SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Doğu Türkistan

QHA - Kırım Haber Ajansı - Doğu Türkistan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doğu Türkistan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Annesi toplama kampında, babası hapiste: “Doğu Türkistan’ın bayrağını başka bir ülkede öğrendim” Haber

Annesi toplama kampında, babası hapiste: “Doğu Türkistan’ın bayrağını başka bir ülkede öğrendim”

Yağmur Filiz KAŞGARLI/QHA Ankara Baskı ve asimilasyon politikalarının sürmekte olduğu Doğu Türkistan’daki sessiz çığlığın bir tanığı daha Kırım Haber Ajansına (QHA) konuştu. Türkiye’deki bir üniversitede hukuk eğitimi alan Uygur Türkü Buhliçe, ailesiyle tam 9 yıldır irtibat kuramıyor. Eğitimi için zorlu koşullardan geçen ancak iki yıl önce Türkiye'de Hukuk Fakültesine başlayan başarılı öğrenci, yaşadıklarını tüm gerçekliğiyle aktardı. 2016 yılında ailesinin kendisini ve ağabeyini eğitim almaları için Özbekistan'a gönderdiğini orada öğrenci evinde ikâmet ettiklerini aktaran Buhliçe, daha sonra anne ve babasıyla iletişimin aksadığını belirtti. BABASINI 2017 YILINDA SON KEZ GÖRDÜ Buhliçe, “Henüz 11 yaşındaydım. 2016-2017 yıllarında yollar bugüne göre daha açıktı. Annemle babam beni orada ortaokula yerleştirdi. Babam zaman zaman bizi ziyaret ediyordu ama aynı yılın sonlarında, ‘Bir daha gelemeyebilirim.’ dedi. Küçük olduğum için hiçbir şey anlamıyordum. Kendi dinimi daha önce bilmediğim bir ülkede öğrendim.” ifadelerini kullandı. Buhliçe, WhatsApp gibi sosyal medya uygulamalarının kullanımının Çin yönetimi tarafından yasaklandığı için WeChat üzerinden iletişim kurabildiklerini, ancak 2017 yılı itibarıyla bu uygulama üzerinden de ailesiyle irtibatının tamamen kesildiğini aktardı. ÇİN BASKISI ÖZBEKİSTAN'DA DA VARDI Özbekistan'daki Uygur diasporasına yönelik Çin baskısının hakîm olduğunu hatta birçok Uygurun deport edildiğini vurgulayan Buhliçe, ağabeyi ile daha sonra apar topar bir şekilde Türkiye'ye geldiklerini dile getirdi. Buhliçe, havalimanında uçağa binerek, vizeyle çok rahat bir şekilde Uygur teşkilatlarının desteği sayesinde İstanbul’a geldiklerini söyledi. Buhliçe, “Valizlerimiz, kıyafetlerimiz ve tüm eşyalarımızı bırakıp geldik buraya.” dedi. Lise eğitimine de burada başladığını ifade eden genç kız, lise eğitiminin ardından üniversiteyi kazandığı şehre yerleştiğini belirtti. Hatırladığı 2010’lu yıllarda Çinlilerin Uygur Türklerinden çekindiğini ve hatta korktuğunu söyleyen Buhliçe, “Şehrimizin her sokak başında Çin’in yönetim kadrosu vardı. Ayrıca geceleri kapanan sokaklar arasında demir kapılar vardı. Ancak Çinlileri daha çok Ürümçi’de görebiliyorduk.” ifadelerine yer verdi. “BİZE SUNULAN BİR DÜNYA VARDI SADECE” O dönemde inançlarına yönelik bir baskıyı hissettiğini vurgulayan Buhliçe, “Annelerimiz başını sadece arkadan bağlayarak kapatabiliyordu o dönemlerde. Türk devletleri, bilhassa Türkiye hakkında hiçbir şey konuşamıyorduk. Oralardan haberlerimiz olmuyordu. Farklı sosyal medya ağları olduğu için dış ülkeler hakkında bir şey bilmiyorduk. Bize sunulan bir dünya vardı sadece.” diyerek kendi ülkesinin tarihî arka planını öğrenemediklerini dile getirdi. "ÜLKEMİN BAYRAĞINI BAŞKA BİR ÜLKEDE ÖĞRENDİM" Bunlardan birinin de bir devletin bağımsızlığının simgesi olan bayrak ve marşı bilmediklerinin altını çizen Buhliçe, “Ülkemin, Doğu Türkistan’ın mavi zeminli ay yıldız şeklinde olduğunu 2017 yılında, başka bir ülkede öğrendik.” dedi. ANNESİ TOPLAMA KAMPINDA, BABASI HAPİSTE Uygur genç, babası ve annesiyle en son 2016 yılında iletişim kurduklarını ve o tarihten sonra babasının hapis cezası aldığını, annesinin ise 7 yıl toplama kampı cezası aldığını öğrendiklerini ifade etti. Buhliçe, “Kardeşlerime ablam ve teyzemler bakıyordu. Hesaplamalarımıza göre ikisinin de çıkmış olması gerekiyor. İnşallah sağ bir şekilde hayatlarına devam ediyorlardır.” diyerek temennilerde bulundu. Ayrıca Buhliçe, Özbekistan'a ve Türkiye’ye birlikte geldiği ağabeyinin, kardeşleriyle dijital oyunlar üzerinden mesajlaşabildiğini ancak bu oyun üzerinden iletişim kuranların Çinliler tarafından tespit edilerek toplama kampına götürüldüklerini öğrendikten sonra iletişimi bitirmek zorunda kaldıklarını söyledi. "ZAMAN ZAMAN ENGELLER VE KISITLAMALARLA KARŞILAŞIYORUZ" Türkiye’de inançlarını ve yaşam şekillerini rahatlıkla yaşayabildiklerini vurgulayan Buhliçe, “Ama elbette bütün Uygur Türkleri olarak ülkemizdeki durumun sona ermesini ve oraya dönmeyi, buna yönelik çalışmalar yapmayı istiyoruz. Bu zamanlarda da sesimizi duyurmak adına engeller ve kısıtlamalarla karşılaşıyoruz.” ifadeleriyle söz konusu duruma sitemde bulundu. TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLAMADIĞI İÇİN DEVLET DESTEKLİ EĞİTİM VE SAĞLIK İMKÂNLARINDAN YARARLANAMIYOR Hâlâ Çin vatandaşı olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamadığını, kazandığı puanla dahi olsa üniversiteye ödeme yapmak zorunda kaldığını sözlerine ekleyen Buhliçe, bu durumdaki öğrencilerin zor durumda olduğunun altını çizdi. “Hastanelerde defalarca büyük zorluklar yaşadım.” diyen öğrenci, devlet yurdunda da kalamadığını, mecburen özel yurtta kaldığını söyledi. NEDEN HUKUK TERCİH ETTİ? Öte yandan Uygur genç, Hukuk Fakültesini, ülkesi Doğu Türkistan’ın uluslararası alanda sesinin duyurulmasını sağlama amacıyla tercih ettiğini dile getirdi. Buhliçe, “Bu alanı ülkemiz adına uluslararası alanlarda işler yapmak için seçtim.” dedi. Buhliçe konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: Bazen insan sonradan idrak ediyor. Ülkemizi, şehrimizi Uygur biri değil de neden Çinli biri yönetiyor diye sormamışım. İnternete bakıyorsunuz yeterince bilgi yok, çünkü Doğu Türkistan dış dünyaya kapalı. Komünist rejim nedeniyle Çinli muhalifler bile bu duruma engel olamıyor. Doğu Türkistan’ın tarihî boyutuna erişemiyoruz. Milyonlarca Uygur Türkünün aklında soru işte bu.

