SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Eoka

QHA - Kırım Haber Ajansı - Eoka haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eoka haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Doç. Dr. Balyemez: Gaspıralı'nın Türk fikir hareketi üzerindeki etkisini Kıbrıs'ta görmek mümkündür Haber

Doç. Dr. Balyemez: Gaspıralı'nın Türk fikir hareketi üzerindeki etkisini Kıbrıs'ta görmek mümkündür

Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mehmet Balyemez, Kıbrıs'ın Türkiye için önemini stratejik bir ileri karakol olmanın ötesinde, 500 yıllık köklü bir gönül bağı ve millî dava olarak tanımladı. Türk Mukavemet Teşkilatının (TMT) kuruluşundan Kıbrıs Barış Harekatı’na, CIA raporlarındaki çarpıcı gerçeklerden millî mücadelenin lider kadrosuna kadar pek çok kritik konuya değinen Balyemez, Kıbrıs davasının bir "şeref meselesi" olduğunun altını çizdi. Kıbrıs’ın Türkiye için öneminden ve Kıbrıs’taki Türk varlığından bahseden Doç. Dr. Balyemez, Türkiye’nin Kıbrıs Türkleriyle olan bağının güvenlik meselesinden ziyade köklerden gelen bir bağlılıktan kaynaklandığını söyledi. Anadolu’dan gönderilerek Kıbrıs’ta iskân edilen Türklerin köklerinin halen Anadolu’da dinamik olarak durduğundan söz etti. "KIBRIS BİZİM MİLLÎ DAVAMIZDIR. KIBRIS'TAKİ TÜRKLER BİZİM KARDEŞİMİZDİR" Türkiye’nin Kıbrıs’ta olan Türk varlığını kendi öz varlığı gibi değerlendirmesi gerektiğine değinen Balyemez, Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında hazırlanan bir CIA raporunda Kıbrıs’taki Türk birliğinin Türkiye’ye maliyetinin Türkiye’de mevcut olan bir birliğin maliyetinin bir buçuk katı olduğundan bahsettiğini belirtti. "Türkiye Kıbrıs'taki bu mücadeleyi bir kâr zarar veya çıkar boyutunda değil, bir şeref boyutunda değerlendiriyordu." diyen Balyemez, "Dolayısıyla Kıbrıs, bir mill'i davadır. Bunu sadece güvenlik boyutuna indirgersek şayet, kendi gerçekliğimize aykırı düşünmüş oluruz. Yani Amerikalı bunu 3 yıllık bir analizle tespit ederken, bizim 500 yıllık bir köke dayanan ilişkiyi ve bağı, sadece buna indirgememiz bence çok yanlış olur. Kıbrıs bizim millî davamızdır. Kıbrıs'taki Türkler bizim kardeşimizdir." ifadelerini kullandı. "KIBRIS'TA MÜCADELE ADADA İNGİLİZ HAKİMİYETİNİN BAŞLAMASI İLE ORTAYA ÇIKTI" Kıbrıs meselesinin yaklaşık 150 yıllık kökleri olduğuna atıf yapan Balyemez, “1878 yılında Kıbrıs'ın İngiliz yönetimine geçmesi neticesinde, Türklük mücadelesi de başlamıştır” dedi.. Jön Türk hareketinin burada çok büyük bir etkisi olduğuna işaret eden Balyemez, "Aynı dönemde hem Gaspıralı'nın hem Akçura'nın Anadolu'daki fikrî, Türk fikrî hareketi üzerindeki etkisinin yansımalarını Kıbrıs'ta da görmek mümkündür" değerlendirmesinde bulundu. KIBRIS’TAKİ İLK TOPLUM LİDERİ: MÜFTÜ ZİYAETTİN EFENDİDİR Müftü Ziyaettin Efendi’nin 1900’lü yıllardan itibaren Kıbrıs Türk Millî Mücadelesi'nin öne çıkan ismi olduğunu söyleyen Balyemez, Kıbrıs’ın 1923 yılında Lozan Antlaşması ile hukuken Birleşik Krallık'a devredilmesinden iki yıl sonra Kıbrıs’ta İngiliz sömürge yönetimi ilan edildiğini belirterek, bunun üzerine Kıbrıs’ta Kemalist Halkçı Hareket'in ortaya çıktığını, bu hareketin liderliğini Mısırlızade Mehmet Necati Özkan, Raşit Doğruyol ve Mehmet Remzi Okan’ın yaptığını beyan etti. 1930'lu yıllarda Mısırlızade Mehmet Necati Özkan bu hareketin liderliğinin tamamen üstlendiğini, Özkan’ın İngiliz sömürge yönetimine karşı hak arama mücadelesinde öne çıktığını ve İngiliz sömürge yönetimine kafa tutan ilk lider olduğunu kaydeden Balyemez, Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Raif Denktaş’tan önce adada mücadeleyi başlatan ismin Necati Özkan olduğunu ifade etti. İkinci Dünya Savaşı'nın hem Türkiye’de hem de Kıbrıs’taki dinamikleri doğrudan etkilediğinden de bahisle, 1937 yılında Dr. Fazıl Küçük’ün adaya geldiğini, Küçük’ün halka sağlık hizmetleri verirken bir taraftan da mücadelenin içine yavaş yavaş girdiğini belirten Balyemez, 1943’te Lefkoşa’da yapılan belediye seçimlerinde 11 meclis üyesinden, Türklere ayrılan 5 kişilik kontenjandan birine Necati Özkan, birine de Dr. Fazıl Küçük’ün seçildiğini Dr. Küçük’ün siyasi olarak Kıbrıs Türklerinin var olma mücadelesindeki liderliğinin ortaya çıktığını belirtti. Balyemez, Dr. Küçük’ün Kıbrıs Milli Türk Halk Partisi ile mücadeleye devam ettiğini, 1949 yılında Faiz Kaymak’ın mücadelenin önde gelen isimlerinden biri olduğunun üzerinde durarak, verilen