SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dombra

QHA - Kırım Haber Ajansı - Dombra haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dombra haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Tokayev: Dombra, Kazak halkını dünyaya tanıtan eşsiz bir marka olmalı Haber

Tokayev: Dombra, Kazak halkını dünyaya tanıtan eşsiz bir marka olmalı

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, temmuz ayının ilk pazar günü kutlanan Millî Dombra Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, dombanın yalnızca geleneksel bir müzik aleti olmadığını, Kazak halkının tarihini, kültürünü ve millî kimliğini temsil eden eşsiz bir değer olduğunu belirterek, "Dombra, halkımızı tüm dünyada temsil eden benzersiz bir marka hâline gelmelidir." dedi. Kazakistan'da 2018 yılından bu yana her yıl Temmuz ayının ilk pazar günü kutlanan Millî Dombra Günü, ülkenin en önemli kültürel bayramlarından biri olarak kabul ediliyor. Bayram, Kazak halkının manevi mirasının ve milli kimliğinin simgesi olan dombra kültürünü yaşatmayı amaçlıyor. TOKAYEV: YENİLİKÇİ BİR MİLLET OLMAK İÇİN KÖKLERİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ Parlamentonun ortak oturumunda konuşan Tokayev, modern ve üretken bir toplum olmanın yolunun millî değerleri korumaktan geçtiğini vurguladı. Tokayev, "Yenilikçi ve üretken bir millet olmak istiyorsak öncelikle değişmeyen değerlerimize, zengin tarihimize ve kültürel mirasımıza sahip çıkmalıyız. Birkaç gün sonra tüm ülke olarak Ulusal Dombra Günü'nü kutlayacağız. Bu özel gün, milli kimliğimizi güçlendiren ve özellikle genç neslin milli ruhunu yükselten önemli bir bayramdır." ifadelerini kullandı. "GERÇEK KAZAK DOMBADIR" Cumhurbaşkanı Tokayev konuşmasında, ünlü Kazak şairi Kadir Mirza Ali'nin "Gerçek Kazak dombadır." sözünü de hatırlattı. Tokayev, "Dombrayı yüceltmek, aslında millî sanatımızı yüceltmektir. En kutsal milli değerlerimizden biri olan dombra, Kazak halkını dünyaya tanıtan benzersiz bir marka hâline gelmelidir." dedi. ÜLKE GENELİNDE KUTLAMALAR DÜZENLENECEK Millî Dombra Günü kapsamında Kazakistan'ın dört bir yanında konserler, halk gösterileri, ustalık sınıfları, yaratıcı buluşmalar ve geleneksel müzik etkinlikleri gerçekleştirilecek. Başkent Astana'da düzenlenecek program kapsamında Kazak enstrümantal müzik konserleri, halkın katılımına açık Dombra Parti etkinlikleri ve geleneksel müzik mirasını yaşatmayı amaçlayan "Asıl Mura" konseri gerçekleştirilecek. Etkinliklerde Sarıarka, Sırderya, Yedisu, Altay-Tarbagatay ve Batı Kazakistan geleneksel müzik ekolleri tanıtılacak. Ünlü sanatçılar, halk müziği toplulukları, korolar ve geleneksel müzik icracıları sahne alacak. Çocuklara yönelik interaktif etkinlikler, tematik kültür alanları, atölye çalışmaları ve yeni nesil multimedya gösterileri de kutlama programında yer alacak. Kazakistan'da her yıl büyük coşkuyla kutlanan Millî Dombra Günü, yalnızca geleneksel bir bayram olmanın ötesinde, Kazak halkının kültürel hafızasını yaşatan, nesiller arasındaki bağı güçlendiren ve milli kimliği pekiştiren en önemli kültürel etkinliklerden biri olarak görülüyor. BİNLERCE YILLIK TARİHE SAHİP MİLLÎ MİRAS Dombra, Kazak kültürünün en eski telli çalgılarından biri olarak kabul ediliyor. Geleneksel olarak iki telli olan enstrüman, yüzyıllar boyunca bozkırın tarihini, halk hikâyelerini, destanları, türküleri ve "küy" adı verilen enstrümantal eserleri kuşaktan kuşağa aktardı. Kazak halkı için dombra yalnızca bir müzik aleti değil; millî hafızayı, yaşam biçimini, gelenekleri ve kültürel sürekliliği temsil eden önemli bir sembol olarak görülüyor. Araştırmacılar, dombra tarihinin üç bin yıl öncesine kadar uzandığını belirtirken bazı çalışmalar ise enstrümanın çok daha eski bir geçmişe sahip olduğunu ortaya koyuyor. 1980'li yılların sonunda Almatı bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda, dans eden insan figürleri ile dombaya benzeyen bir müzik aletinin taş üzerine işlendiği tasvirler bulundu. Neolitik döneme ait olduğu değerlendirilen bu eserler bugün Almatı'daki Yıkılas Halk Müzik Aletleri Müzesi'nde sergileniyor. TÜRK DÜNYASININ ORTAK KÜLTÜREL MİRASI Dombra, yalnızca Kazakistan'da değil, Türk dünyasının farklı coğrafyalarında da benzer isim ve yapılarla varlığını sürdürüyor. Yüzyıllar boyunca düşünürler, ozanlar ve araştırmacılar tarafından hakkında eserler kaleme alınan dombra, Kazak halkının sevinçlerini, acılarını, özgürlük mücadelesini, vatan sevgisini ve atalarına duyduğu bağlılığı anlatan en güçlü kültürel araçlardan biri olarak öne çıkıyor. BÜYÜK USTALAR DOMBRA GELENEĞİNİ YAŞATTI Kurbanğazı, Dauletkerey, Tattimbet, Seytek, Bayserke ve Kazangap gibi ünlü küy ustaları, dombra aracılığıyla Kazak halkının manevi dünyasını ve milli değerlerini gelecek nesillere aktardı. 20. yüzyılda ise dünyaca ünlü Kazak sanatçı Amre Kaşaubayev, Paris'te dombra eşliğinde verdiği konserlerle Kazak müzik kültürünü uluslararası alanda tanıtan ilk isimlerden biri oldu.

