SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bm Güvenlik Konseyi

QHA - Kırım Haber Ajansı - Bm Güvenlik Konseyi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bm Güvenlik Konseyi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ukrayna’dan BM’de çarpıcı açıklama: "Rusya’nın 1 kilometre için ödediği bedel dünya tarihinde görülmedi" Haber

Ukrayna’dan BM’de çarpıcı açıklama: "Rusya’nın 1 kilometre için ödediği bedel dünya tarihinde görülmedi"

Ukrayna'nın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Andriy Melnık (Andrii Melnyk), New York’ta 20 Nisan'da BM Güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmada Rusya'nın savaş stratejisini sert bir dille eleştirdi. Melnık, Moskova'nın minimum toprak kazanımı için kendi halkını "yaktığını" çarpıcı istatistiklerle ortaya koydu. BİR KİLOMETRE KARE İÇİN 254 ÖLÜ ​Melnık, Rus ordusunun Ukrayna topraklarında ele geçirdiği her bir kilometrekare için ortalama 254 askerini kaybettiğini açıkladı. Bu oranı tarihsel bir perspektifle kıyaslayan diplomat, 1. Dünya Savaşı’ndan bu yana hiçbir ordunun bu kadar küçük bir kazanım için bu kadar ağır bir insani bedel ödemediğini vurguladı. ​Ukrayna Temsilcisi, bu durumu 1939-1940 Sovyet-Fin Savaşı (Kış Savaşı) ile kıyaslayarak şunları söyledi: O dönemde kilometrekare başına düşen can bedeli, bugünküne kıyasla yaklaşık yüz kat daha düşüktü. Bu tablo savaşın temel gerçeğini özetliyor: Rusya, fahiş bir insani maliyetle asgari düzeyde ilerliyor. "DONBAS İÇİN 1,5 MİLYON RUS ASKERİ DAHA ÖLMELİ" ​Mevcut askerî durumu istatistiksel bir projeksiyona döken Ukraynalı diplomat, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Donetsk bölgesinin tamamını ele geçirme hedefine ulaşabilmesi için en az 1,5 milyon Rus askerini daha ölüme göndermesi gerektiğini ifade etti. İşgal hedeflerinin matematiksel imkansızlığına dikkat çeken Ukraynalı diplomat, mevcut ilerleme hızıyla Ukrayna’nın tamamının işgal edilmeye çalışılmasının 122 milyon Rus askerinin hayatına ve yaklaşık 183 yıllık bir sürece mal olacağını belirtti. İroni yaparak Putin’i "askerî deha" olarak nitelendiren Melnık, Moskova’nın Ukrayna'yı askeri yollarla ele geçirme hedefinin asla gerçekleşmeyeceğini, aksine bu sürecin Rusya'nın kendi kendini yok etmesine, ekonomik çöküşe ve toprak bütünlüğünün bozulmasına yol açacağını savundu. "RUSYA'NIN ULTİMATOMUNU KABUL ETMEYECEĞİZ" Rusya'nın müzakere şartı olarak Ukrayna birliklerinin Donetsk'ten çekilmesini talep etmesini "saçmalık" olarak nitelendiren Melnyk, stratejik bir karşılaştırma yaptı. Dünyanın en geniş ülkesi olan Rusya'nın (yüz ölçümü 17,1 milyon kilometrekare) talep ettiği Donetsk bölgesindeki 6 bin kilometrekarelik alanın, Rus topraklarının yalnızca yüzde 0,03'üne denk geldiğine dikkat çekti. ​Ukrayna'nın hiçbir ultimatomu kabul etmeyeceğini vurgulayan Melnık, şunları söyledi: Topraklarımızın tek bir milimetrekaresini bile asla terk etmeyeceğiz. Hiç bir vatandaşımızdan asla vazgeçmeyeceğiz... Moskova, uluslararası arabulucuları barışın Ukrayna'nın tavizlerine bağlı olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Bu masalın gerçekliğine gerçekten inanan var mı? Biz inanmıyoruz.

BM'den korkunç bilanço: Rusya’nın Ukrayna’daki saldırıları "endişe verici" düzeyde arttı Haber

BM'den korkunç bilanço: Rusya’nın Ukrayna’daki saldırıları "endişe verici" düzeyde arttı

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Rusya’nın Ukrayna şehirlerine yönelik artan saldırılarını ve diplomatik bir çözümün yokluğunu görüşmek üzere 20 Nisan’da New York’ta toplandı. Toplantıda konuşan BM Ortadoğu, Avrupa, Amerika, Asya ve Pasifik'ten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Muhammed Halid Hiari (Mohamed Khaled Khiari), Rusya’nın sivil katliamlarına ve savaş esirlerine uyguladığı işkencelere dair kan donduran veriler paylaştı. BM Genel Sekreter Yardımcısı Hiari, son dönemde Ukrayna genelinde sivil kayıpların ve yıkımın dramatik bir şekilde tırmandığına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: Ukrayna'daki gelişmeler hakkında Güvenlik Konseyine son bilgilendirmemizi yaptığımızdan beri, düşmanlıkların endişe verici bir şekilde tırmandığını gördük… Rus saldırıları, Ukrayna genelinde artan sivil kayıplar ve yıkımla birlikte yoğunlaşmaya devam ediyor. Hiari, özellikle 15 Nisan'ı 16 Nisan'a bağlayan gece gerçekleştirilen saldırının, bu yılın en ölümcül saldırısı olduğunu ve tek bir gecede en az 20 sivilin hayatını kaybettiğini belirtti. SON BİR AYDA EN AZ 211 SİVİL ÖLDÜ BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği verilerine göre sadece geçtiğimiz ay Rus saldırılarında en az 211 sivil hayatını kaybetti, bin 206 kişi yaralandı. Öte yandan Şubat 2022'den bu yana 784'ü çocuk olmak üzere en az 15 bin 578 Ukraynalı sivil hayatını kaybetti, 43 bin 352 kişi yaralandı. RUSYA SAVAŞ ESİRLERİNE İŞKENCE UYGULUYOR Rusya'nın savaş esirlerine işkence uyguladığını vurgulayan BM Genel Sekreter Yardımcısı, serbest bırakılan Ukraynalı savaş esirlerinin tamamının, esaret altındayken Rusya tarafından işkenceye veya kötü muameleye maruz kaldıklarını bildirdiğini aktardı. Rusya'ya savaş esirlerine ve alıkonulan tüm kişilere derhal erişim sağlanma çağrısında bulunan Hiari, Rusya tarafından zorla sınır dışı edilen Ukraynalı çocukların geri gönderilmesi için çabaların hızlandırılması gerektiğini vurguladı. RUSYA KÜRESEL GÜVENLİĞİ BALTALIYOR Hiari, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın uluslararası hukuku ve küresel güvenliği baltalamaya devam ettiğini ifade etti. Diplomatik bir ilerlemenin kaydedilememesinin gerilimi daha da artırdığını belirten Hiari, bölgesel istikrarsızlığın küresel boyuta taşınma riski taşıdığı uyarısında bulunuldu.