bu ikili mücadelenin 1957 yılından Denktaş’ın Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu başkanı olmasıyla sonra Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Raif Denktaş birlikteliği ile devam ettiğine dikkat çekti. Uzman, Türklerin Rumlarla beraber 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde, siyasi, anayasal, kurucu bir unsur olarak Kıbrıs’ın geleceğine dair kararlarda yer aldığını vurgulayarak bu sürecin 21 Aralık 1963 tarihinde gerçekleşen Kanlı Noel saldırıları ile sonlandığını ve devletin yıkıldığını kaydetti. "Cumhuriyet yıkıldıktan sonra 1973'e kadar Denktaş'la Dr. Fazıl Küçük omuzdaşlık yaparak bu mücadeleye devam ediyorlar" diyen Balyemez, 1973 yılında Dr. Fazıl Küçük’ün bayrağı Denktaş'a teslim ederek kendisinin pasif mücadeleye devam ettiğini belirtti. "KKTC, 18. TÜRK DEVLETİDİR!" Mücadeledeki kişileri sadece Mısırlızade Necati Özkan, Faiz Kaymak, Dr. Fazıl Küçük, Denktaş'la sınırlandırmanın vefasızlık olacağı değerlendirmesinde bulunan Balyemez, TMT'nin kurucularından olan Dr. Burhan Nalbantoğlu, Osman Örek, Niyazi Manyera, Kenan Atakol ve İsmail Bozkurt gibi isimlerinden mücadelenin önde gelen isimlerinden olduğunu ifade etti. Kıbrıs’ta İngiliz sömürge yönetiminin başlamasından sonra ilk reaksiyonun Rumlardan geldiğini söyleyen uzman, Enosis istekleri doğrultusunda hareket eden Rumların ilk olarak İngilizlere tepki gösterdiğini daha sonra bu hareketin yönünün Türklere döndüğünü belirtti. "Kurdukları EOKA tedhiş örgütü ile Türklere yaşam hakkı bırakmayan Rumlara karşı mücadele etmek üzere Kıbrıs Türkleri, Türk Mukavemet Teşkilatı’nı kurdu" diye ekleyen Balyemez, TMT’den önce "Var olmak lazımsa kan akıtmamak niye?" cümlesindeki kelimelerin ilk harflerinden alan Volkan’ın Dr. Fazıl Küçük tarafından kurulduğunu, ayrıca Kara Çete, 9 Eylül Çetesi gibi mahalli teşkilatlar kurulduğu bilgisini paylaştı. TMT’nin Burhan Nalbantoğlu, Rauf Denktaş ve o dönem Türkiye Konsolosluğunda görevli Kemal Tanrısevdi tarafından 15 Kasım 1957 tarihinde kurulduğunu aktaran Balyemez, 26 Kasım 1957 tarihinde; bütün örgütlerin lağvedildiğini, örgüt üyelerinin bundan sonra TMT'nin çatısı altında toplandığını belirten bildirinin yayınlandığını, Türkiye’nin desteğini almak isteyen Kıbrıs Türklerinin Başbakan Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Fatih Üçlü Zorlu'nun tabiri caizse kapısını aşındırdıklarını kaydetti. Bal yemez, söz konusu taleplerin kabul gördüğünü ve TMT'nin Türkiye tarafından hem askerî hem maddi hem de malzeme açısından desteklenmesine karar verildiğini belirtti. "TSK 1974 HAREKATI'NI KIBRIS'TAKİ MÜCAHİT VE MÜCAHİDELERLE BERABER VERMİŞTİR" “Kıbrıs'ı İstirdat Planı” adıyla Kıbrıs'ı geri alma planı oluşturulduğunu dile getiren Balyemez şöyle devam etti: Türk Silahlı Kuvvetlerinden, Seferberlik Tetkik Dairesinden görevli subaylar gizli görevlerle adaya gönderiliyor. Bunların çoğu öğretmen. Üniforma giymiyorlar. Bunlara söylenen talimat şu; Kıbrıs'ta eğer yakalanırsanız ve deşifre olursanız biz sizi tanımıyoruz. Siz şu andan itibaren izindesiniz, izindeyken bu özgür iradenizle kabul etmiş olduğunuz bir şey olduğu için sizin arkanızda durmayacağız. Dolayısıyla orada mümkün olduğu kadar gizli bir örgütlenme olacak. İşte bu örgütlenmenin ilk lideri de Albay Ali Rıza Vuruşkan. Kasım 1957'de kurulan Türk Mukavemet Teşkilatını tekrar organize etmek için adaya İş Bankaşı müfettişi maske göreviyle gidiyor. İsmi de Ali Rıza Vuruşkan değil, Ali Conan. Kendisi aynı zamanda Kore Harekatı'na katılmış, Kore Harbi'ne katılmış olmasından dolayı bu mahlası kullanıyor. Ve Türk Mukavemet Teşkilatı, Kıbrıs'ta hem Kıbrıs Türk kardeşlerimizin namus güvenliğini sağlarken toplumun bir arada olmasına da büyük bir destek veriyor. 1963-1974 arasında mücadele veren mücahit ve mücahidelere de değinen uzman, "1974 Barış Harekatı'nı Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs'taki Kıbrıs Türk kardeşlerimizin kurmuş oldukları bu direniş örgütü mücahit ve mücahidelerle beraber vermiştir. Adada onların destekleri belki de bizim bu harekatta çok az zayiat vererek başarılı olmamıza etkin olan faktörlerinden biridir" değerlendirmesinde bulundu. Doç. Dr. Mehmet Balyemez değerlendirmesinde son olarak şu ifadeleri kullandı: Türk milleti olarak birlikte olmamız gerekir, bir olmamız gerekir. Ortak bir ülküde, ortak bir eylem birliğiyle çalışıp mücadele etmemiz gerekir.

