SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bm

QHA - Kırım Haber Ajansı - Bm haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bm haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

BM: Ukrayna'da sivil kayıplar yüzde 37 arttı Haber

BM: Ukrayna'da sivil kayıplar yüzde 37 arttı

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Ofisi, 2026 yılının ilk altı ayında Ukrayna'da hayatını kaybeden ve yaralanan sivillerin sayısının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 37 arttığını açıkladı. Kurum, artışın başlıca nedeninin silahlı insansız hava aracı (SİHA) saldırılarındaki yoğunlaşma olduğunu bildirdi. BM'nin yayımladığı verilere göre, Ocak-Haziran 2026 döneminde Ukrayna'da bin 396 sivil hayatını kaybetti, 7 bin 978 sivil ise yaralandı. Bu rakamlar, 2025'in aynı dönemine kıyasla yüzde 37'lik, 2024'e kıyasla ise yaklaşık iki katlık bir artışa işaret ediyor. YAKIN MENZİLLİ SİHA SALDIRILARI ÖNE ÇIKTI BM İnsan Hakları İzleme Misyonu verilerine göre, yılın ilk altı ayında yakın menzilli SİHA saldırılarında 418 sivil yaşamını yitirirken, 2 bin 437 kişi yaralandı. Geçen yılın aynı döneminde bu saldırılarda 218 kişi ölmüş, bin 511 kişi yaralanmıştı. BM, savaş kaynaklı sivil kayıpların ayrıntılı dağılımını paylaşmazken, saldırıların niteliğinin değişmesinin sivil güvenliği üzerindeki etkisine dikkat çekti. "SİVİL YAŞAMI AYAKTA TUTAN SİSTEMLER TAHRİP EDİLİYOR" BM Ukrayna İnsan Hakları İzleme Misyonu Başkanı Danielle Bell, Kıyiv'den katıldığı basın toplantısında, sivil kayıplardaki artışın iki temel nedene dayandığını söyledi. Bell, "Bu tırmanışın arkasında iki temel unsur bulunuyor. Birincisi uzun menzilli balistik füzeler ve SİHA'lar, ikincisi ise cephe hattındaki yakın menzilli SİHA'lar ve güdümlü bombalar." ifadelerini kullandı. Cephe bölgelerinde hem askerleri hem de sivilleri koruyabilmek amacıyla SİHA'lara karşı koruma ağlarının kurulduğunu belirten Bell, güvenlik güçlerinin yollar ve kritik altyapıları korumak için devriye gezerek mümkün olduğunca SİHA'ları düşürmeye çalıştığını ifade etti. Bell, "Bu saldırılar, sivillerin yaşamını sürdüren ve toplumların işleyişini sağlayan sistemleri kademeli olarak yok ediyor." değerlendirmesinde bulundu.

Kırım Tatar halkının hakları BM gündeminde: Rusya’nın etnik temizlik ve asimilasyon politikası ifşa edildi Haber

Kırım Tatar halkının hakları BM gündeminde: Rusya’nın etnik temizlik ve asimilasyon politikası ifşa edildi

