SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Göç

QHA - Kırım Haber Ajansı - Göç haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Göç haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Rusya’da sansür kitaplarda “Blackout” uygulamasına dönüştü Haber

Rusya’da sansür kitaplarda “Blackout” uygulamasına dönüştü

Ukrayna Dış İstihbarat Servisi tarafından yapılan açıklamada, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı 24 Şubat 2022 tarihinde başlattığı topyekûn savaşın ardından sansürün sistematik ve benzeri görülmemiş bir boyuta ulaştığı ifade edildi. Açıklamada, devlet müdahalesinin artık yalnızca belirli yazarlara yönelik baskılarla sınırlı olmadığı, el yazmasından kitapçı raflarına kadar yayıncılığın tüm aşamalarını kapsayan geniş bir kontrol mekanizmasına dönüştüğü kaydedildi. KİTAPLARDA FİZİKSEL KARARTMA DÖNEM İstihbarat servisinin değerlendirmesine göre, yeni dönemin en dikkat çekici unsuru “blackout” adı verilen yöntem oldu. Bu uygulama kapsamında kitaplardaki bazı bölümler siyah çizgilerle kapatılıyor veya tamamen görünmez hâle getiriliyor. Böylece okuyucunun artık eserin tamamına değil, sansürlenmiş ve parçalanmış bir versiyonuna erişebildiği belirtildi. SAVAŞ, LGBT VE GÖÇ KONULARI HEDEFTE Açıklamaya göre Rusya’da savaşla ilgili ifadeler, Rus saldırganlığını eleştiren görüşler, LGBTİ+ temaları, göç, sömürgesizleşme söylemleri ve uyuşturucu ya da intihar içerikli bölümler yoğun sansüre maruz kalıyor. Bu nedenle binlerce kitabın incelendiği, işaretlendiği veya satıştan kaldırıldığı ifade edildi. Sansürün yalnızca yeni eserlerle sınırlı olmadığı, dünya edebiyatı klasiklerinin bile yeni çeviri ve baskılar üzerinden “temizlendiği” aktarıldı. YAPAY ZEKÂ İLE İÇERİK TARAMASI İstihbarat, bazı Rus yayınevlerinin sansür sürecinde yapay zekâ kullandığı da bildirildi. Algoritmaların “sakıncalı içerikleri” tespit etmek için metinleri analiz ettiği ancak çoğu zaman sıradan kelime ve ifadeleri bile riskli olarak işaretlediği belirtildi. Bu durumun, normal sahnelerin veya tek tek kelimelerin dahi sansüre uğramasına yol açtığı ifade edildi. KİTAP İDEOLOJİK BİR ARACA DÖNÜŞÜYOR Ukrayna Dış İstihbarat Servisi, geçmişte protesto ve sanatsal ifade biçimi olarak kullanılan “blackout” yönteminin günümüz Rusya’sında tam tersine, bilgiyi gizleme aracına dönüştüğünü vurguladı. Açıklamada, “Kremlin sansürü sonucunda kitap artık bilgi kaynağı olmaktan çıkıp ideolojik yönlendirme aracına dönüşüyor. Hatta metnin yokluğu bile siyasi anlam taşıyor.” ifadelerine yer verildi. Öte yandan Rusya Dijital Kalkınma Bakanlığının, Rus internet alanını tamamen devlet kontrolüne almak amacıyla yeni düzenlemeler hazırladığı bildirildi.

ADF2026 Liderler Paneli: Küresel belirsizlikte reform, sorumlu liderlik ve iş birliği vurgusu Haber

ADF2026 Liderler Paneli: Küresel belirsizlikte reform, sorumlu liderlik ve iş birliği vurgusu

"Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında düzenlenen liderler panelinde küresel belirsizlikler ve mülteci krizi ele alındı. “Yarını Tasarlarken Belirsizlikleri Yönetmek” başlıklı Liderler Paneli’nde Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova ve Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze yer aldı. Panelde, değişen küresel dengeler karşısında iş birliği, diplomasi ve kriz yönetimi konuları öne çıktı. Oturumun moderatörlüğünü üstlenen Çavuşoğlu, konuşmasında küresel sistemde yaşanan dönüşüme dikkat çekti. Günümüzde yaşanan gelişmelerin birbirinden bağımsız olmadığını vurgulayan Çavuşoğlu, bu sürecin daha derin ve yapısal bir değişimin göstergesi olduğunu ifade etti. Çavuşoğlu, jeopolitik gerilimlerin arttığını, ekonomik karşılıklı bağımlılığın yeniden şekillendiğini ve uluslararası ilişkilerin temel unsurlarından biri olan güvenin ciddi bir sınamadan geçtiğini belirtti. Küresel sorunların giderek daha karmaşık ve birbirine bağlı hâle geldiğini dile getiren Çavuşoğlu, bu sorunların artık yalnızca geleneksel yöntemlerle yönetilemeyeceğine işaret etti. Belirsizliğin geçici değil, sistemik bir nitelik kazandığını söyleyen Çavuşoğlu, bu nedenle bugünkü tartışmaların büyük önem taşıdığını kaydetti. “Yarını tasarlamak; net bir vizyon, riskleri öngörebilme ve dünyayı yeniden şekillendiren dinamikleri doğru analiz edebilme kapasitesi gerektiriyor.” diyen Çavuşoğlu, belirsizlikleri yönetmenin ise güçlü liderlik, koordinasyon ve ulusal çıkarların ötesinde kolektif hareket etme iradesi gerektirdiğini vurguladı. Çavuşoğlu, tartışmaları iki tur hâlinde yürüteceğini belirtti. Çavuşoğlu ilk turda panelistlere, 2026 yılında küresel toplumu bekleyen temel riskler ve belirsizlikler, bu zorluklarla mücadelede benimsenmesi gereken yaklaşımlar, ulusal çıkarlar ile küresel sorumluluklar arasındaki denge, liderlik anlayışının niteliği ve çok taraflı kurumların geleceği gibi başlıklar yöneltti. “İNSANLIK BİR YOL AYRIMINDA” Tokayev, Türkiye’nin bölgesel ve küresel düzeyde artan rolüne dikkat çekti. Tokayev, Kazakistan ile Türkiye’nin iş birliği içerisinde hareket ederek zaman zaman ortaya çıkan bölgesel sorunların çözümünde “çok büyük ve olumlu bir rol” oynayabileceğini ifade etti. Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gelecek ay Kazakistan’a gerçekleştirmesi planlanan ziyaretine ev sahipliği yapacak olmaktan memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Küresel sorunların doğasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tokayev, bu meselelerin bir yandan son derece karmaşık, diğer yandan ise doğru yaklaşımlar geliştirildiğinde çözülebilir nitelikte olduğunu belirtti. Diplomatlar ve siyasetçiler tarafından sıkça dile getirilen “insanlığın bir yol ayrımında olduğu” söylemine atıfta bulunan Tokayev, eski Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan’ın da benzer ifadeleri kullandığını hatırlatarak, uluslararası sistemin uzun süredir bu belirsizlik hali içinde bulunduğunu kaydetti. “ULUSLARARASI GERİLİMLER SINIRLARI AŞIYOR” Günümüzde bölgesel çatışmaların artık yalnızca yerel ölçekte kalmadığını, küresel etkiler doğurduğunu vurgulayan Tokayev, uluslararası gerilimlerin sınır aşan bir karakter kazandığını ifade etti. Tokayev, bu durumun, mevcut uluslararası kurumların etkinliği ve kapasitesi konusunda da ciddi tartışmaları beraberinde getirdiğini dile getirdi. BM’in uluslararası sistemde vazgeçilmez bir yapı olduğunu belirten Tokayev, tüm devletlerin bu kurumu destekleme gerekliliği konusunda hemfikir olduğunu söyledi. Bununla birlikte, BM’in reforme edilmesi gerektiğine yönelik yaygın bir görüş bulunduğunu ancak bu reformların uzun yıllardır hayata geçirilemediğini vurguladı. Tokayev, bu noktada özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin yapısının reform sürecinde önemli bir engel oluşturduğunu açık bir şekilde ifade etti. “LİDERLERE TEMKİNLİ BİR YAKLAŞIM DÜŞÜYOR” Liderlik anlayışına da değinen Tokayev, “Günümüz liderliğinin taşıması gereken temel özelliklere ilişkin sorunuza gelince; bana göre en önemli husus, küresel liderlerin ve devlet başkanlarının öncelikle uluslararası güvenlik ve barış konusunda sorumluluk sahibi olmalarıdır. Bunun yanı sıra, liderlerin daha temkinli, ölçülü ve itidalli bir yaklaşım sergilemeleri gerekmektedir.” ifadelerini kullandı. Stratejik itidalin günümüzde son derece kritik bir rol oynadığını vurgulayan Tokayev, dünyadaki birçok çatışma ve istikrarsızlığın temel kaynaklarından birinin BM Güvenlik Konseyi olduğunu ifade etti. Tokayev, büyük güçlerin aksine bölgesel, orta ölçekli ve küçük devletlerin uluslararası arenada daha sorumlu davrandığını belirterek, Türkiye ve Kazakistan başta olmak üzere birçok ülkenin uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması konusunda önemli sorumluluklar üstlendiğini söyledi. Bu ülkelerin, dünyada artan çatışma ve krizlerin yayılmasını önlemek için çaba gösterdiğini dile getiren Tokayev, mevcut karmaşık ve zaman zaman “tuhaf” olarak nitelendirdiği küresel sistemden çıkış yolunun aslında basit olduğunu ifade etti. Tokayev, bu noktada daha sorumlu, daha dayanıklı ve gelişmeleri doğru analiz eden bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini vurguladı. “NÜKLEER SİLAH MESELESİ KONUNUN MERKEZİNDE OLMALI” Konuşmasında İran meselesine de değinen Tokayev, bu konunun son derece karmaşık olduğunu ve dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kazakistan’ın öncelikle Basra Körfezi ülkeleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade eden Tokayev, tüm devletlere stratejik itidal çağrısında bulunduklarını ve bölgede askerî faaliyetlerin durdurulması gerektiğini savunduklarını aktardı. Yaşanan gelişmelerin küresel ekonomiye olumsuz yansıdığını dile getiren Tokayev, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ticaretinin önemine dikkat çekildiğini ancak asıl odaklanılması gereken meselenin sorunun kaynağı olduğunu söyledi. Tokayev, bu bağlamda nükleer teknolojilerin ve silahların yayılmasının temel sorunlardan biri olduğunu ve İran ile ilgili müzakerelerde bu konunun merkezde yer alması gerektiğini ifade etti. Küresel ticarete ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Tokayev, ticaret hacminin artmaya devam ettiğini ve geçtiğimiz yıl yüzde 2,5 oranında büyüme kaydedildiğini belirtti. Ancak sorunun ticaretin kendisinden ziyade içeriği ve niteliği olduğunu vurgulayan Tokayev, uzmanların bu alana daha derinlemesine odaklanması gerektiğini söyledi. Tokayev, konuşmasında küresel sistemdeki tıkanıklıkların aşılması için daha pragmatik, sorumlu ve iş birliğine dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğinin altını çizdi. “KÜRESEL ÖLÇEKTE BİR DEMOKRASİ KRİZİ YAŞANIYOR” Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Siljanovska-Davkova, küresel sistemde artan krizler, demokrasiye yönelik tehditler ve çok taraflı yapının zayıflamasına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Siljanovska-Davkova, günümüz dünyasının güç temelli bir düzene kaydığını belirterek, uluslararası ilişkilerin artık “hak” yerine “güç” üzerinden şekillendiğini ifade etti. Küresel ölçekte ciddi bir demokrasi krizi yaşandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı, güvenlik tehditlerinin arttığını, dünyanın giderek daha öngörülemez hale geldiğini ve çok taraflılığın zayıfladığını dile getirdi. Otoriterleşmenin yükselişinden, yeni göç dalgalarından, hibrit tehditlerden, dezenformasyon ve siber saldırılardan duyduğu endişeyi dile getiren Siljanovska-Davkova, 2024 yılında askerî harcamalar için yaklaşık 27 trilyon dolar ayrıldığını hatırlatarak, küresel kaynakların silahlanmaya yönelmesinin ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti. “BM’NİN REFORMA İHTİYACI VAR” BM’in reform ihtiyacına dikkat çeken Siljanovska-Davkova, mevcut yapının günümüz koşullarını karşılamakta yetersiz kaldığını belirtti. Güvenlik Konseyi’nin yapısının yeniden ele alınması ve Genel Kurul’un güçlendirilmesi gerektiğini savunan Cumhurbaşkanı, ayrıca BM Genel Sekreterliği görevine bir kadının seçilmesi gerektiğini vurguladı. Balkanlar’ın tarihsel olarak büyük güçlerin rekabet alanı olduğunu belirten Siljanovska-Davkova, “Balkanlaşma” kavramının bölgedeki parçalanmayı ifade ettiğini hatırlatarak, Balkanlar’ın Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Avrupa Birliği (AB) genişlemesinin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda bir güvenlik meselesi olduğuna dikkat çekti. Uluslararası ilişkilerde çifte standartların sona erdirilmesi gerektiğini belirten Siljanovska-Davkova, küçük ve orta ölçekli ülkelerin çoğu zaman daha yapıcı ve yenilikçi çözümler ürettiğini ifade etti. Bununla birlikte, karar alma süreçlerinin dar bir lider grubunun elinde toplanmasının insanlık için ciddi bir risk oluşturduğunu söyledi. Konuşmasında liderlik krizine de değinen Siljanovska-Davkova, günümüzde ihtiyaç duyulan liderliğin sorumlu, ilham verici ve gerçeklere dayalı olması gerektiğini vurguladı. Uluslararası hukukun ancak güçlü kurumlarla ayakta kalabileceğini belirten Cumhurbaşkanı, siyasi irade eksikliğinin küresel sorunların çözümünde en büyük engellerden biri olduğunu ifade etti. Siljanovska-Davkova, konuşmasını erken uyarı mekanizmalarının güçlendirilmesi, uzun vadeli stratejilerin geliştirilmesi ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini vurgulayarak tamamladı. “EN BÜYÜK SORUN LİDERLİK EKSİKLİĞİ” Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze, küresel güvenlik ortamı, AB’nin karşılaştığı zorluklar ve Gürcistan’ın bölgesel rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kobakhidze, dünyada devam eden savaşların ve artan jeopolitik gerilimlerin küresel sistemi şekillendirdiğini belirterek, çatışmaların ticaret yolları, enerji hatları, ulaşım ve ekonomik istikrar üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade etti. Bu durum karşısında etkili ve kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğini vurguladı. Gürcistan’ın AB’ye tam üyelik hedefini sürdürdüğünü belirten Kobakhidze, Kuzey Makedonya ile benzer bir vizyon paylaştıklarını söyledi. Bununla birlikte Avrupa Birliği’nin bugün kimlik, refah ve demokrasi-hukukun üstünlüğü gibi temel alanlarda ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğunu dile getirdi. Güney Kafkasya’nın küresel gelişmeler ışığında artan bir stratejik önem kazandığını belirten Kobakhidze, Gürcistan’ın Avrupa ile Asya arasında güvenilir bir köprü rolü üstlendiğini ifade etti. Ülkesinin ticaret, enerji, hizmetler ve dijital veri akışında önemli bir transit merkez hâline geldiğini belirten Kobakhidze, bu bağlantısallık rolünü daha da güçlendirmeyi hedeflediklerini söyledi. Gürcistan’ın barış, istikrar ve ekonomik kalkınma odaklı politikalarının başarılı sonuçlar verdiğini dile getiren Kobakhidze, son beş yılda ülkesinin Avrupa’da en yüksek ekonomik büyüme oranlarından birine ulaştığını ve 2021’den bu yana ortalama yüzde 9,3 büyüme kaydedildiğini aktardı. 2026 yılının ilk aylarında da güçlü bir ekonomik performans sergilendiğini belirtti. Liderlik konusuna da değinen Kobakhidze, günümüz dünyasında en önemli sorunlardan birinin liderlik eksikliği olduğunu ifade etti. Nitelikli ve vizyon sahibi liderlerin sayısının azaldığını belirten Kobakhidze, bu durumun küresel siyasetin genel görünümünü olumsuz etkilediğini söyledi. Kobakhidze, liderlerin önceliğinin diyalog, iş birliği ve bağlantısallığı güçlendirmek olması gerektiğini vurgulayarak, dünya liderlerinin barışı sağlama ve refahı artırma hedeflerine odaklanması gerektiğini ifade etti. Gürcistan’ın da bu doğrultuda barışı koruma, istikrarı güçlendirme ve ekonomik ilişkileri geliştirme yönünde politika izlediğini belirtti. Çok taraflı kurumlara ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Kobakhidze, bazı durumlarda gayriresmî etkilerin bu kurumların önüne geçtiğini ve bunun olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Çok taraflı yapıların ülkelerin egemenliğini korumak yerine zaman zaman zorlayıcı bir rol üstlenebildiğini belirten Kobakhidze, uluslararası sistemde kurallara dayalı ve değer temelli düzenin yeniden güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Kobakhidze, konuşmasını uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve çok taraflı kurumların etkinliğinin artırılması gerektiğine dikkat çekerek tamamladı.