Kıbrıs Türklüğünün unutulmaz lideri Rauf Raif Denktaş Haber

Kıbrıs Türklüğünün unutulmaz lideri Rauf Raif Denktaş

Kıbrıs Türk halkının özgürlüğü ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) kuruluşu için verdiği mücadele ile adını tarihe altın harflerle kazıyan KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, 14 yıl önce bugün Lefkoşa'da hayatını kaybetti. Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık mücadelesinde önemli bir konumu olan Rauf Raif Denktaş, ömrü boyunca Kıbrıs Türklüğü adına mücadele etti. Hayatı, fikirleri ve siyaset sahnesindeki mücadelesiyle gelecek nesillere ışık tutan Denktaş, başta Kıbrıs ve Türkiye olmak üzere bütün Türk dünyasında her zaman saygı ve sevgiyle karşılandı. ÖĞRETMEN DENKTAŞ Rauf Raif Denktaş, 27 Ocak 1924 tarihinde Kıbrıs'ın Baf kasabasında doğdu. Yargıç merhum Mehmet Raif Bey’in en küçük oğlu olan Rauf Denktaş 1,5 yaşındayken annesini kaybetti. Anneannesi ve babaannesi tarafından büyütülen Denktaş, 1930 yılında eğitim için İstanbul'a gönderildi. Arnavutköy'de ilkokuldan liseye kadar eğitim veren Fevzi Ati Lisesinde yatılı okumaya başladı. Ortaokuldan sonra Kıbrıs'a döndü ve 1941 yılında Lefkoşa İngiliz Okulu'ndan mezun oldu. Daha sonra bir süre Gazimağusa'da tercümanlık, mahkemelerde memurluk ve İngiliz Okulunda öğretmenlik yaptı. HUKUKÇU DENKTAŞ 1944’de British Council’dan burslu olarak Birleşik Krallık'ta hukuk tahsili yapmış ve 1947 yılında Lincoln's Inn'den mezun olmuştur. Aynı yıl Kıbrıs'a dönüp avukatlığa başlamıştır. Rauf Denktaş,1949 yılı yaz aylarında savcılık yapmaya başladı. Denktaş, 1956 yılında başsavcılığa kadar yükseldi. FİKİR ADAMI DENKTAŞ 1942 yılında Dr. Fazıl Küçük’ün yayınlamaya başladığı "Halkın Sesi" gazetesinde, babasından ve onun milliyetçi, Atatürkçü arkadaşlarından işiterek öğrendiği “Türk Haklarının İngilizler tarafından gasbedildiği” konularının ele alındığını gören Denktaş, Dr. Fazıl Küçük’le tanışır ve Halkın Sesi’nde imzalı veya imzasız, bazen Akın Yılmaz adı altında yazılar yazmaya başlar. MÜCADELE ÖNDERİ DENKTAŞ 27 Kasım 1948 tarihinde Kıbrıs Türklerinin düzenlediği ilk mitingte Fazıl Küçük ile beraber hatiplik yaptı. Halka ilk hitabını bu vesileyle ve 24 yaşındayken yaptı. Türk toplumunun iki önemli ismi Faiz Kaymak ve Fazıl Küçük arasında arabulucu rolünü üslenip, toplumun çıkarlarının takipçisi oldu. Faiz Kaymak'ın teklifi ve Fazıl Küçük'ün tasvibiyle Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu Kongresinde başkanlığa seçildi. Savcılık görevinden emeklilik hakkını kazanmasına altı ay kala, İngiliz yönetimini zorlukla ikna ederek istifa etti ve cemaat sorunlarıyla uğraşmaya başladı. TÜRK MUKAVEMET TEŞKİLATI VE "TOROS" DENKTAŞ 1958 yılında Rum teröristler, Türk köylerine saldırınca Türkler de bu olayları protesto etti. Zürih-Londra antlaşmaları öncesinde Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş, Ankara'ya Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile görüşmeye gitti. Bu görüşmede Denktaş adaya Türk Askeri gönderilmesi teklifini dile getirdi. Enosis'le mücadelede ve EOKA karşısında Kıbrıs Türklerinin direnişine yön veren Denktaş, 1958 yılında hükûmetteki görevinden istifa etti. Arkadaşlarıyla 1 Ağustos 1958'de Türk Mukavemet Teşkilatını (TMT) kurdu. LİDER DENKTAŞ 1959 Zürih ve Londra Antlaşmaları ile, 1960 Antlaşmaları ve Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nın hazırlanmasında emeği geçti. Aynı yıl Türk Cemaat Meclisiyle İcra Komitesi Başkanlığına seçildi. 16 Ağustos 1960 tarihinde 650 kişilik Türk Alayı Magosa Limanı'na ayak bastı. 1963 olaylarından sonra Denktaş temaslarda bulunmak üzere Ankara'ya gitti. Temaslarını tamamlayan Denktaş bir sandalla Kıbrıs'a geçti ve Türk direnişini örgütlemeye başladı. 1964 Londra Konferansı'ndan sonra Makarios tarafından istenmeyen adam ilan edildi. Yeşilada'ya girmesi yasaklandı. Gizlice Erenköy'e çıkarak savaşa katıldı. 1967'de adaya gizlice girerken tutuklandı. Yoğun girişimler sonucu Türkiye'ye geri verildi. 1968'de adaya giriş yasağı kaldırıldığından Kıbrıs'a döndü. SİYASETÇİ DENKTAŞ 1970 seçimlerinde Türk Cemaat Meclisi Başkanlığına seçildi. 28 Şubat 1973'e kadar Kıbrıs Cumhurbaşkanı Muavini ve Kıbrıs Türk Yönetim Başkanı seçildi. 1974 Kıbrıs Harekâtı'nın ardından 13 Şubat 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin ilanından sonra devlet ve meclis başkanı görevlerini de yürüten Denktaş, anayasa uyarınca 1976'da yapılan ilk genel seçimlerde devlet başkanlığına seçildi. 1981 yılında ikinci kez devlet başkanı oldu. CUMHURBAŞKANI DENKTAŞ 15 Kasım 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanından sonra tekrar cumhurbaşkanlığına seçildi. 22 Nisan 1990'da yapılan erken seçimde ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. 1995'teki seçimlerde de cumhurbaşkanı seçildi. 2000 yılındaki seçimlerde yüzde 43.67 oranında oy aldı ve seçim ikinci tura kaldı; ama ikinci tura kalan diğer aday olan Derviş Eroğlu'nun çekilmesi üzerine seçimden galip olarak çıktı. 2004 yılında BM genel sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Sorunu'nun çözümü için hazırladığı Annan Planı'na karşı çıktı ve 17 Nisan 2005'te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmadı. YAZAR DENKTAŞ Siyasi hayatının yanı sıra yazar kimliğiyle de öne çıkan Rauf Denktaş, 1985'ten vefatına kadar birçok kitap ve makale kaleme aldı. Fotoğrafçılığı da çok severek yapan Denktaş, Kıbrıs'ı anlatan çok sayıda fotoğraf sergisi açtı. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesine 8 Ocak 2012 gecesi organ yetmezliği teşhisi ile kaldırılan Rauf Raif Denktaş, tedavi gördüğü hastanede 13 Ocak 2012 tarihinde 88 yaşında hayata gözlerini yumdu. Vefatının ardından Türkiye ve KKTC'de ulusal yas ilan edildi. 17 Ocak 2012 günü yapılan devlet töreni ile Lefkoşa'da bulunan Cumhuriyet Parkı'na defnedildi.

KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Öztürkler: Kıbrıs Türk halkı anavatan Türkiye ile yoluna devam edecektir! Haber

KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Öztürkler: Kıbrıs Türk halkı anavatan Türkiye ile yoluna devam edecektir!

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler, katıldığı televizyon programında gündemi değerlendirdi. RUM YÖNETİMİ VE İSRAİL ARASINDAKİ TEHLİKELİ İŞ BİRLİĞİ TRT’nin KKTC'den gerçekleştirdiği özel yayına katılan Öztürkler, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) egemenliğini İsrail’e teslim ettiğini ve bu durumun dengeleri olumsuz etkilediğini kaydetti. Güney Kıbrıs’ın İsrail ve Yunanistan ile iş birliği yapmasının protokole bağlanarak duyurulduğunu hatırlatan Öztürkler, bu sürecin sadece siyasi anlaşmalarla sınırlı olmadığını, adanın silah deposu haline gelmesine yönelik adımlar atıldığını ifade etti. Meclis Başkanı, İsrail ve Yunanistan’la yürütülen iş birliğinin bölge açısından riskli olduğuna da değinerek, GKRY’nin silahlanma faaliyetlerinin yalnız Kıbrıs Türk halkına yönelik olmadığını, bu iş birliğinin bölge için riskli hesaplar içerdiğini de belirtti. ÖZTÜRKLER'DEN İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM VE EŞİT EGEMENLİK VURGUSU Rum tarafının, Türkiye’nin garantörlüğünü hedef alan açıklamalar yaptığını ve bir taraftan silahlanmayı sürdürürken, diğer taraftan da Türk askerinin adadan ayrılması yönünde söylemler üretildiğini vurgulayan Öztürkler, KKTC için Türkiye’nin garantörlüğü ve Türk askerinin varlığının hayati önem taşıdığını belirterek, “Türk askeri adaya barış, huzur ve istikrar getirmiştir. Bunun bozulmasına asla izin vermeyeceğiz.” dedi. KKTC’nin egemen bir devlet olduğunu ve uluslararası toplum tarafından kabul edilmesi gerektiğinin altını çizen Öztürkler, Rum tarafının bir taraftan çözüm mesajları verirken diğer yandan EOKA mensuplarını kahraman ilan ettiğini, Girne ve Mağusa’ya geri dönecekleri söylemlerini sürdürdüğünü, Kıbrıs Türk liderlerinin ise yıllardır “uzlaşmaz” gösterilmeye çalışıldığını ifade etti. Meclis Başkanı, “İki devletli çözüm ve egemen eşitlik temelinde duruşa saygı gösterilmedikçe müzakerelerin ilerlemesi mümkün olmayacaktır.” diyerek, GKRY’nin Kıbrıs Türklerini azınlık olarak görmesi nedeniyle bugüne kadar sürdürülebilir bir anlaşma sağlanamadığının da üzerinde durdu ve GKRY’nin anlaşma istemediğini, Rum yönetiminin bu konuda sahte bir algı oluşturduğunu vurguladı.

