SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hacı Bayram Veli Üniversitesi

QHA - Kırım Haber Ajansı - Hacı Bayram Veli Üniversitesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hacı Bayram Veli Üniversitesi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Hülya Başarangil Demir: Kırım Tatarları için Kırım, kederin değil kaderin merkezi olmalıdır Haber

Hülya Başarangil Demir: Kırım Tatarları için Kırım, kederin değil kaderin merkezi olmalıdır

2025 Emine Işınsu Roman Ödülü’nü 269 eser arasından kazanan “Bilinmeze Doğru” romanının yazarı Hülya Başarangil Demir, Ankara’da gerçekleştirilecek “Göçün Coğrafyası Hafızanın Romanı” başlıklı etkinlikte okurlarıyla buluştu. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (HBVÜ) Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü ve Coğrafya Topluluğu iş birliğiyle düzenlenen programda Demir, Kırım coğrafyasında yaşanan göç ve sürgün süreçlerinin edebiyata yansımalarını anlattı. 21 Nisan 2026 tarihinde tertip edilen etkinliğe Başarangil Demir’in yanı sıra Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) Çankaya ve Keçiören Şube Başkanları ile Tarih Bölümü öğretim görevlileri Prof. Dr. Konuralp Ercilasun ve Doç. Dr. B. Tümen Somuncuoğlu da katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan programın açılış konuşması, HBVÜ Coğrafya Bölüm Başkanı Prof.Dr. Adnan Alkan tarafından yapıldı ve HBVÜ Coğrafya Topluluğu Başkanı Süleyman Çokan tarafından Kırım ve Kırım'ın tarihi hakkında bilgi verildi. “1944 KIRIM TATAR SOYKIRIMI’NIN ANLATILMASI LAZIMDI » “Bilinmeze Doğru” romanını yazma sürecinin “Kırım neresidir?” sorusunu cevaplamak üzere yola çıkmasıyla başladığını dile getiren Başarangil Demir, “Hani halk arasında meşhur bir söz vardır; “Kıbrıs’ta askerlik yapıp haritada Kıbrıs’ın yerini bilmeyen insanlar var” diye. Konuyu şuna bağlamak istiyorum. Bu durumun temelinde, tarihi coğrafyadan bağımsız düşünme alışkanlığımız yatıyor. İsimleri biliyor, olayları okuyoruz; ancak mekânın ruhunu ve konumunu, yani coğrafyayı maalesef pas geçiyoruz.” ifadelerini kullandı. Evlendikten sonra değişik illerde yaşayıp farklı kültürlerde insanlarla tanıştığını belirten Başarangil Demir, “’Nerelisin?’ sorusuna ‘Kırım Tatarıyım, Kırım Türküyüm’ cevabını verdiğimde insanların Kırım’ı harita üzerinde anlamlandıramadıklarını gördüm. Kırım’ın yerini anlatmaya çalıştığımda ise Rus olup olmadığımı soranlar dâhi oldu. Şunu da belirtmek isterim. Bu kişiler arasında eğitim düzeyi iyi seviyede olan kişiler de vardı. Kırım’ın yeterince duyulmamış olmasına üzüldüm. Anlatma gereği hissettim. İsmail Bey Gaspıralı’nın, Numan Çelebicihan’ın anlatılması ve en önemlisi 1944 Kırım Tatar Soykırımı'nın anlatılması lazımdı.” şeklinde konuştu. ROMANDA MİLLÎ MÜCADELEYE VE CUMHURİYETİN KURULUŞ YILLARINA DA YER VERİLDİ İsmail Bey Gaspıralı’nın “Milletine hizmet etmek istiyorsan bildiğin işten başla.” sözüne atıf yapan Kırım Tatar yazar; düşüncelerin de sanat ve edebiyatla zihinde daha kalıcı hâle getirilebileceğini kaydederek bu doğrultuda romanını kaleme almaya ve tarihsel gerçeklikler ışığında hikâyeler kurgulamaya başladığını belirtti. Romanında Kırım’dan Türkiye’ye göç eden bir ailenin hikâyesini anlatan Başarangil Demir, asıl hedefini Kırım’ı bilenlere değil, bilmeyenlere