Kırım Tatar Kaynak Merkezi (KTRM), BM Yerli Halkların Hakları Uzman Mekanizması’nın (EMRIP) 19. oturumu kapsamında Cenevre'de önemli bir panel düzenledi. "Çatışma ve Çatışma Sonrası Yeniden İnşa Koşullarında Yerli Halklar" başlıklı etkinlik, Kırım Tatarlarının yaşadığı hak ihlallerini dünya kamuoyuna sundu. Panel öncesinde, Ukrayna kökenli ABD’li yönetmen Krıstına Paşçın’ın (Christina Paschin) Kırım Tatar halkının kimlik mücadelesini ve Rus işgalinin sonuçlarını anlatan Hafızaya Kazınanlar (Etched in Memory) adlı belgeselinin fragmanı gösterildi. "BU SADECE TOPRAK İŞGALİ DEĞİL, KİMLİĞİ SİLME GİRİŞİMİ” Ukrayna’nın BM Cenevre Ofisi Daimi Temsilcisi Yevgeniy Tsımbalyuk, panelin açılış konuşmasında Rusya’nın emperyalist hırslarına dikkat çekerek şunları kaydetti: Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı sadece bir toprak gaspı değildir. Bu, milli kimliği silmeye, tarihi yeniden yazmaya ve kendi emperyal anlatılarını dayatmaya yönelik geniş bir politikanın parçasıdır. Rusya, işgal altındaki Ukrayna topraklarında Ukraynasızlaştırma, zorunlu asimilasyon ve demografik yapıyı değiştirme politikası uygulayarak, işgal altında yaşayan insanların temel haklarını ve uluslararası hukuk normlarını ihlal ediyor. DOKUZ YILDA 10 BİNDEN FAZLA İNSAN HAKLARI İHLALİ Etkinlikte söz alan Kırım Tatar Kaynak Merkezi Başkanı ve Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Üyesi Eskender Bariyev, Kırım’daki güncel hak ihlallerine ilişkin raporu paylaştı. “Savaş suçlarının ve insan hakları ihlallerinin temel nedeni işgaldir.” diyen Bariyev, yaşanan baskıların tesadüfi olmadığını, Rus Çarlığı’nın 1783’teki işgali ve Sovyet rejiminin 1944’teki sürgünüyle başlayan soykırım politikasının modern şekliyle bir devamı olduğunu belirtti. Merkezin verilerine göre 2017-2025 yılları arasında işgal altındaki Kırım’da 10 bin 727 temel insan hakkı ihlali yaşandı ve bu ihlallerin 7 bin 166’sı doğrudan Kırım Tatarlarını hedef aldı. Bölgede 545 siyasi amaçlı ceza davası açıldığı, 183'ü Kırım Tatarı olmak üzere 372 siyasi tutsak bulunduğu, 61 kişinin öldürüldüğü ve 29 kişinin zorla kaybedildiği açıklandı. Bariyev ayrıca, 2024-2025 yıllarında 30 kadının tutuklandığını, toplamda ise 84 kadının (20'si Kırım Tatarı, 1'i Karay Türkü) adli takibata uğradığını belirterek, Rusya’nın ceza hukukunu muhalif kimliği bastırmak için bir araç olarak kullandığını vurguladı. “Bugün Ukrayna'nın yerli halkları, Kırım Tatarları, Karaylar ve Kırımçaklar, açık siyasi ve hukuki korumaya ihtiyaç duyuyor.” diyen Bariyev uluslararası topluma; Kırım Tatar halkına yönelik sistemli baskıların insanlığa karşı suç olarak tanınması, baskılardan sorumlu kişilere yönelik bireysel yaptırımların ve uluslararası ceza mekanizmalarının güçlendirilmesi, siyasi tutsakların korunması ve yerli halk temsilcilerinin Kırım’ın işgalden kurtarma süreçlerine dahil edilmesi çağrısında bulundu. RUSYA İÇİNDEKİ AZINLIKLAR DA TEHLİKEDE Panelde konuşan Sami halkı ve Rusya Yerli Halkları Uluslararası Komitesi (ICIPR) Temsilcisi Andrey Danilov ise Rusya Federasyonu içindeki yerli halkların durumuna değindi. Danilov, bu halkların onlarca yıldır yoğun bir Ruslaştırma politikasına maruz kaldığını ve dillerini kullanmalarının yasaklandığını belirtti. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşta yerli halkları orantısız bir şekilde askere aldığını vurgulayan Danilov, bu durumun zaten sayıca az olan bu halklar için ciddi bir demografik tehdit oluşturduğunu ve bu suça ortak edilmemeleri gerektiğini ifade etti. Panelin moderatörü, Kırım Tatar Kaynak Merkezi hukukçusu Lyudmyla Korotkıh, Rusya’nın işlediği suçların belgelenmesinin gelecekte adaletin sağlanması için en temel şart olduğunu vurguladı.

