SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#I. Dünya Savaşı

QHA - Kırım Haber Ajansı - I. Dünya Savaşı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, I. Dünya Savaşı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kut'ül Amare Zaferi'nin 110. yıl dönümü kutlanıyor Haber

Kut'ül Amare Zaferi'nin 110. yıl dönümü kutlanıyor

İngiliz birliklerinin Osmanlı ordusu tarafından teslim alınmasıyla elde edilen Kut'ül Amare Zaferi'nin 110. yıl dönümü kaydediliyor. Kut'ül Amare Zaferi, Türk tarihinde Çanakkale Zaferi'nin ardından Birinci Dünya Savaşı'nın "en büyük zaferi" olma önemi taşıyor. KÛTÜL‘AMÂRE NEREDE BULUNUYOR? Bağdat ile Amâre arasında, Dicle nehrinin sol kıyısında ve Fırat ile Dicle’yi birleştiren eski Şattülhay (Garrâf) Kanalı’nın Dicle tarafındaki ağzının karşısında bulunan Kûtül‘amâre’nin ismindeki “Kût”, Hintçe’deki kot (kale) kelimesinden gelmekte ve Irak’ta bu isimle anılan Kûtülmuammer ve Kûtülhay gibi yerler de bulunmaktadır. Kûtül‘amâre’nin kuzeyine doğru genişleyen ovalar, Arap kabilelerinden Benî Lâm’ın kollarından olan Benî Rebîa’nın yaşadığı yerdir. Çok eski bir yerleşim merkezi olmayan Kûtül‘amâre, Mazeraya adlı bir İlkçağ kasabasının bulunduğu yerde kuruldu. Kûtül‘amâre bölgesinin Osmanlı idaresine girmesi, Kanûnî Sultan Süleyman zamanında yani 1520 ile 1566 yılları arasında, Bağdat’ın fethi sırasında gerçekleşti. Kûtül‘amâre, İran Şahı I. Abbas’ın Bağdat’ı 1623 yılında ele geçirmesiyle bir süreliğine elden çıkmış da olsa IV. Murad’ın Bağdat’ı 1638 yılında yeniden fethi üzerine tekrar Osmanlı Devleti sınırları içine girdi. Bağdat vilâyeti merkez sancağına bağlı bir kaza merkezi olan Kûtül‘amâre’de, Dicle’de buharlı gemilerin çalışması ve İngiliz menşeli “Lynch” şirketinin burada kömür depoları ve yakıt istasyonları kurması üzerine büyük bir hareketlilik başladı. İNGİLİZ MENŞELİ “LYNCH” ŞİRKETİ, BÖLGEYİ İSTASYON OLARAK BELİRLEMİŞTİ 1869 yılında ise Osmanlı Devleti’nden Bağdat ile Basra arasında vapur işletme imtiyazı alan İngiliz menşeli “Lynch” şirketi, arada kalan Kûtül‘amâre’yi bir istasyon olarak belirlemişti. 19. yüzyılın sonlarında Gureybe, Bedre, Cîzân ve Zurbatiye nahiyelerinin bağlı bulunduğu Kûtül‘amâre bölgesinin nüfusu çoğunlukla Sünnîlerden ve 30 bin kişiden oluşuyordu. Bölge halkı, genelikle ziraat ve taşımacılıkla uğraşıyor; Yahudiler altın işlemeciliği ve ticareti, Hıristiyanlar ise daha çok demirhindi ticareti yapıyordu. Bölge merkezinde 200 iş yeri, 10 otel, 8 kahvehane ve yün eğirmek için de iki atölye vardı. Çevredeki verimli araziler, İran tarafından gelen ve Dicle’ye dökülen Kelâl nehriyle sulanırdı. 20. yüzyılın başlarında, yani Osmanlı döneminin sonlarına doğru kasabanın nüfusu 7 bin kişi kadardı ve burada bir rüşdiye mektebi, Sünnî ve Şiîler için birer cami, bir havra, iki han, çok sayıda iş yeri, mağaza ve dükkânla iki hamam bulunuyordu. 1911 yılında ise Bağdat salnâmesinde bin 500 ev, 150 dükkân ve 10 han kayıtlıydı. İNGİLİZLER, 26 EYLÜL 1915'TE BÖLGEYİ İŞGAL ETTİ I. Dünya Savaşı sırasında Kûtül‘amâre'de çok hareketli günler yaşandı. 