SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Doğu Türkistan

QHA - Kırım Haber Ajansı - Doğu Türkistan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doğu Türkistan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Doğu Türkistan'daki zulmü anlatan isimler açıkça hedef alındı Haber

Doğu Türkistan'daki zulmü anlatan isimler açıkça hedef alındı

Aydınlık gazetesi yazarı Ali Erdem Köz imzasıyla gazetenin internet sayfasında yayımlanan 2 Haziran tarihli “‘Doğu Türkistan’ yalanlarının Türkiye’deki yeni taşıyıcıları” başlıklı haber Uygur diasporasında üzüntü ve kızgınlık yarattı. Sorumlu gazetecilik örneğinden uzak olduğu değerlendirilen yazıda, Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yönelik sürdürdüğü asimilasyon ve soykırım politikalarını kamuoyunda anlatan siyasetçi ve gazetecilerin söz ve yazıları “sahte anlatının farklı mecralardaki yansımaları” olarak ifade edildi. Bu “anlatının” ise Batı merkezli olduğu öne sürüldü. Aydınlık gazetesinde yer alan bu iddialar, Çin bağlantılı medya platformları tarafından da gecikmeksizin dolaşıma sokuldu. CGTN Türk ilgili yazıyı “Türkiye'deki "Doğu Türkistan" yalanları ve gerçek Xinjiang” ismiyle sundu. Medyada ve siyaset sahnesinde konuşulan acı hakikatleri “Yalan kampanyası” diye nitelendiren yazar, kendisinin “Sinciang Uygur Özerk Bölgesi’ni” ziyaret ettiğini anlatılanların aksine bölgedeki hayatın günlük akışı içinde çalıştığını iddia etti. HANGİ HABER YALAN? Yazar, Türkiye'deki bu sözde yalan haber kampanyasının merkezinde ise Dünya Uygur Kurultayının olduğunu ileri sürdü. Yaşanan bu gelişme, Pekin yönetiminin Türkiye'deki medya ve akademi dünyası üzerindeki nüfuz faaliyetlerini yeniden tartışmaya açtı. Çin'in Ankara Büyükelçiliğinin Türkiye’deki çeşitli medya kuruluşlarıyla ve bazı gazetecilerle yakın ilişkiler içerisinde olduğu kamuoyunda uzun zamandır biliniyor. Büyükelçilik, son olarak 30 Nisan’da açıkladığı “Çin ile Tanıştım Haber Ödülleri” projesiyle 3 farklı kategoride en iyi içeriği ödüllendireceğini duyurmuştu. Ayrıca Çin’in diplomatik misyonlar aracılığıyla dikkatle seçilen bazı isimleri önceden kurgulanan bir mizanseni tecrübe etmesi amacıyla Doğu Türkistan’a götürdüğü iddiaları kamuoyunda zaman zaman yer buluyor. Türkçe yayın yapan ve Doğu Türkistan’daki zulmü anlatan Uygur Haber internet sayfası da yazıda adı geçen gazeteci, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile siyasetçilerin açıkça hedef gösterildiği değerlendirmesinde bulundu. Konuyla ilgili yorum yapan diaspora çevreleri yazının komprador bir yaklaşımla kaleme alındığını ifade etti.

Çin’in Doğu Türkistan’daki zulmü devam ediyor: Toplama kamplarının kapasitesi 600 bini aştı! Haber

Çin’in Doğu Türkistan’daki zulmü devam ediyor: Toplama kamplarının kapasitesi 600 bini aştı!

Çin’in Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yönelik baskıları her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor. Doğu Türkistan’da sıkı bir gözetim ve kontrol sistemiyle asimilasyon politikaları uygulayan Çin’in bölgede toplam 579 toplama kampı kurması ve bu kampların kapasitesinin 600 bini aşması skandal olarak tarihe geçti. ÇİN, UYGUR TÜRKLERİNE ZULMETTİĞİ 579 ESARET MERKEZİ KURDU Çin, kadim Türk yurdu Doğu Türkistan’da toplam 579 toplama kampı kurdu. “Uygur Haber” haber sitesinin Birleşik Krallık merkezli "Financial Times" gazetesinin 29 Mayıs 2026 tarihli raporuna dayandırdığı habere göre; söz konusu tesisler arasında cezaevleri, alıkoyma merkezleri, yeniden eğitim kampları ve farklı türde tutma alanlarının yer alması dikkat çekti. Bölgeden elde edilen uydu görüntüleri, Çin’e ait resmî belgeler, yerel medya haberleri ve tanık ifadelerinden elde edilen bulgulara göre sistemin geniş bir bölgeye yayılmasının yanında aynı zamanda merkezî bir şekilde yönetildiği de aktarıldı. UYGUR TÜRKLERİ, ÇİN’İN TOPLAMA KAMPLARINDA ESARET ALTINDA TUTULUYOR Rapora göre Doğu Türkistan’daki esaret merkezlerinin toplam kapasitesi yaklaşık 627 bin kişiye ulaşıyor. Bu rakamın ise bölgedeki her 40 kişiden birinin aynı anda tutulabileceği bir altyapının mevcut olduğunu gösterdiği ifade edildi. Çin’in Uygur Türkü çocukları devlet yatılı okullarına yönlendirerek ailelerinden ayırdığı belirtilirken aynı zamanda çalışma çağındaki bireyleri zorla farklı bölgelere sevk ederek zorunlu iş gücü programlarını sistematik biçimde uyguladığı da kaydedildi. Öte yandan tesislerin özellikle Kaşgar ve Hoten gibi Uygur Türklerinin nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde kümelenmiş olduğu bildirildi.