KKTC Başbakanı Üstel’den GKRY liderine “Kanlı Noel” tepkisi Haber

KKTC Başbakanı Üstel’den GKRY liderine “Kanlı Noel” tepkisi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Üstel, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Hristodulidis'in "Kanlı Noel" katliamını "kahramanlık" olarak nitelendirmesine tepki gösterdi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Nikos Hristodulidis'in "Kanlı Noel" katliamını "kahramanlık" olarak nitelendirmesine tepki göstererek, "Bir yandan EOKA terörünü 'kahraman' olarak alkışlayıp, diğer yandan barıştan söz etmek açık bir ikiyüzlülüktür." ifadesini kullandı. Türk Ajansı Kıbrıs'ın (TAK) haberine göre KKTC Başbakanı Üstel, konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı. Üstel, Hristodulidis'in Kıbrıs Türk halkına yönelik sistematik katliamların simgesi olan "Kanlı Noel"i "kahramanlık" olarak nitelendirdiğine işaret ederek, bunun yalnızca tarihsel çarpıtma değil, insanlığa karşı işlenmiş suçların açıkça yüceltilmesi olduğunu vurguladı. 21 Aralık 1963'te başlayan, kadın, çocuk ve yaşlı demeden Kıbrıs Türk halkını hedef alan EOKA terörünün "açık bir etnik temizlik" girişimi olduğuna dikkati çeken Üstel, "Bu karanlık dönemi 'Kıbrıs'ın modern tarihinde bir dönüm noktası' olarak tanımlamak, masumların kanı üzerinden siyaset yapmaktır." değerlendirmesinde bulundu. Üstel, Kıbrıs Türk halkının tarihini katliamlarla değil, direnişle, onurla ve devletleşme iradesiyle yazdığına işaret ederek, şunları kaydetti: "Bir yandan EOKA terörünü 'kahraman' olarak alkışlayıp, diğer yandan barıştan söz etmek açık bir ikiyüzlülüktür. Katliamları meşrulaştıran bir zihniyetle ne samimi diyalog kurulabilir ne de adil çözüm mümkündür. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, tarihine, şehitlerine ve halkının onuruna uzanan hiçbir dili kabul etmemiştir, etmeyecektir. Kıbrıs Türk halkı boyun eğmez, diz çökmez ve unutmaz. Bu topraklarda barış ancak gerçeklerle yüzleşildiğinde mümkündür, katliamları yücelterek değil. Nikos Hristodulidis, bu ifadeleriyle Kıbrıs Türk halkının neden ana vatan Türkiye'nin etkin ve fiili garantisine ve Türk askerinin Ada'daki varlığına hayati derecede ihtiyaç duyduğunu, tüm dünyaya kendi beyanlarıyla bir kez daha açıkça göstermiştir." GKRY lideri Hristodulidis, terör örgütü EOKA tarafından Kıbrıs Türklerine yönelik katliamların başlatıldığı 21 Aralık 1963'ün "Kıbrıs'ın modern tarihinde bir dönüm noktası" olduğunu savunmuştu. Hristodulidis, EOKA mensupları ile Rum polislerinin yürüttüğü silahlı faaliyetleri "mücadele", "fedakarlık" ve "kahramanlık" olarak nitelendirmişti. KANLI NOEL Kıbrıs'ta terör örgütü EOKA militanlarınca 21 Aralık 1963'te Kıbrıs Türklerine yönelik başlatılan ve tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen katliamın 62. yılı. İki toplumun ortaklığında kurulan "Kıbrıs Cumhuriyeti"nden Türkleri şiddet yoluyla tasfiye etmeyi hedefleyen Akritas Planı'nı uygulamaya koyan EOKA'cı Rum çeteleri, 20 Aralık 1963'ü 21 Aralık'a bağlayan gece Lefkoşa'da saldırıya geçerek onlarca Kıbrıs Türkünü şehit etti.

KKTC Dışişlerinden EOKA etkinlikleri hakkında net açıklama! Haber

KKTC Dışişlerinden EOKA etkinlikleri hakkında net açıklama!

Kıbrıs’ı bir Helen adası yapabilmek amacıyla Rum-Yunan liderliğinin organize ettiği EOKA terör örgütünün 1 Nisan 1955 tarihinde silahlı eylemlere başlamasının üzerinden 70 yıl geçti. Kıbrıs'ta yaşanan onlarca farklı terör eylemini organize eden EOKA'nın kuruluşu Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’da düzenlenen çeşitli etkinliklerle kutlandı. Skandal kutlama sonrasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanlığı, resmî internet sayfası aracılığıyla bir açıklama yaptı. Bakanlık tarafından gerçekleştirilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Kıbrıs Türk halkına soykırım uygulamak ve Kıbrıs Adası'nı Yunanistan’a bağlamak hedefiyle 1 Nisan 1955 tarihinde kurulmuş olan ve Kıbrıs tarihine adını kanlı harflerle yazdırmış olan EOKA terör örgütünün kuruluş yıl dönümü vesilesiyle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan tarafından yayınlanan mesajlar ve yapılan kutlamalar, Rum/Yunan zihniyetinin Kıbrıs politikasında geçmişten bugüne herhangi bir değişiklik olmadığını gözler önüne sermektedir. Yunanistan’da EOKA yıl dönümü vesilesiyle okullarda etkinlikler düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Artan dozdaki bu mesajların akabinde, Yunanistan’ın bir AB milletvekili göstericilerin 'Kıbrıs Yunandır' şeklindeki sloganlarının doğru olduğunu çünkü 'Kıbrıs’ın Yunan' olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmiştir. Geçmişten bu yana kendini Kıbrıs Adası'nın tek sahibi olarak gören ve Kıbrıs Türk halkını eşit sahibi olduğu bu topraklarda 'azınlık bir toplum' olarak kabul eden Rum/Yunan ikilisinin bir anlaşmaya varmak istemediği, tek emelinin Kıbrıs Türklerini bezdirme politikalarıyla sindirerek, 'azınlık' haklarını kabul ettirmek olduğu gayet açıktır. Sözde bir anlaşmaya varma söylemlerinde hiçbir samimiyet bulunmayan Kıbrıs Rum liderliğinin halkını aklı selim ile davranmaya davet edeceği yerde Türk düşmanlığını körüklemesi, gencecik beyinleri düşmanlık tohumları ile zehirleme çabası ve eğitim sistemini bu kirli siyasete alet etmesi geriye dönülemez tahribatlar yaratmakta ve Ada'daki iki halk arasındaki derin güven boşluğunu perçinlemektedir. Kıbrıs Adası'ndaki hakimiyetçi zihniyetini genç nesillere aşılamaya çalışan Kıbrıs Rum liderliğini bu yanlıştan dönmeye ve adadaki mevcut gerçekleri halkına kabullendirmeye davet ediyoruz. Kıbrıs Adası'nın tek gerçeği yan yana yaşamakta olan iki ayrı devlet ve iki ayrı halk gerçeğidir. Barış içinde sürdürülebilir bir gelecek bu halkların ve devletlerinin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statülerinin kabulü ile mümkündür."

