SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Güney Azerbaycan

QHA - Kırım Haber Ajansı - Güney Azerbaycan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güney Azerbaycan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

15 yıl sonra yeniden hayat buldu: Güney Azerbaycan'daki Kara Kışlak Bataklığı canlandı! Haber

15 yıl sonra yeniden hayat buldu: Güney Azerbaycan'daki Kara Kışlak Bataklığı canlandı!

Güney Azerbaycan'da, Urmiye Gölü havzasında bulunan Binab ilçesindeki Kara Kışlak Bataklığı, 15 yıl aradan sonra yeniden su tutarak canlandı. Yerel basında yer alan haberlere göre, son aylarda mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşen yağışlar, bölgenin yeniden eski ekolojik yapısına kavuşmasında belirleyici rol oynadı. Yaklaşık 22 bin 250 hektarlık alana yayılan Kara Kışlak Bataklığı, zengin biyolojik çeşitliliğiyle bölgenin önemli doğal miras alanlarından biri olarak biliniyor. Bataklık, 153 kuş türüne ev sahipliği yapmasının yanı sıra 27 memeli, 16 balık ve 7 sürüngen türünü barındırıyor. Bölgede ayrıca yaklaşık 2 bin 500 bitki türünün bulunduğu belirtiliyor. Uzmanlar, sulak alanın yeniden canlanmasının hem bölgedeki ekosistemin korunması hem de göçmen kuşların yaşam alanlarının iyileştirilmesi açısından önemli bir gelişme olduğuna dikkat çekiyor. URMİYE GÖLÜ'NDE SU SEVİYESİ YÜKSELDİ, ANCAK TEHLİKE GEÇMEDİ İran'ın Doğu Azerbaycan Eyaleti Çevre Koruma Kurumu Müdürü Muhammed Hüseyin Hasanzade, son yağışların ardından Urmiye Gölü'ndeki su hacminin 4 milyar 800 milyon metreküpe yükseldiğini açıklamıştı. Hasanzade'nin verdiği bilgilere göre, gölün yüzey alanı da artarak 3 bin 100 kilometrekareye ulaştı. Hasanzade, yaz aylarında yüksek sıcaklıklar nedeniyle göldeki suyun yaklaşık 2 milyar metreküplük bölümünün buharlaşmasının beklendiğini belirtti. Uzun yıllardır kuraklık, iklim değişikliği ve su kaynaklarının yanlış kullanımı nedeniyle ciddi küçülme yaşayan Urmiye Gölü, son yağışlarla birlikte kısmi toparlanma sinyalleri verdi. GÖL SEYİYESİ HÂLÂ KAPASİTESİNİN ALTINDA Uzmanlar, göldeki su seviyesindeki artışın olumlu bir gelişme olduğunu ancak mevcut seviyenin hâlâ kapasitesin oldukça altında bulunduğunu vurguluyor. Urmiye Gölü'nün maksimum su kapasitesi 32 milyar metreküp, ortalama kapasitesi ise 15 milyar metreküp olarak biliniyor. URMİYE GÖLÜ NEDEN KURUYOR? Dünyanın 2. büyük tuz gölü olan Urmiye Gölü'nde son 20 yıldır su seviyesi son derece azalmış durumda. İran'ın kuzeyinde yaşayan Güney Azerbaycan Türkleri ise bu durumdan İran rejimini sorumlu tutuyor. Güney Azerbaycanlı aktivistler Urmiye Gölü'nün kurumasında İran rejiminin kasıtlarına dair birçok örnek sıralıyor. Öncelikli nedenlerden biri olarak Urmiye Gölü havzasındaki nehirlerin üzerine hesapsızca inşa edilen barajlar görülüyor. İran rejiminin göle akan nehirler üzerine tam 25 baraj inşa ettiği biliniyor. Ayrıca gölün ortasına inşa edilen köprü yolunun gölü kuzey ve güney olarak ikiye ayırarak su geçişini kısıtladığını, bu nedenle gölün güney kısmının kurumasının hızlandığı vurgulanıyor. Yine tarımsal sulama amaçlı açılan derin su kuyularının göle akan yeraltı kaynaklarını kuruttuğu belirtiliyor. Tüm bunları 2000'li yılların başından beri ifade ettiklerini belirten Türk aktivistler ve çevreciler, verilen sözlerin yerine getirilmediğini aktarıyor. Özellikle bu konu hakkında yapılan tüm gösterilerde yüzlerce insanın tutuklandığı belirtiliyor. Urmiye Gölü meselesi Güney Azerbaycanlıların Türk dili ve kimlik meselesinden sonra en çok itirazda bulunduğu konu olarak görülüyor.

