SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Göç

QHA - Kırım Haber Ajansı - Göç haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Göç haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Dr. Filiz Tutku Aydın Bezikoğlu: Kırım’dan göçler sonucunda geride Rus sömürgeciliğine daha çok maruz kalacak bir toplum bıraktık Haber

Dr. Filiz Tutku Aydın Bezikoğlu: Kırım’dan göçler sonucunda geride Rus sömürgeciliğine daha çok maruz kalacak bir toplum bıraktık

Geçtiğimiz birkaç gün içerisinde sosyal medya aracılığıyla açılan “Kırım Tatarları: Göç ve Vatandaşlık Programı” isimli grup, büyük bir tartışma yarattı. Kırım Tatarları için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı talep eden grubun kısa sürede çok sayıda kişiye ulaşması ve beraberinde gelen tartışmalar üzerine Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov yaptığı açıklamada, söz konusu girişimi eleştirerek, bu yaklaşımın Moskova’nın Kırım’ı yerli halkı olan Kırım Tatarlarından tamamen arındırma hedefiyle birebir örtüştüğünü kaydetti. Kırım Tatarlarının göç ettirilmesi ve Türk vatandaşlığı almaları fikrini sert bir şekilde reddeden Çubarov, “Kısaca söylemek gerekirse, eğer II. Katerina ya da Stalin bugün hayatta olsalardı, bu fikri ortaya atanları ilk tebrik edenler arasında yer alırlardı.” ifadelerini kaydetti. Yaşanan tartışmalar üzerine Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Filiz Tutku Aydın Bezikoğlu, konuyu Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. “TÜRKİYE, DÜNYADA EN ÇOK GÖÇMEN BARINDIRAN ÜLKE OLDUĞU İÇİN BU KONU OLDUKÇA HASSASTIR” Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Bilimsel Araştırma Koordinatörlüğünde, Prof. Dr. Şebnem Akçapar yönetiminde 2022-2024 yıllarında Türkiye’deki Kırım Tatar, Ahıska Türkü ve Ukraynalı göçmenlerle ilgili saha araştırması yürüten Aydın Bezikoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: Türk vatandaşlığına başvuruların şu anda olumlu sonuçlanacağını zannetmiyorum. Geçmişte Kırım Tatarları hem Türkiye’yi oluşturan ve katkıda bulunan asli nüfusun parçası oldukları için ve Kırım’daki bazı Kırım Tatarları da herhangi bir sebepten Osmanlı vatandaşlığına sahip oldukları için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına hak kazandılar. Bugünkü konjonktür tamamen farklıdır. Türkiye, dünyada en çok göçmen barındıran ülke olduğu için bu konu oldukça hassastır. Hiçbir Türk soylu kişinin de otomatik vatandaşlığa geçme hakkı bulunmuyor. Ahıska Türkleri bile -ki onlar, çoğunlukla ana vatanlarını Türkiye olarak görüyorlar- otomatik olarak bunu alamadı, alamıyor. Ahıska Türklerinin 1990'da gelmeye başladığını ve Türk vatandaşlığını ancak 2009-2010 yıllarında alabildiğini, bunların da bir siyasi irade sonucu gerçekleştiğini belirten Aydın Bezikoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın zamanda biner Ahıska Türkünün vatandaşlık alabilmesi için kararname imzaladığını da kaydetti. “GÖÇÜN NE KADAR ZOR OLDUĞUNU ANNEANNELERİMİZDEN, DEDELERİMİZDEN İŞİTTİK” Kırım Tatarlarının Türkiye’ye göçünün karmaşık ve çok boyutlu olarak ele alınması gerektiğini beyan eden Aydın Bezikoğlu, “Göçün ne kadar zor olduğunu anneannelerimizden, dedelerimizden işittik. Yüzbinlerce Kırım Tatarı, Osmanlı’ya göç esnasında canını yitirdi. Bugün de Kırım Tatar göçmenlerin tüm göçmenler gibi her konuda zorladıkları, umut gösteremedikleri birçok konu var. Türkiye’de iş bulmak bunların başında geliyor ama mesela Türkiye’deki etnik Ukraynalılar, Kırım Tatarlarının çalışma hakkı ve sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesine gıptayla bakıyorlar.” şeklinde konuştu. “TÜRKİYE’DE KALMAK İSTEYEN GÖÇMENLER, DİASPORAYI GÜÇLENDİRME POTANSİYELİNE SAHİPTİR” Türkiye’nin de Avrupa devletleri gibi göçmenlere aylık ödemediğini fakat göçmenlerin devlet hastanelerinden yararlanabildiğini belirten Aydın Bezikoğlu, birçok Kırım Tatar gencinin İstanbul'da bazı işleri denedikten sonra Avrupa’daki fırsatların daha iyi olduğunu görerek Avrupa’ya göç ettiğine dikkat çekti. Bununla birlikte İstanbul Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü Türk Soylular Özel Ofisinin göçmenlik konusunda oldukça açıklayıcı bir internet sayfasının bulunduğunu kaydeden Aydın Bezikoğlu, Kırım Tatar kuruluşlarının kısa veya uzun süreli oturum belgesi alma ve Türkiye'de üniversite okuma konularında ayrı bir internet sayfası açmasının da olumlu bir katkı sağlayabileceğini ifade ederek “Bu konuda Kırım’dan ve Ukrayna’dan birçok kişi bize kişisel olarak ulaşıyor.” dedi. Öte yandan Ukraynalı göçmenlerin Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) ve Kanada'da bile durumlarından oldukça şikâyetçi olduğunu, bunun sebebinin ise Türkiye’deki gibi uzun dönem ikamet hakkına sahip olmamaları ve durumlarının belirsizliği olduğunu kaydeden Aydın Bezikoğlu, “Diğer bir yandan Avrupa'da bunca imkan varken gitmeyip de Türkiye’de kalmak isteyen göçmenler, diasporayı güçlendirme potansiyeline sahiptir ve bizim için kazanç olur. Bu konuda diaspora kuruluşları yardımları artırabilir ve iş bulabilirler ama Türkiye'de işsizlik ve ekonomik sıkıntı mâlum. Vatandaş olan Ahıska Türklerinin de sorunlarının bitmediğini, iş ve geçim konusunda zorluklar yaşadıklarını biliyoruz. Hatta kimileri tekrar Ukrayna’ya dönmek istiyor.“ değerlendirmesini yaptı. GÖÇMENLERE SAĞLANAN YARDIMININ YETERSİZLİĞİ, RUS YANLILARININ SÖMÜRÜSÜNE DAVETİYE ÇIKARIYOR Öte yandan Türk soyluların Türkiye'ye göçüyle, geçmişte hangi coğrafyada olursa olsun geride kalanların daha büyük zorluklara ve zulümlere maruz kaldığını kaydeden Aydın Bezikoğlu; Dobruca’dan Türkiye’ye göçle Romanya’daki Tatar toplumunun, Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç sonucu ise Bulgaristan’daki Türk toplumunun zayıfladığını hatırlattı. Ayrıca Bulgaristan’da Türklerin kalması durumunda büyük ihtimalle Bulgaristan nüfusunun çoğunluğunu oluşturacağını bildiren Aydın Bezikoğlu, “Kırım’dan göçler sonucunda geride Rus sömürgeciliğine daha çok maruz kalacak bir toplum bıraktık. O sebeple kısa vadeli kişisel çıkarlar yerine toplumsal çıkarlarımızı öncelemeliyiz. Bunula birlikte diasporanın gelen göçmenlere yardımının yeterli olmaması, kimi Rus yanlısı odakların bu durumu sömürmesine sebebiyet verecektir.” dedi. GÜÇLÜ UKRAYNA’NIN İNSAN KAYNAKLARINA, GÜÇLÜ KIRIM’IN İSE GÜÇLÜ UKRAYNA’YA İHTİYACI VARDIR Aydın Bezikoğlu, son olarak şu ifadelere yer verdi: Türkiye göç politikasını kimi Avrupa devletleri gibi Ukrayna’nın insan potansiyelini emmek üzerine kurmamalıdır ve Suriyeliler gibi tüm Ukraynalıların vatanlarına geri dönmesi için şartları hazırlamalıdır. Ukrayna da Kırım Tatarlarının göçünü kendisi için potansiyel olarak baş ağrısı olabilecek bir topluluktan kurtulmak olarak değerlendirmemelidir. Kırım Tatarlarının sayısının Ukrayna’da çok olması Ukrayna’nın Kırım’ı elde etmek için en büyük kozudur. Bugün tam tersi KTMM’nin ve diaspora kuruluşlarının siyaseti, Ukrayna’nın 2014 sonrası ortaya çıkan ve hangi etnik gruptan gelirlerse gelsinler, tüm mültecilerini geri döndürmek ve geri dönmeleri için şartları yaratmak olmalıdır. Güçlü Ukrayna’nın insan kaynaklarına, güçlü Kırım’ın ise güçlü Ukrayna’ya ihtiyacı vardır. KTMM BAŞKANI REFAT ÇUBAROV, MESAJINDA HANGİ İFADELERE YER VERMİŞTİ? Resmî sosyal medya hesabından konuya dair bir paylaşım yapan Çubarov, bir sosyal medya platformunda Kırım Tatarlarının göç etmesini teşvik eden bir girişim grubunun kurulduğunu ve 10 bin üye hedeflediklerini öğrendiklerini kaydetmişti. Çubarov, kısa sürede bin üyeye ulaşan grupta bir üyenin “Bu girişim Meclis (KTMM) ile koordine edildi mi?” sorusuna grup yetkilisinin, “Bu, Meclisin girişimi değil; ancak Refat Aga ile kısa bir görüşme yapıldı, kendisi herhangi bir itirazda bulunmadı.” yanıtını verdiğini ancak bu iddianın kesinlikle doğru olmadığının altını çizmişti. "YAŞASAYDI BU FİKRİ İLK TEBRİK EDEN STALİN OLURDU!" Kırım Tatarlarının Rus işgali nedeniyle vatanlarından koparıldığını ve nihai hedeflerinin vatan Kırım’a geri dönmek olduğunu bir kez daha anımsatan Çubarov, Kırım Tatarlarının göç ettirilmesi ve Türk vatandaşlığı almaları fikrini konusunda ise “Kısaca söylemek gerekirse, eğer II. Katerina ya da Stalin bugün hayatta olsalardı, bu fikri ortaya atanları ilk tebrik edenler arasında yer alırlardı.” şeklinde konuşmuştu.

