SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Doğu Türkistan

QHA - Kırım Haber Ajansı - Doğu Türkistan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doğu Türkistan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türk dünyasında hem coşku hem hüzün içinde Ramazan Bayramı Haber

Türk dünyasında hem coşku hem hüzün içinde Ramazan Bayramı

Türk İslam dünyası, Ramazan Bayramı'nı karşılamanın sevincini yaşıyor. İslam Dini'nde önemli bir yeri olan Ramazan Bayramı her sene olduğu gibi yıl da dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan Müslümanlar tarafından sevinçle karşılanıyor. Fakat yıllardır Rusya ve Çin tarafından işgal edilen kadim Türk İslam beldeleri Kırım ve Doğu Türkistan'da bayram yine buruk geçiyor. Kırım Haber Ajansı (QHA) olarak, Türk dünyasının bayramı buruk karşıladığı noktalardan Doğu Türkistan ve Kırım'daki soydaşlarımızıın yaşadıkları sıkıntıları gözler önüne sermeye çalıştık. Türkiye'de yaşayan Mehmet, Ramazan Bayramı'nı ailesi ile birlikte sevinç ve mutluluk içinde kutlarken, Doğu Türkistan'da Çin toplama kampına atılan bir edebiyat profesörü babanın oğlu Alimcan ve Rusya tarafından işgal edilen Kırım'daki bir babanın kızı Nariye, Ramazan Bayramı'nı nasıl karşıladı ve nelerle karşılaştı anlatmaya çalıştık. Türkiye'nin önemli şehirlerinden İstanbul'da yaşayan Mehmet üç kardeşi ile ailecek Ramazan Bayramı sevincini yaşıyor, akrabalarını ziyaret ediyor ve bayram gününü mutluluk içinde yaşıyor. Türk dünyasının kadim şehirlerinden Doğu Türkistan'ın Kaşgar şehrinde yaşayan Alimcan ise babasının Çin toplama kampında olması sebebiyle Ramazan Bayramı'nı yine hüzün içinde geçirirken, bayramın ilk günü evini aniden basan Çinli polislerle karşılaşıyor. Evlerine sözde "Kardeş Aile" projesi altında yerleştirilen Çinli ile ablasının zorla evlendirileceği haberini alıyor ve kalp krizi geçiren annesini kaybediyor. 2014 yılından bu yana Rus işgali altında kalan Kırım'da bu bayram da buruk geçiyor. Yüzyıllardır sürgünle, işgalle mücadele eden Kırım Tatarları Tarak Tamgalı gökbayrağını dalgalandıramadığı gibi dinlerini de özgürce yaşayamıyor. Rusya'nın 24 Şubat 2022 itibarıyla Ukrayna'ya karşı başlattığı topyekûn saldırı neticesinde birçok Kırım Tatar erkeği Rus ordusuna zorla alınarak, Ukrayna'ya karşı saldırmaya zorlanıyor. Öte yandan diline, dinine, kültürüne sahip olmaya çalışan Kırım Tatarlarının evlerine Rus işgalciler baskın uyguluyor, erkekleri haksız yere alıkoyuyor. Ramazan Bayramı, bir yanda sevinç ve birlik duygularını güçlendirirken, diğer yanda Kırım ve Doğu Türkistan gibi işgal ve baskı altındaki Türk yurtlarında yaşanan acıları bir kez daha gözler önüne seriyor. Öte yandan tüm bu zorluklara rağmen Türk dünyasının farklı coğrafyalarında yaşayan soydaşlar, bayramın taşıdığı umut ve dayanışma ruhunu yaşatmaya devam ediyor. QHA olarak, tüm Türk ve İslam âleminin Ramazan Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyor; bayramın, zulüm altındaki tüm soydaşlarımız için özgürlüğe, adalete ve huzura vesile olmasını temenni ediyoruz.

Uygur Hareketinden Çin’in “Etnik Birlik Yasası”na tepki: "Bu kanun soykırımı yasallaştırmıştır" Haber

Uygur Hareketinden Çin’in “Etnik Birlik Yasası”na tepki: "Bu kanun soykırımı yasallaştırmıştır"