1915 yılının eylül ayı sonlarına doğru İngiliz Generali Charles Townshend, Dicle nehri boyunda harekete geçti; Osmanlı kuvvetleri, Albay Yûsuf Nûreddin Bey’in kumandasında bulunuyordu. Hedefleri Bağdat’ı almak olan İngilizler, 26 Eylül 1915'te yol üzerindeki Kûtül‘amâre’yi işgal etti. Bunun üzerine bölgedeki Altıncı Ordu’nun başına Birinci Ordu kumandanı Alman Mareşali Wilhelm Colmar von der Goltz (Goltz Paşa) getirildi. 22-26 Kasım 1915’te General Townshend, Bağdat’a 30 kilometre uzaklıktaki Selmânıpâk bölgesinde taarruza başladı. İNGİLİZLER ÇOK SAYIDA KAYIP VERDİ Çok sayıda kayıp veren İngilizler, Kûtül‘amâre’ye çekilirken Osmanlı kuvvetleri, kaleyi kuşatma altına aldı. Halil Paşa kumandasındaki bu kuşatma ve İngilizlerin verdikleri karşı mücadele ise I. Dünya Savaşı’nın en önemli çarpışmaları arasında yer aldı. 1916 yılının başlarında, İngilizlerin Irak cephesi kumandanlığında bulunan General John Nixon’un yerine General Percy Lake tayin edildi. General Percy Lake’in emriyle, Basra tarafındaki İngiliz kuvvetlerinin kuşatma altındaki General Townshend’e yardım teşebbüsleri sonuç vermedi ve İngilizler, Hindistan’dan Basra’ya gönderilen yeni tugayların desteğiyle, 5 Nisan 1916’da Felâhiye’de başlattıkları dört gün süren taarruza rağmen kuşatmayı yaramadılar. TÜRKLER, İNGİLİZLERİN TESLİM OLMASINDA DİRENDİ İngilizler, 21-22 Nisan 1916 tarihlerinde IV. Felâhiye Muharebesi denilen bir saldırı daha gerçekleştirdilerse de geri püskürtüldüler. Başka çaresi kalmayan General Percy Lake, 26 Nisan 1916’da kuşatma altındaki General Townshend’e, Türklerle teslim müzakerelerini başlatmasını bildirdi. Yaklaşık beş ay süren kuşatmanın kaldırılması karşılığında İngilizler, bütün silâhlarıyla 1 milyon sterlin tazminat vermeyi teklif ettiler ve karşılığında Amâre yolu ile Hindistan’a gitmek için müsaade istediler; Türk tarafı ise İngilizlerin kayıtsız şartsız teslim olmasında direndi. Nihayet 27 Nisan 1916’da Kûtül‘amâre’nin 4 kilometre kuzeybatısında, nehir üzerinde Halil Paşa ile General Townshend arasında yapılan görüşmede İngilizler, tazminatı 2 milyon sterline çıkardılar. 29 Nisan 1916 günü protokol imzalanmasının ardından, halkın coşkulu gösterileri arasında Türk kuvvetleri, Kûtül‘amâre’ye girdi ve 13 bin 309 kişilik İngiliz ordusunu teslim aldı. KÛTÜL‘AMÂRE ZAFERİ’NDEN SONRA NE OLDU? Kûtül‘amâre Zaferi, Bağdat’ı ele geçirmeye yönelik planlar yapan İngilizlere büyük bir darbe vurdu. Buna karşın bu askerî başarı, Haziran 1916’da Hicaz’da ortaya çıkacak olan İngilizlerin planladığı Şerif Hüseyin ayaklanmasını engelleyemedi. 1916 ve 1917 yıllarındaki savaşlar, Osmanlı Devleti’nin bağlı bulunduğu tarafın başarısızlığı ile sonuçlandığı için Orta Doğu, tamamen kaybedildi. Şubat 1917’de Kûtül‘amâre ve Mart ayında Bağdat, İngilizlerin eline geçti. Bölgeye gelen İngiliz manda idaresinin yaptığı idarî taksimata göre Kûtül‘amâre, yeni kurulan on dört livânın ana şehirlerinden biri, daha sonra da Ağustos 1921’de Irak Devleti’nin kurulmasıyla bu on dört livâdan birinin merkezi oldu. Bugün on sekiz muhafazadan Vâsıt’ın merkezi olup 2002 verilerine göre muhafazanın nüfusu 860 bin, Kûtül‘amâre’nin nüfusu ise 380 bindir.