ADF2026'da sürdürülebilir barış arayışında kadınların rolü tartışıldı Haber

ADF2026'da sürdürülebilir barış arayışında kadınların rolü tartışıldı

ADF2026’da düzenlenen “Barışın Sürdürülmesine Kadınların Dâhil Edilmesi: BM Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı Kararının 25. Yılı” başlıklı panelde, evrensel barış arayışında kadınların rolü ve bu konuda kadınların katılımını artırmaya yönelik atılabilecek ilave adımlar tartışıldı. 5. Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF2026) düzenlenen, TRT World sunucusu Andrea Sanke’nin moderatörlüğünü yaptığı “Barışın Sürdürülmesine Kadınların Dâhil Edilmesi: BM Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı Kararının 25. Yılı”başlıklı panelde; Hırvatistan Cumhuriyeti Eski Cumhurbaşkanı Kolinda Grabar Kitarović, İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi (SESRIC) Genel Sekreteri Zehra Zümrüt Selçuk, Namibya Cumhuriyeti Uluslararası İlişkiler ve Ticaret Bakan Yardımcısı Jenelly Matundu, BM Kadın Birimi Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktörü Belén Sanz Luque, NATO Genel Sekreteri’nin Kadın ve Barış Güvenlik (WPS) Özel Temsilcisi Irene Fellin konuşmacı olarak yer aldı. KADINLAR BULUNDUKLARI YERLERDE SES YÜKSELTMELİLER” Hırvatistan eski Cumhurbaşkanı Kitarović, barışın inşası ve uzlaşı gibi konulara kadınların dâhil olması sürecin başarılı olma oranını artırdığını belirterek, “Kadınların toplumsal süreçlere katılımında sayılardan çok bu süreçlere yaptıkları katkılar konuşulmalı. 1325 sayılı Kararın kabul edilmesinin üzerinden 25 yıl geçti. Bu karar gerçekten kadın hakları konusunda iyi bir mesafe alınmasını sağladı. Hırvatistan’dan örnek verecek olursam çok fazla ilerleme kaydettiğimizi söyleyebilirim.” dedi. “Kadınlara bulundukları yerde ses yükseltmelerini ve yapmaları gereken işi layığıyla yapmalarını öneriyorum.” diyen Kitarović karar alma süreçlerinde kadınların da olması fikrinin insanların zihnine tam olarak yerleşmesi gerektiğini aktardı. “KADINLARIN DÂHİL OLDUĞU BARIŞ SÜREÇLERİ DAHA BAŞARILI OLUYOR” SESRIC Genel Sekreteri Selçuk ise, kadınların barış süreçlerine katılımı sürecin başarıya ulaşma ihtimalini niceliksel olarak artırdığını ifade ederek, “Kadınlar sayısal olarak yeteri kadar temsil edilmiyor ancak bizim asıl odaklanmamız gereken yerin kadınların bulundukları yerlerde karar alma süreçlerinde ne kadar etkili olabildikleri. Biliyoruz ki kadınların dâhil olduğu barış süreçleri ve anlaşmalar daha sürdürülebilir ve uzun ömürlü oluyor. Bu nedenle kadınlar, barış inşasında gözden çıkarılabilir bir unsur olarak görülmemeliler.” diye konuştu. “Bütün barış süreçlerinin belirli temel bir öğeye sahip olması gerekiyor. Barış süreçlerine giden en iyi yolun kurallar, kaynaklar, ilişkiler, yansımalar olduğunu düşünüyorum.” diyen Selçuk, barışın sürdürülebilir olmasının en önemli bileşeninin toplum tarafından kabulü olduğu görüşünü paylaştı. MATUNDU: PEK ÇOK ŞEY BAŞARDIK Namibya Uluslararası İlişkiler ve Ticaret Bakan Yardımcısı Matundu da Namibya’nın geçmişten bugüne pek çok şey başardığını vurgulayarak, “Bağımsızlıktan önce kadınlar yeterince temsil edilmiyor ve karar alma süreçlerine aktif bir şekilde katılamıyorlardı. Bugün geldiğimiz noktada ise Namibyalılar ülkenin ilk kadın devlet başkanını seçti. Aynı zamanda ulusal meclis başkanı ve kabinemizin yarısını da kadınlar oluşturuyor. Parlamentoya baktığımızda ise kadınlar parlamentoda çok daha fazla temsil ediliyor. Yani geçmişteki durumdan çok çok ilerideyiz. Hatta Afrika’da kadın temsiliyeti konusunda 8’inci sıradayız. Gerçekten bu konuda çok iyi bir ilerleme kaydettik. Kadın liderliği konusunda çok iyi bir iş çıkardık.” şeklinde konuştu. “1325 SAYILI BM KARARI GÜNCELLENMELİ” BM Kadın Birimi Direktörü Luque ise Kolombiya örneğinden hareketle kadınların daha barışçıl, kapsayıcı ve toplumsal açıdan kabul gören bir teklifle uzlaşı masalarına gelebildiklerini ve bunu yapmanın çok yenilikçi yollarını bulabildiklerinin altını çizerek, “Kolombiya’da ülke içindeki gerilimler nedeniyle 8,5 milyon insan yerinden edilmişti ve bu savaş kadınlar ve çocuklar üzerinde çok büyük etkilere yol açtı. 1325 sayılı Karar, Kolombiyalı kadınlar üzerinde güçlü bir motivasyon oluşturdu. Onlara ve diğer kadınlara hakları konusunda bir ilham kaynağı haline geldi.” dedi. 1325 sayılı Kararın yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini söyleyen Luque, karardaki tüm detayların gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulduğunu eğer varsa eksiklikler tespit edilerek giderilmesi gerektiğini dile getirdi. “KADINLAR ORDULARDA DAHA FAZLA YER ALMAYA BAŞLADI” Özel Temsilci Fellin, dünyanın çok zorlu politik gerilimlerin yükseldiği bir safhadan geçtiğini dile getirerek, “Kadın meselelerini konuşacak alan bulmakta zorlandığımız bir dönemdeyiz. Kadınların haklarını iyileştirmek, kadınların tüm süreçlere katılımının artırılması gibi konular geçmişte çok daha fazla konuşulabiliyordu. Bugün ise duvara çarptık diyebilirim. Kadın hakları konularında inişler-çıkışlar hep olmuştur ama içinde bulunduğumuz dönemde daha çok inişleri yaşıyoruz.” ifadelerini kullandı. NATO’da da kadın katılımı konusunda iyileşmelerin meydana geldiğini belirten Fellin, “Kadınların katılımının çok zor olduğu bir alan olan askeriyede de böyle bir dönüşüm yaşandı. Bu mantalite değişimini ve içinde bulunduğunuz durumlara olan yaklaşımınızı da değiştiriyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Ukrayna'nın BM Temsilcisi Melnık: Rusya'nın ültimatomlar ve gerçekçi olmayan taleplerle barış sürecini engelliyor Haber

