas eden ve kalıcı bağlar kuran güçlü bir devlet olduğunu hatırlatıyor.

Türk tarihini bugüne taşıyorlar: The Mamluk Reenactment Team'dan QHA'ya özel röportaj Haber

Türk tarihini bugüne taşıyorlar: The Mamluk Reenactment Team'dan QHA'ya özel röportaj

Türk kültürünü ve tarihini yaşatmak amacıyla kurulan "The Mamluk Reenactment Team" (Memlûk Tarihi Canlandırma Ekibi), yurt içi ve yurt dışında gerçekleştirdikleri etkinliklerle geçmişi yeniden canlandırıyor. Ekip üyelerinden Ömer Nusret Kanbak, bu tutkunun nasıl başladığını ve ekibin çalışmalarını Kırım Haber Ajansına (QHA) paylaştı. Ekibin üyelerinden Ömer Nusret Kanbak, tarihi canlandırma serüveninin 2013 yılında geleneksel Türk okçuluğuyla başladığını belirtti. İstanbul doğumlu, Uşak’ta eczacılık yapan Kanbak, Türk kültürüne ve tarihine değer veren bir aile tarafından yetiştirildiğini vurgulayarak, "Dolayısıyla tarihi canlandırmaya olan ilgimin kaynağı bizatihi mensubu olduğum Türk milletinin tarihidir." dedi. 2013 yılında geleneksel Türk okçuluğuna yöneldiğini ve bu süreçte ataların giyim tarzını benimseyerek tam bir Türk okçusu olmaya gayret ettiğini söyleyen Kanbak, canlandırma serüveninin başlangıcını ise Avrupa ve Balkanlar'daki "yaşayan tarih" faaliyetlerini Türkiye'ye taşımak isteyen arkadaşlarının kurduğu Türk Tarihi Canlandırma Ekibi'ne dahil olmasıyla başladığını kaydetti. Memlûk Reenactment Team ise, ilk kurulan gruptan doğan fikir ayrılıkları sonucu ortaya çıktı. Kanbak, bu ayrılığı “tarihteki oğul verme” şeklinde tanımlayarak, Türkiye’de görece az ilgi gören Memlûk dönemi tarihini canlandırma fikrinin bu şekilde doğduğunu ifade etti. Yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda etkinliğe katılan topluluk, "sahneye çıkmak" tabiri yerine "meydana çıkmak" deyimini kullanmayı tercih ediyor. Ömer Nusret Kanbak bu hususta, "Zira yaptığımız iş genelde meydan muharebelerine iştirak etmek şeklinde oluyor. En çok dikkat ettiğimiz konu öncelikle neyi temsil ettiğimizin idrakine vararak, işimizi olabilecek en üst nitelikte icra etmeye gayret gösteriyoruz. Hangi dönemin canlandırılması yapılacaksa tüm giyim ve techizatımızın döneme ait olmasına çok dikkat ediyoruz." dedi. Ekip içerisindeki herkesin tarih ile içli dışlı olduğunu ancak ayrıca profesyonel tarihçilerden oluşan; ilgili devrin zırh ve silahları üzerine çalışanlar ile kıyafetleri üzerine ataştırma yapan ve üreten bir yapının da var olduğuna dikkat çeken Kanbak, "Bu itibarla devre ait her türlü metin, minyatür ve müze örnekleri üzerinde ayrıntılı bir inceleme neticesinde aslına en yakın kopyaları üreterek canlandırmalarımızda kullanıyoruz. Ekibimiz bünyesinde üretebildiklerimizi kendi içimizden üretemediklerimizi ise yurt içi ve yurt dışında işinin ehli insanlara ürettirerek kullanıyoruz." ifadelerini kullandı. Tarihi canlandırma ile günümüzde gençler arasında popüler olan cosplay arasındaki farkları da değerlendiren topluluk üyesi, şöyle konuştu: Reenactment tabiri uluslararası bir ifade olması hasebiyle kullandığımız tarihte var olmuş bir şeyi aynıyla yeniden vücuda getirmek anlamını ifade ediyor. Cosplay de benzer şekilde bir anlam ifade etmesine rağmen içerisinde hayal ürünü ve kısmen fantastik diyebileceğimiz öğeleri barındırıyor. Bizim bakış açımızdan farklılık bu şekildedir. Kanbak, QHA'nın "Canlandırmalar sırasında sizi en çok etkileyen bir an, bir sahne ya da bir izleyici tepkisi oldu mu? Hâlâ aklınızda yer eden bir hatırayı bizimle paylaşır mısınız?" sorusunu ise, "İlk katıldığım canlandırma etkinliğinde unutamadığım bir anımı paylaşmak isterim. Bulgaristan Şumnu ilinin yetkilileri bizi bir kurtuluş etkinlikleri için davet etmişlerdi. Her sene yaptıkları etkinliklerde Osmanlı birliklerini kendi içlerinde canlandırıyorlarmış. O sene bu sefer hakiki türklerden çağıralım demişler. Biz de 14 kişi katılmıştık. Hayatımda ilk defa böyle bir ortam görmüştüm. Karşımızda gerçekten zırhlı silahlı mızraklı haçlı birliği saf olmuş duruyordu. Senaryo gereği bizim kalemizi zaptedip hepimizi şehit etmeleri gerekiyordu. Biz 14 osmanlı neferi de gayet motive olmuş olacağız ki, biraz sert bir muharebe gerçekleşti. Nihayetinde senaryo gereği kaleyi verdik ama yenilmedik diyebilirim." şeklinde yanıtladı. Tarihi canlandırma işlerine meraklı olan gençlere tavsiyede bulunan Kanbak, "Öncelikle bu faaliyeti sadece tiyatral bir şey olarak görmeyip bir temsiliyet olduğunu bilmelerini isterim. Temsil ettiğimiz şey ise Türk milletine ait olan her şeydir. Bazen meydanda atılan bir nara, bazen mecliste söylenen bir türküdür. Her atılan adımın içini dolduran şey Türkün binlerce yıllık ruhudur. İlgili gençlere bu konuya önem vermelerini salık veririm." şeklinde konuştu. Son olarak Memlûk Tarihi Canlandırma Ekibi'ne katılmak isteyen gençlere seslenen Ömer Nusret Kanbak belirli aralıklarda sosyal medya hesaplarından yapılan çağrılara göz atabileceklerini ve formu doldurarak seçmelere katılabileceklerini belirtti.