Çin’de kabul edilen yeni “Etnik Birlik ve İlerleme Yasası”, uluslararası insan hakları çevreleri ve akademisyenler arasında tartışmalara yol açarken, Uygur hak savunucuları yasaya sert tepki gösterdi. Uygur Hareketi tarafından yapılan açıklamada, söz konusu düzenlemenin “soykırımı kanunlaştırdığı” ifade edildi. Çin yasama organı tarafından 12 Mart 2026’da kabul edilen yasa, resmî söylemde “etnik birliği teşvik etmeyi” amaçlıyor. Öte yandan Uygur Hareketi, düzenlemenin farklı etnik ve dinî toplulukların kültürlerinin ve dillerinin ortadan kaldırılmasını teşvik ederek Han Çin kimliği etrafında tek tip bir millî kimlik oluşturmayı hedeflediğini bildirdi. Açıklamada, yasanın eğitim ve kamu hayatında Mandarin Çincesini tek eğitim ve iletişim dili hâline getirdiği, yetkililerin vatandaşları tarih ve din konularında “doğru görüşlere” yönlendirmesini zorunlu kıldığı ve ebeveynlerin çocuklarını Şi Cinping’in Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) destekleyecek şekilde yetiştirmelerinin beklendiği belirtildi. Ayrıca farklı etnik veya dinî grupların Han Çinlilerle evliliklere itiraz edemeyeceği ve “karışık topluluklarda” yaşamın teşvik edilmesiyle Doğu Türkistan ve Tibet gibi bölgelere Han Çinlilerin göçünün destekleneceği ifade edildi. “SOYKIRIM YASALLAŞMIŞTIR” Uygur Hareketi, söz konusu düzenlemenin özellikle Doğu Türkistan’da Uygurların uzun süredir maruz kaldığını belirttiği baskıcı uygulamaları hukuki bir çerçeveye oturttuğunu vurguladı. Açıklamada bölgede toplu gözaltılar, ailelerin ayrılması, dinî ve kültürel kimliğin silinmesi ve yaygın gözetim uygulamalarının devam ettiği belirtildi ve şu ifadelere yer verildi: Bu yasa, Uygurların yıllardır maruz kaldığı baskıcı uygulamaları tamamen yasallaştırıyor ve kodifiye ediyor. Doğu Türkistan gibi bölgelerde, nüfus toplu gözaltılara, aile ayrılıklarına, kadına yönelik şiddete, bireysel din, dil ve kültürün silinmesine ve toplu gözetime maruz kalıyor. Şimdi ise bu yasa, ‘tek bir ulusal bilinç oluşturmak için parti, devlet ve toplumun tüm unsurlarının seferber edilmesini’, öngörüyor. Bu, Çin rejiminin asimilasyon ve birlik adı altında bireysel kimlikleri ve kültürleri tamamen ortadan kaldırması için bir alan yaratmaktadır. Bu kanun soykırımı yasallaştırmıştır. “ÇİN HÜKÛMETİ TÜM İNSANLIĞIN DÜŞMANIDIR” Bununla birlikte Uygur Hareketi İcra Direktörü Ruşen Abbas yaptığı açıklamada, “Uygur Hareketi, Çin yasama organı tarafından kabul edilen bu sözde ‘etnik birlik yasasını’ şiddetle kınıyor. Bu politikalar birliği teşvik etmiyor: soykırımı meşrulaştırıyor ve insanlığa karşı işlenen suçları yasallaştırıyor. Bu yasa, ÇKP’ye hayatta kalmaya layık görmedikleri tüm kültürleri ve medeniyetleri ortadan kaldırmak için tam kontrol sağlıyor. Uygur kimliğinin tamamen silinmesinin eşiğindeyiz ve uluslararası toplum somut adımlar atmalıdır. Çin hükûmeti sadece Çin sınırları içindeki halkın düşmanı değil, aynı zamanda özgürlük, demokrasi ve tüm insanlığın düşmanıdır.” dedi. Uygur Hareketi ayrıca uluslararası topluma çağrıda bulunarak, yeni yasa kapsamında hedef alındığını belirttiği Uygurlar ve diğer etnik-dinî toplulukların haklarının korunması için somut adımlar atılması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, zorla asimilasyon politikalarına karşı dil ve kültürel kimliklerin korunmasının hayati önem taşıdığı ifade edildi.

Tutuklu Uygur yazar Yalkun Rozi'ye 2026 Graciela Fernández Meijide İnsan Hakları Ödülü Haber

Tutuklu Uygur yazar Yalkun Rozi'ye 2026 Graciela Fernández Meijide İnsan Hakları Ödülü

Otoriter rejimlerde ve sivil özgürlüklerin kısıtlı olduğu ülkelerde hayatları pahasına insan haklarını savunan kişi ve kurumları onurlandıran Graciela Fernández Meijide Ödülü, 2026 yılında küresel bir kapsama ulaşarak Ekvator Ginesi, Doğu Türkistan ve Kuzey Kore'den isimlere verildi. Doğu Türkistan'dan ödüle layık görülen isim ise Uygur edebiyatına yaptığı katkılarla tanınan ve 10 yıldır cezaevinde olan Yalkun Rozi oldu. Ödül töreninin, Ağustos ayında "Totalitarizm Kurbanlarını Anma Günü" kapsamında düzenlenecek özel bir konferansta gerçekleştirileceği açıklandı. Tanınmış bir yazar, yayıncı ve edebiyat eleştirmeni olan Yalkun Rozi, geçmişte "Xinjiang Eğitim Bakanlığı"nın Uygur Ders Kitapları Bölümü'nde editörlük görevini yürütmüştü. 2001 ile 2011 yılları arasında ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde 90'dan fazla ders kitabı ve ek materyal hazırlayan Rozi'nin çalışmaları, Uygur kimliği, tarihi ve kültürünün yeni nesillere aktarılmasında önemli bir rol oynamıştı. Ekim 2016'da, hazırladığı ders kitaplarında "ideolojik sorunlar" olduğu gerekçesiyle soruşturmaya tabi tutulan Rozi, 3 Ocak 2018 tarihinde Urumçi'de "devlet iktidarını yıkmaya teşvik" suçlamasıyla 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. UYGUR HAREKETİ'NDEN ÖDÜL KARARINA DESTEK VE ÇAĞRI Ödül kararını coşkuyla karşıladıklarını belirten Uygur Hareketi (Uyghur Movement), Rozi'ye yöneltilen suçlamaların asılsız olduğunu ve bu tutuklamanın Uygur kültürünü yok etme politikasının bir parçası olduğunu savundu. Uygur Hareketi İcra Direktörü Rushan Abbas, karara ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: Yalkun Rozi’nin 2026 Graciela Fernández Meijide Ödülü’nü almasıyla gurur duyuyoruz. Bu ödül, Uygur ruhu için bir zaferdir. Çin Komünist Partisi (ÇKP) en büyük âlimlerimizi hapsederek tarihimizi yeniden yazmaya çalışsa da, bu onur Uygur kültürünün ÇKP’nin kimliğimize ve varlığımıza karşı yürüttüğü savaşa karşı dirençli olduğunu kanıtlıyor. Amacımız küresel çapta yankı buluyor. Yalkun Rozi’nin ve tutuklu olan her entelektüelin sesini yükseltmeye devam edeceğiz, ta ki hepsi özgür olana kadar. CADAL’a minnettarız. Açıklamanın sonunda, Yalkun Rozi ve keyfi olarak gözaltında tutulan tüm Uygurların derhal serbest bırakılması çağrısı yinelenerek, uluslararası toplumun bu insan hakları ihlallerine karşı harekete geçmesi talep edildi.

“Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025” İstanbul’da kamuoyu ile paylaşıldı Haber

“Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025” İstanbul’da kamuoyu ile paylaşıldı

Doğu Türkistan’daki hak ihlallerini ölçülebilir verilerle görünür kılmayı amaçlayan “Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025”, 16 Şubat 2026 tarihinde İstanbul’da düzenlenen programla kamuoyuna tanıtıldı. Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR) tarafından hazırlanan endeks; din özgürlüğü, zorla çalıştırma, dijital gözetim ve çocuk hakları başta olmak üzere bölgedeki sistematik ihlalleri 14 tematik başlık altında ele alıyor. BEŞ DİLDE TARAMA, AYLIK RAPORLAMA Karar'dan Feyza Nur Çalıkoğlu'nun haberine göre tanıtımda, endeksin tek bir kaynağa dayanmadığı; Arapça, Çince, İngilizce, Uygurca ve Türkçe olmak üzere beş dilde yürütülen açık kaynak haber taramaları ile hazırlandığı belirtildi. Farklı diller ve arama motorları üzerinden yapılan taramalarla her ayın gelişmelerinin ayrı raporlaştırıldığı, böylece ihlallerin zamansal seyri ve yoğunluğunun izlenebilir hale getirildiği aktarıldı. Sunumda, çalışma boyunca haber metinlerine müdahale edilmeden kronolojik bir derleme yapıldığı özellikle vurgulandı. ENDEKSİN ANA BAŞLIKLARI: PROPAGANDA, ÇİNLEŞTİRİLME, BASKI VE TRANSFER Sunumda 2025 Endeksi’nin tematik çerçevesi, Doğu Türkistan’daki hak ihlallerinin farklı boyutlarını bir arada ele alan başlıklar üzerinden özetlendi. Buna göre “propaganda” başlığı altında, Çin Komünist Partisi’nin gazetecileri bölgeye davet etmesi ve bazı YouTuber’ların Çin odaklı içerikler üretmesi örnek gösterilerek, kamuoyuna dönük anlatının nasıl kurgulandığına dikkat çekildi. “Çinleştirilme” başlığında ise camilerin Çin mimarisine uygun biçimde yeniden inşa edilmesinin geçici bir uygulama değil, yapısal bir dönüşüm olarak değerlendirildiği ve bunun kuşaklar arası bir kültürel kesintiyi hedeflediği vurgulandı. Endekste ayrıca dini pratiklere yönelik sınırlamaların süreklilik kazandığı “dini baskı” boyutu ele alınırken, Doğu Türkistan dışındaki topluluklara yönelik takip ve baskı mekanizmaları da “sınırötesi baskı” kapsamında incelendi. “Zorla çalıştırma ve işçi transferi” başlığında, zorla çalıştırma yöntemlerinin sürdüğü ve sistematik bir işçi transfer politikasının uygulandığı tespiti paylaşıldı. “Sansür ve kısıtlama” bölümünde ise fiziksel kısıtlamalara ek olarak dijital alandaki müdahalelerin arttığı, çevrim içi alanın da denetim ve kontrol politikalarına daha yoğun biçimde dahil edildiği ifade edildi. “SANSÜR VE KISITLAMA”: YAPAY ZEKA DESTEKLİ BİLGİ YÖNETİMİ Raporun “sansür ve kısıtlama” bölümünde, internet sansürünün klasik erişim engellerinin ötesine geçerek yapay zekâ destekli, çok katmanlı bir “bilgi yönetim sistemi”ne dönüştüğü aktarılıyor. Bu çerçevede; yüz tanıma, biyometrik veri temelli sistemler ve algoritmik filtreleme/otomatik müdahale mekanizmalarının özellikle Uygurlar ve diğer Türk halklara yönelik baskı aracı haline geldiği değerlendirmesine yer veriliyor. Yerel medya boyutunda ise Xinjiang Television’un Uygurca ve Kazakça yayın yapan iki kanalının kapatıldığı, bazı yayınların Çinceye döndüğü ve içeriklerin büyük ölçüde Çinceye yöneldiği bilgisi aktarıldı. DİJİTAL GÖZETİM VE SİBER SALDIRILAR: SINIRLARI AŞAN TAKİP İDDİALARI Raporda “dijital gözlem ve siber saldırı” başlığında, Çin’in gözetim kapasitesinin uluslararası ölçekte genişlediği vurgulanıyor. 2023–2024 döneminde Çin’de ve diasporada yaşayan Tibetliler ile Uygurları hedef alan siber saldırıların arkasında, Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı ile bağlantılı olduğu iddia edilen UPSEC adlı şirketin bulunduğu öne sürülüyor. Raporda, Android ve Windows cihazlara sızarak kişisel verilere erişebilen araçlardan bahsediliyor. Ayrıca, 8 Nisan 2025’te Dünya Uygur Kongresinin (WUC) Huawei France, Hikvision France ve Dahua Technology France hakkında Paris Savcılığına başvurusuna; 28 Haziran 2025’te Kanada’nın Hikvision’un yani Çin merkezli güvenlik teknolojileri şirketinin ülkedeki operasyonlarını durdurma kararına değiniliyor. ZORLA ÇALIŞTIRMA VE İŞÇİ TRANSFERİ İDDİALARI 2025 boyunca yayımlanan uluslararası rapor ve soruşturmalarda, Doğu Türkistan’da yürütülen devlet destekli “mesleki eğitim” ve iş gücü transfer programlarının zorla çalıştırmaya dönüştüğü iddiaları öne çıktı. İnsan hakları kuruluşlarına göre Çin yönetimi, “yoksullukla