SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Güvenlik

QHA - Kırım Haber Ajansı - Güvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güvenlik haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Zaporijjya Nükleer Santrali’nde İHA saldırısı: UAEA hasarı doğruladı Haber

Zaporijjya Nükleer Santrali’nde İHA saldırısı: UAEA hasarı doğruladı

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (UAEA) Ukrayna’daki Zaporijjya Nükleer Santrali sahasında gerçekleştirdiği incelemede, bir insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından ekipman hasarı tespit edildi. Ajansın yaptığı açıklamaya göre, UAEA ekibi 5 Mayıs’ta Dış Radyasyon Kontrol Laboratuvarı’nı (ECRL) ziyaret etti. Ziyaretin, tesise yönelik İHA iddialarından bir gün sonra gerçekleştiği bildirildi. Açıklamada, “Ekip, laboratuvarda kullanılan bazı meteorolojik izleme ekipmanlarının hasar gördüğünü ve artık çalışmadığını tespit etti.” ifadelerine yer verildi. UAEA DİREKTÖRÜ'NDEN ÇAĞRI UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi ise nükleer tesislerin çevresinde azami askerî itidal çağrısını yineleyerek, güvenlik risklerinin önlenmesi gerektiğini vurguladı. Öte yandan, 3 Mayıs’ta ajansa, Zaporijjya Nükleer Santrali’ni kontrol eden Rus güçleri tarafından bir İHA'nın ECRL binasını vurduğuna dair bilgi verildiği aktarıldı. UAEA ekibinin, söz konusu laboratuvara erişim ve inceleme talebinde bulunduğu belirtildi. ZAPORİJJYA NÜKLEER SANTRALİ Zaporijjya Nükleer Santrali, Rusya’nın 2022’de başlattığı işgalin ilk aylarında ele geçirilmişti ve o tarihten bu yana birçok kez uluslararası çevrelerce potansiyel bir nükleer felaket riski olarak değerlendirilmişti. Rusya'nın geniş çaplı işgal saldırısı başlamadan önce Ukrayna'nın toplam elektriğinin yaklaşık yüzde 20'sini karşılayan ve enerjinin Avrupa'ya ihraç edilmesine olanak tanıyan Zaporijjya Nükleer Santrali, şu anda Rus işgali altında ve işgalcilerce bir üs olarak kullanılıyor. 1984-1995 yıllarında inşa edilen santral, Avrupa'nın en büyük, dünyanın ise 9. büyük nükleer santrali olarak biliniyor.

Kuzey denizlerinde Rusya’ya karşı yeni kalkan: 10 ülkeden deniz ittifakı Haber

Kuzey denizlerinde Rusya’ya karşı yeni kalkan: 10 ülkeden deniz ittifakı

Birleşik Krallık ve dokuz Avrupa ülkesi, Kuzey denizlerindeki güvenliği artırmak ve Rus tehdidini caydırmak amacıyla yeni bir çok uluslu deniz gücü oluşturma kararı aldı. NATO’yu tamamlayıcı bir unsur olarak tasarlanan bu ittifak, "derhâl savaşa girmeye hazır" bir yapıya sahip olacak. Birleşik Krallık Kraliyet Donanması Komutanı General Gwyn Jenkins, Birleşik Seferberlik Kuvvetleri (JEF) üyesi 10 ülkenin niyet beyanını imzaladığını duyurdu. The Guardian’ın haberine göre bu ittifak; Birleşik Krallık, Hollanda, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Norveç, İsveç, Letonya, Litvanya ve Estonya’dan oluşuyor. Kanada’nın da yakın zamanda ittifaka katılması bekleniyor. “RUSYA EN CİDDİ TEHDİT OLMAYA DEVAM EDİYOR” Orta Doğu’daki savaşın küresel gündemi meşgul etmesine rağmen Rusya’nın Avrupa güvenliği için hâlâ birinci öncelik olduğunu belirten General Jenkins, "Rusya'nın sularımıza yönelik ihlalleri son iki yılda neredeyse üçte bir oranında arttı. Birleşik Krallık'ın kuzeyde Rusya ile açık bir deniz sınırı olduğunu unutmamalıyız. Rusya, güvenliğimiz için en ciddi tehdit olmaya devam ediyor." açıklamasında bulundu. LONDRA’DAN KOMUTA EDİLECEK Yeni deniz gücünün komuta merkezi Londra'nın kuzeybatısındaki Northwood'da bulunan Birleşik Krallık askerî karargahı olacak. Jenkins, bu gücün sadece kağıt üzerinde kalmayacağını, "gerçek askerî planlar ve entegrasyonla anında muharebeye girebilecek kapasitede" olacağını vurguladı. Öte yandan, Birleşik Krallık donanmasının geçmişteki yetersiz yatırımlar nedeniyle yaşadığı gemi eksikliği krizine çözüm olarak teknolojiye ağırlık verilecek. Donanmanın kapasitesini artırmak için gelecek iki yıl içinde, Birleşik Krallık savaş gemilerine "mürettebatsız eskort gemileri" yani büyük insansız deniz araçlarının (İDA) eşlik edeceği açıklandı.