DQTK Genel Sekreteri Bayar: Vatandaşlık, Kırım’daki Türk-Tatar izini siler! Haber

DQTK Genel Sekreteri Bayar: Vatandaşlık, Kırım’daki Türk-Tatar izini siler!

Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Genel Sekreteri ve Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkan Vekili Av. Namık Kemal Bayar, Kırım Tatarları için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı talep eden ve sosyal medya üzerinden örgütlenen oluşuma ilişkin bir açıklama yaptı. Kişisel sosyal medya hesabından paylaşım yapan Bayar, Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgal edilmesi sonrasında Türkiye’ye sığınan ya da ileride sığınması muhtemel Kırım Tatarları için Türk vatandaşlığının gerekli olup olmadığını değerlendirdi. “KIRIM TATARLARI, GENİŞ HAKLARA SAHİP” Rusya’nın 2022 yılında Ukrayna’ya yönelik topyekûn işgal saldırıları sonrasında Türkiye’ye sığınan Kırım Tatarları için Kırım Derneği olarak çalışma başlattıklarını anımsatan Bayar, “Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı nezdinde bir dizi çalışma yaptık. Yapılan çalışmalar neticesinde Ukrayna ve Kırım'dan Türkiye'ye sığınan ya da sığınacak Kırım Tatarları için özel bir mevzuat oluşturulması sağlandı. Bu kapsamdaki Kırım Tatarlarına Türkiye Cumhuriyeti tarafından ‘uzun süreli ikamet hakkı’ tanındı. Ki bu hak daha önce sadece Ahıska Türklerine tanınan bir haktı.” ifadelerini kaydetti. Bayar, söz konusu hak sayesinde Kırım Tatarlarının; çalışma iznine gerek olmaksızın iş kurabildiği ve sigortalı bir şekilde çalışabildiği, çalışmayanların genel sağlık sigortası kapsamında Türk sağlık sistemine dahil edildiği ve mevzuatın gereklerini karşıladıkları müddetçe Türkiye’de ikamet edebildiklerini belirtti. Bayar, Kırım Tatarları arasındaki Türkiye’ye göç etme ve Türk vatandaşı olma meselesi hakkında tartışmanın yeni olmadığını 18. ve 19. yüzyılların başlarında da bu tartışmaların yaşandığına işaret etti. “TÜRK VATANDAŞLIĞI BÜYÜK GÖÇE YOL AÇAR” Uzun süreli ikamet hakkını alan Kırım Tatarlarının, seçme ve seçilme hakkı dışındaki tüm haklara sahip olduğunu kaydeden Bayar, şu ifadeleri kaydetti: Bir gerçek var ki Kırım'da yaşayan Kırım Tatarları için Türk vatandaşlığı hakkı tanınırsa 5 ile 10 yıl içinde 19. asırda yaşadığımız büyük göç tarihte son defa olarak tekrar edecektir. Ve Kırım'da Türk-Tatar izi Rusların arzusuna hizmet edecek şekilde silinecektir.