Rusya göç krizlerini Avrupa’yı istikrarsızlaştırmak için kullanıyor Haber

Rusya göç krizlerini Avrupa’yı istikrarsızlaştırmak için kullanıyor

Ukrayna Millî Güvenlik ve Savunma Konseyine bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Rusya’nın Avrupa’daki göç krizlerini istikrarsızlık aracı olarak kullandığını açıkladı. Merkezin değerlendirmesinde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in son on yılda Avrupa’daki göç dalgalarının arkasındaki başlıca aktörlerden biri olduğu vurgulandı. Açıklamada, Avrupa Komisyonunun Göçten Sorumlu Üyesi Magnus Brunner’ın da bu yöndeki ifadelerine dikkat çekildi. Raporda, Rusya’nın 2015’teki Suriye iç savaşından, Ukrayna’nın işgali ve İran’daki gelişmelere kadar birçok kriz üzerinden büyük göç hareketlerini tetiklediği belirtildi. Kremlin’in Afrika ve Orta Doğu’daki çatışmaları uzatarak göç akınlarını artırdığı ve bu durumu Batı ülkelerine karşı “hibrit baskı aracı” olarak kullandığı ifade edildi. RUSYA DÜZENSİZ GÖÇLERİ AB SINIRLARINA YÖNLENDİRİYOR Ayrıca, Avrupa Birliği (AB) Konseyi verilerine göre düzensiz göçmenlerin önemli bir bölümünün Rusya’nın doğrudan desteğiyle AB sınırlarına yönlendirildiği kaydedildi. Bu kapsamda Rusya’nın vize vererek göçmenleri Belarus üzerinden Polonya, Litvanya ve Finlandiya sınırlarına taşıdığı, bu yolla sınır bölgelerinde krizler oluşturmayı hedeflediği belirtildi. Yetkililer, bazı durumlarda göçmen akınları arasına ajanların sızdırılmaya çalışıldığını, bunun da NATO ülkelerinde kritik altyapıya yönelik sabotaj ve iç istikrarsızlık riskini artırdığını ifade etti. Açıklamada, yapay olarak oluşturulan göç krizlerinin Avrupa’da siyasi dengeleri etkilemeyi amaçladığı, özellikle aşırı sağ partilerin güç kazanmasına zemin hazırladığı vurgulandı. Bu stratejiyle Rusya’nın AB’nin odağını Ukrayna’ya verilen destekten uzaklaştırarak iç güvenlik sorunlarına yönlendirmeyi hedeflediği kaydedildi. Öte yandan, 2025 yılı boyunca Litvanya’nın bin 721 Belarus ve Rusya vatandaşını millî güvenlik açısından tehdit olarak değerlendirdiği bildirildi.

Uluslararası Göçmenler Günü: Savaş Ukraynalıları yerinden ederken Kırım’da zorunlu göç sürüyor Haber

Uluslararası Göçmenler Günü: Savaş Ukraynalıları yerinden ederken Kırım’da zorunlu göç sürüyor

18 Aralık günü, Birleşmiş Milletler tarafından resmi olarak 2000 yılında “Uluslararası Göçmenler Günü” olarak kabul edildi. Her yıl 18 Aralık’ta kutlanan Uluslararası Göçmenler Günü; dünya çapında göçmenlerin ve yerinden edilmiş insanların yaşamları ve sorunları konusunda bir farkındalık oluşturmayı hedefliyor. UNESCO verilerine göre göçün temel nedeni, insanların onurlu, güvenli ve huzurlu bir yaşam arzusudur. Ancak bu kavram, Ukrayna için özellikle 2014’ten bu yana ve 2022’de Rusya’nın başlattığı geniş çaplı işgalin ardından çok daha acı bir anlam kazandı. SAVAŞ MİLYONLARI YERİNDEN ETTİ Rusya’nın 2014’te Kırım’ı işgali ve ardından başlayan saldırılar, Ukrayna’da yüz binlerce kişiyi yerinden etti. Şubat 2022’de başlayan tam kapsamlı işgal ise milyonlarca Ukraynalının ülke içinde ve dışında göç etmek zorunda kalmasına yol açtı. Evlerini çoğu zaman “tek bir bavulla” terk eden insanlar, çocuklarını ve yakınlarını kurtarmak için güvenli bölgelere ya da yabancı ülkelere sığındı. Uluslararası Göç Örgütünün (IOM) verilerine göre neredeyse dört yıldır devam eden geniş çaplı işgalin sonucunda her dört Ukraynalıdan biri hâlâ savaş nedeniyle yerinden edilmiş durumda. Bunların 3,8 milyonu ülke içinde yerinden edilmiş kişilerden, 5,6 milyonu ise yurt dışına sığınan mültecilerden oluşuyor. Yurt dışındaki mültecilerin 5,1 milyonu Avrupa ülkelerinde yaşıyor. GERİ DÖNÜŞLER SÜRÜYOR, ANCAK TABLO AĞIR Verilere göre Rusya’nın başlattığı geniş çaplı işgal saldırısının ilk haftalarında yerinden edinen 4,1 milyon Ukrayna vatandaşı zamanla eski yerleşimlerine döndü. Bunlar arasında 1,1 milyon kişinin yurt dışından Ukrayna’ya geri döndüğü, 340 bin kişinin ise ülkeye dönmesine rağmen hâlâ iç göçmen statüsünde yaşadığı belirtiliyor. Her altı ayda yaklaşık 100 bin savaş mültecisi Ukrayna’ya geri dönüyor, bu oran 2023 Eylül’den bu yana istikrarını koruyor. KIRIM’DA DEMOGRAFİK DEĞİŞİM VE ZORUNLU GÖÇ Kırım Tatar halkının anavatanı Kırım Yarımadası, Rus işgalinin başladığı Mart 2014’ten itibaren sistematik baskıların, zorla kaybetmelerin, hukuksuz tutuklamaların ve işkencenin yoğun yaşandığı bir bölgeye dönüştü. Kremlin yönetiminin yürüttüğü baskı ve sömürgeci politikaları zorunlu göç ve yarımadanın nüfus yapısının değiştirilmesine yol açıyor. 2014’ten bu yana yaklaşık 1 milyon Rusya vatandaşı yarımadaya yerleştirilirken, yaklaşık 100 bin Ukrayna vatandaşı Kırım’ı terk etmek zorunda kaldı. Kırım Tatar halkı da bu süreçten ağır şekilde etkilendi. Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov’un verdiği bilgilere göre, özellikle Rusya’nın seferberlik ilanının ardından göç hızlandı ve Kırım’ı terk etmek zorunda kalan Kırım Tatarlarının sayısı 50 bine ulaştı. İşgal öncesinde Kırım’da yaklaşık 300 bin Kırım Tatarının yaşıyordu, bunun da yarımada nüfusunun yüzde 13’üne denk geldiyordu, bugün ise işgal koşulları nedeniyle kalan nüfusu net olarak tespit edilemiyor. Uluslararası Göçmenler Günü, Ukrayna örneğinde olduğu gibi göçün çoğu zaman bir tercih değil, hayatta kalma mücadelesi olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Milyonlarca insan için göç, savaşın ve işgalin dayattığı zorunlu bir yol olmaya devam ediyor.

Güney Azerbaycan'da yaşanan su sıkıntısı göçü tetikliyor! Haber

Güney Azerbaycan'da yaşanan su sıkıntısı göçü tetikliyor!

