SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Doğu Türkistan

QHA - Kırım Haber Ajansı - Doğu Türkistan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doğu Türkistan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdulhamit Karahan, Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı insan hakları ihlallerini QHA’ya değerlendirdi Haber

Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdulhamit Karahan, Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı insan hakları ihlallerini QHA’ya değerlendirdi

Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yönelik sistematik baskılar, her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor. Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdulhamit Karahan, Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı özel açıklamalarda, Çin’in bölgedeki mahremiyet ihlallerini ve dünya kamuoyunu yanıltmak için yürüttüğü algı operasyonlarını deşifre etti. ÇİNLİ MEMURLARDAN UYGUR KADINLARINA CİNSEL SALDIRI GİRİŞİMİ! Karahan, Çin rejiminin Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinin günlük yaşamını denetlemek için millî, kültürel, dinî unsurların veya Çin rejimine karşı olabilecek bir husus olup olmadığını gözlemlemek için Çin Komünist Partisinin (ÇKP) hükûmet ve kamu görevlilerini Doğu Türkistanlı haneler için görevlendirdiğini belirtti. “Bu görevliler erkek de kadın da olabiliyor. Dışarıdan özellikle Türk ya da Müslüman olmayan bir yabancının, bu evlerde istediği zaman kalıp ve istediği zaman ailelerin hareketlerini gözlemlemesi, çok ciddi bir rahatsızlık teşkil ediyor ve bu, kabul edilemez bir durum. Bununla ilgili ailelerde kanlı vakalar da oldu.” şeklinde konuşan Karahan, Uygur Türkü ailelerin erkekleri toplama kampındayken Çinli görevlilerin, bu ailelerin kadınlarına cinsel saldırı girişiminde bulunduğuna ve kanlı vakaların yaşandığına da dikkat çekti. UYGUR TÜRKÜ KADINLAR, ÇİNLİ ERKEKLERLE EVLENMEYE ZORLANIYOR Karahan, Doğu Türkistanlı ailelerin mahremiyetinin Çin tarafından ihlaline ilişkin “Burada ciddi bir soykırım söz konusu. O şahıs, Kur’an’ı Kerim’i okuyor mu, namaz kılıyor mu, oruç tutuyor mu, günlük hayatı ve aile yapısı nasıl? Çinli görevliler, bu noktalara dair istatistik elde edilmesi için belirli bir süre Uygur Türkü ailelerin evlerine yerleştirilmişler. Biz hayatımızda böyle bir şey yaşamamıştık. Bu, bizim için kabul edilemez bir durum ancak 2017 yılından sonra Doğu Türkistan’ın hemen hemen her yerinde bu uygulama söz konusu oldu.” dedi. Bununla birlikte Karahan, Uygur Türkü kadınların Han Çinlisi erkeklerle evlenmeye zorlanmasının Doğu Türkistan’ın demografik yapısı ve Uygur Türklerinin kültürel kimliği üzerindeki etkisi üzerine, “Uygur Türkü kadınlar, iki şekilde Çinlilerle evlenmek zorunda kalıyor. Ya ailesine çok ciddi bir baskı uygulanıyor; katliam, hapis cezası ve toplama kampına atılma tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar ya da çok ciddi bir maddi sıkıntıya uğramış ve uzun süre psikolojik olarak yıpranmış kızlarımız da maalesef türlü hilelerle Çinlilerle evlenmeye teşvik ediliyor. Bu, bizim demografik yapımızı bozmak ve bizi Çinlileştirmek için sürdürülen asimile politikasının bir parçası. Bu bizim için ciddi bir problem yaratmakta.” ifadelerini kullandı. ÇİN, UYGUR TÜRKLERİNİN DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İHLAL EDİYOR Çin’in Doğu Türkistan’da din ve vicdan özgürlüğünü katı bir şekilde ihlal etmesi ve Uygur Türklerinin günlük yaşamlarını gözetlemesi üzerine Karahan, “2010’dan ve Ürümçi Soykırımları'ndan sonra insanlar, dinî ibadetlerini açık bir şekilde yerine getiremiyordu. (5 Temmuz 2009) Ürümçi olaylarından önce öyle değildi. İnsanlar, rahatça camilere girip çıkabilir ve oruç tutabilirdi. Şimdi ÇKP üyesi kamu görevlileri ve öğrenciler dışında normalde herkes oruç tutup namazını kılabiliyordu. 5 Temmuz 2009 tarihindeki olaylardan sonra çok ciddi dinî kısıtlamalar getirildi. Baş örtüsü takmak, sakal bırakmak, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi ibadetler yasaklanmaya başladı ama Çin, uluslararası medyaya böyle yasaklamaların olmadığını ispat etmek için zaman zaman yurt dışından yabancı yetkililer veya turistler geldiğinde birkaç camiyi açık bırakıp yalandan yaşlılara camiye giriş kartı dağıtıp namaz ibadetini yerine getirmelerini bazen mecbur kıldı. Bu, sadece göstermelikti.” dedi. Karahan, Çin hükûmetinin son zamanlarda cami imamlarıyla ve bazı ÇKP yetkililerine yakın isimlerle röportaj yaparak ve onları videoya alarak Doğu Türkistan’da dinî kısıtlamaların olmadığını ve inanç özgürlüğünün hâlâ anayasaya göre mevcut olduğunu iddia ettiğini kaydetti. Buna karşın, bugün Doğu Türkistan’a gidip gelen araştırmacılardan ve turistlerin raporlarından elde edilen verilerin önemini vurgulayan Karahan, bu veriler ışığında Doğu Türkistan’da şu an namaz kılabilecek hiçbir caminin bulunmadığını ve baş örtülü veya sakallı bir kişinin bile görünmediğini belirtti. Çin’in baskıları sebebiyle Nevruz Bayramı ile birlikte dinî bayramların kutlanmasının da