anlatmak olduğunu, bu sebeple de hikâyenin büyük bölümünün Türkiye’de geçtiğini ve aynı zamanda Millî Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarına değindiğini dile getirdi. Öte yandan göçmen bir ailede yetişmesinin yazmaya yönelmekte çok büyük etkisi olduğunu dile getiren Başarangil Demir, şu ifadelere yer verdi: Böyle bir ortamda büyüyünce insan hem tarihe hem insana karşı ister istemez daha duyarlı oluyor. Bugün aynı mahallede başka bir sokağa taşındığımızda bile bir uyum süreci yaşarken düşünün ki aile büyüklerim Osmanlı İmparatorluğu’nun eski topraklarından kopup ‘Ak Topraklar’ olarak adlandırdığımız Türkiye’ye gelmişler. Aynı soydan, aynı dinden olsalar bile bazı kesimler tarafından hemen kabul görmemişler. Kendilerine ‘Moskof’ denilmiş, dedem anlatırdı. Türk soylu birine böyle bir sözün söylenmesinin nasıl derin bir kırgınlık ve üzüntü yarattığını düşünmek bile bu sürecin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Göç edip yeni bir yere uyum sağlamak gerçekten kolay değil çünkü yalnızca fiziksel olarak bir yer değiştirmiyorsunuz. Geride bırakılan topraklar, anılar ve kolektif hafıza insanın içinde yaşamaya devam ediyor. “ANADOLU, SOYDAŞLARIMIZ İÇİN HER ZAMAN İKİNCİ BİR VATANDIR” Romanında anlattığı hikâyelerin sınırları aşıyor gibi gözükmesine karşın bu hikâyeleri bir “iç göç” olarak değerlendirdiğini belirten Başarangil Demir, Osmanlı Devleti’nin eski topraklarından ya da Türklerin yaşadığı bir vatandan diğerine gerçekleşen bir göç hareketini “dış göç” olarak adlandırmaya karşı olduğunu dile getirdi. “Bugün bile çeşitli baskılar ve çatışmalar nedeniyle soydaşlarımızın Türkiye’ye göç ettiğini görüyoruz. Hukuki olarak kendilerine sığınmacı statüsü tanımlanıyor ancak ben bu tanımın tarihsel ve kültürel bağlamı tam olarak yansıtmadığını düşünüyorum çünkü tarih boyunca Anadolu toprakları, ‘Ak Topraklar’ olarak adlandırılmıştır. Anadolu, bu coğrafya dışında yaşayan soydaşlarımız için her zaman ikinci bir vatandır.” şeklinde konuşan Başarangil Demir, bununla birlikte romanında birebir yaşanmış bir hikâyeyi anlatmadığını belirtti. Romanının büyük kısmının kurgu olduğunu ifade eden Başarangil Demir, buna karşın atalarından dinlediği bazı hikâyelerin belirli bölümlere birebir olmasa da yerleştirdiğini dile getirdi. Dönemin isimlerine uygun olması açısından Türkiye’ye göç eden yakınlarının isimlerini de kullandığını kaydeden Başarangil Demir, roman kahramanlarının bu isimlerle gerçek hayatta doğrudan bir bağlantısının olmadığını da belirtti. “DEDEM İÇİN DOĞDUĞU TOPRAKLARI BİR DAHA GÖRMEK NASİP OLMADI” Aile bireyleri Kırım, Romanya, Bulgaristan ve Batı Trakya’dan göç etmiş olan Başarangil Demir; romanını yazarken aile tarihinden yararlandığını, onlar hakkındaki bilgileri devlet arşivlerinde araştırdığını, romanını yazarken bu bilgileri kullandığını ve dönemin olayları ile ilgili araştırmalar ve okumalar da yaptığını kaydetti. Öte yandan “Dedem, büyük sayılmayacak yaşlarda Romanya’dan Türkiye’ye göç etmesine rağmen anlattığı hikayelerde ‘Bizim oralar, bizim köy.’ diye özlem duyardı. Dedem için doğduğu toprakları bir daha görmek nasip olmadı. 