Geleneksel Kazak enstürmanları ustası Meyramulı dombranın ruhunu QHA'ya anlattı Haber

Geleneksel Kazak enstürmanları ustası Meyramulı dombranın ruhunu QHA'ya anlattı

“QONYR” adlı geleneksel müzik enstrümanları yapan bilimsel araştırma atölyesinin kurucusu ve dombra yapımı başta olmak üzere Kazak halkının geleneksel müzik enstrümanları üzerine çalışan bir usta olan Babır Argın Meyramulı; ustalık yolculuğu, dombra yapımının incelikleri, geleneksel dombra ile modern dönemde yapılan dombra arasındaki yapı ve ses farklılıklarını Kırım Haber Ajansına (QHA) anlattı. “DOMBRA YAPMAK, KAZAK HALKININ ESKİ USTALIK GELENEĞİNİ YENİDEN DİRİLTME YOLUDUR” Kazak dombrasının kadim “koyu (qоңır)” sesini yeniden canlandırmak, doğal tel yapım geleneğini yeniden hayata döndürmek ve farklı bölgelerde oluşmuş dombra modellerini tekrar kullanıma kazandırmanın temel amacı olduğunu dile getiren Meyramulı, “Dombra yapımına gelişim tesadüf değildi. Çocukluğumdan beri Kazak geleneksel koyu sesine ve dombranın doğal tınısına özel bir ilgim vardı.” dedi. Meyramulı, zamanla bugünün dombralarının çoğunda eski yumuşak, doğal ve koyu tınıların azaldığını fark ettiğini belirterek enstürmanın iç ses yapısı ile de ilgilendirmeye başladığını kaydetti. Kendisine dombra yapımını tamamen öğreten ve usta olmasına büyük katkı sağlayan hocasının Musaev Sultan Jakşılıkulı olduğunu kaydeden Meyramulı, eski ustaların tecrübelerinden de istifade ettiğini dile getirdi. Dombranın yapısını oluşturan ağaç, gövde, tel ve ses gibi unsurların yanı sıra ağaç seçimi, gövde yapımı, kapak inceltme, tel takma ve sesi dinleme becerilerinin de deneyimle geldiğini belirten dombra ustası, “Benim için dombra yapmak sadece ahşaptan bir enstrüman üretmek değildir. Bu, Kazak halkının ses hafızasını, koyu tınısını ve eski ustalık geleneğini yeniden diriltme yoludur.” ifadelerini kullandı. AĞAÇ, HER BİR DOMBRANIN KENDİNE ÖZGÜ KARAKTERİNİ VE RUHUNU BELİRLİYOR Dombranın sesi, ağırlığı, sesin açıklığı, yumuşaklığı, sürdürülebilirliği ve koyuluğunun büyük ölçüde ağacın doğasına bağlı olduğunu kaydeden Meyramulı, şu değerlendirmeleri yaptı: Ben genellikle gövde için akçaağaç, huş, çam, ceviz ve benzeri ağaçları kullanıyorum. Her ağacın kendi karakteri vardır. Örneğin huş ağacı dengeli, net ve sıcak bir ses verir. Akçaağaç sesi daha parlak ve açık çıkarabilir. Ceviz ağacında yumuşaklık ve derinlik baskındır. Çam ise eski enstrümanlarda daha çok kullanılan, köklü bir tınıya sahiptir. Kapak için ise çoğunlukla ladin veya çam gibi hafif ve rezonansı yüksek ağaçlar seçilir, çünkü sesin ana çıkışı kapaktan olur. Her ağacın sesi gerçekten farklıdır. Bir ağaç sesi sert ve net çıkarırken, diğeri yumuşak ve derin bir tını verir. Bu yüzden usta ağacı sadece güzelliğine göre değil, sese verdiği karaktere göre seçmelidir. Dombra yapımında ise en önemli şeylerden birinin ayrıca ağacın kuruluğu, yıllık halkalarının yönü, yoğunluğu ve rezonans özelliği de olduğunu beyan eden Meyramulı, “İyi bir ağaç yanlış işlenirse iyi ses vermeyebilir. Basit bir ağaç ise doğru işlendiğinde çok etkileyici bir ses çıkarabilir.” dedi. “BENİM ÇALIŞMAM, GELENEKSEL SES KARAKTERİNİ MODERN İCRA ORTAMINA YENİDEN KAZANDIRMAKTIR” Bununla birlikte geleneksel dombra ile modern dombra arasındaki önemli farklara değinen dombra ustası, eski dombraların genellikle doğal ortama, icra geleneğine ve bölgesel okullara göre yapıldığını ve gövdesi, sapı, kapağı, eşiği ve telinin belirli bir ses hedefi için şekillendirildiğini kaydetti. Modern dombralarda ise standartlaşmanın olduğunu belirten Meyramulı, modern dombraların sahneye, orkestraya ve eğitim sistemine uyum için ölçülerinin ve ses yapısının belirli kalıplara oturtulduğunu dile getirerek “Bu bir açıdan gerekli olsa da bölgesel karakterlerin ve eski tınıların kaybolmasına yol açmıştır.” dedi. Öte yandan Meyramulı, ses açısından geleneksel dombralarda daha yumuşak, doğal ve insan sesine yakın bir tını olduğunu belirterek “Özellikle doğal tel kullanılan enstrümanlarda ses bağırmaz, daha sakin ve sıcak bir şekilde duyulur. Modern dombralarda genellikle naylon veya sentetik teller kullanılır. Bu teller sesi daha yüksek ve parlak yapar ancak bu parlaklık bazen eski koyu tınıyı azaltabilir. Benim çalışmam bu iki yaklaşımı karşı karşıya koymak değil, geleneksel ses karakterini modern icra ortamına yeniden kazandırmaktır.” dedi. DOMBRANIN NADİR USTALIK TEKNİKLERİNDEN DOĞAL TEL YAPIMI İşinin en önemli alanlarından biri koyun ve keçi bağırsaklarından doğal müzik teli yapmak olduğunu kaydeden Meyramulı, bunun bugün çok az denk gelinen eski ustalık tekniklerinden biri olduğunu belirtti. Dombra ustası, eskiden Kazak dombra, şerter ve yediğen gibi enstrümanlarda hayvan bağırsaklarından yapılan tellerin kullanıldığını da hatırlatarak “Bu yöntemi öğrenmem uzun araştırmalarla oldu. Ustalardan sordum, eski kaynakları inceledim, deneyler yaptım. Doğal tel yapmak kolay değildir. Her aşamasında temizlik, hassasiyet ve sabır gerekir.” şeklinde konuştu. Doğal telin yapım aşamasında önce ham maddenin seçildiğini, daha sonra bağırsağın dikkatle temizlenip işlendiğini, fazlalık katmanların alındığını, gerekli liflerin korunduğunu, ardından belirli kalınlıkta bükülüp sarıldığını, daha sonrasında ise kurutma, gerginlik testi ve ses kontrolünün yapıldığını belirten Meyramulı, “Kalite; temizliğe, düzgün sarıma, dengeli kurutmaya ve enstrümana doğru şekilde takılmasına bağlıdır. Aceleye yer yoktur, her tel ayrı ayrı kontrol edilmelidir.” dedi. “EN İNCE SIRLAR AĞACIN ‘NEFESİNDE’ GİZLİDİR” Doğal tellerin ses özelliklerinin bugün kullanılan naylon tellerden oldukça farklı olduğunu belirten Meyramulı, doğal tellerin en büyük farkının daha yumuşak, sıcak, koyu ve doğal bir tını vermesi olduğunu kaydederek “Doğal tel sesi bağırmaz, iç derinliği ortaya çıkarır.” dedi. Bununla birlikte Meyramulı, naylon telin daha güçlü ve stabil ses verebilmesine ve sahnede daha net duyulmasına rağmen bazen yapay ve tekdüze bir tını oluşturabileceğini de dile getirerek “Doğal tel ise daha canlıdır, icracının parmaklarına duyarlıdır. Doğal tel, dombranın koyu sesini daha iyi açar. İçinde doğal bir nefes vardır. Bu yüzden insan sesine ve doğaya daha yakındır. Benim için en önemli yönü tarihsel gerçeğe yakın olmasıdır. Eğer eski dombra sesini anlamak istiyorsak sadece şekline değil, teline de bakmalıyız.” ifadelerini kullandı. Öte yandan dombra ustası, ustalık yolculuğunda karşılaştığı en büyük zorluğun doğru sesi bulmak olduğunu kaydederek “Bazen en güzel görünen enstrüman iyi ses vermez, bazen sade görünen enstrüman çok derin ses çıkarır. En ince sırlar kapakta, gövde kalınlığında, eşik yerinde, tel gerginliğinde ve ağacın ‘nefesinde’ gizlidir. Kapak çok kalınsa ses boğulur, çok inceyse zayıf olur; eşik yanlış yerdeyse ses açılmaz. Ayrıca usta sadece eliyle değil, kulağıyla da çalışmalıdır.” değerlendirmesini yaptı. “HER AĞACIN KARAKTERİ VARDIR, USTA BUNU HİSSETMELİDİR” Dombra yapımında eski yöntemleri korumanın bir halkın kültürel hafızasını ve ruhunu da korumak olduğunu ifade eden Meyramulı, dombranın nasıl yapıldığı, hangi ağaçtan yapıldığı ve enstürmanda hangi telin kullanıldığının önemine vurgu yaparak “Bunlar kaybolursa dombranın ruhu da kaybolur. Doğal tel yapımı ve eski modellerin canlandırılması, unutulan ustalık kültürünü yeniden yaşatır. Bu, gençlere müziğin sadece notalardan ibaret olmadığını gösterir.” dedi. Ayrıca dombra ustalığının teknik ve ölçüden ibaret bir zanaat olmanın çok ötesinde, aynı zamanda bir kalp, his ve içsel inanç işi olduğunu belirten Meyramulı, “Ağaçla konuşur gibi olursunuz. Her ağacın karakteri vardır, usta bunu hissetmelidir. Bu süreç beni iç dünyamla bağlar. Dombranın koyu sesini aramak, aslında iç huzuru ve kültürel kökü aramaktır.” şeklinde konuştu. Son olarak kendisi için bir dombrayı kusursuz yapan özellikleri dile getiren dombra ustası, şu ifadelere yer verdi: Kusursuz dombra sadece güzel görünmez, aynı zamanda sesi canlı, koyu ve derin olmalıdır. Yapısal olarak tüm parçalar uyum içinde olmalıdır. Ağaç doğru seçilmeli, gövde ve kapak dengeli olmalı, tel uyumlu olmalıdır; ses açısından kalbe doğrudan ulaşmalıdır; çok yüksek veya yapay olmamalıdır. İcra açısından ise müzisyene engel olmamalı, onun duygusunu özgürce aktarmasına izin vermelidir. Benim için kusursuz dombra; el emeği, doğal malzeme, tarihsel gelenek ve insan ruhunun birleşimidir. Böyle bir enstrüman sadece ses çıkarmaz, konuşur.