TRT1'de Doğu Türkistan vurgusu: Her Türk'ün mukaddes davasıdır! Haber

TRT1'de Doğu Türkistan vurgusu: Her Türk'ün mukaddes davasıdır!

Her hafta salı günü saat 20.00'de TRT1 ekranlarında yayınlanan "Mehmed: Fetihler Sultanı" dizisi, dün akşam 66. bölümüyle izleyicileri ekran başına kitledi. Ahmet Yılmaz ve Yıldıray Yıldırım'ın yönetmenliğini; Eyüp Gökhan Özekin, Halis Cahit Kurutlu ve Berk Özekin'in yapımcılığını üstlendiği dizide, 1949'dan bu yana işgal altında olan Çin'in Doğu Türkistan'da her geçen gün artırdığı baskı ve asimilasyon politikası tarihî kurguyla gündeme taşındı. Aralarında ünlü şair Ali Şir Nevai'nin olduğu, dönemin Yarkent Hanlığı'ndan beş kişilik bir heyetin Osmanlı İmparatorluğu'ndan Fatih Sultan Mehmed'i ziyaret ettiği sahnede dile getirilenler seyirci kitlesinin beğenisi topladı. "DOĞU TÜRKİSTAN YARALIDIR" Senaryoya göre heyetin Fatih Sultan Mehmed tarafından kucaklaşarak selamlanması iki Türk halkının birlikteliğine dikkat çekti. Fatih Sultan Mehmed'in "Soydaşlarımız nasıllar? Doğu Türkistan hoş mudur? Ata yurdumuzda ne var ne yok deyin hele" sorusu üzerine Ali Şir Nevai'nin, "Maalesef hünkârım, Doğu Türkistan yaralıdır. Sebepzice gülleri solmuştur." yanıtı yürekleri sızlattı. Sahnede Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) tarafından katledilen şair Süleyman Çolpan'ın bestelenen şiiri "Güzel Türkistan" da ikili diyalog arasında önemli bir mesaj verdi. "BİZ TÜRK'ÜZ DİLENMEYİ BİLMEYİZ" "Çimeni, kuşları dahi feryad eder. Çin, kudretiyle erkeklerimizi köle, kızlarımızı ise cariye etmeye karar kılmıştır" diyen Ali Şir Nevai karakteri günümüzdeki Doğu Türkistan'da yaşanan gerçekleri gözler önüne serdi. Korkulan şeyin Çin'in olmadığı, sessiz kalan Türk halklarının olduğuna dikkat çekildi. "Biz Türk'üz dilenmeyi bilmeyiz" diyerek Fatih Sultan Mehmed'in talep sorusuna Ali Şir Nevai, "Biz buraya ses istemeye geldik Sultanım" ifadesini kullandı. "DOĞU TÜRKİSTAN HER TÜRK'ÜN MUKADDES DAVASIDIR" Öte yandan Fatih Sultan Mehmed karakterinin ise "Doğu Türkistan her Türk'ün mukaddes davasıdır" sözü ise alkış topladı.

"Allah'a emanet ol" yasak: Çin, Uygur Türklerini hapis cezası tehdidiyle susturmaya çalışıyor! Haber

"Allah'a emanet ol" yasak: Çin, Uygur Türklerini hapis cezası tehdidiyle susturmaya çalışıyor!

Şi Cinping idaresindeki Çin, Doğu Türkistan'daki baskı ve asimilasyon politikalarıyla birlikte Türk kültürüne ait değerleri yok etmeyi amaçlıyor. Uygur Türklerinin dilini, dinini ve kültürünü yaşamasına izin vermeyen Çin, kimliğinden vazgeçmeyenleri toplama kampına alarak türlü işkencelere tâbi tutuyor. KAŞGAR'DA DÜZENLENEN TOPLANTIDA DİLE GETİRİLDİ Associated Press (AP) tarafından gündeme taşınan habere göre Çinli yetkililer Doğu Türkistan'da çoğu şarkıyı yasak listesine eklediğini beyan ettiği bir toplantı icra etti. Norveç merkezli "Uygur Hjelp" kuruluşunun kayıtlarına dayandırılan haberde, Ekim 2025'te Kaşgar'da düzenlenen toplantıda bazı şarkıların yasak listesine dahil edildiği belirlendi. ALLAH SİZİ KORUSUN YERİNE, KOMÜNİST PARTİ SİZİ KORUSUN Buna göre Uygur halk baladı olan "Beş Pede", "sorunlu" olarak lanse edilerek, Doğu Türkistan'da yasaklandı. Toplantıda yasaklı şarkıları dinleyen veya telefonunda kayıtlı olduğu belirlenen kişilerin hapis cezasıyla karşı karşıya olduğu söylendi. Ayrıca Uygurların, "Esselamu aleyküm", "Allah'a emanet ol", "Allah sizi korusun" gibi söylemler yerine "Komünist Parti sizi korusun" ifadesini kullanması konusunda uyarıldığı aktarıldı. Öte yandan sözde "terörizmi, aşırıcılığı kışkırtan ve Çin Komünist Partisinin Sincan'daki yönetimini karalayan" kategorisinde Uygur şair Abdülkadir Celaleddin'in "Eve Dönüş Yolu Yok" şiirinden uyarlanan "Yanarim Yoq" şarkısının yer aldığı belirtildi. Aynı kategoride Abdurehim Heyit'in "Atalar" şarkısı da yasaklı listede yer alıyor. Bunun Uygur ataların savaşa hazır şehitlerin olduğu yönünde, milliyetçiliği ortaya koymasından dolayı yasaklandığı ifade ediliyor. Çin asimilasyon politikaları gündemdeki yerini korurken, Birleşmiş Milletler (BM) 2022'de Uygur Türklerinin insan hakları ihlâllerine maruz bırakıldığını kaydetti. Çocukların ailelerinden koparılarak sözde okullara gönderildiği Doğu Türkistan'da zorunlu kürtaj da soykırım denebilecek bir vahşeti gözler önüne seriyor. Londra SOAS Üniversitesinde Etnomüzikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rachel Harris, Beş Pede eserinin dini içeriği nedeniyle eleştirildiğini, ancak şarkının dini aşırıcılık içermediğini vurguladı. Harris, dini unsurların romantik motiflerle ele alındığını "Aman Tanrım, seni seviyorum" gibi ifadelerin olduğunu belirterek, "Sorun tam olarak bu" dedi.