yasaklandığını belirten Karahan, “Ramazan Bayramınız mübarek olsun”, “Esselâmü aleyküm”, “Allah’a emanet ol” ve “Allah korusun” gibi ifadelerin çoğunun yasaklandığını ve birçok bölgede Uygur Türkçesi konuşmanın bile yasaklandığının altını çizdi. ÇİN, İMAJINI TAZELEMEK İÇİN NASIL BİR ALGI OPERASYONUNA BAŞVURUYOR? Karahan, Uygur Türklerinin dış dünya ile iletişimi hususunda ise “WhatsApp”, “Facebook”, “YouTube” gibi platformların Doğu Türkistan’da yasak olduğunu kaydederek bu uygulamalara bir şekilde erişenlerin ise hapis cezasıyla karşılaştığını dile getirdi. Çin’in kendi sosyal ağlarının kullanımını dayattığını beyan eden Karahan, Çin’in hükûmete yakın isimleri Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa ve Türkiye’ye gönderip “Bakın, burada seyahat özgürlüğü var; Uygur Türkleri yurt dışına çıkıp geri dönebiliyor.” şeklinde algı yönetimi yaptığını ifade etti. “Uygur Türkleri, Doğu Türkistan’a iki şekilde gidip gelebiliyor. Birincisi, ailelerine çok ciddi bir şekilde baskı yapılıyor, ‘Gelmezseniz sıkıntı yaratacağız.’ deniyor. İkincisi ise Çin, Uygur Türklerini kandırarak hiçbir baskının kalmadığını, özgürce seyahat edebileceğini, ailesi ve akrabalarını görebileceği taahhüdünü veriyor.” şeklinde konuşan Karahan, şu an Batı dünyasındaki insan hakları örgütlerinin Çin’in yaptığı soykırıma ve asimilasyon politikasına çok ciddi tepki gösterdiğini dile getirerek Çin’in bu imajı hafifletmek için söz konusu algı operasyonunu yönettiğini bildirdi. ÇİN, TOPLAMA KAMPLARINDA “MESLEKİ EĞİTİM” BAHANESİNE SIĞINIYOR Uygur Türklerini toplama kamplarında ağır şartlarda çalıştıran Çin’in “meslekî eğitim” ve “gönüllü olarak çalıştırma” şeklindeki algı operasyonunu da gündeme taşıyan Karahan, Çin’in mallarının rahatça alınabileceğini kanıtlamak için bu yönteme başvurduğunu dile getirdi. Bin 200’den fazla toplama kampında tutulan Uygur Türklerinin çoğunun akademisyen, bilim insanı, iş insanı ve din görevlisi olduğunun ve meslek öğrenmeye ihtiyaçları olmadığının raporlandığını kaydeden Karahan, Çin’in söz konusu Uygur Türklerinin yarısından fazlasını, Doğu Türkistan’da ve Çin’in iç bölgelerinde bulunan büyük fabrikalarla anlaşarak zorla çalıştırdığını ve ücretlerine el koyduğunu belirtti. Bununla beraber Karahan, toplama kamplarında tutulan Uygur Türklerine sadece kalacak yer ve gıda temin edildiğini dile getirerek Çin’de hükûmete yakın kişilerin ve şirketlerin bu durumdan istifade ettiğine ve ucuz malları bu şekilde uluslararası pazara dâhil ederek rekabet avantajı elde ettiğinin altını çizdi. “ONLAR, ŞAHSİ MENFAATLERİ İÇİN DEVLETİ BİLE BİR TARAFA İTİYOR” Bununla birlikte Karahan, Uygur Türklerine Çin tarafından yaşatılan zulme uluslararası toplumun verdiği tepkiler hususunda ise Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa tarafından tepki verilse de bu tepkilerin yetersiz olduğunu kaydederek Türkiye, Türk dünyası ile İslam dünyasının ise hükûmet bazında, özellikle Çin ile olan ticari ilişkilerden dolayı Çin’e karşı tepki gösteremediğini dile getirdi. Öte yandan Uygur Türklerinin durumunun sosyal medyada geniş çapta duyurulması ve paylaşımların yapılması gerektiğinin altını çizen Karahan, sivil toplum kuruluşlarının (STK) yanı sıra düşünce kuruluşlarının da Doğu Türkistan meselesini ele alırsa birçok ülkenin bu meseleye alâka göstermek durumunda kalacağını belirterek “Hükûmetler arası değil fakat Çin ile iş yapan büyük iş insanları, bizim için en büyük engel. Onlar, kendi şahsi ticari menfaatleri için maalesef devleti bile bir tarafa itiyor.” dedi. Ayrıca Türkiye’nin ve diğer Türk cumhuriyetlerinin, İslam dünyasıyla birlikte Çin ile cari açığının olduğunu kaydeden Karahan, “Çin daha çok mal satıyor ama biz, yeterince satamıyoruz. Bu, bir devletin millî çıkarına aykırıdır ama Çin ile iş yapan büyük iş insanları, sırf kendi şahsi menfaati için maalesef kendi ülkesinin millî çıkarını göz ardı ediyor. Bundan dolayı Doğu Türkistan meselesi pek gündeme getirilmek istenmiyor.” şeklinde konuştu. ÇİN’DEN “MİLLETLER ARASINDA ETNİK İŞ BİRLİĞİ YASASI” Çin anayasasına göre Çin’de 56 etnik grubun olduğunu kaydeden Karahan, Doğu Türkistan’da özellikle Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar ve Salur gibi Türk soyluların yanı sıra Tibetliler ve "İç Moğolistan"daki Moğollar gibi yedi ve sekiz etnik grubun da hâlâ kimliğini koruyabildiğini ve Çin’in söz konusu etnik grupları hâlâ asimile edemediğini dile getiren Karahan, son olarak şu ifadelere yer verdi: 12 Mart’ta Çin, ‘etnik iş birliği yasası’ şeklinde yeni bir yasa onayladı. Bu yasaya göre Çinli olmayan herkes maalesef Çince öğrenmek, kendi aralarında Çince konuşmak ve Çin okuluna gitmek zorunda. Dışarıdaki insanlar anlayamayıp rahatsız oluyor gibi sebeplerden dolayı hiçbir şekilde kendi ana dillerini konuşamazlar. Bundan 10 veya 20 sene sonra çok ciddi bir şekilde asimilasyona maruz kalacaklar çünkü 56 etnik grubun neredeyse 45’i şimdiye kadar tamamen asimile oldu. Asimile olmayan 10 küsür etnik grup kaldı. Çin, onları da asimile etmek için elinden geleni yapıyor.

