SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Çocuk Hakları

QHA - Kırım Haber Ajansı - Çocuk Hakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çocuk Hakları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

“Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025” İstanbul’da kamuoyu ile paylaşıldı Haber

“Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025” İstanbul’da kamuoyu ile paylaşıldı

Doğu Türkistan’daki hak ihlallerini ölçülebilir verilerle görünür kılmayı amaçlayan “Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025”, 16 Şubat 2026 tarihinde İstanbul’da düzenlenen programla kamuoyuna tanıtıldı. Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR) tarafından hazırlanan endeks; din özgürlüğü, zorla çalıştırma, dijital gözetim ve çocuk hakları başta olmak üzere bölgedeki sistematik ihlalleri 14 tematik başlık altında ele alıyor. BEŞ DİLDE TARAMA, AYLIK RAPORLAMA Karar'dan Feyza Nur Çalıkoğlu'nun haberine göre tanıtımda, endeksin tek bir kaynağa dayanmadığı; Arapça, Çince, İngilizce, Uygurca ve Türkçe olmak üzere beş dilde yürütülen açık kaynak haber taramaları ile hazırlandığı belirtildi. Farklı diller ve arama motorları üzerinden yapılan taramalarla her ayın gelişmelerinin ayrı raporlaştırıldığı, böylece ihlallerin zamansal seyri ve yoğunluğunun izlenebilir hale getirildiği aktarıldı. Sunumda, çalışma boyunca haber metinlerine müdahale edilmeden kronolojik bir derleme yapıldığı özellikle vurgulandı. ENDEKSİN ANA BAŞLIKLARI: PROPAGANDA, ÇİNLEŞTİRİLME, BASKI VE TRANSFER Sunumda 2025 Endeksi’nin tematik çerçevesi, Doğu Türkistan’daki hak ihlallerinin farklı boyutlarını bir arada ele alan başlıklar üzerinden özetlendi. Buna göre “propaganda” başlığı altında, Çin Komünist Partisi’nin gazetecileri bölgeye davet etmesi ve bazı YouTuber’ların Çin odaklı içerikler üretmesi örnek gösterilerek, kamuoyuna dönük anlatının nasıl kurgulandığına dikkat çekildi. “Çinleştirilme” başlığında ise camilerin Çin mimarisine uygun biçimde yeniden inşa edilmesinin geçici bir uygulama değil, yapısal bir dönüşüm olarak değerlendirildiği ve bunun kuşaklar arası bir kültürel kesintiyi hedeflediği vurgulandı. Endekste ayrıca dini pratiklere yönelik sınırlamaların süreklilik kazandığı “dini baskı” boyutu ele alınırken, Doğu Türkistan dışındaki topluluklara yönelik takip ve baskı mekanizmaları da “sınırötesi baskı” kapsamında incelendi. “Zorla çalıştırma ve işçi transferi” başlığında, zorla çalıştırma yöntemlerinin sürdüğü ve sistematik bir işçi transfer politikasının uygulandığı tespiti paylaşıldı. “Sansür ve kısıtlama” bölümünde ise fiziksel kısıtlamalara ek olarak dijital alandaki müdahalelerin arttığı, çevrim içi alanın da denetim ve kontrol politikalarına daha yoğun biçimde dahil edildiği ifade edildi. “SANSÜR VE KISITLAMA”: YAPAY ZEKA DESTEKLİ BİLGİ YÖNETİMİ Raporun “sansür ve kısıtlama” bölümünde, internet sansürünün klasik erişim engellerinin ötesine geçerek yapay zekâ destekli, çok katmanlı bir “bilgi yönetim sistemi”ne