SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İnsan Hakları

QHA - Kırım Haber Ajansı - İnsan Hakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İnsan Hakları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

21. yüzyılda bir halkın sessiz imhası: “Kırım Tatarlarına yönelik siyasi davalar hibrit bir sürgündür” Haber

21. yüzyılda bir halkın sessiz imhası: “Kırım Tatarlarına yönelik siyasi davalar hibrit bir sürgündür”

Kadim Türk yurdu Kırım, 2014 yılından bu yana Rusya’nın hukuk tanımaz işgali altında karanlık bir dönemi yaşıyor. Kremlin yönetimi; düzmece davalar, yasa dışı gözaltılar ve haksız tutuklamalarla Kırım Tatarları başta olmak üzere yarımada halkını en ağır insan hakları ihlallerine maruz bırakıyor. Özgürlükleri elinden alınan, sistemli baskı ve zulümle vatanlarını terk etmeye zorlanan Kırım Tatarları, 21. yüzyılın ortasında sinsice planlanmış bir "hibrit sürgün" politikasıyla yüz yüze... Kırımlı okurumuz Adalet Seitov, kaleme aldığı sarsıcı mektupta Rusya'nın bu insanlık dışı kıyımını çarpıcı matematiksel verilerle gözler önüne seriyor. Mektubun tam metni şu şekilde: “Kırım Tatarlarına Yönelik Davalar Hibrit Bir Sürgündür” Roma Statüsü'ne göre (Madde 7, Fıkra 1/d) sürgün; kişilerin, hukuki bir dayanak olmaksızın, yaşadıkları topraklardan sınır dışı edilme veya diğer zorlayıcı eylemler yoluyla zorla nakledilmesidir. Tarihsel olarak halkların sürgün edilmesi, neredeyse her zaman toprakları ve nüfusu kontrol eden devlet tarafından yürütülen siyasi süreçlerle bağlantılı olmuştur. Öyle ki, son üç yüzyıldır Kırım Tatarlarının tarihi, zorunlu göçlerle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olmuştur. 1783'ten 20. yüzyılın başlarına kadar en az üç büyük göç dalgası yaşanmıştır. Bu dalgalar toplamda Kırım Tatar halkının yarısından fazlasını etkilemiştir. (Türk tarihçi Kemal H. Karpat'ın tahminine göre, 1783–1922 döneminde yaklaşık 1,8 milyon Kırım Tatarı Osmanlı Devleti'ne göç etmiştir; Karpat, Ottoman Population, 1985, s. 66). Günümüzde insanların yaşadıkları yerden zorunlu ayrılışları bile "göç" olarak adlandırılmaktadır. Ancak sorunun derinine inildiğinde, insanların evlerini terk etmek zorunda kaldığı koşulların fazlasıyla kasıtlı ve planlı bir şekilde oluşturulduğu görülecektir. Tüm Kırım Tatar halkının Kırım'dan Orta Asya'ya zorla sürüldüğü 1944 Sürgünü ile yarımada topraklarında iki yüzyıldır yürütülen o politika tamamlanmış oldu. Şimdi yıl 2026. İnsanlar yük vagonlarına bindirilmiyor, az sayıdaki nüfusun tamamı bir anda çıkarılmıyor. Ancak sürgün yine de gerçekleşiyor. Buna ‘hibrit sürgün’ denebilir. Belli bir planı takip eden anlayış; Kırım Tatar halkının temsilcilerini yargılıyor, Kırım'dan çıkararak başka bir devlete taşıyor ve Rus hapishanelerine kapatıyor. İnsanlar için Kırım'da, kendi topraklarında yaşamayı tehlikeli ve korkutucu hale getiren koşullar kasıtlı olarak yaratılıyor. Kırım Tatar Kaynak Merkezinin Ocak 2026 verilerine göre, 2014 yılından bu yana Kırım'dan çıkan siyasi tutsakların sayısı yaklaşık 500 kişiye ulaştı. Bunların en az 273'ü Kırım Tatarı. Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov da bu yılın nisan ayında, tüm Kırımlı siyasi tutsakların (yargılaması sürenler veya cezasını çekenler) sayısının 358 kişi olduğunu belirtti. Bunların yarısından fazlası -181 kişi- Kırım Tatarı. Aynı zamanda Rusya'daki siyasi baskıları ve insan hakları ihlallerini inceleyen Memorial İnsan Hakları Merkezi, şu anda yaklaşık bin 100 kişiyi siyasi tutsak olarak kabul ediyor. Memorial’ın siyasi tutsaklara yardım projesi ise, resmî statüsü olmamakla birlikte Rusya'da siyasi nedenlerle soruşturulan kişilerin sayısının 5 binden fazla olduğuna işaret ediyor. Yapılacak basit bir hesaplamayla şu tablo ortaya çıkmaktadır: Kırım Tatarları, 12 yıl boyunca Kırım'da baskıya maruz kalan toplam insan sayısının yarısından fazlasını (yaklaşık 500 kişiden 273'ünü) oluşturmaktadır. Şu anda siyasi gerekçeli davalar nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan Kırım sakinleri arasında da Kırım Tatarlarının payı yarının üzerindedir: 358 kişiden 181'i. Birinci sonuç: Kırım'da, yaşam tarzları, dini inançları ve milli kimlikleri nedeniyle Kırım Tatarlarına yönelik sistemli bir baskı gerçeği mevcuttur. Bu istatistiki veriler, Rusya Federasyonu'nun Kırım'ın yerli halkıyla mücadele etme biçimindeki tek bir önemli eğilimi, yani sistematikliği net bir şekilde göstermektedir. Memorial’ın istatistiklerine göre, resmi siyasi tutsaklar listesinde yaklaşık bin 100 kişi yer almaktadır. Rusya'nın 140 milyondan fazla olan nüfusu dikkate alındığında, bu durum yaklaşık her 128 bin Rus vatandaşına bir siyasi tutsak düştüğü anlamına gelir. Siyasi nitelikli davalarla kovuşturulan ancak resmi siyasi tutsak statüsü bulunmayan kişiler de (ki bunların sayısı 5 binden fazladır) hesaba katıldığında oran daha da belirginleşir: Yaklaşık her 28 bin Rus'a bir siyasi tutsak. Resmi olarak siyasi tutsak kabul edilen yaklaşık bin 100 kişi arasında en az 130 Kırım Tatarı bulunmaktadır. 2025 yılı resmi nüfus sayımına göre Kırım'daki Kırım Tatarı nüfusu 300 binin üzerindedir. Başka bir deyişle, yaklaşık her 2,3 bin Kırım Tatarına bir resmi siyasi tutsak düşmektedir. Resmi olarak tanınan tüm siyasi tutsaklar içinde Kırım Tatarlarının payı yaklaşık sekizde birdir. Memorial istatistikleri ve yapılan hesaplamalar dikkate alındığında, her açıdan, tüm rakamlarla tüyler ürpertici bir tablo ortaya çıkmaktadır. Küçük bir halk için bu çok yüksek bir orandır. İşte modern dünyada bir milleti ‘güzel ve insancıl bir şekilde’ yaşadığı topraklardan söküp atmanın yolu budur. Resmi verilere göre, Rusya ile Ukrayna arasında gerçekleşen 70'ten fazla takas sürecinde 9 bin 600’dan fazla kişi takas edildi. Ancak bunların yalnızca 10 kadarı Kırım Tatarıydı. Bu sayının yarısı asker, yarısı ise sivildi. Bu durum; 12 yıldır süren savaşın, baskıların, zorbalığın ve mücadelenin bilançosudur. Kırım Tatarlarına karşı açılan siyasi davalar, yıllar içinde zaten az sayıda olan bir halka yönelik kalıcı bir baskı pratiğine dönüşmüştür. Siyasi tutsak sayısının yarımadaki Kırım Tatar nüfusuna oranı (özellikle Rusya'daki genel siyasi baskı durumu bağlamında) incelendiğinde, Kırım Tatar halkına yönelik baskı yoğunluğunun son derece yüksek olduğu görülecektir. Baskılar sistematik bir karakter taşımaktadır ve Kırım sakinleri için sonuçları şüphesiz son derece olumsuz ve uzun vadeli olacaktır. Metinde resmi kaynaklardan alınan veriler kullanılmıştır. Gerçekleşen pek çok baskı vakası resmi makamlara yansımadığı için rakamlar kesin olmamakla birlikte, sorunun gerçek boyutu çok daha ciddidir. Tüm insanlık başarılarına rağmen, 21. yüzyılda bütün bir halka karşı neden 12 yıldır böyle bir politika yürütülüyor? Çözüm nedir? Bunun sonu nerede?