Türk dünyasının 2025 panoraması: Bir yıl nasıl geçti? Haber

Türk dünyasının 2025 panoraması: Bir yıl nasıl geçti?

2025 yılı, Türk dünyasının hem kendi içindeki bağları güçlendirdiği hem de küresel ölçekte stratejik bir güç merkezi olma yolunda dev adımlar attığı bir sene olarak tarihe geçti. Siyasi dönüşümlerden teknolojik atılımlara, kültürel mirasa sahip çıkmaktan spor başarılarına kadar geniş bir yelpazede yaşanan gelişmeler, 2026 yılına güçlü bir miras bırakıyor. AZERBAYCAN Rusya Federal Güvenlik Servisinin (FSB) Yekaterinburg kentinde 25 sene önceki meçhul suç kaydının failini bulmak için 27 Haziran’da Azerbaycanlıların evine baskın düzenleyerek, 2 kişinin ölümüne olmuştu. 9 kişinin yaralandığı olay kamuoyunda yankı uyandırırken, Azerbaycan-Rusya arasındaki gerginlik tırmandı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Temmuz’da Abu Dabi’de bir araya gelerek ikili görüşmelerin devamlılığı konusunda anlaşmaya varıldı. Ayrıca liderler normalleşme sürecini de ele aldı. Bakü, 14 Kasım’da Türk Devletleri Teşkilatı’nın 18. Aksallar Konseyi Toplantısı’na ev sahipliği yaptı. KIRGIZİSTAN Türk dünyasının incilerinden Kırgızistan hem ikili ilişkilerde hem de eğitim alanında yeni adımlar atarken aynı zamanda ülke içindeki siyasi mekanizmasında değişikliğe gitti. Kırgız Cumhuriyeti'nin Bazı Yasama Kanunlarında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın kabul edilmesiyle ülkede soy isimlerin sonuna eklenen Rusça eklerin kaldırılarak yerine Türkçe karşılığı ekler getirilmesine onay verildi. Kırgızistan’da Eğitim ve Bilim Bakanlığı kaldırılırken yerine “Eğitim ve Bilim Bakanlığı” ile “Bilim, Yüksek Öğretim ve Yenilik Bakanlığı” kuruldu. Kırgızistan’daki Celal-Abad kentinin adı Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un imzasıyla 19 Eylül’de “Manas” olarak değiştirildi. Kırgızistan Parlamentosu, 2027’de gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Kasım 2026’da yapılacak parlamento seçimlerinin arasının çok yakın olması nedeniyle 24 Eylül’de kendini feshetti. Ardından parlamento yeniden seçime giderek, milletvekillerini belirledi. KAZAKİSTAN Bu sene ticari ilişkilerin yanı sıra dijitalleşme yolunda adım atan Kazakistan, teknolojik yeniliklere kapı araladı. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, ülkenin ekonomik dönüşümünü dijitalleşme ve yapay zekâ üzerine inşa edeceklerini açıklayarak, bu süreci yönetmek üzere Yapay Zekâ ve Dijital Kalkınma Bakanlığı kurulmasını önerdi. Siyasi yapılanmada değişikliğe giden Kazakistan, Meclis ve Senato'dan oluşan Kazakistan Parlamentosunun üst kanadı Senato'nun feshedilerek tek meclisli sisteme geçilmesine hazırlanmaya başladı. 23 Aralık’ta Kazakistan’ın Türkistan kenti yakınlarındaki Kültöbe Oğuz yerleşiminde bulunan ve 9-10. yüzyıllara tarihlendirilen Kültöbe Yazıtı keşfedildi. ÖZBEKİSTAN Özbekistan bu yıl spor tarihine bir katkıda bulundu. Dünya Kupası Asya Elemeleri 3. Tur A Grubu’ndaki maçlarda başarı elde eden Özbekistan, tarihinde ilk kez Dünya Kupası’na katılma hakkı elde etti. Ekonomisinde de ciddi bir ilerleme kaydeden Özbekistan, büyüme performansı sergiledi. Öyle ki Uluslararası Para Fonu (IMF) Özbekistan’ın ekonomik reformlarını olumlu gelişmelere yol açmasından dolayı takdir etti. TÜRKMENİSTAN 11 Şubat 2025 tarihinde Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi (BOTAŞ) ve Türkmengaz şirketleri arasında yeni bir anlaşmaya varıldı. Böylelikle Türkmenistan, Türkiye’ye gaz tedarik süreci başlamış oldu. 11-12 Aralık 2025 tarihlerinde Türkmenistan’da “Uluslararası Barış ve Güven Forumu” düzenlendi. Programa çok sayıda devlet ve hükûmet başkanı katıldı. KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ Girne mayıs ayında Türk Devletleri Teşkilatı 17. Aksakallar Konseyi Toplantısı’na ev sahipliği yaptı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 18 Ekim’de gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimi kapsamında Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Tufan Erhürman, ülkenin yeni cumhurbaşkanı seçildi. DOĞU TÜRKİSTAN Şi Cinping idaresindeki Çin’in, baskı ve asimilasyon politikaları bu yıl da devam etti. Bu yıl da Çin yönetimi, Doğu Türkistanlı soydaşlarımıza dil, din, kimlik hakkı tanımadı. Bu yıl da binlerce Doğu Türkistanlı toplama kamplarında Çin işkencesine maruz bırakıldı. Doğu Türkistan 2025’te açık hava hapishanesi olmaya devam etti. Camiler kapatıldı, turizm tiyatrosuyla dünya kandırıldı, Uygur Türkçesi bu yıl da o topraklarda konuşulamadı. Amsterdam Belediye Meclisi, DENK Partisi Belediye Meclis Üyesi Süleyman Koyuncu'nun sunduğu "Zulmü gören, Doğu Türkistan'ı tanır" başlıklı teklifini 26 "evet" ile kabul ederek, Xinjiang yerine Doğu Türkistan ismini kullanmayı kabul etti. TÜRKMENELİ Irak'ın Selahaddin kentinde Türkmence, resmî yazışmalarda üçüncü dil olarak kabul edildi. Irak Türkmen Cephesi (ITC) nisan ayındaki olağan aylık toplantısında Muhammed Saman Ağaoğlu, oy birliğiyle başkanlık görevine seçildi. Ayrıca bu sene Irak, 11 Kasım 2025 tarihinde parlamento seçimleri için sandık başına gitti. Oylama sonucunda Irak Türkmen Cephesi parlamentoda 4 sandalyenin sahibi oldu. GÜNEY AZERBAYCAN İran’ın dil ve Türk kimliği üzerindeki baskıya devam ettiği Güney Azerbaycan’da bu yıl da yeni gelişmeler yaşandı. En çok Türk taraftarına sahip olan Güney Azerbaycan futbol takımı Traktör Tebriz tarihinde ilk defa İran Pers Körfez Pro Ligi Şampiyonu olarak büyük bir başarıya imza attı. Ancak Güney Azerbaycan’ın incisi Urmiye Gölü, çeşitli ihmalkârlıklar nedeniyle tamamıyla kurudu. Bu sene de aileler, çocuklarına Türkçe isim verme mücadelesine devam etti. BATI TRAKYA Lozan Antlaşmasıyla kazandığı tüm haklarından mahrum bırakılan Batı Trakya Türkleri, bu yıl da eğitimlerine devam etmekte zorlandı. Türlü bahanelerle kapatılan Türk okullarının sayısı giderek artıı ve toplam sayı 83’e kadar düştü. Bağımsız Türk devletleri ise bir araya gelerek çeşitli zirvelerde önemli kararlara imza attı. TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeler Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye ve Özbekistan, 7 Nisan’da acil tıbbi bakım alanında İş Birliği Muhtırası imzaladı. Türk Akademisi, Abay Kunanbay’ın Kara Sözleri ile Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi adlı eserini ortak Türk alfabesi ile yayımladı. Bu, bağımsız Türk dünyası ülkelerinin birlikte yazı dili hususunda gerçekleştirdiği ilk adım oldu. Azerbaycan’ın Gebele kentinde 7 Ekim’de düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Konseyi 12. Zirvesi'nde liderler, Gebele Bildirisi ile TDT formatı kurulması, TÜRKSOY'un güçlendirilmesi ve geliştirilmesine dair bir karara imza attı. Semerkand’ta düzenlenen UNESCO 43. Konferansı’nda alınan kararla 15 Aralık, Dünya Türk Dili ailesi Günü olarak kabul edildi. C5+1 formatı kapsamında Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan liderleri ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geldi. 8 Kasım’da yapılan görüşmelerde Türkistan coğrafyasındaki ülkelerin ABD ile olan ilişkisine dikkat çekildi.