Tiananmen Katliamı: Çin’in 37 yıl önce katlettiği siviller anılıyor Haber

Tiananmen Katliamı: Çin’in 37 yıl önce katlettiği siviller anılıyor

Tank destekli ağır silahlı Çin birliklerinin 3-4 Haziran 1989 tarihlerinde Pekin’in kenar mahallelerinden geçip çeşitli kaynaklara göre 2 binden fazla silahsız sivili katletmesinin üzerinden 37 geçti. Çin Komünist Partisinin (ÇKP) iktidarda kalmak için her şeyi yapma kararlılığını gösteren bu barbarca olaylar tarihe, Tiananmen Meydanı Katliamı olarak geçti ÇİNLİ AYDINLAR VE ÖĞRENCİLERDEN DEĞİŞİM TALEBİ Çin'in halen uluslararası toplum tarafından kınanmasına sebep olan olaylarda, 1978 yılındaki dışa açılımdan sonra uygulanan ekonomik reformların tetiklediği işsizlik, Çin Komünist Partisinin tutumu ve siyasi bozulma gibi nedenler etken oldu. Protestolara, ülkedeki aydın kesim ve öğrenciler başta olmak üzere yoğun katılım gerçekleşti. 1989’da başkent Pekin’deki öğrencilerin liderliğinde başlayan ve ordunun şiddetli müdahalesiyle sonuçlanan demokrasi yanlısı gösteriler, haftalarca sürdü ve diğer şehirlere de yayıldı. “Bana ya demokrasiyi ver ya da ölümü” dövizi taşıyarak Pekin’de bulunan Tiananmen Meydanı’na akın eden aktivistler; insan hakları, özgürlük, anayasa ve ekonomik alanlarda reform talebiyle haftalar süren gösteriler düzenledi. Çin Komünist Partisinin başındaki Hu Yaobang’ın partiden ihraç edilmesi ve 15 Nisan’da idam ettirilmesi ise halkın öfkesini alevlendirdi. Üniversite öğrencilerinin yanı sıra gösterilere işçi ve aydın kesimden birçok kişi katıldı. Gösteri esnasında öğrenciler, Tiananmen Meydan’ındaki komünist lider Mao Zedong’un portresinin karşısına “Demokrasi Tanrıçası”nın heykelini dikti. Olayların ilk başladığı zamanlarda hükûmet, göstericilere müdahale etmedi ancak protestocuların dağılmaması üzerine 20 Mayıs'ta sıkıyönetim ilan edildi. ÇİN YÖNETİMİ, ASKERLERİ SİVİL HALKIN ÜZERİNE SÜRDÜ Bununla birlikte hükûmet, protestocuların taleplerinin karşılanmasının mümkün olmadığı ve gösterilerin bastırılması gerektiği kararına vararak 4 Haziran 1989 sabahı, Tiananmen Meydanı'ndaki kalabalığın üzerine 200 bin Çinli askeri gönderdi. Katliama dönüşen barışçıl gösteride, meydandaki on binlerce öğrenci çapraz ateşe tutuldu. Askerler; öğrenci, öğretmen ve sivil halk fark etmeksizin herkesi katletti. Çin'in yakın dönem tarihinde bilinen en önemli halk hareketlerinden birisi olan Tiananmen Katliamı 37 yıl sonra hâlen hafızalardaki yerini koruyor. Ekonomik gücüne güvenen için Çin hâlâ bölgede ve Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri başta olmak üzere diğer Türk ve Müslüman topluluklara soykırım uygulamaya devam ediyor.