Ukrayna'nın BM Temsilcisi Melnık: Rusya'nın ültimatomlar ve gerçekçi olmayan taleplerle barış sürecini engelliyor

Ukrayna'nın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Andriy Melnık (Andrii Melnyk), BM Güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmada, Rusya'nın Ukrayna işgalinde hiçbir stratejik hedefine ulaşamadığını ve barış görüşmelerini gerçek dışı taleplerle kasten sabote ettiğini belirtti. Melnık, Kremlin'in savaş alanındaki başarısızlıklarını örtbas etmek için dünya kamuoyuna "yenilmezlik illüzyonu" pazarladığını vurguladı. New York’ta 23 Mart 2026 tarihinde düzenlenen BM Güvenlik Konseyi oturumunda konuşan Ukrayna Daimi Temsilcisi Melnık, Rusya’nın diplomatik hamlelerini "dikkatle kurgulanmış bir tiyatro oyunu" olarak nitelendirdi. Moskova’nın bir yandan askerî olarak gerilerken diğer yandan Ukrayna’nın teslim olmasına sadece bir adım kalmış gibi bir hava yaratmaya çalıştığını ifade eden diplomat, sahadaki gerçeklerin bu tablodan çok uzak olduğunu hatırlattı. “İNSANLIK TARİHİNİN EN UZUN ‘ÜÇ GÜNLÜK’ SAVAŞI” Melnık, Rusya’nın 2022 başında başlattığı geniş çaplı işgalin planlandığı gibi gitmediğini çarpıcı verilerle ortaya koydu. Rus ordusunun "dünyanın ikinci ordusu" olduğu iddiasının sahada çöktüğünü belirten temsilci, durumun absürtlüğünü şu sözlerle dile getirdi: İnsanlık tarihinin en uzun 'üç günlük' yıldırım savaşıyla karşı karşıyayız; bu savaş dört yılı aşkın süredir devam ediyor. Kendini 'dünyanın ikinci ordusu' olarak adlandıran Rus birliklerinin 9 bin 300 kilometrekarelik bir alanı işgal edebilmesi üç buçuk yıl sürdü. Eğer bu hızla devam ederlerse, tüm Ukrayna’yı işgal etmeleri tam 183 yıl sürecektir. “RUSYA'NIN MÜZAKERE STRATEJİSİ BLÖF VE YALANDARA DAYANIYOR” Andriy Melnık, Vladimir Putin’in müzakere tutumunun, blöf ve yalan olan iki temel sütun üzerine kurulu olduğunu savundu. Melnyk, Rusya’nın eninde sonunda askerî zafer kazanacağı iddiası ile blöf yaptığını ve Putin’in Ukrayna’nın tam teslimiyeti dışındaki herhangi bir şartı kabul edeceği algısının ise bir yalan olduğunu kaydetti. Rusya’nın barış sürecini baltalamak için bilerek imkansız şartlar öne sürdüğünü belirten Ukraynalı diplomat, Moskova’nın bir yandan Ukrayna'da seçim yapılmasını talep ederken diğer yandan seçim için gerekli olan ateşkesi reddederek süreci kilitlediğini söyledi. Ayrıca, Rusya'nın 12 yıllık saldırganlığa rağmen askeri olarak ele geçiremediği toprakların "savaşsız teslim edilmesini" talep etmesinin, barış istemediğinin en net kanıtı olduğunu vurgulayarak, “Rusya, bu tür ültimatomları müzakere şartlarına dönüştürerek barış sürecini kasten engelliyor." dedi. UKRAYNA ORDUSU CEPHEDE İNİSİYATİFİ YENİDEN KAZANDI Ukrayna ordusunun cephe hattındaki inisiyatifi yeniden kazandığını belirten Melnık, sadece şubat ayı içerisinde New York'un Queens ve Brooklyn bölgelerinin toplam yüzölçümüne denk bir alanın kurtarıldığını açıkladı. Melnık, askerî kayıpların yanı sıra Rusya'nın içeride ciddi bir ekonomik darboğazla karşı karşıya olduğunu da şu sözlerle hatırlattı: Sıfır büyüme, tükenen rezervler ve artan bütçe açığı, Rusya'nın bu savaşı finanse etmesini her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Moskova, uluslararası desteği azaltmak için diplomasiyi bir oyalama taktiği olarak kullansa da biz adil ve kalıcı bir barışa olan bağlılığımızı sürdürüyoruz. Ukrayna’nın barışın önünde hiçbir zaman engel teşkil etmediğini vurgulayan Melnık, adil bir sonuca ulaşmak için ABD liderliğindeki müzakere süreçlerine tam destek vermeye devam edeceklerini ifade etti.