Dombra sanatçısı İsmailova: Kırım Tatar müziğini sadece bir halkın değil, bütün Türk dünyasının ortak manevi mirası olarak görüyorum Haber

Dombra sanatçısı İsmailova: Kırım Tatar müziğini sadece bir halkın değil, bütün Türk dünyasının ortak manevi mirası olarak görüyorum

Babaannesi Kırım Tatarı, annesi Azerbaycan Türkü, eşi ise Ahıska Türkü olan Kazakistan doğumlu dombra sanatçısı Maya İsmailova; Türk dünyasının dört bir yanından izler taşıyan müzik hayatı ve Kırım Tatar müziği başta olmak üzere Türk dünyasının müzik bağlamındaki ortak kültürel mirası üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “BİZİ BİRBİRİMİZE BAĞLAYAN ÇOK GÜÇLÜ BİR KÜLTÜREL MİRAS VAR” Müzik yolculuğunun çocukluk yıllarına dayandığını belirten Maya İsmailova, “Elime geçen her şeyi dombra gibi tutup çalar, kendi kendime ezgiler çıkarırdım. Bunu gören annem ve babam, müziğe olan ilgimi fark ederek bana bir dombra satın aldılar. Dombra ile tanışmam hayatımın dönüm noktalarından biri oldu.” ifadelerini kullandı. On iki yaşındayken ise Almatı'da düzenlenen büyük bir Türk dünyası festivaline katılma fırsatı bulduğunu dile getiren İsmailova, “Bu, hayatımdaki ilk büyük ulusal sahneydi.” dedi. KIRIM TATAR, NOGAY, AZERBAYCAN VE KIRGIZ MÜZİKLERİNDE ORTAK KÖKLERİN İZLERİ Bununla birlikte dombra çalmakta gösterdiği sebat ile aynı zamanda geleneksel Türk müziğinin ve ozanlık geleneğinin derin dünyasını da tanımaya başladığını belirten İsmailova, “Her destanın, her türkünün arkasında bir halkın tarihi, kaderi ve dünya görüşü olduğunu fark ettim. Beni Türk dünyasının müziğine yönlendiren de işte bu keşif süreci oldu. Kazak destanlarını ve termelerini dinledikçe Nogay, Kırım Tatar, Kırgız ve Azerbaycan müziklerinde de aynı ruhun ve ortak köklerin izlerini görmeye başladım. O zaman anladım ki farklı coğrafyalarda yaşasak da bizi birbirimize bağlayan çok güçlü bir kültürel miras var.” şeklinde konuştu. Öte yandan Türkiye’de cura sazıyla tanışmasının kendisi adına çok kıymetli bir tecrübe olduğunu ifade eden İsmailova, bu çalgının dombraya olan benzerliğine dikkat çekerek “Sesi, yapısı ve icra tekniği bakımından Kazakların dombırasına çok benzemesi beni gerçekten hayran bıraktı. Bu benzerlik, iki halkın ortak tarihî köklerini, göçebe yaşam kültürünü ve manevi yakınlığını bir kez daha hissettirdi.” dedi. “KIRIM'IN HÜZNÜ DE, NOGAYLARIN DESTANLARI DA, AZERBAYCAN'IN MAKAMLARI DA BİRLİKTE YANKILANMALIDIR” İsmailova, müziğinde Türk dünyasına ait kültürel çeşitliliğin kaynağının çok kültürlü ve uluslararası bir aile ortamında büyümesi olduğunu dile getirdi. “Göbek bağım Kazak toprağına düştü, Kazak bozkırlarında yetiştim. Çocukluğumdan itibaren farklı halkların şarkılarını dinleyerek, kültürlerini tanıyarak ve tarihlerini öğrenerek büyüdüm. Bu yüzden kendimi yalnızca bir kültürün değil, tarihleri ve kaderleri birbirine bağlı büyük Türk dünyasının bir evladı olarak görüyorum.” şeklinde konuşan müzisyen, müziğindeki çeşitliliğin iç dünyasından doğal olarak ortaya çıktığını ifade etti. Bunun yanı sıra İsmailova, Türk dünyasının kültürünün birbirinden ayrı parçalar değil, aynı kökten beslenen büyük bir çınarın dalları gibi olduğu, dallar farklı yönlere uzansa da köklerin ortak olduğu düşüncesini vurgulayarak şu ifadelere yer verdi: Sanatım aracılığıyla Türk dünyasının farklı seslerini aynı potada buluşturmayı ve yüzyıllardır devam eden ortak ruhu görünür kılmayı amaçlıyorum çünkü benim için müzik, sadece bir sanat değildir. Müzik; halkları birbirine yaklaştıran, geçmiş ile bugünü buluşturan ve gönüller arasında köprü kuran manevi bir dildir. O köprünün üzerinde Kazak bozkırlarının sesi de, Kırım'ın hüznü de, Nogayların destanları da, Azerbaycan'ın makamları da, Kırgızların ezgileri de birlikte yankılanmalıdır. İşte benim müziğimde aradığım ve yaşatmaya çalıştığım ruh budur. “BU ESERLERIN KONUSU TARİH, MİLLET HAFIZASI VE TÜRK DÜNYASININ ORTAK RUHUYDU” "Biz Türküz", "Göç" ve "Baybars Baba" eserlerinin ortaya çıkış hikâyesinin birbirine oldukça benzediğini belirten İsmailova, bu eserler için beste yapmanın kendisi için sadece teknik bir müzik çalışması olmadığını kaydetti. “Bu eserlerin konusu tarih, millet hafızası, atalarımızın mirası ve Türk dünyasının ortak ruhuydu. Böyle bir konuya yüzeysel yaklaşmak mümkün değildi. Bu yüzden her notaya, her ezgiye ve her duyguya büyük bir sorumlulukla yaklaştım.” şeklinde konuşan İsmailova, "Biz Türküz" eserinde Türk halklarının ortak köklerini, ortak ruhunu ve birlik duygusunu; "Göç"te yüzyıllar boyunca süregelen yolculuğu, değişimi, arayışı