Güney Azerbaycan bölgesindeki Urmu, Hoy, Salmas, Şot, Maki, Bukan, Piranşehr ve Serdaşt ilçeleri olmak üzere toplam 20 ilçeden 7'sinde su sıkıntısı yaşanıyor. Güney Azerbaycan Televizyonu (GünAz TV) tarafından gündeme taşınan haberde, yaşanan sıkıntının eyaletin Su ve Kanalizasyon İşleri Başkanı Mohammad Ashrafi tarafından bildirildiği belirtildi.  SU SIKINTISI GÖÇÜ TETİKLİYOR Gündeme taşınan haberde, içme suyu ve tarım için ihtiyaç duyulan suyun bulunamaması nedeniyle, sıkıntının yaşandığı bölgelerdeki nüfusun bir kısmının başka bölgelere göç ettiği kaydedildi. Tarım arazilerinden elde edilen kârın azalması nedeniyle de bölgedeki köylerin boşaltılması vakalarının arttığı kaydedildi.  Ayrıca, yer altı su kaynaklarının tükenmesi sadece toplumsal olarak bir sorun teşkil etmekle kalmıyor; arazi çökmesi de dahil olmak üzere bölgede ek çevre sorunlarının büyümesine yol açıyor. Salmas ve Kahriz ovalarında bu durum ciddi boyutlara ulaşırken; Urmu, Hoy ve Salmas için de büyük bir problem oluşturuyor.  URMİYE GÖLÜ YOK OLMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA! Güney Azerbaycan'da bulunan Tarım ve Doğal Kaynaklar Araştırma ve Eğitim Merkezinin kadrosundaki Güney Azerbaycanlı ekolojist Ahmet Bayburdi, Urmiye Gölü'nün kurumasına sebep olan faktörler hakkında açıklama yaptı. Güney Azerbaycan medyası GünAz'ın gündeme getirdiği haberde uzman isim, çeşitli etkenler sonucunda Urmiye Gölü'nün kuruma sürecinin 1990'lı yıllarda başladığını ve gölün kurumasına insan faktörü ve iklim değişikliğinin sebep olduğunu belirtti. "BUHARLAŞMA ÖNLENMEZSE URMİYE GÖLÜ ESKİ HALİNE DÖNMEYECEK" Ekolojist; bölgedeki üzüm bağlarının elma bahçelerine dönüştürülmesinin, göl çevresinde çok sayıda kuyu açılmasının, gölü besleyen dereler üzerine baraj yapılmasının ve gölün ortasına köprü yapılmasının göldeki kurumayı etkilediğini açıkladı. Ayrıca Bayburdi, göl suyunun buharlaşma oranının yüksek olduğuna dikkat çekti. Bu durumun sebebinin gölün ortasından geçen yol olduğunu belirten ekolojist, "Buharlaşmayı önleyemezsek, su akışı artsa bile Urmiye Gölü eski haline dönmeyecek" ifadelerini kullandı. GünAz tarafından paylaşılan haberde; 2 Ocak 2025 tarihi itibarıyla gölde ekolojik sorunun devam ettiği ve son dönemde yaşanan mevsimsel yağışlara rağmen göldeki su hacminin 1 milyar 240 milyon metreküp olduğu bilgisi yer aldı. Ek olarak göldeki su seviyesinin bin 270 metreküp, gölün alanının ise 930 kilometrekare olduğu bildirildi.

Ukrayna nüfusu 25,2 milyon kişiye düşecek! Haber

Ukrayna nüfusu 25,2 milyon kişiye düşecek!

Ukrayna Ulusal Bilimler Akademisi Demografi ve Yaşam Kalitesi Sorunları Enstitüsü, Ukrayna nüfusunun 2051 yılına kadar 25,2 milyona düşeceğini öngördüğünü açıkladı. Ukrayna Bakanlar Kurulu, bu krizin sonuçlarını en aza indirmek amacıyla "2040'a Kadar Olan Dönem İçin Ukrayna'nın Demografik Gelişim Stratejisinin Onaylanması Hakkında" bir belge onayladı. Bakanlar Kurulu, 2040'a kadar olan dönem için Ukrayna Demografik Kalkınma Stratejisi'nin 2024-2027 yılları arasında uygulanacağını açıkladı.  NÜFUSUN AZALMASINDA SAVAŞ VE GÖÇ ÖNEMLİ ETKEN Enstitü; Ukrayna'da savaşın ve sıkıyönetimin sona ermesinin ardından devam edecek zorlukların göz önünde bulundurulduğunda, Ukrayna nüfusunun 2041 yılına kadar 28,9 milyon kişiye, 2051 yılına kadar ise 25,2 milyon kişiye düşebileceğini belirtti. Nüfusun azalmasında savaşın, göçlerin, düşük doğum oranın ve yüksek ölüm oranının etkili olabileceği kaydedildi. Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan strateji belgesinde; 5 Aralık 2001 tarihinde yapılan Ukrayna nüfus sayımının sonucunun 48,5 milyon olduğu, Temmuz 2024 itibariyle ülke nüfusunun 35,8 milyon olarak tahmin edildiği ve bu nüfusun 31,1 milyonunun Ukrayna hükûmetinin tam otorite sağladığı bölgelerde yaşadığı belirtildi. "ÇOCUKLARIN DOĞUMU VE YETİŞTİRİLMESİ İÇİN ELVERİŞLİ BİR ORTAM YARATILMALI" Yayınlanan stratejide "Ukrayna'nın demografik riskleri en aza indirecek ve tehditleri azaltacak, nüfusun uzun vadede dengeli bir şekilde yeniden üretimini, sıkıyönetim ve savaş sonrası ekonomik toparlanma için gerekli miktarda insan sermayesi ve işgücünü ve demografik sürdürülebilirliğin oluşumunu sağlayacak sistemik bir stratejik çözüme ihtiyacı olduğu" vurgulandı. Ayrıca "çocukların doğumu ve yetiştirilmesi için elverişli bir ortam yaratılması ve ailelerin ekonomik açıdan kendi kendilerine yetebilmelerinin sağlanması" gerektiğinin de altı çizildi.