Türkiye, 12. yılında Kırım tavrını yineledi: "Gayrimeşru referandumu tanımıyoruz" Haber

Türkiye, 12. yılında Kırım tavrını yineledi: "Gayrimeşru referandumu tanımıyoruz"

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Rusya Federasyonu tarafından gerçekleştirilen Kırım’ın yasa dışı ilhakının 12. yıl dönümü vesilesiyle yayımladığı bildiride, uluslararası hukuka aykırı olan bu fiili durumun tanınmadığını bir kez daha teyit etti. Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne olan desteğin vurgulandığı açıklamada, Kırım Tatar Türklerinin haklarının korunacağı mesajı verildi. Bakanlığın resmî internet sayfasında yayımlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi: Rusya Federasyonu’nun Ukrayna Kırım Özerk Cumhuriyeti’ni gayrimeşru bir referandumun neticesinde ilhakının on ikinci yıl dönümünde, uluslararası hukuka aykırı bu fiili durumu tanımadığımızı bir kere daha teyit ediyoruz. Ukrayna’nın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne kuvvetli desteği devam eden ülkemiz, Kırım Tatar Türklerinin durumu başta olmak üzere Yarımada’daki gelişmeleri yakından takip ederek gündemde tutmayı sürdürecektir. 16 MART 2014: KIRIM'DA SİLAHLARIN GÖLGESİNDE SÖZDE REFERANDUM 16 Mart 2014 tarihinde işgal altındaki Kırım'da, kamuflajlı Rus askerlerinin gözetimi altında göstermelik bir referandum yapıldı. İki gün sonra, 18 Mart 2014 tarihinde Kremlin’de “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması” antlaşması imzalandı. İşgalci Rusya, sözde referandumu yasa dışı hamlesini meşrulaştırmak amacıyla düzenledi. Rusya, Şubat 2014’te Ukrayna’ya bağlı Kırım Yarımadası’nı işgal için harekete geçti. Silahlı Rus askerleri Kırım ile Herson bölgesi arasındaki idari sınırında kontrol noktaları oluşturdu. Kırım’ın stratejik noktalarını ve hükûmet binalarını ele geçirdi. Ukrayna birliklerinin konuşlandırıldığı askerî üsleri kuşatma altına aldı. 6 Mart 2014’te Kırım’ın sözde Parlamentosu, Kırım’ı Rusya’ya bağlama ve 16 Mart’ta Kırım’ın statüsüne dair “referandum” düzenleme kararı aldı. Referandumda, Kırım'da yaşayanlara; Rusya’ya bağlanma veya 1992 Kırım Cumhuriyeti Anayasası'nın yeniden uygulamaya konulması ve ona göre Ukrayna’ya bağlı özerklik olarak kalma seçenekleri sunuluyordu. 1992 Kırım Cumhuriyeti Anayasası, Kırım'ın "Ukrayna'ya gönüllü olarak devredenler dışında tüm yetkileri kendi topraklarında kullanan" kendi devlet organlarına sahip olduğunu, yani Kırım'ın geniş özerklik haklarına sahip olduğunu belirliyordu. Anayasa, yarımadanın bağımsız Ukrayna'nın bir parçası olmasından hemen sonra Kırım Parlamentosu tarafından kabul edilmişti. Bu anayasanın yardımıyla Kremlin, Kırım'ı kontrol altına almaya çalışmıştı. Ancak, Ukrayna Parlamentosu, bu belgeyi anayasaya aykırı olarak iptal etmişti. Yani aslında, 16 Mart 2014’teki sözde referandumda, Kırım’ın Ukrayna’nın bir parçası olarak kalması seçenekler arasında yoktu. Rus silahlarının namlusu altında gerçekleştirilen sözde referandum, Rusya tarafından “Kırım sakinlerinin iradesini tecelli etmesi” olarak adlandırılıyor. Moskova tarafından tüm düzeylerde yerel yasalara ve uluslararası uygulamaya göre yapıldığı savunuluyor. Sözde referandum daha yapılmazken Ukrayna, oy kullanımını yasa dışı ve Anayasaya aykırı olarak kabul etti. 15 Mart 2014 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, sözde referandumu “geçersiz” olarak ilan edilmesini öngören kararı inceledi. Ancak karar, Rusya tarafından bloke edildi. Venedik Komisyonu, Avrupa Birliği (AB) ve ABD, yasa dışı olarak yapılan sözde referanduma karşı çıktı, Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) başta Kırım Tatarları olmak üzere Kırımlılara sözde referandumu boykot etme çağrısı yaptı. KIRIM TATAR MİLLİ MECLİSİNDEN SÖZDE REFERANDUMU BOYKOT ÇAĞRISI KTMM, 6 Mart 2014'te Kırım halkını, Parlamentonun yasa dışı aldığı kararla yapılacak referandumu boykot etmeye çağırdı. Buna rağmen 16 Mart 2014 tarihinde saat 08.00’de işgal edilen Kırım’da bin 205 seçim bölgesi açıldı. Seçim bölgeleri açılır açılmaz sosyal ağlarda sözde oylama sırasında yer alan ihlallere ilişkin bilgiler paylaşılmaya başlandı. Rusya vatandaşları dahil isteyen herkese çok sayıda oy pusulası verildi. İşgalcilerin sözde referanduma katılım oranı ile ilgili açıkladığı “resmî verileri” de ciddi şüpheler uyandırıyor. Kremlin kontrolündeki sözde Seçim Komisyonu katılım oranının yaklaşık yüzde 83 olduğu duyurdu. Oylamaya katılanların yüzde 96,77’sinin “Kırım'ın Rusya’ya bağlanması için” oy verdiği iddia edildi. 18 Mart 2014 tarihinde Kremlin’de “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması” antlaşması imzalandı. Öte yandan Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, FSB gizli raporlarına dayanarak sözde referanduma gerçek katılım oranının yüzde 34.2 civarında olduğunu, Kırım Tatarlarının yüzde 99’unun oy kullanmadığını bildirdi.