2022 yılında Romanya’ya seyahatim sırasında Köstence’yi ziyaret ettim. Merkezde Kral Camii’nin minaresine çıkmam için eşim ısrarcı oldu. Çocuğum o sıra 9 aylıktı. Bu yüzden çıkmaya çekindim diyebilirim. Minareden, Köstence’nin eski yerleşimi ve limanı tamamen görünüyordu. Dedemin, Köstence Limanı’ndan bindikleri gemi ile ilgili anlattığı hikayeler aklıma geldi ve insanların göç etmek için gemiye bindikleri gözümün önünde canlandı. Gözyaşlarıma hâkim olamadım. Çok duygulandım. Romanımda göç kavramını anlatmamda bu olay etkili oldu.” değerlendirmesini yapan Başarangil Demir, atalarının yaşadığı ve geldiği toprakların Kırım hariç hepsini ziyaret etme fırsatı bulduğunu dile getirdi. İbn-i Haldun’un “Coğrafya kaderdir.” sözüne atıf yapan ve bununla birlikte bir coğrafyanın kader olabilmesi için o coğrafyada fiilen yaşanması gerektiğini ifade eden Başarangil Demir, “Bu bağlamda Kırım Tatarları için Kırım, kederin değil kaderin merkezi olmalıdır.” dedi. YAZAR, KIRIM’IN TÜM TÜRK DÜNYASININ MESELESİ OLMASI GEREKTİĞİNİ VURGULADI Başarangil Demir, ayrıca 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgün ve Soykırımı’nın Kırım’ın Türklerden arındırılması politikası olduğunu vurguladı. “Literatürde sürgün olarak geçen 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Soykırımı'nı, her fırsatta soykırım olarak defalarca dile getirdim ve getireceğim çünkü tüm dünyanın yaşanan acıyı ve gerçekliği soykırım olarak kabul etmesi gerekiyor. Tüm dünya tanıyıncaya kadar da mücadeleye devam edeceğim.” şeklinde konuşarak Kırım’ın yalnızca Kırım Tatarlarının değil, bütün Türk dünyasının meselesi olması gerektiğine dikkat çekti. Kırım Tatar yazar, son olarak şu ifadelere yer verdi: Bu romanı yazarken Mustafa Kemal Atatürk’ün bana ışık olup yolumu aydınlatan ve ilham olan şu sözünü sizinle paylaşmak istiyorum. ‘Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.’ Onun bu sözü; bizim için yalnızca bir hatırlatma değil, bir sorumluluktur. Programın sonunda Başarangil Demir’e Doç. Dr. Hülya Yiğit Özüdoğru tarafından plaket takdim edildi. Toplu fotoğraf çekiminin ardından program sona erdi.

Ukrayna ve Kırım'daki Rus zulmü Ankara'da konuşuldu Haber

Ukrayna ve Kırım'daki Rus zulmü Ankara'da konuşuldu

Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (AHBVÜ) İktisadi İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) 100. Yıl Kültür Merkezi'nde tertip edilen program ile Holodomor Soykırımı, 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı, Kırım'ın 2014'te Rusya tarafından işgali ve Ukrayna'ya yönelik olarak 2022 yılından bu yana devam eden savaş konuşuldu. Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nun onur konuğu olarak katıldığı, Karabük Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Yuliya Biletska, Kapadokya Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Valeriy Morkva ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) Dr. Öğr. Üyesi Filiz Tutku Aydın Bezikoğlu'nun panelist olarak yer aldığı; "Ukrayna ve Kırım'da Rus Zulmü: Holodomor, İşgal, Sürgün ve Savaş" başlıklı panelin moderatörlüğünü gazeteci Gönül Şamilkızı yürüttü. Programa; Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkan Yardımcısı, Ukrayna Milletvekili ve Ukrayna-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Eş Başkanı Ahtem Çiygöz, Ukrayna-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu üyeleri ve Ukrayna milletvekilleri