Güney Azerbaycan'da Murtuzakulu Han Bayat'ın heykeli dikildi Haber

Güney Azerbaycan'da Murtuzakulu Han Bayat'ın heykeli dikildi

Güney Azerbaycan'ın Maku kentinde, Maku Hanlığı'nın son hükümdarı olarak bilinen Murtuzakulu Han Bayat'ın (İkbalü's-Saltana) heykeli dikildi. Yerel basında yer alan haberlere göre, "Maku Serdarı" olarak tanınan Murtuzakulu Han Bayat'ın anısını yaşatmak amacıyla dikilen heykel, bölge halkının talepleri doğrultusunda hayata geçirildi. İKBALÜ'S-SALTANA Murtuzakulu Han Bayat (İkbalü's-Saltana), Kaçar Hanedanı döneminde İran'ın Batı Azerbaycan eyaletindeki stratejik Maku bölgesini yöneten Azerbaycan Türkü bir devlet adamı ve serdardı. Osmanlı Devleti sınırına yakın konumu nedeniyle Maku, dönemin siyasi ve askerî dengelerinde önemli bir merkez olarak öne çıktı. 1863 yılında doğan Murtuzakulu Han Bayat, Maku Hanlığı'nın son yöneticisi olarak 1922 yılına kadar bölgenin idaresini yürüttü. Yönetimi sırasında Maku ve çevresinde imar faaliyetlerine öncülük ettiği, eğitim, sağlık ve ticaret alanlarının gelişmesine katkı sağladığı belirtilir. Kaynaklara göre, bu dönemde hanlık sınırları içerisinde 300'den fazla köy bulunuyordu. I. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Devleti'nin bölgedeki faaliyetlerine destek veren Bayat'ın, aşiretlerden gönüllü birlikler oluşturduğu ifade ediliyor. 1920'li yıllarda bölgede yaşanan çatışmalar ve merkezi yönetime karşı izlediği özerk siyaset nedeniyle Tahran yönetimiyle ilişkileri gerilen Murtuzakulu Han Bayat, Rıza Şah Pehlevi'nin merkeziyetçi politikaları kapsamında tutuklandı. Tebriz'e götürülen Bayat, 1923 yılında burada hayatını kaybetti. Tarihçiler tarafından Murtuzakulu Han Bayat, aşiret sistemi, sınır güvenliği ile Türk-İran ilişkileri açısından dönemin önemli tarihî şahsiyetlerinden biri olarak değerlendiriliyor. MAKU HANLIĞI: BAYAT HANEDANININ HÜKÜM SÜRDÜĞÜ SINIR KENTİ Güney Azerbaycan eyaletinde, Türkiye sınırına yaklaşık 22 kilometre uzaklıkta bulunan Maku, tarih boyunca Anadolu ile İran arasında stratejik bir geçiş noktası olarak öne çıktı. Zengimar (Sarısu) Çayı'nın geçtiği dar bir boğaz üzerine kurulan kent, tarihî İpek Yolu güzergâhında yer alması nedeniyle bölgenin önemli merkezlerinden biri oldu. İlk kez Sâsânîler döneminde adı geçen Maku, Karakoyunluların 1406 yılında bölgeyi ele geçirmesinin ardından Türkleşme ve İslamlaşma sürecini hızlandırdı. 16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlı Devleti ile Safevî Devleti arasındaki mücadelelere sahne olan kent, sınır güvenliği açısından büyük önem taşıdı. 1747 yılında Nadir Şah'ın ölümünün ardından Bayat boyundan gelen hanlar tarafından yönetilen Maku Hanlığı kuruldu. Hanlığın kurucusu Ahmed Sultan'ın ardından Hüseyin Han ve Ali Han yönetimi devraldı. Özellikle Ali Han, Kırım Savaşı sırasında izlediği tarafsız siyaset sayesinde hanlığın varlığını korudu. Ali Han'ın oğlu Teymur Paşa Han döneminde Maku Hanlığı bölgedeki nüfuzunu artırırken, halk tarafından kendisine "Maku Padişahı" ünvanı verildi. Son han olan Murtuzakulu Han Bayat ise genişleme politikası izlediği gerekçesiyle I. Dünya Savaşı'nın başlarında Ruslar tarafından Tiflis'e sürgün edildi. 1917'de geri dönen Bayat, 1923 yılında Rıza Şah Pehlevi tarafından tutuklanarak Tebriz Hapishanesi'ne gönderildi ve burada hayatını kaybetti. Böylece Maku Hanlığı sona ererken kent doğrudan İran merkezi yönetimine bağlandı. Türkiye'nin Gürbulak Sınır Kapısı'ndan Tebriz'e uzanan kara yolu üzerinde bulunan kent, iki ülke arasındaki en önemli geçiş noktalarından biri olmayı sürdürüyor. Nüfusunun büyük bölümünü ise Bayat ve Pörnek başta olmak üzere çeşitli Türkmen boyları oluşturuyor.