Türk Dışişleri, Kanlı Noel'i unutmadı: Şehitleri unutmayacağız Haber

Türk Dışişleri, Kanlı Noel'i unutmadı: Şehitleri unutmayacağız

Rumların Kıbrıslı Türklere yönelik 1963 yılında gerçekleştirdiği "Kanlı Noel" katliamının üzerinden 61 yıl geçse de acılar halen unutulmadı. Rum terörist örgüt EOKA'nın başlattığı kanlı soykırım, tarihe "Kanlı Noel" olarak geçerken, olaylarda 103 Türk köyü boşaltıldı ve 364 Kıbrıs Türkü şehit oldu. "BARBARCA KATLEDİLEN KIBRIS TÜRKÜ KARDEŞLERİMİZİ ANIYORUZ" Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, EOKA terör örgütü militanlarının Kıbrıs Türklerine yönelik gerçekleştirdiği "Kanlı Noel" katliamının 61 yılında, Kıbrıs Türkünün özgürlük ve varoluş mücadelesinde verilen şehitlerin unutulmadığını anımsattı. Bakanlığın resmî sosyal medya hesapları aracılığıyla yapılan paylaşımda, "Rum terör örgütü EOKA mensuplarının 61 yıl önce bugün Kıbrıs Türklerine yönelik başlattıkları etnik temizlik hareketinin ilk adımı olan Kanlı Noel saldırılarında barbarca katledilen Kıbrıs Türkü kardeşlerimizi rahmet ve saygıyla anıyoruz. EOKA katilleri Kıbrıs Türklerinin Anavatan ve Garantör Türkiye ile birlikte ortaya koyduğu kahramanca direniş sayesinde menfur amaçlarına ulaşamamışlardır. Kıbrıs Türkünün özgürlük ve varoluş mücadelesinde verdiğimiz şehitleri asla unutmayacağız." ifadelerine yer verildi. Rum terör örgütü EOKA mensuplarının 61 yıl önce bugün Kıbrıs Türklerine yönelik başlattıkları etnik temizlik hareketinin ilk adımı olan Kanlı Noel saldırılarında barbarca katledilen Kıbrıs Türkü kardeşlerimizi rahmet ve saygıyla anıyoruz. EOKA katilleri Kıbrıs Türklerinin… pic.twitter.com/7cDkhV8dxb — T.C. Dışişleri Bakanlığı (@TC_Disisleri) December 21, 2024

Kıbrıs'ta Rumların gerçekleştirdiği "Kanlı Noel" katliamının üzerinden 61 yıl geçti Haber

Kıbrıs'ta Rumların gerçekleştirdiği "Kanlı Noel" katliamının üzerinden 61 yıl geçti

