SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bm Güvenlik Konseyi

QHA - Kırım Haber Ajansı - Bm Güvenlik Konseyi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bm Güvenlik Konseyi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkiye, 12. yılında Kırım tavrını yineledi: "Gayrimeşru referandumu tanımıyoruz" Haber

Türkiye, 12. yılında Kırım tavrını yineledi: "Gayrimeşru referandumu tanımıyoruz"

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Rusya Federasyonu tarafından gerçekleştirilen Kırım’ın yasa dışı ilhakının 12. yıl dönümü vesilesiyle yayımladığı bildiride, uluslararası hukuka aykırı olan bu fiili durumun tanınmadığını bir kez daha teyit etti. Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne olan desteğin vurgulandığı açıklamada, Kırım Tatar Türklerinin haklarının korunacağı mesajı verildi. Bakanlığın resmî internet sayfasında yayımlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi: Rusya Federasyonu’nun Ukrayna Kırım Özerk Cumhuriyeti’ni gayrimeşru bir referandumun neticesinde ilhakının on ikinci yıl dönümünde, uluslararası hukuka aykırı bu fiili durumu tanımadığımızı bir kere daha teyit ediyoruz. Ukrayna’nın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne kuvvetli desteği devam eden ülkemiz, Kırım Tatar Türklerinin durumu başta olmak üzere Yarımada’daki gelişmeleri yakından takip ederek gündemde tutmayı sürdürecektir. 16 MART 2014: KIRIM'DA SİLAHLARIN GÖLGESİNDE SÖZDE REFERANDUM 16 Mart 2014 tarihinde işgal altındaki Kırım'da, kamuflajlı Rus askerlerinin gözetimi altında göstermelik bir referandum yapıldı. İki gün sonra, 18 Mart 2014 tarihinde Kremlin’de “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması” antlaşması imzalandı. İşgalci Rusya, sözde referandumu yasa dışı hamlesini meşrulaştırmak amacıyla düzenledi. Rusya, Şubat 2014’te Ukrayna’ya bağlı Kırım Yarımadası’nı işgal için harekete geçti. Silahlı Rus askerleri Kırım ile Herson bölgesi arasındaki idari sınırında kontrol noktaları oluşturdu. Kırım’ın stratejik noktalarını ve hükûmet binalarını ele geçirdi. Ukrayna birliklerinin konuşlandırıldığı askerî üsleri kuşatma altına aldı. 6 Mart 2014’te Kırım’ın sözde Parlamentosu, Kırım’ı Rusya’ya bağlama ve 16 Mart’ta Kırım’ın statüsüne dair “referandum” düzenleme kararı aldı. Referandumda, Kırım'da yaşayanlara; Rusya’ya bağlanma veya 1992 Kırım Cumhuriyeti Anayasası'nın yeniden uygulamaya konulması ve ona göre Ukrayna’ya bağlı özerklik olarak kalma seçenekleri sunuluyordu. 1992 Kırım Cumhuriyeti Anayasası, Kırım'ın "Ukrayna'ya gönüllü olarak devredenler dışında tüm yetkileri kendi topraklarında kullanan" kendi devlet organlarına sahip olduğunu, yani Kırım'ın geniş özerklik haklarına sahip olduğunu belirliyordu. Anayasa, yarımadanın bağımsız Ukrayna'nın bir parçası olmasından hemen sonra Kırım Parlamentosu tarafından kabul edilmişti. Bu anayasanın yardımıyla Kremlin, Kırım'ı kontrol altına almaya çalışmıştı. Ancak, Ukrayna Parlamentosu, bu belgeyi anayasaya aykırı olarak iptal etmişti. Yani aslında, 16 Mart 2014’teki sözde referandumda, Kırım’ın Ukrayna’nın bir parçası olarak kalması seçenekler arasında yoktu. Rus silahlarının namlusu altında gerçekleştirilen sözde referandum, Rusya tarafından “Kırım sakinlerinin iradesini tecelli etmesi” olarak adlandırılıyor. Moskova tarafından tüm düzeylerde yerel yasalara ve uluslararası uygulamaya göre yapıldığı savunuluyor. Sözde referandum daha yapılmazken Ukrayna, oy kullanımını yasa dışı ve Anayasaya aykırı olarak kabul etti. 15 Mart 2014 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, sözde referandumu “geçersiz” olarak ilan edilmesini öngören kararı inceledi. Ancak karar, Rusya tarafından bloke edildi. Venedik Komisyonu, Avrupa Birliği (AB) ve ABD, yasa dışı olarak yapılan sözde referanduma karşı çıktı, Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) başta Kırım Tatarları olmak üzere Kırımlılara sözde referandumu boykot etme çağrısı yaptı. KIRIM TATAR MİLLİ MECLİSİNDEN SÖZDE REFERANDUMU BOYKOT ÇAĞRISI KTMM, 6 Mart 2014'te Kırım halkını, Parlamentonun yasa dışı aldığı kararla yapılacak referandumu boykot etmeye çağırdı. Buna rağmen 16 Mart 2014 tarihinde saat 08.00’de işgal edilen Kırım’da bin 205 seçim bölgesi açıldı. Seçim bölgeleri açılır açılmaz sosyal ağlarda sözde oylama sırasında yer alan ihlallere ilişkin bilgiler paylaşılmaya başlandı. Rusya vatandaşları dahil isteyen herkese çok sayıda oy pusulası verildi. İşgalcilerin sözde referanduma katılım oranı ile ilgili açıkladığı “resmî verileri” de ciddi şüpheler uyandırıyor. Kremlin kontrolündeki sözde Seçim Komisyonu katılım oranının yaklaşık yüzde 83 olduğu duyurdu. Oylamaya katılanların yüzde 96,77’sinin “Kırım'ın Rusya’ya bağlanması için” oy verdiği iddia edildi. 18 Mart 2014 tarihinde Kremlin’de “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması” antlaşması imzalandı. Öte yandan Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, FSB gizli raporlarına dayanarak sözde referanduma gerçek katılım oranının yüzde 34.2 civarında olduğunu, Kırım Tatarlarının yüzde 99’unun oy kullanmadığını bildirdi.