Fidan ADF2026'da duyurdu: Antalya küresel diplomasinin merkezi oldu! Haber

Fidan ADF2026'da duyurdu: Antalya küresel diplomasinin merkezi oldu!

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde ve “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu'nun (ADF2026) son gününde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan basın mensuplarıyla bir araya geldi. Bakan Fidan’ın toplantıda bölgesel ve küresel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dışişleri Bakanı Fidan, üç gün süren forumun “yoğun, nitelikli ve verimli” geçtiğini vurgulayarak, Antalya’nın bir kez daha küresel diplomasinin nabzının attığı merkez haline geldiğini ifade etti. Forum boyunca lider panelleri ve bölgesel oturumlar dâhil olmak üzere toplam 52 oturum gerçekleştirildiğini belirten Fidan, farklı formatlarda yürütülen tartışmalarla mevcut krizlerin kapsamlı şekilde ele alındığını söyledi. 150 ÜLKE, 6 BİN 400 KATILIMCI Bu yılki foruma 150 ülke ve 66 uluslararası kuruluştan yaklaşık 6 bin 400 katılımcının katıldığını aktaran Fidan, rakamların forumun küresel ölçekte ulaştığı etkiyi açıkça ortaya koyduğunu dile getirdi. 23 devlet ve hükûmet başkanı, 13 başkan yardımcısı, çok sayıda meclis başkanı, 50 bakan ve 87 uluslararası kuruluş temsilcisinin Antalya’da bir araya geldiğini belirtti. Fidan, Cumhurbaşkanı ve hükûmet üyelerinin forum kapsamında çok sayıda üst düzey temas gerçekleştirdiğini, kendisinin de birçok mevkidaşı ve uluslararası kuruluş temsilcisiyle görüşmeler yaptığını ifade etti. KRİTİK BÖLGESEL TOPLANTILAR Forum marjında düzenlenen diplomatik temaslara değinen Fidan, Türkiye’nin Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ile gerçekleştirdiği dörtlü toplantıda bölgesel barış, istikrar ve deniz seyrüsefer güvenliği konularının ele alındığını aktardı. Ayrıca altı Müslüman ülkenin katılımıyla yapılan toplantıda Gazze’ye ilişkin barış planının detaylarının görüşüldüğünü ve ortak iradenin teyit edildiğini söyledi. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Dışişleri Bakanları Gayriresmî Toplantısı ile Balkan Barış Platformu’nun üçüncü toplantısının da forum kapsamında gerçekleştirildiğini belirten Fidan, bu platformlarda ortak coğrafyaya ilişkin meselelerin ve sahadaki iş birliği imkânlarının ele alındığını kaydetti. GAZZE VE İNSANİ GÜNDEM Fidan, Cumhurbaşkanı’nın eşi Emine Erdoğan’ın himayelerinde düzenlenen “Filistin için Tek Yürek” başlıklı yüksek düzeyli oturumun forumun en anlamlı etkinliklerinden biri olduğunu belirterek, eğitim ve insani krizlere dikkat çekildiğini ifade etti. KÜRESEL SİSTEM VE “BELİRSİZLİKLER ÇAĞI” Forumun ana teması olan “belirsizliklerle baş etmek” çerçevesinde, küresel sistemin geleceğine ilişkin kapsamlı tartışmalar yürütüldüğünü söyleyen Fidan, bölgesel krizlerin çözümünde yerel aktörlerin daha etkin rol alması gerektiği yönünde güçlü bir görüş birliği oluştuğunu dile getirdi. Küresel ekonomi oturumlarında ise artan korumacılık eğilimlerine karşı serbest ticaretin ve bağlantısallık projelerinin öneminin vurgulandığını belirten Fidan, jeoekonominin yeniden şekillendiği bu dönemde çok taraflılığın rolünün de detaylı şekilde ele alındığını ifade etti. AFRİKA, ENERJİ VE YAPAY ZEKÂ GÜNDEMİ Afrika kıtasının yatırım ve kalkınma potansiyelinin bu yıl özel olarak ele alındığını söyleyen Fidan, güvenlik ve kalkınma arasındaki bağlantının altının çizildiğini aktardı. Ayrıca yapay zekânın jeopolitiği, kritik mineraller üzerinden yürütülen rekabet ve küresel enerji denklemindeki dönüşüm gibi konuların da forum gündeminde öne çıktığını belirtti. İklim değişikliği, kuraklık ve gıda güvenliği gibi başlıkların da COP31 süreci bağlamında değerlendirildiğini kaydeden Fidan, bu alanlarda atılacak adımların jeopolitik gerilimlere kurban edilmemesi gerektiğini vurguladı. “ADF BİR UMUT VE DİYALOG PLATFORMUDUR” Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nun çoklu krizlerin yaşandığı bir dönemde diyalog ve çözüm üretme açısından nadir platformlardan biri hâline geldiğini belirterek, Türkiye’nin diplomasiyi barışın anahtarı olarak görmeye devam edeceğini söyledi. Türkiye’nin uluslararası alanda güven inşa eden, tarafları yakınlaştıran ve gerektiğinde arabuluculuk rolü üstlenen bir aktör olmaya devam edeceğini ifade eden Fidan, “Değerli basın mensupları, şunu büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim ki, belirsizliklerin ve çoklu krizlerin uluslararası sistemin baskın karakteri hâline geldiği, diyaloğun yerini kutuplaşmanın almaya başladığı böylesine çetin bir dönemde, Antalya Diplomasi Forumu dünyada eşine az rastlanır bir umut, diyalog ve çözüm zeminine dönüşmüştür. Bu forum aynı zamanda Hariciye Teşkilatımızın diplomatik birikiminin ve organizasyonel kapasitesinin de bir tescili olmuştur. Türkiye olarak dış politikamızı dar çerçevelere hapse olmadan, diplomasiyi barışın anahtarı olarak gören bir anlayışla sürdürmeye devam edeceğiz. Diplomasinin tüm imkanlarından ispat ederek, iş birliğimizi çeşitlendirmeyi ve dostluk köprülerimizi çoğaltmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Kritik başlıklarda güven inşa etmeye, tarafları birbirine yaklaştırmaya ve gerektiğinde arabuluculuk rolü üstlenmeye aynı azimle devam edeceğiz. Türkiye'nin diplomasi alanındaki bu çekim gücü önümüzdeki dönemde de artan bir ivmeyle inşallah büyümeye devam edecek.” ifadelerini kullandı. Fidan, konuşmasının sonunda forumun düzenlenmesinde emeği geçen tüm kurumlara ve katılımcılara teşekkür ederek, basın mensuplarının katkılarının önemine dikkat çekti.