Türkistan'da bir ilk: Kırgızistan iklim faaliyetleri yasasını kabul etti Haber

Türkistan'da bir ilk: Kırgızistan iklim faaliyetleri yasasını kabul etti

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, ülkenin iklim politikalarına kapsamlı bir hukuki çerçeve kazandıran İklim Faaliyetleri Hakkında Kanunu imzaladı. Böylece Kırgızistan, Türkistan'da bu alanda çerçeve niteliğinde bir yasa kabul eden ilk ülke oldu. Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Belge 7 Temmuz 2026'da imzalanan ve 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek yasanın, devletin iklim politikalarının geliştirilmesinde önemli bir dönüm noktası olduğu belirtildi. Yeni düzenlemenin, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik modern ve kapsamlı bir yasal altyapı oluşturduğu, iklim faaliyetlerinin uzun vadeli planlanması ve yönetimi için gerekli mekanizmaları tanımladığı ifade edildi. Kırgızistan Doğal Kaynaklar, Ekoloji ve Teknik Denetim Bakanlığı ise yasanın, ülkenin Paris İklim Anlaşması ve Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamındaki uluslararası yükümlülüklerini yerine getirebilmesi açısından güçlü bir hukuki temel oluşturduğunu bildirdi. TÜRKİSTAN’DA İLK ÜLKE Açıklamada, Kırgızistan'ın Türkistan'da iklim faaliyetlerine ilişkin çerçeve yasa hazırlayıp kabul eden ilk ülke olmasının, ülkenin uluslararası iklim gündemine, sürdürülebilir kalkınma ilkelerine ve küresel iklim hedeflerine bağlılığını ortaya koyduğu vurgulandı. Yeni yasa kapsamında sera gazı emisyonlarının azaltılması, iklim değişikliğinin etkilerine uyum çalışmalarının güçlendirilmesi, iklim finansmanı mekanizmalarının geliştirilmesi, karbon nötrlüğü hedeflerine ulaşılması, iklim alanındaki bilimsel araştırmaların desteklenmesi, kurumsal ve insan kaynağı kapasitesinin artırılması ile iklim teknolojilerinin geliştirilmesi, uygulanması ve yaygınlaştırılmasına yönelik hukuki düzenlemeler hayata geçirilecek. Öte yandan, söz konusu yasa tasarısının hazırlanma sürecinde Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) teknik ve uzman desteği sağladı.

BM'den Kırım Tatar avukatlar için tarihî karar: Rusya'nın ayrımcılığı tescillendi! Haber

BM'den Kırım Tatar avukatlar için tarihî karar: Rusya'nın ayrımcılığı tescillendi!