dönüştüğü aktarılıyor. Bu çerçevede; yüz tanıma, biyometrik veri temelli sistemler ve algoritmik filtreleme/otomatik müdahale mekanizmalarının özellikle Uygurlar ve diğer Türk halklara yönelik baskı aracı haline geldiği değerlendirmesine yer veriliyor. Yerel medya boyutunda ise Xinjiang Television’un Uygurca ve Kazakça yayın yapan iki kanalının kapatıldığı, bazı yayınların Çinceye döndüğü ve içeriklerin büyük ölçüde Çinceye yöneldiği bilgisi aktarıldı. DİJİTAL GÖZETİM VE SİBER SALDIRILAR: SINIRLARI AŞAN TAKİP İDDİALARI Raporda “dijital gözlem ve siber saldırı” başlığında, Çin’in gözetim kapasitesinin uluslararası ölçekte genişlediği vurgulanıyor. 2023–2024 döneminde Çin’de ve diasporada yaşayan Tibetliler ile Uygurları hedef alan siber saldırıların arkasında, Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı ile bağlantılı olduğu iddia edilen UPSEC adlı şirketin bulunduğu öne sürülüyor. Raporda, Android ve Windows cihazlara sızarak kişisel verilere erişebilen araçlardan bahsediliyor. Ayrıca, 8 Nisan 2025’te Dünya Uygur Kongresinin (WUC) Huawei France, Hikvision France ve Dahua Technology France hakkında Paris Savcılığına başvurusuna; 28 Haziran 2025’te Kanada’nın Hikvision’un yani Çin merkezli güvenlik teknolojileri şirketinin ülkedeki operasyonlarını durdurma kararına değiniliyor. ZORLA ÇALIŞTIRMA VE İŞÇİ TRANSFERİ İDDİALARI 2025 boyunca yayımlanan uluslararası rapor ve soruşturmalarda, Doğu Türkistan’da yürütülen devlet destekli “mesleki eğitim” ve iş gücü transfer programlarının zorla çalıştırmaya dönüştüğü iddiaları öne çıktı. İnsan hakları kuruluşlarına göre Çin yönetimi, “yoksullukla mücadele” ve “kırsal iş gücünü dönüştürme” politikaları kapsamında on binlerce Uygur’u ülkenin farklı bölgelerindeki fabrikalara ve tarım alanlarına sevk ediyor. İddialara göre bu sevkler gönüllülükten ziyade yoğun gözetim ve siyasi baskı ortamında gerçekleşiyor. Uygurların toplu şekilde başka eyaletlere taşındığı; tekstil, ayakkabı, otomotiv yan sanayi, elektronik ve tarım gibi sektörlerde çalıştırıldığı belirtiliyor. Bölgedeki üretimin küresel tedarik zincirlerine entegre olması ise söz konusu iddiaları uluslararası şirketler ve ülkeler açısından da gündeme taşıyor. ÇOCUK HAKLARI: YATILI OKULLAR VE AİLEDEN KOPARMA İDDİALARI Endekste, 2017’den bu yana yürütülen kitlesel gözaltı politikalarıyla kamplara alınan ebeveynlerin çocuklarının devlet kontrolündeki yatılı okullara yerleştirilmeye devam ettiğine ilişkin iddialara yer veriliyor. Yarkent, Aksu ve Hoten’de en az altı kurumun faaliyet gösterdiği; çocukların süreç içinde polis birimleriyle takip edildiği ve ayrıntılı kayıtlar tutulduğu aktarılıyor. Raporda, yatılı okullarda eğitimin ağırlıkla Mandarin Çincesi üzerinden yürütüldüğü ve bunun dil-kimlik üzerinde etkilerine ilişkin değerlendirmeler bulunuyor. KEYFİ TUTUKLAMA, YARGISIZ İNFAZ VE DİNİ KISITLAMALAR İDDİALARI Raporda, keyfî tutuklamaların sistematik hale geldiği ve adil yargılanma hakkının zayıfladığı ifade ediliyor. Sakal bırakmak, telefonda dini