Çubarov'dan kritik "göç" uyarısı: "Yaşasaydı bu fikri ilk tebrik eden Stalin olurdu!" Haber

Çubarov'dan kritik "göç" uyarısı: "Yaşasaydı bu fikri ilk tebrik eden Stalin olurdu!"

Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Kırım Tatarlarını Türkiye’ye göç etmeye ve Türk vatandaşlığı almaya sevk ve teşvik eden bir oluşuma karşı uyarı mesajı yayımladı. Sosyal medya hesabından konuya dair bir paylaşım yapan Çubarov, bir sosyal medya platformunda Kırım Tatarlarının göç etmesini teşvik eden bir girişim grubunun kurulduğunu ve 10 bin üye hedeflediklerini öğrendiklerini ifade etti. “KİMSE BENİMLE GÖRÜŞMEDİ” Çubarov, kısa sürede bin üyeye ulaşan grupta bir üyenin “Bu girişim Meclis (KTMM) ile koordine edildi mi?” sorusuna grup yetkilisinin, “Bu, Meclisin girişimi değil; ancak Refat Aga ile kısa bir görüşme yapıldı, kendisi herhangi bir itirazda bulunmadı.” yanıtını verdiğini ancak bu iddianın kesinlikle doğru olmadığının altını çizdi. Çubarov, “Benimle böyle bir proje ne görüşülmüş ne de koordine edilmiştir. Böyle bir girişimle karşılaşmış olsaydım, verilecek tek tepki çok net ve sert olurdu.” dedi. Kırım Tatarlarının göç ettirilmesi ve Türk vatandaşlığı almaları fikrini değerlendiren Çubarov, “Kısaca söylemek gerekirse, eğer II. Katerina ya da Stalin bugün hayatta olsalardı, bu fikri ortaya atanları ilk tebrik edenler arasında yer alırlardı.” ifadelerini kaydetti. “GÖÇÜ TEŞVİK ETMEK BÜYÜK BİR YANILGI” Oluşumu “tehlikeli bir girişim” olarak niteleyen Çubarov, şöyle devam etti: Bu yaklaşım, Moskova’nın Kırım’ı yerli halkı olan Kırım Tatarlarından tamamen arındırma hedefiyle birebir örtüşmektedir. Bu nedenle, bu kişilerin cehalet mi yoksa bilinçli bir yönlendirme mi içinde olduklarına dair değerlendirmeyi kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Bana göre ise bu, en hafif ifadeyle büyük bir yanılgıdır. “NİHAİ HEDEF: VATAN KIRIM” Kırım Tatarlarının Rus işgali nedeniyle vatanlarından koparıldığını ve nihai hedeflerinin vatan Kırım’a geri dönmek olduğunu bir kez daha anımsatan Çubarov, “Bugün Kırım Tatarları, Rus işgali nedeniyle vatanlarından koparılmış durumdadır. Böyle bir tabloda ihtiyaç duyulan şey, göçü teşvik eden projeler değil; aksine, zorunlu olarak yurt dışında bulunan soydaşlarımızın millî kimliklerini korumalarını, kendilerini geliştirmelerini ve aynı zamanda Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etme mücadelesine katkı sunmalarını destekleyecek programlardır.” dedi. “YARIMADADAKİ KIRIM TATAR VARLIĞININ YOK OLMASINA YOL AÇABİLİR” Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Genel Sekreteri ve Kırım Derneği Genel Başkan Vekili Av. Namık Kemal Bayar da konuya ilişkin Kırım Haber Ajansına (QHA) demeç verdi. Kırım’ın işgali sonrası Türkiye’ye gelen Kırım Tatarlarına Türk vatandaşlığının verilmesinin büyük bir hata olacağını söyleyen Bayar, “Kırım Tatarlarına Türk vatandaşlığının verilmesinin Türkiye’ye yönelik kitlesel bir göçün önünü açabileceği bunun da yarımadadaki Kırım Tatar varlığının yok olmasına yol açabileceği” uyarısını yaptı. “RUSYA’NIN POLİTKASINA HİZMET EDER” Kırım Tatarlarının Türkiye’ye göç etmesine yönelik tartışmaların 18’inci yüzyılda başladığını kaydeden Bayar, “Kırım Tatarlarının Türk vatandaşlığı alması Rusya’nın işine gelir. Çünkü Rusların Kırım’ı Tatarsızlaştırma, Türksüzleştirme ve İslamsızlaştırma politikasına hizmet eden bir araç hâline gelecektir.” diye konuştu. “VATANDAŞLIK ALMAYA İHTİYAÇ YOK” Bayar, konunun 2022 ve 2023 yıllarında da gündeme geldiğini belirterek şunları söyledi: Türkiye İçişleri Bakanlığı ve Göç İdaresi Başkanlığı ile yaptığımız çalışmalarda bu konu gündeme geldiğinde biz buna karşı çıktık. Bakanlık yetkilileri de bize haklı olduğumuzu söylediler. Türkiye zaten Kırım Tatarlarına uzun süreli çalışma ve ikamet konularında çok ciddi bir kolaylık sağlıyor. Bunlar göz önüne alındığında zaten vatandaşlık almalarına ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum.