Rusya’da çocuklara yönelik siyasi baskı tırmanıyor: 120’den fazla çocuk "terör" suçlamalarıyla mahkûm edildi Haber

Rusya’da çocuklara yönelik siyasi baskı tırmanıyor: 120’den fazla çocuk "terör" suçlamalarıyla mahkûm edildi

Rusya'da devletin savaş durumunu gerekçe göstererek toplumsal kontrolü sağlama aracı olarak kullandığı siyasi baskı politikaları, küçük yaştaki çocukları da hedefe koyuyor. Memorial İnsan Hakları Merkezinin güncel verilerine göre, ülkede en az 124 çocuk siyasi gerekçelerle kovuşturmaya tâbi tutulurken, bunlardan 107’si özgürlüğünden mahrum bırakılarak cezaevine gönderildi. Çoğu çocuk yaşta olan gençlerin kapalı kapılar ardında yürütülen duruşmalarla "terörizm" ve "aşırıcılık" suçlamalarıyla yargılandığı bildirildi. İnsan hakları savunucuları ve hukuk uzmanları, Rus güvenlik güçlerinin yaşam tecrübesi bulunmayan ve son derece savunmasız durumdaki çocukları tuzak yöntemlerle suça sürüklediğini belirtiyor. "Pervıy Otdel" (Birinci Şube) İnsan Hakları Projesi Başkanı Dmitriy Zair-Bek, güvenlik güçlerinin sosyal medyada veya okul sohbet gruplarında sert yorumlar yazan ya da bilgisayar oyunlarında planlar tartışan çocukları bizzat kışkırtarak "formal suç" işleme noktasına kadar takip ettiklerini ve ardından adli süreç başlatarak gözaltına aldıklarını aktardı. "MINECRAFT" DAVASI VE SÜREN BASKILAR Söz konusu tuzak ve baskı mekanizmasının en somut örneklerinden biri, kamuoyunda "Minecraft Davası" olarak bilinen süreçte yaşandı. 14 yaşındayken Kansk kentindeki FSB binasına siyasi tutsaklara destek broşürü yapıştıran Nikita Uvarov ve arkadaşları, popüler bilgisayar oyunu Minecraft içinde FSB binasını inşa edip patlatmayı planladıkları gerekçesiyle hedefe konulmuştu. Uvarov, "terör eğitimi almak" ve "patlayıcı imal etmek" suçlamalarıyla 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevindeki süresi bitmek üzere olan Uvarov hakkında, 21 Ağustos'ta cezaevindeyken "aşılık yanlısı örgüte üye kazandırmak" iddiasıyla üçüncü bir ceza davası daha açıldı. "Rus Sidyaşçaya" (Hapisteki Rusya) Örgütü Yöneticisi Olga Romanova, güvenlik güçlerinin "terör" ve "aşırıcılık" kapsamındaki davaları tamamen gizlilik kararları altında yürüterek zorlanmadan başarı puanı ve suç çözme istatistiği elde ettiklerini vurguladı. Romanova, kapalı mahkemeler sayesinde hiçbir kanıt sunma zorunluluğu hissetmeyen kolluk kuvvetlerinin on binlerce gencin hayatını kararttığını belirtti. TERÖRİST VE AŞIRILIKÇI LİSTESİNDE ÇOCUK ORANI 8 KAT ARTTI Geniş çaplı işgalin başladığı dönemden bu yana Rusya’nın resmi "Teröristler ve Aşırılıkçılar" listesindeki reşit olmayan gençlerin oranı 8 kattan fazla artış gösterdi. Güncel verilere göre listeye yeni eklenen her 12 kişiden biri çocuklardan oluşuyor. Listede yer alan en küçük isim ise Barnaul kentinde gözaltına alınan 14 yaşındaki İvan Malışev oldu. Polis aracını kundaklama iddiasıyla suçlanan Malışev’in babası, oğlunun herhangi bir olaya karışmadığını belirterek suçlamaları reddetti. Hak savunucuları, baskı mekanizmasının toplum üzerindeki korku iklimini canlı tutmak adına her geçen gün daha küçük yaştaki çocukları hedef aldığını ifade ediyor.