mücadele” ve “kırsal iş gücünü dönüştürme” politikaları kapsamında on binlerce Uygur’u ülkenin farklı bölgelerindeki fabrikalara ve tarım alanlarına sevk ediyor. İddialara göre bu sevkler gönüllülükten ziyade yoğun gözetim ve siyasi baskı ortamında gerçekleşiyor. Uygurların toplu şekilde başka eyaletlere taşındığı; tekstil, ayakkabı, otomotiv yan sanayi, elektronik ve tarım gibi sektörlerde çalıştırıldığı belirtiliyor. Bölgedeki üretimin küresel tedarik zincirlerine entegre olması ise söz konusu iddiaları uluslararası şirketler ve ülkeler açısından da gündeme taşıyor. ÇOCUK HAKLARI: YATILI OKULLAR VE AİLEDEN KOPARMA İDDİALARI Endekste, 2017’den bu yana yürütülen kitlesel gözaltı politikalarıyla kamplara alınan ebeveynlerin çocuklarının devlet kontrolündeki yatılı okullara yerleştirilmeye devam ettiğine ilişkin iddialara yer veriliyor. Yarkent, Aksu ve Hoten’de en az altı kurumun faaliyet gösterdiği; çocukların süreç içinde polis birimleriyle takip edildiği ve ayrıntılı kayıtlar tutulduğu aktarılıyor. Raporda, yatılı okullarda eğitimin ağırlıkla Mandarin Çincesi üzerinden yürütüldüğü ve bunun dil-kimlik üzerinde etkilerine ilişkin değerlendirmeler bulunuyor. KEYFİ TUTUKLAMA, YARGISIZ İNFAZ VE DİNİ KISITLAMALAR İDDİALARI Raporda, keyfî tutuklamaların sistematik hale geldiği ve adil yargılanma hakkının zayıfladığı ifade ediliyor. Sakal bırakmak, telefonda dini içerik bulundurmak gibi pratiklerin dahi suç unsuru sayılabildiğine dair örnekler aktarılıyor. Dini özgürlükler başlığında, Ramazan döneminde oruç tutmanın fiilen engellendiği ve bazı yerleşimlerde kişilerin gündüz yemek yediğini gösteren video istendiğine ilişkin iddialara yer veriliyor. GERİ GÖNDERMELER: TAYLAND ÖRNEĞİ “Geri gönderme” bölümünde, üçüncü ülkeler üzerinden Çin’e iade riskine dikkat çekiliyor. Raporda, 27 Şubat 2025’te Tayland’dan 48 Uygur’un Çin’e gönderildiği ve bunun uluslararası düzeyde geri göndermeme ilkesine aykırı olduğu yönünde eleştiriler bulunduğu aktarılıyor. “DİJİTAL APARTHEİD” VURGUSU VE 2024–2025 KIYASLAMASI Sunumda baskının “sürekli, geniş ölçekli ve dijitale endeksli” biçimde yürütüldüğü belirtilerek, “Doğu Türkistan modeli dünyanın dijital aparteidi” ifadesinin öne çıktığı aktarıldı. 2024’te baskı mekanizmalarının kurumsallaştığı, 2025’te ise daha otomatik hale geldiği değerlendirmesi paylaşıldı. Karşılaştırmalı analiz bölümünde, 2024’te daha “güvenlik odaklı” bir çizginin öne çıktığı; 2025’te buna ek olarak propaganda ağırlıklı bir devlet söyleminin güçlendiği belirtildi. Sunumda ayrıca ABD’nin Çin’den gelen ürünlerde zorla çalıştırma şüphesi yaklaşımı da hatırlatıldı. “FİLLER TEPİŞİYOR, EZİLEN BİZ OLUYORUZ” Panel bölümünde söz alan Mazlumder Genel Başkanı Kaya Kartal, Doğu Türkistan’da uygulanan yasaların vatandaşları koruma amacı taşımadığını, aksine “belli bir kalıba sokmak” için işletildiğini söyledi. “Çinlileştirme” politikaları kapsamında din alanında yeni bir yapı kurulduğunu savunan Kartal, günlük yaşam pratiklerinin dahi suç unsuru haline getirildiğini ifade etti. Türkiye bağlamında ise Göç İdaresi uygulamaları ve bazı yargı süreçlerine dikkat çekerek, geri göndermeme yasağının hem Anayasa’da hem uluslararası hukukta yer aldığını hatırlattı. Uluslararası Mülteci Hakları Derneği’nden (UMHD) Zeynep Ertekin ise konuşmasında, mahkemelerin Uygur yabancılara ilişkin verdiği geri gönderme kararlarına ve “tahdit kodları” uygulamalarına değindi. İstanbul 16. ve 18. İdare Mahkemeleri’nin Uygur yabancılar hakkında verdiği geri gönderme kararlarına dikkat çekti. Türkiye’nin uzun yıllar Uygurlar açısından güvenli bir ülke olarak görüldüğünü belirten Ertekin, ancak geçtiğimiz yıl mahkemelerce verilen kararlarla bu algının tersine bir uygulama pratiğinin ortaya çıktığını söyledi. Menşe ülkeyle istihbarat paylaşımı iddialarını gündeme getiren Ertekin, bazı Uygurların terör suçlamalarıyla karşı karşıya bırakıldığını savundu. Geri göndermeme ilkesinin fiilen zedelendiğini öne süren Ertekin, konuşmasını “Filler tepişiyor, ezilen biz oluyoruz” sözleriyle tamamladı. Yeryüzü Avukatları Derneği (WOLAS) temsilcisi Hüseyin Dişli ise hazırlanan endeksin hukuki açıdan bir “delil havuzu” niteliği taşıdığını belirterek, raporda yer alan verilerin ileride yapılacak ulusal ve uluslararası başvurular açısından referans teşkil edebileceğini ifade etti. Panelde ayrıca İstiqlal TV’den Muhammet Ali Atayurt da değerlendirmelerde bulundu.