Erivan’da Türk ve Azerbaycan bayraklarına alçak saldırı! Haber

Erivan’da Türk ve Azerbaycan bayraklarına alçak saldırı!

Ermenistan’ın başkenti Erivan’da 23 Nisan 2026 tarihinde Ermeni Devrimci Federasyonunun (Taşnak Partisi) düzenlediği meşaleli yürüyüş sırasında Türk ve Azerbaycan bayrakları yakıldı. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan olayı “provokasyon” olarak niteleyerek eylemi kınadı. Ermenistan’ın resmî haber ajansı Armenpress’in haberine göre Paşinyan, Erivan’da yapılan yürüyüş sırasında Taşnakların Türk bayrağını ateşe vermesini kınayarak eylemi “Açıkça provokatif ve gerilimi artırıcı bir davranış.” olarak değerlendirdi. Ermenistan Başbakanlık Sözcüsü Nazeli Bağdasaryan da düzenlediği basın toplantısında, “Başbakan Paşinyan bu eylemi kınıyor, sorumsuz ve kabul edilemez olarak nitelendiriyor.” yanıtını verdi. Nazeli Bağdasaryan, “Uluslararası alanda tanınan bir devletin, özellikle de komşu bir ülkenin bayrağının yakılması, başka bir değerlendirmeyi hak etmiyor.” dedi. SEVK VE İSKÂN KANUNU Ermeni diasporası, 24 Nisan 1915 tarihinde İstanbul’daki asi Ermenilerin tutuklanmasını sözde “soykırımın” başlangıcı olarak kabul ediyor ve her yıl çeşitli gösteri ve yürüyüşler düzenliyor. Tarihî belgelere göre, I. Dünya Savaşı sırasında İtilaf devletleri tarafından kışkırtılan Ermeni çetelerinin düşman kuvvetleri adına paramiliter bir unsur gibi hareket ederek cephe gerisinde asayişi bozması üzerine, Şehit Sadrazam Talat Paşa'nın girişimiyle Sevk ve İskân Kanunu'nun (Tehcir Kanunu) çıkarıldığını; bu kanunla birlikte asilerin Osmanlı hükûmeti tarafından güvenli bir şekilde sevk ettirildiğini ifade etmektedir. Tehcir sırasında yaşanan ölümlerin, savaş şartlarının getirdiği çeşitli zorluklar ve salgın hastalıklar nedeniyle yaşandığını belirtiyor. Bu nedenle yaşananların bir soykırım olarak tarif edilmesinin mümkün olmadığı kaydediliyor. Tarihçiler, bazı Ermenilerin süreci siyasallaştırarak tarihî bağlamından kopardığını ifade ediyor. Uzmanlar, Paşinyan’ın Ankara ve Bakü ile ılımlı, karşılıklı çıkara dayalı iyi bir komşuluk ilişkisi tesis etmek istediğini belirtirken, ülke içindeki aşırıcı örgütlerin sürece ket vurmak istediği değerlendirmesinde bulunuyor.

