Doç. Dr. Suat Beylur: Kazakistan’da yeni anayasa ile Kazak Türkçesinin konumu güçlendirildi
Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Avrasya Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Suat Beylur; Kazak Türkçesinin Kazakistan'ın eğitim sistemi başta olmak üzere birçok alandaki konumu, Kazak Türkçesinin yeni anayasa ile elde edilen statüsü ve Kazakistan'ın dil politikaları üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) açıklamalarda bulundu.
“YENİ BİR KENT OLUŞTURMAK, KAZAKİSTAN İÇİN STRATEJİK BİR KARAR OLDU”
Sovyetler Birliği döneminde ve daha öncesinde uygulanan göç ve iskân politikalarının Kazak nüfusu ve ülkenin demografik yapısı üzerinde oluşturduğu olumsuz etkilerin giderilmesi amacıyla, önceki Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev döneminde bir dizi girişimde bulunulduğunu belirten Doç. Dr. Beylur, başkentin Akmola’ya (bugünkü Astana) taşınması kararı ile, Kazakistan dışında yaşayan Kazak Türklerinin ülkeye geri dönüşlerini teşvik eden politikaların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Bu sürecin yalnızca demografik gerekçelerle değil; jeopolitik, coğrafi ve toplumsal faktörler başta olmak üzere çok sayıda unsurun etkisiyle şekillendiğini belirten ve Akmola’nın, yani bugünkü Astana’nın, başkentin 1997’de taşınmasından önce yaklaşık 250-280 bin nüfusa sahip bir bozkır kenti olduğunu kaydeden Doç. Dr. Beylur, “Öte yandan Almatı, yıllarca başkentlik yapmış; kültürel, siyasi ve ekonomik açıdan ülkenin en önemli merkezlerinden biri olmuş oldukça kalabalık bir kentti. Yeni bir kent oluşturmak, tabii oldukça radikal bir karar olmakla birlikte aynı zamanda Kazakistan için stratejik bir karar oldu. Örneğin, bugün Astana’nın nüfusu 1 milyon 500 bini geçti. Başkentin taşındığı döneme kıyasla çok ciddi bir nüfus artışı söz konusu.” ifadelerini kullandı.
Bu nüfus artışının yalnızca dışarıdan gelen ve eski ifadeyle “Oralman”, bugünkü ifadeyle “Kandas” statüsü alan Kazak Türklerinden kaynaklanmadığını ve iç göçün de bu noktada önemli bir faktör olduğunu dile getiren Doç. Dr. Beylur, “Gerek kuzeyden gerek batıdan, ama daha yoğun biçimde güneyden gelen bir iç göç ve bunun sonucunda Astana’da ortaya çıkan ciddi bir nüfus yoğunlaşması söz konusu.” dedi.
“YURT DIŞINDAN KAZAKİSTAN’A DÖNEN KAZAK TÜRKLERİNİN SAYISI ARTMAYA DEVAM EDİYOR”
Astana’nın yalnızca nüfusu bakımından değil, kentleşmesi, ekonomik ve finansal altyapısı ve uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapabilecek kapasitesi bakımından da büyük ölçüde yeniden oluşturulan bir şehir hâline geldiğini belirten Doç. Dr. Beylur, “Burada doğal olarak kentin sosyolojisi, yani demografik yapısı da değişti. Sovyetler Birliği’nin son dönemindeki nüfus verilerine baktığımız zaman Kazak nüfusunun, özellikle ülkenin kuzey bölgelerinde toplam nüfus içindeki payının oldukça düşük olduğunu görüyoruz. Bugün ise Astana geneline baktığımızda Kazak nüfusunun hem sayısal olarak hem de toplam nüfus içindeki oran bakımından önemli ölçüde arttığını söyleyebiliriz.” şeklinde konuştu.
Yurt dışından Kazakistan’a dönen Kazak Türklerine yönelik belirli yerleşim bölgeleri ve iskân politikalarının uygulandığını dile getiren Beylur, bu politikanın yalnızca Astana ile sınırlı olmadığını, Kazakistan’ın farklı bölgelerinin de bu süreç içerisinde değerlendirildiğini kaydetti.