ve kuşaklar arasındaki bağı; "Baybars Baba"da ise sadece büyük bir liderin cesaretini ve kararlılığını değil, onun şahsında bütün Türk dünyasının gücünü ve ruhunu göstermeyi amaçladığını dile getirdi. Bununla birlikte İsmailova, “Benim için bu eserlerin en önemli amacı, dinleyicilerin yüreğinde kendi tarihine, kültürüne ve Türk dünyasına karşı bir aidiyet ve gurur duygusu uyandırabilmektir çünkü insan geçmişini tanıdıkça kim olduğunu daha iyi anlar; köklerini bildikçe geleceğe daha sağlam adımlarla yürür.” dedi. “TÜRK HALK MÜZİĞİNİN NE KADAR ZENGİN OLDUĞUNU İLK ÖNCE KENDİ HALKIMIZA TANITMAMIZ LAZIM” “Türk dünyasının müziğini basit pop, hip-hop, rap tarzlarıyla aktarmak imkansızdır. Ben burada diğer türlerin kötü ya da zayıf olduğunu söylemiyorum. Karşılaştırılması bile doğru değil diye düşünüyorum.” şeklinde konuşan İsmailova, bunun asıl sebebinin Batılıların kullandığı popülerize etme (tanıtma) yöntemleri olduğunu kaydetti. Batılıların kullandığı yöntemleri Türk dünyasının da kullanması gerektiğini dile getiren İsmailova, “O yöntemler sayesinde Türk halk müziğinin ne kadar zengin, güzel ve zarif olduğunu ilk önce kendi halkımıza, daha sonra da tüm dünyaya tanıtmamız ve sevdirmemiz lazım. Evet ama sütün kaymağını bozmadan sentez yapmamız, boşlukları doldurmamız gerekliliği de doğru olurdu. Bu etno-folk türünü daha da güçlendirir, tamamlar, geliştirir ve kaliteli bir dünya yaratır, folklor ve halk müziği de dar koridorlardan çıkmaya başlayacaktır. Bu yönde büyük yatırımlar yapıp yaygınlaştırmamız lazım.” dedi. “EN UNUTULMAZ AN, GÖZYAŞLARINI TUTAMAYAN İNSANLARIN SAMİMİ TEPKİLERİDİR” Türkiye'de, Kazakistan'da ve diğer birçok Türk ülkesinde sahne alma ve çeşitli kültürel etkinliklere katılma fırsatı elde eden yetenekli müzisyen, kendisi adına en unutulmaz anların yurt dışında yaşayan kardeş Türk halklarıyla buluştuğu zamanlar olduğunu ifade etti. Yurt dışında yaşayan kardeş Türk halklarının kültürlerine olan bağlılığını ve millî mirasa duyduğu saygıyı gördükçe Türk dünyasının ortak kültürel değerlerinin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladığını kaydeden İsmailova, şu değerlendirmelerde bulundu: Bu yüzden benim için en unutulmaz an, belirli bir konser ya da belirli bir sahne değil; memleketlerinin ezgilerini duyduklarında duygulanıp sevinen, bazen de gözyaşlarını tutamayan insanların samimi tepkileridir. İşte bu duygular, sanat yolculuğumun en büyük ödülü ve ilham kaynağı olmaya devam ediyor. “KIRIM TATAR MÜZİK GELENEKLERİ, KIPÇAK MEDENİYETİNİN ORTAK KÜLTÜREL MİRASINA KADAR UZANIYOR” “Kırım türküleri ve Kırım Tatar müziğini sadece bir halkın değil, bütün Türk dünyasının ortak manevi mirası olarak görüyorum.” ifadelerini kullanan müzisyen, bu müzikte yüzyılların birikimi, halkın tarihi, kaderi, sevinci, hüznü ve ruhunun yaşamakta olduğunu dile getirdi. Öte yandan İsmailova, “Benim damarlarımda doğuştan, babamın kanıyla ve annemin sütüyle birlikte Azerbaycanlı ve Tatar ninelerimin ninnileri dolaşıyor. O ezgiler hâlâ kulaklarımda yankılanır. Ninem Kırım garmonu eşliğinde şarkılar söylerdi, ben de onlara eşlik ederek dans ederdim. Özellikle hikâye anlatan, hareketli ritimli şarkılar beni çok etkilerdi.” değerlendirmesini yaparak bu geleneklerin birçoğunun zamanla unutulmaya yüz tuttuğuna dikkat çekerek Kırım Tatar şarkılarını ve garmon eşliğindeki geleneksel icra kültürünü sürdüren gençlerin sayısının da bugün oldukça az olduğunu, hatta bazı türlerin neredeyse yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunun altını çizdi. Öte yandan müzisyen, “Kırım Tatar ve Kazak müzik geleneklerinin kökleri, Kıpçak medeniyetinin ortak kültürel mirasına kadar uzanıyor. Bu bağ hiçbir zaman kopmamış, bugün de yaşamaya devam etmektedir. Dilde, ezgide, icra üslubunda ve manevi dünyada büyük benzerlikler bulunmaktadır.” şeklinde konuştu. Ayrıca bu mirası seven ve yaşatmak isteyen gençlerin sayısı artarsa sadece Kırım Tatar müziği değil, bütün Türk dünyasının geleneksel müzik türlerinin yeniden canlanacağını kaydeden İsmailova, şu ifadelere yer verdi: Kırım müziği, Kazak müziği, Azerbaycan müziği ve Kıpçak halklarından günümüze ulaşmış diğer kültürel miraslar, Türk dünyasının en değerli hazineleri arasında yer almaktadır. Her birinin kendine özgü sesi, tarihi ve ruhu vardır. Bu mirası hiçbir güç yok edemez; onun geleceği ve devamlılığı, bugün yetişen genç nesillerin ellerindedir. Gençler, kendi köklerini tanıyıp kültürel değerlerine sahip çıktıkları sürece Türk dünyasının manevi mirası sonsuza dek yaşayacaktır.