ADF2026 Liderler Paneli: Küresel belirsizlikte reform, sorumlu liderlik ve iş birliği vurgusu Haber

ADF2026 Liderler Paneli: Küresel belirsizlikte reform, sorumlu liderlik ve iş birliği vurgusu

"Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında düzenlenen liderler panelinde küresel belirsizlikler ve mülteci krizi ele alındı. “Yarını Tasarlarken Belirsizlikleri Yönetmek” başlıklı Liderler Paneli’nde Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova ve Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze yer aldı. Panelde, değişen küresel dengeler karşısında iş birliği, diplomasi ve kriz yönetimi konuları öne çıktı. Oturumun moderatörlüğünü üstlenen Çavuşoğlu, konuşmasında küresel sistemde yaşanan dönüşüme dikkat çekti. Günümüzde yaşanan gelişmelerin birbirinden bağımsız olmadığını vurgulayan Çavuşoğlu, bu sürecin daha derin ve yapısal bir değişimin göstergesi olduğunu ifade etti. Çavuşoğlu, jeopolitik gerilimlerin arttığını, ekonomik karşılıklı bağımlılığın yeniden şekillendiğini ve uluslararası ilişkilerin temel unsurlarından biri olan güvenin ciddi bir sınamadan geçtiğini belirtti. Küresel sorunların giderek daha karmaşık ve birbirine bağlı hâle geldiğini dile getiren Çavuşoğlu, bu sorunların artık yalnızca geleneksel yöntemlerle yönetilemeyeceğine işaret etti. Belirsizliğin geçici değil, sistemik bir nitelik kazandığını söyleyen Çavuşoğlu, bu nedenle bugünkü tartışmaların büyük önem taşıdığını kaydetti. “Yarını tasarlamak; net bir vizyon, riskleri öngörebilme ve dünyayı yeniden şekillendiren dinamikleri doğru analiz edebilme kapasitesi gerektiriyor.” diyen Çavuşoğlu, belirsizlikleri yönetmenin ise güçlü liderlik, koordinasyon ve ulusal çıkarların ötesinde kolektif hareket etme iradesi gerektirdiğini vurguladı. Çavuşoğlu, tartışmaları iki tur hâlinde yürüteceğini belirtti. Çavuşoğlu ilk turda panelistlere, 2026 yılında küresel toplumu bekleyen temel riskler ve belirsizlikler, bu zorluklarla mücadelede benimsenmesi gereken yaklaşımlar, ulusal çıkarlar ile küresel sorumluluklar arasındaki denge, liderlik anlayışının niteliği ve çok taraflı kurumların geleceği gibi başlıklar yöneltti. “İNSANLIK BİR YOL AYRIMINDA” Tokayev, Türkiye’nin bölgesel ve küresel düzeyde artan rolüne dikkat çekti. Tokayev, Kazakistan ile Türkiye’nin iş birliği içerisinde hareket ederek zaman zaman ortaya çıkan bölgesel sorunların çözümünde “çok büyük ve olumlu bir rol” oynayabileceğini ifade etti. Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gelecek ay Kazakistan’a gerçekleştirmesi planlanan ziyaretine ev sahipliği yapacak olmaktan memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Küresel sorunların doğasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tokayev, bu meselelerin bir yandan son derece karmaşık, diğer yandan ise doğru yaklaşımlar geliştirildiğinde çözülebilir nitelikte olduğunu belirtti. Diplomatlar ve siyasetçiler tarafından sıkça dile getirilen “insanlığın bir yol ayrımında olduğu” söylemine atıfta bulunan Tokayev, eski Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan’ın da benzer ifadeleri kullandığını hatırlatarak, uluslararası sistemin uzun süredir bu belirsizlik hali içinde bulunduğunu kaydetti. “ULUSLARARASI GERİLİMLER SINIRLARI AŞIYOR” Günümüzde bölgesel çatışmaların artık yalnızca yerel ölçekte kalmadığını, küresel etkiler doğurduğunu vurgulayan Tokayev, uluslararası gerilimlerin sınır aşan bir karakter kazandığını ifade etti. Tokayev, bu durumun, mevcut uluslararası kurumların etkinliği ve kapasitesi konusunda da ciddi tartışmaları beraberinde getirdiğini dile getirdi. BM’in uluslararası sistemde vazgeçilmez bir yapı olduğunu belirten Tokayev, tüm devletlerin bu kurumu destekleme gerekliliği konusunda hemfikir olduğunu söyledi. Bununla birlikte, BM’in reforme edilmesi gerektiğine yönelik yaygın bir görüş bulunduğunu ancak bu reformların uzun yıllardır hayata geçirilemediğini vurguladı. Tokayev, bu noktada özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin yapısının reform sürecinde önemli bir engel oluşturduğunu açık bir şekilde ifade etti. “LİDERLERE TEMKİNLİ BİR YAKLAŞIM DÜŞÜYOR” Liderlik anlayışına da değinen Tokayev, “Günümüz