Urmiye Gölü'nde su seviyesi yükseldi, ancak tehlike geçmedi Haber

Urmiye Gölü'nde su seviyesi yükseldi, ancak tehlike geçmedi

İran'ın Doğu Azerbaycan Eyaleti Çevre Koruma Kurumu Müdürü Muhammed Hüseyin Hasanzade, son yağışların ardından Urmiye Gölü'ndeki su hacminin 4 milyar 800 milyon metreküpe yükseldiğini açıkladı. Hasanzade'nin verdiği bilgilere göre, gölün yüzey alanı da artarak 3 bin 100 kilometrekareye ulaştı. Hasanzade, yaz aylarında yüksek sıcaklıklar nedeniyle göldeki suyun yaklaşık 2 milyar metreküplük bölümünün buharlaşmasının beklendiğini belirtti. Uzun yıllardır kuraklık, iklim değişikliği ve su kaynaklarının yanlış kullanımı nedeniyle ciddi küçülme yaşayan Urmiye Gölü, son yağışlarla birlikte kısmi toparlanma sinyalleri verdi. GÖL SEYİYESİ HÂLÂ KAPASİTESİNİN ALTINDA Uzmanlar, göldeki su seviyesindeki artışın olumlu bir gelişme olduğunu ancak mevcut seviyenin hâlâ kapasitesin oldukça altında bulunduğunu vurguluyor. Urmiye Gölü'nün maksimum su kapasitesi 32 milyar metreküp, ortalama kapasitesi ise 15 milyar metreküp olarak biliniyor. URMİYE GÖLÜ NEDEN KURUYOR? Dünyanın 2. büyük tuz gölü olan Urmiye Gölü'nde son 20 yıldır su seviyesi son derece azalmış durumda. İran'ın kuzeyinde yaşayan Güney Azerbaycan Türkleri ise bu durumdan İran rejimini sorumlu tutuyor. Güney Azerbaycanlı aktivistler Urmiye Gölü'nün kurumasında İran rejiminin kasıtlarına dair birçok örnek sıralıyor. Öncelikli nedenlerden biri olarak Urmiye Gölü havzasındaki nehirlerin üzerine hesapsızca inşa edilen barajlar görülüyor. İran rejiminin göle akan nehirler üzerine tam 25 baraj inşa ettiği biliniyor. Ayrıca gölün ortasına inşa edilen köprü yolunun gölü kuzey ve güney olarak ikiye ayırarak su geçişini kısıtladığını, bu nedenle gölün güney kısmının kurumasının hızlandığı vurgulanıyor. Yine tarımsal sulama amaçlı açılan derin su kuyularının göle akan yeraltı kaynaklarını kuruttuğu belirtiliyor. Tüm bunları 2000'li yılların başından beri ifade ettiklerini belirten Türk aktivistler ve çevreciler, verilen sözlerin yerine getirilmediğini aktarıyor. Özellikle bu konu hakkında yapılan tüm gösterilerde yüzlerce insanın tutuklandığı belirtiliyor. Urmiye Gölü meselesi Güney Azerbaycanlıların Türk dili ve kimlik meselesinden sonra en çok itirazda bulunduğu konu olarak görülüyor.

Tebriz'de tarihî adım: Kerem ile Aslı Türbesi restore ediliyor Haber

Tebriz'de tarihî adım: Kerem ile Aslı Türbesi restore ediliyor

Güney Azerbaycan'ın Tebriz kentinde bulunan tarihî Aslı ile Kerem Türbesi ve Kompleksi için restorasyon ve çevre düzenleme çalışmaları başlatılıyor. Tebriz Belediye Başkanı Yakub Huşyar, Karamilik bölgesindeki tarihî yapının çevresindeki arazilerin kamulaştırıldığını açıkladı. Huşyar, yakın zamanda bölgede yaklaşık 2 bin metrekarelik alanı kapsayan bir park ve kültür kompleksinin inşa edileceğini belirtti. Tebriz Belediyesi ekiplerinin çalışmaları sonucunda Aslı ile Kerem Kompleksi ve çevresindeki arazilerin kamulaştırma sürecinin tamamlandığını ifade eden Huşyar, İran rejiminin millî somut olmayan kültürel miras listesinde kayıtlı proje kapsamında tarihî türbe ve anıtın korunacağını söyledi. "AZERBAYCAN'IN KİMLİĞİ SINIRLARI AŞMAKTADIR" Belediye Başkanı, projenin Tebriz'in kültürel kimliğini güçlendirmeyi amaçladığını vurgulayarak, "Bu kompleks Tebriz'in kimlik projelerinden biridir. Amacımız bölgenin turizm potansiyelini geliştirmektir." dedi. Şazda Bahçesi Sarayı'nın açılış törenine vatandaşların yoğun katılım gösterdiğini hatırlatan Huşyar, "Azerbaycan halkının kültürü ve kimliği sınırları aşmaktadır." ifadelerini kullandı. KEREM İLE ASLI HİKÂYESİ, TÜRK DÜNYASININ ORTAK KÜLTÜREL MİRASI OLARAK YAŞATILIYOR Türk halk edebiyatının ve âşık geleneğinin en tanınmış halk hikâyelerinden biri olan Kerem ile Aslı hikâyesi; Anadolu, Azerbaycan, Güney Azerbaycan, Kafkasya ve Türkistan'nın bazı bölgelerinde çeşitli varyantlarla anlatılmaya devam ediyor. Azerbaycan anlatılarında Kerem, Karabağ Beylerbeyi Ziyad Han'ın oğlu Mahmud olarak; Aslı ise bir Ermeni papazın kızı Meryem olarak tasvir edilir. Hikâyeye göre Mahmud ile Meryem birbirlerine âşık olur. Ancak dinî farklılıklar nedeniyle Meryem'in babası bu evliliğe karşı çıkar ve kızını alarak kaçırır. Bunun üzerine Mahmud, sadık dostu Sofi ile birlikte sevdiğini bulmak için uzun bir yolculuğa çıkar. Çeşitli zorlukların ardından iki sevgili yeniden bir araya gelse de Meryem'in babasının büyülü olduğuna inanılan gelinliği nedeniyle kavuşmaları mümkün olmaz. Gerdek gecesinde elbisenin düğmelerini açamayan Mahmud'un çektiği ah ateşe dönüşür ve genç âşık hayatını kaybeder. Meryem de sevgilisini kurtarmaya çalışırken alevlerin arasında can verir. Trajik sonuyla hafızalara kazınan Kerem ile Aslı hikâyesi, Azerbaycan ve Türk dünyasında aşk, sadakat ve fedakârlığın sembollerinden biri olarak kabul ediliyor.