Doğu Türkistan direnişinin sembol ismi Osman Batur şehadetinin yıl dönümünde anılıyor Haber

Doğu Türkistan direnişinin sembol ismi Osman Batur şehadetinin yıl dönümünde anılıyor

Çin ve Rus işgalcilerine karşı Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı için mücadele eden ve bu uğurda naaşına bile işkence edilen Osman Batur, şehadetinin 75. yıl dönümünde saygı ve rahmetle anılıyor. 1899 yılında Türk dünyasının beşiği olan Altay bölgesinde dünyaya gelen Osman Batur, genç yaşlardan itibaren bölgedeki siyasi gelişmelere ve halkının karşı karşıya kaldığı zorluklara tanıklık etti. Bu süreç, onun karakterini ve mücadele anlayışını şekillendirdi. Çinlilerin tarafından artan baskılar karşısında sessiz kalamayan Osman Batur, cesareti ve liderlik vasfıyla kısa sürede halkının öncüsü haline geldi. Türkistan bozkırlarında yürütülen direnişin en güçlü isimlerinden biri olarak öne çıktı. 1940’LI YILLARDA LİDERLİĞİ BELİRGİNLEŞTİ Doğu Türkistan’da 1940’lı yıllarda yaşanan siyasi gelişmeler sırasında Osman Batur’un liderliği ciddi şekilde ön plana çıktı. Bölgedeki halkın haklarını savunma yönünde faaliyetler yürüten Osman Batur, zor coğrafi koşullara rağmen direnişi sürdürdü. Dağlarda, ovalarda ve en çetin şartlarda sürdürülen mücadele, Osman Batur’un kararlılığını ortaya koydu. Halkıyla birlikte hareket eden kahraman, direnişin sürekliliğini sağlamaya çalıştı. Bunun yanında, öncülüğünde yürütülen mücadele, sadece askeri boyutla sınırlı kalmadı. Aynı zamanda toplumsal birlik, dayanışma ve ortak kimlik bilincinin güçlenmesine katkı sağladı. YAKALANMA VE ZORLU SÜREÇ Osman Batur, gözaltı sürecinde ağır koşullara maruz kaldı. Bu süreç, bölgedeki direniş hareketleri açısından da önemli bir kırılma noktası oldu. 29 Nisan 1951 tarihinde hayatını kaybeden Osman Batur, ardında güçlü bir mücadele mirası bıraktı. Onun adı, bugün hâlâ Doğu Türkistan söz konusu olduğunda direniş ve özgürlük arayışıyla birlikte anılıyor. Aradan geçen yıllara rağmen Osman Batur’un mücadelesi, tarihsel hafızada canlılığını sürdürüyor. Özellikle Türk dünyasında, direnişin ve bağımsızlık arzusunun sembollerinden biri olarak değerlendiriliyor. Liderin hayatı ve mücadelesi, yalnızca yaşadığı döneme değil, sonraki nesillere de ışık tutan bir örnek olarak görülüyor. Direniş, fedakârlık ve özgürlük idealleriyle anılan Osman Batur’un mirası, günümüzde de önemini korumaya devam ediyor.