liderliğinin taşıması gereken temel özelliklere ilişkin sorunuza gelince; bana göre en önemli husus, küresel liderlerin ve devlet başkanlarının öncelikle uluslararası güvenlik ve barış konusunda sorumluluk sahibi olmalarıdır. Bunun yanı sıra, liderlerin daha temkinli, ölçülü ve itidalli bir yaklaşım sergilemeleri gerekmektedir.” ifadelerini kullandı. Stratejik itidalin günümüzde son derece kritik bir rol oynadığını vurgulayan Tokayev, dünyadaki birçok çatışma ve istikrarsızlığın temel kaynaklarından birinin BM Güvenlik Konseyi olduğunu ifade etti. Tokayev, büyük güçlerin aksine bölgesel, orta ölçekli ve küçük devletlerin uluslararası arenada daha sorumlu davrandığını belirterek, Türkiye ve Kazakistan başta olmak üzere birçok ülkenin uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması konusunda önemli sorumluluklar üstlendiğini söyledi. Bu ülkelerin, dünyada artan çatışma ve krizlerin yayılmasını önlemek için çaba gösterdiğini dile getiren Tokayev, mevcut karmaşık ve zaman zaman “tuhaf” olarak nitelendirdiği küresel sistemden çıkış yolunun aslında basit olduğunu ifade etti. Tokayev, bu noktada daha sorumlu, daha dayanıklı ve gelişmeleri doğru analiz eden bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini vurguladı. “NÜKLEER SİLAH MESELESİ KONUNUN MERKEZİNDE OLMALI” Konuşmasında İran meselesine de değinen Tokayev, bu konunun son derece karmaşık olduğunu ve dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kazakistan’ın öncelikle Basra Körfezi ülkeleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade eden Tokayev, tüm devletlere stratejik itidal çağrısında bulunduklarını ve bölgede askerî faaliyetlerin durdurulması gerektiğini savunduklarını aktardı. Yaşanan gelişmelerin küresel ekonomiye olumsuz yansıdığını dile getiren Tokayev, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ticaretinin önemine dikkat çekildiğini ancak asıl odaklanılması gereken meselenin sorunun kaynağı olduğunu söyledi. Tokayev, bu bağlamda nükleer teknolojilerin ve silahların yayılmasının temel sorunlardan biri olduğunu ve İran ile ilgili müzakerelerde bu konunun merkezde yer alması gerektiğini ifade etti. Küresel ticarete ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Tokayev, ticaret hacminin artmaya devam ettiğini ve geçtiğimiz yıl yüzde 2,5 oranında büyüme kaydedildiğini belirtti. Ancak sorunun ticaretin kendisinden ziyade içeriği ve niteliği olduğunu vurgulayan Tokayev, uzmanların bu alana daha derinlemesine odaklanması gerektiğini söyledi. Tokayev, konuşmasında küresel sistemdeki tıkanıklıkların aşılması için daha pragmatik, sorumlu ve iş birliğine dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğinin altını çizdi. “KÜRESEL ÖLÇEKTE BİR DEMOKRASİ KRİZİ YAŞANIYOR” Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Siljanovska-Davkova, küresel sistemde artan krizler, demokrasiye yönelik tehditler ve çok taraflı yapının zayıflamasına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Siljanovska-Davkova, günümüz dünyasının güç temelli bir düzene kaydığını belirterek, uluslararası ilişkilerin artık “hak” yerine “güç” üzerinden şekillendiğini ifade etti. Küresel ölçekte ciddi bir demokrasi krizi yaşandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı, güvenlik tehditlerinin arttığını, dünyanın giderek daha öngörülemez hale geldiğini ve çok taraflılığın zayıfladığını dile getirdi. Otoriterleşmenin yükselişinden, yeni göç dalgalarından, hibrit tehditlerden, dezenformasyon ve siber saldırılardan duyduğu endişeyi dile getiren Siljanovska-Davkova, 2024 yılında askerî harcamalar için yaklaşık 27 trilyon dolar ayrıldığını hatırlatarak, küresel kaynakların silahlanmaya yönelmesinin ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti. “BM’NİN REFORMA İHTİYACI VAR” BM’in reform ihtiyacına dikkat çeken Siljanovska-Davkova, mevcut yapının günümüz koşullarını karşılamakta yetersiz kaldığını belirtti. Güvenlik Konseyi’nin yapısının yeniden ele alınması ve Genel Kurul’un güçlendirilmesi gerektiğini savunan Cumhurbaşkanı, ayrıca BM Genel Sekreterliği görevine bir kadının seçilmesi gerektiğini vurguladı. Balkanlar’ın tarihsel olarak büyük güçlerin rekabet alanı olduğunu belirten