SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Birinci Dünya Savaşı

QHA - Kırım Haber Ajansı - Birinci Dünya Savaşı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Birinci Dünya Savaşı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden Ömer Seyfettin, 106 yıl önce hayata veda etti Haber

Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden Ömer Seyfettin, 106 yıl önce hayata veda etti

Bugün, Türk edebiyatının öncülerinden ve güçlü kalemlerinden olan yazar Ömer Seyfettin'in vefatının 106. yıl dönümü kaydediliyor. Öğretmen ve asker kimliğinden ziyade yazarlığıyla tanınan Ömer Seyfettin, 6 Mart 1920’de daha 35 yaşında iken vefat etti. 35 yıllık kısa ömrüne 150’ye yakın hikaye sığdıran Ömer Seyfettin, Türk edebiyatının önemli isimleri arasında hafızalardaki yerini korumaya devam ediyor. ÖMER SEYFETTİN KİMDİR? Türk edebiyatında kısa hikâyeciliğinin kurucusu olarak kabul edilen ve Türkçede sadeleşmenin savunucu olarak tanınan Ömer Seyfettin, 11 Mart 1884’te Balıkesir, Gönen’de dünyaya geldi. Yüzbaşı Ömer Şevki Bey ile Fatma Hanım’ın dört çocuğundan biri olan Ömer Seyfettin, sırasıyla Mekteb-î Osmanî, Askerî Baytar (Veteriner) Rüştiyesi, Kuleli Askeri İdadisi ve Edirne Askeri İdadisi’nde eğitim gördü. Şiir yazmaya ve edebiyat çalışmalarına Edirne’deki öğrenciliği esnasında başladı. 1900’de idadiyi bitirip İstanbul’a dönen Seyfettin, Mekteb-i Harbiye-i Şahâne’ye girmesini takiben, Mecmua-i Edebiye dergisinde ilk şiirleri yayımlandı. ÖMER SEYFETTİN, YENİ LİSAN HAREKETİ VE GENÇ KALEMLER Ömer Seyfettin, 1903’te 19 yaşında mezun edilerek, piyade asteğmeni olarak Selanik merkezli Üçüncü Ordu’nun İzmir Redif Tümeni’ne bağlı Kuşadası Redif Taburu’na tayin edildi. Sonrasında 1906’da İzmir Jandarma Okulu’na öğretmen olarak atandı. İzmir’de fikri ve edebi çevreler içerisinde faaliyet göstermeye başlayan Seyfettin, Necip Türkçü’nün sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat fikirlerinden etkilendi. Ocak 1909’da Selanik Üçüncü Ordu’da görevlendirilerek Manastır, Pirlepe, Köprülü, Cumâ-yı Bâlâ kasaba ve köylerinde görev yapan Seyfettin, Razlık (günümüzde Bulgaristan) kasabasının Yakorit köyünde bölük komutanı oldu. Burada Ali Canip’e yazdığı meşhur mektubunun akabinde dil konusunda görüşlerini özetleyerek Yeni Lisan hareketini başlattı. Ziya Gökalp’in tavsiyesi üzerine 1910’da tazminatını ödeyip askerlikten ayrılan Seyfettin, öğretmenlik ve yazarlıkla hayatını sürdürmek üzere Selanik’e yerleşti. Rumeli’nin tek Türk bilim ve edebiyat dergisi “Hüsn ve Şiir” dergisinin ismi “Genç Kalemler” olarak değiştirilden sonra Seyfettin’in “Yeni Lisan” adlı yazısı, imzasız olarak burada yayımlandı. ÖMRÜNÜ TÜRKÇE’YE, TÜRKÇÜLÜĞE VE TÜRK EDEBİYATINA ADADI Genç Kalemler’in edebiyat çalışmaları 1912’de Balkan Harbi’nin başlaması üzerine son buldu. Yeniden orduya katılan Seyfettin, Yanya Kuşatması esnasında 1913’te esir düştü. Atina yakınlarında süren on aylık esareti sırasında yazdığı bazı hikayeleri Türk Yurdu’nda yayımlandı. Esaretinin ardından kasım 1913’te İstanbul’a dönen yazar, 1914’te askerlikten tekrar ayrılarak Kabataş Sultanisi’nde edebiyat öğretmenliğine başladı. “Türk Sözü” dergisinin yazarlığına getirilerek Türkçü düşünceye yönelik yazılar kaleme aldı. Harbi-i Umumi’nin (Cihan Harbi, Birinci Dünya Savaşı) yenilgisini takiben sağlığının kötü yönde etkilenmesi üzerine Anadolu’da uzun seyahatlere çıktı. 1917-1920 arasında on kitap, 125 hikaye kaleme alan Seyfettin’in hikaye ve makaleleri “Yeni Mecmua”, “Şair”, “Donanma”, “Büyük Mecmua”, “Yeni Dünya”, “Diken” ve “Türk Kadını” dergilerinde “Vakit”, “Zaman”, “İfham” gazetelerinde yayımlandı. GENÇ YAŞTA HAYATA VEDA ETTİ Ömrünü Türkçeye ve edebiyata adayan yazar, İstanbul’da 25 Şubat 1920’de rahatsızlığının artmasının ardından 4 Mart’ta hastaneye kaldırıldı. Buradayken 6 Mart 1920’de, henüz 35 yaşındayken hayatını kaybetti. Naaşı önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı’na defnedildi, sonra da buradan 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na nakledildi.