içerik bulundurmak gibi pratiklerin dahi suç unsuru sayılabildiğine dair örnekler aktarılıyor. Dini özgürlükler başlığında, Ramazan döneminde oruç tutmanın fiilen engellendiği ve bazı yerleşimlerde kişilerin gündüz yemek yediğini gösteren video istendiğine ilişkin iddialara yer veriliyor. GERİ GÖNDERMELER: TAYLAND ÖRNEĞİ “Geri gönderme” bölümünde, üçüncü ülkeler üzerinden Çin’e iade riskine dikkat çekiliyor. Raporda, 27 Şubat 2025’te Tayland’dan 48 Uygur’un Çin’e gönderildiği ve bunun uluslararası düzeyde geri göndermeme ilkesine aykırı olduğu yönünde eleştiriler bulunduğu aktarılıyor. “DİJİTAL APARTHEİD” VURGUSU VE 2024–2025 KIYASLAMASI Sunumda baskının “sürekli, geniş ölçekli ve dijitale endeksli” biçimde yürütüldüğü belirtilerek, “Doğu Türkistan modeli dünyanın dijital aparteidi” ifadesinin öne çıktığı aktarıldı. 2024’te baskı mekanizmalarının kurumsallaştığı, 2025’te ise daha otomatik hale geldiği değerlendirmesi paylaşıldı. Karşılaştırmalı analiz bölümünde, 2024’te daha “güvenlik odaklı” bir çizginin öne çıktığı; 2025’te buna ek olarak propaganda ağırlıklı bir devlet söyleminin güçlendiği belirtildi. Sunumda ayrıca ABD’nin Çin’den gelen ürünlerde zorla çalıştırma şüphesi yaklaşımı da hatırlatıldı. “FİLLER TEPİŞİYOR, EZİLEN BİZ OLUYORUZ” Panel bölümünde söz alan Mazlumder Genel Başkanı Kaya Kartal, Doğu Türkistan’da uygulanan yasaların vatandaşları koruma amacı taşımadığını, aksine “belli bir kalıba sokmak” için işletildiğini söyledi. “Çinlileştirme” politikaları kapsamında din alanında yeni bir yapı kurulduğunu savunan Kartal, günlük yaşam pratiklerinin dahi suç unsuru haline getirildiğini ifade etti. Türkiye bağlamında ise Göç İdaresi uygulamaları ve bazı yargı süreçlerine dikkat çekerek, geri göndermeme yasağının hem Anayasa’da hem uluslararası hukukta yer aldığını hatırlattı. Uluslararası Mülteci Hakları Derneği’nden (UMHD) Zeynep Ertekin ise konuşmasında, mahkemelerin Uygur yabancılara ilişkin verdiği geri gönderme kararlarına ve “tahdit kodları” uygulamalarına değindi. İstanbul 16. ve 18. İdare Mahkemeleri’nin Uygur yabancılar hakkında verdiği geri gönderme kararlarına dikkat çekti. Türkiye’nin uzun yıllar Uygurlar açısından güvenli bir ülke olarak görüldüğünü belirten Ertekin, ancak geçtiğimiz yıl mahkemelerce verilen kararlarla bu algının tersine bir uygulama pratiğinin ortaya çıktığını söyledi. Menşe ülkeyle istihbarat paylaşımı iddialarını gündeme getiren Ertekin, bazı Uygurların terör suçlamalarıyla karşı karşıya bırakıldığını savundu. Geri göndermeme ilkesinin fiilen zedelendiğini öne süren Ertekin, konuşmasını “Filler tepişiyor, ezilen biz oluyoruz” sözleriyle tamamladı. Yeryüzü Avukatları Derneği (WOLAS) temsilcisi Hüseyin Dişli ise hazırlanan endeksin hukuki açıdan bir “delil havuzu” niteliği taşıdığını belirterek, raporda yer alan verilerin ileride yapılacak ulusal ve uluslararası başvurular açısından referans teşkil edebileceğini ifade etti. Panelde ayrıca İstiqlal TV’den Muhammet Ali Atayurt da değerlendirmelerde bulundu.