Ankara’da dombra ezgileri: Genç Yürekler Dergisi’nden özel konser! Haber

Ankara’da dombra ezgileri: Genç Yürekler Dergisi’nden özel konser!

Genç Yürekler Dergisi tarafından düzenlenen "Dombra Konseri", Kırım Derneği Dr. Ahmet İhsan Kırımlı Sosyal Tesisi'ndeki Bekir Sıtkı Çobanzade Kütüphanesi'nde düzenlendi. Program kapsamında, Kazakistan’ın Almatı şehrinden davet edilen ve “Deli Ozan” lakabıyla bilinen, dombra sanatçısı Semih İpek sahne aldı. Etkinliğin açılışında konuşan Kırım Derneği Genel Merkezi Yönetim Kurulu üyesi ve Genç Yürekler Dergisi Yazı İşleri Müdürü Cem Arslan, derginin son sayısının Kırım Tatar siyasetçi, düşünür, yazar, eğitimci ve yayıncı İsmail Bey Gaspıralı’ya ithaf edildiğini belirterek bu kapsamda özel bir sayı hazırladıklarını söyledi. Ayrıca Arslan, derginin etkinlik kapsamında katılımcılara hediye olarak sunulduğunu ifade etti. Genç Yürekler Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Hüseyin Kanat ise derginin yaklaşık 6 yıldır çıkarıldığını ve 16. sayıya ulaştığını vurgulayarak, etkinlikler de gerçekleştirdiklerini bildirdi. "KIRIM'IN GELECEĞİ VE ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ" Programda söz alan Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Genel Sekreteri ve Kırım Derneği Genel Başkan Vekili Av. Namık Kemal Bayar, Kırım Derneğinin faaliyetlerine değinerek Kırım’ın geleceği ve özgürlüğü için mücadele ettiklerini söyledi. Bayar ayrıca, insani yardım ve araştırma alanında faaliyet gösteren ANDA Derneği ile birlikte Anadolu’dan Ukrayna’ya yönelik bir yardım kampanyası başlattıklarını belirterek, etkinliğe katılan misafirlere bu sürece destek olmaları çağrısında bulundu. DELİ OZAN’DAN TÜRK DÜNYASI EZGİLERİ Konuşmaların ardından sahne alan dombra sanatçısı Semih İpek, Türkistan coğrafyası ile Nogay, Azerbaycan ve Anadolu’ya ait şarkılar, müzikleri ve bu eserlerin hikâyelerini dinleyicilerle paylaştı. Sanatçı, icra ettiği eserlerde acı ve sevgi temalarını öne çıkarırken, Rus İmparatorluğu'nun istilasına karşı direnen Nogay köyünü anlatan “Kangalı” türküsünü ve eşine yazdığı kendi eserini seslendirdi. Sanatçının çaldığı ezgiler, dinleyicileri bozkırlara ve dağlara götürürken, anlatıcı yeteneğiyle izleyicileri güçlü duygularla buluşturdu. İpek, Türk dünyasının sanat ve kültür âleminin ne kadar güçlü ve çeşitliliklerle dolu olduğunu bir kez daha ortaya koydu. HEDİYELEŞME VE İKRAM SOFRASI Program kapsamında Semih İpek, Kırım Derneği Genel Merkezi Başkanı Mükremin Şahin’e Azerbaycan’da neşredilen, İsmail Bey Gaspıralı’nın yazıları ve mektuplarını içeren bir kitabı hediye etti. Genç Yürekler Dergisi Yayın Kurulu üyesi Kanat’a ise Türkistan coğrafyasının ruhunu yansıtan dombra figürü takdim edildi. Programın sonunda, Dr. Ahmed İhsan Kırımlı Sosyal Tesisi bünyesinde hizmet veren Kırım Tatar mutfağı Qalaqay’da katılımcılara ikramlar sunuldu.