Tatar siyasi tutsaklar Miftahov ve Hamroyev için acil yardım çağrısı! Haber

Tatar siyasi tutsaklar Miftahov ve Hamroyev için acil yardım çağrısı!

Bütün Tatar İçtimai Merkezi Başkanı Farit Zakiyev, Rusya'nın Yamalo-Nenets Özerk Bölgesi'nde Kuzey Kutup Dairesi'nin ötesinde bulunan Polyarnaya Sova Cezaevi'nde tutulan 33 yaşındaki Tatar matematikçi Azat Miftahov ile 62 yaşındaki Tatar insan hakları savunucusu Bahrom Hamroyev'in durumuna dikkat çekerek uluslararası kamuoyuna acil yardım çağrısında bulundu. Zakiyev, özel rejimli cezaevinde tutulan iki siyasi tutsağın ağır işkence ve kötü muamele nedeniyle hayati tehlike altında olduğunu vurguladı. GENÇ MATEMATİKÇİYE HÜCREDE AĞIR İŞKENCE İDDİASI Yayımladığı açıklamaya “Faşist Rusya'nın iki siyasi tutsağının ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bilmenizi istiyorum” sözleriyle başlayan Farid Zakiyev’in aktardığına göre, Moskova Devlet Üniversitesi doktora öğrencisi ve Nijnekamsk doğumlu genç Tatar matematikçi Azat Miftahov, ilk olarak 2019 yılında Birleşik Rusya Partisinin ofisine yönelik saldırı davası kapsamında mahkûm edilmiş, 2022 yılında ise 15 ülkeden 2 bin 500'den fazla bilim insanı Miftahov'un serbest bırakılması için imza toplamıştı. Eylül 2023’te tahliye olacağı gün terörizmi meşrulaştırma suçlamasıyla yeniden gözaltına alınarak 4 yıl hapis cezasına çarptırılan Miftahov’un, 2025 yılının büyük bölümünü hücre hapsinde geçirdiği aktarıldı. Nisan 2026 sonlarında Yamalo-Nenets Özerk Bölgesi'ndeki Harp kasabasında bulunan ve müebbet hapis mahkûmlarının kaldığı Polyarnaya Sova Cezaevi'ne sevk edilen genç bilim insanının, naklinin hemen ardından ağır elektrikli ve fiziksel işkencelere maruz kaldığı belirtildi. 62 YAŞINDAKİ İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSUNUN SAĞLIK DURUMU KRİTİK Memorial İnsan Hakları Derneği üyesi olan ve 20 yılı aşkın süredir insan hakları mücadelesi yürüten 62 yaşındaki Bahrom Hamroyev ise 24 Şubat 2022'de tutuklanarak 14 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Haziran 2025'te aynı cezaevine sevk edilen Hamroyev'in; daraltılmış kafesli alanlarda saatlerce tutulduğu, dondurucu soğukta sıcak kıyafet ve tıbbi bakımdan mahrum bırakıldığı ifade edildi. Ağır koşullar altında kronik rahatsızlıkları şiddetlenen Hamroyev'in sol bacağının hareket kabiliyetini kaybettiği aktarıldı. DÜNYA KAMUOYUNA VE BİLİM İNSANLARINA YARDIM ÇAĞRISI Yaşanan ihlalleri "fiziksel yok etme girişimi" olarak nitelendiren Farit Zakiyev; dünyadaki tüm genç bilim insanlarına, öğrencilere, insan hakları savunucularına ve vicdan sahibi insanlara "Azat ve Bahrom'u kurtarmaya yardım edin" sözleriyle seslenerek Miftahov ve Hamroyev’in hayatlarının kurtarılması için acil uluslararası dayanışma çağrısında bulundu.

İran'da Güney Azerbaycan Türkü sivil ve siyasi aktivistlere yönelik baskılar artıyor! Haber

İran'da Güney Azerbaycan Türkü sivil ve siyasi aktivistlere yönelik baskılar artıyor!