Oleh Sınyutka ile Mıkola Knyajıtskıy, Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Kırım Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay, KTMM Üyesi ve Şefika Gaspıralı Birliği Başkanı Doç. Dr. Gayana Yüksel, Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Denetleme Kurulu Başkanı, AHBVÜ İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enver Aydoğan, Kırım Derneği Genel Başkan Yardımcısı İsmet Yüksel ile birlikte AHBVÜ'den çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı. "BİR AN ÖNCE BU SAVAŞIN VE HAKSIZ İŞGALİN SONLANMASINI DİLİYORUZ" Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren AHBVÜ İİBF Dekanı Prof. Dr. Fırat Purtaş, Ukrayna halkı içerisinde Kırım Tatarları, Nogaylar ve Azerbaycan Türkleri başta olmak üzere çok sayıda Türk toplulukları olduğuna atıf yaparak, "Bir an önce bu savaşın ve haksız işgalin sonlanmasını diliyoruz. Bu düşüncelerle etkinliğimizin ses getirmesini, başarılı olmasını diliyoruz." dedi. Kendisinin akademik gelişiminde Ukrayna'nın çok önemli bir yeri olduğuna ve geçmişte Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreter Yardımcılığı görevi yürüttüğü dönemde Kırım'da çeşitli kültürel etkinliklere katılma fırsatına eriştiğini kaydeden Prof. Dr. Purtaş, "Savaş şartlarında maalesef Kıyiv'e doğrudan uçuş mümkün değil, üniversiteler arasındaki iş birliği çok zayıfladı, öğrenci hareketlerimiz maalesef neredeyse yok; aynı şekilde Kırım'daki kültürel zenginliklerimizi, soydaşlarımızı, akrabalarımızı ziyaret etmemiz mümkün değil. Bir an önce Ukrayna'nın toprak bütünlüğünün tesis edilmesini, barışın tesis edilmesini, üniversiteler arasındaki iş birliğinin yeniden canlandırılmasını temenni ediyorum. Bu çerçevede sayın Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nun ömrünü adadığı barışın en kısa sürede tesis edileceğine yürekten inanıyorum." ifadelerini kullandı. Purtaş, gerçekleştirdiği açılış konuşması sonrasında Kırımoğlu'nun elini öptü. "RUSYA'NIN ŞOVENİST VE YAYILMACI SİYASETİ DEVAM EDECEKTİR" Panelde onur konuğu olarak yer alan Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Ukrayna'dan bir dizi resmî görüşmeler yapmak üzere heyet olarak geldiklerini ancak panel konusunun önemi sebebiyle AHBVÜ tarafından yapılan bu daveti düşünmeden kabul ettiğini belirtti. Kırım Tatarlarının millî lideri Kırımoğlu, Sovyetlerin Ukrayna halkına karşı işlediği Holodomor Soykırımı hakkında değerlendirme yaptı. Kırımoğlu, Rusların o günden bu yana soykırım politikasına devam ettiğine dikkat çekti. "Adı Rusya Federasyonu olan ülkede, rejimler değişebilir, yöneticiler değişebilir, onların adları değişebilir. Ama onların, şovenist ve yayılmacı siyaseti devam edecektir." şeklinde konuşan Kırımoğlu, Kırım Yarımadası'nın 10 yıldır Rusya’nın işgali altında olduğunu ve 3 yıldan beri Rusya ile Ukrayna arasında kanlı bir topyekûn savaşın devam ettiğini anımsattı. Kırım tarihine bakıldığında 3 büyük trajik olay yaşandığını ve bunların hepsinin Rusya'dan kaynaklığını vurgulayan Kırımoğlu, ayrıca şu ifadeleri kullandı: Dünyada şu anda bu savaşı durdurmak için çeşitli şekillerde "insani" temelli barış teklifleri öne sürülüyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskıy'ın barış planı var. Bu barış nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin; Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün sağlanması lazım. İşgal edilen tüm topraklar Kırım dahil olmak üzere yeniden Ukrayna’nın kontrolünde olması lazım. Aksi halde, ateşkes olsa dahi daha kanlı, daha dehşetli yeni bir savaş çıkacaktır. "STALİN YÖNETİMİ UKRAYNA MİLLİYETÇİLİĞİNİ BASTIRMAYI AMAÇLADI" Açılış konuşmaları sonrasında başlayan panelde ilk sunumu gerçekleştiren Dr. Öğr. Üyesi Yuliya Biletska, Holodomor Soykırımı'nı ele alarak, "Holodomor, Ukrayna köyleri hedef alan kasıtlı bir ölüm politikasıydı. Stalin yönetimi Ukrayna milliyetçiliğini bastırmayı ve cezalandırmayı amaçladı. Bu bağlamda Holodomor'u sadece kıtlık değil bilinçli bir soykırım olarak değerlendirmek gerekiyor." diye konuştu. Stalin'in Ukrayna'daki millî hareketi bir tehdit olarak gördüğünü vurgulayan Biletska, gulag olarak adlandırılan varlıklı köylülere karşı mücadele başlattığını belirtti. Holodomor öncesinde ise 1920'li yılların sonu ve 1930'lu yılların başında Ukrayna'nın tüm entelijansiyasının, yazarlarının, müzisyenlerinin, senaristlerinin, elitlerinin öldürüldüğünü söyledi. "Kurşuna dizilen diriliş" olarak adlandırılan bu olaylara köylülerin reaksiyon verdiğini ve Stalin'in politikaları ile Sovyetler Birliği'nin uyguladığı yüksek tahıl kotalarının bu soykırımı ortaya çıkardığının altını çizdi. Holodomor esnasında uygulanan "Beş Başak Yasası" ile köylülerin elinden tüm yiyeceklerin alındığını ve bununla birlikte ablukanın uygulandığını kaydeden Biletska, Sovyet askerlerinin köylere giriş çıkışı da engellediğini belirtti. Ukrayna'nın cezalandırılması amacını taşıyan Holodomor'un sonuçları üzerinde de duran Biletska, kalıcı olarak Ukrayna'da demografik yapının değiştiğine işaret etti. Söz konusu bu dönüşümün günümüzdeki sorunlara temel teşkil ettiğini söyleyen Biletska, ayrıca Holodomor'un Ukrayna millî kimliğinin merkezini oluşturduğunu belirtti. RUSYA'NIN UKRAYNA'YA YÖNELİK TAVRI TARİHİ Panelde bir diğer sunumu gerçekleştiren Dr. Öğr. Üyesi Valeriy Morkva, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik olarak yayılmacı ve şovenist politikasının tarih boyunca aralıksız olarak sürdüğünün altını çizdi. Bu doğrultuda günümüzde devam eden sorunlarının salt olarak Putin'in şahsına indirgenemeyeceğini ve benzer olayların tarihte çok kez tekrar ettiğini belirterek, "Burada bir sistem var. Tüm tarihsel olayları birleştiren ve günümüzde de devam eden bir tutarlılık görüyoruz." dedi. Bu tarihsel bakış açısının günümüze yansımasının önce 2014 yılında ve devam eden süreçte 2022 yılında başlayan topyekûn işgal girişiminde ortaya çıktığına dikkat çeken Morkva, "Rus ordusunun işgal ettiği bölgelerden Ukraynalı çocuklar Rusya'ya götürülüyor ve onlara Rus kimlikleri veriyor. Burada da devam eden sistem ve mantık Ukrayna kimliğinin yok edilmesidir." şeklinde konuştu. Öte yandan Moskova'nın bu tutumunun sadece Ukrayna ile sınırlı olmadığını kaydeden Morkva, Baltık ülkerini, Belarus'u, Moldova'yı, Kafkasya'da yaşanan Çeçenistan savaşlarını, Türkistan coğrafyasındaki Türk devletlerine yönelik politikaları, Sibirya'daki halkları örnek gösterdi. "RUS YAYILMACILIĞI BÜYÜK BİR TARİHİ DEVAMLILIK ARZ EDİYOR" Panelin son konuşmacısı olan Dr. Öğr. Üyesi Filiz Tutku Aydın Bezikoğlu, tarihten bugüne Kırım'da süren Rus