16 Mart 2014: Kırım'da silahların gölgesinde sözde referandum Haber

16 Mart 2014: Kırım'da silahların gölgesinde sözde referandum

16 Mart 2014 tarihinde işgal altındaki Kırım'da, kamuflajlı Rus askerlerinin gözetimi altında göstermelik bir referandum yapıldı. İki gün sonra, 18 Mart 2014 tarihinde Kremlin’de “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması” antlaşması imzalandı. İşgalci Rusya, sözde referandumu yasa dışı hamlesini meşrulaştırmak amacıyla düzenledi. Rusya, Şubat 2014’te Ukrayna’ya bağlı Kırım Yarımadası’nı işgal için harekete geçti. Silahlı Rus askerleri Kırım ile Herson bölgesi arasındaki idari sınırında kontrol noktaları oluşturdu. Kırım’ın stratejik noktalarını ve hükûmet binalarını ele geçirdi. Ukrayna birliklerinin konuşlandırıldığı askerî üsleri kuşatma altına aldı. 6 Mart 2014’te Kırım’ın sözde Parlamentosu, Kırım’ı Rusya’ya bağlama ve 16 Mart’ta Kırım’ın statüsüne dair “referandum” düzenleme kararı aldı. Referandumda, Kırım'da yaşayanlara; Rusya’ya bağlanma veya 1992 Kırım Cumhuriyeti Anayasası'nın yeniden uygulamaya konulması ve ona göre Ukrayna’ya bağlı özerklik olarak kalma seçenekleri sunuluyordu. 1992 Kırım Cumhuriyeti Anayasası, Kırım'ın "Ukrayna'ya gönüllü olarak devredenler dışında tüm yetkileri kendi topraklarında kullanan" kendi devlet organlarına sahip olduğunu, yani Kırım'ın geniş özerklik haklarına sahip olduğunu belirliyordu. Anayasa, yarımadanın bağımsız Ukrayna'nın bir parçası olmasından hemen sonra Kırım Parlamentosu tarafından kabul edilmişti. Bu anayasanın yardımıyla Kremlin, Kırım'ı kontrol altına almaya çalışmıştı. Ancak, Ukrayna Parlamentosu, bu belgeyi anayasaya aykırı olarak iptal etmişti. Yani aslında, 16 Mart 2014’teki sözde referandumda, Kırım’ın Ukrayna’nın bir parçası olarak kalması seçenekler arasında yoktu. Rus silahlarının namlusu altında gerçekleştirilen sözde referandum, Rusya tarafından “Kırım sakinlerinin iradesini tecelli etmesi” olarak adlandırılıyor. Moskova tarafından tüm düzeylerde yerel yasalara ve uluslararası uygulamaya göre yapıldığı savunuluyor. Sözde referandum daha yapılmazken Ukrayna, oy kullanımını yasa dışı ve Anayasaya aykırı olarak kabul etti. 15 Mart 2014 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, sözde referandumu “geçersiz” olarak ilan edilmesini öngören kararı inceledi. Ancak karar, Rusya tarafından bloke edildi. Venedik Komisyonu, Avrupa Birliği (AB) ve ABD, yasa dışı olarak yapılan sözde referanduma karşı çıktı, Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) başta Kırım Tatarları olmak üzere Kırımlılara sözde referandumu boykot etme çağrısı yaptı. KIRIM TATAR MİLLİ MECLİSİNDEN SÖZDE REFERANDUMU BOYKOT ÇAĞRISI KTMM, 6 Mart 2014'te Kırım halkını, Parlamentonun yasa dışı aldığı kararla yapılacak referandumu boykot etmeye çağırdı. Buna rağmen 16 Mart 2014 tarihinde saat 08.00’de işgal edilen Kırım’da bin 205 seçim bölgesi açıldı. Seçim bölgeleri açılır açılmaz sosyal ağlarda sözde oylama sırasında yer alan ihlallere ilişkin bilgiler paylaşılmaya başlandı. Rusya vatandaşları dahil isteyen herkese çok sayıda oy pusulası verildi. İşgalcilerin sözde referanduma katılım oranı ile ilgili açıkladığı “resmî verileri” de ciddi şüpheler uyandırıyor. Kremlin kontrolündeki sözde Seçim Komisyonu katılım oranının yaklaşık yüzde 83 olduğu duyurdu. Oylamaya katılanların yüzde 96,77’sinin “Kırım'ın Rusya’ya bağlanması için” oy verdiği iddia edildi. 18 Mart 2014 tarihinde Kremlin’de “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması” antlaşması imzalandı. Öte yandan Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, FSB gizli raporlarına dayanarak sözde referanduma gerçek katılım oranının yüzde 34.2 civarında olduğunu, Kırım Tatarlarının yüzde 99’unun oy kullanmadığını bildirdi.