BM: Rusya, hiçbir önkoşul olmadan Ukraynalı çocukları geri vermeli Haber

BM: Rusya, hiçbir önkoşul olmadan Ukraynalı çocukları geri vermeli

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü saldırganlığın en savunmasız kurbanları olan çocuklara yönelik kritik bir karara imza attı. Genel Kurulda oy çokluğuyla kabul edilen kararda, Rusya Federasyonu'ndan derhal ve hiçbir önkoşul olmaksızın yasa dışı şekilde yerinden edilen veya sınır dışı edilen tüm Ukraynalı çocukları geri vermesi talep edildi. 91 ülkenin desteklediği kararda, Rusya’nın sürdürdüğü zorla yer değiştirme, çocukların ailelerinden koparılması, vatandaşlık dayatılması, evlatlık işlemleri ve propaganda amaçlı ideolojik baskı uygulamalarını açık şekilde kınandı. Rusya'nın yanı sıra Belarus, İran, Küba, Nikaragua, Eritre, Mali ve birkaç başka devlet dahil toplamda 12 ülke karara karşı oy kullanırken, Çin, Hindistan, Brezilya, Kazakistan, Özbekistan ve Pakistan'ın da aralarında bulunduğu 57 ülke çekimser kaldı. ÇOCUKLAR EN SAVUNMASIZ HEDEF Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mariana Betsa, kararı sunarken bunun siyasi değil, tamamen insanlık ve ahlaki sorumluluk meselesi olduğunu vurguladı. Rusya’nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaşın çocukları saldırganlığın en savunmasız hedefi haline getirdiğini belirten Betsa, Rusya'nın sadece çocukları öldürmekle kalmayıp, aynı zamanda onların kimliklerini de silmeye çalıştığını ifade etti. Betsa, işgal altındaki bölgelerde ve Rusya'da Ukraynalı çocuklara ana dillerinin, edebiyatlarının ve tarihlerinin yasaklandığını; bunun yerine onlara düşmanca propaganda aşılandığını aktardı. Çocukların "Nazi devleti" hakkındaki yalanları tekrarlamaya zorlandığını ve askerî eğitime tabi tutuldukları "çocuk ordularına" dahil edildiğini kaydetti. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı verilerine göre, bugüne kadar Rusya en az 20 bin Ukraynalı çocuğu yasa dışı şekilde yerinden etti. Ukrayna ise bunlardan yalnızca bin 850'sini eve döndürmeyi başardı. ULUSLARARASI HUKUKUN AĞIR BİR İHLALİ BM Genel Kurulu Başkanı Annalena Baerbock, karar taslağının görüşülmesi sırasında yaptığı açıklamada, çocukların sınır dışı edilmesinin uluslararası insancıl hukukun ağır bir ihlali olduğunu vurguladı. Baerbock, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesinin sivillerin işgal altındaki bölgelerden zorla yerinden edilmesini yasakladığını hatırlattı. Ayrıca, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin her çocuğun kimlik, aile hayatı ve kaçırılmaya karşı korunma haklarını garanti ettiğini belirtti. Baerbock, BM Güvenlik Konseyinin Rusya vetosu nedeniyle işlevsiz kaldığı bir dönemde Genel Kurulun “uluslararası düzeni, Ukrayna halkını ve en kırılgan kesim olan çocukları korumak için” sorumluluk aldığını söyledi. Diplomatlar, kararın kabulünü “uluslararası hukuk ve adalet adına atılmış önemli bir adım” olarak nitelendirirken, bunun kaçırılan çocukların evlerine dönebilmesi için kritik bir araç oluşturduğunu vurguladı.

Dünya Çocuk Hakları Günü: Doğu Türkistan’da çocuk olmak Haber

Dünya Çocuk Hakları Günü: Doğu Türkistan’da çocuk olmak

20 Kasım 1989’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ardından ilan edilen Dünya Çocuk Hakları Günü, dünyadaki çocuk haklarının korunması adına bir kilometre taşı oluşturdu. Ancak bu önemli günün coşkuyla kutlandığı pek çok ülkenin aksine, Doğu Türkistan’daki Uygur Türkü çocuklar, hayatlarının her anında hak ihlalleriyle karşı karşıya kalıyor. Çin'in esaretinde yaşayan milyonlarca Uygur Türkü çocuğun yaşam, eğitim, sağlık ve barınma hakları ellerinden alınıyor. ÇİN TOPLAMA KAMPLARINDAki ÇOCUKLARIN ACISI Çin hükûmetinin son yıllarda Doğu Türkistan’da inşa ettiği toplama kampları, Uygur Türkü çocukların hayatlarını cehenneme çevirmiş durumda. Ailelerinden koparılan çocuklar, Çin rejimi tarafından baskı ve asimilasyon politikalarına tabi tutuluyor. Zorla alınarak kamplara yerleştirilen Uygur Türkü çocuklar, hem fiziksel hem de psikolojik şiddete maruz kalıyor. Çin'in, çocukları "Çinlileştirme" amacıyla uyguladığı zorla eğitim ve kültürel baskı, bu çocukların kimliklerini ve kültürel miraslarını silmeyi hedefliyor. BİR MİLYON UYGUR TÜRKÜ ÇOCUK KAMPLARDA ASİMİLE EDİLİYOR İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne göre anne-babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçme konusunda hak sahibi iken Çin rejimi, Doğu Türkistanlı ailelerin bu hakkını gasp ediyor. Çin “Ülkeye sadakat aşılamak” adı altındaki sloganıyla yaklaşık 1 milyondan fazla Uygur Türkü çocuğu kamplara hapsederek onları asimile ediyor. Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) ise Çin rejiminin Uygur Türkü çocukları ailelerinden ayırarak "Çocuk Kampları"na gönderdiğini delillere dayanan bir rapor yayımlayarak duyurdu.  İnsan hakları örgütleri, her platformda Çin rejiminin 3 milyondan fazla Uygur Türkünü Çin'in Nazi kamplarında tuttuğunu dile getiriyor.

