SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Güney Kafkasya

QHA - Kırım Haber Ajansı - Güney Kafkasya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güney Kafkasya haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Azerbaycan ve AB arasında kriz: Dışişlerinden nota! Haber

Azerbaycan ve AB arasında kriz: Dışişlerinden nota!

Azerbaycan, Avrupa Parlamentosunun (AP) kabul ettiği kararda yer alan “asılsız ve önyargılı” ifadeler nedeniyle Avrupa Birliği’ne (AB) nota verdi. Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, AB’nin Bakü Büyükelçisi Marijana Kujundzic’in Bakanlığa çağrıldığı ve kendisine resmi nota verildiği bildirildi. Azerbaycan, AP'nin kabul ettiği bir kararda yer alan Azerbaycan'a yönelik "asılsız ve önyargılı" ifadeler nedeniyle AB'ye resmî nota verdi. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, AP'nin dün kabul ettiği karar dolayısıyla AB'nin Bakü Büyükelçisi Marijana Kujundzic'in Bakanlığa çağrıldığı bildirildi. “GERÇEKLER ÇARPITILIYOR” TEPKİSİ Görüşmede, AP'nin kabul ettiği karardaki ifadelerin kesin dille kınandığı ve Kujundzic'e Azerbaycan'ın notasının verildiği kaydedildi. Söz konusu karardaki değerlendirmelerin gerçekleri çarpıttığı, objektiflik ilkelerine, devletlerin egemenliği ile toprak bütünlüğüne saygı yükümlülüklerine aykırı olduğu vurgulanan görüşmede, AP'nin bu tutumunun bölgede normalleşme sürecine ve Azerbaycan ile AB arasındaki ilişkilerin geleceğine olumsuz etki ettiği belirtildi. AP'nin kararındaki Karabağ'ın Ermeni sakinlerinin geri dönüşüne ilişkin çağrıların Azerbaycan'ın iç işlerine müdahale niteliği taşıdığı ifade edildi. Azerbaycan'ın 2023'te Karabağ'daki Ermeni vatandaşlara ülkeye entegrasyon önerisinde bulunduğu hatırlatılarak Ermenilerin buna rağmen bölgeyi gönüllü olarak terk ettiği, aksi yönündeki açıklamaların gerçeği yansıtmadığı kaydedildi. “SAVAŞ ESİRİ” VE KÜLTÜREL MİRAS TARTIŞMASI Görüşmede ayrıca, AP'nin kararında "savaş esirleri" olarak sunulan Ermeni kökenli kişilerin serbest bırakılmasına yönelik çağrıların hukuki açıdan kabul edilemez olduğu belirtildi. Azerbaycan'ın insani yaklaşım sergileyerek çok sayıda tutukluyu serbest bıraktığı, güven artırıcı adımlar attığı, hakkında mahkeme kararı bulunan kişilerin ise terör, sabotaj ve savaş suçları dahil ağır suçlardan hüküm giydiği hatırlatıldı. "Kültürel ve dini mirasın yok edilmesi" iddialarının da tamamen asılsız ve kabul edilemez olduğu vurgulanan görüşmede, işgal döneminde Azerbaycan'ın kültürel ve dini mirasının geniş çapta tahrip edilmesine Avrupa kurumlarınca yeterli önem verilmediğine dikkat çekildi. AB'ye, Azerbaycan'la ilişkilere ve bölgede barış ile normalleşme sürecine zarar veren bu tür adımların önlenmesi için çağrı yapıldı. AZERBAYCAN PARLAMENTOSU, AVRUPA PARLAMENTOSU İLE TÜM İLİŞKİLERİNİ DURDURDU Azerbaycan Millî Meclisi tarafından kabul edilen kararda ise, AP'nin Azerbaycan'a karşı açık ve yapıcı diyalogdan yana olmadığı ve "yıkıcı tutum" sergilediği belirtildi. AP'nin faaliyetlerinde uluslararası hukuk normları ile adalet anlayışını göz ardı ettiği kaydedilen metinde, söz konusu kurumun, Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından 30 yıl işgal altında tutulmasına, yerleşim yerlerinin ve kültürel mirasın tahrip edilmesine, etnik temizlik ve 1 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine karşı "duyarsız kaldığı" vurgulandı. Ayrıca AB-Azerbaycan Parlamenter İşbirliği Komitesi ile Euronest Parlamenter Asamblesinin, Azerbaycan'a karşı baskı ve müdahale aracı haline getirildiği ifade edildi. Millî Meclisin kararında, AP'nin lobi gruplarının etkisinde kaldığı, Azerbaycan karşıtı ve İslam karşıtı bir yapıya dönüştüğü belirtildi. Kararda, AP'nin yaklaşımının yalnızca Azerbaycan-AB ilişkilerine değil, Güney Kafkasya'da kalıcı barış çabalarına da zarar verdiği ve bölgede gerilimi artırma riski taşıdığına işaret edildi. Bu çerçevede Milli Meclis, Avrupa Parlamentosu ile tüm alanlardaki iş birliğinin durdurulmasına, AB-Azerbaycan Parlamenter İşbirliği Komitesindeki faaliyetlerin sonlandırılmasına ve Euronest Parlamenter Asamblesindeki üyeliğin sona erdirilmesine yönelik sürecin başlatılmasına karar verdi. AP'NİN KABUL ETTİĞİ KARAR AP'de dün kabul edilen kararda Azerbaycan'a Karabağ'ı terk eden Ermenilerin geri dönüşünü sağlama çağrısında bulunulmuş, hapiste bulunan Ermenistan vatandaşlarının serbest bırakılması talep edilmişti. Kararda ayrıca Ermenilere ait kültürel mirasın korunması çağrısı yer almıştı.

Dışişleri Bakanlığından bazı ülkelerin 1915 olayları beyanlarına tepki! Haber

Dışişleri Bakanlığından bazı ülkelerin 1915 olayları beyanlarına tepki!