Urmiye Gölü'nde umut veren yükseliş: Su miktarı 4,1 milyar metreküpe ulaştı Haber

Urmiye Gölü'nde umut veren yükseliş: Su miktarı 4,1 milyar metreküpe ulaştı

Dünyanın 2. büyük tuz gölü olan Güney Azerbaycan'daki Urmiye Gölü'ndeki su miktarının 4 milyar 100 milyon metreküpe ulaştığı bildirildi. Bu rakamın geçen yılın aynı dönemine kıyasla birkaç kat daha yüksek olduğu belirtildi. Yerel basında yer alan haberlere göre, gölün mevcut durumu son altı yılın kritik seviyeleriyle karşılaştırıldığında en iyi seviyede bulunuyor. Uzmanlar, son haftalarda bölgede etkili olan yoğun yağışlar, kar örtüsünün erimesi, göle dökülen nehirlerdeki su seviyelerinin yükselmesi ve barajlardan kontrollü su bırakılmasının göldeki iyileşmenin başlıca nedenleri olduğunu ifade etti. "SONUÇ PROJE ÇIKTISI DEĞİL" Öte yandan İran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi Rektörü ve çevre bilimci Mesud Tecrişi, gölde gözlenen toparlanmanın Urmiye Gölü'nü canlandırma projelerinin bir sonucu olmadığını söyledi. Tecrişi, mevcut iyileşmenin büyük ölçüde yoğun yağışlar gibi doğal etkenlerden kaynaklandığını belirtti. Yetkililer, yüzölçümü bakımından İran'ın en büyük tuz göllerinden biri olan Urmiye Gölü'nün tam kapasiteye ulaşabilmesi için su hacminin yaklaşık 30 milyar metreküp olması gerektiğini kaydediyor. Gölün normal kabul edilen ortalama su hacmi ise yaklaşık 15 milyar metreküp seviyesinde bulunuyor. URMİYE GÖLÜ NEDEN KURUYOR? Dünyanın 2. büyük tuz gölü olan Urmiye Gölü'nde son 20 yıldır su seviyesi son derece azalmış durumda. İran'ın kuzeyinde yaşayan Güney AzerbaycanTürkleri ise bu durumdan İran rejimini sorumlu tutuyor. Güney Azerbaycanlı aktivistler Urmiye Gölü'nün kurumasında İran rejiminin kasıtlarına dair birçok örnek sıralıyor. Öncelikli nedenlerden biri olarak Urmiye Gölü havzasındaki nehirlerin üzerine hesapsızca inşa edilen barajlar olarak görülüyor. İran rejiminin göle akan nehirler üzerine tam 25 baraj inşa ettiği biliniyor. Ayrıca gölün ortasına inşa edilen köprü yolunun gölü kuzey ve güney olarak ikiye ayırırarak su geçişini kısıtladığını, bu nedenle gölün güney kısmının kurumasının hızlandığı vurgulanıyor. Yine tarım amaçlı açılan derin su kuyularının göle akan yeraltı kaynaklarını kuruttuğu belirtiliyor. Tüm bunları 2000'li yılların başından beri ifade ettiklerini belirten Türk aktivistler ve çevreciler verilen sözlerin yerine getirilmediğini aktarıyor. Özellikle bu konu hakkında yapılan tüm gösterilerde yüzlerce insanın tutuklamalara tabi olduğu belirtiliyor. Urmiye Gölü meselesi Güney Azerbaycanlıların Türk dili ve kimlik meselesinden sonra en çok itirazda bulunduğu konu olarak görülüyor.

İran rejimine karşı başkaldırının sembolü: Güney Azerbaycan'ın "22 Mayıs Kıyamı" 20 yaşında Haber

İran rejimine karşı başkaldırının sembolü: Güney Azerbaycan'ın "22 Mayıs Kıyamı" 20 yaşında

