SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#I. Dünya Savaşı

QHA - Kırım Haber Ajansı - I. Dünya Savaşı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, I. Dünya Savaşı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

“Şark Fatihi” Kâzım Karabekir, vefatının 78. yılında saygıyla anılıyor Haber

“Şark Fatihi” Kâzım Karabekir, vefatının 78. yılında saygıyla anılıyor

Birinci Dünya Savaşı’nda yer alan ve Kurtuluş Savaşı sırasında Doğu Anadolu’da üstün başarılar gösteren, hem askerî dehâsıyla hem de bürokratlığıyla öne çıkmış bir şahsiyet olan Musa Kâzım Karabekir Paşa, bundan 78 yıl önce hayata gözlerini yumdu. Musa Kâzım Karabekir Paşa’nın babası, aslen Karaman'ın Karabekir ilçesinden olan Osmanlı Ordusu subaylarından Mehmet Emin Paşa, annesi ise Havva Hanım’dı. Karabekir, Çiftin 5 erkek çocuğundan biri olarak 23 Temmuz 1882 tarihinde İstanbul, Kocamustafapaşa'da dünyaya geldi. Mekteb-i Erkan-ı Harbiye'yi 1905'te birincilikle tamamlayarak "Kurmay Yüzbaşı" rütbesiyle mezun olan Karabekir, 1907 yılında İstanbul Harbiye Mektebi tabiye muallim muavinliğine tayin edildi. Karabekir, Manastır ve İstanbul'da İttihat ve Terrakki Cemiyetlerinin ilk merkezlerinin kuruluşunda yer aldı ve İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, 1908'de Edirne'deki 3. Piyade Tümeni Kurmay Başkanlığına getirildi. 31 MART OLAYLARININ BASTIRILMASINDA ROLÜ BÜYÜKTÜ Kâzım Karabekir, 13 Nisan 1909 tarihinde 31 Mart Olayları’nda Selanik'ten İstanbul'a gelen Hareket Ordusu'nda görev aldı. Beyoğlu Kışlası ile Yıldız Sarayı'nın ele geçirilmesinde ve isyanın bastırılmasında önemli bir rol oynayan Karabekir, 1910'da Arnavutluk isyanının bastırılmasında da Kolordu’nun Hareket Şubesi Şefi oldu ve kısmen de Erkanı Harp Reis Vekili olarak buldu. 1912'de "Binbaşılığa" terfi eden Karabekir, 1912 ve 1913 yılları arasında meydana gelen Balkan Savaşı sırasında, 10. Tümen Kurmay Başkanı olarak görev yaptı. Karabekir, 22 Nisan 1913 tarihinde esir düşerek Sofya'ya gönderildi. 21 Temmuz 1913 tarihinde ise Edirne'nin alınmasının ardından Bulgaristan ile imzalanan İstanbul Antlaşması ile İstanbul'a geldi. I.DÜNYA SAVAŞI’NDA VE DOĞU CEPHESİNDE ÜSTÜN BAŞARILARI Karabekir, 1914'te başlayan 1. Dünya Savaşı'na «Kaymakam» rütbesiyle katıldı. Çanakkale Savaşı'nda Fransızlara karşı Kerevizdere'de kazandığı başarı üzerine ise «Miralay» rütbesine yükseldi. Alman Mareşali Graf Von der Gotz Paşa'nın Kurmay Başkanı olarak Irak'a gitti ve Maraşel'in vefatından Bağdat Savaşı sonuna kadar 18. Kolordu Komutanı olarak Kut'ül Amare'de, İngilizlerin bozguna uğradığı savaşta yer aldı. 1917 yılında Diyarbakır'daki II. Kolordu Komutanı olarak Ruslara karşı savaşan Karabekir, Rusların çekilmesinin