Öz-Türkistan Derneği Başkanı Masumi, Güney Türkistan’daki asimilasyon ve hak mücadelesini QHA’ya anlattı Haber

Öz-Türkistan Derneği Başkanı Masumi, Güney Türkistan’daki asimilasyon ve hak mücadelesini QHA’ya anlattı

Öz-Türkistan Kültür Eğitim Araştırma ve Strateji Derneği Başkanı Abdurrahim Masumi; bugünkü Afganistan topraklarında kalan ve Özbekler başta olmak üzere çoğunlukla Türkmenler, Tatarlar, Kırgızlar ve Kazaklardan oluşan Güney Türkistan halkının tarihi, Güney Türkistan halkına yaşatılan zulümler ve Güney Türkistan halkının hak mücadelesi üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “GÜNEY TÜRKİSTAN’IN DESTEĞİNİ ALMADAN HİÇBİRİSİ İKTİDARA GELEMEMİŞTİR” Abdurrahim Masumi, Güney Türkistan halkının yaşadığı zorlukların fitilinin ateşlenmesinin Afganistan emirleri olan Ahmed Şah Dürrânî’den Abdurrahman Han’a kadar uzanan bir dönem içerisinde başladığını kaydetti. “Hangi hükûmet gelirse gelsin, Güney Türkistan Türklerinin desteğini almadan hiçbirisi iktidara gelememiştir. Göktürkler döneminde de görüldüğü gibi biz, düşmanın tatlı diline çok çabuk kanıyoruz. Türk halkı olarak çok iyimseriz, dolayısıyla bizi hep tatlı dilleriyle kullanmışlardır.” diyen Masumi, Güney Türkistan halkının bu durumdan olumsuz etkilendiğini kaydetti. Güney Türkistan halkının dillerinden ve kültürlerinden uzak kaldığını ve dilin yalnızca konuşma dili olarak kaldığını belirtti. Buna rağmen Güney Türkistan halkının ne kadar baskıyla karşılaşırsa karşılaşsın kendi kültüründen vazgeçmediğini dile getiren Masumi; halkın destanını, dili ve halk şarkılarını bir şekilde devam ettirdiğini beyan etti. Masumi, bununla birlikte Afganistan’ın Emir Abdurrahman Han dönemine denk gelen dönemde bastırılan Kabil Rupisi banknotlarının üzerinde Türkçe, Farsça, Peştunca yazılar olduğunu belirterek 5 Rupi banknotunun üzerinde Arap alfabesiyle Türkçe “beş” yazdığını dile getirdi. MASUMİ, RUSYA’NIN GÜNEY TÜRKİSTAN TARİHİNDEKİ OLUMSUZ ETKİSİNE DİKKAT ÇEKTİ Söz konusu dönem içerisinde, Emir Abdurrahman Han ile başlayan ve bugüne kadar devam eden Güney Türkistan’ı Peştûnîleştirme politikasının hüküm sürdüğünü bildiren Masumi, “Devlet, bölgenin (Güney Türkistan) en verimli topraklarını kendi Peştun halkına bir şekilde veriyor ve orada yayılarak bu politikasını hâlâ devam ettiriyor. Hatta Zahir Şah döneminde Gül Muhammed Mohmand diye bir diplomat var. Daha önce Kabil’de görevliyken Türkiye’ye eğitime geliyor ve geldikten sonra Türk tarihinin ve kültürün ne kadar zengin olduğunu öğreniyor. İçinde kin besleyerek Afganistan’a döndükten sonra Zahir Şah’a diyor ki ‘Sen beni Türkistan’a temsilci olarak ata, ben orada ne yapacağımı bilirim.’. Oraya gittikten sonra kimi zaman tatlı dille ve kimi zaman zorbalıkla kitaplarla el yazma eserleri yakıyor ve sonrasında külünü Amu Derya’ya döküyor. Burada Rusya’nın etkisi çok fazla.” ifadelerini kullandı. Masumi, Güney Türkistan’ın parasındaki Türkçe “beş” ibaresinin ve “Afganistan Türkistanı” ismindeki “Türkistan” kelimesinin kaldırılmasında Rusya’nın büyük etkisi olduğunu vurguladı. Bununla birlikte Afganistan emirlerine Türkistan’ın ve Türklerin ikinci plana atılması karşılığında askerî ve ekonomik açıdan desteklenmesi yönünde tekliflerin yapıldığını belirten Masumi, “Özellikle Afganistan’ın sınırları, Rusya’nın etkisiyle belirleniyor. Amu Derya’nın güneyinde bizler, Afganistan sınırları içerisinde kalıyoruz, kuzeyinde de Büyük Türkistan’ın içerisinde kalıyor." dedi. MAREŞAL ABDÜRREŞİT DOSTUM, GÜNEY TÜRKİSTAN’I AYAĞA KALDIRMIŞTI Rusya’ya karşı dağa çıkan Güney Türkistanlı mücahitler içinde her etnik gruptan silahlanmanın ve teşkilatlanma olduğunu ve bu noktada büyük destekler sağlandığını belirten Masumi, “Maalesef ki bizim Türkler, bundan yine mahrum kaldı.” dedi. Azat Beg dışında diğer komutanların ve diğer etnik grupların kurduğu teşkilatların farklı yönlere dağılmasıyla Güney Türkistan halkının parçalandığını, dolayısıyla bir teşkilat kurulamadığını kaydeden Masumi, Mareşal Abdürreşit Dostum ile birlikte Güney Türkistan Türklerinin kendi kimliğini kazandığına ve Güney Türkistan’ın o dönemde neredeyse bağımsız bir devlet olduğuna