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, bazı ülkelerin yetkililerince 1915 olaylarına ilişkin yapılan açıklamalara tepki gösterdi. Bakanlık tarafından yayımlanan yazılı açıklamada, söz konusu beyanların tarihî gerçeklerle bağdaşmadığı ve siyasi saiklerle gündeme getirildiği vurgulandı. Açıklamada, Güney Kafkasya’da son dönemde oluşan barış ve uzlaşı ortamının, bölgede istikrar ve iş birliğini hedefleyen yaklaşımların güçlendiğini gösterdiği belirtilerek, geçmiş üzerinden husumet üretmeye çalışan girişimlerin bu sürece zarar verdiği ifade edildi. "1915 OLAYLARI SİYASİ İSTİSMAR KONUSU YAPILMAMALIDIR" Bakanlık, 1915 olaylarına ilişkin tartışmaların siyasi istismar konusu yapılmaması gerektiğine dikkat çekerek, bazı üçüncü ülke siyasetçilerinin meseleyi dar siyasi hesaplarla gündeme getirdiğini ve bu tutumun yapıcı diyalog ortamını zedelediğini kaydetti. Türkiye’nin, söz konusu olayların adil ve bilimsel bir zeminde incelenmesi amacıyla arşivlerini açtığı ve Ortak Tarih Komisyonu kurulmasını önerdiği hatırlatılan açıklamada, bu teklifin geçerliliğini koruduğu belirtildi. Açıklamada ayrıca, tüm taraflara yapıcı bir yaklaşım benimseme ve ortak, adil bir tarih anlayışına ulaşma yönünde çaba gösterme çağrısı yapıldı. "TÜRKİYE CUMHURİYETİ ARŞİVLERİNİ AÇMIŞTIR" Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Güney Kafkasya’da ortaya çıkan barış ve uzlaşı iklimi, bölgenin bir iş birliği ve istikrar havzası hâline gelmesini isteyenlerin, tarihten husumet üretmeye çalışan kesimlere verdiği güçlü bir cevaptır. 1915 olaylarına ilişkin tartışmada, tarafların, meselenin siyasi istismar konusu hâline getirilmemesi gerektiği yönündeki tavrı nettir. Buna karşılık, bazı üçüncü ülke siyasetçilerinin, meseleyi dar siyasi hesapları için kullanmaya çalıştıkları veya kendi sorumluluklarının üstünü örtmeye çabaladıkları da görülmektedir. Yüzyıllar boyunca birlikte yaşama kültürünün en güçlü örneklerini barındıran ülkemiz, 1915 olaylarının hakkaniyetli ve bilimsel bir zeminde incelenmesi amacıyla arşivlerini açmış ve bir Ortak Tarih Komisyonu kurulmasını önermiştir. Bu önerimiz geçerliliğini korumaktadır. Niyeti yapıcı olan üçüncü tarafları, ortak ve adil bir hafızaya ulaşmaya yönelik çabaları ve son dönemde gelişen yapıcı diyalog ortamını desteklemeye davet ediyoruz."

Moskova’da ipler koptu: Ermenistan için rotada Türkiye mi var? Haber

Moskova’da ipler koptu: Ermenistan için rotada Türkiye mi var?

Güney Kafkasya’da jeopolitik fay hatları Nisan 2026 itibarıyla yeniden hareketlendi. 1 Nisan’da Moskova’da gerçekleşen Vladimir Putin ile Nikol Paşinyan arasındaki zirvenin herhangi bir anlaşma sağlanamadan sona ermesi, iki ülke arasındaki güvenlik ve enerji temelli derin görüş ayrılıklarını tescilledi. Rusya’nın güvenilir bir garantör olma vasfını yitirmesiyle oluşan boşlukta Türkiye, bölgesel istikrarın anahtarı ve yapıcı bir arabulucu olarak öne çıkıyor. ENERJİ BAĞIMLILIĞI TARTIŞMASI DERİNLEŞİYOR Ermenistan Parlamentosu Başkanı Alen Simonyan’ın zirvenin hemen ardından 4 Nisan 2026’da yaptığı açıklama, sürecin seyrini etkileyen önemli gelişmelerden biri oldu. Simonyan, Rus gaz fiyatlarında artış olması hâlinde ülkesinin Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ve Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini gözden geçirebileceğini belirtti. Bu açıklama, Erivan’ın Moskova’ya yönelik artan enerji bağımlılığını ve buna bağlı siyasi hassasiyetlerini gündeme taşıdı. Analistlere göre bu durum, Ermenistan’ın alternatif enerji projelerine yönelme ihtimalini artırırken, Türkiye’yi potansiyel bir ortak olarak öne çıkarıyor. RUSYA’DAN EKONOMİK ABLUKA: "KONYAK VE TARIM" DARBESİ Moskova yönetimi, diplomatik tıkanıklığı ekonomik baskı araçlarıyla derinleştiriyor. 7 Nisan 2026’da Rusya’nın alkol regülatörü, Ermenistan’ın en büyük ihracat kalemlerinden olan "Proşyan Konyak Fabrikası"nın lisansını iptal etti. "Teknik" gerekçelerle sunulan bu kısıtlamalar, tarım ve gıda ürünlerine yönelik sertifikasyon engelleriyle birleşince, Ermeni üreticiler için yeni ticaret koridorları bulmak bir zorunluluk haline geldi. Bu senaryoda Türk lojistik ve transit rotaları, Ermenistan ekonomisi için hayati bir "can damarı" olma özelliği taşıyor. KAFKASYA’DA YENİ DENKLEM: ANKARA’NIN STRATEJİK KAZANIMI Erivan’ın Rus yörüngesinden çıkış süreci, Ankara’nın diplomatik ve ekonomik nüfuzunu pekiştirmesi için geniş bir fırsat penceresi açıyor. Türkiye; Gürcistan, Ermenistan ve İran arasındaki ulaşım sisteminde eksik olan halkayı tamamlayarak bölgesel bir ticaret merkezi olma yolunda ilerliyor. Enerji fiyatlarına ilişkin belirsizlikler ve ticari kısıtlamalar, Ermenistan açısından alternatif iş birliği arayışlarını hızlandırırken, Türkiye’nin enerji ve ticaret koridorlarında sunduğu çeşitlendirme seçenekleri dikkat çekiyor. Uzmanlar, Rusya’nın sistemli baskılarının aksine Türkiye’nin sunduğu öngörülebilir ve karşılıklı kazanca dayalı iş birliği modelinin Erivan’da karşılık bulmaya başladığını belirtiyor. Nisan 2026’da yaşanan bu olaylar dizisi, Rusya’nın bölgedeki etkisinin zayıfladığı ve Türkiye’nin Kafkasya’nın ana aktörü olarak perçinlendiği uzun vadeli bir eğilimi temsil ediyor.