Güney Azerbaycan Türklerinin millî haklar, ana dili ve insani onur uğruna İran rejiminin baskıcı duvarlarına karşı başlattığı tarihi direnişin üzerinden tam 20 yıl geçti. Tarihe "22 Mayıs Hadiseleri" (1 Hordad Olayları) ve "Millî Kıyam" adıyla altın harflerle kazınan kanlı protestolar, asimilasyon politikalarına karşı Türk dünyasının en büyük sivil başkaldırılarından biri olarak güncelliğini koruyor. Güney Azerbaycan'ı kısa sürede yangın yerine çeviren olaylar, İran devletinin resmî yayın organı olan İran Gazetesi'nin 12 Mayıs 2006 tarihli sayısında yayımlanan faşizan bir karikatürle başladı. Türkleri "böcek" olarak tasvir eden ve dillerini aşağılayan bu yayın, yıllardır Fars şovinizminin sistematik baskıları altında yaşayan milyonlarca Azerbaycan Türkünün sabrını taşıran son damla oldu. Karikatürün yayımlanmasının ardından başta Tebriz olmak üzere Urmiye, Erdebil, Hoy, Miyana ve Güney Azerbaycan’ın birçok şehrinde kitlesel gösteriler düzenlendi. İRAN GÜVENLİK GÜÇLERİ PROTESTOLARA MÜDAHALE ETTİ Gösteriler kısa sürede büyürken, İran güvenlik güçleri protestoları bastırmak için sert müdahalelerde bulundu. Açılan ateş sonucu çok sayıda Azerbaycan Türkü hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı ve çok sayıda protestocu gözaltına alındı. İran’ın resmî makamları olaylarda 4 kişinin öldüğünü ve 330 kişinin gözaltına alındığını açıklarken, Azerbaycan millî hareketi kaynakları tarafından hayatını kaybedenlerin sayısının 30’a yaklaştığı ve binlerce kişinin tutuklandığı ifade edildi. Hayatını kaybedenlerden en az 14 kişinin kimliğinin tespit edildiği raporlandı. PROTESTOLARIN TEMELİNDE “FARS ŞOVENİZMİ” ELEŞTİRİSİ VARDI Güney Azerbaycanlı aktivistler ve yorumcular, protestoların yalnızca bir karikatüre tepki olmadığını; İran’daki Azerbaycan Türklerinin yıllardır maruz kaldığını savundukları ayrımcılık, asimilasyon ve kültürel baskılara karşı bir toplumsal patlama olduğunu belirtiyor. Gösteriler sırasında Azerbaycan Türkçesinde eğitim hakkı, millî kimliğin korunması ve kültürel haklar ön plana çıkan talepler arasında yer aldı. GÜNEY AZERBAYCAN MİLLÎ HAREKETİ İÇİN DÖNÜM NOKTASI 2006 Mayıs olayları, Güney Azerbaycan millî hareketinin tarihinde önemli kırılma noktalarından biri olarak değerlendiriliyor. Olayların ardından millî hareketin daha örgütlü hâle geldiği ve ana dil ile kimlik mücadelesinin yeni bir aşamaya geçtiği ifade ediliyor. Aradan geçen 20 yıla rağmen Güney Azerbaycanlı aktivistler, her yıl mayıs ayında protestolarda hayatını kaybedenleri anmaya devam ediyor. Bölgedeki şehirlerde bildiriler dağıtılıyor, mezar ziyaretleri yapılıyor ve çeşitli anma etkinlikleri düzenleniyor. Yurt dışında yaşayan Güney Azerbaycanlı diaspora temsilcileri ile millî hareket aktivistleri ise farklı ülkelerdeki İran büyükelçilikleri önünde protestolar düzenleyerek olayların unutulmaması çağrısında bulunuyor. SOSYAL MEDYADA ANMA PAYLAŞIMLARI YAPILIYOR Mayıs Kıyamı’nın 20. yılı dolayısıyla sosyal medya platformlarında da yoğun anma paylaşımları yapıldı. Protestolarda hayatını kaybedenlerin fotoğrafları paylaşılırken, 2006 olaylarının Güney Azerbaycan’ın yakın siyasi tarihinde bıraktığı etkiler yeniden gündeme taşındı. Aktivistler, İran’daki baskılara rağmen Güney Azerbaycan’da millî kimlik, kültürel haklar ve ana dil mücadelesinin sürdüğünü vurguluyor.

Prof. Dr. Meşkure Yılmaz: Türkler farklı coğrafyalarda aynı acılara maruz kalmışlardır Haber

Prof. Dr. Meşkure Yılmaz: Türkler farklı coğrafyalarda aynı acılara maruz kalmışlardır

Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliği Ankara Temsilcisi ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (HBVÜ) Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meşkure Yılmaz, Türk dünyasının bugününe ilişkin olarak Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı değerlendirmede önemli tespitlerde bulundu. “COĞRAFYALAR FARKLI, ACILAR AYNI; ZULMEDENLER FARKLI, ZULME UĞRAYANLAR AYNI” Hem Türk dünyası alanında çalışan bir akademisyen hem de bir Türk vatandaşı olarak Türk dünyası kavramının ne ifade ettiği sorusu üzerine; “Siz hiç İngiliz dünyası, Fransız dünyası, İtalyan dünyası diye bir kavram duydunuz mu?” diye sözlerine başlayan Prof. Dr. Yılmaz, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlık kazanması ile biraz da hamasetle "Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar Türk dünyası"ndan söz edilmeye başladığını kaydetti. Türklerin dünyada birçok coğrafyada devlet kurduğuna değinen uzman, dünyanın en eski iki milletinden biri olmak gibi özel durum nedeniyle bir Türk dünyası gerçeğinin olduğunu vurguladı. “Türk dünyası tek bir coğrafya ya da tek bir devlet değildir, hareket halinde şekillenmiş bir tarih alanıdır. Türkler yerleşik medeniyetlerden farklı olarak tarih boyunca göç, fetih, ticaret ve kültürel etkileşimle geniş bir coğrafyaya yayılmıştır” diyen Meşkure Yılmaz, “Bu nedenle Türk dünyası ortak bir köken anlatısına, destanlar, mitler, Oğuz geleneği gibi benzer dil yapılarına, lehçeler arası karşılıklı anlaşılabilirlik gibi bir durum söz konusu; ortak kültürel kodlara, misafirperverlik, toy, töre, ata kültü gibi değerlere sahiptir” dedi. Türklerin farklı coğrafyalarda aynı acıları yaşadıklarını belirten Yılmaz, “Coğrafyalar farklı, acılar aynı, zulmedenler farklı, zulme uğrayanlar aynı” ifadelerini kullandı. “TÜRK DÜNYASI AYNI AĞACIN FARKLI DALLARIDIR” Türk dünyasının birçok ortak yönü olduğunu ve bu açıdan bakıldığında Türk dünyasının aynı ağacın farklı dalları olduğunu ekleyerek sözlerine devam eden Yılmaz “Bu dallar yüzyıllar boyunca farklı rüzgârlara maruz kalmıştır.” dedi. “Türk dünyası bizim için geçmişi birebir tekrarlayan bir alan değil, ortak kökten doğmuş çoklu tarihlerin toplamıdır.” değerlendirmesinde bulunan Meşkure Yılmaz, Türk dünyasının kendisi için önemini “Ne dış politika aracı kadar soğuk ne de hamasi bir slogan kadar yüzeysel bir şeydir. Türk dünyası unutulmuş akrabalıktır. Türk dünyası yarım kalmış bir tanışıklıktır. Türk dünyası aynı kelimeleri farklı aksanlarla söyleyen insanların ortak hikayesidir. Azerbaycan’da bir ağıt duyduğumuzda içimizin burkulması, Kazak bozkırında bir destanın bize tanıdık gelmesi, Türkmenistan’daki misafirperverlikle Anadolu’daki misafirperverliğin aynı ruhu taşıması tesadüf değildir. Bu kan bağı romantizmi değil, hafıza bağıdır. Türk dünyası bizim potansiyelimiz, geçmişten kalan mirasımızdır.” cümleleri ile ifade etti. Ayrıca Türk dünyasının “Kan bağına indirgenemeyecek kadar karmaşık, siyasi slogana sığmayacak kadar derin, ihmal edilemeyecek kadar gerçek bir alan olduğunu” vurguladı. "TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATINDA DEVLETSİZ TÜRK TOPLULUKLARININ TEMSİL EDİLDİĞİNİ SÖYLEYEMEYİZ" Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) mevcut sınırının egemenlik ilkesi bağlamında olduğunu söyleyen Yılmaz, teşkilatın klasik olarak hükûmetler arası bir örgüt olduğu, Birleşmiş Milletler (BM) mantığında çalıştığını belirterek, üyeliğin egemen olma şartına bağlı olduğunu, karar alma mekanizmasının devlet merkezli olduğunu ve uluslararası hukukta iç işlerine karışmama hassasiyetinin çok güçlü olduğunu belirtti. Bu çerçevede bakıldığında “devletsiz Türk toplumlarının tam üyelikle temsil edilmesi mümkün değil” diye konuşan Yılmaz, Kırım Tatarları, Gagavuzlar, Saha Türkleri, Doğu Türkistan Türklerinin mevcut yapı içinde yer alamayacaklarını belirtti. Ancak temsilin tek tip olma gibi bir zorunluluğu bulunmadığını da sözlerine ekleyen Yılmaz, kritik sorunun temsilden ne anlaşıldığı olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Meşkure Yılmaz şöyle devam etti: Eğer temsili sadece devlet statüsü olarak okursak hedefe ulaşılamaz. Ama temsili çok katmanlı ve esnek düşünürsek alan açılıyor. Uluslararası örnekler bize şunu gösteriyor. Mesela Avrupa Birliği'nde (AB) bölgeler komitesi var. Arap Birliği çerçevesinde kültürler ve siyasal platformlar var. İslam İş birliği Teşkilatında (İİT) gözlemci/bağlı kuruluşlar var. TDT'de de benzer şekilde devlet dışı ama devletlerle uyumlu ara mekanizmalar geliştirilebilir. Aslında en gerçekçi yol kademeli ve dolaylı temsil, bence ulaşılabilir olan senaryodur. Bunu farklı ayaklarda anlamlandırabiliriz. Kültürel toplumsal temsil kanalı devletsiz Türk topluluklarının dil, kültür, tarih gibi ortak alanlarını bir araya getirerek bu konular üzerinde çalışmalar yapılabilir ve Türk Devletleri Teşkilatı ekosistemine dahil edilebilir. Örneğin Türk Dünyası Kültürel Topluluklar Forumu gibi bir yapı kurulabilir. Bu siyasi değil ama kimliksel ve sembolik olarak çok güçlü olur. Akademik ve sivil ağlar üzerinde