fakat bu devletin Birleşmiş Milletler (BM) veya BM ile bağlı diğer devletler tarafından tanınmadığına dikkat çekti. TALİBAN’DAN ÖZBEK TÜRKMEN KADINLARA VE ÇOCUKLARA İNSANLIK DIŞI MUAMELE! Taliban’ın önceki döneminde düzenlediği Kaysar Katliamı’nın Güney Türkistan Türkleri için kapanmayacak bir yara olduğunu belirten Masumi, Peştunların Özbek Türkmen kadınlara Türk çocuğu doğurmaları sebebiyle hakaret edip göğüslerini kestiğini, kundaktaki bebekleri öldürdüğünü ve başka çok geniş ölçekli katliamlar yaptıklarını hatırlattı. “O zaman internet ve televizyon çok fazla yaygın olmadığı için dünyaya duyurulamadı. Zaten olsaydı bile bugünkü gibi yine duyurulamazdı. Bugün de bu sinsi siyaset devam ediyor, Peştûnîleşme siyaseti hâlâ devam ediyor. Kim olduğunu bilmediğimiz Peştunlar, Güney Türkistan’da özellikle hiç Peştun olmayan bölgelere getirilip onlara, oranın halkıymış gibi kimlikler veriliyor. Maalesef bu siyaset, hâlâ devam etmekte.” değerlendirmesini yaptı. “TÜRK HALKI HER ZAMAN BAYRAĞINA, TOPRAĞINA, NAMUSUNA SAHİP ÇIKAN BİR HALKTI” Afganistan’daki Taliban rejimi üzerine bugün, kadınların özellikle doğum veya kadın hastalıkları durumunda doktora gidemediğini ve hayatını kaybettiğini, kadınların ve kız çocuklarının okula ve üniversiteye gidemediğini ve bundan Güney Türkistanlı kadınların da etkilendiğini belirten Masumi, “Bugün her türlü zulüm devam etmekte.” dedi. Bununla birlikte Masumi, “Bu Afganistan’ın genelinde yapılıyor ama neden yapılıyor? Türk halkı, her zaman yeniliğe açık bir halktır. Ne kadar ekonomik, sosyal ve diğer sıkıntılar olsa da bizim halkımız, çocuklarını okutmaya meyilli. Peştun bölgesine baktığınızda, bu Cumhuriyet (Afganistan Cumhuriyeti) ve ondan önceki dönemde de böyleydi, onlara her türlü imkânı verin, yine de kız çocuklarını okutmazlardı, hatta erkekleri bile çok fazla okutmazlardı. En fazla okuyan ve her dönemde dereceye giren yine Güney Türkistanlı çocuklardır, kız çocukları olsun erkek çocukları olsun başarılı olan onlardır. Hem okullarda sayı olarak fazladır hem de başarı olarak ön plandadır.” şeklinde konuştu. Masumi, Güney Türkistanlılara karşı gerçekleştirilen zulmün nedeni üzerine ise “Türk halkı her zaman bayrağına, toprağına ve namusuna sahip çıkan bir halktı. Dolayısıyla (Türklerin) onların oyununa gelmeyeceklerini bildikleri için onlara karşı olan bir halkı seçiyorlar.” değerlendirmesini yaptı. “TÜRK DÜNYASININ ÇOK KATMANLI BİR STRATEJİ YÜRÜTMESİ LAZIM” Öte yandan Güney Türkistan meselesine uluslararası toplumun dikkatini çekmek için basının ve sosyal medyanın önemini vurgulayan Masumi, bununla birlikte en büyük görevin Türk Devletleri Teşkilatına (TDT) düştüğünü ifade etti. Ayrıca “Türk dünyasının çok katmanlı bir strateji yürütmesi lazımdır. Bu strateji içerisinde diplomatik, kültürel, medya, insan hakları ve ekonomi olarak birleşik bir yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir.” şeklinde konuşan Masumi, haftada en az birkaç kere Güney Türkistan halkının durumunun aktarılmasının ve Türk devletlerinin Güney Türkistan’ı devamlı gündeme taşımasının önemini dile getirdi. Masumi, son olarak şu ifadelere yer verdi: Nasıl ki bir zamanlar Doğu Türkistan’ı kimse tanımıyordu ve bugün her yerde Doğu Türkistan olarak biliniyor, Çin kabul etmese bile. Biz de öyle olabiliriz. Bizi de Güney Türkistan olarak bütün Türk devletlerinin dillendirmesi lazım. Biz kültürümüzü, dilimizi, kendimizi tanıtmak amacıyla Öz-Türkistan Kültür Eğitim Araştırma Strateji Derneğini kurduk. Bu dernek çatısı altında kültürel faaliyetler ve bilimsel çalışmalar yürüttük. Akademi ile de birebir bağlantı içerisindeyiz. Ramazan’dan birkaç gün önce Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ile Afganistan Türkleri Kültür Günü’nü kutladık ve çok güzel geçti. 18 Nisan’da büyük babamız Emir Timur’un doğumunu 690. yılını kutladık. Bu çalışmalarımız devam etmekte, bu şekilde çalışmalarımızı devam ettirebiliriz, bu mazlum halkın sesi bu şekilde duyurulabilir. Özellikle medyanın ve devlet yetkililerimizin söylemleri çok önemli. Güney Türkistan’ın her zaman, her yerde ve her platformda adının geçmesi gerekmektedir.