Siljanovska-Davkova, “Balkanlaşma” kavramının bölgedeki parçalanmayı ifade ettiğini hatırlatarak, Balkanlar’ın Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Avrupa Birliği (AB) genişlemesinin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda bir güvenlik meselesi olduğuna dikkat çekti. Uluslararası ilişkilerde çifte standartların sona erdirilmesi gerektiğini belirten Siljanovska-Davkova, küçük ve orta ölçekli ülkelerin çoğu zaman daha yapıcı ve yenilikçi çözümler ürettiğini ifade etti. Bununla birlikte, karar alma süreçlerinin dar bir lider grubunun elinde toplanmasının insanlık için ciddi bir risk oluşturduğunu söyledi. Konuşmasında liderlik krizine de değinen Siljanovska-Davkova, günümüzde ihtiyaç duyulan liderliğin sorumlu, ilham verici ve gerçeklere dayalı olması gerektiğini vurguladı. Uluslararası hukukun ancak güçlü kurumlarla ayakta kalabileceğini belirten Cumhurbaşkanı, siyasi irade eksikliğinin küresel sorunların çözümünde en büyük engellerden biri olduğunu ifade etti. Siljanovska-Davkova, konuşmasını erken uyarı mekanizmalarının güçlendirilmesi, uzun vadeli stratejilerin geliştirilmesi ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini vurgulayarak tamamladı. “EN BÜYÜK SORUN LİDERLİK EKSİKLİĞİ” Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze, küresel güvenlik ortamı, AB’nin karşılaştığı zorluklar ve Gürcistan’ın bölgesel rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kobakhidze, dünyada devam eden savaşların ve artan jeopolitik gerilimlerin küresel sistemi şekillendirdiğini belirterek, çatışmaların ticaret yolları, enerji hatları, ulaşım ve ekonomik istikrar üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade etti. Bu durum karşısında etkili ve kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğini vurguladı. Gürcistan’ın AB’ye tam üyelik hedefini sürdürdüğünü belirten Kobakhidze, Kuzey Makedonya ile benzer bir vizyon paylaştıklarını söyledi. Bununla birlikte Avrupa Birliği’nin bugün kimlik, refah ve demokrasi-hukukun üstünlüğü gibi temel alanlarda ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğunu dile getirdi. Güney Kafkasya’nın küresel gelişmeler ışığında artan bir stratejik önem kazandığını belirten Kobakhidze, Gürcistan’ın Avrupa ile Asya arasında güvenilir bir köprü rolü üstlendiğini ifade etti. Ülkesinin ticaret, enerji, hizmetler ve dijital veri akışında önemli bir transit merkez hâline geldiğini belirten Kobakhidze, bu bağlantısallık rolünü daha da güçlendirmeyi hedeflediklerini söyledi. Gürcistan’ın barış, istikrar ve ekonomik kalkınma odaklı politikalarının başarılı sonuçlar verdiğini dile getiren Kobakhidze, son beş yılda ülkesinin Avrupa’da en yüksek ekonomik büyüme oranlarından birine ulaştığını ve 2021’den bu yana ortalama yüzde 9,3 büyüme kaydedildiğini aktardı. 2026 yılının ilk aylarında da güçlü bir ekonomik performans sergilendiğini belirtti. Liderlik konusuna da değinen Kobakhidze, günümüz dünyasında en önemli sorunlardan birinin liderlik eksikliği olduğunu ifade etti. Nitelikli ve vizyon sahibi liderlerin sayısının azaldığını belirten Kobakhidze, bu durumun küresel siyasetin genel görünümünü olumsuz etkilediğini söyledi. Kobakhidze, liderlerin önceliğinin diyalog, iş birliği ve bağlantısallığı güçlendirmek olması gerektiğini vurgulayarak, dünya liderlerinin barışı sağlama ve refahı artırma hedeflerine odaklanması gerektiğini ifade etti. Gürcistan’ın da bu doğrultuda barışı koruma, istikrarı güçlendirme ve ekonomik ilişkileri geliştirme yönünde politika izlediğini belirtti. Çok taraflı kurumlara ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Kobakhidze, bazı durumlarda gayriresmî etkilerin bu kurumların önüne geçtiğini ve bunun olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Çok taraflı yapıların ülkelerin egemenliğini korumak yerine zaman zaman zorlayıcı bir rol üstlenebildiğini belirten Kobakhidze, uluslararası sistemde kurallara dayalı ve değer temelli düzenin yeniden güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Kobakhidze, konuşmasını uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve çok taraflı kurumların etkinliğinin artırılması gerektiğine dikkat çekerek tamamladı.