görünürlük, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında ortak tarih yazımı, üniversite arası ağlar, enstitüler, gençlik ve kadın platformları gibi kurulabilir. "UMAY ANA TÜRK DÜNYASI KADINLAR BİRLİĞİ İLE TÜRK DÜNYASINI BİR ARAYA GETİRMEYE ÇALIŞIYORUZ" Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliğini kurarak bir sivil toplum örgütü çatısı altında Türk dünyasını bir araya getirmeye çalıştıklarını belirten Yılmaz, 2024 yılında Kıbrıs’ta bir toplantı yaptıklarını, 2025’te Azerbaycan’da bir çalıştay gerçekleştirdiklerini ve bu faaliyetlere devleti olmayan Türk topluluklarından da temsilciler davet ettiklerini söyledi. Bu şekilde temsil edilmelerinin kendileri açısından önemli olduğunu dile getirdi. Sürecin sivil toplum örgütleri ile bu şekilde yönetilebileceğini ve uzun vadede ise devlet dışı gözlemci topluluğu gibi özel sınırlı bir statü oluşturulabileceğini, bu oluşumun, karar alma yetkisi olmayan, siyasi egemenlik iddiası içermeyen kültürel danışma temeli olan bir konum olabileceğini sözlerine ekleyen Yılmaz, bu tür bir formülün “Rusya, Çin, İran gibi aktörlerle doğrudan kriz üretmeden ilerleme” sağlayacağını da belirtti. “Türk dünyası sadece devletlerarası çıkar alanı olarak görülürse devletsiz toplumlar dışarıda kalır ama eğer medeniyet, tarih ve kültür havzası olarak tanımlanırsa dışarıda bırakılmazlar. Bugün Türk Devletleri Teşkilatının söylemi ikinciye göz kırpıyor ama pratiği hala birincinin sınırlarında.” diyerek sözlerini sürdüren Yılmaz, 1993 yılında Antalya’da başlayan ve Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı tarafından yürütülen Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği kurultaylarının devletsiz Türk topluluklarının sesini duyurabildiği önemli platformlar olduğuna dikkat çekti. Kurultayların ilk 10'unun Türkiye'de 11’incisinin 2007’de Bakü’de yapıldığını ve sonrasında toplanmamasının ciddi bir eksiklik olduğunu vurgulayan Yılmaz, bu tür toplantıların farklı bir adla da olsa mutlaka yeniden hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. “TDT’NİN PROBLEMLİ ALANLARA DOĞRUDAN ETKİ KAPASİTESİ SINIRLI” Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) mevcut yapısıyla problemli alanlara sert ve doğrudan müdahale edebilme kapasitesinin sınırlı olduğunu ifade eden Yılmaz, bunun temel nedenlerini jeopolitik kırılganlık, büyük güçlerle sınır komşuluğu ve kurumsal araç eksikliği olarak sıraladı. TDT’nin yaptırım uygulama, askerî misyon kurma ya da bağlayıcı karar alma yetkisine sahip olmadığını vurgulayan Yılmaz, bu nedenle etkinin daha çok yumuşak güç ve dolaylı diplomasi kanallarıyla sağlanabileceğini belirtti. “KIRIM TÜRKSÜZLEŞTİRİLİYOR" Türk topluluklarının sorunları üzerine de konuşan Yılmaz, Kırım’ın işgali ve Kırım Tatarlarının durumunun farklı olduğunu, işgalsöz konusu olduğundan müdahale edilebileceğini söyleyerek Kırım meselesinin uluslararası hukuk açısından diğerlerinden farklı bir statüye sahip olduğunu ekledi. Kırım’da yaşanan insan hakları ihlallerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından teyit edildiğinin üzerinde durarak daha yüksek sesle tepki verilebileceğini ekledi. “Türkiye başta olmak üzere Türk Devletleri Teşkilatı üye devletlerinin Ukrayna ile yakın ilişki içinde olduğunu” dile getiren uzman, Rusya’nın çok sayıda kişiyi hapsettiğini ve isnat edilen suçların aktivistler, din adamları ya da hapishanede bulunanların yakınlarına yardımcı olmak gibi suçlar olduğunu belirtti. “Yani aslında temel insan hak ve hürriyetleri açısından baktığımız zaman bir suç yok” diye konuşan Yılmaz “bütün Türk yurtlarında olduğu gibi Kırım Türksüzleştiriliyor” diye vurguladı. Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan gibi ülkelerin Rusya ile açık çatışmadan kaçınmak durumunda olduğunu ifade eden Yılmaz, TDT’nin bu yüzden kolektif sert kınama yapamayacağını ancak Kırım Tatarlarının Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğunu sürekli vurgulayabileceğini belirtti. Meşkure Yılmaz, ayrıca “Ukrayna ile kurumsal temasları görünür kılarak dolaylı sürdürülebilir bir baskı oluşturulabilir” dedi. IRAK, SURİYE, GÜNEY AZERBAYCAN VE DOĞU TÜRKİSTAN Yılmaz, Irak Türklerinin siyasal temsil ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu; Suriye’de ise yeni anayasa sürecinde Türklerin temel haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Güney Azerbaycan meselesinin İran açısından varoluşsal bir güvenlik konusu olarak görüldüğünü, Doğu Türkistan’ın ise Türk dünyasının en hassas ve kapalı alanı olduğunu ifade etti. ORTAK ALFABE: “HÜR DÜNYAYA AÇILIŞIN SEMBOLÜ” Öte yandan latin alfabesine geçiş kararını değerlendiren Yılmaz, Kiril alfabesinin Rusya’ya bağımlılığı, Latin alfabesinin ise hür ve medeni dünyaya açılışı temsil ettiğini söyledi. Ortak alfabenin yanı sıra ortak kelimeler sözlüğü oluşturulmasının da önemine dikkat çeken Yılmaz, bu sürecin Gaspıralı İsmail Bey'in “dilde, fikirde, işte birlik” idealine hizmet edeceğini ifade etti. Yılmaz ayrıca ortak alfabe yanında ortak kelimeler sözlüğünün üretilmesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Mehdizade, İran'daki olaylara Tebriz'den baktı Haber