Birleşmiş Milletler (BM) Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi (CERD), Kırım Tatarı avukatlar Edem Semedlayev, Nazim Şeyhmambetov ve Emine Avamileva'nın başvurularında Rusya'nın ayrımcılık yaptığına hükmetti. Kararı duyuran avukat Serhiy Zayets, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: Bugün Kırım Tatar Millî Bayrak Günü. Bugün Ukrayna, cephede düşmana başarılı darbeler indirmeye devam ediyor. Biz de Avrupa İnsan Hakları Savunuculuk Merkezi (EHRAC) bünyesindeki meslektaşlarımızla birlikte, Rusya'nın eylemlerinin hukuki değerlendirilmesine yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Uygulamalar gösteriyor ki, bazı durumlarda sivil toplum girişimleri devletlerin yürüttüğü süreçlerden daha başarılı sonuçlar elde edebiliyor. Birleşmiş Milletler (BM) Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi, Rusya'nın Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin BM Sözleşmesi'ni ihlal ettiğine karar verdi. Komite, Kırım Tatarlarına yönelik mahkemeler önünde eşitlik hakkı, gözaltı uygulamaları, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü alanlarında ayrımcılık yapıldığını tespit etti. Bu davadaki önemli noktalardan biri ise Rusya'nın savunmasında, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) devletler arası davadaki değerlendirmelerine dayanmış olmasıydı. Ne yazık ki o davada Ukrayna Dışişleri Bakanlığı taleplerini kabul ettirememişti. Ancak bu davada söz konusu engeli aşmayı başardık. Ayrıca Zayets, davaya ilişkin ayrıntıları ilerleyen günlerde kamuoyuyla paylaşacağını da belirtti. KIRIM’DA SİYASİ TUTSAKLARIN AVUKATLARINA BASKIN: İŞGALCİ GÜÇLER HUKUK OFİSİNİ KUŞATTI! Rus işgal yönetimi, Kırım’da işgalci yönetimin baskılarına maruz kalan Ukrain ve Kırım Tatar siyasi tutsakları savunan avukatlara baskı uygulamaya devam ediyor. Kırım Dayanışması Sivil Toplum Teşkilatı tarafından 11 Aralık 2025 tarihinde yapılan açıklamaya göre; Kremlin rejimi kontrolündeki sözde Aşırılıkla Mücadele Merkezi görevlileri bu sabah avukatların ofisine baskın düzenlemişti. Açıklamaya göre baskın sırasında ofiste siyasi davalarda aktif rol alan avukat Edem Semedlâyev ve hukukçular Nazim Şeyhmambetov, Elvina Semedlâyeva, Rüstem Kamilev, Lilya Gemeci bulunuyordu. Baskın sırasında ofiste olmayan avukat Emil Kurbedinov’un ise içeri alınmadığını belirtildi. Bununla birlikte Kremlin rejimi kontrolündeki sözde Aşırılıkla Mücadele Merkezi görevlileri, ilk kez 2016 yılında avukatların ofisine zorla girmeye çalışmıştı. Bir yıl sonra aynı ekipler avukatların ofisine yeniden gelerek aynı gün Emil Kurbedinov’un evini de aramıştı. Ardından Kurbedinov, eski bir sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek “aşırıcılık” suçlamasıyla 10 gün tutuklanmıştı. 2018 yılında Rus işgal güçleri, Kırım Dayanışması sivil teşkilatının toplantılarına iki kez baskın düzenledi ve avukatlar Gemeci, Semedlayev ve Kurbedinov’a “Rusya’ya karşı aşırılık yanlısı eylemler” düzenledikleri iddiasıyla resmî uyarılar verdi. Aynı yıl Kurbedinov yeniden alıkonuldu; bu kez daha önce ceza aldığı aynı paylaşımın farklı bir sosyal medyada yer alması nedeniyle cezalandırıldı. Öte yandan baskılar yalnızca adli yollarla sınırlı kalmadı. 2018 sonunda kimliği belirsiz bir kişi, avukatların ofisine demir boru ile saldırarak pencereleri kırdı. 2019’da ise Lilya Gemeci, Nazim Şeyhmambetov ve Rüstem Kamilevhakkında disiplin süreçleri başlatılmaya çalışıldı. Gemeci hakkında, KırımTatarlarının terör suçlamalarıyla toplu hâlde hedef alınmasına dair verdiği bir röportaj nedeniyle “meslek etiğini ihlal” iddiasıyla soruşturma başlatılma girişiminde bulunuldu. Ardından diğer Kırım Tatar avukatları; Edem Semedlayev, Nazim Şeyhmambetov, Ayder Azamatov ve Emine Avamileva gazetecilere açıklama yaptıkları ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle idari cezalara çarptırıldı. Kırım’daki baro ise avukatların bölgesel kaydını bilinçli olarak geciktirdi ve 2022 yazında Gemeci, Kamilev ve Şeyhmambetov’un avukatlık lisansları, kendilerine haber verilmeden ve savunma hakkı tanınmadan düşürdü. Avukatlar karara itiraz etmeye çalıştılar, ancak başarılı olamadılar. ULUSLARARASI HUKUK DEVLERİNDEN KIRIM ÇAĞRISI: AVUKATLARA YÖNELİK BASKILARI DURDURUN Öte yandan dünyanın önde gelen hukuk ve baro organizasyonları, Rus işgal güçlerinin Aralık 2025’te Ukrain ve Kırım Tatar siyasi tutsakları savunan avukatların ofisine düzenlenen baskınları ve ve işgal altındaki Kırım'da avukatlara yönelik devam eden sistematik zulmü ortak bir bildiriyle kınamıştı. Birleşik Krallık ve Galler Hukuk Cemiyeti ile Uluslararası Barolar Birliği gibi dev yapıların imzaladığı metinde, avukatlık mahremiyetinin ihlal edildiği ve hukukçuların hedef alındığı vurgulanmıştı.

MSB'den Kıbrıs mesajı: İki devletli çözüm dışındaki girişimler kabul edilemez! Haber

MSB'den Kıbrıs mesajı: İki devletli çözüm dışındaki girişimler kabul edilemez!

Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı (MSB), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) güvenliğinin Türkiye'nin güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayarak, Ada'daki mevcut hassas dengeyi bozmayı hedefleyen hiçbir girişimin kabul edilemeyeceğini bildirdi. MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Türk Kara Kuvvetlerinin 2235'inci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığında düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısında açıklamalarda bulundu. Türk Kara Kuvvetlerinin köklü tarihine de değinen Aktürk, Kara Kuvvetlerinin Mete Han tarafından kurulan askerî teşkilattan Sultan Alparslan'ın Malazgirt Zaferi'ne, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethinden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde kazanılan Millî Mücadele'ye uzanan güçlü bir mirasa sahip olduğunu belirtti. Aktürk, Türk Kara Kuvvetlerinin sahip olduğu tarihî birikim ve tecrübeyle Türkiye'nin güvenliği için görev yapmayı sürdürdüğünü ifade etti. "DÜNYANIN EN ETKİN VE CAYDIRICI ASKERÎ GÜÇLERİNDEN BİRİ" Kara Kuvvetleri Komutanlığının, gelişmiş teknolojiye sahip, harekat etkinliği yüksek, her türlü tehdit ve risk karşısında görev yapabilen dünyanın en etkin ve caydırıcı askerî güçlerinden biri olduğunu vurgulayan Aktürk, "Konvansiyonel ve hibrit harbi kapsayacak şekilde harbe hazırlık seviyesini teknolojik gelişmelerle daha ileri taşımaya devam eden Kara Kuvvetleri Komutanlığımız, siber savunma, ağ destekli ve elektronik harp yeteneklerini geliştirmeyi, yapay zekâ destekli karar destek sistemlerini yaygınlaştırmayı, insansız hava araçları (İHA), taarruzi İHA, hava savunma ve uzun menzilli füze sistemlerine yönelik projelere ağırlık vererek, yerli ve milli savunma sanayii ile tam uyum içinde çalışmak suretiyle geleceğin harekat ortamını şekillendirmeyi hedeflemektedir." ifadelerini kullandı. Kara Kuvvetleri Komutanlığının kuruluş yıl dönümü etkinliklerine ilişkin bilgi veren Aktürk, bugün İzmir'deki İstihkam Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığında, yarın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki 28'inci Mekanize Piyade Tümen Komutanlığında kutlama yapılacağını kaydetti. Aktürk, 28 Haziran'da ise İstanbul'daki 23'üncü Komando Tugay Komutanlığında, Diyarbakır'daki 7'nci Kolordu Komutanlığında, Gaziantep'teki 5'inci Zırhlı Tugay Komutanlığında, Şanlıurfa'daki 20'nci Zırhlı Tugay Komutanlığında, Kars'taki 14'üncü Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında, İzmir'deki Ege Ordusu Komutanlığı ve Kayseri'deki 1'inci Hava İndirme ve Komando Tugay Komutanlığında kutlama törenleri olacağını, törenlere tüm halkın davetli olduğunu dile getirdi. KIBRIS'TA İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM DIŞINDAKİ GİRİŞİMLER KABUL EDİLEMEZ Aktürk haftalık basın bilgilendirme toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Rum basınında yer alan, BM Genel Sekreteri'nin Kişisel Temsilcisi tarafından yeni bir Kıbrıs planı hazırlandığı ve bunun KKTC ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) görüşüne sunulacağı yönündeki iddiaların hatırlatılması üzerine açıklama yapıldı. Ada'da kalıcı, adil ve sürdürülebilir bir çözümün ancak Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün teyit edildiği iki devletli çözüm modeliyle mümkün olacağı vurgulayan Aktürk, "Bu temel gerçek göz ardı edilerek ortaya konulacak hiçbir girişim Kıbrıs Türk halkının iradesini yansıtmayacağı gibi bölgede kalıcı bir istikrar da sağlayamayacaktır." ifadelerini kullandı. Aktürk ayrıca, Türkiye'nin Kıbrıs meselesindeki tutumunun açık, net ve değişmediğini belirterek, "Kıbrıs Türk halkının haklarını yok sayan ve Ada'daki mevcut hassas dengeyi bozmayı amaçlayan hiçbir girişim Türkiye açısından kabul edilemez. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliği Türkiye'nin güvenliğidir." cümlelerini sarf etti. Aktürk, Türkiye'nin garantör devlet olarak uluslararası anlaşmalardan ve uluslararası hukuktan doğan hak ve yetkileri çerçevesinde Kıbrıs'ta barış, güvenlik ve istikrarın teminatı olmayı sürdüreceğini kaydetti.