Rusya'dan Lviv'e "Oreşnik" füzesiyle saldırı: Ukrayna'dan dünyaya acil çağrı Haber

Rusya'dan Lviv'e "Oreşnik" füzesiyle saldırı: Ukrayna'dan dünyaya acil çağrı

İşgalci Rusya, 8 Ocak’ı 9 Ocak’a bağlayan gece, Ukrayna’nın Lviv bölgesine orta menzilli “Oreşnik” (Oreshnik) füzeleriyle saldırı düzenledi. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiha, saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaptı. “RUSYA’NIN SALDIRILARINA DAHA SERT BİR KARŞILIK VERİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ” Rusya’nın saldırıda “Oreşnik” (Oreshnik) balistik füzelerini kullandığını iddia etmesine karşın Sıbiha, Avrupa Birliği (AB) ve NATO sınırına yakın bir noktaya düzenlenen saldırının, Avrupa güvenliğine yönelik bir ciddi bir tehdit unsuru ve imtihan niteliğinde olduğunu belirterek “Rusya’nın saldırılarına daha sert bir karşılık verilmesini talep ediyoruz.” dedi. RUSYA, LVİV SALDIRISINI MEŞRULAŞTIRMA GİRİŞİMİNDE BULUNUYOR Rusya’nın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in konutuna düzenlendiğini iddia ettiği saldırı ile Lviv saldırısını meşrulaştırma girişimlerine dikkat çeken Sıbiha, Moskova’nın terör faaliyetlerinde bulunmak adına herhangi bir sebebe ihtiyaç duymadığını belirtti. Öte yandan Sıbiha, Putin’in füze saldırısını, gördüğü halüsinasyonlara dayanarak AB ve NATO sınırına yakın bir noktada gerçekleştirmesinin küresel açıdan bir tehdit oluşturduğunu ve bu saldırıya karşılık verilmesi gerektiğini yineledi. SIBİHA, UYGULANAN YAPTIRIMLARIN ARTIRILMASI ÇAĞRISINI YAPTI “Rusya’nın petrol tankerlerine yönelik daha sağlam önlemler alınması gerekmektedir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise burada harekete geçmelidir.” şeklinde konuşan Sıbiha, aynı zamanda dünya genelinde Rusya’ya ait petrol gelirlerine, ödemelere ve varlıklara el konulması gerektiğini ifade etti. Ayrıca Sibiha, adaletten yana bütün devletlerin ve uluslararası kuruluşların Rusya’nın hilekârlıklarını ortaya çıkarması ve Rusya’ya uyguladığı yaptırımları çok geç olmadan artırması çağrısında bulundu. Son olarak Sıbiha, Ukrayna’nın Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ile olağanüstü bir toplantı düzenleyeceğini belirterek Ukrayna’nın AB ve Avrupa Konseyi ile birlikte Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (OSCE) ile de temaslarada bulunacağını bildirdi.

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman: Türkiye adanın tamamının garantörüdür Haber

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman: Türkiye adanın tamamının garantörüdür