Prof. Dr. Meşkure Yılmaz: Türkler farklı coğrafyalarda aynı acılara maruz kalmışlardır Haber

Prof. Dr. Meşkure Yılmaz: Türkler farklı coğrafyalarda aynı acılara maruz kalmışlardır

Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliği Ankara Temsilcisi ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (HBVÜ) Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meşkure Yılmaz, Türk dünyasının bugününe ilişkin olarak Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı değerlendirmede önemli tespitlerde bulundu. “COĞRAFYALAR FARKLI, ACILAR AYNI; ZULMEDENLER FARKLI, ZULME UĞRAYANLAR AYNI” Hem Türk dünyası alanında çalışan bir akademisyen hem de bir Türk vatandaşı olarak Türk dünyası kavramının ne ifade ettiği sorusu üzerine; “Siz hiç İngiliz dünyası, Fransız dünyası, İtalyan dünyası diye bir kavram duydunuz mu?” diye sözlerine başlayan Prof. Dr. Yılmaz, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlık kazanması ile biraz da hamasetle "Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar Türk dünyası"ndan söz edilmeye başladığını kaydetti. Türklerin dünyada birçok coğrafyada devlet kurduğuna değinen uzman, dünyanın en eski iki milletinden biri olmak gibi özel durum nedeniyle bir Türk dünyası gerçeğinin olduğunu vurguladı. “Türk dünyası tek bir coğrafya ya da tek bir devlet değildir, hareket halinde şekillenmiş bir tarih alanıdır. Türkler yerleşik medeniyetlerden farklı olarak tarih boyunca göç, fetih, ticaret ve kültürel etkileşimle geniş bir coğrafyaya yayılmıştır” diyen Meşkure Yılmaz, “Bu nedenle Türk dünyası ortak bir köken anlatısına, destanlar, mitler, Oğuz geleneği gibi benzer dil yapılarına, lehçeler arası karşılıklı anlaşılabilirlik gibi bir durum söz konusu; ortak kültürel kodlara, misafirperverlik, toy, töre, ata kültü gibi değerlere sahiptir” dedi. Türklerin farklı coğrafyalarda aynı acıları yaşadıklarını belirten Yılmaz, “Coğrafyalar farklı, acılar aynı, zulmedenler farklı, zulme uğrayanlar aynı” ifadelerini kullandı. “TÜRK DÜNYASI AYNI AĞACIN FARKLI DALLARIDIR” Türk dünyasının birçok ortak yönü olduğunu ve bu açıdan bakıldığında Türk dünyasının aynı ağacın farklı dalları olduğunu ekleyerek sözlerine devam eden Yılmaz “Bu dallar yüzyıllar boyunca farklı rüzgârlara maruz kalmıştır.” dedi. “Türk dünyası bizim için geçmişi birebir tekrarlayan bir alan değil, ortak kökten doğmuş çoklu tarihlerin toplamıdır.” değerlendirmesinde bulunan Meşkure Yılmaz, Türk dünyasının kendisi için önemini “Ne dış politika aracı kadar soğuk ne de hamasi bir slogan kadar yüzeysel bir şeydir. Türk dünyası unutulmuş akrabalıktır. Türk dünyası yarım kalmış bir tanışıklıktır. Türk dünyası aynı kelimeleri farklı aksanlarla söyleyen insanların ortak hikayesidir. Azerbaycan’da bir ağıt duyduğumuzda içimizin burkulması, Kazak bozkırında bir destanın bize tanıdık gelmesi, Türkmenistan’daki misafirperverlikle Anadolu’daki misafirperverliğin aynı ruhu taşıması tesadüf değildir. Bu kan bağı romantizmi değil, hafıza bağıdır. Türk dünyası bizim potansiyelimiz, geçmişten kalan mirasımızdır.” cümleleri ile ifade etti. Ayrıca Türk dünyasının “Kan bağına indirgenemeyecek kadar karmaşık, siyasi slogana sığmayacak kadar derin, ihmal edilemeyecek kadar gerçek bir alan olduğunu” vurguladı. "TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATINDA DEVLETSİZ TÜRK TOPLULUKLARININ TEMSİL EDİLDİĞİNİ SÖYLEYEMEYİZ" Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) mevcut sınırının egemenlik ilkesi bağlamında olduğunu söyleyen Yılmaz, teşkilatın klasik olarak hükûmetler arası bir örgüt olduğu, Birleşmiş Milletler (BM) mantığında çalıştığını belirterek, üyeliğin egemen olma şartına bağlı olduğunu, karar alma mekanizmasının devlet merkezli olduğunu ve uluslararası hukukta iç işlerine karışmama hassasiyetinin çok güçlü olduğunu belirtti. Bu çerçevede bakıldığında “devletsiz Türk toplumlarının tam üyelikle temsil edilmesi mümkün değil” diye konuşan Yılmaz, Kırım Tatarları, Gagavuzlar, Saha Türkleri, Doğu Türkistan Türklerinin mevcut yapı içinde yer alamayacaklarını belirtti. Ancak temsilin tek tip olma gibi bir zorunluluğu bulunmadığını da sözlerine ekleyen Yılmaz, kritik sorunun temsilden ne anlaşıldığı olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Meşkure Yılmaz şöyle devam etti: Eğer temsili sadece devlet statüsü olarak okursak hedefe ulaşılamaz. Ama temsili çok katmanlı ve esnek düşünürsek alan açılıyor. Uluslararası örnekler bize şunu gösteriyor. Mesela Avrupa Birliği'nde (AB) bölgeler komitesi var. Arap Birliği çerçevesinde kültürler ve siyasal platformlar var. İslam İş birliği Teşkilatında (İİT) gözlemci/bağlı kuruluşlar var. TDT'de de benzer şekilde devlet dışı ama devletlerle uyumlu ara mekanizmalar geliştirilebilir. Aslında en gerçekçi yol kademeli ve dolaylı temsil, bence ulaşılabilir olan senaryodur. Bunu farklı ayaklarda anlamlandırabiliriz. Kültürel toplumsal temsil kanalı devletsiz Türk topluluklarının dil, kültür, tarih gibi ortak alanlarını bir araya getirerek bu konular üzerinde çalışmalar yapılabilir ve Türk Devletleri Teşkilatı ekosistemine dahil edilebilir. Örneğin Türk Dünyası Kültürel Topluluklar Forumu gibi bir yapı kurulabilir. Bu siyasi