Rusya’da küçük işletmeler hayatta kalma mücadelesi veriyor Haber

Rusya’da küçük işletmeler hayatta kalma mücadelesi veriyor

Ukrayna Dış İstihbarat Servisi, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü savaşın ülkedeki özel sektörü “hayatta kalma moduna” sürüklediğini bildirdi. Servisin açıklamasına göre, 2026 yılının ilk çeyreğinde Rusya’da kurulan yeni şirket sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 26,8 azaldı. Açıklamada, her beş girişimciden birinin işletmesinin ayakta kalma ihtimalini yüzde 30’un altında gördüğü, yakın dönemde ise küçük ve orta ölçekli işletmelerin üçte birinin kapanabileceği ifade edildi. EKONOMİK BASKI BİRÇOK ALANDAN AYNI ANDA GELİYOR İstihbarat raporunda, Rus iş dünyasının aynı anda farklı ekonomik baskılarla karşı karşıya olduğu belirtildi. İşletmelere yönelik müşteri ve sipariş veren kurum borçlarının ilk kez 8 trilyon rubleyi aştığına dikkat çekilen açıklamada, bunun ekonomideki genel mali tükenmişliğin göstergesi olduğu kaydedildi. Raporda, yıllık yüzde 25 ile 30 seviyesindeki kredi faizlerinin, küçük işletmelerde ortalama yüzde 10–15 seviyesinde bulunan kârlılık oranlarıyla birleşince yatırım yapmayı neredeyse imkânsız hale getirdiği vurgulandı. Açıklamada, mevcut koşullarda sermayeyi üretime yönlendirmek yerine bankada mevduat olarak tutmanın daha avantajlı hâle geldiği ifade edildi. TARIM SEKTÖRÜ AĞIR DARBE ALDI Savaşın etkilerinin özellikle tarım sektöründe belirgin şekilde hissedildiği belirtilen açıklamada, tarımsal kârlılığın savaş öncesindeki yüzde 23 seviyesinden 2025 yılında yüzde 15’e gerilediği bildirildi. Aynı yıl sektörün 10,63 trilyon rublelik üretim gerçekleştirmesine rağmen 100 milyar rubleyi aşan rekor zarar ettiği aktarıldı. Her yıl 6 ile 7 bin çiftliğin faaliyetlerini sonlandırdığı kaydedilen açıklamada, vergi reformunun da sektöre ek yük getirdiği belirtildi. VERGİ DÜZENLEMELERİ İŞLETMELERİ ‘KAYIT DIŞINA’ İTİYOR Yeni KDV eşiğinin 15 milyon rubleye yükseltilmesi ve patent sistemindeki sınırın yıllık 60 milyon rubleden 20 milyon rubleye düşürülmesinin, orta ölçekli işletmelerin büyüme alanını daralttığı ifade edildi. Raporda, bu durumun işletmeleri kayıt dışı yöntemlere yönelttiği, şirketlerin bölünerek veya farklı yapılar altında faaliyet göstermeye çalıştığı belirtildi. Rus vergi makamlarının verilerine göre, 2025 yılında yeni şirket sayısının yüzde 20 azaldığı, küçük ve orta ölçekli işletmelerin yüzde 75’inin ise gelişim için yeterli kâr elde edemediği kaydedildi. İŞ GÜCÜ AÇIĞI DERİNLEŞİYOR Ukrayna Dış İstihbarat Servisi, seferberlik, göç ve sertleşen göç mevzuatının Rusya’daki iş gücü krizini daha da ağırlaştırdığını bildirdi. Özellikle sınır bölgelerinde durumun kritik seviyeye ulaştığı belirtilirken, yalnızca Belgorod bölgesinden 80 binden fazla çalışabilir nüfusun ayrıldığı ifade edildi. Açıklamada, savaş döneminde ekonomik kazançların büyük bölümünün devlet şirketleri, bankalar ve savunma sanayii yüklenicilerine gittiği, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ise artan maliyetler ve daralan talep nedeniyle zorlandığı kaydedildi. Küçük işletmelerin ise artan maliyetler, düşen talep ve aynı anda hem düzenleyici hem borçlu hem de baskı unsuru olarak görülen devlet yapısıyla karşı karşıya kaldığı ifade edildi. Raporun sonunda, küçük işletmelere sistem içinde yalnızca istihdamı sürdürme rolü verildiği, kâr elde etmenin ise artık mümkün görülmediği değerlendirmesine yer verildi.

Rusya’da sansür kitaplarda “Blackout” uygulamasına dönüştü Haber

Rusya’da sansür kitaplarda “Blackout” uygulamasına dönüştü

Ukrayna Dış İstihbarat Servisi tarafından yapılan açıklamada, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı 24 Şubat 2022 tarihinde başlattığı topyekûn savaşın ardından sansürün sistematik ve benzeri görülmemiş bir boyuta ulaştığı ifade edildi. Açıklamada, devlet müdahalesinin artık yalnızca belirli yazarlara yönelik baskılarla sınırlı olmadığı, el yazmasından kitapçı raflarına kadar yayıncılığın tüm aşamalarını kapsayan geniş bir kontrol mekanizmasına dönüştüğü kaydedildi. KİTAPLARDA FİZİKSEL KARARTMA DÖNEM İstihbarat servisinin değerlendirmesine göre, yeni dönemin en dikkat çekici unsuru “blackout” adı verilen yöntem oldu. Bu uygulama kapsamında kitaplardaki bazı bölümler siyah çizgilerle kapatılıyor veya tamamen görünmez hâle getiriliyor. Böylece okuyucunun artık eserin tamamına değil, sansürlenmiş ve parçalanmış bir versiyonuna erişebildiği belirtildi. SAVAŞ, LGBT VE GÖÇ KONULARI HEDEFTE Açıklamaya göre Rusya’da savaşla ilgili ifadeler, Rus saldırganlığını eleştiren görüşler, LGBTİ+ temaları, göç, sömürgesizleşme söylemleri ve uyuşturucu ya da intihar içerikli bölümler yoğun sansüre maruz kalıyor. Bu nedenle binlerce kitabın incelendiği, işaretlendiği veya satıştan kaldırıldığı ifade edildi. Sansürün yalnızca yeni eserlerle sınırlı olmadığı, dünya edebiyatı klasiklerinin bile yeni çeviri ve baskılar üzerinden “temizlendiği” aktarıldı. YAPAY ZEKÂ İLE İÇERİK TARAMASI İstihbarat, bazı Rus yayınevlerinin sansür sürecinde yapay zekâ kullandığı da bildirildi. Algoritmaların “sakıncalı içerikleri” tespit etmek için metinleri analiz ettiği ancak çoğu zaman sıradan kelime ve ifadeleri bile riskli olarak işaretlediği belirtildi. Bu durumun, normal sahnelerin veya tek tek kelimelerin dahi sansüre uğramasına yol açtığı ifade edildi. KİTAP İDEOLOJİK BİR ARACA DÖNÜŞÜYOR Ukrayna Dış İstihbarat Servisi, geçmişte protesto ve sanatsal ifade biçimi olarak kullanılan “blackout” yönteminin günümüz Rusya’sında tam tersine, bilgiyi gizleme aracına dönüştüğünü vurguladı. Açıklamada, “Kremlin sansürü sonucunda kitap artık bilgi kaynağı olmaktan çıkıp ideolojik yönlendirme aracına dönüşüyor. Hatta metnin yokluğu bile siyasi anlam taşıyor.” ifadelerine yer verildi. Öte yandan Rusya Dijital Kalkınma Bakanlığının, Rus internet alanını tamamen devlet kontrolüne almak amacıyla yeni düzenlemeler hazırladığı bildirildi.