16 Mart 2014: Kırım'da silahların gölgesinde sözde referandum Haber

16 Mart 2014: Kırım'da silahların gölgesinde sözde referandum

16 Mart 2014 tarihinde işgal altındaki Kırım'da, kamuflajlı Rus askerlerinin gözetimi altında göstermelik bir referandum yapıldı. İki gün sonra, 18 Mart 2014 tarihinde Kremlin’de “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması” antlaşması imzalandı. İşgalci Rusya, sözde referandumu yasa dışı hamlesini meşrulaştırmak amacıyla düzenledi. Rusya, Şubat 2014’te Ukrayna’ya bağlı Kırım Yarımadası’nı işgal için harekete geçti. Silahlı Rus askerleri Kırım ile Herson bölgesi arasındaki idari sınırında kontrol noktaları oluşturdu. Kırım’ın stratejik noktalarını ve hükûmet binalarını ele geçirdi. Ukrayna birliklerinin konuşlandırıldığı askerî üsleri kuşatma altına aldı. 6 Mart 2014’te Kırım’ın sözde Parlamentosu, Kırım’ı Rusya’ya bağlama ve 16 Mart’ta Kırım’ın statüsüne dair “referandum” düzenleme kararı aldı. Referandumda, Kırım'da yaşayanlara; Rusya’ya bağlanma veya 1992 Kırım Cumhuriyeti Anayasası'nın yeniden uygulamaya konulması ve ona göre Ukrayna’ya bağlı özerklik olarak kalma seçenekleri sunuluyordu. 1992 Kırım Cumhuriyeti Anayasası, Kırım'ın "Ukrayna'ya gönüllü olarak devredenler dışında tüm yetkileri kendi topraklarında kullanan" kendi devlet organlarına sahip olduğunu, yani Kırım'ın geniş özerklik haklarına sahip olduğunu belirliyordu. Anayasa, yarımadanın bağımsız Ukrayna'nın bir parçası olmasından hemen sonra Kırım Parlamentosu tarafından kabul edilmişti. Bu anayasanın yardımıyla Kremlin, Kırım'ı kontrol altına almaya çalışmıştı. Ancak, Ukrayna Parlamentosu, bu belgeyi anayasaya aykırı olarak iptal etmişti. Yani aslında, 16 Mart 2014’teki sözde referandumda, Kırım’ın Ukrayna’nın bir parçası olarak kalması seçenekler arasında yoktu. Rus silahlarının namlusu altında gerçekleştirilen sözde referandum, Rusya tarafından “Kırım sakinlerinin iradesini tecelli etmesi” olarak adlandırılıyor. Moskova tarafından tüm düzeylerde yerel yasalara ve uluslararası uygulamaya göre yapıldığı savunuluyor. Sözde referandum daha yapılmazken Ukrayna, oy kullanımını yasa dışı ve Anayasaya aykırı olarak kabul etti. 15 Mart 2014 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, sözde referandumu “geçersiz” olarak ilan edilmesini öngören kararı inceledi. Ancak karar, Rusya tarafından bloke edildi. Venedik Komisyonu, Avrupa Birliği (AB) ve ABD, yasa dışı olarak yapılan sözde referanduma karşı çıktı, Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) başta Kırım Tatarları olmak üzere Kırımlılara sözde referandumu boykot etme çağrısı yaptı. KIRIM TATAR MİLLİ MECLİSİNDEN SÖZDE REFERANDUMU BOYKOT ÇAĞRISI KTMM, 6 Mart 2014'te Kırım halkını, Parlamentonun yasa dışı aldığı kararla yapılacak referandumu boykot etmeye çağırdı. Buna rağmen 16 Mart 2014 tarihinde saat 08.00’de işgal edilen Kırım’da bin 205 seçim bölgesi açıldı. Seçim bölgeleri açılır açılmaz sosyal ağlarda sözde oylama sırasında yer alan ihlallere ilişkin bilgiler paylaşılmaya başlandı. Rusya vatandaşları dahil isteyen herkese çok sayıda oy pusulası verildi. İşgalcilerin sözde referanduma katılım oranı ile ilgili açıkladığı “resmî verileri” de ciddi şüpheler uyandırıyor. Kremlin kontrolündeki sözde Seçim Komisyonu katılım oranının yaklaşık yüzde 83 olduğu duyurdu. Oylamaya katılanların yüzde 96,77’sinin “Kırım'ın Rusya’ya bağlanması için” oy verdiği iddia edildi. 18 Mart 2014 tarihinde Kremlin’de “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması” antlaşması imzalandı. Öte yandan Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, FSB gizli raporlarına dayanarak sözde referanduma gerçek katılım oranının yüzde 34.2 civarında olduğunu, Kırım Tatarlarının yüzde 99’unun oy kullanmadığını bildirdi.