Çin'in dünyadan gizlediği vahşet: Barın Katliamı Haber

Çin'in dünyadan gizlediği vahşet: Barın Katliamı

Doğu Türkistan’ın Barın kasabasında ​5 Nisan 1990 tarihinde Çin hükûmeti Uygur Türklerine yönelik vahşi bir katliama daha imza attı. Çin’in Doğu Türkistan’ı 1949'da işgal etmesinin ardından bölgede sistematik baskı, asimilasyon ve soykırımın temelleri atıldı. Doğu Türkistan halkı, Çin'in baskılarına karşı birçok kez ses yükseltti ve baş kaldırdı. Barın’da yaşanan ayaklanma bunlardan sadece birisiydi. ÇİN, HAKLI TALEPLERE AĞIR SİLAHLARLA CEVAP VERDİ! Takvimler 5 Nisan 1990'ı gösterdiğinde, Doğu Türkistan’ın Kaşgar şehrine bağlı Aktu ilçesinin Barın kasabasında halk, hükûmetin Uygur kadınlara uyguladığı zorunlu kürtaj ve tek çocuk politikasına karşı tepki gösterdi. Yerel hükûmet binası önünde toplanan binlerce insan, baskıların son bulmasını ve Çinlilerin, Doğu Türkistan’a kitlesel göç ve yerleşiminin durdurulmasını talep etti. Ancak Çinli yetkililer, Uygur Türklerinin haklı taleplerine silahla karşılık verdi. Silahsız insanların üzerine askeri araçları süren Çin ordusu, gerilimi körükledi. HÜRRİYET İÇİN VERİLEN MÜCADELE Büyük bir hınç, öfke ve nefret psikolojisi ile hareket eden Çin ordusu, kasabada önüne çıkan genç-yaşlı, kadın-erkek veya çocuk ayrıt etmeksizin on binlerce Uygur Türkünü katletti. Çin'in sistematik baskı, asimilasyon ve soykırımına karşı hürriyet için verilen mücadele, Çin Halk Kurtuluş Ordusunun bölgeye binlerce ağır silah ve asker göndermesiyle 10 Nisan'da kanlı bir biçimde bastırıldı. GÖRGÜ TANIKLARINDAN ÜRPERTEN AÇIKLAMALAR Katliamın ayrıntıları tam olarak açıklanmasa da görgü tanıkları, askerlerin sivilleri sokaklarda yakalayıp işkence yaparak öldürdüğünü, evlere baskın düzenleyip sivilleri vahşice katlettiğini ifade ediyor. Bu katliam, Doğu Türkistan'daki Uygur Türkleri arasında büyük bir infial yarattı ve Çinhükûmetinin bölgedeki insan hakları ihlallerini dünya gündemine getirdi. Ancak, Çin hükûmeti hâlâ bu kanlı katliamı inkar ederek, Doğu Türkistan’da soykırım fiilleri işlemeye devam ediyor. Çin hükûmeti tarafından yapılan ​Barın Katliamı hafızalardaki yerini korurken, dünyanın dört bir yanında yaşayan Uygur Türkleri yüreklerinde taşıdığı bu acıyı anmayı ve anlatmayı sürdürüyor.