Bakü Fatihi Nuri Paşa'nın vefatının 77. yıl dönümü Haber

Bakü Fatihi Nuri Paşa'nın vefatının 77. yıl dönümü

Henüz 28 yaşındayken dönemin harbiye nazırı olan ağabeyi Enver Paşa'nın talimatıyla 12 bin kişilik Kafkas İslam Ordusu'nun başına geçerek Azerbaycan'ın başkenti Bakü'yü 15 Eylül 1918'de Ermeni çeteleri ve Bolşevik birliklerinden kurtaran Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa'nın vefatının üzerinden 77 yıl geçti. Nuri Killigil Paşa, 1890'da Manastır’da hayata gözlerini açtı. Enver Paşa’nın kardeşi ve Halil Kut Paşa’nın yeğeni olan Nuri Paşa, ilk eğitimini Manastır şehrinde aldı. Manastır Askeri İdadisinde eğitim gören Nuri Paşa, 1909 yılında askeri okuldan üsteğmen olarak mezun oldu. Mezuniyetinden 2 sene sonra başlayan Trablusgarp Savaşı’nda bulunan Nuri Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’na katılmasının ardından padişah yaverliği rütbesi aldı. Nuri Paşa, Birinci Dünya Savaşı sırasında 1917 yılına kadar Trabulsgarp ve Bingazi’de görev yaptı. Bu görevlerde İngiliz, İtalyan ve Fransız kuvvetlerine karşı çarpıştı. KAFKAS İSLAM ORDUSU KOMUTANI NURİ PAŞA 1918 yılında Ermeni güçlerinin Ruslar güçlerle birlik olup, Bakü’deki Türkleri katletmek üzere “Mart Olayları”nı çıkardığında; Osmanlı İmparatorluğu olaya müdahele etmek için harekete geçti. O sırada Harbiye Nazırı olan Enver Paşa, tamamen Müslümanlardan oluşan Kafkas İslam Ordusu’nun kurulması emrini verdi. Kurulan yeni ordunun başına da Nuri Paşa getirildi. Yaklaşık 14 bin kişiden oluşan Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan ve Dağıstan’dan katılan gönüllülerle beraber neredeyse 20 bin kişiye çıkmıştır. Nuri Paşa’nın başarılı askeri stratejisi ve hamleleri sayesinde Bakü şehri, 15 Eylül 1918’de düşman işgalinden kurtarıldı. NURİ PAŞA, TÜRK SAVUNMA SANAYİSİNİN KURUCULARINDANDI Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından Nuri Paşa, 1921’de Berlin’de çinicilik eğitimi aldı. 1924 yılında İstanbul’a döndüğünde Kütahya Çinicilik Anonim Şirketini kurdu. Ardından bu şirketi devredip, savunma sanayiye yöneldi. Türkiye'nin ilk 9 milimetrelik silahı olan Nuri Tabancası’nın seri üretimine başlayan Nuri Paşa, Türk ordusu için de silah ve cephane üretmeyi ihmal etmedi. Arap-İsrail çatışmasında Filistinlilerin tarafında duran Nuri Paşa, bölgede İsrail’e karşı mücadele eden Arap direnişçiler için de silah üretimini başlattı. 2 Mart 1949’da Sütlüce’de bulunan fabrikasında meydana gelen büyük bir patlamada hayatını kaybetti.