İran'da son dönemde yaşanan siyasi ve güvenlik gelişmelerinin ardından sivil ve siyasi faaliyetlere yönelik kısıtlamaların ağırlaştığı bildirildi. GünAz TV'nin haberine göre; çeşitli raporlara göre vatandaşlar, sivil toplum aktivistleri, gazeteciler, akademisyenler ve siyasi aktivistler gözaltı, tutuklama ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kalıyor. Bazı kişiler hakkında uzun süreli hapis ve idam cezası riski bulunduğu belirtiliyor. Bu süreçten, özellikle Güney Azerbaycan Türklerinin haklarının savunulması amacıyla faaliyet gösteren sivil ve siyasi aktivistlerin de etkilendiği ifade ediliyor. Son bir yıl içerisinde Batı Azerbaycan, Doğu Azerbaycan, Tahran, Elburz, Erdebil, Zencan, Kazvin ve Hemedan başta olmak üzere farklı eyaletlerde çok sayıda Güney Azerbaycan Türkü aktivistin gözaltına alınarak tutuklandığı, bazı aktivistlerin ise ceza soruşturması, tekrarlanan ifade çağrıları ve adli kontrol uygulamalarıyla karşı karşıya kaldığı aktarılıyor. Aktivistlerin önemli bir bölümünün "güvenliği bozmak amacıyla yasa dışı örgüt kurmak veya bu tür örgütlere üye olmak", "devlet güvenliğine karşı suç işlemek amacıyla toplantı düzenlemek ve anlaşmak" ve "rejim karşıtı propaganda yapmak" gibi güvenlik suçlamalarıyla yargılandığı ve mahkûm edildiği belirtiliyor. ADİL YARGILANMA KONUSUNDA ENDİŞELER Aktivistlere ilişkin bazı davalarda adil yargılanma standartlarına uyulmadığı yönünde ciddi endişeler bulunduğu bildiriliyor. Raporlarda, bazı sanıkların seçtikleri avukatlara zamanında ve etkili biçimde erişemediği, duruşmaların çok kısa sürede gerçekleştirildiği ve sanıkların dosya kapsamını inceleyerek etkili savunma hazırlama imkânından mahrum bırakıldığı belirtiliyor. Ayrıca güvenlik güçlerinin baskısı, uzun süreli sorgular, kötü muamele ve tehdit yoluyla itiraf alınmaya çalışıldığı yönünde açıklamaların bulunduğu aktarılıyor. Aktivistlerin mahkûmiyetlerinde güvenlik kurumlarınca hazırlanan raporların önemli rol oynadığı, kültürel, dilsel ve toplumsal kimlikle bağlantılı barışçıl faaliyetlerin de bazı davalarda cezai kovuşturmanın gerekçesi olarak değerlendirildiği ifade ediliyor. İfade ve düşünce özgürlüğü, barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğü ile kültürel ve dilsel kimliği koruma hakkının ise İran Anayasası ve uluslararası insan hakları belgeleri kapsamında güvence altında olduğu belirtiliyor. İran'ın Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye taraf olduğu hatırlatılırken, bu kapsamda adil yargılanma, masumiyet karinesi, avukata erişim, işkence ve kötü muamele yasağı gibi temel haklara saygı gösterilmesi gerektiği vurgulanıyor. TUTUKLU AKTİVİSTLERİN SAĞLIK DURUMLARI DA GÜNDEMDE Tutuklu bulunan bazı Güney Azerbaycan Türkü aktivistlerin sağlık durumlarına ilişkin de endişe verici bilgiler bulunduğu bildiriliyor. Bazı mahkûmların çeşitli hastalıklardan muzdarip olduğu ve uzman sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğu, ancak tıbbi hizmetlere, hastanelere sevke veya gerekli ilaçlara erişimde kısıtlamalar ve gecikmeler yaşadığı aktarılıyor. Bu durumun İran'ın iç hukukundaki düzenlemelerin yanı sıra devletin uluslararası sağlık hakkı yükümlülükleri ve Birleşmiş Milletlerin (BM) Mahpuslara Muameleye İlişkin Asgari Standart Kuralları'yla da bağdaşmadığı ifade ediliyor. 21 GÜNEY AZERBAYCAN TÜRKÜ AKTİVİST TUTUKLU Açıklamada şu anda cezaevlerinde tutulan Güney Azerbaycan Türkü aktivistlerin isimleri de paylaşıldı. Listede Abbas Lisani, Esger Ekberzade, Siyamek Mirzayi, Yusuf Kari, Araz Aman, Ayaz Seyfxah, Ayet Mehralibeyli, Bağır Hacızade, Ali Babayi, Ali Vasıki, Emin Tegizade, Fatime Ateşi Hiyavi, Kerem Merdane, Mahmud Okçalı, Mehemmed Meliki, Mürtaza Pervin, Rıza Selimi, Salar Tahir Efşar, Semed Heyderi, Tahir Nekavi ve Vedud Esedi yer alıyor. Ayrıca onlarca Güney Azerbaycan Türkü aktivistin kefaletle geçici olarak serbest bırakıldığı, ancak haklarındaki davaların sürdüğü veya verilen mahkûmiyet kararlarının infaz aşamasına geldiği belirtiliyor. Açıklamada, Güney Azerbaycan Türkü sivil ve siyasi aktivistlerin temel haklarına tam olarak riayet edilmesi, yargı süreçlerinin adil yargılanma standartlarına uygun yürütülmesi ve tutukluların sağlık ve insan onurunun korunması çağrısında bulunuluyor. Devletler, BM özel raportörleri, BM'nin İran Hakikat Araştırma Misyonu ve uluslararası insan hakları kuruluşlarından da söz konusu davaları yakından takip etmeleri isteniyor.