Bu bölgelerin iç ve dış göçün ülke genelinde daha dengeli dağılımının sağlanması açısından önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Beylur, “Bugüne kadarki toplam rakamlara baktığımızda yurt dışından Kazakistan’a dönen Kazak Türklerinin sayısının 1 milyonu aştığını ve bu sayının artmaya devam ettiğini görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
DİĞER ÜLKELERDEN GELEN KAZAK TÜRKLERİ MANEVİ VE KÜLTÜREL YENİLENMEYE KATKI SAĞLADI
Doğu Türkistan, Moğolistan ve Özbekistan başta olmak üzere farklı coğrafyalardan ana vatana dönen Kazak Türklerinin, Kazak kültürü ve Kazak Türkçesinin gelişimi açısından olumlu toplumsal etkiler oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Beylur, Doğu Türkistan’daki Kazak Türklerinin, Ahmet Baytursunoğlu’nun geliştirdiği Arap harfli Kazak alfabesi olarak bilinen “töte jazu” ile eğitimlerini sürdürebildiklerini kaydederek şu değerlendirmelerde bulundu:
Bu toplulukların yoğun olarak yaşadıkları kendi tarihî ve kültürel çevreleri vardı. Sovyet dönemindeki dil ve kültür politikalarının doğrudan etkisine aynı ölçüde maruz kalmadıkları için, özellikle Çin ve Moğolistan’dan gelen Kazak Türklerinin Kazak Türkçesinin bazı tarihî kelime hazinesini, geleneksel söyleyiş biçimlerini ve kültürel unsurlarını daha güçlü biçimde muhafaza ettiklerini görüyoruz. Bunun da Kazakistan’daki manevi ve kültürel yenilenme sürecine olumlu katkılar sağladığını söyleyebiliriz.
Kazakistan’ın kuzey bölgelerindeki durumun bundan 10, 15 veya 20 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında yaşanan değişimin daha açık görülebildiğini belirten Doç. Dr. Beylur, Kazak Türkçesinin “Ruhani Jangyru” programı çerçevesinde terminolojik açıdan da güçlendirildiğini kaydederek “Bu program, sadece dille ilgili bir program değil. Bunun içerisinde kültür, edebiyat, dünya klasiklerinin çeviri süreçleri ve arkeoloji de var.” dedi.
KAZAKİSTAN’IN KUZEYİNE YÖNELİK GÖÇ, DEMOGRAFİK VE BÖLGESEL DENGENİN BİR PARÇASIYDI
Kazakistan’ın kuzey bölgelerine yönelik iç ve dış göçün ülkenin genel politikaları çerçevesinde ele alındığını belirten Doç. Dr. Beylur, “Bu süreç bazı Batılı akademik çalışmalarda ‘Kazaklaştırma’ kavramıyla ifade edilse de bunu yalnızca bu kavram üzerinden değerlendirmek eksik olur. Burada yurt dışındaki Kazak Türklerinin geri dönüşü, iç göç, iş gücü hareketliliği, bölgesel kalkınma ve ülke içindeki demografik dağılımın daha dengeli hâle gelmesi gibi çok sayıda unsur birlikte değerlendirilmeli.” şeklinde konuştu.
Bu değişimin okullar başta olmak üzere gündelik hayatın birçok alanında görülebildiğini dile getiren Doç. Dr. Beylur, “15-20 yıl öncesine gittiğiniz zaman tabelalarda, restoranlarda, iş yerlerinde, kamusal alanlardaki göstergelerde Rusçanın çok daha ağırlıklı olduğunu görürdünüz. Bugün ise Kazak Türkçesi kullanımının çok daha yaygın hâle geldiğini görüyoruz. Rusça hâlen iletişimde önemli bir ağırlığa sahip olmakla birlikte Kazak Türkçesinin kamusal alandaki görünürlüğünün ve kullanımının ciddi ölçüde arttığını rahatlıkla söyleyebiliriz.” ifadelerini kullandı.