Doğu Türkistan mücadelesine ömrünü adayan İsa Yusuf Alptekin'in vefat yıl dönümü Haber

Doğu Türkistan mücadelesine ömrünü adayan İsa Yusuf Alptekin'in vefat yıl dönümü

Doğu Türkistan bağımsızlık hareketinin sembol ismi İsa Yusuf Alptekin, bundan 30 yıl önce bugün hayata gözlerini yumdu. Anayurdu Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını ölünceye değin savunan, Doğu Türkistan davasının Türkiye’deki ve dünyadaki en önemli ismi haline gelen İsa Yusuf Alptekin 17 Aralık 1995 gecesi İstanbul’da vefat etti. Alptekin, bağımsızlığı için uğraş verdiği anavatanı Doğu Türkistan, 1949’da işgal edilince Türkiye’ye geldi ve Türkiye’yi ikinci vatanı olarak bildi. Doğup büyüdüğü Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için ölümüne kadar yılmadan mücadele eden ve Doğu Türkistan mücadelesine ömrünü adayan Alptekin, Türk dünyasında bu yönüyle tanındı. MÜCADELESİNİ “AZİZ TÜRKİYEMİZ” DEDİĞİ TÜRKİYE’DE SÜRDÜRDÜ Alptekin’in mücadelesi hâlâ hafızalardaki yerini koruyor. Çin’in dünyadan gizlemeye çalıştığı, sayıları milyonları bulan Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yönelik toplama kampları zulmü ve insan hakları ihlalleri bugün hâlâ dünya gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Çin’in Nazi kamplarını andıran zulmü bugün devam ederken Uygur Türkleri, Doğu Türkistan'daki sistematik asimilasyon ve baskı politikalarını Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde duyurmaya çalışıyor. İşte Alptekin, bu mücadelesini uzun yıllar yaşadığı ve “Aziz Türkiyemiz” olarak nitelendirdiği Türkiye’de 1995 yılının 17 Aralık’ın da vefat edene dek sürdürmüştü. Onun haklı mücadelesi ve davasının önemi, Çin kamplarının zulümleriyle gündemden düşmediği şu günlerde bir kere daha anılıyor. İSA YUSUF ALPTEKİN KİMDİR? Doğu Türkistan bağımsızlığının sembol ismi İsa Yusuf Alptekin, 1901 yılında Doğu Türkistan’ın Kaşgar vilayetinde doğdu. Alptekin, öğrenimini Doğu Türkistan’da tamamladıktan sonra çeşitli memuriyet görevlerinde bulundu. 1926 yılında Batı Türkistan’a geçerek burada millî mücadele taraftarlarıyla bir araya gelen Alptekin, 1931’de Hoca Niyaz tarafından başlatılan ayaklanma sırasında Doğu Türkistan’daki valilerin halka yaptıkları zulmü Çin hükûmetine anlatarak, bu durumun önlenmesini, aksi takdirde ayaklanmanın yayılacağını söyledi. Alptekin, ayaklanma sırasında ve sonrasında milliyetçilik faaliyetlerini sürdürdü. 1936 yılında Çin Meclisi üyeliğine de seçilen Alptekin, mücadelesini daha çok siyasi alanda yoğunlaştırmıştı. 1947’de kurulan Mesut Sabri Baykozi hükûmetinde genel sekreterlik görevini üstlendi. Bir yıldan fazla kaldığı bu görev esnasında, milliyetçi, anti-emparyalist ve anti-komünist politikalar sebebiyle, Rusya’nın ve Çin’in tepkilerini üzerine çekti. Alptekin, 1949’da Çin’in Doğu Türkistan’ı işgali ile birlikte o günkü Hindistan’ın Keşmir eyaletine iltica etti. TÜRKİYE YILLARI 1954 yılında Türkiye’ye geçen Alptekin, Türkiye’ye gelir gelmez İstanbul’da Doğu Türkistan Göçmenler Cemiyetini kurarak, bundan sonraki faaliyetlerini Doğu Türkistan davasının dünya kamuoyuna anlatılmasında yoğunlaştırdı. Yabancı ülke yöneticileri nezdinde olduğu kadar Türk hükûmetleri nezdinde de Doğu Türkistan davasının anlatılması için mücadele veren Alptekin, parti liderleriyle, başbakan ve cumhurbaşkanlarıyla görüştü. O tarihten itibaren Doğu Türkistan Türklerinin durumunu bütün dünyaya haykırmayı sürdüren Alptekin, bütün ömrünü bu konuya vakfetti. Doğu Türkistan davasının Türkiye’de ve dünyadaki en duayen ve fedakar ismi haline gelen İsa Yusuf Alptekin 17 Aralık 1995 gecesi İstanbul’da hayata veda etti.