ADF2026’da Güney Kafkasya mesajı: Barış, iş birliği ve yeni bölgesel dönem Haber

ADF2026’da Güney Kafkasya mesajı: Barış, iş birliği ve yeni bölgesel dönem

5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında düzenlenen “Güney Kafkasya: Stratejik Merkez Olma Yolunda” başlıklı panelde, bölgenin artan jeopolitik ve ekonomik önemi ele alındı. Panele Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev, Gürcistan Hükûmet İdaresi Başkanı Levan Zhorzholiani, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vahan Kostanyan konuşmacı olarak katıldı. Panelin moderatörlüğünü ise, TRT World sunucusu Enda Brady üstlendi. “GÜNEY KAFKASYA’DA YENİ BİR DÖNEME GİRİLDİ” Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev, Güney Kafkasya’da barış sürecine ilişkin önemli mesajlar verdi. Hacıyev, geçmişte bölge ülkelerinin uluslararası platformlara savaş ve çatışma gündemiyle katıldığını ancak artık barış gündemiyle bir araya geldiklerini belirterek, Güney Kafkasya’da savaşın sona erdiğini ve yeni bir döneme girildiğini ifade etti. Azerbaycan’ın barış sürecine güçlü şekilde bağlı olduğunu vurgulayan Hacıyev, ABD Başkanı Donald Trump’ın da yer aldığı Washington Zirvesi’nde ortaya konan ilkeler doğrultusunda Ermenistan ile normalleşme sürecinin ilerlediğini ve iki ülke arasında anlaşmanın parafe edildiğini söyledi. Barış sürecinin yalnızca belgelerle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Hacıyev, sahada somut adımlar atılması gerektiğini vurguladı. Azerbaycan’ın bu doğrultuda Ermenistan ile pragmatik iş birliği geliştirdiğini, güven artırıcı adımların atıldığını ve sivil toplum düzeyinde temasların başladığını ifade etti. İki ülke arasında ticari ilişkilerin de başladığını belirten Hacıyev, Azerbaycan’dan Ermenistan’a petrol ürünleri ihracatının gerçekleştiğini, karşılıklı ticaretin geliştirilmesinin gündemde olduğunu söyledi. Bu gelişmelerin birkaç yıl öncesine kadar mümkün görülmediğini dile getirdi. Bölgede yeni bir statükonun oluştuğunu ifade eden Hacıyev, bu yapının hukuka ve meşruiyete dayandığını ve her iki ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini belirtti. Ayrıca uzun vadede bölgesel barış ve güvenliği sağlayacak yeni bir güvenlik mimarisi inşa edildiğini kaydetti. Güney Kafkasya’nın çevresinde devam eden çatışmalara da dikkat çeken Hacıyev, kuzeyde Ukrayna-Rusya Savaşı, güneyde ise İran merkezli gerilimlere rağmen bölgede sağlanan barış ortamının önemli bir güvenlik alanı oluşturduğunu ifade etti. Hacıyev, Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ı kapsayan kapsayıcı bir bölgesel iş birliği modelinin hedeflendiğini belirterek, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü iş birliğinin de bu sürece katkı sunduğunu vurguladı. “KALICI BARIŞ ORTAK VİZYONDAN GEÇİYOR” Gürcistan Hükûmet İdaresi Başkanı Levan Zhorzholiani, Güney Kafkasya’da barış, istikrar ve ekonomik iş birliğinin önemine dikkat çekti. Gürcistan’ın yaklaşık üç bin yıldır imparatorlukların kesişim noktasında yer aldığını hatırlatan Zhorzholiani, bu zorlu coğrafyada ayakta kalabilmenin en önemli aracının diplomasi olduğunu vurguladı. Tarih boyunca birçok büyük gücün ortadan kalktığını ancak Gürcistan’ın varlığını sürdürdüğünü belirten Zhorzholiani, bu durumun diplomasiye verilen önemin bir sonucu olduğunu ifade etti. Gürcistan’ın dış politika anlayışının merkezinde barış, istikrar ve diyalogun yer aldığını dile getiren Zhorzholiani, bu yaklaşımı yalnızca bölgesel düzeyde değil, küresel ölçekte de sürdürme kararlılığında olduklarını söyledi. Azerbaycan ile Ermenistan arasında barış sürecinde kaydedilen ilerlemeleri memnuniyetle karşıladıklarını belirten Zhorzholiani, iki ülke arasında ticari ilişkilerin başlamasının bölge açısından tarihî bir gelişme olduğunu ifade etti. Gürcistan’ın bu süreçte kolaylaştırıcı ve destekleyici bir rol üstlendiğini vurgulayan Zhorzholiani, birkaç ay önce Tiflis’te Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan dışişleri bakan yardımcılarının bir araya gelerek ikili ve üçlü iş birliği başlıklarını ele aldığını hatırlattı. Güney Kafkasya’da kalıcı barışın sağlanmasının, bölge ülkelerinin ortak bir vizyon etrafında buluşmasına bağlı olduğunu belirten Zhorzholiani, komşu ülkelerin güçlü ve istikrarlı olmasının birbirlerini doğrudan etkilediğini ifade etti. Bu nedenle bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesinin tüm ülkeler için kazanım sağlayacağını dile getirdi. Barış ile ekonomik kalkınma arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çeken Zhorzholiani, Gürcistan’ın son yıllarda Avrupa’nın en yüksek büyüme oranlarından birine ulaştığını ve son dört yılda ortalama yüzde 9,3 büyüme kaydettiğini söyledi. 