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde düzenlenen devir teslim töreni sonrası yaptığı açıklamalarda, Türkiye’nin Kıbrıs'ın tamamında garantör olduğunu vurguladı. Erhürman, “Türkiye Cumhuriyeti evet, adanın tamamının garantörüdür, böyle olacak. Bugünkü koşullarda bu daha da önemli hale geldi. Çünkü kendimizi güvende hissetmemiz günden güne zorlaşıyor.” dedi. “SEÇİMİN KAZANANI HALKIMIZDIR, AYRIŞMAYA İZİN VERMEM” Kıbrıs Türk halkının demokrasi kültürüne dikkat çeken Erhürman, “Mecliste hararetli tartışmalar yaşanır ama dışarıda kahve içilir, sohbet edilir. Bu halkın derin bir hoşgörüsü var” ifadelerini kullandı. Seçim sonuçlarına ilişkin ise “Bu seçimin kaybedeni yok. Kıbrıs Türk halkı kazandı, çocuklarımız kazandı, kardeşliğimiz kazandı” diyerek toplumsal birlik mesajı verdi. SİYASİ EŞİTLİK VURGUSU: “MÜZAKERE DEĞİL, TAAHHÜT OLMALI” Kıbrıs müzakerelerine dair en net mesajını “siyasi eşitlik” konusunda veren Erhürman, “Bu benim yaşamsal kırmızı çizgimdir. BM Güvenlik Konseyi kararında yazan bir şeyi Rum liderle müzakere etmem. Bu pazarlık konusu olamaz.” ifadelerini kullandı. Crans-Montana sürecine atıf yapan Erhürman, Rum liderliğin siyasi eşitliği halkına anlatamadığını söyleyerek masadan çekildiğini hatırlattı. “BM KENDİ SÖZLERİNE SAHİP ÇIKSIN” BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Crans-Montana sonrası yaptığı “müzakere süreci olacaksa zaman sınırlaması olacak” açıklamasına dikkat çeken Erhürman, “BM bu söze sahip çıkmalı. Kıbrıs Türk halkının artık 5-6 yıl daha beklemeye tahammülü yok” dedi. ANNANCI ÇİZGİ: İZOLASYONLARA SON VERİLMESİ ÇAĞRISI Erhürman, eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın raporuna atıfta bulunarak, “Kıbrıslı Türklerin ‘evet’ iradesinden sonra üzerlerindeki izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi kalmamıştır” ifadelerini hatırlattı. Bu raporun BM Güvenlik Konseyine gitmemesi nedeniyle izolasyonların sürdüğünü belirten Erhürman, “Bu kez baştan taahhüt istiyoruz” dedi. “GÖRÜŞME MASASI” ÖNERİSİ: TEKNİK BAŞLIKLAR ELE ALINABİLİR Kapsamlı çözüm müzakerelerinin tıkanması durumunda “görüşme masası” önerisini dile getiren Erhürman, bu masada Yeşil Hat Tüzüğü, geçiş noktaları, karma evliliklerden doğan çocukların AB vatandaşlığı gibi teknik başlıkların ele alınabileceğini söyledi. "TÜRKİYE CUMHURİYETİ, ADANIN TAMAMININ GARANTÖRÜDÜR" Erhürman, özellikle son 2 yıldır Güney Rum kesiminde, yabancı devletlerin askeri varlığını artırmasından kaynaklı şartlara ve bu bağlamda Türkiye'nin önemine işaret ederek, şunları söyledi: "İsrail'in güneye geldiği, ABD'nin güneye geldiği, Fransa'nın geldiği, Avrupa Birliği zaten orada, İngilizlerin zaten egemen üsleri var. Bütün bunlar varken, Türkiye Cumhuriyeti'nin Ada'nın tamamı üzerindeki garantörlüğünü herhalde tartışmaya açmayı düşünmüyordur (GKRY Lideri Nikos) Hristodulis diye düşünüyorum ben kendi adıma. Çünkü anlamlı değil artık bu noktadan sonra bu konu. Kesinlikle konuşulabilir bir konu değil. Türkiye Cumhuriyeti, evet, Ada'nın tamamının garantörüdür, böyle olacak ve bugünkü koşullarda daha da önemli hale geldi. Çünkü bizim kendimizi güvende hissetmemiz daha da güçleşiyor günden güne. Sonuçta İsrail, Gazze'de çocukları öldürüyordu. O sırada Baf Hava Üssü, İsrail'e imtiyazlı olarak kullanım hakkı noktasına geldi. Sonra İsrail döndü, İran'a saldırdı. İran'da dedi ki 'İsrail'e sadece size füze atmayacağız. Nerede üs kullanıyorsanız, oraya da füze atacağız.' Üs burada (GKRY) Baf Üssü. Ve Kıbrıs Türk tarafında, biz 1974'ten sonra ilk defa KKTC'de sığınaklar nerede diye bir tartışmanın içinde bulduk kendimizi. Yani hiçbir şekilde dahil olmadığımız, hiçbir şekilde irademizin olmadığı bir kararın. Bize içinde olmadığımız bir şeyin bedelini ödeme riski ile karşı karşıya kaldık." KKTC Cumhurbaşkanı, GKRY lideri Nikos Hristodulidis'in İsrail ile ilgili aldığı kararlarda, Kıbrıs Türk tarafının iradesinin bulunmadığını kaydederek, "Garantör ülke Türkiye, bütün Kıbrıs Adası'nın garantörüdür. Dolayısıyla, Baf kenti aslında Türkiye'nin yetki alanının dışında falan değil. Güneyde olması, Türkiye'yi yetkisiz kılmıyor. Konuşmamda da söylediğim gibi; (GKRY) hem bizi bypass ediyor, biz yokmuşuz gibi davranıyor, hem Türkiye Cumhuriyeti'nin garantörlük yetkilerini, yetkileri yokmuş gibi davranıyor ve dönüyor aldığı kararlarda bizi yaşamsal riske sokuyor. Bunlar kabul edemeyeceğim şeyler." ifadelerini kullandı. "TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERİMİZ ÇOK ÖZELDİR" Erhürman, seçim kampanyası boyunca müzakerelerin Türkiye ile istişare etmeden yürütülmeyeceğine dair mesajlar verdiğini anımsatarak, ilk ziyaretini KKTC'de