ADF2026 Liderler Paneli: Küresel belirsizlikte reform, sorumlu liderlik ve iş birliği vurgusu Haber

ADF2026 Liderler Paneli: Küresel belirsizlikte reform, sorumlu liderlik ve iş birliği vurgusu

"Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında düzenlenen liderler panelinde küresel belirsizlikler ve mülteci krizi ele alındı. “Yarını Tasarlarken Belirsizlikleri Yönetmek” başlıklı Liderler Paneli’nde Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova ve Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze yer aldı. Panelde, değişen küresel dengeler karşısında iş birliği, diplomasi ve kriz yönetimi konuları öne çıktı. Oturumun moderatörlüğünü üstlenen Çavuşoğlu, konuşmasında küresel sistemde yaşanan dönüşüme dikkat çekti. Günümüzde yaşanan gelişmelerin birbirinden bağımsız olmadığını vurgulayan Çavuşoğlu, bu sürecin daha derin ve yapısal bir değişimin göstergesi olduğunu ifade etti. Çavuşoğlu, jeopolitik gerilimlerin arttığını, ekonomik karşılıklı bağımlılığın yeniden şekillendiğini ve uluslararası ilişkilerin temel unsurlarından biri olan güvenin ciddi bir sınamadan geçtiğini belirtti. Küresel sorunların giderek daha karmaşık ve birbirine bağlı hâle geldiğini dile getiren Çavuşoğlu, bu sorunların artık yalnızca geleneksel yöntemlerle yönetilemeyeceğine işaret etti. Belirsizliğin geçici değil, sistemik bir nitelik kazandığını söyleyen Çavuşoğlu, bu nedenle bugünkü tartışmaların büyük önem taşıdığını kaydetti. “Yarını tasarlamak; net bir vizyon, riskleri öngörebilme ve dünyayı yeniden şekillendiren dinamikleri doğru analiz edebilme kapasitesi gerektiriyor.” diyen Çavuşoğlu, belirsizlikleri yönetmenin ise güçlü liderlik, koordinasyon ve ulusal çıkarların ötesinde kolektif hareket etme iradesi gerektirdiğini vurguladı. Çavuşoğlu, tartışmaları iki tur hâlinde yürüteceğini belirtti. Çavuşoğlu ilk turda panelistlere, 2026 yılında küresel toplumu bekleyen temel riskler ve belirsizlikler, bu zorluklarla mücadelede benimsenmesi gereken yaklaşımlar, ulusal çıkarlar ile küresel sorumluluklar arasındaki denge, liderlik anlayışının niteliği ve çok taraflı kurumların geleceği gibi başlıklar yöneltti. “İNSANLIK BİR YOL AYRIMINDA” Tokayev, Türkiye’nin bölgesel ve küresel düzeyde artan rolüne dikkat çekti. Tokayev, Kazakistan ile Türkiye’nin iş birliği içerisinde hareket ederek zaman zaman ortaya çıkan bölgesel sorunların çözümünde “çok büyük ve olumlu bir rol” oynayabileceğini ifade etti. Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gelecek ay Kazakistan’a gerçekleştirmesi planlanan ziyaretine ev sahipliği yapacak olmaktan memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Küresel sorunların doğasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tokayev, bu meselelerin bir yandan son derece karmaşık, diğer yandan ise doğru yaklaşımlar geliştirildiğinde çözülebilir nitelikte olduğunu belirtti. Diplomatlar ve siyasetçiler tarafından sıkça dile getirilen “insanlığın bir yol ayrımında olduğu” söylemine atıfta bulunan Tokayev, eski Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan’ın da benzer ifadeleri kullandığını hatırlatarak, uluslararası sistemin uzun süredir bu belirsizlik hali içinde bulunduğunu kaydetti. “ULUSLARARASI GERİLİMLER SINIRLARI AŞIYOR” Günümüzde bölgesel çatışmaların artık yalnızca yerel ölçekte kalmadığını, küresel etkiler doğurduğunu vurgulayan Tokayev, uluslararası gerilimlerin sınır aşan bir karakter kazandığını ifade etti. Tokayev, bu durumun, mevcut uluslararası kurumların etkinliği ve kapasitesi konusunda da ciddi tartışmaları beraberinde getirdiğini dile getirdi. BM’in uluslararası sistemde vazgeçilmez bir yapı olduğunu belirten Tokayev, tüm devletlerin bu kurumu destekleme gerekliliği konusunda hemfikir olduğunu söyledi. Bununla birlikte, BM’in reforme edilmesi gerektiğine yönelik yaygın bir görüş bulunduğunu ancak bu reformların uzun yıllardır hayata geçirilemediğini vurguladı. Tokayev, bu noktada özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin yapısının reform sürecinde önemli bir engel oluşturduğunu açık bir şekilde ifade etti. “LİDERLERE TEMKİNLİ BİR YAKLAŞIM DÜŞÜYOR” Liderlik anlayışına da değinen Tokayev, “Günümüz liderliğinin taşıması gereken temel özelliklere ilişkin sorunuza gelince; bana göre en önemli husus, küresel liderlerin ve devlet başkanlarının öncelikle uluslararası güvenlik ve barış konusunda sorumluluk sahibi olmalarıdır. Bunun yanı sıra, liderlerin daha temkinli, ölçülü ve itidalli bir yaklaşım sergilemeleri gerekmektedir.” ifadelerini kullandı. Stratejik itidalin günümüzde son derece kritik bir rol oynadığını vurgulayan Tokayev, dünyadaki birçok çatışma ve istikrarsızlığın temel kaynaklarından birinin BM Güvenlik Konseyi olduğunu ifade etti. Tokayev, büyük güçlerin aksine bölgesel, orta ölçekli ve küçük devletlerin uluslararası arenada daha sorumlu davrandığını belirterek, Türkiye ve Kazakistan başta olmak üzere birçok ülkenin uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması konusunda önemli sorumluluklar üstlendiğini söyledi. Bu ülkelerin, dünyada artan çatışma ve krizlerin yayılmasını önlemek için çaba gösterdiğini dile getiren Tokayev, mevcut karmaşık ve zaman zaman “tuhaf” olarak nitelendirdiği küresel sistemden çıkış yolunun aslında basit olduğunu ifade etti. Tokayev, bu noktada daha sorumlu, daha dayanıklı ve gelişmeleri doğru analiz eden bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini vurguladı. “NÜKLEER SİLAH MESELESİ KONUNUN MERKEZİNDE OLMALI” Konuşmasında İran meselesine de değinen Tokayev, bu konunun son derece karmaşık olduğunu ve dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kazakistan’ın öncelikle Basra Körfezi ülkeleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade eden Tokayev, tüm devletlere stratejik itidal çağrısında bulunduklarını ve bölgede askerî faaliyetlerin durdurulması gerektiğini savunduklarını aktardı. Yaşanan gelişmelerin küresel ekonomiye olumsuz yansıdığını dile getiren Tokayev, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ticaretinin önemine dikkat çekildiğini ancak asıl odaklanılması gereken meselenin sorunun kaynağı olduğunu söyledi. Tokayev, bu bağlamda nükleer teknolojilerin ve silahların yayılmasının temel sorunlardan biri olduğunu ve İran ile ilgili müzakerelerde