Ukrayna'dan Orta Doğu atağı: Türkiye ve Suriye ile yeni güvenlik üçgeni Haber

Ukrayna'dan Orta Doğu atağı: Türkiye ve Suriye ile yeni güvenlik üçgeni

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiha, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy’ın (Volodimir Zelenski) ikinci Orta Doğu turu kapsamında Türkiye ve Suriye ile kurulan yeni diplomatik üçgenin bölge güvenliğinde dönüm noktası olacağını açıkladı. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiha, Cumhurbaşkanı Zelenskıy’ın İstanbul ziyaretiyle başlayan diplomatik temasların sonuçlarını değerlendirdi. İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan görüşmelerin "doğal müttefiklik" temelinde geçtiğini belirten Sıbiha, "Liderler ikili gündemdeki önemli konuları ve güvenlik iş birliğinin genişletilmesini görüştüler. Ukrayna ve Türkiye Karadeniz bölgesinde doğal müttefiklerdir ve ortak hedefimiz güvenliği, istikrarı ve düzeni yeniden sağlamaktır. Ukrayna'nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne verilen kararlı destek için minnettarız." ifadelerini kullandı. Bakan ayrıca Fener Rum Patrikhanesi’nde Patrik Bartholomeos ile yapılan görüşmede, Rus saldırganlığından etkilenen çocukların durumu ve kalıcı barış çabalarının ele alındığı kaydedildi. ŞAM İLE YENİ DÖNEM: TİCARET 9 KAT ARTTI Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye ile ilişkileri en hızlı onaran Avrupa ülkesi olduklarını hatırlatan Sıbiha, Şam’da gerçekleştirilen devlet başkanları düzeyindeki zirvenin tarihi önemine değindi. 2024 sonunda başlayan normalleşme sürecinin meyvelerini verdiğini belirten Bakan, iki ülke arasındaki ticaret hacminin kısa sürede 9 kat arttığını açıkladı. "Tahıl Koridoru" ve "Ukrayna’dan Tahıl" girişimleri kapsamında Suriye’nin stratejik bir partner haline geldiği, liman altyapısı ve lojistik alanlarında somut iş birliklerinin başladığı ifade edildi. UKRAYNA-SURİYE-TÜRKİYE ÜÇGENİ KURULUYOR Bakan Sıbiha, bölgedeki en dikkat çekici gelişmenin Ukrayna, Türkiye ve Suriye arasında kurulan yeni üçlü format olduğunu duyurdu. Bu yapının sadece pozisyon koordinasyonu değil, yeni bir jeopolitik denge unsuru olduğunu belirten Sıbiha, şu ifadeleri kullandı: "Aslında söz konusu olan; Karadeniz ile Orta Doğu arasında, daha geniş bir güvenlik bağlamını etkileme kapasitesine sahip ek bir 'istikrar faktörü'nün ortaya çıkmasıdır. Aynı zamanda, yeni etkileşim formatlarının oluşturulması; bölgedeki istikrar bozucu aktörlerin etkisinin kademeli olarak azaltılması için gerekli ön koşulları yaratmaktadır." MİLLİ ÇIKARLAR VE BÖLGESEL GÜVENLİK Ukrayna’nın Orta Doğu’daki varlığının sembolik bir jestten öte, doğrudan ulusal çıkarlara dayandığını vurgulayan Sıbiha, yeni ekonomik fırsatların ve savunma kapasitelerinin bu ortaklıklar sayesinde güçlendiğini belirtti. Modern güvenlik politikasının sonuç odaklı ortaklıklar üzerinden yürüdüğünü kaydeden Bakan, Ukrayna’nın artık küresel güvenlik mimarisinin sadece bir parçası değil, bizzat kurucusu ve yönlendiricisi olarak hareket ettiğini altını çizdi. Sıbiha, “Bu, Ukrayna'yı güçlendiren ve halkımızın korunmasını artıran karşılıklı yarar sağlayan bir iş birliğidir. Modern güvenlik politikası işte böyle işler; sonuç üreten ortaklıklar aracılığıyla.” dedi.