yerleşik bir devlet geleneği olarak Türkiye'ye yapacağını söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, bugün KKTC ile ilgili yaptığı açıklamalarla yemin törenine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın katıldığına dikkati çeken Erhürman, şöyle devam etti: Kampanyam boyunca gittiğim her yerde, her mitingde ifade ettiğim üzere; bugüne kadarki hiçbir cumhurbaşkanımız, hiçbir müzakere sürecini Türkiye ile istişare etmeksizin yürütmedi. Tek bir örneği yoktur. Ben de başbakanken Türkiye ile her konuda istişare içerisinde çalıştım. Dolayısıyla seçim boyunca hep söyledim. Müzakereler başlayacaksa veya yürüyecekse, bütün bunlar her zaman Türkiye ile istişare içerisinde yapılır. Başka türlüsü zaten mümkün değildir. Hepsini bir tarafa bırakın, Türkiye Cumhuriyeti bizim kardeş ülkemizdir, çok özel ilişkilerimiz var. Başka hiçbir iki devletin ilişkisine benzemez bizim Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkimiz. Türkiye ile ilişkimiz çok özeldir. Ama artı Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs'ta garantör devlettir zaten. Erhürman, KKTC ile Türkiye ilişkilerinin gelecek dönemde daha da ileriye taşınacağını vurgulayarak, "Türkiye Cumhuriyeti ile istişare etmeksizin ne müzakere, ne Kıbrıs sorunuyla ilgili herhangi bir hamle, ne dış politikada herhangi bir hamle, bugüne kadar yapılmadığı gibi bundan sonra da yapılmayacak. Artı Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerin çok daha iyi bir seviyeye gelmesi de benim kendime özel olarak görev bildiğim, misyon bildiğim bir şeydir." diye konuştu. "GKRY'DEKİ YABANCI ASKERİ VARLIK ENDİŞE VERİCİ" Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ndeki (GKRY) başta İsrail olmak üzere yabancı askeri yapılanmanın sadece KKTC için değil Rum halkı için de endişe verici olduğunu söyleyen Erhürman, İngiliz üslerinin İran tarafından vurulma riski ortaya çıktığında hem KKTC'de hem de Güney Kıbrıs'ta 1974 sonrası ilk defa sığınak sorma ihtiyacı hissettiklerini, GKRY'deki yabancı askeri varlığının artışının endişe verici olduğunu ifade etti. GKRY lideri Nikos Hristodulidis'in, kendince Türkiye'ye karşı denge kurmak üzere bazı devletleri Kıbrıs'a çektiğini aktaran Erhürman, bu güç dengesini Hristodulidis'in kendi ordusu, silahı ve gücü ile değil başka devletler aracılığı ile kurmak istediğini vurguladı. Hristodulidis'in yürüttüğü sürecinin farklı yerlere kaydığını belirten Erhürman, şunları söyledi: "Türkiye'ye karşı güç dengesi kuracağım düşüncesiyle "büyük abiler" oraya gelirse, siz bileceksiniz ki bu büyük abiler girdikleri hiçbir coğrafyadan bugüne kadar çıkmadılar. Hiçbir coğrafyada da kimsenin arkasında durmadılar. Öne geçtiler. Siz arkaya düşeceksiniz ve dolayısıyla kendi iç yönetiminiz açısından da sıkıntı yaşayacağınız gibi güvenlik açısından da siz de sıkıntı yaşayacaksınız." Erhürman, GKRY'nin Hindistan'ı dahi Ada'ya getirmeye çalıştığını aktararak, "O dönemde, İran'ın sadece İsrail ile yetinmeyip üslerin olduğu yerleri vuracağını söylediğinde, biz bile sığınakları tartışmaya başladık. Aslında bu yaklaşım (GKRY'nin yaklaşımı), Ada'yı güvenli olmayan bir yere dönüştüren yaklaşım. Biz Kıbrıslı Türkler olarak dediğim gibi; Türkiye'nin garantörlüğünde kendimizi daha güvende hissetme noktasında durabiliriz. Ama Güney'deki Rumlar, kendilerini nasıl daha güvende hissedecekler onu bilmem?" diye konuştu. "Biz yokmuşuz gibi davranmaya çalışanlar eninde sonunda kaybeder" KKTC Cumhurbaşkanı, son zamanlarda gündeme gelen, Güney Kıbrıs-İsrail ve Yunanistan arasında kurulması düşünülen elektrik bağlantısı projesinin (Great Sea Interconnector) güzergahını da eleştirerek, şu değerlendirmelerde bulundu: "Elektrik bağlantısını, Güney Kıbrıs, İsrail, Yunanistan arasında kurmayı düşüneceksiniz. Neden? 'Türkiye dışarıda kalsın' diye. Halbuki fizibilite olarak baktığınızda en yakın coğrafya Türkiye. Buradaki mantıklı proje Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan. Ama siz sırf Türkiye'yi siyasi sebeplerle dışarıda bırakmak adına dönüyorsunuz hattı yüzlerce kilometre öteden Yunanistan'a bağlanmayı düşünüyorsunuz. Bu ekonomik değil, makul değil. Ama siyaseten bunu tercih ediyorsunuz. Şimdi böyle yaklaşımları sergilediğiniz müddetçe bu bölgede kalıcı barış, kalıcı istikrar sağlamak da çok kolay değil." Erhürman, siyasi yaklaşımlarla gerçeklerden uzaklaşmamak gerektiğine dikkati çekerek, "Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk halkı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bu bölgede görmezden gelinemez. Biz hep vardık. Bugün de varız. Yarın da var olacağız. Biz yokmuşuz gibi davranmaya çalışanlar eninde sonunda kaybeder." dedi.