Medine’yi savunan büyük Türk komutanı Ömer Fahreddin Paşa'nın vefatının 77. yılı Haber

Medine’yi savunan büyük Türk komutanı Ömer Fahreddin Paşa'nın vefatının 77. yılı

Türk milletinin içerisinden çıkardığı büyük kahramanlarından; "Medine müdafii" ve "Çöl Kaplanı" olarak anılan Ömer Fahreddin Türkkan Paşa, 22 Kasım 1948'de vefat etti. İngiliz destekli isyancılara karşı büyük bir kahramanlıkla Medine'yi savunan ve Büyük Millet Meclisi adına Türkistan'da diplomatlık yapan Fahreddin Türkkan Paşa, her sene olduğu gibi bu yıl da vefatının 77. yılında rahmetle anılıyor. DOKSANÜÇ HARBİ'NİN BULGARİSTAN MUHACİRLERİNDEN Fahreddin Paşa, 1868 yılında günümüzde Bulgaristan sınırları içerisinde yer alan, Tuna Nehri kıyısında kurulu Rusçuk’ta dünyaya geldi. Osmanlı’nın Rumî takvime göre 1293 yılına rastlaması dolayısıyla Doksanüç Harbi olarak anılan savaşı kaybetmesi sonrasında ise özellikle Bulgaristan’daki Türk nüfusu gerek katledilmek gerekse göçe zorlanmak suretiyle, yüzyıllarca vatan olarak yaşadıkları topraklarından uzaklaştırıldı. Bölgedeki Bulgar isyancıların giriştiği bu faaliyetler sonrasında Ömer Fahreddin de diğer birçok Türk gibi İstanbul’a gelmek zorunda kaldı. ERMENİ TERÖRÜ İLE MÜCADELE ETTİ Fahreddin Paşa, 1888’de Harp Okulu’nu, 1891’de Erkân-ı Harbiyye’yi bitirerek orduya katıldı. 12. Kolordu Komutanı olarak Musul’da bulunduğu sırada ise Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’na girdi. 26 Ocak 1915 tarihinde Komutanlık görevi yanında Dördüncü Ordu kumandan vekilliğine atandı ve bir yandan tehcîre tâbi tutulan Ermenileri yerleştirirken bir yandan da Urfa, Zeytun, Haçin, Musadağı bölgelerindeki Ermeni ayaklanmalarını bastırdı. MEDİNE'DE AÇLIĞA, HASTALIKLARA VE İSYANCILARA KARŞI DİRENDİ 1916 yılında, gösterdiği kahramanlık ve fedakarlıkla adını Türk tarihine altın harflerle nakşettiği görevine atandı. 28 Mayıs 1916’da Dördüncü Ordu kumandanı Cemal Paşa tarafından Medine’ye gönderildi. Mekke Şerifi Hüseyin’in isyana hazırlandığı haberinin alınması üzerine verilen görev neticesinde 31 Mayıs’ta Medine’ye ulaştı. Şerif Hüseyin ve dört oğlu 3 Haziran 1916’da bölgede isyanı başlattı. 50 bin kişilik isyancılara karşı emrindeki 15 bin askerle kahramanca savunma yapan Fahreddin Paşa, 27 Haziran 1916 tarihinde isyancıları yenilgiye uğrattı. Buna karşın Mekke Valisi Galib Paşa’nın tedbirsizliği nedeniyle, isyancılar 9 Haziran’da genel saldırı başlatarak Fahreddin Paşa’nın savunduğu Medine dışındaki bütün büyük merkezleri ele geçirdiler. Aynı zamanda 1. Dünya Savaşı içerisindeki Kanal Harekâtının da bütün şiddetiyle devam etmesi sebebiyle Hicaz’a takviye birlikler gönderilemiyordu. Fahreddin Paşa elinde bulunan son derece kısıtlı imkânlarla Medine’yi iki yıl yedi ay boyunca kahramanca müdafaa etti. Osmanlı hükûmetinin Hicaz’ı kısmen boşaltma kararı alması sonrasında Fahreddin Paşa, herhangi bir yağma ihtimaline karşı Medine’de Hz. Peygamber’in mezarında bulunan mukaddes emanetlerin İstanbul’a nakledilmesini sağladı. Otuz parçadan oluşan mukaddes emanetler, 2000 askerin koruması altında İstanbul’a gönderdi. Fahreddin Paşa ve komuta ettiği askerleri bir taraftan düşmanla savaşırken diğer taraftan da açlık ve hastalıkla mücadele ediyordu. Kanal Harekâtı felâketle bitmiş, Filistin elden çıkmış ve en yakın Osmanlı kuvvetleri Medine’den bin 300 km. uzakta kalmıştı. 30 Ekim 1918’de ise Osmanlı Devleti resmî olarak mağlûp olmuş ve Mondros Mütarekesi’ni imzalamıştı. Fahreddin Paşa, Kızıldeniz’de demirleyen bir İngiliz torpidosu mütareke şartlarını ve Medine’ye ait maddeyi kendisine bildirdiği halde buna cevap vermedi. Ayrıca İstanbul hükûmetinin Mondros Mütarekesi’ni tebliğ etmek üzere gönderdiği yüzbaşıyı da hapsederek Babiali’yi cevapsız bıraktı. İngilizler’in baskısı üzerine padişahın imzasını taşıyan teslim emri, Adliye Nâzırı Haydar Molla ile Medine’ye gönderdi ancak Fahreddin Paşa bu emri de dinlemedi. Askerlerin çoğunun hasta olmasına, cephane, ilâç ve giyecek stoklarının bitmesine rağmen direnmeyi sürdürdü. Ancak sonunda kendi subaylarının da baskısı ile teslim olmaya rıza gösterdi. TÜRKİSTAN'DA RUSLARLA MÜCADELESİNDE ZEKİ VELİDİ TOGAN'A YARDIM ETTİ İngilizler tarafından “Türk kaplanı” diye anılan Fahreddin Paşa, 27 Ocak’ta savaş esiri olarak önce Mısır’a gönderildi. 5 Ağustos’ta ise Malta’ya sürgün edildi. Sürgün sırasında, savaş suçlularını yargılamak üzere işgalci devlet tarafından İstanbul’da kurdurulan mahkemece ölüm cezasına çarptırıldı. Fahreddin Paşa Ankara hükûmetinin gayretleriyle 8 Nisan 1921’de Malta’dan kurtuldu. Sonrasında Berlin’de karşılaştığı Enver Paşa’nın daveti üzerine Moskova’ya geçerek; İslâm İhtilâl Cemiyetleri İttihadı Kongresi’ne katıldı. 24 Eylül 1921’de Millî Mücadele’ye katılmak amacıyla Ankara’ya geldi. 9 Kasım 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Kâbil sefirliğine tayin edildi. Ruslarla mücadele eden Başkurdistan Cumhurbaşkanı Zeki Velidi Togan’a önemli yardımlarda bulundu. 12 Mayıs 1926’da görevinin sona ermesi üzerine yurda döndü. 5 Şubat 1936’da Türk Silâhlı Kuvvetleri’nden tümgeneral rütbesiyle emekliye oldu. 22 Kasım 1948’de bir tren yolculuğu sırasında Eskişehir yakınlarında kalp krize geçirerek vefat etti. Naaşı, vasiyeti üzerine Rumelihisarı’na; Aşiyan Mezarlığına defnedildi. Fahreddin Paşa’nın şahsında Türklük aleminin bütün şehitlerini bir kez daha minnetle anıyoruz.