COP31, Türkiye'yi küresel iklim diplomasisinin önemli aktörlerinden biri hâline getiriyor Haber

COP31, Türkiye'yi küresel iklim diplomasisinin önemli aktörlerinden biri hâline getiriyor

Cihan Özkan QHA/Ankara Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında sözleşmeye taraf ülkelerin her yıl bir araya geldiği en üst düzey küresel iklim müzakere platformunun 31.’ncisi (COP31) 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Türkiye’nin turizm şehri Antalya’da yapılacak. Zirvede dünya liderleri, uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir gelecek için ortak çözümleri tartışacak. Çalışmalarında COP toplantılarına odaklanan ve bu alanda Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Clark University’de araştırmalar gerçekleştiren Selçuk Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Hasan Hakses, COP toplantılarının önemi, 31’inci toplantıya Türkiye’nin ev sahipliği yapacak olması, öne çıkan konular, çevre ve ekonomi alanındaki ilişki, küresel iklim yönetişimin zaman içerisinde değişimi gibi pek çok başlığı Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olmasının son derece önemli olduğuna dikkati çeken Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hakses, COP’un artık sadece bir çevre toplantısı olmadığını, küresel bir iklim yönetişimi platformu hâline geldiğini belirterek, “Türkiye’nin ev sahipliği, ülkemizin iklim diplomasisindeki görünürlüğünü artıracak ve Türkiye'ye küresel iklim diplomasisinde daha etkin bir rol üstlenme fırsatı sunacaktır.” ifadelerini kullandı. “COP'UN HİKÂYESİ, ÇEVREDEN KÜRESEL POLİTİK EKONOMİYE UZANAN BİR DÖNÜŞÜMDÜR” İklim diplomasisinin 1995 yılından beri düzenlenen COP toplantılarından bu yana önemli bir dönüşüm geçirdiğini belirten Hakses, tartışmanın ilk yıllarında iklim konusunun çevresel bir mesele ve emisyon azaltımı çerçevesinde ilerlediğini ancak zamanla kalkınma, teknoloji, uluslararası ilişkiler ve finans yönetimi başlıklarıyla birlikte tartışılan çok boyutlu bir alana dönüştüğünü belirtti. “Özellikle son yıllarda finansman ve finans yönetimi başlıklarının COP gündeminde daha belirgin hâle geldiğini” söyleyen Hakses, meselenin artık yalnızca çevre politikalarıyla değil, küresel ekonomi politik düzenle birlikte ele alınması gerektiğini gösterdiğini vurguladı. “İKLİM ARTIK SADECE DOĞAYI DEĞİL, EKONOMİYİ VE DİPLOMASİYİ DE ŞEKİLLENDİRİYOR" COP’u salt bir çevre toplantısı olarak görmenin eksiklik olacağını, iklim diplomasisinin son 30 yılda önemli bir dönüşüm geçirdiğini kaydeden Hakses, “1990'lı yılların sonlarında Kyoto Protokolü hazırlanırken gündemin merkezinde emisyonların azaltılması, yükümlülükler ve kurumsal yapıların oluşturulması yer alıyordu. Buna karşılık Paris Anlaşması'na gelindiğinde teknoloji transferi, kalkınma, kapasite geliştirme, finansman mekanizmaları ve destek programları çok daha görünür hâle gelmiştir.” ifadelerini kullandı. “İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ÇEVRESEL BİR SORUN OLARAK BAŞLADI, KÜRESEL BİR YÖNETİŞİM MESELESİNE DÖNÜŞTÜ" Hakses, COP süreçlerinin artık yalnızca çevreyi koruma amacını taşımadığını pek çok alanı kapsayan küresel bir yönetişim mekanizmasına dönüştüğünü kaydederek, “Bugün iklim değişikliği konuşulduğunda aslında enerji politikalarından uluslararası ticarete, kalkınma stratejilerinden finansal destek mekanizmalarına kadar oldukça geniş bir alanı tartışıyoruz.” dedi. Türkiye ve yakın coğrafyasının iklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha yoğun hisseden bölgeler arasında olduğunu aktaran Hakses, kuraklık, su stresi, aşırı hava olayları, sel felaketleri, orman yangınları gibi çeşitli risklerin arttığını kaydetti. Hakses, “Bu nedenle iklim değişikliği artık yalnızca çevresel bir mesele olarak değerlendirilmiyor. Gıda güvenliği, enerji güvenliği, göç hareketleri, ekonomik istikrar ve bölgesel kalkınma gibi birçok alanı doğrudan etkileyen stratejik bir konu haline gelmiş durumda.” diye konuştu. “TÜRKİYE, ÖNEMLİ BİR AKTÖR OLARAK ÖNE ÇIKABİLİR” Uluslararası toplumun artık yalnızca iklim değişikliğini önlemeyi değil, kaçınılmaz hâle gelen etkilerine uyum sağlamayı önceliklendirdiği değerlendirmesinde bulunan Hakses şu ifadelere yer verdi: Türkiye ise sahip olduğu teknik kapasite, kurumsal tecrübe ve diplomatik birikim sayesinde bu süreçte öncü ve kolaylaştırıcı bir rol üstlenebilir. Özellikle COP31 süreciyle birlikte Türkiye’nin yalnızca kendi dönüşümünü değil, bölgesel ölçekte iklim iş birliğini destekleyen bir aktör olarak öne çıkması mümkündür. COP31 sürecinin Türkiye’ye bu alanda öncülük etme fırsatı sunabileceğini aktaran Hakses, “Türkiye, bir taraftan gelişmekte olan ülkelerin finansman, teknoloji transferi ve adil dönüşüm taleplerini anlayabilen; diğer taraftan uluslararası iklim diplomasisinde daha görünür hale gelen bir ülke. Önemli bir ara konuma sahip. Özellikle yakın coğrafyasında iklim iş birliğini güçlendiren öncü ülkelerden biri olabilir.” şeklinde konuştu.