2026 yılının ilk iki ayında da yüzde 8,4 büyüme sağlandığını belirten Zhorzholiani, bu ekonomik performansın sürdürülebilir kalkınma politikalarının bir sonucu olduğunu ifade etti. Zhorzholiani, bölgesel ekonomik iş birliğinin ve bağlantısallığın artırılmasının yalnızca refahı değil, aynı zamanda barışı da güçlendireceğini vurgulayarak, Güney Kafkasya’da siyasi ve ekonomik entegrasyonun geliştirilmesinin uzun vadeli istikrar açısından kritik önem taşıdığını söyledi. Konuşmasını, Gürcistan’ın barış odaklı politikalarını sürdürmeye ve bölgesel iş birliğini derinleştirmeye devam edeceğini belirterek tamamlayan Zhorzholiani, Güney Kafkasya’nın ortak vizyon ve iş birliği temelinde daha güçlü bir geleceğe ilerleyebileceğini ifade etti. “GÜNEY KAFKASYA’NIN BİR KÖPRÜ HÂLİNE GELMESİ HEDEFLENİYOR” Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vahan Kostanyan, bölgedeki yeni dinamiklere ve barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kostanyan, Güney Kafkasya’da artık tamamen farklı bir döneme girildiğini belirterek, geçmişte Ermenistan ve Azerbaycan temsilcilerinin aynı platformda yer almasının gerilim beklentisi yarattığını, bugün ise ortak gelecek, iş birliği ve diyalog imkanlarının konuşulduğunu ifade etti. Panelde aynı bölgeden dört temsilcinin bir araya gelerek geleceğe dair ortak perspektifleri tartışmasının sembolik değerine dikkat çeken Kostanyan, Vaşington’da (Washington) gerçekleşen zirvenin bu dönüşümde önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Söz konusu gelişmenin yalnızca Ermenistan ve Azerbaycan ilişkilerini değil, Gürcistan ve Türkiye’yi de kapsayan daha geniş bir bölgesel iş birliği sürecini tetiklediğini dile getirdi. Küresel ölçekte artan belirsizlikler, savaşlar ve tedarik zincirlerindeki kırılmaların yaşandığı bir dönemde Güney Kafkasya’nın istikrarlı bir bölge olarak öne çıktığını belirten Kostanyan, bu durumun bölge ülkeleri için önemli bir rekabet avantajı sunduğunu ifade etti. Ancak bu avantajın kalıcı olmayabileceğine dikkat çeken Kostanyan, bölge ülkelerinin hızlı ve akılcı adımlar atarak mevcut fırsatları değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Barış sürecinin sağlanmasının ciddi bir siyasi irade ve cesaret gerektirdiğini vurgulayan Kostanyan, bundan sonraki aşamada da aynı kararlılıkla ilerlenmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle bölgedeki ulaşım ve iletişim hatlarının açılması, ülkeler arasındaki ekonomik ve lojistik bağlantıların güçlendirilmesi ve Güney Kafkasya’nın Avrupa, Türkistan ve Uzak Doğu arasında kesintisiz bir köprü hâline getirilmesinin öncelikli hedefler arasında yer aldığını dile getirdi. Kostanyan ayrıca, Ermenistan ile Azerbaycan arasında sağlanacak kalıcı barışın yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmekle kalmayacağını, aynı zamanda her iki ülkenin bağımsızlığı ve egemenliğinin de en güçlü teminatı olacağını belirtti. Bölgesel iş birliğinin kapsayıcı bir anlayışla geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Kostanyan, Güney Kafkasya’da uzun vadeli barış ve istikrarın bu yaklaşım sayesinde mümkün olacağını söyledi. “İSTİKRARLI, GÜVENLİ VE REFAH İÇİNDE BİR BÖLGE ORTAK BİR SORUMLULUK” Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, Türkiye’nin bölgesel barış, istikrar ve diyalog konusundaki rolüne dikkat çekti. Kılıç, Türkiye’nin her zaman istikrar, refah, barış ve iş birliğinden yana bir politika izlediğini belirterek, bölgesel gelişmeler karşısında sorumluluk bilinciyle hareket ettiklerini vurguladı. Türkiye’nin kendisini bölgenin dışında bir güç olarak değil, doğrudan bir parçası olarak gördüğünü ifade eden Kılıç, bu nedenle bölgesel sorunların çözümünde aktif katkı sunmayı görev olarak değerlendirdiklerini söyledi. Geçmişte yaşanan sorunların yalnızca analiz edilmesinin yeterli olmadığını belirten Kılıç, asıl önemli olanın bu deneyimlerden ders çıkararak geleceğe yönelik somut adımlar atmak olduğunu dile getirdi. Bölge ülkelerinin ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Kılıç, farklılıkların bulunmasının doğal olduğunu ancak önemli olanın ortak noktalar etrafında buluşabilmek olduğunu ifade etti. Bölgesel sorunların çözümünde diyalogun vazgeçilmez bir araç olduğuna dikkat çeken Kılıç, Türkiye’nin bu süreçte kolaylaştırıcı bir rol üstlenmeye hazır olduğunu ifade etti. Taraflar arasında zaman zaman sert tartışmaların yaşanabileceğini ancak iletişim kanallarının açık tutulmasının çözümün ön koşulu olduğunu vurguladı. Türkiye’nin yaklaşımının doğrudan müdahaleden ziyade, taraflar arasında güven inşa edilmesini destekleyen bir kolaylaştırıcılık olduğunu belirten Kılıç, ülkelerin kendi sorunlarını kendilerinin çözmesi gerektiğini söyledi. Bölgesel meselelerin dış aktörler tarafından dayatılan çözümlerle kalıcı şekilde çözülemeyeceğini ifade eden Kılıç, bu tür yaklaşımların ancak geçici sonuçlar doğurabileceğini dile getirdi. Güney Kafkasya’da Azerbaycan ve Ermenistan temsilcilerinin aynı platformda bir araya gelmesinin önemine işaret eden Kılıç, bunun bölge adına umut verici bir gelişme olduğunu belirtti. Farklılıkların uzun süre devam edebileceğini ancak ortak çıkarların ön plana çıkarılması gerektiğini ifade etti. Küresel ölçekte artan krizlere de değinen Kılıç, dünyanın zorlu bir dönemden geçtiğini ve birçok bölgede çatışmaların devam ettiğini belirterek, bu ortamda bölgesel iş birliğinin ve dayanışmanın daha da önemli hâle geldiğini söyledi. Kılıç, Türkiye’nin bölgesel barış ve istikrarın sağlanması için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğini vurgulayarak, diyalog, iş birliği ve karşılıklı anlayış temelinde daha güçlü bir bölgesel yapı inşa edilebileceğini ifade etti.