Ukrayna'da yeni dönem: Her yeni binaya sığınak yapılması zorunlu hale geldi Haber

Ukrayna'da yeni dönem: Her yeni binaya sığınak yapılması zorunlu hale geldi

Ukrayna Parlamentosu (Verhovna Rada) tarafından onaylanan ve Cumhurbaşkanı Zelenskıy’ın imzasıyla yürürlüğe giren yeni yasa, ülkenin savunma mimarisinde köklü bir değişiklik öngörüyor. Yeni düzenleme, savaş sonrası ve mevcut süreçteki yapılaşma standartlarını yeniden belirliyor. SIĞINAKLAR ŞEHİR PLANLAMASINA ENTEGRE EDİLİYOR Yeni yasanın en dikkat çekici maddesi, inşa edilecek tüm yeni binalar ve kritik altyapı tesisleri için sığınak zorunluluğu getirmesi oldu. Artık koruyucu yapıların şemaları, yerel ve ulusal düzeydeki tüm şehir planlama belgelerine doğrudan dahil edilecek. Bu sayede, inşaat ruhsatı alım sürecinde sığınak kapasitesi ve erişilebilirliği öncelikli bir kriter olarak değerlendirilecek. GÜVENLİK MERKEZLERİ VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM Yasa sadece fiziksel yapılarla sınırlı kalmayıp, yerel toplulukların güvenlik kapasitesini artırmayı da hedefliyor. Belirlenen strateji kapsamında yerel topluluklarda modern güvenlik merkezleri ve "güvenlik sınıfları" oluşturulması için yasal zemin sağlandı. Ayrıca itfaiye ve kurtarma birimleri ile acil servislerin kayıtları dijital ortama taşınacak. Bu sayede ekiplerin hazırlık durumu ve envanteri tek bir merkezden takip edilebilecek. Bununla birlikte devlet organları ve yerel yönetimlerin sivil savunma alanındaki görev tanımları netleştirilerek, mevzuattaki eski terimler ve hukuki boşluklar giderildi. Düzenlemenin, Ukrayna’nın sivil güvenlik standartlarını Avrupa Birliği kriterlerine yaklaştırması ve olası saldırılara karşı toplumsal direnci artırması bekleniyor.

Ukrayna, savaş sonrası için kendi güvenlik modelini hazırlıyor: Batı garantileri yetersiz kalırsa “B planı” devrede Haber

Ukrayna, savaş sonrası için kendi güvenlik modelini hazırlıyor: Batı garantileri yetersiz kalırsa “B planı” devrede