“Şark Fatihi” Kâzım Karabekir, vefatının 78. yılında saygıyla anılıyor Haber

“Şark Fatihi” Kâzım Karabekir, vefatının 78. yılında saygıyla anılıyor

Birinci Dünya Savaşı’nda yer alan ve Kurtuluş Savaşı sırasında Doğu Anadolu’da üstün başarılar gösteren, hem askerî dehâsıyla hem de bürokratlığıyla öne çıkmış bir şahsiyet olan Musa Kâzım Karabekir Paşa, bundan 78 yıl önce hayata gözlerini yumdu. Musa Kâzım Karabekir Paşa’nın babası, aslen Karaman'ın Karabekir ilçesinden olan Osmanlı Ordusu subaylarından Mehmet Emin Paşa, annesi ise Havva Hanım’dı. Karabekir, Çiftin 5 erkek çocuğundan biri olarak 23 Temmuz 1882 tarihinde İstanbul, Kocamustafapaşa'da dünyaya geldi. Mekteb-i Erkan-ı Harbiye'yi 1905'te birincilikle tamamlayarak "Kurmay Yüzbaşı" rütbesiyle mezun olan Karabekir, 1907 yılında İstanbul Harbiye Mektebi tabiye muallim muavinliğine tayin edildi. Karabekir, Manastır ve İstanbul'da İttihat ve Terrakki Cemiyetlerinin ilk merkezlerinin kuruluşunda yer aldı ve İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, 1908'de Edirne'deki 3. Piyade Tümeni Kurmay Başkanlığına getirildi. 31 MART OLAYLARININ BASTIRILMASINDA ROLÜ BÜYÜKTÜ Kâzım Karabekir, 13 Nisan 1909 tarihinde 31 Mart Olayları’nda Selanik'ten İstanbul'a gelen Hareket Ordusu'nda görev aldı. Beyoğlu Kışlası ile Yıldız Sarayı'nın ele geçirilmesinde ve isyanın bastırılmasında önemli bir rol oynayan Karabekir, 1910'da Arnavutluk isyanının bastırılmasında da Kolordu’nun Hareket Şubesi Şefi oldu ve kısmen de Erkanı Harp Reis Vekili olarak buldu. 1912'de "Binbaşılığa" terfi eden Karabekir, 1912 ve 1913 yılları arasında meydana gelen Balkan Savaşı sırasında, 10. Tümen Kurmay Başkanı olarak görev yaptı. Karabekir, 22 Nisan 1913 tarihinde esir düşerek Sofya'ya gönderildi. 21 Temmuz 1913 tarihinde ise Edirne'nin alınmasının ardından Bulgaristan ile imzalanan İstanbul Antlaşması ile İstanbul'a geldi. I.DÜNYA SAVAŞI’NDA VE DOĞU CEPHESİNDE ÜSTÜN BAŞARILARI Karabekir, 1914'te başlayan 1. Dünya Savaşı'na «Kaymakam» rütbesiyle katıldı. Çanakkale Savaşı'nda Fransızlara karşı Kerevizdere'de kazandığı başarı üzerine ise «Miralay» rütbesine yükseldi. Alman Mareşali Graf Von der Gotz Paşa'nın Kurmay Başkanı olarak Irak'a gitti ve Maraşel'in vefatından Bağdat Savaşı sonuna kadar 18. Kolordu Komutanı olarak Kut'ül Amare'de, İngilizlerin bozguna uğradığı savaşta yer aldı. 1917 yılında Diyarbakır'daki II. Kolordu Komutanı olarak Ruslara karşı savaşan Karabekir, Rusların çekilmesinin ardından Ermeni çetelerle mücadele etmek üzere, 31 Aralık 1917 tarihinde 3. Ordu'ya bağlı I. Kafkas Kolordu Kumandanlığına getirildi. Ağır kış koşullarına ve kısıtlı imkânlara rağmen 18 Şubat 1918 tarihinde Erzincan'ı, 12 Mart 1918 tarihinde ise Erzurum'u çetecilerden tamamen temizledi. Karabekir, öte yandan, 3 Mart 1918 tarihinde imzalanan Brest-Litovsk Anlaşması ile Rusların boşalttığı Kars, Ardahan ve Batum'u, Ermeni ve Gürcülerden almak için harekâtı devam ettirdi. 25 Nisan 1918 tarihinde Kars'ın kurtarılmasından sonra ise 15 Mayıs'ta Gümrü'ye giren Karabekir’in başarıları, 28 Temmuz'da "Mirliva" rütbesine yükseltilmesinde katkısı oldu. 