ardından Ermeni çetelerle mücadele etmek üzere, 31 Aralık 1917 tarihinde 3. Ordu'ya bağlı I. Kafkas Kolordu Kumandanlığına getirildi. Ağır kış koşullarına ve kısıtlı imkânlara rağmen 18 Şubat 1918 tarihinde Erzincan'ı, 12 Mart 1918 tarihinde ise Erzurum'u çetecilerden tamamen temizledi. Karabekir, öte yandan, 3 Mart 1918 tarihinde imzalanan Brest-Litovsk Anlaşması ile Rusların boşalttığı Kars, Ardahan ve Batum'u, Ermeni ve Gürcülerden almak için harekâtı devam ettirdi. 25 Nisan 1918 tarihinde Kars'ın kurtarılmasından sonra ise 15 Mayıs'ta Gümrü'ye giren Karabekir’in başarıları, 28 Temmuz'da "Mirliva" rütbesine yükseltilmesinde katkısı oldu. 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalanmasının ardından Karabekir, İstanbul'a çağrılarak kendisine teklif edilen Erkan-ı Harbiyye-i Umumiyye Reisliği yani Genelkurmay Başkanlığı görevini kabul etmedi. Tekirdağ'daki 14. Kolordu Komutanlığına getirilen Karabekir, kendi isteğiyle 13 Mart 1919'da Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanlığına nakledildi. KARABEKİR’İN SİYASİ KARİYERİ 15 Ekim 1922'de Edirne Milletvekili olan Kâzım Karabekir, 17 Şubat ve 4 Mart 1923 tarihleri arasında tertip edilen İzmir İktisat Kongresi'ne başkanlık yaptı. 29 Haziran 1923 tarihinde İstanbul Milletvekili olduktan sonra ise 21 Ekim 1923 tarihinde I. Ordu Müfettişliği'ne atandı. Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Adnan Adıvar ve arkadaşları ile 27 Kasım 1924'te cumhuriyetin ilk muhalefet partisi Terrakki Perver Cumhuriyet Fırkasını kuran Karabekir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının ardından İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığında, 31 Aralık 1938'de İstanbul Milletvekili oldu. 23 Temmuz 1946'da Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı seçilen “Şark Fatihi”, 26 Ocak 1948 tarihinde Ankara'da hayata veda etti. HATIRATINI, KİTAPLARIYLA GELECEK TÜRK NESİLLERİNE AKTARDI Karabekir, ayrıca, 22 Haziran 1926 tarihinde, Atatürk’e İzmir'de düzenlenen suikasttan haberdar olmasına rağmen bu suikastı bildirmediği iddiasıyla tutuklanmıştı. İstiklâl Mahkemesinde idamla yargılansa da mahkeme heyetinin oy birliğiyle beraat eden Karabekir, hatıratını yazdığı kitaplarla gelecek nesillere aktardı. ”Şark Fatihi”, aralarında "Birinci Cihan Harbi", "İstiklal Harbimiz", "İzmir Suikastı", "Çocuklara Öğütler", "Hayatım", "İttihat ve Terrakki Cemiyeti 1896-1909", "Ermeni Dosyası", "İngiltere, İtalya ve Habeş Harbi", "Çocuk, Davamız", "İstiklal Harbimizin Esasları", "Sanayi Projelerimiz", "İktisat Esaslarımız", "İstiklal Harbimizde İttihad Terrakki ve Enver Paşa", "İtalya ve Habeş", "Sarıkamış-Kars ve Ötesi" ve "Erzincan ve Erzurum'un Kurtuluşu" olan 17 eser kaleme aldı.