Rusya'dan Lviv'e "Oreşnik" füzesiyle saldırı: Ukrayna'dan dünyaya acil çağrı Haber

Rusya'dan Lviv'e "Oreşnik" füzesiyle saldırı: Ukrayna'dan dünyaya acil çağrı

İşgalci Rusya, 8 Ocak’ı 9 Ocak’a bağlayan gece, Ukrayna’nın Lviv bölgesine orta menzilli “Oreşnik” (Oreshnik) füzeleriyle saldırı düzenledi. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiha, saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaptı. “RUSYA’NIN SALDIRILARINA DAHA SERT BİR KARŞILIK VERİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ” Rusya’nın saldırıda “Oreşnik” (Oreshnik) balistik füzelerini kullandığını iddia etmesine karşın Sıbiha, Avrupa Birliği (AB) ve NATO sınırına yakın bir noktaya düzenlenen saldırının, Avrupa güvenliğine yönelik bir ciddi bir tehdit unsuru ve imtihan niteliğinde olduğunu belirterek “Rusya’nın saldırılarına daha sert bir karşılık verilmesini talep ediyoruz.” dedi. RUSYA, LVİV SALDIRISINI MEŞRULAŞTIRMA GİRİŞİMİNDE BULUNUYOR Rusya’nın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in konutuna düzenlendiğini iddia ettiği saldırı ile Lviv saldırısını meşrulaştırma girişimlerine dikkat çeken Sıbiha, Moskova’nın terör faaliyetlerinde bulunmak adına herhangi bir sebebe ihtiyaç duymadığını belirtti. Öte yandan Sıbiha, Putin’in füze saldırısını, gördüğü halüsinasyonlara dayanarak AB ve NATO sınırına yakın bir noktada gerçekleştirmesinin küresel açıdan bir tehdit oluşturduğunu ve bu saldırıya karşılık verilmesi gerektiğini yineledi. SIBİHA, UYGULANAN YAPTIRIMLARIN ARTIRILMASI ÇAĞRISINI YAPTI “Rusya’nın petrol tankerlerine yönelik daha sağlam önlemler alınması gerekmektedir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise burada harekete geçmelidir.” şeklinde konuşan Sıbiha, aynı zamanda dünya genelinde Rusya’ya ait petrol gelirlerine, ödemelere ve varlıklara el konulması gerektiğini ifade etti. Ayrıca Sibiha, adaletten yana bütün devletlerin ve uluslararası kuruluşların Rusya’nın hilekârlıklarını ortaya çıkarması ve Rusya’ya uyguladığı yaptırımları çok geç olmadan artırması çağrısında bulundu. Son olarak Sıbiha, Ukrayna’nın Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ile olağanüstü bir toplantı düzenleyeceğini belirterek Ukrayna’nın AB ve Avrupa Konseyi ile birlikte Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (OSCE) ile de temaslarada bulunacağını bildirdi.

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman: Türkiye adanın tamamının garantörüdür Haber

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman: Türkiye adanın tamamının garantörüdür