Ukrayna Ombudsmanlığında yerli halkların hakları ve siyasi tutsakların kimlik sorunu ele alındı Haber

Ukrayna Ombudsmanlığında yerli halkların hakları ve siyasi tutsakların kimlik sorunu ele alındı

Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Yetkilisi (Ombudsman) Kırım Özerk Cumhuriyeti ve Akyar (Sivastopol) Şehri Sakinlerinin Haklarından Sorumlu Temsilciliği bünyesindeki Uzman Konseyi, Uluslararası Yerli Halklar Günü vesilesiyle toplandı. Toplantıda, "Ukrayna'nın Yerli Halkları Hakkında" kanunun uygulanmasında karşılaşılan sorunlar ve Rusya'da cezası bitmesine rağmen geçerli belgeleri olmadığı için serbest bırakılmayan Ukraynalı siyasi tutsakların durumu görüşüldü. YERLİ HALKLAR YASASININ UYGULANMASINDA İŞGAL ENGELİ Toplantıya Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Kırımçak toplumunu temsilen Tetyana Kosentska ve Babın Yar Ulusal Tarihi ve Anı Parkı Araştırmacısı Yuriy Radçenko katıldı. 2021 yılında kabul edilen yasaya rağmen, mevzuatın tam olarak hayata geçirilmesi için henüz alt düzenlemelerin tamamlanmadığı ve işgal nedeniyle uygulamanın zorlaştığı vurgulandı. Katılımcılar, Kırım Tatar, Karay ve Kırımçak gibi yerli halkların haklarının tam olarak korunabilmesi ve kültürel mirasın yaşatılabilmesi için Kırım'ın tamamen işgalden kurtarılmasının temel şart olduğu görüşünde mutabık kaldı. CEZASI BİTEN SİYASİ TUTSAKLAR KİMLİKSİZLİK NEDENİYLE SERBEST KALAMIYOR Görüşülen bir diğer kritik konu ise Rusya'daki cezaevlerinde siyasi gerekçelerle hapis yatan ve ceza süreleri dolan Ukrayna vatandaşlarının durumu oldu. Cezasını tamamlayan ancak işgal veya tutukluluk sürecinde Ukrayna kimlik belgelerinin süresi geçen kişilerin, Rusya tarafından Yabancıların Geçici Barınma Merkezlerine götürülerek burada tutulmaya devam edildiği belirtildi. Bu durumun infazın fiilen uzatılması anlamına geldiği ve yeni uydurma suçlamalara zemin hazırladığı ifade edildi. Toplantı sonucunda, özgürlüğünden yoksun bırakılan ve belgelerinin süresi dolan kişilerin kimliklendirilmesine ilişkin özel bir prosedür hazırlanması ve yerli halklar yasasının uygulanmasının izlenmeye devam edilmesi kararlaştırıldı.