Astana'daki müze, Kazak millî çalgılarını canlı sunumlarla sergiliyor Haber

Astana'daki müze, Kazak millî çalgılarını canlı sunumlarla sergiliyor

Kazakistan’ının başkenti Astana’da faaliyet gösteren müze, yaşayan müzecilik anlayışıyla dikkat çekiyor. Anadolu Ajansının (AA) 10 Ocak 2025 tarihli haberinde gündeme getirilen müzede; Kazakistan’ın millî çalgıları sergileniyor, ziyaretçilere millî çalgıları canlı deneyimleme fırsatı sunuluyor. Astana Valiliği bünyesinde ziyaretçilerini ağırlayan müzede; başta dombra ve kopuz olmak üzere Kazak Türklerinin millî çalgıları geleneksel müzik ustaları rehberliğinde ziyaret ediliyor. Öte yandan müzenin geleneksel vitrin müzeciliği anlayışının dışına çıkması ise, müzeyi kültür aktarımı konusunda önemli ve işlevsel bir yere koyuyor.  DOĞRUDAN DENEYİMLEME FIRSATI SUNUYOR Öyle ki, geleneksel müzik ustaları; Kazakistan millî çalgılarından oluşan envanterleri canlı konser eşliğinde tanıtıyor. Ustalar aynı zamanda her bir konser ardından icra edilen geleneksel müzik aletinin ortaya çıkış tarihinden, hangi amaçlar için kullanıldığına dair bir sunum yapıyor. Sunum sonrasında rehberler tarafından ziyaretçilere, yaşadıkları deneyimden kazandıkları kültür bilincini ölçmek için sorular soruluyor. Çalınan çalgılara ilişkin sorulara en çok doğru cevabı veren ziyaretçiye ise müze atölyesinde hazırlanan geleneksel müzik aleti hediye ediliyor. DİĞER TÜRK DEVLETLERİNE AİT ÇALGILARIN SERGİLENMESİ PLANLANIYOR Bununla birlikte müzenin benimsediği yaşayan müzecilik anlayışı; Kazak kültürünün aktarımda ve millî kimlik bilincinin oluşumunda etkin bir rol oynuyor. Öyle ki Müze Müdürü Bayandı Saharyaulı’nın ifade ettiğine göre müze, milli çalgıları sergilemenin yanı sıra müzik aletlerini korumayı ve yeniden yaygınlaştırmayı da hedefliyor. Aynı zamanda Türk kültürüne ait unsurlarla envanter listesini genişletmek istediklerini vurgulayan Saharyaulı, gelecekte diğer Türk halklarına ait geleneksel müzik aletlerine ayrı bir bölüm ayırmayı amaçladıklarını belirtti.  SSBC DÖNEMİNDE YOK EDİLMEYE ÇALIŞILAN KAZAK KÜLTÜRÜ CANLANIYOR Bununla birlikte Kazak kültüründe 120 adet millî çalgının yaşatıldığını söyleyen Saharyaulı, geleneksel çalgıların çoğunun Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSBC) döneminde yok edildiğini kaydetti.  Saharyaulı, bunun sebebinin ise millî çalgıların sahip olduğu kültürel değerlerle birlikte askerî alanlarla da kullanılmaları olduğunu belirtti ve “Örneğin, ülke genelinde sadece bizim müzede sergilenen 'kerney' adlı millî çalgımız var. Bu çalgı zamanında, çoğunlukla savaşlarda bir nevi ses verici rolünü üstlenmişti. Bir tane 'kerney'in sesi 4 kilometre uzaklığa ulaşabiliyor." dedi. MÜZE BÜNYESİNDE CUCİ ETNO FOLK GRUBU KURULDU Öte yandan müze bünyesinde kurulan Cuci Etno Folk Müzik Grubu’ndaki her bir üyenin konservatuar mezunu ve millî çalgılar üzerinde uzmanlaşan ustalar olduğunu kaydederek, "Bizi diğer müzelerden farklı kılan eserlerimizin sunumunda sergilediğimiz yöntemdir. Ziyaretçilerimiz, canlı konserle bu çalgıların nasıl kullanıldığına dair daha pratik bilgiye sahip oluyor. Atölyemizi de gezerek, bu çalgıların nasıl yapıldığını görebiliyor." değerlendirmesi yaptı. Cuci Etno Folk Müzik Grubu üyesi ve geleneksel müzik aletleri ustası Azamat Bakya ise müzede gerçekleştirilen konserlere, hem yerli hem yabancı ziyaretçilerden yoğun ilgi geldiğini vurguladı.  Bununla birlikte Cuci Etno Folk Müzik Grubu’nun Kazakistan’ın diğer şehirlerinde de konser verdiğini kaydeden Bakya, “Oralara gittiğimde mutlaka halk arasında bilgi topluyorum. Çoğu millî çalgılarımız, nesilden nesle miras kalmış. Buradaki atölyede, onların birebir kopyasını yapıyoruz. Dolayısıyla müzemiz, aynı zamanda geleneksel sanatın genç temsilcileri için de muhteşem bir bilgi havuzu rolü üstleniyor." ifadelerini kullandı. 