Rumların Kıbrıslı Türklere yönelik 1963 yılında gerçekleştirdiği "Kanlı Noel" katliamının üzerinden 61 yıl geçse de acılar halen unutulmadı. Rum terörist örgüt EOKA'nın başlattığı kanlı soykırım, tarihe "Kanlı Noel" olarak geçerken, olaylarda 103 Türk köyü boşaltıldı ve 364 Kıbrıs Türkü şehit oldu. Kıbrıs'ta, 16 Ağustos 1960'ta Rumların ve Türklerin ortaklığını esas alan "Kıbrıs Cumhuriyeti" kuruldu. Cumhuriyetin anayasası Kıbrıs Türklerinin siyasi haklarını garanti altına alıyordu ancak bu ortaklık fazla uzun sürmedi ve Rumlar, silah zoruyla Kıbrıs Türklerini yönetimden uzaklaştırdı. Kıbrıs’ta, Rum terör örgütü EOKA militanlarının Kıbrıs Türklerine yönelik başlattığı ve tarihe Kanlı Noel olarak geçen katliamın üzerinden tam 61 yıl geçti. pic.twitter.com/CDyPjEH21C — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) December 21, 2024 Kıbrıs'ta 1960-1963 dönemi, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hukuken var olduğu dönem olmakla birlikte, Ada'da sorunlar devam etti. Rumlar başlangıçtan itibaren, Türk ve Rum ortaklığında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'ne inanmamışlar, kurulan düzeni Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması hedefi olan Enosis için bir sıçrama tahtası olarak görmüşlerdi. Daha sonra Türkler, baskı ve silah zoruyla cumhuriyetten dışlandı. Rumlar, Ada'daki Türkleri, Enosis hedeflerinin önündeki engel olarak görüyordu. Bu hedefle 21 Aralık 1963'te Akritas adı verilen ve Türklerin Ada'dan yok edilmesini hedefleyen plan, Rum çeteler tarafından uygulanmaya başladı. Lefkoşa'nın Tahtakale semtinde 20 Aralık 1963 gecesi otomobillerine açılan ateş sonucu Kıbrıs Türkü Zeki Halil ve Cemaliye Emirali şehit edildi.  Rumların ilk saldırılarında sadece Lefkoşa'da 92 Türk öldürüldü, 146 kişi ise yaralandı. Rum terör örgütü EOKA'cı militanlar ilk büyük katliamını, Lefkoşa'da bulunan Ayvasıl köyündeki Kıbrıs Türklerine karşı 23 Aralık 1963'te gerçekleştirdi. Bu köyde esir alınan 21 Kıbrıs Türkü, elleri bağlandıktan sonra katledildi ve toplu mezara gömüldü. Rum çeteleri, 24 Aralık 1963'te Lefkoşa'nın Kumsal bölgesindeki saldırılarına devam ederken, Kıbrıs'taki Türk Alayında doktor olarak görev yapan Binbaşı Nihat İlhan'ın eşi ile 3 çocuğunu da vahşice katletti. Binbaşı İlhan'ın evinin banyo küvetinde eşi Mürüvet İlhan ve çocukları Murat, Kutsi ile Hakan, ölü olarak bulundu. Bu olay tarihe "Kumsal Katliamı" ya da "Banyo Katliamı" olarak geçerken, baskının yapıldığı ev daha sonra Barbarlık Müzesi adıyla ziyarete açıldı.  Olaylarda saldırıya uğrayan 103 Türk köyü boşaltılmak zorunda kalırken, Kıbrıs'ta 1963'te başlayıp 1964'te de devam eden olaylarda 364 Türk şehit oldu. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Ada'ya Barış Gücü gönderme kararı aldı ve ilk BM Barış Gücü (BMBG) 14 Mart 1964 tarihinde Ada'ya geldi. Ancak BMBG'nin Ada'ya gelmesi de Rumların, Türklere yönelik saldırılarının önüne geçemedi. Rumlar 6 Ağustos 1964 tarihinde üniversite öğrencileri ile Erenköylü mücahitlerin savunduğu Erenköy'e EOKA lideri Yeoryos Grivas komutasındaki kuvvetlerle saldırıya geçti.  YÜZBAŞI CENGİZ TOPEL ŞEHİT EDİLDİ Erenköy'ü korumak için gizlice bölgeye gelen öğrenci, veteriner ve öğretmenden oluşan 500'e yakın Türk mücahidi, halkın yanında siper aldı. Rumların bu ağır saldırıları Erenköy'deki direnişi kıramadı. Rumların Erenköy çevresindeki kuşatmasını sona erdiren ise Türk Hava Kuvvetlerinin gerçekleştirdiği uyarı uçuşları oldu. Bu muharebeler sırasında Yüzbaşı Cengiz Topel'in kullandığı F100F jeti, yerden isabet alarak düşürüldü.  Paraşütle atlamayı başaran Topel, indiği Rum köyü yakınlarında esir alındı. Rumlar tarafından işkenceyle öldürülen Yüzbaşı Topel, Cumhuriyet döneminin ilk hava harp şehidi oldu. Müdahaleden sonra Türklere yönelik saldırılar azalmakla birlikte bulundukları bölgelerde tecrit edilip her türlü haklarından mahrum bırakılarak yok edilmelerine girişildi. Bu durum 15 Kasım 1967 tarihine kadar sürdü. 15 Kasım 1967 tarihinde Grivas komutasındaki Rum ve Yunan birlikleri Geçitkale'ye saldırarak katliam yaptı, 20'den fazla Türk öldürüldü. Türkleri silahla yok edemeyeceğini anlayan Makarios, 1967-1974 döneminde Türklere ekonomik ve sosyal baskılar uygulayarak Ada'dan göçe zorlama ve bu suretle asimile etme politikasını uygulamaya başladı.  Kıbrıs'ta 1963-1974 dönemi, Kıbrıs Türkleri için kan, gözyaşı, katliam, toplu mezar ve göç olarak tarihe geçti. Kıbrıs Türkleri 11 yıl süren bu acı dönemde adanın yüzde 3'üne sıkıştırıldı. EOKA mensupları arasındaki görüş ayrılıkları, Türkiye'nin müdahalesinden endişe eden ve Kıbrıs Türklerini ekonomik yoldan bitirmeyi dileyen Rum lider Makarios ve daha hızlı sonuç alınmasını isteyen eski cuntacılardan oluşan EOKA-B mensuplarının karşı karşıya gelmesine sebep oldu. YUNAN CUNTASI 1974'TE KIBRIS'TA DARBE YAPTI EOKA lideri Nikos Sampson, Yunan cuntasının desteğiyle 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak amacıyla Makarios'a karşı darbe yaptı ve iktidarı ele geçirdi. Bu darbeyle Kıbrıs'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne kastedilmiş oldu.  Türkiye, darbenin ardından 1960 Garanti Antlaşması gereği ilk aşamada diplomatik girişimleri önceledi. Bu noktada 17-18 Temmuz 1974'te Türkiye ile İngiltere arasında, darbenin ardından atılabilecek adımlara yönelik Londra'da görüşmeler de yapıldı. İstişarelere garantör devlet olarak Yunanistan da davet edildi ancak Yunanistan'daki cunta yönetimi görüşmelere katılmadı. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile İngiltere Dışişleri Bakanı James Callaghan arasındaki görüşmelerde İngiltere'ye ortak müdahale teklifinde bulunuldu. 20 TEMMUZ BARIŞ HAREKATI GERÇEKLEŞTİ Dönemin Başbakanı Ecevit ve Yardımcısı Necmettin Erbakan, İngiltere'nin olumsuz cevap vermesi üzerine, garantörlük hakkını kullanarak ve Ada'daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı'nın başlaması kararını aldı. Harekat, dünyaya Ecevit'in yaptığı tarihi, "Biz aslında savaş için değil, barış için ve yalnızca Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için Ada'ya gidiyoruz." açıklamasıyla duyuruldu. Barış harekatıyla Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakının önüne geçilirken Kıbrıs Türk halkının güvenliği ve varlığı güvence altına alındı. Türkiye, 20 Temmuz 1974'te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 353 sayılı kararı ile İngiltere ve Yunanistan'a "barışın yeniden tesisini sağlamak üzere müzakerelere başlama" çağrısında bulundu ve 22 Temmuz 1974'te harekatı durdurdu. Bunun üzerine garantör ülkeler, bir araya gelerek Kıbrıs meselesinin çözümü için görüşmelere başladı. 25 Temmuz 1974'te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz 1974'te imzalanan Cenevre Deklarasyonu ile son buldu. Deklarasyonda, Yunanistan ve Rumlar tarafından işgal edilen Türk bölgelerinin acilen boşaltılması ile Ada'da barışın ve anayasal düzenin yeniden tesisini teminen dışişleri bakanları arasında müzakerelere devam edilmesi öngörüldü. Öte yandan deklarasyonla Ada'da Kıbrıs Türk toplumu ile Kıbrıs Rum toplumu olmak üzere iki özerk yönetimin mevcudiyeti ilkesel olarak tanındı. İKİNCİ HAREKAT "AYŞE TATİLE ÇIKSIN" PAROLASIYLA BAŞLADI Konferansın 8 Ağustos'ta başlayan ikinci aşamasında, Yunanistan, Ada'da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri reddetti ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü. Ayrıca ikinci toplantıya kadar Rum ve Yunan askerlerinin, Türklerin bulunduğu bölgeden çekilmeleri gerekiyordu ancak çekilmedikleri gibi saldırılar da sürdü. 2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de bir sonuç çıkmayınca 14 Ağustos'ta "Ayşe tatile çıksın" parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı'nın ikinci aşaması başladı ve 16 Ağustos'ta ateşkes ilan edildi. Türkiye'nin başlattığı harekat başarıyla sonuçlanırken Ada'da yaşayan Kıbrıs Türk halkının güvenliği de sağlandı ve Ada'ya barış hakim oldu. İkinci harekat sırasında geri çekilen Rum askerleri, geçtikleri Türk köylerini yakarak silahsız insanları katletti. Toplu katliamlar ve mezarlar, harekatın bitiminde ortaya çıkarıldı. Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, Türk ordusu 498 şehit verirken Kıbrıs Türk tarafı ise 70'i mücahit, 270 kişiyi kaybetti. Kıbrıs Türkleri genel olarak ise 1672 şehit verdi. HAREKATIN ARDINDAN KIBRIS TÜRKLERİ KENDİ YÖNETİMLERİNİ KURDU Kıbrıs'ta mevcut sınırların çizilmesine olanak sağlayan harekattan hemen sonra Kıbrıslı Türkler, 1 Ekim 1974'te Otonom Kıbrıs Türk Yönetimini kurdu. Ardından Kıbrıs Türklerinin devlet yapısını kökleştirme, anayasa yapma ve çok partili sisteme geçme gibi tecrübeler yaşadığı Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) 13 Şubat 1975'te ilan edildi. KTFD Meclisi, 15 Kasım 1983'te oy birliğiyle aldığı bir kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) kurulduğunu ilan etti. KKTC'nin ilanı, Kıbrıs Türk halkının Ada'daki siyasi yaşamını devlet olgusuyla dünyaya ilan ettiği önemli bir dönüm noktası olurken Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkı da ilan edilmiş oldu. KKTC'de, 21-25 Aralık tarihlerinde Milli Mücadele ve Şehitler Haftası dolaysıyla, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinde hayatını kaybedenler, tören ve etkinliklerle anılıyor.