Eski siyasi tutsak Leniye Umerova BM’de konuştu: “Acıma değil, adalet istiyoruz” Haber

Eski siyasi tutsak Leniye Umerova BM’de konuştu: “Acıma değil, adalet istiyoruz”

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, 10 Ağustos 2026 tarihinde New York’taki Genel Merkezinde Ukraynalı savaş esirleri, sivil tutuklular ve yabancı ülke vatandaşlarına yönelik uluslararası insani hukuk ihlallerini görüşmek üzere "Arria Formülü" kapsamında özel bir oturum gerçekleştirdi. Ukrayna'nın girişimleriyle Letonya ve Birleşik Krallık tarafından düzenlenen toplantıda, Rus esaretinden kurtulan tanıklar ve insan hakları temsilcileri söz aldı. Oturumun en dikkat çeken konuşmacısı ise Rusya tarafından 21 ay boyunca yasa dışı bir şekilde alıkonulduktan sonra esir takasıyla serbest bırakılan eski siyasi tutsak ve Kırım Tatarı insan hakları savunucusu Leniye Umerova oldu. Umerova, BM Güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmada, Rusya'nın işgal altındaki topraklarda uyguladığı yasa dışı tutuklama, işkence ve "atlıkarınca baskı" sistemini kendi tanıklığı üzerinden anlattı. Kırım Tatarlarının 1944 Sürgünü'nün ardından kendi vatanlarında yeniden hedef alındığını belirten Umerova, “Ben bir Kırım Tatarıyım. Bizler kendi dilimiz, kültürümüz ve tarihimizle Ukrayna’nın yerli halkıyız; Kırım ise bizim tek evimizdir.” ifadelerini kullandı. HASTA BABASINI ZİYARET ETMEK İSTERKEN BAŞLAYAN 21 AYLIK ESARET Leniye Umerova’nın BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmanın tam metni şu şekilde: "Benim adım Leniye Umerova. Kırım Tatarı bir aktivist, insan hakları savunucusu ve eski bir siyasi tutsağım. Eylül 2024’te esir takası kapsamında serbest bırakıldım ve Ukrayna’da özgürlüğüme kavuştum. Bu; Koordinasyon Merkezinin, Ukraynalı aktivistlerin, hükûmet temsilcilerinin, uluslararası kurumların ve dünyanın beni unutmasına izin vermeyi reddeden herkesin devasa çabaları sayesinde mümkün oldu. Bugün sizlere Rusya’nın Ukraynalı sivil halka yönelik baskı sisteminin nasıl işlediğini anlatmak istiyorum. Ben bir Kırım Tatarıyım. Biz, kendi dili, kültürü ve tarihi olan Ukrayna'nın yerli halkıyız ve Kırım bizim tek evimizdir. 1944 Sürgünü’nden sonra halkımız onlarca yıl eve dönme mücadelesi verdi. Kırım'ın Rusya tarafından işgal edilmesinin ardından tutuklamalar, baskılar ve siyasi gerekçeli takibatlar yeniden başladı. Bugün yeni nesil Kırım Tatarları bu zulümle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Şimdi sizinle kendi hikâyemi paylaşmak istiyorum. 2022 yılının sonlarında, Kırım’da yaşayan ve ağır hasta olan babamın yanında olmak için işgal altındaki Kırım’a doğru yola çıktım. Babam zorlu bir ameliyat bekliyordu ve sonucun ne olacağını bilmiyorduk. Hayatımızın en zor anlarından birinde ailemle birlikte olmak istiyordum. Fakat bunun yerine kendimi Rus esaretinde buldum. Gürcistan ile Rusya arasındaki sınırı geçerken gözaltına alındım. Sınır muhafızları Ukrayna vatandaşı olduğumu, Kırımlı olduğumu ve Rus pasaportumun bulunmadığını öğrendiler. Sivil kıyafetli dört adam geldi, beni zorla bir arabaya bindirdi ve bilinmeyen bir yöne doğru götürdü. Yaklaşık yedi saat boyunca sorgulandım. Ardından, düzmece suçlamalara dayanılarak Yabancı Uyrukluların Tutuklanma Merkezine gönderildim. Bu, sadece 'baskı atlıkarıncası' olarak tanımlayabileceğim sürecin başlangıcıydı. Sonraki altı ay boyunca altı farklı tutukevinden geçtim. Bir hücre diğerinin yerini aldı ve bu sürenin çoğunda ayakta kalabilmek için sadece kendime