ABD'den Rusya'ya: Barış anlaşmasını derhâl imzalayın, zaman Moskova'nın aleyhine işliyor Haber

ABD'den Rusya'ya: Barış anlaşmasını derhâl imzalayın, zaman Moskova'nın aleyhine işliyor

ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilci Yardımcısı Dan Negri, Vaşington'un (Washington) Ukrayna'nın özgürlüğünü ve egemenliğini savunma konusundaki desteğinin sürdüğünü belirterek, Rusya'ya müzakerelere derhâl dönme ve bir barış anlaşması imzalama çağrısında bulundu. BM Güvenlik Konseyi'nin Ukrayna'nın talebi üzerine düzenlenen acil oturumunda konuşan Negri, ABD'nin Ukrayna halkına olan desteğinin sarsılmaz olduğunu vurguladı. Rusya'nın Ukrayna'nın kritik altyapısına ve kültürel mirasına yönelik saldırılarını sert şekilde kınayan Negri, özellikle UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan tarihî Kıyiv-Peçersk Lavrası'na yönelik saldırılara dikkat çekti. Savaşın çok uzun sürdüğünü belirten ABD'li diplomat, çatışmanın diplomatik yollarla sona erdirilmesi gerektiğini ifade etti. "ZAMAN MOSKOVA'NIN TARAFINDA DEĞİL" ABD Başkanı Donald Trump'ın geçen hafta gerçekleştirilen G7 Zirvesi'ndeki açıklamalarına atıfta bulunan Negri, "Rusya bir anlaşma yapmak zorunda. Zaman Moskova'nın tarafında değil." dedi. Negri, Rusya'nın her ay yaklaşık 40 bin askerini ölü veya yaralı olarak kaybettiğini, ülke ekonomisinin ise ciddi zorluklarla karşı karşıya bulunduğunu vurguladı. Buna karşılık Ukrayna'nın savaş alanında yenilikçi çözümler geliştirmeye devam ettiğini belirtti. "Diplomasi ve müzakereler, daha fazla kan dökülmesi yerine tek çözümdür. Bu anlamsız ölümleri başka hiçbir şey durduramaz." ifadelerini kullanan Negri, tarafları müzakere masasına dönmeye çağırdı. BM Güvenlik Konseyi, Ukrayna'nın talebi üzerine 22 Haziran'da acil oturum düzenledi. Toplantının gündemini, Rusya'nın 15 Haziran gecesi onlarca füze ve yüzlerce silahlı insansız hava aracıyla (SİHA) Ukrayna şehirlerine düzenlediği geniş çaplı saldırı oluşturdu.