KAZAKİSTAN’IN ÜÇ DİLLİ EĞİTİM POLİTİKASI KAZAK TÜRKÇESİNİN BİLİM VE EĞİTİM DİLİ OLARAK GELİŞİMİNİ DE HEDEFLİYORDU
Kazakistan’ın 2007 yılında Kazak Türkçesi ve Rusçanın yanı sıra İngilizce veya başka bir yabancı dili de kapsayan üç dilli eğitim modelini geliştirmeye yönelik bir girişimde bulunduğunu belirten Doç. Dr. Beylur, bu sistemin uygulandığı okulların büyük çoğunluğunda üçüncü dil olarak İngilizcenin tercih edildiğini ve uygulamanın yalnızca özel okullarla sınırlı kalmadığını ifade etti.
Doç. Dr. Beylur, “Bu sadece özel okullarla sınırlı kalmadı. Devlet okullarında ve gimnazyaların bir kısmında İngilizce, Fransızca veya Almanca gibi yabancı diller eğitim sistemine daha güçlü biçimde dâhil edildi. Burada bir taraftan Kazak Türkçesinin eğitim ve bilim dili olarak terminolojik kapasitesinin geliştirilmesi, diğer taraftan da öğrencilerin dünyanın geri kalanıyla, özellikle gelişmiş ekonomiler ve bilim çevreleriyle daha güçlü iletişim kurabilmelerinin sağlanması hedefleniyordu.” şeklinde konuştu.
Programın hayata geçirilmesinde mevzuattan ziyade altyapı ve insan kaynağı kapasitesine ilişkin sorunların öne çıktığını kaydeden Doç. Dr. Beylur şu değerlendirmelerde bulundu:
Çok dilli eğitim, siyasi irade ve gerekli düzenlemelerin yanı sıra ciddi bir altyapı ve insan kaynağı da gerektiriyor. Örneğin üç dilli eğitimi pilot düzeyde veya daha sınırlı sayıdaki okulda gerçekleştirmek nispeten daha kolay olabilir. Ancak bunu ülkenin tamamına yaymak, hem ciddi mali kaynak hem de zaman gerektirir. Belki bundan da önemlisi ana dilde eğitimin güçlü ve eksiksiz biçimde verilmesidir. Her çocuğun Kazak Türkçesini okuma, yazma, düşünme ve bilimsel üretim açısından nitelikli biçimde kullanabilmesi gerekir. Eğer bu temel yeterlilik tam olarak sağlanamazsa ikinci ve üçüncü dillerin etkin biçimde öğretilmesinde de sorunlar ortaya çıkabilir.
KAZAK TÜRKÇESİNİN EĞİTİM, BİLİM VE İLETİŞİM DİLİ OLARAK GELİŞİM SÜRECİ DEVAM EDİYOR
Esas meselelerden birinin Kazak Türkçesinin eğitim sistemi içerisindeki öğretimi ve kullanım kapasitesi olduğunu belirten Doç. Dr. Beylur, “Az önce de söylediğim gibi, yabancı dil öğreniminde ana dildeki yetkinlik son derece önemli. Bir kişi kendi ana dilinde yeterli yetkinliğe sahip değilse, kendi dilinin bilimsel literatürüne ve terminolojisine hâkim değilse, başka bir dili dil bilgisi açısından öğrenmiş olsa dahi o dilde etkili ve özgün üretim yapmakta zorlanabilir. Dolayısıyla çok dilli eğitim önemli olmakla birlikte ilk adım, Kazak Türkçesinin eğitim, bilim ve kamusal alandaki konumunun daha da güçlendirilmesidir. Anayasal değişiklikler ve son dönemde hayata geçirilen politikalar da bu yönde atılmış önemli adımlar olarak değerlendirilebilir. Nitekim 1990’lara kıyasla, Kazak Türkçesinde eğitim veren okulların oranı her geçen yıl artmaktadır.” şeklinde konuştu.