değil ama kimliksel ve sembolik olarak çok güçlü olur. Akademik ve sivil ağlar üzerinde görünürlük, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında ortak tarih yazımı, üniversite arası ağlar, enstitüler, gençlik ve kadın platformları gibi kurulabilir. "UMAY ANA TÜRK DÜNYASI KADINLAR BİRLİĞİ İLE TÜRK DÜNYASINI BİR ARAYA GETİRMEYE ÇALIŞIYORUZ" Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliğini kurarak bir sivil toplum örgütü çatısı altında Türk dünyasını bir araya getirmeye çalıştıklarını belirten Yılmaz, 2024 yılında Kıbrıs’ta bir toplantı yaptıklarını, 2025’te Azerbaycan’da bir çalıştay gerçekleştirdiklerini ve bu faaliyetlere devleti olmayan Türk topluluklarından da temsilciler davet ettiklerini söyledi. Bu şekilde temsil edilmelerinin kendileri açısından önemli olduğunu dile getirdi. Sürecin sivil toplum örgütleri ile bu şekilde yönetilebileceğini ve uzun vadede ise devlet dışı gözlemci topluluğu gibi özel sınırlı bir statü oluşturulabileceğini, bu oluşumun, karar alma yetkisi olmayan, siyasi egemenlik iddiası içermeyen kültürel danışma temeli olan bir konum olabileceğini sözlerine ekleyen Yılmaz, bu tür bir formülün “Rusya, Çin, İran gibi aktörlerle doğrudan kriz üretmeden ilerleme” sağlayacağını da belirtti. “Türk dünyası sadece devletlerarası çıkar alanı olarak görülürse devletsiz toplumlar dışarıda kalır ama eğer medeniyet, tarih ve kültür havzası olarak tanımlanırsa dışarıda bırakılmazlar. Bugün Türk Devletleri Teşkilatının söylemi ikinciye göz kırpıyor ama pratiği hala birincinin sınırlarında.” diyerek sözlerini sürdüren Yılmaz, 1993 yılında Antalya’da başlayan ve Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı tarafından yürütülen Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği kurultaylarının devletsiz Türk topluluklarının sesini duyurabildiği önemli platformlar olduğuna dikkat çekti. Kurultayların ilk 10'unun Türkiye'de 11’incisinin 2007’de Bakü’de yapıldığını ve sonrasında toplanmamasının ciddi bir eksiklik olduğunu vurgulayan Yılmaz, bu tür toplantıların farklı bir adla da olsa mutlaka yeniden hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. “TDT’NİN PROBLEMLİ ALANLARA DOĞRUDAN ETKİ KAPASİTESİ SINIRLI” Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) mevcut yapısıyla problemli alanlara sert ve doğrudan müdahale edebilme kapasitesinin sınırlı olduğunu ifade eden Yılmaz, bunun temel nedenlerini jeopolitik kırılganlık, büyük güçlerle sınır komşuluğu ve kurumsal araç eksikliği olarak sıraladı. TDT’nin yaptırım uygulama, askerî misyon kurma ya da bağlayıcı karar alma yetkisine sahip olmadığını vurgulayan Yılmaz, bu nedenle etkinin daha çok yumuşak güç ve dolaylı diplomasi kanallarıyla sağlanabileceğini belirtti. “KIRIM TÜRKSÜZLEŞTİRİLİYOR" Türk topluluklarının sorunları üzerine de konuşan Yılmaz, Kırım’ın işgali ve Kırım Tatarlarının durumunun farklı olduğunu, işgalsöz konusu olduğundan müdahale edilebileceğini söyleyerek Kırım meselesinin uluslararası hukuk açısından diğerlerinden farklı bir statüye sahip olduğunu ekledi. Kırım’da yaşanan insan hakları ihlallerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından teyit edildiğinin üzerinde durarak daha yüksek sesle tepki verilebileceğini ekledi. “Türkiye başta olmak üzere Türk Devletleri Teşkilatı üye devletlerinin Ukrayna ile yakın ilişki içinde olduğunu” dile getiren uzman, Rusya’nın çok sayıda kişiyi hapsettiğini ve isnat edilen suçların aktivistler, din adamları ya da hapishanede bulunanların yakınlarına yardımcı olmak gibi suçlar olduğunu belirtti. “Yani aslında temel insan hak ve hürriyetleri açısından baktığımız zaman bir suç yok” diye konuşan Yılmaz “bütün Türk yurtlarında olduğu gibi Kırım Türksüzleştiriliyor” diye vurguladı. Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan gibi ülkelerin Rusya ile açık çatışmadan kaçınmak durumunda olduğunu ifade eden Yılmaz, TDT’nin bu yüzden kolektif sert kınama yapamayacağını ancak Kırım Tatarlarının Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğunu sürekli vurgulayabileceğini belirtti. Meşkure Yılmaz, ayrıca “Ukrayna ile kurumsal temasları görünür kılarak dolaylı sürdürülebilir bir baskı oluşturulabilir” dedi. IRAK, SURİYE, GÜNEY AZERBAYCAN VE DOĞU TÜRKİSTAN Yılmaz, Irak Türklerinin siyasal temsil ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu; Suriye’de ise yeni anayasa sürecinde Türklerin temel haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Güney Azerbaycan meselesinin İran açısından varoluşsal bir güvenlik konusu olarak görüldüğünü, Doğu Türkistan’ın ise Türk dünyasının en hassas ve kapalı alanı olduğunu ifade etti. ORTAK ALFABE: “HÜR DÜNYAYA AÇILIŞIN SEMBOLÜ” Öte yandan latin alfabesine geçiş kararını değerlendiren Yılmaz, Kiril alfabesinin Rusya’ya bağımlılığı, Latin alfabesinin ise hür ve medeni dünyaya açılışı temsil ettiğini söyledi. Ortak alfabenin yanı sıra ortak kelimeler sözlüğü oluşturulmasının da önemine dikkat çeken Yılmaz, bu sürecin Gaspıralı İsmail Bey'in “dilde, fikirde, işte birlik” idealine hizmet edeceğini ifade etti. Yılmaz ayrıca ortak alfabe yanında ortak kelimeler sözlüğünün üretilmesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.