Türk dünyasında hem coşku hem hüzün içinde Ramazan Bayramı Haber

Türk dünyasında hem coşku hem hüzün içinde Ramazan Bayramı

Türk İslam dünyası, Ramazan Bayramı'nı karşılamanın sevincini yaşıyor. İslam Dini'nde önemli bir yeri olan Ramazan Bayramı her sene olduğu gibi yıl da dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan Müslümanlar tarafından sevinçle karşılanıyor. Fakat yıllardır Rusya ve Çin tarafından işgal edilen kadim Türk İslam beldeleri Kırım ve Doğu Türkistan'da bayram yine buruk geçiyor. Kırım Haber Ajansı (QHA) olarak, Türk dünyasının bayramı buruk karşıladığı noktalardan Doğu Türkistan ve Kırım'daki soydaşlarımızıın yaşadıkları sıkıntıları gözler önüne sermeye çalıştık. Türkiye'de yaşayan Mehmet, Ramazan Bayramı'nı ailesi ile birlikte sevinç ve mutluluk içinde kutlarken, Doğu Türkistan'da Çin toplama kampına atılan bir edebiyat profesörü babanın oğlu Alimcan ve Rusya tarafından işgal edilen Kırım'daki bir babanın kızı Nariye, Ramazan Bayramı'nı nasıl karşıladı ve nelerle karşılaştı anlatmaya çalıştık. Türkiye'nin önemli şehirlerinden İstanbul'da yaşayan Mehmet üç kardeşi ile ailecek Ramazan Bayramı sevincini yaşıyor, akrabalarını ziyaret ediyor ve bayram gününü mutluluk içinde yaşıyor. Türk dünyasının kadim şehirlerinden Doğu Türkistan'ın Kaşgar şehrinde yaşayan Alimcan ise babasının Çin toplama kampında olması sebebiyle Ramazan Bayramı'nı yine hüzün içinde geçirirken, bayramın ilk günü evini aniden basan Çinli polislerle karşılaşıyor. Evlerine sözde "Kardeş Aile" projesi altında yerleştirilen Çinli ile ablasının zorla evlendirileceği haberini alıyor ve kalp krizi geçiren annesini kaybediyor. 2014 yılından bu yana Rus işgali altında kalan Kırım'da bu bayram da buruk geçiyor. Yüzyıllardır sürgünle, işgalle mücadele eden Kırım Tatarları Tarak Tamgalı gökbayrağını dalgalandıramadığı gibi dinlerini de özgürce yaşayamıyor. Rusya'nın 24 Şubat 2022 itibarıyla Ukrayna'ya karşı başlattığı topyekûn saldırı neticesinde birçok Kırım Tatar erkeği Rus ordusuna zorla alınarak, Ukrayna'ya karşı saldırmaya zorlanıyor. Öte yandan diline, dinine, kültürüne sahip olmaya çalışan Kırım Tatarlarının evlerine Rus işgalciler baskın uyguluyor, erkekleri haksız yere alıkoyuyor. Ramazan Bayramı, bir yanda sevinç ve birlik duygularını güçlendirirken, diğer yanda Kırım ve Doğu Türkistan gibi işgal ve baskı altındaki Türk yurtlarında yaşanan acıları bir kez daha gözler önüne seriyor. Öte yandan tüm bu zorluklara rağmen Türk dünyasının farklı coğrafyalarında yaşayan soydaşlar, bayramın taşıdığı umut ve dayanışma ruhunu yaşatmaya devam ediyor. QHA olarak, tüm Türk ve İslam âleminin Ramazan Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyor; bayramın, zulüm altındaki tüm soydaşlarımız için özgürlüğe, adalete ve huzura vesile olmasını temenni ediyoruz.