GKRY’de faaliyet gösteren gazeteden skandal KKTC yorumu Haber

GKRY’de faaliyet gösteren gazeteden skandal KKTC yorumu

Güney Kıbrıs Rum Yönetiminde (GKRY) 1945 yılında faaliyete başlayan ve 2019 yılında EOKA terör örgütü üyesi Andreas Neokleus tarafından satın alınan Cyprus Mail'in internet sayfasında "Görüşümüz: Kıbrıs 40 yıllık haydut devletin sorumluluğunu üstlenmeli" başlıklı bir haber yer aldı. KKTC'YE AYRILIKÇI İMASI! Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) bağımsızlığının 40. yılı olan 15 Kasım 2023 tarihinde yer alan haberde, KKTC için "devlet sadece, bölgede on binlerce asker bulunduran ve her yıl büyük miktarlarda nakit enjeksiyonu yaparak ekonomisinin ayakta kalmasını sağlayan Türkiye tarafından tanınıyor. Ankara ödemeleri birkaç aylığına kestiğinde 'devlet' çalışanlarına ödeme yapamaz hale geliyor." ifadeleri kullanıldı. Gazetenin skandallarla dolu haberinde, "Dünyanın geri kalanından ayrılıkçı devlete doğrudan uçuş yok ve doğrudan ticaret yok, her şey Türkiye üzerinden gidiyor. Bu şekilde izole edilmiş olsa da, her yıl önemli sayıda turist geliyor ve son zamanlarda yeni inşa edilen binlerce ev yabancı uyruklulara, özellikle de Ruslara ve İsraillilere satıldı. Ayrıca üçüncü ülkelerden binlerce öğrenciyi çeken çok sayıda özel üniversite ve bir dizi lüks, kumarhane oteli bulunmaktadır." denildi. "GKRY'NİN TEK DIŞ POLİTİKA HEDEFİ KKTC'NİN TANINMASININ ENGELLENMESİ" Haberde ayrıca itiraf niteliğinde, "Tek taraflı bağımsızlık ilanından bu yana, birbirini izleyen Kıbrıs hükûmetlerinin tek bir dış politika hedefi olmuştur: 'KKTC'nin' tanınmasını engellemek. Bu konuda çok başarılı oldular, ancak bunun tek sorumlusu Cumhuriyet değil, uluslararası toplum kararlı bir şekilde tanınmaya karşı çıktı ve bir çözümü destekledi. Kısacası, KKTC'nin tanınmayan bir devlet olarak kalmasının nedeni Kıbrıs Dışişleri Bakanlığı'nın kuzeyin sözde yükseltilmesini engellemek için attığı adımlar değildir." cümleleri yer aldı. Gazete, tüm engellemere, kısıtlamalara, izolasyon ve ambargolara rağmen gelişen KKTC'nin mevzut durumuyla ilgili olarak, "İlanından 40 yıl sonra tanınmamasına rağmen Rauf Denktaş'ın sözde devleti, özellikle irili ufaklı Türk işletmelerinin yatırımları sayesinde büyük adımlar attı. Türkiye'den gelen yoğun insan akını sayesinde 1983'ten bu yana nüfusu önemli ölçüde arttı ve gerçek sayı özenle korunan bir sır olarak kalsa da, Kıbrıslı Türkler düzenli olarak azınlık haline geldiklerinden şikayet ediyorlar. Türkiye tarafından önemsiz görülmeleri sadece bir zaman meselesi gibi görünmektedir." yorumuna yer verdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.