bu konunun merkezde yer alması gerektiğini ifade etti. Küresel ticarete ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Tokayev, ticaret hacminin artmaya devam ettiğini ve geçtiğimiz yıl yüzde 2,5 oranında büyüme kaydedildiğini belirtti. Ancak sorunun ticaretin kendisinden ziyade içeriği ve niteliği olduğunu vurgulayan Tokayev, uzmanların bu alana daha derinlemesine odaklanması gerektiğini söyledi. Tokayev, konuşmasında küresel sistemdeki tıkanıklıkların aşılması için daha pragmatik, sorumlu ve iş birliğine dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğinin altını çizdi. “KÜRESEL ÖLÇEKTE BİR DEMOKRASİ KRİZİ YAŞANIYOR” Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Siljanovska-Davkova, küresel sistemde artan krizler, demokrasiye yönelik tehditler ve çok taraflı yapının zayıflamasına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Siljanovska-Davkova, günümüz dünyasının güç temelli bir düzene kaydığını belirterek, uluslararası ilişkilerin artık “hak” yerine “güç” üzerinden şekillendiğini ifade etti. Küresel ölçekte ciddi bir demokrasi krizi yaşandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı, güvenlik tehditlerinin arttığını, dünyanın giderek daha öngörülemez hale geldiğini ve çok taraflılığın zayıfladığını dile getirdi. Otoriterleşmenin yükselişinden, yeni göç dalgalarından, hibrit tehditlerden, dezenformasyon ve siber saldırılardan duyduğu endişeyi dile getiren Siljanovska-Davkova, 2024 yılında askerî harcamalar için yaklaşık 27 trilyon dolar ayrıldığını hatırlatarak, küresel kaynakların silahlanmaya yönelmesinin ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti. “BM’NİN REFORMA İHTİYACI VAR” BM’in reform ihtiyacına dikkat çeken Siljanovska-Davkova, mevcut yapının günümüz koşullarını karşılamakta yetersiz kaldığını belirtti. Güvenlik Konseyi’nin yapısının yeniden ele alınması ve Genel Kurul’un güçlendirilmesi gerektiğini savunan Cumhurbaşkanı, ayrıca BM Genel Sekreterliği görevine bir kadının seçilmesi gerektiğini vurguladı. Balkanlar’ın tarihsel olarak büyük güçlerin rekabet alanı olduğunu belirten Siljanovska-Davkova, “Balkanlaşma” kavramının bölgedeki parçalanmayı ifade ettiğini hatırlatarak, Balkanlar’ın Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Avrupa Birliği (AB) genişlemesinin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda bir güvenlik meselesi olduğuna dikkat çekti. Uluslararası ilişkilerde çifte standartların sona erdirilmesi gerektiğini belirten Siljanovska-Davkova, küçük ve orta ölçekli ülkelerin çoğu zaman daha yapıcı ve yenilikçi çözümler ürettiğini ifade etti. Bununla birlikte, karar alma süreçlerinin dar bir lider grubunun elinde toplanmasının insanlık için ciddi bir risk oluşturduğunu söyledi. Konuşmasında liderlik krizine de değinen Siljanovska-Davkova, günümüzde ihtiyaç duyulan liderliğin sorumlu, ilham verici ve gerçeklere dayalı olması gerektiğini vurguladı. Uluslararası hukukun ancak güçlü kurumlarla ayakta kalabileceğini belirten Cumhurbaşkanı, siyasi irade eksikliğinin küresel sorunların çözümünde en büyük engellerden biri olduğunu ifade etti. Siljanovska-Davkova, konuşmasını erken uyarı mekanizmalarının güçlendirilmesi, uzun vadeli stratejilerin geliştirilmesi ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini vurgulayarak tamamladı. “EN BÜYÜK SORUN LİDERLİK EKSİKLİĞİ” Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze, küresel güvenlik ortamı, AB’nin karşılaştığı zorluklar ve Gürcistan’ın bölgesel rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kobakhidze, dünyada devam eden savaşların ve artan jeopolitik gerilimlerin küresel sistemi şekillendirdiğini belirterek, çatışmaların ticaret yolları, enerji hatları, ulaşım ve ekonomik istikrar üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade etti. Bu durum karşısında etkili ve kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğini vurguladı. Gürcistan’ın AB’ye tam üyelik hedefini sürdürdüğünü belirten Kobakhidze, Kuzey Makedonya ile benzer bir vizyon paylaştıklarını söyledi. Bununla birlikte Avrupa Birliği’nin bugün kimlik, refah ve demokrasi-hukukun üstünlüğü gibi temel alanlarda ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğunu dile getirdi. Güney Kafkasya’nın küresel gelişmeler ışığında artan bir stratejik önem kazandığını belirten Kobakhidze, Gürcistan’ın Avrupa ile Asya arasında güvenilir bir köprü rolü üstlendiğini ifade etti. Ülkesinin ticaret, enerji, hizmetler ve dijital veri akışında önemli bir transit merkez hâline geldiğini belirten Kobakhidze, bu bağlantısallık rolünü daha da güçlendirmeyi hedeflediklerini söyledi. Gürcistan’ın barış, istikrar ve ekonomik kalkınma odaklı politikalarının başarılı sonuçlar verdiğini dile getiren Kobakhidze, son beş yılda ülkesinin Avrupa’da en yüksek ekonomik büyüme oranlarından birine ulaştığını ve 2021’den bu yana ortalama yüzde 9,3 büyüme kaydedildiğini aktardı. 2026 yılının ilk aylarında da güçlü bir ekonomik performans sergilendiğini belirtti. Liderlik konusuna da değinen Kobakhidze, günümüz dünyasında en önemli sorunlardan birinin liderlik eksikliği olduğunu ifade etti. Nitelikli ve vizyon sahibi liderlerin sayısının azaldığını belirten Kobakhidze, bu durumun küresel siyasetin genel görünümünü olumsuz etkilediğini söyledi. Kobakhidze, liderlerin önceliğinin diyalog, iş birliği ve bağlantısallığı güçlendirmek olması gerektiğini vurgulayarak, dünya liderlerinin barışı sağlama ve refahı artırma hedeflerine odaklanması gerektiğini ifade etti. Gürcistan’ın da bu doğrultuda barışı koruma, istikrarı güçlendirme ve ekonomik ilişkileri geliştirme yönünde politika izlediğini belirtti. Çok taraflı kurumlara ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Kobakhidze, bazı durumlarda gayriresmî etkilerin bu kurumların önüne geçtiğini ve bunun olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Çok taraflı yapıların ülkelerin egemenliğini korumak yerine zaman zaman zorlayıcı bir rol üstlenebildiğini belirten Kobakhidze, uluslararası sistemde kurallara dayalı ve değer temelli düzenin yeniden güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Kobakhidze, konuşmasını uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve çok taraflı kurumların etkinliğinin artırılması gerektiğine dikkat çekerek tamamladı.