Sürgündeki Çeçen İçkerya hükumetinden Dünya Çocuk Günü basın açıklaması: Rus liderliğinin hak ettiği cezayı alacağından eminiz Haber

Sürgündeki Çeçen İçkerya hükumetinden Dünya Çocuk Günü basın açıklaması: Rus liderliğinin hak ettiği cezayı alacağından eminiz

Sürgündeki Çeçen İçkerya hükumeti, 1 Haziran Dünya Çocuk Günü'ne özel açıklama yayımladı. Açıklamada, "Rus saldırganlığı nedeniyle Çeçenistan'daki çocuklar birkaç kuşaktır çocukluğunu yaşayamıyor ve şimdi Ukraynalı çocuklar da aynı kaderi paylaşıyor. Bununla birlikte, adaletin yerini bulacağından, siyasi ve askeri suçlu Rus liderliğinin adalete teslim edilip hak ettikleri cezayı alacaklarından eminiz" ifadelerine yer verildi. Ukrayna topraklarının tamamında işgalci Rusya tarafından 24 Şubat 2022'de başlatılan savaşta çocukların gördüğü zararı ve Rusya'nın tarihten bugüne uyguladığı insan hakları ihlalleri ve savaş suçlarına yer verilen basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı: "1 Haziran Dünya Çocuk Günü, tüm dünyada çocukların karşılaştığı sorunlara dikkat çekmek üzere tasarlanmış bir gündür. Ne yazık ki, dünya kamuoyu on yıllardır Rus rejiminin Çeçenistan'da işlediği suçlara tepki göstermemiş, her yaştan Çeçen'in katledildiği çirkin gerçeklere gözlerini kapatmıştır. Batı demokrasilerinin zımni rızasıyla, küçükten büyüğe tüm Çeçen halkı Kremlin propagandacıları tarafından terörist bir ulus olarak adlandırıldı. Tüm insanlık tarihinde başka hiçbir ulus bu şekilde etiketlenmemiştir. Son iki Rus-Çeçen savaşı sırasında 250.000'den fazla sivilin işgalci Rus ordusu tarafından öldürüldüğü, bunların arasında okul öncesi ve okul çağındaki en az 42.000 Çeçen çocuğun da bulunduğu bilinen bir gerçektir - bu sayı Çeçen İçkerya Cumhuriyeti'nin tüm nüfusunun altıda biri (yaklaşık yüzde 17) kadardır. Rus gazeteci Alexander Podrabinek'in sözleriyle, "ölümleri BM Güvenlik Konseyi toplantısını tetiklemedi ve Dr. Roshal olay yerine su, ilaç ve teröristleri çocukların hayatını kurtarmaya ikna etme girişimleriyle koşmadı" çünkü "onlar Çeçen çocuklarıydı ve Rusya işlenen suçun dehşetinden kaçmadı - sadece bunu fark etmedi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin liderliğindeki Kremlin rejimi tarafından başlatılan İkinci Rus-Çeçen Savaşı'nda, sözde "anayasal düzenin" dayatılması ve bağımsız bir devlet olan Çeçen İçkerya Cumhuriyeti topraklarında kötü şöhretli "terörle mücadele operasyonunun" uygulanması sırasında Rus ordusu tarafından öldürülen 42.000 Çeçen çocuğun aslan payı Rusya'ya aittir. 23 Şubat 2018 tarihinde Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Hükümeti, uluslararası insan hakları örgütü Barış ve İnsan Hakları ile birlikte Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) başvuruda bulunarak V.V. Putin liderliğindeki Rusya'nın siyasi ve askeri güçleri tarafından Çeçen halkına karşı işlenen suçların tarafsız bir şekilde soruşturulmasını talep etmiştir. Açıklamada Putin liderliğindeki Rus siyasi ve askeri güçleri tarafından Çeçen halkına karşı işlenen suçların objektif bir şekilde soruşturulması talep edildi. Açıklamaya, 42,000'den fazla çocuğun öldürülmesi de dahil olmak üzere 250,000'den fazla sivilin öldürülmesine ilişkin saldırganlık, soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçları gibi suçların kanıtları eşlik etmektedir.  