Ermeni terörünün katlettiği devlet adamlarından Said Halim Paşa anılmaya devam ediyor Haber

Ermeni terörünün katlettiği devlet adamlarından Said Halim Paşa anılmaya devam ediyor

Said Halim Paşa, Osmanlı Devleti’nin son döneminde İttihat ve Terakkînin en önemli simalarından biri olarak devletin kaderinde kritik roller üstlenmişti. Sadrazamlık makamında bulunduğu yıllarda Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na giriş sürecinde etkin bir isim olmuş, diplomasi ve fikir hayatında derin izler bırakmıştı. Mondros Mütarekesi’nin ardından savaş ve sözde “Ermeni kırımı” iddialarıyla suçlanarak Malta’ya sürülen Paşa, 1921’de serbest bırakıldıktan sonra Roma’ya yerleşti. Ancak Osmanlı’nın önde gelen devlet adamlarından biri olarak, Ermeni terör örgütlerinin hedefi hâline geldi. 6 Aralık 1921’de Roma’daki konağının önünde Ermeni suikastçı Arşavir Şıracıyan tarafından silahlı saldırıya uğrayarak şehit edildi. Bu olay, Osmanlı devlet adamlarına yönelik Ermeni terörünün en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti. KAVALALI MEHMED ALİ PAŞA’NIN TORUNU: SAİD HALİM PAŞA Prens Mehmed Said Halim Paşa, 19 Şubat 1864’te Kahire’de dünyaya geldi. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın torunu olup babası Şûrâ-yı Devlet üyesi Mehmed Abdülhalim Paşa, annesi Vicdan Hanım’dır. Dedeleri Anadolu’dan Kavala’ya göç etmiş olan bir Türk ailesidir. Ailesiyle birlikte 1870’te İstanbul’a yerleşti. İlköğrenimini özel hocalardan yaptı. Küçük yaşta Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce öğrendi. Üniversite tahsilini İsviçre’de siyasî ilimler alanında tamamladı. II. Abdülhamid tarafından kendisine sivil paşalık rütbesi verilerek 21 Mayıs 1888’de Şûrâ-yı Devlet üyeliğine tayin edildi. Görevindeki başarısından dolayı kısa zamanda Rumeli beylerbeyliği pâyesine yükseltildi (22 Eylül 1900). Böylece sarayın ve padişahın gözde adamı oldu. Ancak onu çekemeyenler, Yeniköy’deki yalısında zararlı evrak, ayrıca silâh bulundurduğu gerekçesiyle saraya jurnal ettiler. Bu olaydan sonra Şûrâ-yı Devlet’teki göreviyle ilgisini azaltıp kendi adıyla anılan yalısına çekildi. Bir taraftan kitap okumakla, içtimaî ve tarihî incelemelerle, diğer taraftan eski eserleri toplamakla meşgul oldu. Sanat değeri olan eserleri ölünceye kadar toplamaya devam etti. JÖN TÜRKLERLE İLİŞKİSİ OLDUĞU İÇİN MISIR'A SÜRÜLDÜ Said Halim Paşa, “rahat durmadığı” (Jön Türklerle ilişkisi olduğu) gerekçesiyle 7 Aralık 1905 tarihinde yayınlanan irade-i seniyye ile İstanbul’dan ayrılarak Mısır’da ikamet etmesi emredildi. Paşa, 1905 yılının Aralık ayının sonlarında yurt dışına çıktı. İngiliz ve Fransız elçilerinin kendi himayelerinde ülkeyi terk etme tekliflerini reddetti. Kardeşi Abbas Halim Paşa ile birlikte önce Mısır’a, ardından Avrupa’ya gidip Jön Türklerle doğrudan ilişki kurdu, onlara maddî ve fikrî destek verdi.1906’da Osmanlı Terakkî ve İttihat Cemiyetinin müfettişliğine getirildi. II. Meşrutiyet’in ilânından sonra diğer İttihatçılarla birlikte İstanbul’a döndü. Şûrâ-yı Devletteki görevi yurt dışına çıkarılmış olmasına rağmen devam etmişti, fakat 3 Eylül 1908’de Şûrâ-yı Devlet’te yapılan tensîkatta kadro dışı bırakıldı. Aynı yıl belediye seçimlerinde İttihat ve Terakkî Fırkası listesinden Yeniköy Belediye Dairesi başkanı seçildi. Ardından İstanbul Belediye Genel Meclisi ikinci başkanlığına getirildi. 14 Aralık 1908’de II. Abdülhamid tarafından Âyan Meclisi üyeliğine tayin edildi. Bu sırada Cem‘iyyet-i Tedrîsiyye-i İslâmiyye’nin (Dârüşşafaka) idare meclisi üyeliğine seçildi. Padişah’ın izniyle Âyân Meclisi üyeliğinden ayrılarak, bir yılı aşkın süre Paris’te “İslâmcılık” tezi üzerine incelemelerde bulundu. Ünlü sosyolog Gustave Le Bon’le bu sırada görüştüğü düşünülmektedir. İTTİHATÇI PAŞA NAZIRLIĞA YÜKSELDİ Said Halim Paşa, Mart 1909’da Türkiye Merkez Bankası yönetim kurulu üyeliğine tayin edildi Aynı yıl Selanik’te yapılan İttihat ve Terakki Kongresi’ne âyân üyesi sıfatıyla katıldı. 1912’de Meclis’in feshedilmesinden hemen sonra kurulan Said Paşa kabinesine Şûrâ-yı Devlet reisi olarak girdi. Trablusgarb Harbi dolayısıyla İtalyan hükûmeti ile sulh müzakerelerinde bulunmak üzere hükûmet tarafından Lozan’a gönderildi (3 Temmuz 1912). 