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalanmasının ardından Karabekir, İstanbul'a çağrılarak kendisine teklif edilen Erkan-ı Harbiyye-i Umumiyye Reisliği yani Genelkurmay Başkanlığı görevini kabul etmedi. Tekirdağ'daki 14. Kolordu Komutanlığına getirilen Karabekir, kendi isteğiyle 13 Mart 1919'da Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanlığına nakledildi. KARABEKİR’İN SİYASİ KARİYERİ 15 Ekim 1922'de Edirne Milletvekili olan Kâzım Karabekir, 17 Şubat ve 4 Mart 1923 tarihleri arasında tertip edilen İzmir İktisat Kongresi'ne başkanlık yaptı. 29 Haziran 1923 tarihinde İstanbul Milletvekili olduktan sonra ise 21 Ekim 1923 tarihinde I. Ordu Müfettişliği'ne atandı. Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Adnan Adıvar ve arkadaşları ile 27 Kasım 1924'te cumhuriyetin ilk muhalefet partisi Terrakki Perver Cumhuriyet Fırkasını kuran Karabekir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının ardından İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığında, 31 Aralık 1938'de İstanbul Milletvekili oldu. 23 Temmuz 1946'da Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı seçilen “Şark Fatihi”, 26 Ocak 1948 tarihinde Ankara'da hayata veda etti. HATIRATINI, KİTAPLARIYLA GELECEK TÜRK NESİLLERİNE AKTARDI Karabekir, ayrıca, 22 Haziran 1926 tarihinde, Atatürk’e İzmir'de düzenlenen suikasttan haberdar olmasına rağmen bu suikastı bildirmediği iddiasıyla tutuklanmıştı. İstiklâl Mahkemesinde idamla yargılansa da mahkeme heyetinin oy birliğiyle beraat eden Karabekir, hatıratını yazdığı kitaplarla gelecek nesillere aktardı. ”Şark Fatihi”, aralarında "Birinci Cihan Harbi", "İstiklal Harbimiz", "İzmir Suikastı", "Çocuklara Öğütler", "Hayatım", "İttihat ve Terrakki Cemiyeti 1896-1909", "Ermeni Dosyası", "İngiltere, İtalya ve Habeş Harbi", "Çocuk, Davamız", "İstiklal Harbimizin Esasları", "Sanayi Projelerimiz", "İktisat Esaslarımız", "İstiklal Harbimizde İttihad Terrakki ve Enver Paşa", "İtalya ve Habeş", "Sarıkamış-Kars ve Ötesi" ve "Erzincan ve Erzurum'un Kurtuluşu" olan 17 eser kaleme aldı.

Ermeni terörünün katlettiği devlet adamlarından Said Halim Paşa anılmaya devam ediyor Haber

Ermeni terörünün katlettiği devlet adamlarından Said Halim Paşa anılmaya devam ediyor

Said Halim Paşa, Osmanlı Devleti’nin son döneminde İttihat ve Terakkînin en önemli simalarından biri olarak devletin kaderinde kritik roller üstlenmişti. Sadrazamlık makamında bulunduğu yıllarda Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na giriş sürecinde etkin bir isim olmuş, diplomasi ve fikir hayatında derin izler bırakmıştı. Mondros Mütarekesi’nin ardından savaş ve sözde “Ermeni kırımı” iddialarıyla suçlanarak Malta’ya sürülen Paşa, 1921’de serbest bırakıldıktan sonra Roma’ya yerleşti. Ancak Osmanlı’nın önde gelen devlet adamlarından biri olarak, Ermeni terör örgütlerinin hedefi hâline geldi. 6 Aralık 1921’de Roma’daki konağının önünde Ermeni suikastçı Arşavir Şıracıyan tarafından silahlı saldırıya uğrayarak şehit edildi. Bu olay, Osmanlı devlet adamlarına yönelik Ermeni terörünün en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti. KAVALALI MEHMED ALİ PAŞA’NIN TORUNU: SAİD HALİM PAŞA Prens Mehmed Said Halim Paşa, 19 Şubat 1864’te Kahire’de dünyaya geldi. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın torunu olup babası Şûrâ-yı Devlet üyesi Mehmed Abdülhalim Paşa, annesi Vicdan Hanım’dır. Dedeleri Anadolu’dan Kavala’ya göç etmiş olan bir Türk ailesidir. Ailesiyle birlikte 1870’te İstanbul’a yerleşti. İlköğrenimini özel hocalardan yaptı. Küçük yaşta Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce öğrendi. Üniversite tahsilini İsviçre’de siyasî ilimler alanında tamamladı. II. Abdülhamid tarafından kendisine sivil paşalık rütbesi verilerek 21 Mayıs 1888’de Şûrâ-yı Devlet üyeliğine tayin edildi. Görevindeki başarısından dolayı kısa zamanda Rumeli beylerbeyliği pâyesine yükseltildi (22 Eylül 1900). Böylece sarayın ve padişahın gözde adamı oldu. Ancak onu çekemeyenler, Yeniköy’deki yalısında zararlı evrak, ayrıca silâh bulundurduğu gerekçesiyle saraya jurnal ettiler. Bu olaydan sonra Şûrâ-yı Devlet’teki göreviyle ilgisini azaltıp kendi adıyla anılan yalısına çekildi. Bir taraftan kitap okumakla, içtimaî ve tarihî incelemelerle, diğer taraftan eski eserleri toplamakla meşgul oldu. Sanat değeri olan eserleri ölünceye kadar toplamaya devam etti. JÖN TÜRKLERLE İLİŞKİSİ OLDUĞU İÇİN MISIR'A SÜRÜLDÜ Said Halim Paşa, “rahat durmadığı” (Jön Türklerle ilişkisi olduğu) gerekçesiyle 7 Aralık 1905 tarihinde yayınlanan irade-i seniyye ile İstanbul’dan ayrılarak Mısır’da ikamet etmesi emredildi. Paşa, 1905 yılının Aralık ayının sonlarında yurt dışına çıktı. İngiliz ve Fransız elçilerinin kendi himayelerinde ülkeyi terk etme tekliflerini reddetti. Kardeşi Abbas Halim Paşa ile birlikte önce Mısır’a, ardından Avrupa’ya gidip Jön Türklerle doğrudan ilişki kurdu, onlara maddî ve fikrî destek verdi.1906’da Osmanlı Terakkî ve İttihat Cemiyetinin müfettişliğine getirildi. II. Meşrutiyet’in ilânından sonra diğer İttihatçılarla birlikte İstanbul’a döndü. Şûrâ-yı Devletteki görevi yurt dışına çıkarılmış olmasına rağmen devam etmişti, fakat 3 Eylül 1908’de Şûrâ-yı Devlet’te yapılan tensîkatta kadro dışı bırakıldı. Aynı yıl belediye seçimlerinde İttihat ve Terakkî Fırkası listesinden Yeniköy Belediye Dairesi başkanı seçildi. Ardından İstanbul Belediye Genel Meclisi ikinci başkanlığına getirildi. 14 Aralık 1908’de II. Abdülhamid tarafından Âyan Meclisi üyeliğine tayin edildi. Bu sırada Cem‘iyyet-i Tedrîsiyye-i İslâmiyye’nin (Dârüşşafaka) idare meclisi üyeliğine seçildi. Padişah’ın izniyle Âyân Meclisi üyeliğinden ayrılarak, bir yılı aşkın süre Paris’te “İslâmcılık” tezi üzerine incelemelerde bulundu. Ünlü sosyolog Gustave Le Bon’le bu sırada görüştüğü düşünülmektedir. İTTİHATÇI PAŞA NAZIRLIĞA YÜKSELDİ Said Halim Paşa, Mart 1909’da Türkiye Merkez Bankası yönetim kurulu üyeliğine tayin edildi Aynı yıl Selanik’te yapılan İttihat ve Terakki Kongresi’ne âyân üyesi sıfatıyla katıldı. 1912’de Meclis’in feshedilmesinden hemen sonra kurulan Said Paşa kabinesine Şûrâ-yı Devlet reisi olarak girdi. Trablusgarb Harbi dolayısıyla İtalyan hükûmeti ile sulh müzakerelerinde bulunmak üzere hükûmet tarafından Lozan’a gönderildi (3 Temmuz 1912). 