Ciddi suçlar işleyen en üst düzey devlet liderlerini yargılama yetkisine sahip dünyanın tek uluslararası yargı organı olan UCM'nin tarihi misyonunu yerine getireceğinden ve suçluları adalet önüne çıkaracağından eminiz. Ukrayna tarafına göre, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 17 Mart 2023 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rus ombudsman Maria Lvova-Belova hakkında Ukraynalı çocukları yasadışı yollarla sınır dışı ettikleri gerekçesiyle tutuklama emri çıkardı. UCM savcısı Karim Khan yaptığı açıklamada, "bu sınır dışı işlemleri sırasında Ukraynalı çocukların Dördüncü Cenevre Sözleşmesi tarafından korunduğunu" belirtti. "Savaş Zamanında Sivillerin Korunması" olarak adlandırılan bu sözleşme, sivillerin işgal altındaki bir devletin topraklarından zorla nakledilmesini veya sınır dışı edilmesini açıkça yasaklamaktadır. Çeşitli tahminlere göre, 730,000 kadar çocuk Ukrayna topraklarından Rusya'ya götürülmüştür. Resmi kaynaklara göre bugüne kadar 483 Ukraynalı çocuk öldürülmüş, 986'sı yaralanmış ve 19484'ü de zorla Rusya Federasyonu'na sürülmüştür. Bu bağlamda, Rus imparatorluğunu durdurmanın ve sona erdirmenin tüm dünya toplumunun çıkarına olduğunu hatırlatıyor ve bu amaçla Ukrayna ve tüm dünya toplumunu hukukun üstünlüğü ve adalet için birleşmeye çağırıyoruz. Rus askeri ve siyasi yönetiminin işlediği suçların kanıtı olarak, birçoğu İkinci Rus-Çeçen savaşının başlangıcında Kremlin rejiminin barbarca suç işlediği bölgeleri ziyaret etmiş olan Memorial and Civic Assistance, Moscow Helsinki Group, Amnesty International, Human Rights Watch ve diğer uluslararası insan hakları örgütlerinin temsilcilerini gösteriyoruz. Çeçen çocukların öldürülmesine ilişkin birkaç trajik örneği kısaca anlatalım: 7 Ekim 1999'da Rus hava kuvvetleri güpegündüz Çeçen İçkerya Cumhuriyeti'nin Vedeno bölgesindeki Elistanzhi köyündeki yerleşim alanlarına güçlü bir roket-bomba saldırısı düzenledi. O trajik günde ölen ve yaralanan düzinelerce Elistanzhi sakininin çoğu okul çağındaki çocuklardı, çünkü birkaç bomba ders sırasında ahşaptan inşa edilmiş köy okuluna isabet etti. 21 Ekim 1999'da Rus ordusu Dzhokhar'ın en yoğun nüfuslu bölgelerini taktik karadan karaya SCAD füzeleriyle vurdu. Füzeler Merkez Doğum Hastanesi, Merkez Pazar, Merkez Otobüs Terminali, Olimpiysky Mikro Bölgesi, Ana Postane ve Kalinina yerleşimindeki bir camiyi vurdu. Bu barbarca eylem sonucunda 400'den fazla insan öldürüldü, yaklaşık 200 Çeçenistan vatandaşı çeşitli derecelerde yaralandı. Bunların arasında okul çocukları, yeni doğmuş bebekleri olan bir doğum hastanesindeki hastalar ve bebeklerini doğurmaya vakit bulamayan hamile kadınlar da vardı. 