Hacettepe Üniversitesinde "Güney Kafkasya'da Normalleşme Süreci" konuşuldu Haber

Hacettepe Üniversitesinde "Güney Kafkasya'da Normalleşme Süreci" konuşuldu

Hacettepe Üniversitesi ev sahipliğinde, Türk Devletleri Gençlik Topluluğu ile Azerbaycan Uluslararası İlişkiler Analiz Merkezi Uzmanı (AIR Center) iş birliğinde 10 Aralık 2025 tarihinde “Güney Kafkasya’da Normalleşme Süreci: Türkiye-Azerbaycan İşbirliğinin Yarattığı İmkânlar” başlıklı bir panel düzenlendi. Akademi, diplomasi, medya ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getiren etkinlik iki oturumdan oluştu. Türk dünyasının geçmişten bugüne uzanan ilişkileri ile bölgesel iş birliği perspektifleri ayrıntılı şekilde ele alındı. Panele; Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Cahit Güran, AIR Center Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Cavid Veliyev, Azerbaycan'ın Ankara Büyükelçisi Dr. Reşad Memmedov, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Merkez Yönetim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Bahadır Bumin Özarslan, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Kafkasya Genel Müdür Yardımcısı Elçi Ayşe Uzer, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tufan Gündüz, Azerbaycan Devlet Televizyonu Tarih Bölümü Şube Müdürü ve Bakü Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi Mahir Garibov, HÜSAM Müdür Yardımcısı ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Özlem Pınar Oran, Türk İşbirliği Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rahman Nurdun, Türk Dünyası Gençlik Vakfı Başkanı Ramazan İzol, Trend Uluslararası Haber Ajansı Genel Müdür Yardımcısı Sahil Kerimli ve Azerbaycan Uluslararası İlişkiler Analiz Merkezi Uzmanı Fuat Abdullayev katıldı. Panelin birinci oturumu “Geçmişten Günümüze Türk Dünyası” temasıyla; tarihsel süreç, kimlik, kültür ve bölgesel dayanışmanın temel unsurları konuşmacılar tarafından masaya yatırıldı. İkinci oturum ise “Türk Dünyasında İş Birliği Fırsatları” başlığı altında Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin yarattığı yeni stratejik açılımlar, ekonomik, diplomatik ve akademik iş birliği imkânları ile Güney Kafkasya’da normalleşme sürecinin geleceği kapsamlı şekilde ele alındı. Program; akademisyenler, uzmanlar ve karar alıcılar arasındaki etkileşimi artırmanın yanı sıra, Hacettepe Üniversitesi öğrencilerine de Türk dünyası, bölgesel siyaset ve Türkiye-Azerbaycan ilişkileri hakkında birinci ağızdan bilgi edinme, sorular yöneltme ve güncel gelişmeleri uzmanlardan öğrenme fırsatı sundu.

Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanından kritik uyarı: Rusya Kafkasya'daki kontrolü kaybetmemek için etnik çatışma kışkırtabilir Haber

Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanından kritik uyarı: Rusya Kafkasya'daki kontrolü kaybetmemek için etnik çatışma kışkırtabilir