17 Temmuz’da Said Paşa hükûmetinin görevden çekilmesiyle yeni hükûmeti kuran Gazi Ahmed Muhtar Paşa görevini yenilemeyince görüşmeleri yarıda keserek yurda dönmek zorunda kaldı. Aynı yıl İttihat ve Terakki Cemiyetinin genel sekreterliğine seçildi. 25 Ocak 1913 tarihinde Babıâlî Baskını’nın ardından kurulan Mahmud Şevket Paşa kabinesine Şûrâ-yı Devlet reisi olarak girdi ve iki gün sonra da Hariciye Nazırlığına tayin edildi. 31 Ocak 1913’te kurulan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin kurucularından olan Said Halim Paşa, İhtiyat-ı Milli adlı bir hayat sigortası şirketinin idare heyeti başkanlığını yaptı. 1913’te Cemiyeti Tedrisiye-i İslamiyenin başkanlığına seçildi. Yerli malının üretimi ve tüketimi amacıyla kurulan İstihlak-ı Milli Cemiyetinin üyesi oldu. Mahmud Şevket Paşa 11 Haziran 1913’te öldürülünce Said Halim Paşa’ya 16 Haziran 1913 tarihinde vezirlik rütbesi verilerek sadaret kaymakamlığına, ertesi gün de sadrazamlık makamına getirildi, Hariciye Nazırlığını da üzerine alarak hükûmeti kurdu. Said Halim Paşa, sadrazamlığı döneminde özellikle Edirne’nin geri alınmasında ve Adalar meselesinde büyük hassasiyet gösterdi. Edirne’nin geri alınmasıyla ilgili çalışmalarından dolayı padişah tarafından kendisine Murassa İmtiyaz nişanı verildi. 2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile ittifak antlaşması onun yalısında yapıldı. Sadâreti dönemindeki en önemli olay, kendisinin onayı alınmadan Rusya’ya yapılan saldırı sonucu Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesidir. Said Halim Paşa, 24 Ekim 1915’te Talat Bey’in hükûmet içinde nüfuzunu güçlendirmek için yaptığı baskı sonucunda Hariciye Nazırlığından istifa etti. Boşalan nezarete Meclis-i Mebusan reisi Halil Bey getirildi. Bu gelişmenin ardından sadâreti göstermelik hale geldi. 15 Ekim 1915’te Hariciye nâzırlığından istifa edince yerine Halil Bey (Menteşe) getirildi. Dört yıl süren I. Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı Devleti’nde İttihat ve Terakki hükûmetleri olarak değerlendirilen başta Said Halim Paşa ile Talat Paşa hükûmetleri ve İttihat ve Terakki’nin artçı kabinesi olarak değerlendirilen İzzet Paşa Hükûmeti görev yaptı. Said Halim Paşa, İttihat ve Terakkînin 1913 ve 1916’da yapılan kongrelerinde teşkilâtın genel başkanlığına seçildi. Ancak teşkilâtın başkan vekili ve kendi kabinesinin Dâhiliye nâzırı olan Talat Bey’le aralarının gittikçe açılması neticesinde daha önce de çekilmek istediği, ancak padişahın ricasıyla devam etmek zorunda kaldığı sadâret makamından rahatsızlığını ileri sürerek 3 Şubat 1917'de ayrıldı. Said Halim Paşa’nın sadaret müddeti 3 sene, 7 ay ve 21 gün sürdü. Said Halim Paşa, sadrazamlıktan ayrıldıktan sonra ayan üyeliği görevine devam etti. İttihat ve Terakki Partisinin 1917 yılı kongresinde merkez-i umumi üyeliğine seçilerek bu parti ile olan bağlarını koparmadı. Yalısına çekilerek Osmanlı toplumunun meselelerine çare bulmak için eserler yazmaya devam etti. MALTA SÜRGÜNÜ VE ROMA’DA SUİKAST Mondros Mütarekesi’nden sonra savaş ve sözde “Ermeni kırımı” sorumlusu iddiasıyla Dîvân-ı Âlîye verildi. 10 Mart 1919’da tevkif edilerek Bekirağa Bölüğü’ne konuldu. Bu sırada Mustafa Kemal Atatürk tarafından ziyaret edildi. Paşa, Dîvân-ı Harb-ı Örfîde yargılandı. 