29 Ekim 1999'da Çeçen İçkerya Cumhuriyeti'nin Staro-Yurtovsky bölgesindeki Doikur-Evl köyü yakınlarındaki Petropavlovskoe yolu üzerinde Rus askerleri, Çeçen İçkerya Cumhuriyeti'nin Vedensky bölgesinden Naursky bölgesine dönen Çeçen mültecilerin oluşturduğu "insani koridora" yakın mesafeden ateş açtı.  Masum çocuklar ve ebeveynleri yine Rus barbarlarının bu insanlık dışı eyleminin kurbanı oldular. Aynı gün, 29 Ekim 1999'da, Rus askerleri Çeçenistan'ı terk etmeye çalışan ancak İnguşetya sınırından geri dönen bir başka Çeçen mülteci kafilesini Bakü-Rostov karayolu üzerinde (Çeçen İçkerya Cumhuriyeti'nin Achkhoi-Martanovsky ilçesi, Shaami-Yurt köyü civarında) vurdu. Rus saldırganlara ait iki Su-25 savaş uçağının hava saldırılarının kurbanları yine çaresiz yaşlılar, kadınlar, çocuklar, hatta henüz doğmamış bebeklerdi. Örneğin, Rus havacı teröristler, o yaz evlilik yıldönümünü kutlayan genç bir hamile kadını, Achkhoi-Martan'dan Elona Isayeva'yı ve 9 yaşındaki ilkokul öğrencisi kardeşi Said-Magomed'i soğukkanlılıkla vurarak öldürdüler. O korkunç günde bir Çeçen Kızıl Haç konvoyu da füze saldırısına uğradı. 9 Nisan 2004'te anti-terörist bombardıman uçakları Çeçen İçkerya Cumhuriyeti'nin Vedensky bölgesindeki Rigakhoi dağ köyündeki evleri bombaladı. Bombalardan birinin doğrudan isabet etmesi sonucu, Damaev'lerin evinde anneleri Maidat (1975 doğumlu) ile birlikte okul öncesi yaşta beş çocuk öldü. Rusya Devlet Başkanı Putin'in gerçek yüzü Beslan trajedisi sırasında (1-3 Eylül 2004) bir kez daha ortaya çıktı; onun doğrudan emriyle insanlık tarihinin en insanlık dışı "rehine kurtarma" operasyonu gerçekleştirildi ve yüzlerce Oset okul çocuğunun, ebeveynlerinin ve öğretmenlerinin ölümüyle sonuçlandı. İşte ünlü gazeteci Anna Politkovskaya'nın yazdıkları: "Çeçenistan'daki savaş azalmıyor, ölü bedenlerin sayımı sürekli bir prosedür. Ancak öldürülen çocukların yanında ölü yetişkinlerin haberleri önemsiz kalıyor, her ne kadar onlar da kimileri için çocuk, kimileri için baba olsa da. Etrafımızdaki dünya kargaşa içinde. Rehineler öldürülüyor. Ülkeler ve halklar, görevlerini yerine getiren insanların hayatlarını kurtarmak için hükümetlerinden ve uluslararası örgütlerden askerlerini geri çekmelerini talep ediyor. Bizim ülkemizde ise her şey sakin. Çeçen çocukların ölümü... sadece askerlerin çekilmesi için değil, diyalog, uzlaşma, askerden arındırma ve bir savaşın sonunda olması gereken diğer tüm şeylerin aranması amacıyla Çeçenistan'da neler olup bittiğinin derhal tartışılması için bile tek bir talebe yol açmadı... 29 Mayıs 2023'te, Uluslararası Çocuk Günü arifesinde, Ukrayna'nın başkenti Kiev'de, Ukraynalı dostların desteği ve katılımıyla, yazar, gazeteci ve Çeçen insan hakları departmanı başkanı Mairbek Taramov'un Rus işgalcilerin Çeçen çocuklara yönelik soykırımının fotoğrafik kanıtlarını sunmayı başardığı 'Çocuklar Griye Döndüğünde' başlıklı, kana bulanmış, renkli bir albümün tanıtımı gibi dikkate değer bir etkinlik gerçekleştirildi: 7 Ekim 1999'da Rus hava kuvvetleri güpegündüz