BM Güvenlik Konseyi Estonya'daki Rus ihlâli için toplanıyor Haber

BM Güvenlik Konseyi Estonya'daki Rus ihlâli için toplanıyor

Estonya, Rusya'nın cuma günü üç Rus MiG-31 savaş uçağı ile hava sahasını ihlâl etmesinin üzerine Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin 22 Eylül 2025 tarihinde acil toplantı yapacağını duyurdu. Estonya Dışişleri Bakanı Margus Tsahka sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, "Rusya, Estonya hava sahasını açıkça ihlâl ederek, tüm BM üye ülkelerinin güvenliği açısından hayatî önem taşıyan ilkeleri baltalıyor. Bu tür eylemler Güvenlik Konseyinin daimi üyelerinden biri tarafından gerçekleştirildiğinde, bu eylemlere karşı mutlaka o organ tarafından cevap verilmesi gerekir." ifadelerine yer verdi. BM Genel Sekreteri Sözcüsü Stephane Dujarric, toplantının bugün saat 10.00 sularında yapılacağını kaydetti. TOPLANTIDA UKRAYNA DA GÖRÜŞLERİNİ BİLDİRECEK Öte yandan Ukrayna da söz konunsu toplantıya katılımı talep etti. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiha, Ukrayna'nın Güney Kore Cumhurbaşkanlığına toplantıya katılma ve kendi bakış açısını sunma talebiyle başvurduğunu açıkladı. Bakan Sıbiha, Estonya'nın ise 34 yıl sonra ilk kez BM Güvenik Konseyinin toplantısını talep ettiğini bildirerek, "Bu, saldırgan Rusya'nın Avrupa'nın istikrarına yönelik tehditlerinin eşi benzeri görülmemiş boyutunu gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu. Estonya hükûmeti, üç Rus MiG-31 savaş uçağının Finlandiya Körfezi’nde Vaindloo Adası yakınlarında 12 dakika boyunca izinsiz uçuş gerçekleştirdiğini duyurmuş, olay sonrası NATO devreye girmişti. Rusya ise söz konusu ihlâli reddederek, bunun gerçekleşmediğini savundu.

BM Güvenlik Konseyi Polonya gündemiyle acil toplanıyor! Haber

BM Güvenlik Konseyi Polonya gündemiyle acil toplanıyor!

Polonya Dışişleri Bakanlığı, 11 Eylül 2025 tarihinde yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin Rusya'nın 9 Eylül’ü 10 Eylül’e bağlayan gece Polonya'ya karşı gerçekleştirdiği hava ihlalini görüşmek üzere toplanacağını duyurdu. Bakanlık, Polonya'nın talebi üzerine gerçekleşecek toplantının zamanlamasını belirtmedi. Öte yandan Polonya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, RMF FM radyosuna yaptığı açıklamada, "BM, AB ve NATO üyesi bir ülkeye yönelik bu eşi benzeri görülmemiş Rus silahlı insansız hava aracı (SİHA) saldırısına dünyanın dikkatini çekiyoruz. Geçmişte BM Güvenlik Konseyi önünde konuştum ve bana göre argümanlarımız yankı buldu; kabul gördü. Henüz Polonya adına kimin konuşacağına henüz karar vermedik." dedi. İHLAL YEDİ SAAT SÜRDÜ Hava sahası ihlalinin kısıtlı olduğuna vurgu yapan Başbakan Yardımcısı, "Hava sahamız 19 kez ihlal edildi, düzinelerce SİHA tespit edildi, birkaçı düşürüldü, eylem 7 saat, hatta bütün gece sürdü. Bu yüzden kaza olduğunu söyleyemeyiz." dedi. Sikorski, Polonya'nın müttefiklerinden gelen destek açıklamalarıyla "bir tsunami" yaşadığını, ancak "bunun gerçeğe dönüştürülmesi gerektiğini" de söyledi. Bununla birlikte Polonya yerel yetkilileri, bir SİHA’nın Ukrayna sınırına 20 kilometre (12 mil) uzaklıktaki Wyryki’de bir eve çarptığını, çatıda ve bir arabada hasara yol açtığını belirtti. SİHA’LAR KESİN RUS MENŞELİ Başbakan Yardımcısı ayrıca, SİHA'ların Rus değil, Ukrayna menşeli olduğu yönündeki iddialara karşı uyardı ve bunları bir Rus dezenformasyon kampanyasının parçası olarak değerlendirdi. RUSYA İHLALİ REDDEDİYOR Rusya’nın Varşova Büyükelçiliği ve Rusya Savunma Bakanlığı ise hava ihlalinin sorumluluğunu reddetti. Büyükelçilik, söz konusu SİHA’ların Rus menşeli olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmadığını ileri sürdü.