KAZAK TÜRKÇESİNİN GEÇMİŞTEN GELEN DEZAVANTAJLARININ GİDERİLMESİ YÖNÜNDE ADIMLAR ATILIYOR
Kazak Türkçesinin devlet dili olarak konumunun daha belirgin hâle getirilmesine yönelik anayasal düzenlemelerin yanı sıra Kazak Türkçesi öğretmenlerinin mesleki gelişimlerini desteklemek amacıyla sürekli eğitim programlarının yürütüldüğünü belirten Doç. Dr. Beylur, Sovyet döneminden devralınan bazı yapısal dezavantajların azaltılması ve Kazak Türkçesinin kullanım alanının genişletilmesi yönünde de çeşitli adımlar atıldığına dikkat çekti.
Doç. Dr. Beylur şu ifadelere yer verdi:
Bu süreç dijital araçlarla da desteklenmeye çalışılıyor. Bugün bu kapsamda Kazakistan devleti tarafından desteklenen çok sayıda proje bulunuyor. Terminoloji oluşturulması, mevcut literatürün geliştirilmesi ve eski Kazak Türkçesi metinlerin, özellikle ‘töte jazu’ olarak adlandırılan eski yazıyla kaleme alınan eserlerin günümüz Kazak Türkçesisına aktarılarak gençlerin ve çocukların kullanımına sunulması bunlardan bazıları.
Üniversite müfredatlarında kullanılan ders kitaplarının ve eğitim kadrolarının bazı alanlarda geliştirilmesi gerektiğine işaret eden Doç. Dr. Beylur, Rusçanın özellikle fen bilimleri ve teknik alanlarda tarihsel olarak güçlü bir literatüre sahip olduğunu belirterek “Kazakistan devleti, bu alandaki eksiklikleri gidermek amacıyla ‘Bolashak’ programı kapsamında yurt dışına gönderilen öğrenciler başta olmak üzere yetişmiş insan kaynağını sisteme dâhil etmeye çalışıyor. Bu da Kazak Türkçesinin bilim ve yükseköğretim dili olarak kapasitesinin geliştirilmesi açısından önemli.” dedi.
KAZAKİSTAN ANAYASASINDA RUSÇANIN STATÜSÜNE İLİŞKİN FORMÜLASYON DEĞİŞTİ
Kazakistan Anayasasının 9. maddesinde Rusçanın kullanımına ilişkin önceki “Kazak Türkçesi ile eşit düzeyde kullanılır.” şeklindeki formülasyonun değiştirilerek Rusçanın, Kazak Türkçesinin “yanı sıra” kullanılması biçiminde düzenlendiğini ve böylece Kazak Türkçesinin devlet dili olarak konumunun daha belirgin hâle getirildiğini hatırlatan Doç. Dr. Beylur şu değerlendirmelerde bulundu:
Bununla birlikte Rusçanın kullanımı, eskiden olduğu gibi gerek kamu kurumlarında gerekse resmî işlemlerde devam ediyor. Yani Rusçanın kullanımına yönelik bir kısıtlama söz konusu değil. Yeni düzenlemenin, esas itibarıyla Kazak Türkçesinin devlet dili statüsünü daha açık biçimde ortaya koyduğunu ve bu konumu güçlendirdiğini söyleyebiliriz. Tabii bu yeni durumun somut proje ve programlarla desteklenmesi önem arz ediyor. İlköğretimden başlayıp yükseköğretime kadar uzanan müfredatın ve ders materyallerinin gözden geçirilmesi, Kazak Türkçesi kaynakların geliştirilmesi, önemli eserlerin Kazak Türkçesine tercüme edilmesi ve nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ilk akla gelen başlıklar arasında. Nitekim Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev döneminde yürütülen politikaların bu süreci hızlandırdığı görülüyor. Tarih kitaplarının ve eğitim materyallerinin yeniden ele alınmasını da bunun bir parçası olarak değerlendirmek mümkün. Sonuçta bu uzun soluklu bir süreç. Bunun toplumsal alandaki sonuçlarının tam olarak ortaya çıkması doğal olarak zaman alacaktır.