İçişleri Bakanı Çiftçi, Geri Gönderme Merkezinde tutulan Uygur Türkü için devreye girdi Haber

İçişleri Bakanı Çiftçi, Geri Gönderme Merkezinde tutulan Uygur Türkü için devreye girdi

Doğu Türkistan'da Çin'in uyguladığı soykırımdan kaçarak Türkiye’ye gelen Uygur Türkü Mihrigül Tayurak’ın 21 Mayıs’ta İstanbul’da yaptığı ikamet izni uzatma başvurusu reddedilmiş ve ardından Çin’e iade edilme riskiyle karşı karşıya kalmıştı. Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin 23 Mayıs’ta olaya müdahil olmasıyla iki çocuk annesi Mihrigül Tayurak Geri Gönderme Merkezinden (GGM) serbest bırakıldı. Bakan Çiftçi, sosyal medya hesabından konuya dair paylaşım yapan Yenişafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan’ın paylaşımına yanıt vererek son durumu açıkladı. Değerli Hocam, İlgili şahsın uluslararası koruma başvurusunu alacağız, bu şekilde sorun çözülmüş olacak. Ayrıca Uygur Türkü Hanımefendi geri gönderme merkezimizden de serbest bırakıldı. Bilginize. — Mustafa ÇİFTÇİ (@mustafaciftcitr) May 23, 2026 Tayurak’ın uluslararası koruma başvurusunun alınacağını bildiren Çiftçi şu ifadeleri kaydetti: Değerli Hocam, İlgili şahsın uluslararası koruma başvurusunu alacağız, bu şekilde sorun çözülmüş olacak. Ayrıca Uygur Türkü Hanımefendi geri gönderme merkezimizden de serbest bırakıldı. Bilginize. “TÜRKİYE İKİNCİ VATANIMIZ” Yaşadıklarını Uygur Haber’e anlatan Tayurak, 2002 yılında eşinin toplama kampına alındığını, gördüğü işkenceler sonucunda hastalandığını ve 2015 yılında hayatını kaybettiğini aktardı. Türkiye’yi ikinci vatanı olarak gördüğünü belirten Tayurak, “Çocuklarımın hem Türk hem de Müslüman bir ülkede kalmalarının daha iyi olacağını düşündüğüm için Türkiye’yi terk etmek istemedim.” dedi. Serbest bırakılması nedeniyle Bakan Çiftçi’ye teşekkür eden Tayurak, “Uygur Türkleri maalesef sürekli olarak Geri Gönderme Merkezine gönderiliyor. Biz ikinci vatanımız dediğimiz Türkiye’mizde herhangi bir suça karışmıyor, yasal hiçbir durumu ihlâl etmiyoruz. Sadece çocuklarımıza iyi bir imkân bulmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı. GÖREVDEN ALINDI Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla 25 Mayıs tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan yeni kararname ile Göç İdaresi Başkan Yardımcısı Niyazi Ulugölge ile Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü Davut Düzgün görevden alındı. Kararla birlikte Göç İdaresi Başkanlığı görevine, İçişleri Bakanlığı Bilgi Teknolojileri Genel Müdürü Muhammet Selami Yazıcı getirildi. Göç İdaresi Başkanlığı görevini yürüten Hüseyin Kök, Mayıs ayı başında Nevşehir Valisi olarak atanmıştı.

Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdulhamit Karahan, Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı insan hakları ihlallerini QHA’ya değerlendirdi Haber

Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdulhamit Karahan, Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı insan hakları ihlallerini QHA’ya değerlendirdi

Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yönelik sistematik baskılar, her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor. Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdulhamit Karahan, Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı özel açıklamalarda, Çin’in bölgedeki mahremiyet ihlallerini ve dünya kamuoyunu yanıltmak için yürüttüğü algı operasyonlarını deşifre etti. ÇİNLİ MEMURLARDAN UYGUR KADINLARINA CİNSEL SALDIRI GİRİŞİMİ! Karahan, Çin rejiminin Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinin günlük yaşamını denetlemek için millî, kültürel, dinî unsurların veya Çin rejimine karşı olabilecek bir husus olup olmadığını gözlemlemek için Çin Komünist Partisinin (ÇKP) hükûmet ve kamu görevlilerini Doğu Türkistanlı haneler için görevlendirdiğini belirtti. “Bu görevliler erkek de kadın da olabiliyor. Dışarıdan özellikle Türk ya da Müslüman olmayan bir yabancının, bu evlerde istediği zaman kalıp ve istediği zaman ailelerin hareketlerini gözlemlemesi, çok ciddi bir rahatsızlık teşkil ediyor ve bu, kabul edilemez bir durum. Bununla ilgili ailelerde kanlı vakalar da oldu.” şeklinde konuşan Karahan, Uygur Türkü ailelerin erkekleri toplama kampındayken Çinli görevlilerin, bu ailelerin kadınlarına cinsel saldırı girişiminde bulunduğuna ve kanlı vakaların yaşandığına da dikkat çekti. UYGUR TÜRKÜ KADINLAR, ÇİNLİ ERKEKLERLE EVLENMEYE ZORLANIYOR Karahan, Doğu Türkistanlı ailelerin mahremiyetinin Çin tarafından ihlaline ilişkin “Burada ciddi bir soykırım söz konusu. O şahıs, Kur’an’ı Kerim’i okuyor mu, namaz kılıyor mu, oruç tutuyor mu, günlük hayatı ve aile yapısı nasıl? Çinli görevliler, bu noktalara dair istatistik elde edilmesi için belirli bir süre Uygur Türkü ailelerin evlerine yerleştirilmişler. Biz hayatımızda böyle bir şey yaşamamıştık. Bu, bizim için kabul edilemez bir durum ancak 2017 yılından sonra Doğu Türkistan’ın hemen hemen her yerinde bu uygulama söz konusu oldu.” dedi. Bununla birlikte Karahan, Uygur Türkü kadınların Han Çinlisi erkeklerle evlenmeye zorlanmasının Doğu Türkistan’ın demografik yapısı ve Uygur Türklerinin kültürel kimliği üzerindeki etkisi üzerine, “Uygur Türkü kadınlar, iki şekilde Çinlilerle evlenmek zorunda kalıyor. Ya ailesine çok ciddi bir baskı uygulanıyor; katliam, hapis cezası ve toplama kampına atılma tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar ya da çok ciddi bir maddi sıkıntıya uğramış ve uzun süre psikolojik olarak yıpranmış kızlarımız da maalesef türlü hilelerle Çinlilerle evlenmeye teşvik ediliyor. Bu, bizim demografik yapımızı bozmak ve bizi Çinlileştirmek için sürdürülen asimile politikasının bir parçası. Bu bizim için ciddi bir problem yaratmakta.” ifadelerini kullandı. ÇİN, UYGUR TÜRKLERİNİN DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İHLAL EDİYOR Çin’in Doğu Türkistan’da din ve vicdan özgürlüğünü katı bir şekilde ihlal etmesi ve Uygur Türklerinin günlük yaşamlarını gözetlemesi üzerine Karahan, “2010’dan ve Ürümçi Soykırımları'ndan sonra insanlar, dinî ibadetlerini açık bir şekilde yerine getiremiyordu. (5 Temmuz 2009) Ürümçi olaylarından önce öyle değildi. İnsanlar, rahatça camilere girip çıkabilir ve oruç tutabilirdi. Şimdi ÇKP üyesi kamu görevlileri ve öğrenciler dışında normalde herkes oruç tutup namazını kılabiliyordu. 5 Temmuz 2009 tarihindeki olaylardan sonra çok ciddi dinî kısıtlamalar getirildi. Baş örtüsü takmak, sakal bırakmak, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi ibadetler yasaklanmaya başladı ama Çin, uluslararası medyaya böyle yasaklamaların olmadığını ispat etmek için zaman zaman yurt dışından yabancı yetkililer veya turistler geldiğinde birkaç camiyi açık bırakıp yalandan yaşlılara camiye giriş kartı dağıtıp namaz ibadetini yerine getirmelerini bazen mecbur kıldı. Bu, sadece göstermelikti.” dedi. Karahan, Çin hükûmetinin son zamanlarda cami imamlarıyla ve bazı ÇKP yetkililerine yakın isimlerle röportaj yaparak ve onları videoya alarak Doğu Türkistan’da dinî kısıtlamaların olmadığını ve inanç özgürlüğünün hâlâ anayasaya göre mevcut olduğunu iddia ettiğini kaydetti. Buna karşın, bugün Doğu Türkistan’a gidip gelen araştırmacılardan ve turistlerin raporlarından elde edilen verilerin önemini vurgulayan Karahan, bu veriler ışığında Doğu Türkistan’da şu an namaz kılabilecek hiçbir caminin bulunmadığını ve baş örtülü veya sakallı bir kişinin bile görünmediğini belirtti. Çin’in baskıları sebebiyle Nevruz Bayramı ile birlikte dinî bayramların kutlanmasının da yasaklandığını belirten Karahan, “Ramazan Bayramınız mübarek olsun”, “Esselâmü aleyküm”, “Allah’a emanet ol” ve “Allah korusun” gibi ifadelerin çoğunun yasaklandığını ve birçok bölgede Uygur Türkçesi konuşmanın bile yasaklandığının altını çizdi. ÇİN, İMAJINI TAZELEMEK İÇİN