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde düzenlenen devir teslim töreni sonrası yaptığı açıklamalarda, Türkiye’nin Kıbrıs'ın tamamında garantör olduğunu vurguladı. Erhürman, “Türkiye Cumhuriyeti evet, adanın tamamının garantörüdür, böyle olacak. Bugünkü koşullarda bu daha da önemli hale geldi. Çünkü kendimizi güvende hissetmemiz günden güne zorlaşıyor.” dedi. “SEÇİMİN KAZANANI HALKIMIZDIR, AYRIŞMAYA İZİN VERMEM” Kıbrıs Türk halkının demokrasi kültürüne dikkat çeken Erhürman, “Mecliste hararetli tartışmalar yaşanır ama dışarıda kahve içilir, sohbet edilir. Bu halkın derin bir hoşgörüsü var” ifadelerini kullandı. Seçim sonuçlarına ilişkin ise “Bu seçimin kaybedeni yok. Kıbrıs Türk halkı kazandı, çocuklarımız kazandı, kardeşliğimiz kazandı” diyerek toplumsal birlik mesajı verdi. SİYASİ EŞİTLİK VURGUSU: “MÜZAKERE DEĞİL, TAAHHÜT OLMALI” Kıbrıs müzakerelerine dair en net mesajını “siyasi eşitlik” konusunda veren Erhürman, “Bu benim yaşamsal kırmızı çizgimdir. BM Güvenlik Konseyi kararında yazan bir şeyi Rum liderle müzakere etmem. Bu pazarlık konusu olamaz.” ifadelerini kullandı. Crans-Montana sürecine atıf yapan Erhürman, Rum liderliğin siyasi eşitliği halkına anlatamadığını söyleyerek masadan çekildiğini hatırlattı. “BM KENDİ SÖZLERİNE SAHİP ÇIKSIN” BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Crans-Montana sonrası yaptığı “müzakere süreci olacaksa zaman sınırlaması olacak” açıklamasına dikkat çeken Erhürman, “BM bu söze sahip çıkmalı. Kıbrıs Türk halkının artık 5-6 yıl daha beklemeye tahammülü yok” dedi. ANNANCI ÇİZGİ: İZOLASYONLARA SON VERİLMESİ ÇAĞRISI Erhürman, eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın raporuna atıfta bulunarak, “Kıbrıslı Türklerin ‘evet’ iradesinden sonra üzerlerindeki izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi kalmamıştır” ifadelerini hatırlattı. Bu raporun BM Güvenlik Konseyine gitmemesi nedeniyle izolasyonların sürdüğünü belirten Erhürman, “Bu kez baştan taahhüt istiyoruz” dedi. “GÖRÜŞME MASASI” ÖNERİSİ: TEKNİK BAŞLIKLAR ELE ALINABİLİR Kapsamlı çözüm müzakerelerinin tıkanması durumunda “görüşme masası” önerisini dile getiren Erhürman, bu masada Yeşil Hat Tüzüğü, geçiş noktaları, karma evliliklerden doğan çocukların AB vatandaşlığı gibi teknik başlıkların ele alınabileceğini söyledi. "TÜRKİYE CUMHURİYETİ, ADANIN TAMAMININ GARANTÖRÜDÜR" Erhürman, özellikle son 2 yıldır Güney Rum kesiminde, yabancı devletlerin askeri varlığını artırmasından kaynaklı şartlara ve bu bağlamda Türkiye'nin önemine işaret ederek, şunları söyledi: "İsrail'in güneye geldiği, ABD'nin güneye geldiği, Fransa'nın geldiği, Avrupa Birliği zaten orada, İngilizlerin zaten egemen üsleri var. Bütün bunlar varken, Türkiye Cumhuriyeti'nin Ada'nın tamamı üzerindeki garantörlüğünü herhalde tartışmaya açmayı düşünmüyordur (GKRY Lideri Nikos) Hristodulis diye düşünüyorum ben kendi adıma. Çünkü anlamlı değil artık bu noktadan sonra bu konu. Kesinlikle konuşulabilir bir konu değil. Türkiye Cumhuriyeti, evet, Ada'nın tamamının garantörüdür, böyle olacak ve bugünkü koşullarda daha da önemli hale geldi. Çünkü bizim kendimizi güvende hissetmemiz daha da güçleşiyor günden güne. Sonuçta İsrail, Gazze'de çocukları öldürüyordu. O sırada Baf Hava Üssü, İsrail'e imtiyazlı olarak kullanım hakkı noktasına geldi. Sonra İsrail döndü, İran'a saldırdı. İran'da dedi ki 'İsrail'e sadece size füze atmayacağız. Nerede üs kullanıyorsanız, oraya da füze atacağız.' Üs burada (GKRY) Baf Üssü. Ve Kıbrıs Türk tarafında, biz 1974'ten sonra ilk defa KKTC'de sığınaklar nerede diye bir tartışmanın içinde bulduk kendimizi. Yani hiçbir şekilde dahil olmadığımız, hiçbir şekilde irademizin olmadığı bir kararın. Bize içinde olmadığımız bir şeyin bedelini ödeme riski ile karşı karşıya kaldık." KKTC Cumhurbaşkanı, GKRY lideri Nikos Hristodulidis'in İsrail ile ilgili aldığı kararlarda, Kıbrıs Türk tarafının iradesinin bulunmadığını kaydederek, "Garantör ülke Türkiye, bütün Kıbrıs Adası'nın garantörüdür. Dolayısıyla, Baf kenti aslında Türkiye'nin yetki alanının dışında falan değil. Güneyde olması, Türkiye'yi yetkisiz kılmıyor. Konuşmamda da söylediğim gibi; (GKRY) hem bizi bypass ediyor, biz yokmuşuz gibi davranıyor, hem Türkiye Cumhuriyeti'nin garantörlük yetkilerini, yetkileri yokmuş gibi davranıyor ve dönüyor aldığı kararlarda bizi yaşamsal riske sokuyor. Bunlar kabul edemeyeceğim şeyler." ifadelerini kullandı. "TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERİMİZ ÇOK ÖZELDİR" Erhürman, seçim kampanyası boyunca müzakerelerin Türkiye ile istişare etmeden yürütülmeyeceğine dair mesajlar verdiğini anımsatarak, ilk ziyaretini KKTC'de yerleşik bir devlet geleneği olarak Türkiye'ye yapacağını söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, bugün KKTC ile ilgili yaptığı açıklamalarla yemin törenine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın katıldığına dikkati çeken Erhürman, şöyle devam etti: Kampanyam boyunca gittiğim her yerde, her mitingde ifade ettiğim üzere; bugüne kadarki hiçbir cumhurbaşkanımız, hiçbir müzakere sürecini Türkiye ile istişare etmeksizin yürütmedi. Tek bir örneği yoktur. Ben de başbakanken Türkiye ile her konuda istişare içerisinde çalıştım. Dolayısıyla seçim boyunca hep söyledim. Müzakereler başlayacaksa veya yürüyecekse, bütün bunlar her zaman Türkiye ile istişare içerisinde yapılır. Başka türlüsü zaten mümkün değildir. Hepsini bir tarafa bırakın, Türkiye Cumhuriyeti bizim kardeş ülkemizdir, çok özel ilişkilerimiz var. Başka hiçbir iki devletin ilişkisine benzemez bizim Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkimiz. Türkiye ile ilişkimiz çok özeldir. Ama artı Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs'ta garantör devlettir zaten. Erhürman, KKTC ile Türkiye ilişkilerinin gelecek dönemde daha da ileriye taşınacağını vurgulayarak, "Türkiye Cumhuriyeti ile istişare etmeksizin ne müzakere, ne Kıbrıs sorunuyla ilgili herhangi bir hamle, ne dış politikada herhangi bir hamle, bugüne kadar yapılmadığı gibi bundan sonra da yapılmayacak. Artı Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerin çok daha iyi bir seviyeye gelmesi de benim kendime özel olarak görev bildiğim, misyon bildiğim bir şeydir." diye konuştu. "GKRY'DEKİ YABANCI ASKERİ VARLIK ENDİŞE VERİCİ" Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ndeki (GKRY) başta İsrail olmak üzere yabancı askeri yapılanmanın sadece KKTC için değil Rum halkı için de endişe verici olduğunu söyleyen Erhürman, İngiliz üslerinin İran tarafından vurulma riski ortaya çıktığında hem KKTC'de hem de Güney Kıbrıs'ta 1974 sonrası ilk defa sığınak sorma ihtiyacı hissettiklerini, GKRY'deki yabancı askeri varlığının artışının endişe verici olduğunu ifade etti. GKRY lideri Nikos Hristodulidis'in, kendince Türkiye'ye karşı denge kurmak üzere bazı devletleri Kıbrıs'a çektiğini aktaran Erhürman, bu güç dengesini Hristodulidis'in kendi ordusu, silahı ve gücü ile değil başka devletler aracılığı ile kurmak istediğini vurguladı. Hristodulidis'in yürüttüğü sürecinin farklı yerlere kaydığını belirten Erhürman, şunları söyledi: "Türkiye'ye karşı güç dengesi kuracağım düşüncesiyle "büyük abiler" oraya gelirse, siz bileceksiniz ki bu büyük abiler girdikleri hiçbir coğrafyadan bugüne kadar çıkmadılar. Hiçbir coğrafyada da kimsenin arkasında durmadılar. Öne geçtiler. Siz arkaya düşeceksiniz ve dolayısıyla kendi iç yönetiminiz açısından da sıkıntı yaşayacağınız gibi güvenlik açısından da siz de sıkıntı yaşayacaksınız." Erhürman, GKRY'nin Hindistan'ı dahi Ada'ya getirmeye çalıştığını aktararak, "O dönemde, İran'ın sadece İsrail ile yetinmeyip üslerin olduğu yerleri vuracağını söylediğinde, biz bile sığınakları tartışmaya başladık. Aslında bu yaklaşım (GKRY'nin yaklaşımı), Ada'yı güvenli olmayan bir yere dönüştüren yaklaşım. Biz Kıbrıslı Türkler olarak dediğim gibi; Türkiye'nin garantörlüğünde kendimizi daha güvende hissetme noktasında durabiliriz. Ama Güney'deki Rumlar, kendilerini nasıl daha güvende hissedecekler onu bilmem?" diye konuştu. "Biz yokmuşuz gibi davranmaya çalışanlar eninde sonunda kaybeder" KKTC Cumhurbaşkanı, son zamanlarda gündeme gelen, Güney Kıbrıs-İsrail ve Yunanistan arasında kurulması düşünülen elektrik bağlantısı projesinin (Great Sea Interconnector) güzergahını da eleştirerek, şu değerlendirmelerde bulundu: "Elektrik bağlantısını, Güney Kıbrıs, İsrail, Yunanistan arasında kurmayı düşüneceksiniz. Neden? 'Türkiye dışarıda kalsın' diye. Halbuki fizibilite olarak baktığınızda en yakın coğrafya Türkiye. Buradaki mantıklı proje Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan. Ama siz sırf Türkiye'yi siyasi sebeplerle dışarıda bırakmak adına dönüyorsunuz hattı yüzlerce kilometre öteden Yunanistan'a bağlanmayı düşünüyorsunuz. Bu ekonomik değil, makul değil. Ama siyaseten bunu tercih ediyorsunuz. Şimdi böyle yaklaşımları sergilediğiniz müddetçe bu bölgede kalıcı barış, kalıcı istikrar sağlamak da çok kolay değil." Erhürman, siyasi yaklaşımlarla gerçeklerden uzaklaşmamak gerektiğine dikkati çekerek, "Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk halkı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bu bölgede görmezden gelinemez. Biz hep vardık. Bugün de varız. Yarın da var olacağız. Biz yokmuşuz gibi davranmaya çalışanlar eninde sonunda kaybeder." dedi.