Doğu Türkistan’da süren sessiz çığlık: 9 Aralık Uygur Soykırımı Günü Haber

Doğu Türkistan’da süren sessiz çığlık: 9 Aralık Uygur Soykırımı Günü

9 Aralık, Uygur Türklerinin yaşadığı soykırımı dünyaya duyurmak için önemli bir gün. Uygurlar, işgal altındaki Türk yurdu Doğu Türkistan'da son yıllarda kapsamlı bir baskı, zorla çalıştırma ve kültürel soykırıma maruz kalıyor. Çin hükûmetinin bölgedeki Uygur Türklerine yönelik gerçekleştirdiği baskılar, insanlık dışı uygulamalar ve sistematik soykırım, dünya genelinde yoğun tepkiler alıyor. 9 ARALIK UYGUR SOYKIRIMI GÜNÜ Bağımsız Uygur Mahkemesi, Eylül 2021 yılında başlattığı incelemeler neticesinde Çin'in Doğu Türkistan'da soykırım işlediğine dair güçlü delillere dayanarak aylarca süren soruşturmanın ardından 9 Aralık'ı Uygur Soykırımı Günü ilan etmişti. Mahkeminin başında ise ünlü yargıç ve savaş suçlarıyla suçlanan eski Sırp devlet başkanı Slobodan Miloşeviç’in yargılanması konusunda oynadığı etkin rolle tanınan Prof. Sir Geoffrey Nice oldu. Geoffrey Nice, geçmiş tecrübelerine dayanarak yürüttüğü soruştumalara ilişkin yaptığı açıklamasında, Çin'in kasten ve sistematik bir şekilde Uygur Türklerinin nüfusunu azaltma politikası uyguladığını, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping de dahil üst düzey bürokratların, Doğu Türkistan bölgesindeki Uygur Türklerine karşı uygulanan suçlarda "birincil sorumluluğu" olduğunu bildirmişti. EKONOMİK ÇIKARLAR BİR ÇOK ÜLKEYİ SUSTURDU 9 Aralık, bu vahşeti dünya gündemine taşımak ve Çin’in uyguladığı insan hakları ihlâllerine karşı tepkisini artırmak amacıyla soykırım günü olarak kabul edildi. Ancak, uluslararası toplumun tepkisi, bu noktada dünyadaki Uygur diasporaları tarafından yeterli görülmüyor. Çin’in uygulamaları çoğu zaman göz ardı ediliyor. Birçok ülke, ekonomik ve diplomatik ilişkiler nedeniyle susmayı tercih ediyor. Uygurların yaşadığı acı, dünya üzerinde bir halkın kimliğini, kültürünü ve yaşam hakkını yok etme süreci olarak tarihe geçti.