NASIL BİR ALGI OPERASYONUNA BAŞVURUYOR? Karahan, Uygur Türklerinin dış dünya ile iletişimi hususunda ise “WhatsApp”, “Facebook”, “YouTube” gibi platformların Doğu Türkistan’da yasak olduğunu kaydederek bu uygulamalara bir şekilde erişenlerin ise hapis cezasıyla karşılaştığını dile getirdi. Çin’in kendi sosyal ağlarının kullanımını dayattığını beyan eden Karahan, Çin’in hükûmete yakın isimleri Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa ve Türkiye’ye gönderip “Bakın, burada seyahat özgürlüğü var; Uygur Türkleri yurt dışına çıkıp geri dönebiliyor.” şeklinde algı yönetimi yaptığını ifade etti. “Uygur Türkleri, Doğu Türkistan’a iki şekilde gidip gelebiliyor. Birincisi, ailelerine çok ciddi bir şekilde baskı yapılıyor, ‘Gelmezseniz sıkıntı yaratacağız.’ deniyor. İkincisi ise Çin, Uygur Türklerini kandırarak hiçbir baskının kalmadığını, özgürce seyahat edebileceğini, ailesi ve akrabalarını görebileceği taahhüdünü veriyor.” şeklinde konuşan Karahan, şu an Batı dünyasındaki insan hakları örgütlerinin Çin’in yaptığı soykırıma ve asimilasyon politikasına çok ciddi tepki gösterdiğini dile getirerek Çin’in bu imajı hafifletmek için söz konusu algı operasyonunu yönettiğini bildirdi. ÇİN, TOPLAMA KAMPLARINDA “MESLEKİ EĞİTİM” BAHANESİNE SIĞINIYOR Uygur Türklerini toplama kamplarında ağır şartlarda çalıştıran Çin’in “meslekî eğitim” ve “gönüllü olarak çalıştırma” şeklindeki algı operasyonunu da gündeme taşıyan Karahan, Çin’in mallarının rahatça alınabileceğini kanıtlamak için bu yönteme başvurduğunu dile getirdi. Bin 200’den fazla toplama kampında tutulan Uygur Türklerinin çoğunun akademisyen, bilim insanı, iş insanı ve din görevlisi olduğunun ve meslek öğrenmeye ihtiyaçları olmadığının raporlandığını kaydeden Karahan, Çin’in söz konusu Uygur Türklerinin yarısından fazlasını, Doğu Türkistan’da ve Çin’in iç bölgelerinde bulunan büyük fabrikalarla anlaşarak zorla çalıştırdığını ve ücretlerine el koyduğunu belirtti. Bununla beraber Karahan, toplama kamplarında tutulan Uygur Türklerine sadece kalacak yer ve gıda temin edildiğini dile getirerek Çin’de hükûmete yakın kişilerin ve şirketlerin bu durumdan istifade ettiğine ve ucuz malları bu şekilde uluslararası pazara dâhil ederek rekabet avantajı elde ettiğinin altını çizdi. “ONLAR, ŞAHSİ MENFAATLERİ İÇİN DEVLETİ BİLE BİR TARAFA İTİYOR” Bununla birlikte Karahan, Uygur Türklerine Çin tarafından yaşatılan zulme uluslararası toplumun verdiği tepkiler hususunda ise Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa tarafından tepki verilse de bu tepkilerin yetersiz olduğunu kaydederek Türkiye, Türk dünyası ile İslam dünyasının ise hükûmet bazında, özellikle Çin ile olan ticari ilişkilerden dolayı Çin’e karşı tepki gösteremediğini dile getirdi. Öte yandan Uygur Türklerinin durumunun sosyal medyada geniş çapta duyurulması ve paylaşımların yapılması gerektiğinin altını çizen Karahan, sivil toplum kuruluşlarının (STK) yanı sıra düşünce kuruluşlarının da Doğu Türkistan meselesini ele alırsa birçok ülkenin bu meseleye alâka göstermek durumunda kalacağını belirterek “Hükûmetler arası değil fakat Çin ile iş yapan büyük iş insanları, bizim için en büyük engel. Onlar, kendi şahsi ticari menfaatleri için maalesef devleti bile bir tarafa itiyor.” dedi. Ayrıca Türkiye’nin ve diğer Türk cumhuriyetlerinin, İslam dünyasıyla birlikte Çin ile cari açığının olduğunu kaydeden Karahan, “Çin daha çok mal satıyor ama biz, yeterince satamıyoruz. Bu, bir devletin millî çıkarına aykırıdır ama Çin ile iş yapan büyük iş insanları, sırf kendi şahsi menfaati için maalesef kendi ülkesinin millî çıkarını göz ardı ediyor. Bundan dolayı Doğu Türkistan meselesi pek gündeme getirilmek istenmiyor.” şeklinde konuştu. ÇİN’DEN “MİLLETLER ARASINDA ETNİK İŞ BİRLİĞİ YASASI” Çin anayasasına göre Çin’de 56 etnik grubun olduğunu kaydeden Karahan, Doğu Türkistan’da özellikle Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar ve Salur gibi Türk soyluların yanı sıra Tibetliler ve "İç Moğolistan"daki Moğollar gibi yedi ve sekiz etnik grubun da hâlâ kimliğini koruyabildiğini ve Çin’in söz konusu etnik grupları hâlâ asimile edemediğini dile getiren Karahan, son olarak şu ifadelere yer verdi: 12 Mart’ta Çin, ‘etnik iş birliği yasası’ şeklinde yeni bir yasa onayladı. Bu yasaya göre Çinli olmayan herkes maalesef Çince öğrenmek, kendi aralarında Çince konuşmak ve Çin okuluna gitmek zorunda. Dışarıdaki insanlar anlayamayıp rahatsız oluyor gibi sebeplerden dolayı hiçbir şekilde kendi ana dillerini konuşamazlar. Bundan 10 veya 20 sene sonra çok ciddi bir şekilde asimilasyona maruz kalacaklar çünkü 56 etnik grubun neredeyse 45’i şimdiye kadar tamamen asimile oldu. Asimile olmayan 10 küsür etnik grup kaldı. Çin, onları da asimile etmek için elinden geleni yapıyor.