Soykırım yalanının 110. yılı: 24 Nisan 1915 Haber

Soykırım yalanının 110. yılı: 24 Nisan 1915

Osmanlı dönemindeki çetecilik faaliyetleri ve belirli siyasi akımlar göz önünde bulundurulmaksızın, 24 Nisan 1915 tarihi çerçevesinde tehcir ve sözde soykırım tartışmaları sürüyor. Söz konusu tarih belirli siyasi ajandaların da gündeminde kalmaya devam ediyor. 24 Nisan 1915: Asılsız Ermeni iddialarının 110. yılı pic.twitter.com/ZAzFm9hCk5 — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) April 24, 2025 İMPARATORLUKTA SİYASİ CEREYANLAR VE TÜRK VARLIĞINI KORUMA GAYESİ İstanbul'u tehcir yahut sevk ve iskan kararını almaya iten sebepler büyük oranda 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında görülen, Balkanlar başta olmak üzere imparatorluk dahilindeki çeşitli ulusların kendi siyasi ajandalarını oluşturması neticesinde patlak veren kanlı tedhiş (terör) olaylarıyla bağlantılıdır. Ermenilere yönelik tedbirlerin alınma sebebi 1912'de Balkanlarda yaşanan büyük nüfus kaybının Anadolu'da da yaşanmasını önleme gayretiydi. Nitekim önce 1877'te İsveç'te Ermeni ırkçısı Hınçak örgütü, 1890'da ise Tiflis'te Taşnak Sütyun Ermeni İhtilal Cemiyetleri Birliği kurulmuş, 1876-77 Osmanlı-Rus Harbi sonrasında gündeme gelen Osmanlı Devleti topraklarının paylaşımı çerçevesinde bu örgütler de belirli kazanımların peşine düşmüştü. İMPARATORLUK TOPRAKLARINDA NÜFUZ VE NÜFUS MÜCADELESİ Osmanlı-Rus Harbi sonucunda imzalanan 1878 Yeşilköy ve Berlin antlaşmalarıyla Rusların, Ermeniler üzerinde etkinlik kazanması nedeniyle güneye inmek isteyen Rusların önünü kesmek amacıyla İngilizlerin dikkati Kafkasya üzerinde yoğunlaşmıştı. Büyük devletlerin Osmanlı toprakları üzerindeki nüfuz mücadelesinde Berlin Antlaşmasında Ermenistan olarak adlandırılan bölgeden ıslahat, güvenlik ve müdahale edebilme hakkı gibi şartlar yer almıştı. Bu antlaşma Rus yanlısı ile batı yanlısı Ermeniler üzerinde ayrılıkçı etkiler meydana getirmiş, 1890'da Tiflis'te kurulan Rus güdümlü "Taşnak Sutyun Ermeni İhtilal Cemiyetleri Birliği", Rus Çarlığı için Osmanlı sınırları içerisinde gönüllü olarak bir nevi "beşinci kol faaliyeti" yürütmeye başlamıştı. Taşnak cemiyeti siyasi ajandası doğrultusunda terör odaklı etki eylemlerine başvurarak Rus hakimiyetinin önünü açmak adına hareket ederek resmen kurulmasından önce 1888'de Van'da, 1890'da Erzurum'da ve 1894'te Sason'da isyanlar tertip ederek Müslüman halkı katliama tabi tutmuşlardı. 1896 Osmanlı Bankası baskını ise bu olayların pik noktası olmuştu. Osmanlı'nın bu hareketler karşısında sert tedbirler alması ise dünya basınında sözde "Türk zulmü" olarak lanse ettirilmişti. İleride de Balkan Savaşları döneminde asıl katliama uğrayan Türklerken, gerçekleşen katliamlar yine çeşitli basın organlarında "Türk barbarlığı" şeklinde yansıtılarak gerçeklerin çarpıtıldığı görülecektir. Önleyici tedbirleri bahane eden diğer ülkeler bu şekilde Osmanlı Devleti'ne bölgesel ıslahatlar adı altında kendi siyasi çıkarlarını dayatırlarken, belirli çeteler de kendi hesaplarına bölgedeki nüfus yoğunluğunu silah zoruyla değiştirmeye çalışıyorlardı. İmparatorluk sınırları içerisinde kanlı bir nüfuz ve nüfus mücadelesi söz konusuydu. 