Karadeniz ve Kafkasya, “sınır bölgesi” olmaktan çıkarak yeni Avrasya düzeninin yapısal omurgasına dönüştü. Önümüzdeki yıllarda bu bölgelerde yaşanacak gelişmeler, Rusya’nın jeopolitik statüsünü belirleyecek. Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı İnal Şerip’in Kıyiv Post için kaleme aldığı köşe yazısında, Ukrayna savaşının küresel öncelikleri kökten değiştirdiğini ve artık lojistik koridorların güvenliği ile kritik altyapının dayanıklılığının, geleneksel askeri güçten farksız bir stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı. Bu bağlamda, ABD’li uzman S. Frederick Starr’ın değerlendirmelerine de atıfta bulunarak, Karadeniz’e serbest erişimin Kafkasya devletlerinin egemenliği için hayati olduğunu belirtti. Şerip, Batı’ya yönelimi hızlanan bu kritik coğrafyada kontrolü kaybetmek istemeyen Moskova’nın, doğrudan askeri karşılık yerine Dağıstan-Azerbaycan sınırındaki etnik fay hatlarını istismar eden "Lezgin Kartı" gibi asimetrik ve düşük maliyetli provokasyonlarla bölgede yönetilen bir belirsizlik yaratma tehlikesine dikkat çekerek Rusya’nın bu hamlelerinin, sadece Kafkasya’yı değil, tüm yeni Avrasya düzenini kilitleme riski taşıdığı uyarısında bulundu. Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı İnal Şerip’in Kıyiv Post’ta 25 Ekim 2025 tarihinde yayımlandığı köşe yazısının tam metni şu şekilde: "Ukrayna'daki savaş, küresel öncelikler hiyerarşisini kökten değiştirdi; sınırların zorla değiştirilmesi tabusu fiilen kalkarken, yaptırımlar ve lojistik kontrolü devlet yönetiminin kalıcı araçları haline geldi. 'Sert' ve 'yumuşak' deniz ablukalarının rolü, altyapı üzerindeki siber baskı ve limanlar, boğazlar ve okyanuslara nehir erişimi için rekabetle birlikte artıyor. Haberleşme güvenliği ve kritik altyapının dayanıklılığı -günümüzde artık ordu mevcudu veya donanma tonajı kadar- belirleyici hale geldi. Avrasya haritasında bu değişim, en doğrudan Karadeniz ve Kafkasya’yı etkiliyor. Uzun süredir çevresel olarak görülen bu bölgeler artık yeni düzenin kilit düğümüne dönüşmüş durumda. Montrö Sözleşmesi, Karadeniz'e erişimde Türkiye'yi kaçınılmaz bir hakem yaparken; Tuna Nehri, Ukrayna-Romanya koridoru üzerinden Orta Avrupa'yı okyanuslara bağlıyor. Tahıl ve enerji lojistiği, kıyı sularının stratejik değerini yükseltiyor. Aynı zamanda, Karadeniz, Kafkasya, Hazar ve Orta Asya'yı birbirine bağlayan Orta Koridor (Trans-Hazar Koridoru) güçleniyor ve Avrupa Birliği’ne (AB) Rus güzergâhlarına alternatif bir yol sunuyor. Bu bağlamda, 30 Eylül 2025'te ABD Senatosu Avrupa ve Bölgesel Güvenlik Alt Komitesi'nin toplantısında konuşan S. Frederick Starr, Karadeniz krizinin Baltık kriziyle karşılaştırıldığında sistematik biçimde hafife alındığını savundu. Rusya, Türkistan ve Kafkasya konusunda uzman, Orta Asya ve Kafkasya Enstitüsü'nün kurucu başkanı ve Amerikan Dış Politika Konseyi'nin ( AFPC ) önde gelen Avrasya araştırmacısı olan Starr, Karadeniz’in üç NATO üyesi ülkeye (Romanya, Bulgaristan, Türkiye) ev sahipliği yaptığını ve Rusya’nın bu denizi Ortadoğu üzerindeki etkisini yansıtmak için kullandığını vurguladı. Starr’ın temel tezi şuydu: Karadeniz’e serbest erişim, Kafkasya ve hatta Orta Asya devletlerinin egemen manevra kabiliyetlerinin ön koşuludur; bu erişimin kaybı onları Moskova veya Pekin’in kontrolü altına iter. Rusya için riskler çok yüksek. Karadeniz–Kafkasya hattındaki nüfuzunu korumak, küresel güç iddiasının bir testi niteliğinde. Kontrolün kaybı, deniz koridorlarına, kaynak üslerine ve dışa açılma kanallarına erişimi daraltacak; bu da Avrupa üzerindeki enerji ve transit alanındaki baskı araçlarını zayıflatacak. Buna karşılık, rakip güzergâhların işleyişini bozabilme ve bölgeyi “yönetilebilir belirsizlik” içinde tutabilme yeteneği, Rusya’nın dış politika araç setinin ömrünü uzatıyor. Güney Kafkasya’nın Batı’ya yönelimi, ABD yönetiminin aracılığıyla Vaşington'da ağustos ayında duyurulan Ermenistan-Azerbaycan barış anlaşması sonrasında hız kazandı. Kimileri bu gelişmeyi 'tarihi' olarak nitelendirirken, diğer gözlemciler Beyaz Saray deklarasyonu ile onaylanmış bir barış anlaşmasının aynı şey olmadığını ve uzun vadeli uygulama gerektireceğini belirtiyorlar. Yine de niyetlerin teyidi ve altyapı projelerinin başlaması bile güç dengelerini değiştiriyor ve Moskova bunu keskin biçimde hissediyor. Rusya'nın tepkisi ne olacak? Doğrudan bir askeri karşılık, Ukrayna'ya karşı devam eden savaş ve kaynak maliyetleri nedeniyle kısıtlıdır. Yakın vadede daha olası senaryo