Rusya göç krizlerini Avrupa’yı istikrarsızlaştırmak için kullanıyor Haber

Rusya göç krizlerini Avrupa’yı istikrarsızlaştırmak için kullanıyor

Ukrayna Millî Güvenlik ve Savunma Konseyine bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Rusya’nın Avrupa’daki göç krizlerini istikrarsızlık aracı olarak kullandığını açıkladı. Merkezin değerlendirmesinde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in son on yılda Avrupa’daki göç dalgalarının arkasındaki başlıca aktörlerden biri olduğu vurgulandı. Açıklamada, Avrupa Komisyonunun Göçten Sorumlu Üyesi Magnus Brunner’ın da bu yöndeki ifadelerine dikkat çekildi. Raporda, Rusya’nın 2015’teki Suriye iç savaşından, Ukrayna’nın işgali ve İran’daki gelişmelere kadar birçok kriz üzerinden büyük göç hareketlerini tetiklediği belirtildi. Kremlin’in Afrika ve Orta Doğu’daki çatışmaları uzatarak göç akınlarını artırdığı ve bu durumu Batı ülkelerine karşı “hibrit baskı aracı” olarak kullandığı ifade edildi. RUSYA DÜZENSİZ GÖÇLERİ AB SINIRLARINA YÖNLENDİRİYOR Ayrıca, Avrupa Birliği (AB) Konseyi verilerine göre düzensiz göçmenlerin önemli bir bölümünün Rusya’nın doğrudan desteğiyle AB sınırlarına yönlendirildiği kaydedildi. Bu kapsamda Rusya’nın vize vererek göçmenleri Belarus üzerinden Polonya, Litvanya ve Finlandiya sınırlarına taşıdığı, bu yolla sınır bölgelerinde krizler oluşturmayı hedeflediği belirtildi. Yetkililer, bazı durumlarda göçmen akınları arasına ajanların sızdırılmaya çalışıldığını, bunun da NATO ülkelerinde kritik altyapıya yönelik sabotaj ve iç istikrarsızlık riskini artırdığını ifade etti. Açıklamada, yapay olarak oluşturulan göç krizlerinin Avrupa’da siyasi dengeleri etkilemeyi amaçladığı, özellikle aşırı sağ partilerin güç kazanmasına zemin hazırladığı vurgulandı. Bu stratejiyle Rusya’nın AB’nin odağını Ukrayna’ya verilen destekten uzaklaştırarak iç güvenlik sorunlarına yönlendirmeyi hedeflediği kaydedildi. Öte yandan, 2025 yılı boyunca Litvanya’nın bin 721 Belarus ve Rusya vatandaşını millî güvenlik açısından tehdit olarak değerlendirdiği bildirildi.

Uluslararası Göçmenler Günü: Savaş Ukraynalıları yerinden ederken Kırım’da zorunlu göç sürüyor Haber

Uluslararası Göçmenler Günü: Savaş Ukraynalıları yerinden ederken Kırım’da zorunlu göç sürüyor