Türk dünyasının sorunları Gazi Üniversitesinde konuşuldu Haber

Türk dünyasının sorunları Gazi Üniversitesinde konuşuldu

Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÜRKDAM), Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Gençlik Topluluğu ile Kızılelma Kadın, Gençlik ve Çocuk Derneği tarafından 8 Aralık 2025 tarihinde “Türk Dünyası Sorunları ve Sorunlu Bölgeler” başlığıyla kapsamlı bir panel düzenlendi. Gazi Üniversitesi Rektörlük binasındaki Mimar Kemaleddin Salonu’nda tertip edilen program saygı duruşu ve İstiklâl Marşı ile başladı. "TÜM ATALARIMIZI HÜRMETLE YÂD EDİYORUZ" “Türk dünyasının ata yurdundan bugüne, adı bilinen veya bilinmeyen tüm büyüklerimize; Alp Er Tunga’dan Tonyukuk’a, Korkut Ata’dan Kaşgarlı Mahmud’a, Cengiz Aytmatov’dan İsmail Bey Gaspıralı’ya kadar fikirleriyle, kalemiyle, mücadelesiyle yolumuzu aydınlatan bütün değerlerimizi hürmetle yâd ediyoruz.” diyerek programın sunumunu yapan TBMM ve TRT program yapımcısı ve aunucusu Yasemin Aras açılış konuşmaları için protokol isimlerini takdim etti. TÜRK DÜNYASININ DERTLERİYLE DERTLENMEYİ BORÇ BİLEN NESİLLER Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Gençlik Topluluğu Başkanı Seyfullah Kaya, katılımcıların programa iştirak ederek, Türk dünyasının dertleriyle dertlenmeyi bir borç olarak bildiğini gösterdiğini vurguladı. Kaya, panelde sorunlu bölgeler başlığıyla toplanılmış olsa da buraya yalnızca coğrafî problemle bakılamayacağını kaydetti. Kaya, “Çünkü bizim için Kırım yalnızca haritada bir yarımada değil, sürgüne direnen bir toplumun vatanı. Ahıska, vatana duyulan bitmeyen bir hasret. Kerkük, Türkmeneli hoyratlarda dile gelen bizi biz yapan, öz mayamızdır. Kıbrıs, vazgeçemeyeceğimiz egemenliğimiz; Karabağ ise sabrın kutlu zaferidir.” ifadelerini kullandı. Kaya, bu bölgelerdeki soydaşların tarih boyunca bedeller ödediğini belirtti. Yalnızca problemlerin konuşulduğu bir program olmaması gerektiğini kaydeden Türk Dünyası Topluluğu Başkanı, “Yolumuz İsmail Bey Gaspıralı’nın da dediği gibi ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ sloganını bir slogan olmaktan çıkarıp yaşantımıza dökmektir.” dedi. "AYNI KANDAN AYNI CANDAN MİLLETİN EVLATLARIYIZ" Ardından Kızılema Kadın, Gençlik ve Çocuk Derneği Başkanı Dr. Yasemin Meydan ise programın yalnızca toplantıdan ibaret olmadığının altını çizdiği açılış konuşmasında, “Bugün burada aynı kandan aynı candan aynı tarihten gelen bir milletin evlatları olarak omuz omuzayız, omuz omuza olmak zorundayız. Her birimizin yüreğinde vatandan uzak, haksızlığa uğramış, sesi kısılmaya çalışılmış Türk yurtlarının hüznü, acısı ve umudu var.” cümlelerini sarf etti. Doğu Türkistan’daki toplama kamplarından, Rus işgali altındaki Kırım’da yapılan baskılardan örnek veren Meydan, yayılmacı güçlerin sistematik bir baskı, asimilasyon politikası ve korku yaratma hedeflerinin olduğunu söyledi. Ayrıca Azerbaycan’da memleketlerinden koparılan insanların acılarının devam ettiğini, Ahıska Türklerinin ise hâlâ vatan hasreti çektiğini sözlerine ekleyen Meydan, Türkmeneli’nde varoluş, Kıbrıs’ta ise eşitlik mücadelesi olduğunu dile getirdi. "BİR ÇOCUĞUN DİLİ SUSTURULDUĞUNDA BİR MİLLETİN SESİ KISILIR" Meydan konuşmasında, “Türk dünyasının farklı bölgelerindeki acılar yalnızca istatistik bir rapor ya da yalnızca tarih değildir. Bunlar kadınlarımızın gözyaşı, gençlerimizin feryadı, çocuklarımızın sessizliği, yaşlılarımızın kırılmış yüreğidir. Bir annenin çocuğuna sarılamadığı yerde huzur olmaz. Bir gencin kimliği elinden alınmaya çalışıldığı yerde gelecek olmaz. Bir çocuğun dili susturulduğunda bir milletin sesi kesilir. Bir yaşlının vatan toprağından hasretle ölmesi bir tarihin koparılmasıdır. Biz biliyoruz ki Türk dünyasının bir yerinde zulüm varsa o zulüm hepimize yapılmış demektir.” ifadelerine yer verdi. TÜRK DÜNYASI GENİŞ COĞRAFYAYA HÂKİM TÜRKDAM Müdürü Prof. Dr. Bülent Aksoy ise Türk dünyasını derinliği olan, değerli ve önemli bir kavram olarak nitelendirerek başladığı konuşmasında, Türk nüfusunun derin bir coğrafyaya hâkim olduğunu ifade etti. Bağımsız olarak yaşayan, otonom olarak yaşayan ve başka ülkelerde azınlık halinde kimlik mücadelesi vererek yaşayan Türklerin büyük bir alana yayıldığını aktaran Aksoy, “İşte bu derin coğrafya içerisinde ekonomiden siyasete, sosyo-kültürel meselelerden güvenliğe kadar çok çeşitli alanlarda birtakım sorunların olduğunu görüyoruz. Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte yeni fırsat yeni siyasi konjonktür ortaya çıkmıştır. Bir taraftan Türk milleti için birtakım fırsatları beraberinde getirirken diğer taraftan da aşılması gereken zaman içerisinde çözümlenmesi gereken sorunları beraberinde getirmiştir.” diyerek toplantının konusuna işaret etti. Programda farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını kaydeden Aksoy sözlerine Bayrak şairi Arif Nihat Asya’nın “Ağıt” şiiriyle son verdi. TÜRKİSTAN HASSAS BİR DENGE KURMAK ZORUNDA Açılış konuşmaları Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Necdet Hayta’nın konuşmasıyla son buldu. Prof. Dr. Hayta, Türk dünyasının Kafkasya, Türkistan, Balkanlar ve Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada olduğunun altını çizdi. Bu nedenle Türklerin farklı siyasî yapıların, farklı ekonomik şartların ve çok çeşitli kültürel ortamlara sahip olduğunu aktaran Hayta, “Türk dünyası hem büyük bir potansiyel hem de ciddi sorunlar barındırabiliyor.” dedi. Türk dünyasının, özellikle Türkistan coğrafyasındaki ülkelerin Rusya, Çin, ABD ve asgari düzeyde bölgede tehdit haline gelen İran gibi ülkelere karşı güvenlik, enerji, ekonomik gibi alanlarda hassas bir denge kurmak zorunda olduğunu belirtti. Türk dili ve alfabesine dikkat çeken Hayta, farklı alfabelerin uzun vadede kültürel etkileşimi zorlaştırdığını söyledi. Hayta, “Ortak bir müfredat, ortak eğitim politikaları ya da gençler arası güçlü bir kültürel etkileşim gerekmektedir. Öyle ki bazı ülkelerde Türk kimliğine yönelik baskılar ve asimilasyon politikaları ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.” ifadelerini kullandı. Türk dünyasındaki sorunların devam ettiğini vurgulayan Hayta, “Bu sorunların aşılabilmesi için Türk devletlerinin daha güçlü bir iş birliği, daha fazla ekonomik entegrasyon ve ortak sosyo-kültürel politikalar geliştirilmesi son derece önemlidir.” diyerek Türk dünyasına çağrıda bulundu. TÜRKDAM Müdürü Prof. Dr. Bülent Aksoy’un moderatörlüğünü yaptığı panelde; Dünya Uygur Kurultayı (DUK) Sözcüsü Prof. Dr. Erkin Emet, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş, Araştırmacı-Yazar Dr. Azad Dedeoğlu, Türkmeneli Dernekler Federasyonu Başkanı Mehmet Tütüncü, Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mehmet Balyemez ve Kırım Ailesi Gençlik Kolları Üyesi Zevri Kömürcü konuşmacı olarak yer aldı. ÇİN YAYILMACI BİR SİYASET GÜDÜYOR Prof. Dr. Emet, Doğu Türkistan sorununu anlamak için öncelikle Çin’i bilmek gerektiğini vurgulayarak başladığı konuşmasında, Çin’in tarihî sürecini ve coğrafî konumunu kısaca ele aldı. Çin’in özellikle Türk dünyası başta olmak üzere geniş bir alana yayıldığını ifade eden Emet, Japonya ile ipleri geren Çin’in yayılmacı bir politika güttüğünü söyledi. KARDEŞLERİNİN HEPSİ TOPLAMA KAMPINDA Öte yandan Türkiye’de oluşturulan algının tam tersine Doğu Türkistan’da insanlık suçlarının işlendiğini aktaran Emet, kardeşlerinin hepsinin toplama kampında olduğunu dile getirdi. 2017 yılı itibarıyla hayata geçirilen toplama kampları için artık sadece Uygurların değil Özbek, Kırgız, Kazak, Tatar gibi Türk soyluların da millî kimliği nedeniyle hedef alındığını kaydetti. Emet, “Uydu görüntüleri aracılığıyla bin 200 tane toplama kampı tespit edildi. Korkunç derecede insanlık dışı uygulamalar var burada. Kampa girmek için akrabanızı ziyaret etmeniz bile yeterli. Ayrıca çok sayıda yazar, akademisyen, gazeteci de toplama kamplarına alındı.” dedi. Çin kaynaklarında Uygurların Türk olarak tarihe kaydedildiğini anımsatan Emet, şimdi ise bunun inkâr edildiğini, Uygurların Çinli olduğu yalanını ortaya koyduklarını sözlerine ekledi. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Doğu Türkistan ziyaretinin ardından asimilasyon talimatı vermesi üzerine Uygurların yok edilmeye çalışıldığının altını çizen Emet, “Çünkü Doğu Türkistan onlar için stratejik öneme sahip bir bölge.” yorumunda bulundu. Emet ayrıca dünyadaki Doğu Türkistan diasporasına da değindiği konuşmasında, Uygurların oluşturduğu teşkilâtların tek çatı altında toplandığı Dünya Uygur Kurultayından söz etti. Emet, Uygur Türklerinin kimliğini korumak, gelecek nesillere aktarmak için müzikleri, dansları ve ana dili ile kültürel çalışmalar yaptıklarını ifadelerine ekledi. Emet, “Bugün Doğu Türkistan sorununu sık sık gündeme getirmeye çalışıyoruz.” dedi. Ayrıca DUK Sözcüsü, 9 Aralık’ın Doğu Türkistan Soykırım Günü olarak kabul edilmesine işaret ederek, bunun kritik bir önem taşıdığını ve önemli bir gelişme olduğunun altını çizdi. AZERBAYCAN JEOPOLİTİK REKABETTE ÖNE ÇIKIYOR Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bozkuş ise Azerbaycan’daki soruna işaret ederek etnik yapısı, coğrafî konumu, bölgesel gelişmeler ve enerji sevkiyatının geçiş güzergâhı üzerinde olması nedeniyle Azerbaycan’ın önemli bir konumda olduğunun altını çizdi. Azerbaycan’ın 1918’de bağımsızlığını ilan edene dek Rusya’nın baskılarını sürdürdüğünü aktaran Bozkuş, iki yıl sonra Sovyetler Birliği'nin bir parçası haline geldiğini hatırlattı. Bozkuş, “Bu süreçte Türklerin bölgedeki varlığının izlerinin kasıtlı