Ukrayna yönetimi, Rusya ile yürütülen barış müzakerelerinde Batılı müttefiklerin sağlayacağı güvenlik garantilerinin yetersiz kalma ihtimaline karşı, ülkeyi aşılması imkansız bir askeri kaleye dönüştürmeyi hedefleyen "B Planı" üzerinde çalışmaya başladı. Kıyiv, güçlü ve kalabalık bir orduyu muhafaza etmeyi, yerli üretim SİHA ve füzelere yatırım yapmayı ve sürdürülebilir bir savunma sanayisi oluşturmayı güvenliğinin temel direkleri olarak görüyor. Politico’nun haberine göre, Kıyiv yönetimi barışın sağlanmasının ardından da caydırıcılığını koruyacak uzun vadeli bir güvenlik mimarisi üzerinde çalışıyor. “ÇELİK KİRPİ” MODELİ Geçen yıl Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ukrayna’yı düşman için “dokunulamaz” hâle gelecek bir “çelik kirpi” olmaya çağırmıştı. Bu yaklaşım; güçlü ve kalıcı bir orduyu, yüksek teknolojili insansız sistemleri ve füze yatırımlarını ve yerli savunma üretiminin hızla geliştirilmesini öngörüyor. Ukrayna’nın NATO Misyonu Başkanı Alyona Getmançuk’a göre, Ukrayna bugün kendi güvenliğinin temelinin ne olduğu konusunda net bir anlayışa sahip. Bu temelin merkezinde Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ve savunma sanayisi yer alıyor. BARIŞ DÖNEMİNDE 800 BİN KİŞİLİK ORDU HEDEFİ Ukrayna, barış görüşmeleri sırasında barış zamanında dahi 800 bin kişiye kadar bir orduyu muhafaza etmekte ısrar ediyor. Ancak bunun için öncelikle savunma sektörünün güçlendirilmesi, tedarik sisteminin yenilenmesi ve asker alım süreçlerinin reforme edilmesi gerekiyor. Savunma Bakanı Mıhaylo Fedorov, hedeflerini şu sözlerle özetledi: Amacımız sistemi dönüştürmek: Askerî reformu hayata geçirmek, cephedeki altyapıyı iyileştirmek, yalanı ve yolsuzluğu ortadan kaldırmak ve gerçek sonuçlar elde edenlerin ödüllendirildiği yeni bir liderlik ve güven kültürü oluşturmak. SİHA’LAR, FÜZELER VE YENİDEN SİLAHLANMA Kıyiv için öncelikli başlıklar arasında silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) üretim teknolojilerinin modernleştirilmesi, yerli füze üretiminin artırılması ve ordunun yeniden silahlandırılması bulunuyor. Bu kapsamda tanklar, topçu sistemleri ve hava kuvvetleri öne çıkıyor. Hatırlanacağı üzere Ukrayna ile İsveç, Ukrayna Hava Kuvvetleri için 120–150 adet Saab JAS-39E Gripen savaş uçağının olası tedariki konusunda anlaşmaya varmıştı. SİHA’lara özel bir vurgu yapılıyor. Mevcut verilere göre SİHA’lar Rusya’ya ciddi kayıplar verdiriyor; aylık yaklaşık 35 bin Rus askerinin etkisiz hâle getirildiği belirtiliyor. Ukrayna Savunma Bakanlığı 2025 yılında 4,5 milyon FPV tipi SİHA siparişi verdi ve bunun için 110 milyar grivnadan (2,55 milyar dolar) fazla harcama yaptı. Bu rakam, geçen yıla kıyasla üç kat artış anlamına geliyor. Bunun yanında Ukraynalı üreticiler kendi uzun menzilli ve güçlü füzeleri üzerinde çalışıyor. Bazı iddialı projeler henüz hayata geçmemiş olsa da, geliştirilen bazı füze sistemleri Rus hedeflerine karşı etkili saldırılar düzenlemeyi başardı. Ukrayna ayrıca Rusya’nın derinliklerindeki hedefleri vurabilecek seyir füzeleri ve uzun menzilli SİHA’lara da sahip. Kıyiv, Birleşik Krallık ile birlikte 500 kilometre menzilli, 200 kilogram savaş başlığına sahip taktik balistik füze geliştirme projesi üzerinde de çalışıyor. MİLYONLARCA DOLARLIK DESTEK VE “KENDİ GÜCÜNE DAYALI” YAKLAŞIM Kıyiv, Rusya’nın yeniden saldırmasını engellemek için ordunun finansmanı amacıyla ortak ülkelerden milyarlarca dolarlık destek çekmeyi hedefliyor. Avrupa’daki SAFE programı gibi silah kredisi mekanizmalarının Ukraynalı üreticilere açılması ve büyük ölçekli kredi paketlerinin önemli bir bölümünün savunmaya yönlendirilmesi planlanıyor. Bunun dışında, taraflar ABD ve Avrupa ülkeleriyle yasal olarak bağlayıcı anlaşmaları ve potansiyel bir "Gönüllüler Koalisyonunun" varlığını görüşüyorlar. Ancak Kıyiv’de bu mekanizmalar, kendi askerî gücünün yerine geçen unsurlar değil, onu tamamlayan araçlar olarak görülüyor. KIYİV NEDEN ABD VE AB GARANTİLERİNE TEMKİNLİ? ABD’de Donald Trump’ın NATO üyeliği konusundaki söylem değişikliği, Kıyiv’in Vaşington’dan gelecek güvenlik garantilerine temkinli yaklaşmasına yol açtı. Bu garantilerin, NATO’nun kolektif savunma güvencelerinden çok daha zayıf olacağı düşünülüyor. 1994’te nükleer silahlardan vazgeçtiğinde ABD ve Birleşik Krallık’ın verdiği ancak fiilen karşılıksız kalan sözleri hatırlayan Ukrayna, bu tür anlaşmalara karşı temkinli yaklaşıyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 3 Şubat’ta Kıyiv’e yaptığı ziyarette, bir anlaşmanın ardından bazı Avrupalı müttefiklerin Ukrayna’ya asker konuşlandıracağını ve ABD’nin de “caydırıcı” rol üstleneceğini söyleyerek bu garantilerin “güvenilir” olduğunu savundu. Ancak Moskova’nın tutumu değişmiş değil; Kremlin, Ukrayna’ya yönelik her türlü güvenlik garantisine karşı çıkmayı sürdürüyor. Trump'ın güvenilmez vaatleri ve ani ve öngörülemeyen siyasi hamleleri, Kıyiv'de güvenlik garantilerinin etkinliği konusunda ciddi şüpheler uyandırıyor. Rusya ve Ukrayna üzerine çalışan analist Timothy Ash durumu şöyle özetliyor: Trump, Ukrayna için Rusya’yla savaşa girer miydi? Kesinlikle hayır. Ateşkesin ihlali durumunda Rusya’ya yaptırım uygular mıydı? Bu da son derece düşük bir ihtimal.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.