zulmünü anlattı. Holodomor gibi bir açlığın 1921 ve 1922 yıllarında Kırım'da yaşandığına dikkat çeken Bezikoğlu, bu konuların akademik bir bakış açısıyla araştırılması ve gündeme taşınması gerektiğini belirtti. "Rus yayılmacılığı büyük bir tarihi devamlılık arz ediyor" diyen Bezikoğlu, şöyle devam etti: Mesela, 1912 yılında Kırım Tatarlarının Savunma Bakanı, Kırım Halk Cumhuriyeti Bolşevikler tarafından ortadan kaldırıldığında Türkiye'ye gelmek zorunda kalıyor. Kendisi daha sonra "Rus Yayılmacılığının Tarihi Kökenleri" kitabını yazıyor. Rus Büyükelçiliği onu hemen Osmanlı hükûmetine şikayet ediyor ve kendisi Paris'e kaçmak zorunda kalıyor. Rus kimliğinin; etnik milliyetçilik ya da ultra milliyetçilik gibi tanımlamalardan ziyade emperyal bir milliyetçilik anlayışına sahip olduğuna dikkat çeken Bezikoğlu, Rus edebiyatının klasik hâline gelmiş yazarlarında dahi bunu görmenin mümkün olduğuna işaret etti.

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesinde Kırımoğlu'na fahri doktora unvanı verildi Haber

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesinde Kırımoğlu'na fahri doktora unvanı verildi

Esma KASAR Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Kırım Tatar halkının efsanevi milli lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'na fahri doktora unvanı verdi. AHBVÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 100. Yıl Konferans Salonu'nda takdim töreni gerçekleşti. Kırımoğlu tören öncesi salon girişinde açılan fotoğraf sergisini gezdi.  Törene; Kırım Tatar halkının efsanevi milli lideri, Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Türkiye Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Tekin, Türk İşbirliği Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Başkan Yardımcısı Dr. Mahmut Çevik, Ukrayna Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Oleksiy Çernışev, Ukrayna Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Denis Zolotaryov, Kırım Tatar Milli Meclisi Başkan Yardımcısı İlmi Ümerov, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı  Mükremin Şahin, KTMM Üyesi, Doç. Dr. Gayana Yüksel, Kırım Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay, Kırım Gelişim Vakfı Başkanı Ümit Şilit, Kırım Haber Ajansı (QHA) Türkiye İrtibat Bürosu Müdürü Esma Kasar ile Kırım Tatar diasporası temsilcileri, çok sayıda akademisyen, gazeteciler, öğrenciler ve çok sayıda kişi katıldı. PROGRAM TÜRKİYE, UKRAYNA VE KIRIM TATAR MİLLİ MARŞIYLA BAŞLADI Tören, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları için saygı duruşu, ardından Türk İstiklal Marşı, Ukrayna milli marşı ve Kırım Tatar milli marşı Ant Etkenmen'in okunmasıyla başladı.  Üniversitenin Türk Musıkisi Devlet Konservatuarı Yürütme Kurulu tarafından hazırlanan Kırım Türküleri Konseri ile devam etti. Enstrümanları; Doç.Dr. Beste Esen Biçer, Doç. Dr. Emre Erdoğan, Öğretim Görevlisi Çetin Erden Usanmaz, Öğretim Görevlisi Ali Gündeşli ve Öğretim Görevlisi Koray Pekdemir icra etti. Üniversitenin Türk Müziği Devlet Konservatuarı Yürütme Kurulu tarafından "Ey Güzel Kırım", "Kına Parmak Cez Çivi" ve "Boztorgay" adlı Kırım Türküleri seslendirildi. "KIRIM HALKININ KADERİNİ TAYİN ETMEK KONUSUNDA MÜCADELE VEREN LİDERLERE DESTEĞİ BORÇ BİLİRİZ" Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Tekin açılış konuşması yaptı. Tekin, Kırım Tatarlarına verilen desteğin devam edeceğini vurguladı. Tekin, "Üniversite olarak elimizden geleni yapmaya hazırız" dedi. Rektör Tekin, “Biz bugün Kırım halkının kendi kaderini tayin etmek konusunda mücadele veren lidere destek vermek için buradayız. Biz bunu bir borç olarak biliyoruz” vurgusunu yaptı.  "İNŞALLAH BİR GÜN KIRIM'IN BAŞKENTİNDE KIRIMOĞLU'NA FAHRİ DOKTORA UNVANI VERİLECEK" Ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu kürsü konuşmasında, Kırım Tatar  halkı için mücadele eden lider Kırımoğlu'ndan "yaşayan bir efsane" olarak söz ederek teşekkür ve saygılarını iletti. Topçu, "İnşallah bir gün Kırım'ın başkenti Akmescit'te Kırımoğlu'na fahri doktora unvanı veririz" dedi. Topçu, "Bir insan düşünün ki ana kucağında 6 aylıkken Özbekistan'a sürgün edildi. O zamanın ceberrutu asker olacaksın diyor, Kırımoğlu da diyor ki sen benim milletimi tanımıyorsan ben de seni tanımıyorum. O sözler bugün de aynı şekilde söyleniyor, sadece rejim değişiyor" ifadelerini kullandı.  Topçu konuşmasına "Kırım Tatar'sız Tatar Kırım'sız olmaz" ifadesini ekledi.  Programın devamında Kırım Tatar halkının milli lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nun özgeçmişi okundu. Henüz 6 aylık bebekken sürgüne gönderilen Kırımoğlu'nun bugüne kadar yaşadığı hapis ve sürgün yıllarıyla geçen acı dolu biyografisi aktarıldı.  KIRIMOĞLU'NA FAHRİ DOKTORA TAKDİMİ Sahneye davet edilen Rektör Tekin, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Topçu efsanevi lider Kırımoğlu'na fahri doktorasını taşıyan belgesini takdim etti. Salon takdim esnasında büyük alkış tuttu. Törenin ardından Kırımoğlu konuşmasında, sürgünde binlerce insanın katledildiğini söyledi. Kırımoğlu, "1944 Sürgünü'nden sonra açlıktan ve zor şartlardan 46 bin kişinin hayatını kaybettiğini" aktardı. Kırım Tatarlarının vatanlarına yeniden dönebildiğini dile getiren Kırımoğlu, 2014'te Rusya'nın vatanı Kırım'ı yeniden işgal ettiğini vurguladı.  Kırımoğlu, 24 Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna topraklarına saldırdığını hatırlatarak, "Eğer ateşkes olsa, savaş durdurulacak olsa ama işgal altındaki topraklar Rusların elinde kalacak olsa bu kabul edilmez. Kırım Yarımadası işgalden kurtarılana kadar savaşmaya devam edeceğiz" dedi.  "İŞGAL ALTINDAKİ TOPRAKLARIMIZI YAKIN ZAMANDA KURTARACAĞIZ" Kırımoğlu, "Umut ediyoruz dünya bizim bu haklı taleplerimizi karşılayacak. Burada Türkiye'de çok fazla Rusların fikirlerini dillendiren insan var. 'ABD silah vermese savaş çoktan bitecekti' diyorlar. Silahlar verilmeseydi Rusya Ukrayna'yı tamamen işgal edecekti. Rusya 1 hafta içinde işgal edecekmiş ama bugün 480'i aşkın gündür işgal altındaki toprakların büyük bir kısmını kurtardık. Yakın zamanda Ukrayna tarafından taarruz başladı, inşallah topraklarımızı geri alacağız. Böyle bir durumda elbette dünyadan hem maddi hem manevi olarak desteklenmeye ihtiyacımız var" dedi.  Türkiye'nin 2014'teki Rusya'nın işgalini tanımadığını anımsatan Kırımoğlu, Türkiye'nin "Kırım Ukrayna'ya aittir Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü destekliyoruz" tutumu için teşekkür etti.  Kırımoğlu'nun konuşmasının ardından salonda toplu fotoğraf çekimi yapıldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.