asimetrik tepkiler; ekonomik baskılar (enerji, transit, seçici gümrük ve düzenleyici engeller), bilgi–psikolojik operasyonlar ve deniz hukuku ya da su alanı rejimleri üzerine hukukî ihtilaflar. Muhtemel 'hedefler' arasında Orta Koridoru’nun (Trans-Hazar) zayıf noktaları ve Karadeniz bağlantıları yer alıyor. Buralarda yaşanacak her aksama, Bakü, Kıyiv, Bükreş ve Brüksel için maliyeti artıracak ve Moskova’ya dolaylı nüfuz alanı sağlayacak. Kremlin’in Güney Kafkasya’nın Batı’ya kalıcı yönelimini sessizce kabullenmesi beklenmiyor. Bu çerçevede Vladimir Putin’in İlham Aliyev’e yönelik uzlaşmacı jestleri, zaman kazanma çabası olarak okunabilir. Bu strateji, farklı keskinlikte 'iğnelerden' oluşan bir set gibi: ekonomik kısıtlamalar, transit anlaşmazlıkları ve Azerbaycan çevresinde etnik fay hatlarını kaşıyan “yönetilebilir istikrarsızlık” yaratma çabaları. Bu bağlamda, uzun süredir kullanılan 'Lezgi Kartı' dikkat çekicidir. Dağıstan ile Azerbaycan'ın kuzeydoğusu arasında hassas kimlikleri manipüle etmeye dayalı bir araç. 1990’larda 'sınırların yeniden çizilmesi' ve 'tarihi adalet' söylemleri sıradan hale gelmişti; 'azınlıkların korunması' retoriği dış müdahale için meşrulaştırıcı gerekçe olarak kullanılıyordu. Abhazya savaşında, Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu aracılığıyla bir ay içinde yaklaşık bin 500 gönüllünün seferber edilmesi, yerel bir kıvılcımın nasıl devletlerarası krize dönüşebileceğini göstermişti. En riskli senaryo, Dağıstan-Azerbaycan sınırında bir provokasyon, olayın bir 'etnik katliam' olarak gösterilmesi ve dolayısıyla bir 'insani görev' veya 'kardeş halkı koruma' iddialarına kapı açılmasıdır. Demografik yapı da kırılganlığı artırıyor; yalnızca Dağıstan’da yaklaşık 120 bin Azerbaycanlı, Azerbaycan’da ise 250 bin civarında Lezgi ve Avar yaşıyor. Dolayısıyla olası bir çatışma hızla sınırı aşarak Kremlin’e siyasi ve bilgi savaşında geniş manevra alanı sunacaktır. Şimdiden Dağıstan’da 'yerel aktivistler' aracılığıyla Azerbaycan karşıtı söylemleri yayıldığına dair haberler ortaya çıkıyor. Bu yaklaşım Kremlin’in repertuarına tamamen uygun; düşük maliyet, yüksek etki ve sorumluluğun zor kanıtlanması. Moskova’nın 'Lezgi Kartını' uzun süredir yedekte tuttuğuna dair kanıtlar şunlardır: Birinci Çeçen Savaşı’ndan sonra Rus yetkililer, Rusya Federasyonu içindeki ulusal oluşumların uluslararası platformlarda temsilini sistematik biçimde sınırladı ve bu, birçok bölge ve cumhuriyetin Temsili Olmayan Milletler ve Halklar Örgütünden (UNPO) ayrılmasına yol açtı. 'Gönüllü' olarak ayrılanlar arasında; Başkurdistan (1998), Yakutistan (Saha) (1998), Mari El (2009), Çuvaşistan (2008), Tataristan (2008), Kumıkistan (2008), İnguşetya (2008), Komi (2009), Buryatya (2010), Tuva (2010) ve Udmurtiya (2013) vardı. Buna karşın, Rusya'da kendi federal özneliği olmayan, Dağıstan'ın güneyi ve Azerbaycan'ın kuzeydoğusunda yaşayan bir halk olan Lezgilerin Temmuz 2012'de UNPO'ya katılması ve bugün orada temsil edilen tek 'Rus' halkı olarak kalması dikkat çekicidir. Rusya içinde Lezgi kimliğini kurumsal olarak temsil eden yapı, merkezi Moskova’da bulunan Federal Lezgi Ulusal-Kültürel Özerkliği’dir. Başkanları Arif Paşayeviç Kerimov, Rusya Devlet Başkanlığına bağlı Uluslararası İlişkiler Konseyi üyesidir; başkan yardımcısı ise Rusya İçişleri Bakanlığı İç Kuvvetleri Zırhlı Araç Dairesi eski Başkanı, Tümgeneral Tagir Hiyiroviç Eminov’dur. Analistler tarafından bu yapı, Bakü üzerinde potansiyel bir etki kanalı olarak görülmektedir. Bugünkü konjonktürde Kuzey Kafkasya'nın bütün sistemin en kritik bileşenlerinden biri haline geldiğini görüyoruz. Rus kontrolü altında kaldığı sürece bölge, Hazar Denizi'nden Karadeniz'e kadar tüm kuşak boyunca güç kullanabilen bir "barut fıçısı" potansiyelini koruyor. Bölgedeki herhangi bir yerel tırmanış, Güney Kafkasya ve Karadeniz'de anında yankı bulabilir. Özetle, Karadeniz ve tüm Kafkasya, 'sınır bölgesi' olmaktan çıkıp yeni Avrasya düzeninin yapısal omurgası haline geldi. Önümüzdeki birkaç yıl içinde burada kök salacak kurumlar, rotalar ve kurallar, yalnızca Ukrayna'nın istikrarını, Avrupa'nın güvenliğini ve Kafkasya ile Orta Asya'nın özerkliğini değil, aynı zamanda Rusya'nın küresel bir rakip statüsünü koruyup koruyamayacağını veya fiili bir bölgesel güce indirgenip indirgenmeyeceğini de belirleyecektir. Tüm bu sorular, 1 Kasım 2025'te Kıyiv'de düzenlenecek olan 'Avrupa'nın Güvenlik Sınırı: Kuzey Kafkasya' başlıklı uluslararası konferansta ele alınacak."