Doç. Dr. Levent Ersin Orallı: Savaşlarda kadının sorununu anlamak, çatışmaların son bulması için gerekli bütün argümanları ortaya koyuyor Haber

Doç. Dr. Levent Ersin Orallı: Savaşlarda kadının sorununu anlamak, çatışmaların son bulması için gerekli bütün argümanları ortaya koyuyor

ŞERİFE BEYZA SATILMAZ / QHA ANKARA Yaşanan savaşlar nedeniyle hem günümüzde hem de gelecekte daha fazla gündemimizi meşgul edecek olan “göç” konusu karşımıza çıkıyor. Göç sonucunda etkilenenlerin büyük kısmını da kadınlar oluşturuyor. Rusya’nın 2022 yılı şubat ayında Ukrayna’ya yönelik başlattığı işgal ise tüm şidddetiyle devam ediyor. Ukrayna’dan savaş nedeniyle yerinden edilen kişi sayısı 10 milyonu aşmış durumda. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (AHBVÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, Ukrayna’dan savaş nedeniyle göç eden kadınların sorunlarını, çözüm için yürütülen çalışmaları ve atılabilecek adımları Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi.                                                                                                                                      “UKRAYNA’DA 10 MİLYONUN ÜZERİNDE İNSANIN GÖÇ ETMESİNE SEBEP OLAN BİR SAVAŞ GERÇEĞİ VAR” Öncelikle direkt konuya girmeden göç-mülteci ve sığınmacı kavramlarını irdelemek iyi olacaktır diye düşünüyorum. Bu kavramları bize kısaca tanımlayabilir misiniz? Doç. Dr. Levent Ersin Orallı: Göç çağımızın en temel gerçeği. En temel sorunu demiyorum çünkü bu, sorun kalemi üzerinden değerlendirilmemeli. Güçlü bir uyum, bir entegrasyon mücadelesi, dünyayı bundan sonra bekleyen temel unsurlardan bir tanesi. Şimdi biz savaşlardan ve çatışmalardan kaynaklı bir göçü konuşuyoruz ama iklim değişikliğinden kaynaklanan sorunlardan dolayı yüzbinlerce insan 2050 yılına kadar yer değiştirmek durumunda kalacak. Biz göçmen kavramını, daha ziyade sosyo-ekonomik sebeplerden kaynaklı olarak iktisadi hayata uyum sağlayamayıp diğer ülkelerde çok daha güçlü bir refah seviyesi arayışından kaynaklı ve irade dahilinde değerlendiriyoruz. Ukrayna’da ve Filistin’de olduğu gibi değil. Ama diğer taraftan mültecilik kavramı bambaşka bir durum. Şu anda 40 milyonluk Ukrayna’nın 10 milyonun üzerinde insanın göç etmesine sebep olan bir savaş gerçeği var. Bu çatışma alanlarında insanların yaşamasının mümkün olmadığını ve sivil kişilerin yaşama hakkı için bir arayışta olduğunu görüyoruz. Bu kişilerin kendi ülkelerinden korunaklı olduğuna inandıkları üçüncü ülkelere yapmış oldukları göç bir “mülteciliği” doğuruyor. Türkiye’den Almanya’ya dönük göçe baktığımızda bunun iradi ve ekonomik sebeplerden kaynaklı olduğunu görüyoruz. Son dönemlerde ülkemizden bir beyin göçü de var. Bunlar “göçmen” olarak tanımlanıyor. Fakat mültecilik, zaman ırk dil din cinsiyet mezhep gibi faktörlerden kaynaklı olarak mevcutla yaşadığı ülkede zulüm gören bir korku ile karşı karşıya kalan ya da kalma ihtimali olan insanların başka güvenli bir ülkeye sığınma talebi. Mültecilik kavramı burada devreye giriyor. Bir mülteciler sözleşmesi var. Eğer bir devlet o kişilere sığınma hakkı vermiş ve uluslararası korumaya almışsa onlar artık mültecidir. Ama diğer tarafta sığınma arayan insanlar var. Sığınmacıların durumu ise mülteci olma konusunda talepte bulunmuşlar ve cevap bekliyorlar. Göçmenlik başka bir şey, mültecilik başka bir şey, sığınmacı başka bir şey, Türkiye’nin zaman zaman Ortadoğu coğrafyasında karşı karşıya kaldığı mevzu olan, misafir dediğimiz, uluslararası koruma statüsü olarak şekillendirdiğimiz, geçici koruma diye yeni bir tabir verdiğimiz durum ise bambaşka bir şey. Türkiye’nin Suriyelilere verdiği geçici koruma statüsü, şu anda Avrupalı devletler tarafından Ukraynalılara veriliyor. Geçici koruma ne demek? Rusya-Ukrayna Savaşı bittiğinde, Rusya’nın saldırıları son bulduğunda, Ukrayna güvenilir bir liman haline geldiğinde Odesa’dan Kırım’a, Kıyiv’den Lviv’e kadar göç etmiş Ukraynalıların geri dönmesi planlanıyor. Bunun içinde Avrupalı devletlerin siyasi, hukuki ve daha önemlisi ekonomik tedbirler aldığını görüyoruz. Ukrayna’dan göç eden kadınlar ile ilgili elimizde veriler mevcut mudur? Göç süreçlerinde kadınların karşı karşıya kaldığı sorunlar nelerdir? Doç. Dr. Levent Ersin Orallı: Çatışma demek kadın, savaş demek kadın, göç demek kadın. Kadınların yaşadığı sorunlar bunlar aslında. Ya oğlunu kaybediyor ya kızını kaybediyor ya eşini kaybediyor ya annesini ya babasını kaybediyor. Cepheden dönüldüğünde çocuğunun, babasının dönmediğini gören yine kadın. Bu savaşların tamamı 1. Dünya Savaşı’nda, 2. Dünya Savaşı’nda da böyleydi, Rusya-Ukrayna savaşında da böyle, İsrail-Filistin çatışmasında da durum böyle. Göz yaşını döken kadın, buruk bir şekilde zaman zaman sevinç yaşayan ama hüznün altında bunu gizlemek zorunda kalan, anne olmak ve güçlü olmak zorunda kalan da kadın. Bu bakımdan kadınların savaşı aslında. Çünkü Ukrayna’daki de anne, Rusya’daki