Uygur Hareketinden Çin’in “Etnik Birlik Yasası”na tepki: "Bu kanun soykırımı yasallaştırmıştır" Haber

Uygur Hareketinden Çin’in “Etnik Birlik Yasası”na tepki: "Bu kanun soykırımı yasallaştırmıştır"

Çin’de kabul edilen yeni “Etnik Birlik ve İlerleme Yasası”, uluslararası insan hakları çevreleri ve akademisyenler arasında tartışmalara yol açarken, Uygur hak savunucuları yasaya sert tepki gösterdi. Uygur Hareketi tarafından yapılan açıklamada, söz konusu düzenlemenin “soykırımı kanunlaştırdığı” ifade edildi. Çin yasama organı tarafından 12 Mart 2026’da kabul edilen yasa, resmî söylemde “etnik birliği teşvik etmeyi” amaçlıyor. Öte yandan Uygur Hareketi, düzenlemenin farklı etnik ve dinî toplulukların kültürlerinin ve dillerinin ortadan kaldırılmasını teşvik ederek Han Çin kimliği etrafında tek tip bir millî kimlik oluşturmayı hedeflediğini bildirdi. Açıklamada, yasanın eğitim ve kamu hayatında Mandarin Çincesini tek eğitim ve iletişim dili hâline getirdiği, yetkililerin vatandaşları tarih ve din konularında “doğru görüşlere” yönlendirmesini zorunlu kıldığı ve ebeveynlerin çocuklarını Şi Cinping’in Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) destekleyecek şekilde yetiştirmelerinin beklendiği belirtildi. Ayrıca farklı etnik veya dinî grupların Han Çinlilerle evliliklere itiraz edemeyeceği ve “karışık topluluklarda” yaşamın teşvik edilmesiyle Doğu Türkistan ve Tibet gibi bölgelere Han Çinlilerin göçünün destekleneceği ifade edildi. “SOYKIRIM YASALLAŞMIŞTIR” Uygur Hareketi, söz konusu düzenlemenin özellikle Doğu Türkistan’da Uygurların uzun süredir maruz kaldığını belirttiği baskıcı uygulamaları hukuki bir çerçeveye oturttuğunu vurguladı. Açıklamada bölgede toplu gözaltılar, ailelerin ayrılması, dinî ve kültürel kimliğin silinmesi ve yaygın gözetim uygulamalarının devam ettiği belirtildi ve şu ifadelere yer verildi: Bu yasa, Uygurların yıllardır maruz kaldığı baskıcı uygulamaları tamamen yasallaştırıyor ve kodifiye ediyor. Doğu Türkistan gibi bölgelerde, nüfus toplu gözaltılara, aile ayrılıklarına, kadına yönelik şiddete, bireysel din, dil ve kültürün silinmesine ve toplu gözetime maruz kalıyor. Şimdi ise bu yasa, ‘tek bir ulusal bilinç oluşturmak için parti, devlet ve toplumun tüm unsurlarının seferber edilmesini’, öngörüyor. Bu, Çin rejiminin asimilasyon ve birlik adı altında bireysel kimlikleri ve kültürleri tamamen ortadan kaldırması için bir alan yaratmaktadır. Bu kanun soykırımı yasallaştırmıştır. “ÇİN HÜKÛMETİ TÜM İNSANLIĞIN DÜŞMANIDIR” Bununla birlikte Uygur Hareketi İcra Direktörü Ruşen Abbas yaptığı açıklamada, “Uygur Hareketi, Çin yasama organı tarafından kabul edilen bu sözde ‘etnik birlik yasasını’ şiddetle kınıyor. Bu politikalar birliği teşvik etmiyor: soykırımı meşrulaştırıyor ve insanlığa karşı işlenen suçları yasallaştırıyor. Bu yasa, ÇKP’ye hayatta kalmaya layık görmedikleri tüm kültürleri ve medeniyetleri ortadan kaldırmak için tam kontrol sağlıyor. Uygur kimliğinin tamamen silinmesinin eşiğindeyiz ve uluslararası toplum somut adımlar atmalıdır. Çin hükûmeti sadece Çin sınırları içindeki halkın düşmanı değil, aynı zamanda özgürlük, demokrasi ve tüm insanlığın düşmanıdır.” dedi. Uygur Hareketi ayrıca uluslararası topluma çağrıda bulunarak, yeni yasa kapsamında hedef alındığını belirttiği Uygurlar ve diğer etnik-dinî toplulukların haklarının korunması için somut adımlar atılması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, zorla asimilasyon politikalarına karşı dil ve kültürel kimliklerin korunmasının hayati önem taşıdığı ifade edildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.