bir şekilde yok edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Geçmişin her dönemindeki Kafkasya’daki, Azerbaycan’daki, tarihî kültürel mirasa yönelik saldırılar bölgenin demografik yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu, Batılı kaynaklara dâhi yansımıştır.” değerlendirmesini yaptı. Ermeni kaynaklarında da Revan Hanlığından söz edildiğini belirten Bozkuş tarihî kalıntılara günümüzde ulaşıldığını belirtti. “Bu toprakların aslî sakinlerinin Azerbaycan Türklerine ait olduğunu görebiliyoruz.” ifadesine yer veren Bozkuş, aynı zamanda bölgeye gelen Ermenilerin kentlerin isimlerini değiştirdiğini ve ciddi bölgenin demografik değişime uğradığını kaydetti. Bozkuş, “Bölgeye gelen Ermeniler Müslüman halkı göçe zorlamış ve 20. yüzyıla kadar zorunlu göç devam etmiştir.” bilgisini verdi. Kültürel kimliğe yönelik tehdidin Sovyetler Birliği’nde de devam ettiğini vurgulayan Öğretim Üyesi, “Karabağ Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte yeni dönemde Azerbaycan’ın Kafkasya’daki tarihî mirası araştırma ve gelecek nesillere aktarma konusunda hepimize önemli bir görev düşüyor.” şeklinde konuştu. Bozkuş bu hususta birlik ve dayanışma çağrısı yaparak diasporanın kültürel kimlik konusunda çalışmalar yapması gerektiğinin altını çizdi. AHISKA TÜRKLERİNİN SORUNU ELE ALINDI Ardından konuşmasına şiirle başlayan Araştırmacı-Yazar Dedeoğlu, Ahıska Türklerinin yaşadığı problemleri ele aldı. Ahıska Sürgünü’nün bu yıl 81. yılı olduğunu kaydeden Dedeoğlu, Ahıska’nın Türk yurdu olduğunu belirterek, tarihinden ve coğrafî konumundan söz etti. “Bölgede kara bulutlar eksik olmamış” diyen Dedeoğlu, 1828’den sonra Anadolu’ya göçlerin başladığını belirtti. Dedeoğlu, “Ahıska bölgede hem kültürün hem de irfanın ışığı olmuştur. Coğrafyada da söz sahibi olan bir vilayet konumunda olmuştur.” diyerek 19. yüzyıldaki duruma işaret etti. Dedeoğlu, Ahıska’nın 1900’lerde Sovyet sınırları içerisinde kaldığını ve bu süre zarfında kıyımlara maruz kaldığını da ifade etti. AHISKA TÜRKLERİ YAŞAM MÜCADELESİNE DEVAM EDİYOR Öte yandan Dedeoğlu, 14 Kasım 1944’te Ahıska Türklerinin hayvan vagonlarına bindirilip SSCB tarafından vatanlarından koparılarak Türkistan’a sürüldüğünü sözlerine ekledi. Ahıska Türklerinin hâlâ vatan hasreti çektiğini belirten konuşmacı, “1944’ten 1956 yılına kadar tam anlamıyla açık hava hapishanesi diyebileceğimiz bir yaşam sürdürmüşlerdir." dedi. Türk dünyası halklarının SSCB döneminde sürgüne uğradıklarını sözlerine ekleyen Dedeoğlu, “Bunların tamamına yakını geri dönüyor ancak Ahıska Türkleri olarak dünyanın dört bir yanında ABD dâhil dağınık bir şekilde yaşıyoruz. Ve yaşam mücadelesi veriyoruz.” ifadelerini kullandı. TÜRKMENELİN'DEKİ SORUNLAR KONUŞULDU Türkmeneli’ndeki sorunları masaya yatıran Türkmeneli Dernekleri Federasyonu Başkanı Tütüncü ise Türk dünyasındaki sorunlara bakıldığı zaman toplumların farklı milletlerin baskısı altında yaşadığını belirtti. Irak’taki meselenin Türkiye ile iç içe bir mesele olduğunu kaydeden Tütüncü, “Çünkü Türkmenler sınırın öte tarafındadır. Hem Irak’taki hem de Suriye’deki Türkmenler bölgeye yerleşen ilk Türklerdir. O bölge, Anadolu’nun Türkleşmesinden önce Türkleşiyor.” dedi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölgedeki Türkmenlerin kaderinin değiştiğini vurgulayan Tütüncü, büyük bir varoluş mücadelesi verildiğini ifadelerine ekledi. "IRAK TÜRKLÜĞÜ HER ŞEYE RAĞMEN ÖZÜNÜ KORUYOR" Tütüncü, Musul’un Misak-ı Millî sınırları içinde olduğu için son derece önemli olduğunun altını çizerek, kaybedilen bir toprak olduğunu belirtti. Günümüzde devletin pek çok kademesinde ve bununla birlikte aydınların siyasî baskıya maruz kaldığını aktaran Tütüncü, “Türkmenler asimilasyona uğratılmak istendi, katliam gören, kendilerine ait binalarının tahrip edilmesine, pek çok yöntemle hunharca soykırıma uğramasına rağmen Irak Türklüğü bugün büyük ölçüde özünü korumaktadır.” şeklinde konuştu. Ayrıca dil ve kültürel açıdan asimile edilmeye çalışıldıklarının ve insanlık dışı muameleye maruz bırakıldıklarının altını çizen Tütüncü, “Siyasî Türkmen kuruluşları, Irak Türkmen Cephesi ve onun yanındaki diğer Türkmen partiler olmak üzere bütün bu Türkmenler coğrafyasında Irak Türkmenleri varlığını, kültürünü, siyasî ve kültürel haklarını savunmaya devam etmektedir. Bu konudaki en büyük desteğimiz elbette ki anavatanımız Türkiye’dir. Bütün Türk dünyasından da bu konuda destek bekliyoruz.” dedi. "KIBRIS'TAKİ TÜRK VARLIĞI 400 YILI AŞKINDIR MEVCUT" Panelistlerden Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Balyemez, bölgedeki sorunları masaya yatırdı. “Türk dünyasına selam olsun” diyerek konuşmasına başlayan Balyemez, Kıbrıs’taki Türk varlığının 4 asırdan bu yana var olduğuna dikkat çekti. Balyemez, Kıbrıs Türklerinin Osmanlı'nın fethiyle Kıbrıs Adası’nda var olduğunu ve yakın tarihte var olma mücadelesi verdiğini kaydetti. Balyemez, “Bu varoluş mücadelesi bundan 42 yıl önce kurulan bir devlet olarak varlığını devam ettiriyor.” diyerek bölgedeki soruna da işaret etti. Balyemez, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ısrarla Türkiye Cumhuriyeti dışında hiçbir ülke tarafından tanınmadığını aktardı. "TÜRKİYE 75 YILDIR KIBRIS TÜRKLERİNİN UĞRADIĞI HAKSIZLIĞI GİDERMEK İÇİN ÇABALIYOR" Tarihî süreci anlatan Balyemez, 1931’de İngiliz hükûmeti tarafından Türklerin millî kimliğinin reddedildiğini, Müslüman azınlığı olarak tanınma yönünde baskıya maruz kaldığını ifade etti. Balyemez, Kıbrıs Türklerinin o tarih itibarıyla Türklük mücadelesine başladığını kaydetti. 1960’lı yıllara gelindiğinde katliamlara uğradıklarını anımsatan Balyemez, daha sonra KKTC’nin kurulmasıyla güvenlik sorunun yaşanmadığını belirtti. Balyemez konuşmasında, “Türkiye yetmiş beş yıldır ana gündem maddesi olan dış politikasında Kıbrıs Türklerinin uğradığı haksızlığı gidermek için çabalamaktadır.” cümlesini sarf etti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı tarafından Türk dünyasının şekillendirilmeye çalışıldığının altını çizen Balyemez, bunun yeniden hayata geçirilmeye çalışıldığını dile getirdi. Son olarak işgal altındaki Kırım, Kırım Tatarları, Rus saldırıları altındaki Ukrayna’da var olan mevcut durum ve bu bağlamda faaliyette olan Kırım Ailesini anlatan kısa bir video kesit gösterildi. "RUS ORDUSUNA GİRMEMEK, UKRAYNA'YA KARŞI SAVAŞMAMAK İÇİN TÜRKİYE'YE GELDİM" Panelde konuşmacı olarak yer alan Kırım Ailesi Gençlik Kolları Üyesi Zevri Kömürcü ise Rus işgali altındaki Kırım’ın tarihî serüvenini ve Kırım Tatarlarını katılımcılara anlattı. 2022 yılı itibarıyla Anadolu topraklarına adım attığını belirterek konuşmasına başlayan Kömürcü, “Türkiye’ye gelmemin sebebi Rus ordusuna girmemek, Ukrayna’ya karşı savaşmamak, milletim için çalışmaktı. Biliyorsunuz Kırım, Türk dünyasının hassas ve sorunu olan bölgelerinden biri.” diyerek Kırım Tatarlarının anavatanı Kırım Yarımadası’nın yüzyıllardır maruz kaldığı asimilasyon ve baskı politikalarına değindi. Kırım Hanlığı bağlamında yarımadanın tarihini ele alan Kömürcü, tarihî şahsiyetlerden biri olan İsmail Bey Gaspıralı’nın Türk dünyasına yeni bir soluk kazandırdığını vurguladı. Ayrıca 1917 senesinde Numan Çelebicihan başkanlığında Kırım Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu da sözlerine ekleyen Kömürcü kısa süreli cumhuriyetin ardından aydınların Ruslar tarafından katledildiğine dikkat çekti. Kömürcü, “Bu yetmeyince Kırım Hanlığı'ndan miras kalan yapılarımızı da yok etmeye çalıştılar.” dedi. Kömürcü, 1944’te ise Kırım Tatarlarının SSCB tarafından hayvan vagonlarına bindirilerek ana yurtlarından sürgüne gönderildiğini anımsattı. 1960’lı yılların sonunda Kırım’a geri dönüşlerin başladığını ancak gidenlerin zorlu şartlar altında yaşam mücadelesi verdiğini aktaran Zevri Komürcü, SSCB’nin dağıldığı 1991 yılı itibarıyla Kırım’ın Ukrayna topraklarına dâhil olduğunu belirtti. Kömürcü, böylelikle Kırım Tatarlarının anavatanına döndüğü, asimilasyona karşı verdiği kimlik mücadelesinin sonuç verdiği dönemin ortasında 2014 yılında Kırım’ın yeniden Rusya tarafından işgal edildiğini dile getirdi. MOSKOVA TÜRKİYE'NİN YARDIMLARINDAN SONRA TEDİRGİN OLDU Türkiye Cumhuriyeti’nin Kırım’a her zaman destek verdiğini, bununla birlikte Türk İşbirliği Koordinasyon Ajansı Başkanlığının (TİKA) işgalden önce Kırım’da türlü faaliyetler yürüttüğünü ifade eden Kömürcü, “Türkiye’nin Kırım’a yaptığı yardımları gören Moskova Türk dünyasının yeniden kurulmasına izin vermedi.” yorumunda bulundu. İşgal altındaki Kırım’da şu anda 200’ü aşkın siyasî tutsak olduğunu aktaran Kömürcü, işgalcilerin Kırım’daki Türklüğü susturmak istediğini vurguladı. Bu nedenle Kıyiv’de faaliyet gösteren Kırım Ailesinin 2022’de topyekûn Rus saldırılarının başlamasıyla birlikte Eskişehir’e geldiğini dile getiren Kömürcü, “Savaştan hemen önce Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, ‘Savaş başlayacak biliyoruz ama sizin yanınızda olacağız’ diyerek bize teminat vermişti. Öyle de oldu. Savaşın başladığı gün Türkiye'nin Kıyiv Büyükelçiliği otobüslerle çocukların Türkiye’ye getirilmesini sağladı.” dedi. CUMHURBAŞKANI, FIRST LADY VE TİKA BAŞKANINA TEŞEKKÜR Kömürcü, desteklerinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, First Lady Emine Erdoğan ve TİKA Başkanı Abdullah Eren’e teşekkür etti. Panelin ardından programın organizatörleri tarafından panelistlere bozkurt temalı plaket, Teşekkür Belgesi ve Kızılelma Ziya Gökalp Onur Ödülü Belgesi takdim edildi. Program, toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