Öte yandan Kazakistan’ın çok kültürlü yapısına da dikkat çeken Doç. Dr. Beylur, ülkenin siyasi, idari ve toplumsal yapısında önemli değişiklikler öngören yeni Anayasa’da bu yapının da dikkate alındığını belirtti. Doç. Dr. Beylur, yeni dönemde oluşturulan kurum ve mekanizmaların ülkedeki farklı etnik ve kültürel toplulukların başta dil olmak üzere kültürel hak ve imkânlarının korunması açısından önemli bir işlev göreceğini de ifade etti.
“BİR ETNİK TOPLULUĞUN KENDİ DİLİNİ ÖĞRENMESİYLE, EĞİTİMİN TAMAMINI BU DİLDE SÜRDÜRMESİ AYNI MESELE DEĞİL”
Kazakistan’ın çok etnili ve çok dilli toplumsal yapısına dikkat çeken Doç. Dr. Beylur, bugün bazı etnik toplulukların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde bu toplulukların kendi dillerinde eğitim imkânlarının bulunduğunu belirterek, meselenin eğitim sisteminin farklı kademeleri bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Doç. Dr. Beylur, “Bir etnik veya kültürel topluluğun kendi dilini öğrenmesi, bu dili yaşatması ve gelecek nesillere aktarması son derece doğal ve önemlidir. Ancak eğitimin tamamının bu dil üzerinden yürütülmesi başka bir meseledir. Çünkü ortaöğretimden yükseköğretime geçildiğinde öğrenciler, ülkenin ortak yükseköğretim sistemi, akademik terminoloji ve mesleki eğitim yapısıyla karşı karşıya kalıyor. Dolayısıyla burada hem kültürel hakların korunması hem de öğrencilerin eğitim sistemine ve toplumsal hayata tam olarak katılımının sağlanması arasında bir denge kurulması gerekiyor.” dedi.
Bu konuda şu aşamada kapsamlı bir politika değişikliğinden söz etmenin mümkün olmadığını belirten Beylur, dil öğrenme hakkıyla eğitim dilinin birbirinden ayrılarak değerlendirilmesi gerektiği yönündeki kanaatini paylaşırken, bu gibi hususların önümüzdeki dönemde uygulamalarla birlikte daha da netleşebileceğini ifade etti.
Meselenin aynı zamanda bir kamu yönetimi konusu olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Beylur şu değerlendirmelerde bulundu:
Burada önemli olan, yeni anayasal düzenlemelerin devletin dil politikasındaki genel hedefleriyle birlikte, toplumun mevcut sosyolojik yapısı dikkate alınarak uygulanmasıdır. Kazakistan çok etnili ve çok dilli bir ülke ve uzun yıllardır farklı toplulukların birlikte yaşadığı, kendine özgü bir toplumsal tecrübeye sahip. Bu açıdan bakıldığında Kazak Türkçesinin devlet dili olarak konumunun güçlendirilmesi ile vatandaşların kamu hizmetlerine erişiminin ve günlük hayatın işleyişinin birbirini tamamlayan bir anlayış içerisinde yürütüleceğini düşünüyorum. Rusça da bugün kamusal ve idarî işlemlerde kullanılmaya devam ediyor. Dolayısıyla yeni dönemde esas meselenin bir dili diğerinin karşısına konumlandırmaktan ziyade, Kazak Türkçesinin devlet dili olarak işlevselliğini artırırken ülkenin mevcut toplumsal ve kültürel çeşitliliğini de koruyan dengeli bir uygulama geliştirmek olduğunu söyleyebiliriz.
“DERS MATERYALLERİNİN VE YARDIMCI KAYNAKLARIN, YENİ TARİH YAZIMI VE DİL POLİTİKALARIYLA UYUMLU BİÇİMDE GÜNCELLENMESİ ÖNEMLİ”
Kazak Türkçesinin eğitim ve bilim dili olarak kapasitesinin geliştirilmesinin yalnızca hukuki düzenlemelerle sağlanamayacağına işaret eden Doç. Dr. Beylur, bu sürecin ders kitapları, yardımcı kaynaklar, bilimsel literatür, terminoloji ve öğretmen yetiştirme politikalarıyla birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.