Doğu Türkistan direnişinin sembol ismi Osman Batur şehadetinin yıl dönümünde anılıyor Haber

Doğu Türkistan direnişinin sembol ismi Osman Batur şehadetinin yıl dönümünde anılıyor

Çin ve Rus işgalcilerine karşı Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı için mücadele eden ve bu uğurda naaşına bile işkence edilen Osman Batur, şehadetinin 75. yıl dönümünde saygı ve rahmetle anılıyor. 1899 yılında Türk dünyasının beşiği olan Altay bölgesinde dünyaya gelen Osman Batur, genç yaşlardan itibaren bölgedeki siyasi gelişmelere ve halkının karşı karşıya kaldığı zorluklara tanıklık etti. Bu süreç, onun karakterini ve mücadele anlayışını şekillendirdi. Çinlilerin tarafından artan baskılar karşısında sessiz kalamayan Osman Batur, cesareti ve liderlik vasfıyla kısa sürede halkının öncüsü haline geldi. Türkistan bozkırlarında yürütülen direnişin en güçlü isimlerinden biri olarak öne çıktı. 1940’LI YILLARDA LİDERLİĞİ BELİRGİNLEŞTİ Doğu Türkistan’da 1940’lı yıllarda yaşanan siyasi gelişmeler sırasında Osman Batur’un liderliği ciddi şekilde ön plana çıktı. Bölgedeki halkın haklarını savunma yönünde faaliyetler yürüten Osman Batur, zor coğrafi koşullara rağmen direnişi sürdürdü. Dağlarda, ovalarda ve en çetin şartlarda sürdürülen mücadele, Osman Batur’un kararlılığını ortaya koydu. Halkıyla birlikte hareket eden kahraman, direnişin sürekliliğini sağlamaya çalıştı. Bunun yanında, öncülüğünde yürütülen mücadele, sadece askeri boyutla sınırlı kalmadı. Aynı zamanda toplumsal birlik, dayanışma ve ortak kimlik bilincinin güçlenmesine katkı sağladı. YAKALANMA VE ZORLU SÜREÇ Osman Batur, gözaltı sürecinde ağır koşullara maruz kaldı. Bu süreç, bölgedeki direniş hareketleri açısından da önemli bir kırılma noktası oldu. 29 Nisan 1951 tarihinde hayatını kaybeden Osman Batur, ardında güçlü bir mücadele mirası bıraktı. Onun adı, bugün hâlâ Doğu Türkistan söz konusu olduğunda direniş ve özgürlük arayışıyla birlikte anılıyor. Aradan geçen yıllara rağmen Osman Batur’un mücadelesi, tarihsel hafızada canlılığını sürdürüyor. Özellikle Türk dünyasında, direnişin ve bağımsızlık arzusunun sembollerinden biri olarak değerlendiriliyor. Liderin hayatı ve mücadelesi, yalnızca yaşadığı döneme değil, sonraki nesillere de ışık tutan bir örnek olarak görülüyor. Direniş, fedakârlık ve özgürlük idealleriyle anılan Osman Batur’un mirası, günümüzde de önemini korumaya devam ediyor.

Öz-Türkistan Derneği Başkanı Masumi, Güney Türkistan’daki asimilasyon ve hak mücadelesini QHA’ya anlattı Haber

Öz-Türkistan Derneği Başkanı Masumi, Güney Türkistan’daki asimilasyon ve hak mücadelesini QHA’ya anlattı