Çeçen İçkerya Cumhuriyeti'nin Vedeno bölgesindeki Elistanzhi köyündeki yerleşim alanlarına güçlü bir roket-bomba saldırısı düzenledi. O trajik günde ölen ve yaralanan düzinelerce Elistanzhi sakininin çoğu okul çağındaki çocuklardı, çünkü ahşaptan inşa edilmiş köy okuluna ders sırasında birkaç bomba isabet etti. 21 Ekim 1999'da Rus ordusu Dzhokhar'ın en yoğun nüfuslu bölgelerini taktik karadan karaya SCAD füzeleriyle vurdu. Füzeler Merkez Doğum Hastanesi, Merkez Pazar, Merkez Otobüs Terminali, Olimpiysky Mikro Bölgesi, Ana Postane ve Kalinina yerleşimindeki bir camiyi vurdu. Bu barbarca eylem sonucunda 400'den fazla insan öldürüldü, yaklaşık 200 Çeçenistan vatandaşı çeşitli derecelerde yaralandı. Bunların arasında okul çocukları, yeni doğmuş bebekleri olan bir doğum hastanesindeki hastalar ve bebeklerini doğurmaya vakit bulamayan hamile kadınlar da vardı. 29 Ekim 1999'da Çeçen İçkerya Cumhuriyeti'nin Staro-Yurtovsky bölgesindeki Doikur-Evl köyü yakınlarındaki Petropavlovskoe yolu üzerinde Rus askerleri, Çeçen İçkerya Cumhuriyeti'nin Vedensky bölgesinden Naursky bölgesine dönen Çeçen mültecilerin oluşturduğu "insani koridora" yakın mesafeden ateş açtı.  Masum çocuklar ve ebeveynleri yine Rus barbarlarının bu insanlık dışı eyleminin kurbanı oldular. Aynı gün, 29 Ekim 1999'da, Çeçen mültecilerden oluşan bir başka kol, Bakü-Rostov karayolu üzerinde (Çeçen Cumhuriyeti İnguşetya'nın Achkhoi-Martanovsky bölgesindeki Shaami-Yurt köyü yakınlarında) Çeçenistan'ı terk etmeye çalışırken Rus askerleri tarafından vuruldu, ancak İnguşetya sınırından geri çevrildiler. Rus saldırganlara ait iki Su-25 savaş uçağının hava saldırılarının kurbanları yine çaresiz yaşlılar, kadınlar, çocuklar, hatta henüz doğma zamanı gelmemiş bebeklerdi. Örneğin, Rus havacı teröristler, o yaz evlilik yıldönümünü kutlayan genç bir hamile kadını, Achkhoi-Martan'lı Elona Isayeva'yı ve 9 yaşındaki ilkokul öğrencisi kardeşi Said-Magomed'i soğukkanlılıkla vurarak öldürdüler. O korkunç günde bir Çeçen Kızıl Haç konvoyu da füze saldırısına uğradı. 9 Nisan 2004'te anti-terörist bombardıman uçakları Çeçen İçkerya Cumhuriyeti'nin Vedensky bölgesindeki Rigakhoi dağ köyündeki evleri bombaladı. Bombalardan birinin doğrudan isabet etmesi sonucu, Damaev'lerin evinde anneleri Maidat (1975 doğumlu) ile birlikte okul öncesi yaşta beş çocuk öldü. Rusya Devlet Başkanı Putin'in gerçek yüzü Beslan trajedisi sırasında (1-3 Eylül 2004) bir kez daha ortaya çıktı; onun doğrudan emriyle insanlık tarihinin en insanlık dışı "rehine kurtarma" operasyonu gerçekleştirildi ve yüzlerce Oset okul çocuğunun, ebeveynlerinin ve öğretmenlerinin ölümüyle sonuçlandı. Rus saldırganlığı nedeniyle Çeçenistan'daki çocuklar birkaç kuşaktır çocukluğunu yaşayamıyor ve şimdi Ukraynalı çocuklar da aynı kaderi paylaşıyor. Bununla birlikte, adaletin yerini bulacağından, siyasi ve askeri suçlu Rus liderliğinin adalete teslim edilip hak ettikleri cezayı alacaklarından eminiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.