17 Temmuz’da Said Paşa hükûmetinin görevden çekilmesiyle yeni hükûmeti kuran Gazi Ahmed Muhtar Paşa görevini yenilemeyince görüşmeleri yarıda keserek yurda dönmek zorunda kaldı. Aynı yıl İttihat ve Terakki Cemiyetinin genel sekreterliğine seçildi. 25 Ocak 1913 tarihinde Babıâlî Baskını’nın ardından kurulan Mahmud Şevket Paşa kabinesine Şûrâ-yı Devlet reisi olarak girdi ve iki gün sonra da Hariciye Nazırlığına tayin edildi. 31 Ocak 1913’te kurulan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin kurucularından olan Said Halim Paşa, İhtiyat-ı Milli adlı bir hayat sigortası şirketinin idare heyeti başkanlığını yaptı. 1913’te Cemiyeti Tedrisiye-i İslamiyenin başkanlığına seçildi. Yerli malının üretimi ve tüketimi amacıyla kurulan İstihlak-ı Milli Cemiyetinin üyesi oldu. Mahmud Şevket Paşa 11 Haziran 1913’te öldürülünce Said Halim Paşa’ya 16 Haziran 1913 tarihinde vezirlik rütbesi verilerek sadaret kaymakamlığına, ertesi gün de sadrazamlık makamına getirildi, Hariciye Nazırlığını da üzerine alarak hükûmeti kurdu. Said Halim Paşa, sadrazamlığı döneminde özellikle Edirne’nin geri alınmasında ve Adalar meselesinde büyük hassasiyet gösterdi. Edirne’nin geri alınmasıyla ilgili çalışmalarından dolayı padişah tarafından kendisine Murassa İmtiyaz nişanı verildi. 2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile ittifak antlaşması onun yalısında yapıldı. Sadâreti dönemindeki en önemli olay, kendisinin onayı alınmadan Rusya’ya yapılan saldırı sonucu Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesidir. Said Halim Paşa, 24 Ekim 1915’te Talat Bey’in hükûmet içinde nüfuzunu güçlendirmek için yaptığı baskı sonucunda Hariciye Nazırlığından istifa etti. Boşalan nezarete Meclis-i Mebusan reisi Halil Bey getirildi. Bu gelişmenin ardından sadâreti göstermelik hale geldi. 15 Ekim 1915’te Hariciye nâzırlığından istifa edince yerine Halil Bey (Menteşe) getirildi. Dört yıl süren I. Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı Devleti’nde İttihat ve Terakki hükûmetleri olarak değerlendirilen başta Said Halim Paşa ile Talat Paşa hükûmetleri ve İttihat ve Terakki’nin artçı kabinesi olarak değerlendirilen İzzet Paşa Hükûmeti görev yaptı. Said Halim Paşa, İttihat ve Terakkînin 1913 ve 1916’da yapılan kongrelerinde teşkilâtın genel başkanlığına seçildi. Ancak teşkilâtın başkan vekili ve kendi kabinesinin Dâhiliye nâzırı olan Talat Bey’le aralarının gittikçe açılması neticesinde daha önce de çekilmek istediği, ancak padişahın ricasıyla devam etmek zorunda kaldığı sadâret makamından rahatsızlığını ileri sürerek 3 Şubat 1917'de ayrıldı. Said Halim Paşa’nın sadaret müddeti 3 sene, 7 ay ve 21 gün sürdü. Said Halim Paşa, sadrazamlıktan ayrıldıktan sonra ayan üyeliği görevine devam etti. İttihat ve Terakki Partisinin 1917 yılı kongresinde merkez-i umumi üyeliğine seçilerek bu parti ile olan bağlarını koparmadı. Yalısına çekilerek Osmanlı toplumunun meselelerine çare bulmak için eserler yazmaya devam etti. MALTA SÜRGÜNÜ VE ROMA’DA SUİKAST Mondros Mütarekesi’nden sonra savaş ve sözde “Ermeni kırımı” sorumlusu iddiasıyla Dîvân-ı Âlîye verildi. 10 Mart 1919’da tevkif edilerek Bekirağa Bölüğü’ne konuldu. Bu sırada Mustafa Kemal Atatürk tarafından ziyaret edildi. Paşa, Dîvân-ı Harb-ı Örfîde yargılandı. 28 Mayıs 1919’da İngilizler tarafından önce Mondros’a, ardından Malta’ya sürüldü. Malta’da Polverista esir kampında tutuldu. 144 arkadaşıyla birlikte savaş sorumlusu ve “Ermeni kırımı”yla ilgili olarak müttefik mahkemelerinde yargılanmak istendiyse de suç işlediğine dair bir delil bulunamadığından 29 Nisan 1921’de Malta’da serbest bırakıldı. İstanbul’a dönme isteği sakıncalı görülüp reddedildi. İngiliz işgali altındaki Mısır’a da gidemediğinden Roma’da bir konak kiralayıp oraya yerleşti. 6 Aralık 1921’de konağın önünde Ermeni Arşavir Şıracıyan tarafından öldürüldü. Naaşı 26 Ocak 1922’de İstanbul’a getirildi ve 29 Ocak 1922’de cenaze namazı Ayasofya Camii’nde ikindi namazına müteakip kılınarak Sultan II. Mahmut Türbesi bahçesindeki babasının mezarının yanına gömüldü.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun! Haber