Doç. Dr. Beylur, “Ders materyallerinin hem ortaöğretimde hem de yükseköğretimde, Kazakistan’ın son yıllarda geliştirdiği tarih yazımı, kültür politikaları ve dil politikalarıyla uyumlu biçimde güncellenmesi gerekiyor. Burada mesele, sadece bazı kitapların yeniden yazılması değil. Tarihten edebiyata, sosyal bilimlerden fen ve teknoloji alanlarına kadar Kazak Türkçesi nitelikli kaynakların geliştirilmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Bu tür dönüşümlerin kısa süre içerisinde tamamlanamayacağını vurgulayan Beylur, “Bunlar 3 veya 5 yıllık politikalarla bütünüyle sonuçlandırılabilecek meseleler değil. Çünkü bir dilin bilim, eğitim ve yükseköğretim dili olarak güçlenmesi için hem literatürün, hem terminolojinin hem de bu dili kullanabilecek nitelikli insan kaynağının birlikte gelişmesi gerekiyor. Dolayısıyla bunu uzun vadeli bir süreç olarak görmek daha doğru olur.” dedi.
KAZAK TÜRKÇESİNİN BİLGİ ÜRETİMİ, KAMUSAL İLETİŞİM VE DİJİTAL ALANDAKİ KAPASİTESİNİN GELİŞTİRİLMESİ ÖNEM TAŞIYOR
Kazak Türkçesinin son yıllarda kamusal iletişimden geleneksel medyaya, dijital platformlardan akademik üretime kadar çok sayıda alanda kullanımının belirgin biçimde arttığını belirten Doç. Dr. Beylur, buna karşılık Rusçanın tarihsel olarak güçlü bir literatüre ve kullanım alanına sahip olduğu bazı sektörlerde etkisini sürdürdüğünü ifade etti.
Öte yandan Doç. Dr. Beylur, “Bugün Kazak Türkçesi içerik üreten televizyon kanallarının, haber platformlarının, sosyal medya hesaplarının ve dijital içerik üreticilerinin sayısında önemli bir artış var. Bununla birlikte Rusçanın medya, eğlence sektörü, bilimsel literatür ve bazı mesleki alanlarda uzun yıllara dayanan güçlü bir birikimi bulunuyor. Dolayısıyla burada esas mesele, Kazak Türkçesinin kullanım alanını sadece mevzuat üzerinden genişletmek değil; Kazak Türkçesi nitelikli içerik, bilimsel yayın, çeviri, terminoloji ve dijital kaynak üretimini de eş zamanlı biçimde geliştirmektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Ayrıca bu noktada devlet politikalarının yanı sıra üniversitelere, araştırma kurumlarına, yayıncılara, medya kuruluşlarına ve teknoloji alanında faaliyet gösteren kurumlara da önemli görevler düştüğünü belirten Beylur, “Bir dilin kullanım alanının genişlemesi, o dilde üretilen bilginin ve nitelikli içeriğin miktarı ve kalitesiyle doğrudan bağlantılıdır. Özellikle bilim, teknoloji, ekonomi, hukuk, tıp ve yapay zekâ gibi sürekli yeni kavramların ortaya çıktığı alanlarda Kazak Türkçesi terminolojinin ve literatürün dinamik biçimde geliştirilmesi gerekiyor.” dedi.
Son olarak Kazak Türkçesinin terminolojik kapasitesinin geliştirilmesi, dilin kendi yapısına uygun yeni kavramların üretilmesi, tarihsel dil temaslarının ortaya çıkardığı bazı kullanım özelliklerinin bilimsel yöntemlerle ele alınması ve Kazak Türkçesinin dijital teknolojilerde temsil kapasitesinin artırılması gerektiğine işaret eden Doç. Dr. Beylur, eğitimden akademik üretime, kamusal iletişimden medyaya ve yapay zekâ uygulamalarına kadar geniş bir alanda, Kazak Türkçesinin daha işlevsel hâle gelmesinin uzun vadeli, çok boyutlu ve birbirini tamamlayan politikalarla mümkün olacağını ifade etti.