de anne, Filistin’de Gazze şeridinde hayatını kaybeden bir sivilinde annesi, aynı zamanda İsrail’de kendisinden bağımsız bir savaşta oğlunu kaybeden bir Musevi de anne. Kadının sorununu anlamak bu savaşların, çatışmaların son bulması için gerekli olan bütün argümanları tüm dünyaya verecektir. Ukrayna’da iç göç ve dış göç eden kadın sayısının 6 milyona yakın olduğu değerlendiriliyor. Bu sayı oldukça kritik bir sayı. Ukrayna’da istikrar sağlandığında acaba bu kadınların hepsini Ukrayna’ya getirebilecek miyiz? Şu anda içinde bulundukları 2 yıllık periyottaki sosyal yaşam seviyesi ile Ukrayna’ya döndükleri zaman ortaya çıkan yıkım arasındaki o eşitsizliği, o orantısızlığı kapatabilecek miyiz? Bu anneler bu kadınlar şimdi doğan çocuklarına mecburen başka bir dilde eğitim aldırmak durumunda kalıyor. Polonya’ya gittiyse lehçe öğreniyor, Macaristan’a gittiyse Macarca öğreniyor. Bu çocukların şüphesiz kültürlerini nesilden nesillere aktarabilmeleri için en önemli etkendir kadın. Kadın olmadığı zaman kültür yayılmaz, Ukraynalılık olgusu, Kırımlı Türk olgusu yayılmaz. Bundan kaynaklı olarak kadın kritik bir pozisyonda ve yine en çok zararı gören kesimi oluşturuyor.  Sayının 6-6,5 milyon olduğunu değerlendirirsek göç etmek durumunda kalanlarının neredeyse yüzde 65’inin sivil ve savunmasız kadınlar olduğu gerçeğine parmak basmış oluruz. Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan etkilenenlerin korunmasında, Ukrayna’dan kaçan mültecilerin ihtiyaçlarına cevap vermenin yanı sıra ülkede kalan insanlara yardım etmek için “Barış İçin Sosyal Hizmet Ağı” kurulmuştu. Bize bu ağdan ve bugüne kadarki faaliyetlerinden bahsedebilir misiniz? Doç. Dr. Levent Ersin Orallı: Savaş 2014 yılından itibaren ele alınabilir. Kırım’ın işgal sürecinden Ukrayna’nın doğu kentlerini işgal edilen sürece baktığımızda ağır ve zorlu mücadele devam ediyor. Bu mücadelenin içerisinde Ukrayna’dan göç etmek zorunda kalan insanlar; Ukrayna’da var olan, kültürünü yaşatmaya ve bayrağını dalgalandırmaya devam eden kişilerin ilk olarak moral motivasyon noktasında ayakta kalabilmesi, ikinci olarak değerler silsilesi bağlamında tutunabilmesi ve son olarak gıda ve ilaç bağlamında bir şekilde o yaşamın kıyısında kalmamaları adına çok önemli bir siyasal inisiyatifi hayata geçirmiş vaziyette. Bu periyot içerisinde Ukrayna içerisinde yaşayan insanların Ukrayna dışındaki kendi vatandaşlarından çok büyük beklentilerinin olduğunun farkındayız “SOSYAL AĞLAR GÜÇLÜ BİR SİVİL İNİSİYATİFİN İÇERİSİNDE YER ALMAK ADINA ÖNEMLİ BİR YOL HARİTASI” Ukrayna ve Kırım’daki insanlar haliyle hem durumlarının enformasyon bağlamında yurt dışına aktarılması, Batı ve Doğu dünyasında mazlumların içinde bulunduğu pozisyonu daha iyi aktarabilmek için bir bilgi dağarcığını bu sosyal ağlar ile ortaya koyuyor, oluşturuyor ve güç katıyorlar. Ama diğer taraftan ise çok daha önemlisi beklentileri var. Bu beklentiler sadece silah değil, mühimmat değil, erzak değil, aynı zamanda yaşama tutunmaya dair yarınki nesillere aktarmayı planladıkları anıları ile ilgili beklentiler. Bu sosyal ağ sürecinin sivil toplum üzerinden yürüyen bu kabiliyetin oldukça kıymetli olduğu kanaatindeyim. Bu kıymet sadece bu coğrafyaya has bir durum değil. Dünya’nın birçok ülkesinden insanın Ukrayna’da olup bitenlere duyarsız kalmadığı ve güçlü bir sivil inisiyatifin içerisinde yer almak adına da önemli bir yol haritası oluşturduğunu düşünüyorum. Bu ve benzeri durumların çatışmaları önlemek için belki de bizim temel dayanak noktamız haline geleceğine sonsuz bir inanç besliyorum. Göç İdaresi Başkanlığı’nın geçen yılki verilerine göre Türkiye’de 145 bin Ukraynalı mülteci var. Göç idaresi başkanlığının sitesine baktığımda da şunu gördüm. Türkiye’den uluslararası koruma talep eden ülkeler arasında Ukrayna 2. Sırada. Buradan yola çıkarak Türkiye’nin göç politikası bağlamında Ukraynalı sığınmacıların sorunlarına ne gibi çözümler getirilebilir? Doç. Dr. Levent Ersin Orallı: Göç politikalarının bir bakanlığa dönüşmesinin vaktinin geldiğini düşünüyorum. Yurtdışı Türkler olabilir, göç bakanlığı olabilir, bir diaspora bakanlığı olabilir. Çünkü yurtdışındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sayısı neredeyse 5 milyon, daha önce vatandaşlığı almış ve çıkma haklarını kullanmışları da katarsak bu sayı 6 milyon. Yurtdışından Türkiye’ye gelen kişi sayısı hiç azımsanamayacak derecede olduğu gerçeğinin farkındayız. Resmi verilere göre 4 milyon Suriyeli var, bunun yanında Ortadoğu’dan gelen sayıları 1 milyonu bulan insanlar var. Türkiye artık kaynak ülke olmayı aştı, hedef ülke haline geldi. Sosyoekonomik seviyesi, insan hakları ölçütleri, demokrasi ile bağdaşmış olan güçlü korelasyonu coğrafyasındaki ülkelerle kıyaslandığı zaman Türkiye’yi öne çıkarıyor. Bu öne çıkma ve ardından başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan dolayı Ukraynalı sivillerinde Türkiye’yi bir hedef olarak