BM: Ukrayna'da 2024 yılında sivil kayıpların sayısı önemli ölçüde arttı Haber

BM: Ukrayna'da 2024 yılında sivil kayıpların sayısı önemli ölçüde arttı

Birleşmiş Milletler (BM) Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Rus ordusunun gerçekleştirdiği eylemler sonucunda Ukrayna’da 2024 yılında ölen ve yaralanan sivil sayısının bir önceki yıla kıyasla yüzde 30 oranında arttığını bildirdi. BM Güvenlik Konseyinde (BMGK), 16 Ocak 2025 tarihinde Ukrayna'daki durumunun ele alındığı bir oturum düzenlendi. Toplantıda konuşan BM Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Ukrayna'da çatışmaların artarak devam ettiğini belirterek, “Geçtiğimiz yıl, sivil ölümler ve yaralanmaların toplam sayısı bir önceki yıla göre yüzde 30 oranında arttı. Özellikle çocuklar arasındaki kayıpların artışı endişe verici. 2024'ün ilk dokuz ayında, 2023'ün tamamına kıyasla daha fazla çocuk hayatını kaybetti ya da yaralandı.” açıklamasında bulundu. UKRAYNALI SİVİLLER ZOR DURUMDA BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğine (OHCHR) göre Şubat 2022’den 31 Aralık 2024’e kadar 669'u çocuk olmak üzere en az 12 bin 456 sivilin hayatını kaybettiğini aktaran DiCarlo, bin 833’ü çocuk toplamda 28 bin 382 sivilin ise yaralandığını aktardı. Okullara ve hastanelere yönelik saldırıların sayısının da arttığına dikkat çeken DiCarlo, geçen yılın dokuz ayında 580’den fazla eğitim ve sağlık tesisinin zarar gördüğünü ya da yok edildiğini kaydetti. "Tekrar belirtmek isterim ki, sivil halka ve sivil altyapılara yönelik tüm saldırıları kesin bir şekilde kınıyoruz. Bu tür eylemler, nerede olursa olsun, uluslararası hukuka aykırıdır ve derhal durdurulmalıdır." diyen DiCarlo, ayrıca savaşın başlangıcından bu yana, insanî yardım çalışanlarının görevlerini yerine getirirken 10'unun öldüğünü, 41'inin ise yaralandığını ifade etti. Konuşmasında Rus işgali altında bulunan Ukrayna topraklarında yaşayan binlerce Ukraynalı sivilin içinde bulunduğu zor duruma dikkat çekerek bu bölgelerde yaşayanların ihtiyaçlarının ciddi olarak değerlendirildiğini ancak buralara erişimin sınırlı olduğunu kaydetti. Bununla birlikte Rusya'nın Ukrayna'daki enerji tesislerine yönelik saldırılarını artırdığını belirten Genel Sekreter Yardımcısı, “BM, Ukrayna hükûmetiyle enerji üretim kapasitesinin yeniden canlandırılması ve yeşil enerji sektöründe fırsatlar yaratılması için çalışmaya devam ediyor.” dedi. DiCarlo, Rus askerlerinin Ukraynalı savaş esirlerinin infaz ettiği yönündeki haberlerden duyduğu endişeyi bir kez daha dile getirerek, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin aralık raporunda, ağustos ayından bu yana en az 62 Ukraynalı savaş esirinin Rus askerleri tarafından infaz edildiğini bildirildiğini kaydetti. Ayrıca BM Genel Sekreter Yardımcısı yaptığı konuşmada Rusya’nın Ukraynalı savaş esirlerine karşı yaygın ve sistematik bir şekilde uyguladığı işkence ve kötü muameleye dikkat çekti.

Nariman Celal BM Güvenlik Konseyine seslendi: Ukrayna ve Kırım Tatarları desteğinize ihtiyaç duyuyor Haber

Nariman Celal BM Güvenlik Konseyine seslendi: Ukrayna ve Kırım Tatarları desteğinize ihtiyaç duyuyor