Avrasya Yazarlar Birliğinden Balkanlarda Türkçeye vefa gecesi Haber

Avrasya Yazarlar Birliğinden Balkanlarda Türkçeye vefa gecesi

Avrasya Yazarlar Birliği (AYB), 18 Nisan 2025 tarihinde Balkanlar 68. Mürekkebi Kurumadan Toplantısı'nı gerçekleştirdi. Toplantıda “Balkanlar” ve “Bala Balkan” Online Yazarlık Atölyeleri'nin yazar adayları, çevrim içi ortamda buluştu. Katılımcılar, toplantıda kaleme aldıkları Türkçe hikâyeleri seslendirdi. Çevrim içi düzenlenen toplantıya  Türk İşbirliği Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Başkan Yardımcısı Dr. Mahmut Çevik, AYB Başkanı Ufuk Tuzman, Balkan Yazarlar Birliği Başkanı Mürteza Sulooca, atölye hocaları Ataman Kalebozan, Osman Çeviksoy ve Nurhan Buhan ile Atölyeler Koordinatörü Burcu Ali katılım sağladı. Moderatör Ataman Kalebozan, toplantının açılışında AYB’nin Kurucu Başkanı Dr. Yakup Ömeroğlu’nu rahmetle andı. BALKANLARDAKİ TÜRK GENÇLERİ, TÜRKÇEYİ YAŞATIYOR Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Ufuk Tuzman, yapılan proje sayesinde Balkanlardaki Türk gençleriyle Türkçeyi yaşatma heyecanını paylaştıklarını vurguladı. Tuzman, “Bu çalışmayı Türklük şuuru ve Türkçemizle ilgili yapılmış çok büyük bir emek olarak görüyorum.” ifadelerini kullandı. TİKA’ya baştan itibaren verdiği katkı için de teşekkürlerini iletti. "TÜRK KÜLTÜRÜNÜN BALKANLARDA YENİDEN YEŞERDİĞİNE ŞAHİTLİK EDİYORUZ" TİKA Başkan Yardımcısı Dr. Mahmut Çevik; projenin Türk dili, kültürü ve tarihini kayıt altına alma hedefiyle örtüştüğünün altını çizdi. Çevik, konuşmasında  “Atölye çalışmaları sayesinde Türk kültürünün Balkanlarda yeniden yeşerdiğine şahitlik ediyoruz” ifadelerini kullandı. ATÖLYELER TÜRK DİLİ VE KÜLTÜRÜNÜN YAŞATILMASI İÇİN YAPILIYOR Balkan Yazarlar Birliği Başkanı Mürteza Sulooca ise atölye çalışmalarının tarihî bir misyon taşıdığına dikkat çekti. Konuşmasında “Üsküp, Prizren, Gümülcine ve Köstence gibi medeniyet merkezlerinde Türk dili ve kültürünün yaşatılması için bu atölyeyi yapıyoruz” ifadelerine yer verdi. TÜRKÇE HİKAYELERİNİ OKUDULAR Programda, atölye hocaları ve katılımcı yazar adayları, yazarlık yolculuklarını anlattı ve atölyede kaleme aldıkları hikayeleri okudu. Gençlerin Türkçe olarak yazdığı hikayeler, dinleyicilerin beğenisini topladı. TÜRKÇENİN YENİ NESİLLERE AKTARIMI 2019 yılından bu yana TİKA’nın desteği, Makedonya Türk Sivil Toplum Teşkilatları Birliği (MATÜSİTEB) ve Balkan Yazarlar Birliği iş birliğiyle yürütülen Online Yazarlık Atölyeleri, Balkanlardaki Türk gençlerinin Türkçe ile bağlarını güçlendirmeyi ve Türk edebiyatını yaşatmayı hedefliyor. Proje sayesinde pek çok genç yazarlık yolunda ilk adımlarını atarken, ortak bir kültür bilincinin de temelleri atılıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.