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!

Türkiye Cumhuriyeti, bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutluyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve şanlı Türk ordusu büyük mücadeleler sonucunda ülkeyi işgale kalkışan düşmana "dur" demişti. Türk ordusu, taarruza geçerek aldığı, “Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri!” emri ile durmadan, canını hiçe sayarak gerçekleştirdiği karşı taaruz ile düşmanı ülkeden kovmayı başardı. Bundan sonra Mustafa Kemal Paşa’nın aklında, yeni ve çağdaş bir Türkiye vardı. Bunu da gerçekleştirmek adına atacağı en büyük adım cumhuriyetin ilan edilmesiydi. Bunun için kabineyi 28 Ekim 1923 tarihinde, Çankaya Köşkü’nde topladı ve açıkladı: “Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!” CUMHURİYET’İN İLANI Osmanlı Devleti, 1876 yılına kadar mutlak monarşi, 1876-1878 ve 1908-1918 arasında meşruti monarşi ile yönetilmişti. I. Dünya Savaşı'nda yenilgiye uğramasının ardından işgale uğrayan Anadolu'da halkın işgalcilere karşı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde verdiği Milli Mücadele, 1923 yılında milli güçlerin zaferi ile sonuçlandı. Bu süreçte, "Büyük Millet Meclisi" adıyla 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanan halkın temsilcileri, 20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adlı yasayı kabul ederek egemenliğin Türk ulusuna ait olduğunu ilan etmiş ve 1 Kasım 1922'de aldığı kararla saltanatı kaldırmıştı. Ülke, meclis hükûmeti tarafından yönetilmekteydi. 27 Ekim 1923'te İcra Vekilleri Heyeti'nin istifası ve yerine meclisin güvenini kazanacak yeni bir kabinenin kurulamaması üzerine Mustafa Kemal Paşa, yönetim biçiminin Cumhuriyet olması için İsmet Paşa ile birlikte bir kanun değişikliği tasarısı hazırlayarak 29 Ekim 1923'te Meclis'e sundu. 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) toplandı. TBMM’de yapılan bir anayasa değişikliğiyle Türkiye’nin yönetim biçimi Cumhuriyet olarak belirlendi ve 29 Ekim 1923 günü saat 20.30’da Cumhuriyet ilan edildi. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda yapılan değişikliklerin kabulü ile Cumhuriyet, TBMM tarafından ilan edilmiş oldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.