Çin'in dünyadan gizlediği kanlı vahşet: Gulca Katliamı Haber

Çin'in dünyadan gizlediği kanlı vahşet: Gulca Katliamı

Çin hükûmetinin Doğu Türkistan topraklarında 5 Şubat 1997'de gerçekleştirdiği ve tüm dünyadan gizlediği vahşet, bugün bir kez daha hatırlanıyor. Doğu Türkistanlılar aradan 29 yıl geçmesine rağmen Gulca'daki kıyımı unutmuyor. DÜNYADAN GİZLENEN VAHŞET: GULCA KATLİAMI Çin yönetimince 4 Şubat 1997'de Ramazan ayı içerisindeki Kadir Gecesi'nde Gulca’da düzenlenen geleneksel bir toplantıya katıldıkları gerekçesiyle Uygur Türkü kadınlar gözaltına alındı. ÇİN POLİSİ AĞIR SİLAHLARLA HALKA ATEŞ AÇTI Kadınların bırakılmasını talep eden halk, ertesi gün (5 Şubat) sokaklara döküldü. Barışçıl bir şekilde başlayan gösteriler, ellerinde ağır silahlar olan Çinli askerler tarafından kalabalığın üzerine rastgele ateş açılmasının ardından katliama dönüştü. TARİHİN EN CİDDİ AYAKLANMALARINDAN BİRİYDİ Uygur Türklerinin taleplerine karşı Çinli askerlerin takındığı tutum, olayların büyümesine sebep oldu ve 1949 yılında Doğu Türkistan'ın işgalinden bu yana, bölgede yaşanan tarihin en ciddi ayaklanmalarından birisi meydana geldi. -30 DERECEDE BEKLETİLEN UYGUR TÜRKÜ GENÇLER 5 Şubat ve ilerleyen günlerde devam eden protestolar sırasında yüzlerce Uygur Türkü şehit edildi, binlercesi yaralandı ve gösterilerin akabinde 4 binden fazla Uygur Türkü gözaltına alındı. Bağımsız kaynaklar, Çin polisi tarafından tutuklanan 300’den fazla Uygur Türkü gencin -30 derece soğukta, üzerlerine soğuk su sıkılmış bir vaziyette bekletilerek katledildiğini kaydetti. Gözaltına alınanların çoğunun akıbeti ise hâlâ belli değil. KATLİAMIN ARAŞTIRILMASINA İZİN VERİLMİYOR Gulca’da yaşanan katliamın üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen, Çin hükûmeti Gulca Katliamı'nın bağımsız kişi ya da kurumlar tarafından incelenmesine bugün dahi hâlâ izin vermiyor.

Annesi toplama kampında, babası hapiste: “Doğu Türkistan’ın bayrağını başka bir ülkede öğrendim” Haber

Annesi toplama kampında, babası hapiste: “Doğu Türkistan’ın bayrağını başka bir ülkede öğrendim”

Yağmur Filiz KAŞGARLI/QHA Ankara Baskı ve asimilasyon politikalarının sürmekte olduğu Doğu Türkistan’daki sessiz çığlığın bir tanığı daha Kırım Haber Ajansına (QHA) konuştu. Türkiye’deki bir üniversitede hukuk eğitimi alan Uygur Türkü Buhliçe, ailesiyle tam 9 yıldır irtibat kuramıyor. Eğitimi için zorlu koşullardan geçen ancak iki yıl önce Türkiye'de Hukuk Fakültesine başlayan başarılı öğrenci, yaşadıklarını tüm gerçekliğiyle aktardı. 2016 yılında ailesinin kendisini ve ağabeyini eğitim almaları için Özbekistan'a gönderdiğini orada öğrenci evinde ikâmet ettiklerini aktaran Buhliçe, daha sonra anne ve babasıyla iletişimin aksadığını belirtti. BABASINI 2017 YILINDA SON KEZ GÖRDÜ Buhliçe, “Henüz 11 yaşındaydım. 2016-2017 yıllarında yollar bugüne göre daha açıktı. Annemle babam beni orada ortaokula yerleştirdi. Babam zaman zaman bizi ziyaret ediyordu ama aynı yılın sonlarında, ‘Bir daha gelemeyebilirim.’ dedi. Küçük olduğum için hiçbir şey anlamıyordum. Kendi dinimi daha önce bilmediğim bir ülkede öğrendim.” ifadelerini kullandı. Buhliçe, WhatsApp gibi sosyal medya uygulamalarının kullanımının Çin yönetimi tarafından yasaklandığı için WeChat üzerinden iletişim kurabildiklerini, ancak 2017 yılı itibarıyla bu uygulama üzerinden de ailesiyle irtibatının tamamen kesildiğini aktardı. ÇİN BASKISI ÖZBEKİSTAN'DA DA VARDI Özbekistan'daki Uygur diasporasına yönelik Çin baskısının hakîm olduğunu hatta birçok Uygurun deport edildiğini vurgulayan Buhliçe, ağabeyi ile daha sonra apar topar bir şekilde Türkiye'ye geldiklerini dile getirdi. Buhliçe, havalimanında uçağa binerek, vizeyle çok rahat bir şekilde Uygur teşkilatlarının desteği sayesinde İstanbul’a geldiklerini söyledi. Buhliçe, “Valizlerimiz, kıyafetlerimiz ve tüm eşyalarımızı bırakıp geldik buraya.” dedi. Lise eğitimine de burada başladığını ifade eden genç kız, lise eğitiminin ardından üniversiteyi kazandığı şehre yerleştiğini belirtti. Hatırladığı 2010’lu yıllarda Çinlilerin Uygur Türklerinden çekindiğini ve hatta korktuğunu söyleyen Buhliçe, “Şehrimizin her sokak başında Çin’in yönetim kadrosu vardı. Ayrıca geceleri kapanan sokaklar arasında demir kapılar vardı. Ancak Çinlileri daha çok Ürümçi’de görebiliyorduk.” ifadelerine yer verdi. “BİZE SUNULAN BİR DÜNYA VARDI SADECE” O dönemde inançlarına yönelik bir baskıyı hissettiğini vurgulayan Buhliçe, “Annelerimiz başını sadece arkadan bağlayarak kapatabiliyordu o dönemlerde. Türk devletleri, bilhassa Türkiye hakkında hiçbir şey konuşamıyorduk. Oralardan haberlerimiz olmuyordu. Farklı sosyal medya ağları olduğu için dış ülkeler hakkında bir şey bilmiyorduk. Bize sunulan bir dünya vardı sadece.” diyerek kendi ülkesinin tarihî arka planını öğrenemediklerini dile getirdi. "ÜLKEMİN BAYRAĞINI BAŞKA BİR ÜLKEDE ÖĞRENDİM" Bunlardan birinin de bir devletin bağımsızlığının simgesi olan bayrak ve marşı bilmediklerinin altını çizen Buhliçe, “Ülkemin, Doğu Türkistan’ın mavi zeminli ay yıldız şeklinde olduğunu 2017 yılında, başka bir ülkede öğrendik.” dedi. ANNESİ TOPLAMA KAMPINDA, BABASI HAPİSTE Uygur genç, babası ve annesiyle en son 2016 yılında iletişim kurduklarını ve o tarihten sonra babasının hapis cezası aldığını, annesinin ise 7 yıl toplama kampı cezası aldığını öğrendiklerini ifade etti. Buhliçe, “Kardeşlerime ablam ve teyzemler bakıyordu. Hesaplamalarımıza göre ikisinin de çıkmış olması gerekiyor. İnşallah sağ bir şekilde hayatlarına devam ediyorlardır.” diyerek temennilerde bulundu. Ayrıca Buhliçe, Özbekistan'a ve Türkiye’ye birlikte geldiği ağabeyinin, kardeşleriyle dijital oyunlar üzerinden mesajlaşabildiğini ancak bu oyun üzerinden iletişim kuranların Çinliler tarafından tespit edilerek toplama kampına götürüldüklerini öğrendikten sonra iletişimi bitirmek zorunda kaldıklarını söyledi. "ZAMAN ZAMAN ENGELLER VE KISITLAMALARLA KARŞILAŞIYORUZ" Türkiye’de inançlarını ve yaşam şekillerini rahatlıkla yaşayabildiklerini vurgulayan Buhliçe, “Ama elbette bütün Uygur Türkleri olarak ülkemizdeki durumun sona ermesini ve oraya dönmeyi, buna yönelik çalışmalar yapmayı istiyoruz. Bu zamanlarda da sesimizi duyurmak adına engeller ve kısıtlamalarla karşılaşıyoruz.” ifadeleriyle söz konusu duruma sitemde bulundu. TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLAMADIĞI İÇİN DEVLET DESTEKLİ EĞİTİM VE SAĞLIK İMKÂNLARINDAN YARARLANAMIYOR Hâlâ Çin vatandaşı olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamadığını, kazandığı puanla dahi olsa üniversiteye ödeme yapmak zorunda kaldığını sözlerine ekleyen Buhliçe, bu durumdaki öğrencilerin zor durumda olduğunun altını çizdi. “Hastanelerde defalarca büyük zorluklar yaşadım.” diyen öğrenci, devlet yurdunda da kalamadığını, mecburen özel yurtta kaldığını söyledi. NEDEN HUKUK TERCİH ETTİ? Öte yandan Uygur genç, Hukuk Fakültesini, ülkesi Doğu Türkistan’ın uluslararası alanda sesinin duyurulmasını sağlama amacıyla tercih ettiğini dile getirdi. Buhliçe, “Bu alanı ülkemiz adına uluslararası alanlarda işler yapmak için seçtim.” dedi. Buhliçe konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: Bazen insan sonradan idrak ediyor. Ülkemizi, şehrimizi Uygur biri değil de neden Çinli biri yönetiyor diye sormamışım. İnternete bakıyorsunuz yeterince bilgi yok, çünkü Doğu Türkistan dış dünyaya kapalı. Komünist rejim nedeniyle Çinli muhalifler bile bu duruma engel olamıyor. Doğu Türkistan’ın tarihî boyutuna erişemiyoruz. Milyonlarca Uygur Türkünün aklında soru işte bu.