Kırım Akademi Konferansları’nda Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri masaya yatırıldı Haber

Kırım Akademi Konferansları’nda Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri masaya yatırıldı

Eskişehir Kırım Derneği tarafından düzenlenen Kırım Akademi Konferansları Serisi’nin 32’nci programı, “Esaret Altında Gökbayraklar: Doğu Türkistan” başlığıyla Büyükşehir Sanat Merkezi Ergin Orbey Sahnesi’nde 22 Kasım 2025 tarihinde yoğun katılımla gerçekleştirildi. Programda, Doğu Türkistan’da yaşanan insan hakları ihlalleri, bölgenin tarihsel arka planı ve güncel gelişmeler akademik bir çerçevede ele alındı. Konferansa alanında uzman akademisyenler ve araştırmacılar konuşmacı olarak katıldı. Programın moderatörlüğünü Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Cezmi Karasu tarafından üstlendi. Karasu, oturumu başarılı bir şekilde yönetirken tartışmayı derinleştiren katkılarıyla dikkat çekti. Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkin Emet, Doğu Türkistan’ın tarihsel sürecine ilişkin kapsamlı bir analiz sunarak bölgenin kimlik mücadelesine ışık tuttu. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nimetcan Mehmet Orhun, güncel durum ve insan hakları ihlallerine dair bilimsel değerlendirmelerini paylaşırken, bölgedeki toplama kampları, kültürel asimilasyon ve kimlik baskılarına dikkat çekti. Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Yusuf Ulusoy ise Doğu Türkistan meselesinin uluslararası boyutunu ele alarak, küresel güç dengeleri ve uluslararası kurumların tutumuna dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Konferans sonunda konuşmacılara, Doğu Türkistan davasına sundukları katkılar dolayısıyla teşekkür hediyeleri takdim edildi. Eskişehir Kırım Derneği, programa katılım sağlayan tüm misafirlere ve Doğu Türkistan davasına gönül veren herkese teşekkür ederek, bu tür akademik etkinliklerin kararlılıkla sürdürüleceğini belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.