Ermenistan-AB ilişkileri nereye gidiyor? Haber

Ermenistan-AB ilişkileri nereye gidiyor?

Dilara Dilşah KAYA / QHA Ankara Ermenistan, 2024 yılının ekim ayında Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik konusunda referandum yapılması için bir dilekçe kampanyası başlattı. 50 bin imza gerektiren kampanya için, beklenen son tarihten önce 60 bin imza toplandı. Toplanan imzalar, Ermenistan Merkez Seçim Komisyonuna sunulacak ve gerekli doğrulamaların yapılmasının ardından, yasa tasarısı değerlendirilmek üzere Ermenistan Parlamentosuna iletilecek.  Ermenistan’ın Batı ile olan ilişkileri ve kurduğu ittifaklar dikkat çekiyor. 22 Temmuz 2024 tarihinde gerçekleşen AB Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında; Ermenistan’a yapılacak askerî yardım konusu ele alındı ve  Ermenistan Silahlı Kuvvetlerini desteklemek amacıyla Avrupa Barış Aracı (APF) kapsamında 10 milyon avro değerinde bir yardım tedbirinin kabul edildi. Ermenistan’ın savunma alanında güçlenmesinin önünü açacak bu yardım, Azerbaycan’ın da gözünden kaçmadı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, atılan bu adım üzerine yaptığı açıklamada Batı’yı uyarmış ve yaşanacak olası olayların da doğrudan sorumlusu olacaklarını belirtti. Yaşanan bu gelişmeler ışığında; Ermeni tarihi ve Türk-Ermeni İlişkileri alanlarında uzman olan Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Analisti Tuğçe Tecimer, Ermenistan’ın attığı adımların Güney Kafkasya bölgesindeki dinamiklere yönelik olası etkilerini Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. ERMENİSTAN, MÜTTEFİĞİ RUSYA’DAN BEKLEDİĞİ DESTEĞİ GÖREMEDİ Başlatılan imza kampanyasının Ermenistan’ın AB ile ilişki kurma konusundaki ilk denemesi olmadığını belirten Tecimer, daha önceki dönemlerde de konuyla ilgili adımlar atıldığını fakat Rusya’nın müdahalesi nedeniyle ilerlenemediğini kaydetti. Ermenistan’ın AB ile ilişki kurma çabalarının nedenlerini sıralayan Uzman; başlıca sebebin “Ermenistan’ın İkinci Karabağ Savaşı sırasında müttefiki olan Rusya’dan beklediği desteği göremediğini düşünmesi” olduğunu ifade etti. Tecimer aynı zamanda Ermenistan’ın Rusya’nın Güney Kafkasya’da kurmaya çalıştığı tahakkümden rahatsız olduğunun da altını çizdi. ÖNCE TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER DÜZELTİLMELİ Geniş çaplı bir alternatif müttefik arayışında olan Ermenistan’ın AB ile bağ kurabilmesi için önce Türkiye ile ilişkilerini düzeltmesi gerektiğini vurgulayan Uzman, “AB’ye üyelik konusunda devam eden müzakereler ve kurulan alternatif ticari ilişkiler Ermenistan’ın politik ve ticari olarak Rusya ile sınırlı kalmayıp dünyaya açılma misyonunu da ortaya koymaktadır. Bu konuda şunu da belirtmek gerekir ki, Ermenistan’ın Türkiye ile normalleşme sürecini tamamlaması denize ve ticaret yollarına açılması bakımından elzemdir. Yani, Ermenistan’ın söz konusu hedefine ulaşması Türkiye ile olan ilişkilerini geliştirmesiyle doğrudan bağlantılıdır.” ifadelerini kullandı. ASKERÎ YARDIMLAR, AZERBAYCAN İLE BARIŞ ANLAŞMASININ İMZALANMASINI ZORLAŞTIRIYOR Tecimer, Ermenistan-AB ilişkileri hakkındaki değerlendirmesine bölgesel ve Azerbaycan özelinde açıklamalarıyla devam etti. Azerbaycan’ın Ermenistan’ın AB’ye üye olması konusunda herhangi bir çekincesi olmadığını belirten Tecimer, AB tarafından Ermenistan’a sağlanan askerî yardımlara dikkat çekti. Uzman, “Ermenistan’ın İkinci Karabağ Savaşı henüz bitmişken ve barış anlaşması dahil imzalanamamışken, Fransa ve diğer Batılı ülkelerden aldığı askeri yardımlar ve askeri malzeme satın alımları Azerbaycan’ı haklı gerekçelerle rahatsız etmektedir.” açıklamasını yaptı. Ermenistan’a yapılan yardımların Azerbaycan tarafından art niyet olarak görüldüğünü aktaran Tecimer, bu yardımlarla yeni bir savaş çıkma olasılığı oluşturduğunu vurguladı. Değerlendirmesini, “Azerbaycan’ın görüşüne göre, Ermenistan’ın bu şekilde silahlandırılması ve savunma alanında yapılan yatırımlar, gelecekte tekrar bir savaş çıkma olasılığını ortaya çıkarmaktadır. Bu sebeple, Azerbaycan Ermenistan’a verilen bu askeri desteği art niyetli bir girişim olarak görmektedir. Bu koşullar, iki ülke arasında barış anlaşması imzalanmasını zorlaştıran etkenlerden biridir.” ifadeleriyle aktardı. ERMENİSTAN AB ÜYESİ OLABİLİR Mİ? Ermenistan’ın talep ettiği söz konusu üyeliğin çeşitli etkenlerden dolayı öngörülebilir gelecek için mümkün görünmediğini aktaran Uzman, etkenler hakkında bilgi verdi. İlk olarak AB ile doğal köprü görevi görecek olan Türkiye’nin üyelik süreci tamamlanmamışken denize çıkışı bile olmayan ve Türkiye ile normal ilişki tesis edemeyen Ermenistan’ın AB üyesi olması gerçekçi görünmediğini belirtti. İkinci olarak Ermenistan’dan çok daha önce, kararlı bir şekilde AB üyeliği sürecine giren diğer bir Kafkas ülkesi Gürcistan’ın üyeliği muammadayken Ermenistan üyeliğinin öne alınmasının Gürcistan ve diğer aday ülkeler için olumsuz mesaj verilmesine sebep olarak AB’nin prestijine zarar vereceğini kaydetti. Üçüncü olarak Doğu Avrupa ve özellikle de Ukrayna’nın geleceği devam eden Rusya-Ukrayna savaşı sebebiyle belirsiz durumdayken, Avrupa’nın yanı başında bile olmayan Kafkasya’daki Ermenistan’ın AB üyesi olması jeopolitik açıdan mantıklı olmadığı yorumunu yaptı. Dördüncü ve son olarak da AB’nin en son yapılan genişlemeyi bile tam olarak hazmedememişken, üye ülkelerin Ermenistan gibi jeopolitik ve ekonomik sorunlarını henüz çözememiş bir ülkenin üyeliğine onay vermesinin pek mümkün gözükmediğini kaydetti. Tecimer, değerlendirmesini “Tüm bunlara rağmen Batılı ülkeler, Ermenistan’a AB üyeliği olasıymış gibi mesaj vermektedir. Bunun temel sebebi, Batılı ülkelerin Ermenistan üzerinden Kafkasya’da söz sahibi olmak istemesi ve bölgedeki ülkelere (Türkiye, Rusya, İran, Azerbaycan ve Gürcistan) oyun kurucu olduğunun mesajını verme gayretidir.” ifadeleriyle sonlandırdı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.