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Mehdizade, İran'daki olaylara Tebriz'den baktı

İran’da 28 Aralık 2025’te yerel para biriminin döviz karşısında yaşadığı sert değer kaybı ve artan ekonomik sıkıntılar nedeniyle Tahran Büyük Çarşı’da esnaf eylem başlatmış, kısa sürede yankı bulan protestolar ülkenin birçok kentine yayılmıştı. Protestolar sırasında çıkan olayların ardından internet kesintisi yaşanmıştı. İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), bugün devam eden protesto gösterilerinde 2 bin 615 kişi kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu. Ayrıca 2 bin 54 kişinin yaralandığı ve 18 bin 470 kişinin de gözaltına alındığı aktarıldı. DR. MEHDİZADE PROTESTOLARIN ARKA PLANINI DEĞERLENDİRDİ Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Mehsa Mehdizade, aralık ayında halkın rejim güçlerine karşı başlattığı protestolarda yer alan Güney Azerbaycanlılara dikkat çektiği değerlendirme yazısını Kırım Haber Ajansı (QHA) aracılığıyla paylaştı. Azerbaycan Türklerinin İran'daki protestolara Tebriz merkezli bakmasının son derece önemli olduğunu aktaran Dr. Mehdizade, enformasyon ve algı savaşının yaşandığını vurguladı. Bu bağlamda Azerbaycanlıların büyük ölçüde yalnız bırakıldığının altını çizen Mehdizade, "Bu yalnızlık sadece görünürlükle ilgili değil; bilginin nerede üretildiği, kimler tarafından süzüldüğü ve hangi mutfakta pişirildiğiyle doğrudan ilgilidir." yorumunu yaptı. Türkiye'de medyanın olaylara Fars merkezli bakış açısıyla baktığını vurgulayan Mehdizade, meselenin Güney Azerbaycan gerçeğinin çarpıtılarak aktarılmasına neden olduğunu, İran'ın toplum bilimi açısından tanımanın "zaten" zor olduğunu söyledi. "GÜNEY AZERBAYCAN MESELESİNİN DOĞRU OKUNMASI VE AKTARILMASINDA SORUMLUYUZ" "Görünür olan her şey gerçek değildir." değerlendirmesinde bulunan Mehdizade, "Bugün gerek ana akım medyada, gerek sosyal medyada, gerekse düşünce kuruluşlarında Güney Azerbaycan meselesinin doğru okunması ve doğru aktarılması için kolektif bir sorumluluğa ihtiyacımız var. Özellikle Batılı ya da dış güçlerin sponsor olduğu, ciddi finansmanla görünür kılınan anlatıların otomatik olarak 'doğru' kabul edilmesi son derece tehlikelidir." ifadelerini kullandı. Mehdizade, Tahran'ın sorunları çözmek yerine bastırmayı, susturmayı ve ertelemeyi tercih ettiğini sözlerine ekleyerek, zaman zaman meydana gelen sessizliğin sorunların çözüldüğü anlamına gelmediğinin, aksine daha da büyümesine yol açtığının altını çizdi. Bu kaotik ortamda Türkiye ve Azerbaycan'daki aydınlara, akademisyenlere ve kanaat önderlerine ihtiyaç olduğunu belirten Uluslararası İlişkiler Uzmanı, vicdan sahibi herkesin bu ihtiyaca karşılık vermesi gerektiğini söyledi. Kendisinin de meseleye Tebriz-Bakü-Ankara hattı üzerinden baktığını dile getiren Mehdizade, tek bir perspektifle sorunların görülemeyeceğini kaydetti. "İRAN'I İÇTEN İÇE PARÇALAYAN ASIL ŞEY SORUNLARI BASTIRAN YÖNETİM ŞEKLİDİR" Mehdizade açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "'ABD yaptı', 'İsrail yaptı', 'ABD İran’ı parçalamak istiyor' gibi söylemlerin tek başına açıklayıcı bir analiz çerçevesi olarak sunulmasını doğru bulmuyorum. Ancak bu, ABD'yi ya da İsrail’i aklamak anlamına da gelmez. Yıllardır ekonomik olarak ağır bedeller ödeyen, siyasal temsilden yoksun bırakılan, baskı altında yaşayan bir ülkede, halkın özgürlük ve demokrasi mücadelesi ABD ve İsrail gibi güçler tarafından da çıkarları doğrultusunda istismar edilmektedir. Bu güçlerin amacı demokrasi ya da özgürlük değildir; var olan kırılganlıkları kendi jeopolitik hesapları için kullanmaktır. Bu durum son derece acı vericidir. Asıl kaosu büyüten ve İran’ı içten içe parçalayan şey, dış müdahaleden önce, orada yaşayan insanların gerçek sorunlarını perdeleyen, inkâr eden ve bastıran yönetim anlayışıdır. Dış aktörler bu kırılgan zemini sadece fırsata çevirir. Yani bu tablo bir neden değil, bir sonuçtur." Olaya Tebriz merkezli bakılması gerektiğini yineleyen Mehdizade, Tebriz'e sahip çıkmanın zorunlu ve hayatî bir mesele olduğunu vurguladı. Mehdizade, "Unutulmamalıdır ki Güney Azerbaycan meselesi sadece kültürel ya da etnik bir konu değildir." dedi. Mehdizade bu hususta, "Türkiye’de Güney Azerbaycan meselesini doğru okuyan, sahayı tanıyan, Tebriz’den bakabilen ve bunu doğru şekilde aktarabilen insanlara ihtiyacımız var. Bu bir duygusal talep değil; tarihsel, stratejik ve insani bir zorunluluktur." çağrsıında bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.