1912'de yaşanan Balkan Harbi ve gerçekleştirilen büyük Türk soykırımı, bunu açıkça ortaya koymuştu. Nitekim Balkan Harbi sırasında da bölgede bazı Ermeni çeteleri Bulgar ordusu saflarında Türk köylerini hedef almıştır. 24 NİSAN TARİHİNDE NE OLDU? Ermeni tedhiş örgütleri, Harb-i Umumi (Birinci Dünya Savaşı) başlangıcında Rus Çarlığı'nın güdümünde Ermeni alaylarının oluşuma katılıp Doğu Anadolu'daki "Ermeni olmayan" unsurlar üzerinde terör estirmeye başlayınca, Ermeni tehciri bir zorunluluk olarak ortaya çıktı. Kararın ilk işareti sayılan, Başkumandan Vekili Enver Paşa'nın 2 Mayıs 1915’te Dahiliye Nazırı Talat Paşa'ya gönderdiği yazıda şu ifadeler yer almıştır: Van Gölü etrafında ve Van vilayetince bilhassa ma’lûm olacak mevâki’-i muayyenedeki Ermeniler isyan ve ihtilâl için daimî bir ocak halindedirler. Bu halkın oradan kaldırılarak isyan yuvasının dağılması fikrindeyim. Üçüncü Ordunun verdiği malûmata nazaran Ruslar 7 Nisan’da (20 Nisan 1915) hududları dâhilindeki Müslüman ahâliyi çıplak bir halde hududumuz dâhiline sürdüler. Hem buna mukabele-i bilmisil olmak ve aynı zamanda yukarıda söylediğim maksadı hâsıl etmek üzere, ya merkum Ermenileri ve ailelerini Rusya hududu dâhiline sürmek, yahut merkum Ermenileri ve âilelerini Anadolu dâhiline muhtelif yerlere dağıtmak lâzımdır. Bu iki şıktan münâsibinin intihabı ile icrasını rica ederim. Bir mahzur yoksa ussat ailelerini isyan merkezlerini hudud hâricine sürmeyi ve onların yerine hudud hâricinden gelen İslâm halkı yerleştirmeyi tercih ederim. Devrin Osmanlı yönetimi 24 Nisan 1915'te Ermeni komitelerinin hepsini kapatma kararı alarak 235 önderini tutukladı. İstanbul'daki 610 komitecinin çoğu yakalanamamıştı. Tutuklananların bir kısmı Ayaş ve Çankırı'ya sevk edilmiş, yabancı ülke vatandaşı olduğu anlaşılan Ermeniler ise sınır dışı edilmişti. Bu tarih, 27 Mayıs 1915'te alınan tehcir kararının ön adımı sayılarak belirli siyasi çevrelerin ve Ermeni diasporasının sözde soykırımın başlangıcı ve sembolü olarak kabul görmektedir. Dahiliye Nazırı Talât Paşa’nın sahada icra ettiği tehcir doğrudan doğruya cephelerin güvenini sarsacak bölgelerde uygulanmıştır. Bunlardan birincisi Kafkas ve İran cephesinin geri bölgesini oluşturan Erzurum, Van ve Bitlis dolaylarıdır. İkincisi ise, Sina cephesi gerilerini oluşturan Mersin-İskenderun bölgeleridir. Ermenilerin bu bölgelerde düşmanla iş birliği yaptığı ve bir çıkarma hareketini kolaylaştıracak faaliyetler içinde bulundukları tespit edilmişti. Daha sonra bu uygulama isyan çıkaran, düşmanla iş birliği yapan ve Ermeni komitacılarına yataklık eden diğer vilayetlerdeki Ermenilere de teşmil edildi. Başlangıçta Katolik ve Protestan Ermeniler tehcir dışı bırakıldıkları hâlde, daha sonra bunlardan zararlı faaliyetleri görülenler de sevke tâbi tutuldu.