TRT1'de Doğu Türkistan vurgusu: Her Türk'ün mukaddes davasıdır! Haber

TRT1'de Doğu Türkistan vurgusu: Her Türk'ün mukaddes davasıdır!

Her hafta salı günü saat 20.00'de TRT1 ekranlarında yayınlanan "Mehmed: Fetihler Sultanı" dizisi, dün akşam 66. bölümüyle izleyicileri ekran başına kitledi. Ahmet Yılmaz ve Yıldıray Yıldırım'ın yönetmenliğini; Eyüp Gökhan Özekin, Halis Cahit Kurutlu ve Berk Özekin'in yapımcılığını üstlendiği dizide, 1949'dan bu yana işgal altında olan Çin'in Doğu Türkistan'da her geçen gün artırdığı baskı ve asimilasyon politikası tarihî kurguyla gündeme taşındı. Aralarında ünlü şair Ali Şir Nevai'nin olduğu, dönemin Yarkent Hanlığı'ndan beş kişilik bir heyetin Osmanlı İmparatorluğu'ndan Fatih Sultan Mehmed'i ziyaret ettiği sahnede dile getirilenler seyirci kitlesinin beğenisi topladı. "DOĞU TÜRKİSTAN YARALIDIR" Senaryoya göre heyetin Fatih Sultan Mehmed tarafından kucaklaşarak selamlanması iki Türk halkının birlikteliğine dikkat çekti. Fatih Sultan Mehmed'in "Soydaşlarımız nasıllar? Doğu Türkistan hoş mudur? Ata yurdumuzda ne var ne yok deyin hele" sorusu üzerine Ali Şir Nevai'nin, "Maalesef hünkârım, Doğu Türkistan yaralıdır. Sebepzice gülleri solmuştur." yanıtı yürekleri sızlattı. Sahnede Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) tarafından katledilen şair Süleyman Çolpan'ın bestelenen şiiri "Güzel Türkistan" da ikili diyalog arasında önemli bir mesaj verdi. "BİZ TÜRK'ÜZ DİLENMEYİ BİLMEYİZ" "Çimeni, kuşları dahi feryad eder. Çin, kudretiyle erkeklerimizi köle, kızlarımızı ise cariye etmeye karar kılmıştır" diyen Ali Şir Nevai karakteri günümüzdeki Doğu Türkistan'da yaşanan gerçekleri gözler önüne serdi. Korkulan şeyin Çin'in olmadığı, sessiz kalan Türk halklarının olduğuna dikkat çekildi. "Biz Türk'üz dilenmeyi bilmeyiz" diyerek Fatih Sultan Mehmed'in talep sorusuna Ali Şir Nevai, "Biz buraya ses istemeye geldik Sultanım" ifadesini kullandı. "DOĞU TÜRKİSTAN HER TÜRK'ÜN MUKADDES DAVASIDIR" Öte yandan Fatih Sultan Mehmed karakterinin ise "Doğu Türkistan her Türk'ün mukaddes davasıdır" sözü ise alkış topladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.