Öz-Türkistan Kültür Eğitim Araştırma ve Strateji Derneği Başkanı Abdurrahim Masumi; bugünkü Afganistan topraklarında kalan ve Özbekler başta olmak üzere çoğunlukla Türkmenler, Tatarlar, Kırgızlar ve Kazaklardan oluşan Güney Türkistan halkının tarihi, Güney Türkistan halkına yaşatılan zulümler ve Güney Türkistan halkının hak mücadelesi üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “GÜNEY TÜRKİSTAN’IN DESTEĞİNİ ALMADAN HİÇBİRİSİ İKTİDARA GELEMEMİŞTİR” Abdurrahim Masumi, Güney Türkistan halkının yaşadığı zorlukların fitilinin ateşlenmesinin Afganistan emirleri olan Ahmed Şah Dürrânî’den Abdurrahman Han’a kadar uzanan bir dönem içerisinde başladığını kaydetti. “Hangi hükûmet gelirse gelsin, Güney Türkistan Türklerinin desteğini almadan hiçbirisi iktidara gelememiştir. Göktürkler döneminde de görüldüğü gibi biz, düşmanın tatlı diline çok çabuk kanıyoruz. Türk halkı olarak çok iyimseriz, dolayısıyla bizi hep tatlı dilleriyle kullanmışlardır.” diyen Masumi, Güney Türkistan halkının bu durumdan olumsuz etkilendiğini kaydetti. Güney Türkistan halkının dillerinden ve kültürlerinden uzak kaldığını ve dilin yalnızca konuşma dili olarak kaldığını belirtti. Buna rağmen Güney Türkistan halkının ne kadar baskıyla karşılaşırsa karşılaşsın kendi kültüründen vazgeçmediğini dile getiren Masumi; halkın destanını, dili ve halk şarkılarını bir şekilde devam ettirdiğini beyan etti. Masumi, bununla birlikte Afganistan’ın Emir Abdurrahman Han dönemine denk gelen dönemde bastırılan Kabil Rupisi banknotlarının üzerinde Türkçe, Farsça, Peştunca yazılar olduğunu belirterek 5 Rupi banknotunun üzerinde Arap alfabesiyle Türkçe “beş” yazdığını dile getirdi. MASUMİ, RUSYA’NIN GÜNEY TÜRKİSTAN TARİHİNDEKİ OLUMSUZ ETKİSİNE DİKKAT ÇEKTİ Söz konusu dönem içerisinde, Emir Abdurrahman Han ile başlayan ve bugüne kadar devam eden Güney Türkistan’ı Peştûnîleştirme politikasının hüküm sürdüğünü bildiren Masumi, “Devlet, bölgenin (Güney Türkistan) en verimli topraklarını kendi Peştun halkına bir şekilde veriyor ve orada yayılarak bu politikasını hâlâ devam ettiriyor. Hatta Zahir Şah döneminde Gül Muhammed Mohmand diye bir diplomat var. Daha önce Kabil’de görevliyken Türkiye’ye eğitime geliyor ve geldikten sonra Türk tarihinin ve kültürün ne kadar zengin olduğunu öğreniyor. İçinde kin besleyerek Afganistan’a döndükten sonra Zahir Şah’a diyor ki ‘Sen beni Türkistan’a temsilci olarak ata, ben orada ne yapacağımı bilirim.’. Oraya gittikten sonra kimi zaman tatlı dille ve kimi zaman zorbalıkla kitaplarla el yazma eserleri yakıyor ve sonrasında külünü Amu Derya’ya döküyor. Burada Rusya’nın etkisi çok fazla.” ifadelerini kullandı. Masumi, Güney Türkistan’ın parasındaki Türkçe “beş” ibaresinin ve “Afganistan Türkistanı” ismindeki “Türkistan” kelimesinin kaldırılmasında Rusya’nın büyük etkisi olduğunu vurguladı. Bununla birlikte Afganistan emirlerine Türkistan’ın ve Türklerin ikinci plana atılması karşılığında askerî ve ekonomik açıdan desteklenmesi yönünde tekliflerin yapıldığını belirten Masumi, “Özellikle Afganistan’ın sınırları, Rusya’nın etkisiyle belirleniyor. Amu Derya’nın güneyinde bizler, Afganistan sınırları içerisinde kalıyoruz, kuzeyinde de Büyük Türkistan’ın içerisinde kalıyor." dedi. MAREŞAL ABDÜRREŞİT DOSTUM, GÜNEY TÜRKİSTAN’I AYAĞA KALDIRMIŞTI Rusya’ya karşı dağa çıkan Güney Türkistanlı mücahitler içinde her etnik gruptan silahlanmanın ve teşkilatlanma olduğunu ve bu noktada büyük destekler sağlandığını belirten Masumi, “Maalesef ki bizim Türkler, bundan yine mahrum kaldı.” dedi. Azat Beg dışında diğer komutanların ve diğer etnik grupların kurduğu teşkilatların farklı yönlere dağılmasıyla Güney Türkistan halkının parçalandığını, dolayısıyla bir teşkilat kurulamadığını kaydeden Masumi, Mareşal Abdürreşit Dostum ile birlikte Güney Türkistan Türklerinin kendi kimliğini kazandığına ve Güney Türkistan’ın o dönemde neredeyse bağımsız bir devlet olduğuna fakat bu devletin Birleşmiş Milletler (BM) veya BM ile bağlı diğer devletler tarafından tanınmadığına dikkat çekti. TALİBAN’DAN ÖZBEK