Mayıs 2026 kara bilançoyu ağırlaştırdı: BM'den Ukrayna raporu Haber

Mayıs 2026 kara bilançoyu ağırlaştırdı: BM'den Ukrayna raporu

Birleşmiş Milletler (BM) Orta Doğu, Asya ve Pasifik'ten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mohamed Khaled Khiari, Rusya'nın hava saldırıları nedeniyle Ukrayna'da Mayıs 2026'da hayatını kaybeden ve yaralanan sivillerin sayısının Nisan 2022'den bu yana en yüksek seviyeye ulaştığını açıkladı. Khiari, BM Güvenlik Konseyinin Ukrayna'nın talebi üzerine düzenlenen acil oturumunda yaptığı konuşmada, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği verilerine göre mayıs ayında Ukrayna'da en az 274 sivilin yaşamını yitirdiğini, bin 763 sivilin ise yaralandığını bildirdi. Khiari, "Bu rakamlar, Nisan 2022'den bu yana kaydedilen en yüksek aylık sivil can kaybı ve yaralanma sayısını temsil ediyor." dedi. EN AZ 16 BİN 126 SİVİL HAYATINI KAYBETTİ BM verilerine göre, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik tam kapsamlı işgalinin başladığı tarihten bu yana 796'sı çocuk olmak üzere en az 16 bin 126 sivilin öldüğü doğrulandı. Aynı dönemde 2 bin 835'i çocuk olmak üzere 46 bin 590 sivil yaralandı. BM yetkilisi, gerçek sayıların açıklanan rakamların oldukça üzerinde olabileceğini belirtti. Khiari, taraflara gerilimi derhâl düşürme çağrısında bulunarak, BM Şartı doğrultusunda koşulsuz ateşkesin sağlanması ve adil, kalıcı bir barışın tesis edilmesi amacıyla diplomatik çabaların yeniden canlandırılması gerektiğini vurguladı. BM GÜVENLİK KONSEYİ UKRAYNA'NIN TALEBİ ÜZERİNE TOPLANDI BM Güvenlik Konseyi, Ukrayna'nın talebi üzerine 22 Haziran'da acil oturum düzenledi. Toplantının gündemini, Rusya'nın 15 Haziran gecesi gerçekleştirdiği geniş çaplı saldırı oluşturdu. Söz konusu saldırı sırasında Kıyiv'deki tarihî Kıyiv-Peçersk Lavrası (Mağaralar Manastırı) da zarar gördü. Bir Rus silahlı insansız hava aracının (SİHA) Meryem Ana'nın Göğe Kabulü Katedrali'ne isabet etmesi sonucu çıkan yangında mabedin çatısının yüzde 80'den fazlası hasar aldı. Ayrıca tarihî manastır kompleksinde bulunan 19 kültürel miras yapısının da zarar gördüğü bildirildi.

Ukrayna’da insani kriz hafiflemedi Haber

Ukrayna’da insani kriz hafiflemedi

Çeşitli ülkelerde savaş, zulüm veya doğal afet nedeniyle yerinden edilmiş mültecilere acil yardım sağlayan Uluslararası Kurtarma Komitesi (IRC) Başkanı David Miliband, Ukrayna’yı ziyaret etti. Miliband, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, 2022 yılından beri Rusya’nın topyekûn işgal saldırıları altında olan Ukraynalıların yaşadığı zorlukları ve acımasızlıkların farkında olmanın önemine işaret etti. Reuters’ın gündeme taşıdığı habere göre Miliband, Ukrayna’nın Rus işgali karşısındaki konumunu güçlendirmesinin, işgal saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş Ukraynalıların yaşadığı insani krizi hafifletmediğini belirtti. “YENİ DÜNYA KAOSU” Miliband, dünya genelindeki çatışma, savaş ve doğal afet ve salgın hastalıklar nedeniyle acil yardım ihtiyacı olan kişi sayısının tarihî seviyelere ulaştığını kaydetti. Dünya genelinde karşı karşıya kaldıkları durumu “yeni dünya kaosu” olarak nitelendirdiklerini belirten Miliband, “Şoklar artıyor, şok emiciler ise azalıyor. Para da şok emicilerden biri.” dedi. RUH SAĞLIĞI VURGUSU Savaşların insanların ruh sağlığına olan etkisinin diğerlerine kıyasla daha az konuşulduğuna ancak bunun çok önemli bir konu olduğuna dikkati çeken Miliband, Ukrayna’ya müttefik ülkelerden yapılan askerî yardımların küçük bir bölümünün bile insani yardım ve psikososyal destek için kullanılmasının toplumun dayanıklılığının artırılmasında muazzam bir etki yaratabileceğini belirtti. IRC’nin Ukrayna’nın cephe hattına yakın bölgelerinde acil tıbbi yardımlar yaptığı, cinsel istismara uğramış kadın ve çocuklara destek olduğu aktarılıyor. 5 MİLYON 700 BİN UKRAYNALI ÜLKESİNİ TERK ETMEK ZORUNDA KALDI Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre Rusya’nın askerî saldırganlığı yüzünden 5 milyon 700 binden fazla Ukrayna vatandaşının ülke sınırlarının dışına çıkmak zorunda kaldığı biliniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.