Türk ordusunun Kars'ı Ruslardan kurtarmak için başlattığı tarihi taarruz: 110. yılında Sarıkamış Harekâtı Haber

Türk ordusunun Kars'ı Ruslardan kurtarmak için başlattığı tarihi taarruz: 110. yılında Sarıkamış Harekâtı

Birinci Dünya Savaşı'nda Ardahan ve Kars'ı Ruslardan kurtarmak amacıyla Başkumandan Vekili Enver Paşa'nın öncülüğünde Sarıkamış Harekâtı başlamıştı. Binlerce Türk askeri Allahuekber Dağları'nda Ruslara karşı kahramanca taarruz yaptı. 22 Aralık 1914'te vatan mücadelesi için savaşan binlerce Türk askeri donarak şehit oldu. Hafızalardan silinmeyen kahramanca mücadelenin bugün 110. yıl dönümü. Sarıkamış Harekâtı, I. Dünya Savaşı esnasında 22 Aralık 1914 ve 6 Ocak 1915 arasında gerçekleşen muharebelerden oluşmaktadır. Bilinenin aksine, harekat çerçevesinde Ruslarla çok sayıda muharebe yapılmış ve on yıllardır ilk kez Ruslara karşı çarpışmalarda zafer elde edilmiştir.  Osmanlı İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu arasında Sarıkamış ve çevresinde Oltu, Narman, Penek, Horasan, Bardız, Mecingirt, Karaurgan, Divik, Köprüköy gibi mevzilerde gerçekleşen muharebeler zorlu kış şartlarından dolayı çok ağır sonuçlar doğurmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun bölgeye gönderdiği subayların askerî taktik hataları nedeniyle harekat, başarısızlıkla sonuçlandı. MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİNİ ANDI Kahraman Türk ordusunun şanlı direnişi Milli Savunma Bakanlığı tarafından anıldı. Bakanlığın sosyal medya paylaşımında şu ifadeler kullanıldı: "110 yıl önce, en zorlu şartlarda Sarıkamış Harekâtı’na başlayan ve her türlü imkânsızlığa rağmen şehadete yürümekten geri durmayan şanlı ecdadımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz." .

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.