Rüyadan dombra tellerine bir ozan: Semih İpek Haber

Rüyadan dombra tellerine bir ozan: Semih İpek

Türkistan coğrafyasında ozanlar, bahşılar, kamalar; destan, hikâye, deyiş anlatırken Türk kültüründe en eski çalgı aleti olarak bilinen kopuz/dombra çalarlar. Bununla beraber kopuz veya dombra çalmak Türk kültür tarihinde asırlardır usta-çırak ilişkisi aktarımıyla süren bir gelenek olarak yer alır. Peki gönlüne ilham gelen ozanların çaldığı bu alet mi kişilerini seçer yoksa kişiler mi dombrayı seçer? Azerbaycan’da yaşayan halk sanatçısı Semih İpek, asırlardır süren dombra çalma geleneğini Kırım Haber Ajansına (QHA) anlattı. “BEN BU YOLU SEÇMEDİM YOL BENİ SEÇTİ” Dombra çalma merakının çocukluk yaşlarında başladığını belirten Semih İpek, bu merakının üniversite yıllarında okuduğu Türk folklor araştırmacısı Bahaddin Ögel'in Türk Kültür Tarihine Giriş adlı eserindeki “Sazların en eskisi dombradır” ifadesi ile körüklendiğini söyledi. Buna rağmen uzun bir süre dombra çalamayan İpek, dombranın onu buluş hikâyesini şu şekilde anlattı: Moğolistan Kazaklarından gelen bir dombramız vardı. Arkadaşımın hediye ettiği o dombramız evde duruyor ama ben çalamıyorum. Okula gidiyorum, geliyorum üniversite zamanlarında. Tabii çalamamak benim için ayrıca bir can sıkıcı duruma dönüşüyor. Yani içim sıkılıyor. Ben nasıl olur da çalamam diye. Bir gün yine o düşünceyle yattım, uyudum. Rüyamda odamda oturuyorum, kendi evimizdeki normal odamızda. Odada otururken oturduğum böyle koltuğun tam arkasındaki duvar birden yarıldı. Duvar yarılınca böyle sapsarı bir bozkır göründü. Sapsarı bozkırın içinde yeşil çapanıyla, başında 'ügi' adı verilen o tüyleriyle bir Kazak ozan göründü. Kendi dombrasını verdi hatta gövdesi bana doğru, sapı kendine doğru uzattı. Dedi ki, al evladım bu dombrayı çal. Ondan sonrası zaten uyandım, baktım çalabiliyorum. 7 BİN YILLIK KAYA RESMİNDE DOMBRA VAR İpek, Göktürkler ve Hunlar döneminde dombra çalındığını anımsatarak dombranın tarihî kökenlerinin çok eskilere dayandığını vurguladı. İpek ayrıca Kazakistan'ın Aktöbe bölgesinde ortalama 7 bin yıllık bir kaya resminde dombranın resmedildiği ve dombra çalan bir insan etrafında dans eden oynayan başka insanların da bulunduğunun bilgisini verdi. Bununla beraber İpek, dombranın sadece Kazakistan'da değil, Karakalpakistan'da, Tataristan'da, Kırım'da ve daha yüzyıl öncesine kadar Türkiye'nin doğu bölgesinde de çalınmakta olduğunu vurguladı. TANBUR DOMBRADAN GELMİŞTİR Öte yandan İpek, Türk musikisinin telli sazlarından biri olan tanburun kökenine dair “Birkaç yazı da görmüştüm teorisyenlerin yazılarında tambur sözü köken olarak Sümerce panturdan gelmektedir ifadeleri var. Hayır, aksine tambur dombradan gelmiştir. Dombra sözü de tambur, tangur, tumbur sözünden çıkmıştır. En azından etimolojik olarak bir kelimeyi ele alırken önce Türkçede ararsak daha da doğru iş yapacağımızı düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. HER KÜYÜN BİR ANLAMI VAR Öte yandan dombra ile çalınan küylerin Türk kültüründeki manalarına değinen İpek, “Bazı küyler sevinci bildirir, bazı küyler acıyı bildirir, bazı küyler dediğiniz gibi özel bir günde çalar. Mesela atıyorum Mırza Baba'nın Meleke küyü, bu Meleke bayramda çalınır. O bayramın küyüdür. Kazaklar ya da bütün Türkler derdini, sevincini, her şeyini sazla, kopuzla, dombra ile dile getirmiştir. Ölen evladının başında da dombra çalmıştır. Hastalanan devesinin başında da dombra çalmıştır. Yahut bir ölüm haberini de dombra ile vermiştir. Mesela Aksak Kulan küyü Cengizhan dönemine dayanıyor, Ketboğa Baba'nın. O da mesela bir ölüm haberini bildirir. Doğu Kazakistan'daki başka bir küy olan Avcı'nın Ağlayışı adlı küy ile haber verme işlevi görülür. Başka başka amaçları, başka başka yerlere göre çalınış stilleri, amaçları, maksatları da vardır. Yani dombra ile haberleşebilinirdi eskiden.” dedi. DOMBRA TÜRK’ÜN SESİ, TÜRK’ÜN TANRIYLA KONUŞMASI İpek, Türk’ün sesi ve Türk'ün Tanrı'yla konuşması olduğunu söylediği dombranın ortaya çıkış hikâyesini ise Türk halk anlatılarına dayandırarak anlattı: Jalmaus (cadı) iki çocuğu kaçırıp onları götürüp bir ağaca asmış. Bir zaman sonra ailesi bunları bulunca görüyor ki, bu çocukların bedenleri parçalamış ve onların bağırsakları aslında ağaçtan aşağıya inmiş, sarkmış. Böylece bağırsaklar kurumuş ve o kuru ağaç gövdesinden de ses çıkarmaya başlamış. Bu dombranın iki teli “mumluk” ve “zarlık”ının yani ağlayış ve gam hikâyesi... Diğer bir halk hikâyesinin ise kadim Dede Korkut anlatılarından olduğunu söyleyen İpek sözlerine şu şekilde devam etti: Dede Korkut aklındaki fikirle bir kopuz yapmak istiyor. Tabii bunun için ormana gidiyor ama nasıl yapacağını ne yapacağını bilemiyor ama ormanda şeytanları görüyor. Şeytanlar diyorlar ki, ey Korkut ne yaparsın? Korkut Ata da onlara fikrini söylüyor. Diyor ki, ben ormanda geziyorum böyle bir fikrim var böyle bir enstrüman yapmak istiyorum. Böyle bir enstrümanım olsun böyle teller olsun böyle ses çıkarsın. Şeytanlar da diyorlar tamam sana kolay gelsin. Bundan sonra Dede Korkut onlardan ayrılırken gitmiyor. Bir ağacın arkasına saklanıyor ama şeytanların kendi aralarında konuştuklarını dinliyor. Şeytanlar birbiriyle aralarında konuşup diyorlar ki, işte Korkut Ata kopuzu yapamaz. Çünkü diyorlar ki, Korkut Ata'nın bahsettiği şey kopuzdur ama o kopuzu yapamaz. Çünkü o bilmiyor, gövdesi için iğde ağacını kullanmak lazımdır. Yaban domuzunun devirde iğde ağacı olması gerek bunun için. İşte o bilmiyor ki, telleri için hastalıktan ölmüş kuzunun bağırsaklarını kullanmak lazımdır. İşte burgular için yaban domuzunun devirdiği “üyenki” adlı bir ağaç var onu kullanmak lazımdır diye detaylarını sayarken Korkut Ata da bunları dinliyor ve o esasa göre kopuzu/dombrayı yapıyor. Bununla beraber kopuzun/dombranın yapılışı sırasında “ah” alınmaması gerektiğini belirten İpek sözlerine, “Eğer sen ahını alırsan, senin yaptığın müzik, senin yaptığın ezgi tesirli olmaz. O yüzden sen bütün anlamda her şeyi tekmil seviyede oluşturursan, böylece senin müziğin de eserlerin de tesirli olur. Ve dediğim gibi, Tanrı'yla iletişimi tam sağlayabilirsin.” ifadeleriyle son verdi. “ERİN CÖMERDİNİ, ERİN CİMRİSİNİ OZAN BİLİR” Dede Korkut der ki, “Gittikçe yerin otlaklarını geyik bilir. Yeşermiş yerlerin çimenlerini yaban eşeği bilir. Ayrı ayrı yolların izini deve bilir. Yedi dere kokularını tilki bilir. Geceleyin kervan göçtüğünü ana bilir. Erin ağırını hafifini at bilir. Ağır yüklerin zahmetini katır bilir. Nerede sızılar var ise çeken bilir. Gafil başın ağrısını beyni bilir. Kolca kopuz yükseltip elden ele, beyden beye ozan gezer. Erin cömerdini, erin cimrisini ozan bilir. Karşınızda çalıp söyleyen ozan olsun. Azıp gelen kazayı Tanrı salsın hanım hey!” demiş Oğuz’un ol kişi tamam bilicisi, Hak Teâla’nın gönlüne ilham ettiği Korkut Ata. Elinde kopuz Oğuz boylarını bir bir gezmiş, gezdikçe de söylemiş, söyledikçe de kopuz çalmış. Korkut Ata kopuz çalmaya başladığında rüzgâr durmuş, dağlar yerinden doğrulmuş… 