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde (BMGK) Ukrayna'nın girişimiyle 13 Ocak 2025 tarihinde "Arria Formülü" çerçevesinde düzenlenen toplantıda, Rusya’nın esir aldığı Ukraynalı sivil ve askerlere karşı işlediği suçlar ele alındı. Toplantıda; Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy tarafından Ankara Büyükelçisi olarak göreve atanan Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkan Yardımcısı ve eski siyasi tutsak Nariman Celal, Rus esaretinde maruz kaldıkları muamele hakkında bilgi verdi. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinde, Rusya’nın esir aldığı Ukraynalı sivil ve askerlere karşı işlediği suçlar ele alındı. Kendisi de eski bir siyasi tutsak olan Kırım Tatar Milli Meclisi Başkan Yardımcısı Nariman Celal, Rus esaretinde yaşadıklarını anlattı. pic.twitter.com/eqJRUVyPmD — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) January 14, 2025 Açıkça Rus işgaline karşı çıktığı için işgalcilerce kurgulanan düzmece bir dava çerçevesinde Kremlin kontrolündeki sözde Kırım Yüksek Mahkemesi tarafından 17  yıl hapis cezasına mahkum edildiğini belirten Celal, “2014'ten sonra işgal altındaki Kırım'da yaşıyor ve çalışıyordum. Rus işgal yönetiminin yasa dışı ve siyasi zulmü nedeniyle birçok aktivist ve gazeteci, benim gibi alıkonuldu. Dediğim gibi, aleyhimize suçlamalar uyduruldu. İşkence ve kötü muameleye maruz kaldık. Gizli tanıkların ifadeleri delil olarak kullanıldı.” dedi. Rus hapishanelerde tutulan Ukrayna vatandaşlarının haklarının devamlı ihlal edildiğine dikkat çeken KTMM Başkan Yardımcısı, “Hapishanede, hakları kullanmak da çoğu zaman imkansızdır. Özellikle tıbbi bakım almak zordur. Bir hafta boyunca her gün bir doktorla randevu almak için başvurular yazmak zorunda kaldım. Ve çoğu zaman, bu başvurular cevapsız kaldı. Tutulduğum hapishanelerden birinde, yatağa oturmamız yasaktı. Bir bankta oturmak veya yürümek zorundaydık. Bu, bacaklarımın şişmesine neden oldu. Diğer bir cezaevinde ise, ateşim olduğu için yere yatmak zorunda kaldım yine de doktor hiç gelmedi. Doktor izni olmadan ise yatağa yatmak yasaktı.” şeklinde konuştu. Konuşmasında Celal, Rüstem Gugurik, Irina Danilovıç, Galina Dovgopolova, Amet Süleymanov, Tofik Abdulgaziyev,  Teymur Abdullayev ve diğer birçok siyasi tutsağın durumunun kritik olduğuna ve acil tıbbi bakımına ihtiyaç duyduklarına dikkat çekti. Siyasi tutsakların hayatının bir parçası olan birçok zorluğu şahsen yaşadığını belirten Celal şu ifadelerini kullandı: Kötü yemek, tıbbi bakım eksikliği, ahlaki ve fiziksel aşağılanma ve taciz. Akmescit  tutukevinde, ben ve diğer tutuklular dövüldük, hakarete uğradık ve Rus milli marşını öğrenmeye ve söylemeye zorlandık. Eylül 2021'de benimle birlikte gözaltına alınan dört kişi; Asan ve Aziz Ahtemov, Şevket Useinov ve Eldar Odamanov işkence gördü. Vahşice dövüldüler, elektrik şokuyla işkence gördüler, kendilerini ve hatta çocuklarını öldürmekle tehdit ettiler. Hapishanede, Herson bölgesinde alıkonulan bir Ukraynalıyla tanıştım. Bana, işgalcilerin suçunu itiraf ettirmek için karısına işkence yaptığını anlattı. Başka bir Ukraynalı, kendisinin ve diğer esirlerin düzenli olarak dövüldüğünü ve sonra vurulmak üzere dışarı çıkarıldığını anlattı. Ancak infazcılar başlarının yakınından ateş etti ve güldüler. Onlar için bu eğlenceliydi. En az 218 ​​Kırım siyasi tutsağın Rusya tarafından alıkonulduğunu, bunlardan 132'sinin Kırım Tatarı olduğunu aktaran KTMM BAşkan Yardımcısı, şunları kaydetti: Bu da Kırım’ın yerli halkının hedefli bir şekilde zulüm gördüğünü gösteriyor. Ancak bu buzdağının sadece görünen kısmı. Kırım'daki binlerce Ukrayna vatandaşı siyasi baskıya kurban gitti.  Yasadışı seferberlik binlerce insanın vatanlarını terk etmesine neden oldu. Küçük yerli Kırım Tatar halkı için bu gerçek bir insani felaket olarak görülebilir. Soydaşlarım Rus baskıcı rejiminin rehinleri olmaya devam ediyor ve bunların arasında ailem ve arkadaşlarım da yer alıyor. Ukrayna, inanılmaz çabalarla kendi vatandaşlarından birçoğunu Rus esaretinden kurtarmayı başarırken, Rus rejiminin esirlerinin sayısı giderek artıyor. Ukrayna vatandaşlarının serbest bırakılması, işgal altındaki topraklarda herhangi bir zulmün durdurulması ancak Ukrayna'nın kendi toprak bütünlüğü için verdiği mücadeleyi kazanmasıyla mümkün olabilir.  Rusya'nın işgal ettiği Ukrayna topraklarını Kırım da dahil olmak üzere elinde tutmasına yönelik her türlü girişim, Ukrayna vatandaşlarına, Kırım Tatar halkına yönelik baskıcı politikasının devam etmesi anlamına geliyor. Bugün Kırım'daki hiçbir Ukrayna vatandaşı kendini güvende hissetmiyor ve gerektiğinde haklarını ve özgürlüklerinin, hatta hayatının korunabileceğinden emin değil. Kırım sakinleri korku ortamında yaşamaya zorlanıyor, birbirlerine güvenmeme krizine sürükleniyorlar ve işgal yönetiminin baskısı altında iradelerine karşı hareket etmeye zorlanıyorlar. Şu anda Rusya'nın işgal altındaki bölgelerde işlediği uluslararası insancıl hukukun yüzlerce ihlalini sıralayabilirim. Ancak bunları kendiniz de biliyorsunuz. Eminim ki siz de anlıyorsunuzdur böyle bir durum uluslararası toplumun dikkati olmadan bırakılamaz. Ancak bir ülkeyi sorumlu tutmak için gerçek mekanizmalar olmadan, uluslararası insancıl hukukun uygulanması imkansızdır. Siz de bunu anlıyorsunuz. Ukrayna ve Kırım Tatarları desteğinize ihtiyaç duyuyor. Özgürce ve güvenli bir şekilde yaşamak istiyorlar.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.