TÜRKMEN KADINLARA VE ÇOCUKLARA İNSANLIK DIŞI MUAMELE! Taliban’ın önceki döneminde düzenlediği Kaysar Katliamı’nın Güney Türkistan Türkleri için kapanmayacak bir yara olduğunu belirten Masumi, Peştunların Özbek Türkmen kadınlara Türk çocuğu doğurmaları sebebiyle hakaret edip göğüslerini kestiğini, kundaktaki bebekleri öldürdüğünü ve başka çok geniş ölçekli katliamlar yaptıklarını hatırlattı. “O zaman internet ve televizyon çok fazla yaygın olmadığı için dünyaya duyurulamadı. Zaten olsaydı bile bugünkü gibi yine duyurulamazdı. Bugün de bu sinsi siyaset devam ediyor, Peştûnîleşme siyaseti hâlâ devam ediyor. Kim olduğunu bilmediğimiz Peştunlar, Güney Türkistan’da özellikle hiç Peştun olmayan bölgelere getirilip onlara, oranın halkıymış gibi kimlikler veriliyor. Maalesef bu siyaset, hâlâ devam etmekte.” değerlendirmesini yaptı. “TÜRK HALKI HER ZAMAN BAYRAĞINA, TOPRAĞINA, NAMUSUNA SAHİP ÇIKAN BİR HALKTI” Afganistan’daki Taliban rejimi üzerine bugün, kadınların özellikle doğum veya kadın hastalıkları durumunda doktora gidemediğini ve hayatını kaybettiğini, kadınların ve kız çocuklarının okula ve üniversiteye gidemediğini ve bundan Güney Türkistanlı kadınların da etkilendiğini belirten Masumi, “Bugün her türlü zulüm devam etmekte.” dedi. Bununla birlikte Masumi, “Bu Afganistan’ın genelinde yapılıyor ama neden yapılıyor? Türk halkı, her zaman yeniliğe açık bir halktır. Ne kadar ekonomik, sosyal ve diğer sıkıntılar olsa da bizim halkımız, çocuklarını okutmaya meyilli. Peştun bölgesine baktığınızda, bu Cumhuriyet (Afganistan Cumhuriyeti) ve ondan önceki dönemde de böyleydi, onlara her türlü imkânı verin, yine de kız çocuklarını okutmazlardı, hatta erkekleri bile çok fazla okutmazlardı. En fazla okuyan ve her dönemde dereceye giren yine Güney Türkistanlı çocuklardır, kız çocukları olsun erkek çocukları olsun başarılı olan onlardır. Hem okullarda sayı olarak fazladır hem de başarı olarak ön plandadır.” şeklinde konuştu. Masumi, Güney Türkistanlılara karşı gerçekleştirilen zulmün nedeni üzerine ise “Türk halkı her zaman bayrağına, toprağına ve namusuna sahip çıkan bir halktı. Dolayısıyla (Türklerin) onların oyununa gelmeyeceklerini bildikleri için onlara karşı olan bir halkı seçiyorlar.” değerlendirmesini yaptı. “TÜRK DÜNYASININ ÇOK KATMANLI BİR STRATEJİ YÜRÜTMESİ LAZIM” Öte yandan Güney Türkistan meselesine uluslararası toplumun dikkatini çekmek için basının ve sosyal medyanın önemini vurgulayan Masumi, bununla birlikte en büyük görevin Türk Devletleri Teşkilatına (TDT) düştüğünü ifade etti. Ayrıca “Türk dünyasının çok katmanlı bir strateji yürütmesi lazımdır. Bu strateji içerisinde diplomatik, kültürel, medya, insan hakları ve ekonomi olarak birleşik bir yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir.” şeklinde konuşan Masumi, haftada en az birkaç kere Güney Türkistan halkının durumunun aktarılmasının ve Türk devletlerinin Güney Türkistan’ı devamlı gündeme taşımasının önemini dile getirdi. Masumi, son olarak şu ifadelere yer verdi: Nasıl ki bir zamanlar Doğu Türkistan’ı kimse tanımıyordu ve bugün her yerde Doğu Türkistan olarak biliniyor, Çin kabul etmese bile. Biz de öyle olabiliriz. Bizi de Güney Türkistan olarak bütün Türk devletlerinin dillendirmesi lazım. Biz kültürümüzü, dilimizi, kendimizi tanıtmak amacıyla Öz-Türkistan Kültür Eğitim Araştırma Strateji Derneğini kurduk. Bu dernek çatısı altında kültürel faaliyetler ve bilimsel çalışmalar yürüttük. Akademi ile de birebir bağlantı içerisindeyiz. Ramazan’dan birkaç gün önce Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ile Afganistan Türkleri Kültür Günü’nü kutladık ve çok güzel geçti. 18 Nisan’da büyük babamız Emir Timur’un doğumunu 690. yılını kutladık. Bu çalışmalarımız devam etmekte, bu şekilde çalışmalarımızı devam ettirebiliriz, bu mazlum halkın sesi bu şekilde duyurulabilir. Özellikle medyanın ve devlet yetkililerimizin söylemleri çok önemli. Güney Türkistan’ın her zaman, her yerde ve her platformda adının geçmesi gerekmektedir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.