28 Mayıs 1919’da İngilizler tarafından önce Mondros’a, ardından Malta’ya sürüldü. Malta’da Polverista esir kampında tutuldu. 144 arkadaşıyla birlikte savaş sorumlusu ve “Ermeni kırımı”yla ilgili olarak müttefik mahkemelerinde yargılanmak istendiyse de suç işlediğine dair bir delil bulunamadığından 29 Nisan 1921’de Malta’da serbest bırakıldı. İstanbul’a dönme isteği sakıncalı görülüp reddedildi. İngiliz işgali altındaki Mısır’a da gidemediğinden Roma’da bir konak kiralayıp oraya yerleşti. 6 Aralık 1921’de konağın önünde Ermeni Arşavir Şıracıyan tarafından öldürüldü. Naaşı 26 Ocak 1922’de İstanbul’a getirildi ve 29 Ocak 1922’de cenaze namazı Ayasofya Camii’nde ikindi namazına müteakip kılınarak Sultan II. Mahmut Türbesi bahçesindeki babasının mezarının yanına gömüldü.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun! Haber

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!

Türkiye Cumhuriyeti, bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutluyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve şanlı Türk ordusu büyük mücadeleler sonucunda ülkeyi işgale kalkışan düşmana "dur" demişti. Türk ordusu, taarruza geçerek aldığı, “Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri!” emri ile durmadan, canını hiçe sayarak gerçekleştirdiği karşı taaruz ile düşmanı ülkeden kovmayı başardı. Bundan sonra Mustafa Kemal Paşa’nın aklında, yeni ve çağdaş bir Türkiye vardı. Bunu da gerçekleştirmek adına atacağı en büyük adım cumhuriyetin ilan edilmesiydi. Bunun için kabineyi 28 Ekim 1923 tarihinde, Çankaya Köşkü’nde topladı ve açıkladı: “Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!” CUMHURİYET’İN İLANI Osmanlı Devleti, 1876 yılına kadar mutlak monarşi, 1876-1878 ve 1908-1918 arasında meşruti monarşi ile yönetilmişti. I. Dünya Savaşı'nda yenilgiye uğramasının ardından işgale uğrayan Anadolu'da halkın işgalcilere karşı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde verdiği Milli Mücadele, 1923 yılında milli güçlerin zaferi ile sonuçlandı. Bu süreçte, "Büyük Millet Meclisi" adıyla 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanan halkın temsilcileri, 20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adlı yasayı kabul ederek egemenliğin Türk ulusuna ait olduğunu ilan etmiş ve 1 Kasım 1922'de aldığı kararla saltanatı kaldırmıştı. Ülke, meclis hükûmeti tarafından yönetilmekteydi. 27 Ekim 1923'te İcra Vekilleri Heyeti'nin istifası ve yerine meclisin güvenini kazanacak yeni bir kabinenin kurulamaması üzerine Mustafa Kemal Paşa, yönetim biçiminin Cumhuriyet olması için İsmet Paşa ile birlikte bir kanun değişikliği tasarısı hazırlayarak 29 Ekim 1923'te Meclis'e sundu. 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) toplandı. TBMM’de yapılan bir anayasa değişikliğiyle Türkiye’nin yönetim biçimi Cumhuriyet olarak belirlendi ve 29 Ekim 1923 günü saat 20.30’da Cumhuriyet ilan edildi. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda yapılan değişikliklerin kabulü ile Cumhuriyet, TBMM tarafından ilan edilmiş oldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.