18 Aralık günü, Birleşmiş Milletler tarafından resmi olarak 2000 yılında “Uluslararası Göçmenler Günü” olarak kabul edildi. Her yıl 18 Aralık’ta kutlanan Uluslararası Göçmenler Günü; dünya çapında göçmenlerin ve yerinden edilmiş insanların yaşamları ve sorunları konusunda bir farkındalık oluşturmayı hedefliyor. UNESCO verilerine göre göçün temel nedeni, insanların onurlu, güvenli ve huzurlu bir yaşam arzusudur. Ancak bu kavram, Ukrayna için özellikle 2014’ten bu yana ve 2022’de Rusya’nın başlattığı geniş çaplı işgalin ardından çok daha acı bir anlam kazandı. SAVAŞ MİLYONLARI YERİNDEN ETTİ Rusya’nın 2014’te Kırım’ı işgali ve ardından başlayan saldırılar, Ukrayna’da yüz binlerce kişiyi yerinden etti. Şubat 2022’de başlayan tam kapsamlı işgal ise milyonlarca Ukraynalının ülke içinde ve dışında göç etmek zorunda kalmasına yol açtı. Evlerini çoğu zaman “tek bir bavulla” terk eden insanlar, çocuklarını ve yakınlarını kurtarmak için güvenli bölgelere ya da yabancı ülkelere sığındı. Uluslararası Göç Örgütünün (IOM) verilerine göre neredeyse dört yıldır devam eden geniş çaplı işgalin sonucunda her dört Ukraynalıdan biri hâlâ savaş nedeniyle yerinden edilmiş durumda. Bunların 3,8 milyonu ülke içinde yerinden edilmiş kişilerden, 5,6 milyonu ise yurt dışına sığınan mültecilerden oluşuyor. Yurt dışındaki mültecilerin 5,1 milyonu Avrupa ülkelerinde yaşıyor. GERİ DÖNÜŞLER SÜRÜYOR, ANCAK TABLO AĞIR Verilere göre Rusya’nın başlattığı geniş çaplı işgal saldırısının ilk haftalarında yerinden edinen 4,1 milyon Ukrayna vatandaşı zamanla eski yerleşimlerine döndü. Bunlar arasında 1,1 milyon kişinin yurt dışından Ukrayna’ya geri döndüğü, 340 bin kişinin ise ülkeye dönmesine rağmen hâlâ iç göçmen statüsünde yaşadığı belirtiliyor. Her altı ayda yaklaşık 100 bin savaş mültecisi Ukrayna’ya geri dönüyor, bu oran 2023 Eylül’den bu yana istikrarını koruyor. KIRIM’DA DEMOGRAFİK DEĞİŞİM VE ZORUNLU GÖÇ Kırım Tatar halkının anavatanı Kırım Yarımadası, Rus işgalinin başladığı Mart 2014’ten itibaren sistematik baskıların, zorla kaybetmelerin, hukuksuz tutuklamaların ve işkencenin yoğun yaşandığı bir bölgeye dönüştü. Kremlin yönetiminin yürüttüğü baskı ve sömürgeci politikaları zorunlu göç ve yarımadanın nüfus yapısının değiştirilmesine yol açıyor. 2014’ten bu yana yaklaşık 1 milyon Rusya vatandaşı yarımadaya yerleştirilirken, yaklaşık 100 bin Ukrayna vatandaşı Kırım’ı terk etmek zorunda kaldı. Kırım Tatar halkı da bu süreçten ağır şekilde etkilendi. Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov’un verdiği bilgilere göre, özellikle Rusya’nın seferberlik ilanının ardından göç hızlandı ve Kırım’ı terk etmek zorunda kalan Kırım Tatarlarının sayısı 50 bine ulaştı. İşgal öncesinde Kırım’da yaklaşık 300 bin Kırım Tatarının yaşıyordu, bunun da yarımada nüfusunun yüzde 13’üne denk geldiyordu, bugün ise işgal koşulları nedeniyle kalan nüfusu net olarak tespit edilemiyor. Uluslararası Göçmenler Günü, Ukrayna örneğinde olduğu gibi göçün çoğu zaman bir tercih değil, hayatta kalma mücadelesi olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Milyonlarca insan için göç, savaşın ve işgalin dayattığı zorunlu bir yol olmaya devam ediyor.

Güney Azerbaycan'da yaşanan su sıkıntısı göçü tetikliyor! Haber

Güney Azerbaycan'da yaşanan su sıkıntısı göçü tetikliyor!

Güney Azerbaycan bölgesindeki Urmu, Hoy, Salmas, Şot, Maki, Bukan, Piranşehr ve Serdaşt ilçeleri olmak üzere toplam 20 ilçeden 7'sinde su sıkıntısı yaşanıyor. Güney Azerbaycan Televizyonu (GünAz TV) tarafından gündeme taşınan haberde, yaşanan sıkıntının eyaletin Su ve Kanalizasyon İşleri Başkanı Mohammad Ashrafi tarafından bildirildiği belirtildi.  SU SIKINTISI GÖÇÜ TETİKLİYOR Gündeme taşınan haberde, içme suyu ve tarım için ihtiyaç duyulan suyun bulunamaması nedeniyle, sıkıntının yaşandığı bölgelerdeki nüfusun bir kısmının başka bölgelere göç ettiği kaydedildi. Tarım arazilerinden elde edilen kârın azalması nedeniyle de bölgedeki köylerin boşaltılması vakalarının arttığı kaydedildi.  Ayrıca, yer altı su kaynaklarının tükenmesi sadece toplumsal olarak bir sorun teşkil etmekle kalmıyor; arazi çökmesi de dahil olmak üzere bölgede ek çevre sorunlarının büyümesine yol açıyor. Salmas ve Kahriz ovalarında bu durum ciddi boyutlara ulaşırken; Urmu, Hoy ve Salmas için de büyük bir problem oluşturuyor.  URMİYE GÖLÜ YOK OLMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA! Güney Azerbaycan'da bulunan Tarım ve Doğal Kaynaklar Araştırma ve Eğitim Merkezinin kadrosundaki Güney Azerbaycanlı ekolojist Ahmet Bayburdi, Urmiye Gölü'nün kurumasına sebep olan faktörler hakkında açıklama yaptı. Güney Azerbaycan medyası GünAz'ın gündeme getirdiği haberde uzman isim, çeşitli etkenler sonucunda Urmiye Gölü'nün kuruma sürecinin 1990'lı yıllarda başladığını ve gölün kurumasına insan faktörü ve iklim değişikliğinin sebep olduğunu belirtti. "BUHARLAŞMA ÖNLENMEZSE URMİYE GÖLÜ ESKİ HALİNE DÖNMEYECEK" Ekolojist; bölgedeki üzüm bağlarının elma bahçelerine dönüştürülmesinin, göl çevresinde çok sayıda kuyu açılmasının, gölü besleyen dereler üzerine baraj yapılmasının ve gölün ortasına köprü yapılmasının göldeki kurumayı etkilediğini açıkladı. Ayrıca Bayburdi, göl suyunun buharlaşma oranının yüksek olduğuna dikkat çekti. Bu durumun sebebinin gölün ortasından geçen yol olduğunu belirten ekolojist, "Buharlaşmayı önleyemezsek, su akışı artsa bile Urmiye Gölü eski haline dönmeyecek" ifadelerini kullandı. GünAz tarafından paylaşılan haberde; 2 Ocak 2025 tarihi itibarıyla gölde ekolojik sorunun devam ettiği ve son dönemde yaşanan mevsimsel yağışlara rağmen göldeki su hacminin 1 milyar 240 milyon metreküp olduğu bilgisi yer aldı. Ek olarak göldeki su seviyesinin bin 270 metreküp, gölün alanının ise 930 kilometrekare olduğu bildirildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.