rota seçmesi gerçeğini doğurdu. Türkiye’de sayıları minimum 150 bini bulduğunu tahmin ettiğimiz Ukraynalı vatandaşlar; Antalya, İzmir, Muğla ve Mersin bölgelerinin bir unsuru haline geldi. Biz Göç Başkanlığını kurduğumuz zaman temel dinamiklerden biri şuydu: Türkiye’nin içindeki iç göçü nasıl önleyebiliriz? İnsanlar doğduğu yerde nasıl doyabilir? Biz tam bu politikalarla ilgilenirken Suriye göçü, Rusya-Ukrayna Savaşı ve yepyeni bir süreç. Türkiye’de 7 milyon civarında yabancı bulunmakta ve bununla alakalı olarak Türkiye çok açık bir inisiyatif üstlenmiş vaziyette. Türkiye’de mülteciler, sığınmacılar, vatansızlar, mülteci sıfatını almayı bekleyenler ve geçici koruma statüsündekiler var. Ukrayna’nın durumuna Türkiye savaşın ilk gününde itibaren açık bir şekilde destek verdi. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü, kırımın anayasayla güvence altına alınmış hukuki statüsü, orada yaşayan Türk soylu kişilerin varlığını sürdürmeye ilişkin girişimleri, hem ekonomik anlamda hem insansız hava araçları ile  saha da olmanın önemli olduğu hem de aynı zamanda Rusya’nın o bölgede toprak bütünlüğünü bozan, işgal yapan bir ülke olduğuna  dair verdiğimiz hukuki destek Antalya diplomasi formunda, Ankara’daki diplomatik girişimlerde ve İstanbul’da iki ülkenin en sıcak temas ettiği diplomasi zirvesinde çok anlamlı hale gelmişti. Fakat Batı dünyasının çok başka hesapları var. Bu savaş üzerinden, bir ülkenin nüfusunun 4’te birinin o ülkeden ayrılmış olmasını önemsemeyecek kadarda kapitalist ve emperyalist düşüncelerle Ukrayna halkı üzerinde maalesef bir edilgen durum oluşturmaya gayret ediyorlar. Türkiye, Türkiye’deki Ukraynalılara ve Kırım Tatarlarına sonuna kadar sahip çıkmaya devam ederken bu insanların ülkelerine savaş bittikten sonra geri dönüşü için organizasyonlar geliştiriyor. Ukraynalıların kültürel dinamiklerini yitirmemeleri adına, birbirileri ile görüşebilecekleri sivil platform oluşturmasında çok ön açıcı bir rol üstleniyor. Bu noktada Göç Başkanlığını tebrik ediyorum. Göç Başkanlığı içerisinde uyum ile ilgili genel müdürlük ve sivil toplum ile ilintili daire başkanlığının ise özellikle bu konularda almış olduğu inisiyatifin diğer devletlere örnek teşkil edebileceğini düşünüyorum. Göç sonrası süreçte kadınların topluma bir noktada hayata kazandırılması amacıyla yapılan çalışmalar var mıdır? Bu konuda STK’lar, devletler ve uluslararası örgütlere düşen rol nedir? Doç. Dr. Levent Ersin Orallı: Kadınların ekonomik anlamda hayata tutunmasının temel rolü artık bu savaşların çatışmaların ortadan kalkmasını sağlamak. Şüphesiz Türkiye, Rusya-Ukrayna arasındaki savaş sürecinin bir an evvel ateşkesin sağlanması ve barış görüşmelerinin başlaması adına çok güçlü diplomatik girişimlerde bulundu. Bu girişimler içerisinde sivil koridorun açılması, sığınma koridorunun açılması, esir rehine takaslarının gerçekleşmesi, karşılıklı defin süreçlerinin yaşanması ve tahıl koridoru ile bir diyalog kapısı aralanmıştı. Bunlardan en çok umut duyanlarda kadınlardı. Çünkü kadın tekrar yurduna yuvasına evine dönmek için yüreği çarpandır. Türkiye açısından baktığımızda bu kadınların en azından mesleki anlamda belli bir birikime sahip olması için meslek edindirme, bir entegrasyon sorunu yaşamamaları için uyum üzerinden dil öğrenme noktasında çok önemli eğitimler vermeye devam ettiğini söyleyebiliriz. En önemlisi Anadolu ve Türk dünyası hiçbir dönem bir kişinin yabancı olmasından kaynaklı olacak onu bir ayrımcılığa tabi tutmamıştır. Belki de Ukrayna’dan, Suriye’den, Filistin’den ve Irak’tan göç etmek zorunda kalan kadınların en büyük kazanımı Türkiye’de kendini asla yabancı hissetmemesi noktasındadır. Türkiye bu insanlara çalışma ve oturma izni vererek, geçici koruma bağlamında güçlü bir hukuki güvence vererek savaş bitinceye kadar eviniz yurdunuz burasıdır, garantör devletiz mesajı verdi. Hem valilikler hem kaymakamlıklar hem Aile ve Sosyal Bakanlığı aracılığıyla gerçekleştirilen onlarca proje var. Özellikle okul çağındaki kız çocuklarının tamamına yakının okullaştığı, üniversite çağındaki kız çocuklarının da aynı şekilde tamamına yakını burslu şekilde Türkiye’de devlet üniversitelerinde okuduğunu biliyoruz. Dolayısıyla bu kişilerin hayata tutunabilmeleri ve savaş bittiğinde ukrayna’da meslek sahibi olabilmeleri, yeniden yapım sürecinde başrolü üstlenebilmeleri adına türkiye sadece taşın altına elini değil, bedenini yüreğini koymuş vaziyette. Umut ediyorum ki batı dünyasının diğer devletleri de o planlı samimiyetsizlikten bir an evvel vazgeçerler ve Ukrayna’nın yeniden inşası ve imarı konusunda rol üstlenmeyi akıl ederler. Uluslararası göç çatışmalardan kaynağını alacak şekilde şu anda baş edilmesi mümkün olmayan bir noktaya geldi. Bizim bütün dünya için temel temennimiz bölgesel ve küresel istikrar. Önce kalıcı ateşkesler ardından da tüm dünyada barış.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.