Kazakistan’da 3 bin 200 öğrenci dombra ile rekor kırdı Haber

Kazakistan’da 3 bin 200 öğrenci dombra ile rekor kırdı

Kazakistan’ın başkenti Astana’da “Qazaqstan” spor tesisinde "Gerçek Kazak, Kazak değil gerçek Kazak Dombra" adıyla bir etkinlik düzenlendi. 30 Ekim 2024 tarihinde gerçekleştirilen etkinlikte, Astana’da dombra kurslarına giden 4 ile 17 yaş arası 3 bin 200 öğrenci bir araya geldi. Çocuklar, aynı anda Kazak Türkü besteci Kurmangazi Sagırbayulı'nın "Balbıraun" adlı ezgisini dombrayla çalarak rekor kırdı. ???????? Kazakistan’ın başkenti Astana'da 3 bin 200 öğrenci aynı anda Kazakistan’ın millî çalgısı dombra ile "Balbıraun" çalarak, Kazakistan Guinness Rekorlar Kitabı'na girdi pic.twitter.com/dEdO2J3w0T — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) October 31, 2024 Etkinlikte konuşan Astana Devlet Sanatlarını Yaşatma Ofisi Başkanı Erlan Jalgas, 2021’den bu yana yürüttükleri faaliyetler kapsamında, şehirde okul çağındaki çocukların boş zamanlarını faydalı değerlendirmeleri için onlara dombra öğrenme kursları başta olmak üzere çeşitli ücretsiz sanat atölyeleri oluşturduklarını söyledi. Jarlas ayrıca, söz konusu etkinlik ile şehirde dombra kurslarına giden çocukları bir araya getirmeyi ve rekor kırmayı hedeflediklerini belirtti. KAZAKİSTAN GUİNNESS REKORLAR KİTABI'NA GİRDİ Kazakistan Guinness Rekorlar Kitabı Resmî Temsilcisi Kuandık Kudaybergenov da daha önce Kazakistan’da aynı anda böylesine çok sayıda kişinin bir araya gelerek dombra çalma etkinliğinin kaydedilmediğini belirtti. Öte yandan Kudaybergenov, rekoru kaydetmek için etkinlikte toplam 12 kişinin görevlendirildiğini söyleyerek, "Kazakistan Rekorlar Kitabı'na kaydedilmesine yönelik hedefe ulaşıldı." diye konuştu.

Kazakistan'ın "Ulusal Dombra Günü" İstanbul'da kutlandı Haber

Kazakistan'ın "Ulusal Dombra Günü" İstanbul'da kutlandı

Kazakistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu "Ulusal Dombra Günü" olması sebebiyle Zeytinburnu’nda etkinlik düzenledi. Etkinlik, Türkiye ile Kazakistan'ın millî marşlarının okunmasıyla başladı. Kazakistan'ın İstanbul Başkonsolosu Nuriddin Amankul, "Ulusal Dombra Günü" etkinliğinde yaptığı konuşmada Kazak halkının mirası olarak dombranın gelecek nesillere aktarılmasının önemine dikkat çekti. Amankul, "Biz 2023 Aralık ayında; Zeytinburnu'nda Abay orta ve lise okulu var, bu okulda öncelikle 'Abay' dedemiz Kazak halkının en büyük şairi, düşünürü Abay Kunanbayoğlu'dur; İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Zeytinburnu Kaymakamlığı, Bağcılar Kaymakamlığı, Zeytinburnu Belediyesi ve biz hep birlikte dombra kursunu açtık. O dombra kursu bugün yoğun ilgi görmektedir. Bu etkinlik ülkemizde 'Ulusal Dombra Günü' olarak kutlanmaktadır. Bugün dombra çalacak arkadaşlar 6 ay önce dombrayı sıfırdan eline alıp öğrenenlerden oluşuyor. İnşallah bugün arkadaşların dombrayı ne kadar iyi çalmayı becerebildiğini ve öğrendiğini göreceğiz." ifadelerini kullandı. Ayrıca Kazakistan’da temmuz ayının ilk pazar gününün "Dombra Günü" olarak kutlandığını söyleyen Amankul, Zeytinburnu ve Bağcılar'da açılan dombra kurslarına olan ilgiden memun olduklarını da sözlerine ekledi. Etkinliğe Zeytinburnu Kaymakamı Adem Uslu, İl Kültür ve Turizm Başkan Yardımcısı Mümin Yıldıztaş, Zeytinburnu Belediye Başkan Yardımcısı Saffet Öz'ün yanı sıra Kazak ve Türk vatandaşlar katılım sağladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.