BM Güvenlik Konseyi Estonya'daki Rus ihlâli için toplanıyor Haber

BM Güvenlik Konseyi Estonya'daki Rus ihlâli için toplanıyor

Estonya, Rusya'nın cuma günü üç Rus MiG-31 savaş uçağı ile hava sahasını ihlâl etmesinin üzerine Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin 22 Eylül 2025 tarihinde acil toplantı yapacağını duyurdu. Estonya Dışişleri Bakanı Margus Tsahka sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, "Rusya, Estonya hava sahasını açıkça ihlâl ederek, tüm BM üye ülkelerinin güvenliği açısından hayatî önem taşıyan ilkeleri baltalıyor. Bu tür eylemler Güvenlik Konseyinin daimi üyelerinden biri tarafından gerçekleştirildiğinde, bu eylemlere karşı mutlaka o organ tarafından cevap verilmesi gerekir." ifadelerine yer verdi. BM Genel Sekreteri Sözcüsü Stephane Dujarric, toplantının bugün saat 10.00 sularında yapılacağını kaydetti. TOPLANTIDA UKRAYNA DA GÖRÜŞLERİNİ BİLDİRECEK Öte yandan Ukrayna da söz konunsu toplantıya katılımı talep etti. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiha, Ukrayna'nın Güney Kore Cumhurbaşkanlığına toplantıya katılma ve kendi bakış açısını sunma talebiyle başvurduğunu açıkladı. Bakan Sıbiha, Estonya'nın ise 34 yıl sonra ilk kez BM Güvenik Konseyinin toplantısını talep ettiğini bildirerek, "Bu, saldırgan Rusya'nın Avrupa'nın istikrarına yönelik tehditlerinin eşi benzeri görülmemiş boyutunu gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu. Estonya hükûmeti, üç Rus MiG-31 savaş uçağının Finlandiya Körfezi’nde Vaindloo Adası yakınlarında 12 dakika boyunca izinsiz uçuş gerçekleştirdiğini duyurmuş, olay sonrası NATO devreye girmişti. Rusya ise söz konusu ihlâli reddederek, bunun gerçekleşmediğini savundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.