güvenmek zorunda kaldım. Bir dizi uydurma idari suçlama nedeniyle yasa dışı bir şekilde gözaltında tutuldum. Vladikavkaz ve Beslan’daki Yabancı Uyrukluların Tutuklanma Merkezleri ile gözaltı merkezleri arasında sevk edildim. İlk sorgulamalardan birini hatırlıyorum. Doğrudan hücremde gerçekleşmişti. Böyle anlarda insan kendini tamamen çaresiz hissediyor; o kadar çaresiz ki bazen bunu ifade edecek kelime bulamıyorsunuz. Bir noktada, temyiz mahkemesi aracılığıyla serbest bırakılmamı sağlamayı bile başardık. Bu, esaretimin üçüncü ayıydı. Ancak hapishane kapıları açılır açılmaz başıma bir çuval geçirdiler ve beni yine bilinmeyen bir yere götürdüler. Ertesi gün kendimi bir kez daha hapishanede buldum; ama bu kez başka bir hapishanede. Fakat benim hikâyem bir istisna değil. Vurgulamak istediğim husus tam olarak şudur: Benim başıma gelenler bir sistemin parçasıdır. Rusya; Ukraynalı sivilleri işgal altındaki topraklarda esir tutmak için yasa dışı gözaltıları, tecridi, uydurma idari ve cezai suçlamaları, işkenceyi ve sözde 'atlıkarınca gözaltılarını' kullanmaktadır. İnsanlar sebepsiz yere kaçırılıyor. Dış dünyayla hiçbir temasları olmadan, avukat erişimi verilmeden ve ailelerine nerede olduklarını bildirme imkânı tanınmadan tutuluyorlar. Hatice Büyükçan’ın başına gelen tam olarak buydu. 2025 yılının ilkbaharında otobüsle evine dönüyordu ancak varamadı; telefon aramalarına cevap vermemeye başladı ve fiilen kayboldu. Ancak birkaç ay sonra Akmescit (Simferopol) tutukevine alıkonulduğu tespit edilebildi. Hatice, Rusya FSB çalışanları tarafından kaçırılmıştı. Bu sistem hem erkekleri hem de kadınları etkilese de son dönemde kadınlara yönelik zulmün artması özellikle endişe vericidir. Sadece Kırım’da en az 84 kadın cezai takibatla karşı karşıya kaldı, 60 kadın ise hâlen gözaltı merkezlerinde veya hapishanelerde tutulmaktadır. Kadınlar; sözde terörizm, casusluk, vatana ihanet, terörizmin finansmanı ve 'Rus ordusunu itibarını zedelemek' gibi suçlamalarla zulme uğramaktadır. Pek çok vakada bu suçlamalar kadınlara karşı Ukraynalı veya Kırım Tatarı kimlikleri, siyasi görüşleri, kamuoyuna yaptıkları açıklamalar veya Ukrayna’ya verdikleri iddia edilen destek nedeniyle kullanılmaktadır. Diana Havrılyuk’un (Abduraşıtova) başına gelen de buydu. Tıpkı benim gibi o da hasta babasını görmek için Kırım’a gitmişti. Sınırda gözaltına alındı ve ardından atlıkarınca gözaltı sisteminin acımasızlığını yaşadı. O kadar ağır işkencelere maruz kaldı ki ameliyat sonrası yaraları yeniden açılmaya başladı. Kaç yaşında olduğunuzun, erkek ya da kadın olmanızın bir önemi yok. Kırım dâhil Ukrayna’nın işgal altındaki tüm topraklarında herkes bir sonraki kurbanın kendisi olabileceğini biliyor. Ne ben ne de bu insanlar acımaya ihtiyaç duyuyoruz. Bizim adalete ihtiyacımız var. Ve adalet, sadece kurbanların isimlerini hatırlamak değil, aynı zamanda onların zulmünden ve suçlarından sorumlu olanların da adlarını açıklamak anlamına gelir. Bu suçların emrini veren, bunları uygulayan veya kolaylaştıran her bir kişi tespit edilmeli ve hesap vermelidir. Her fail adalet önüne çıkarılmalıdır. Rusya uluslararası düzeyde bir terör devleti olarak tanınmalıdır. Yasa dışı bir şekilde tutulan tüm Ukraynalı siviller derhal serbest bırakılmalıdır."

Lubinets: Rusya tarafından kaçırılan 2 bin 425 çocuk geri getirildi Haber

Lubinets: Rusya tarafından kaçırılan 2 bin 425 çocuk geri getirildi

Ukrayna İnsan Hakları Yüksek Komiseri (Ombudsman) Dmıtro Lubinets, Ukrayna dış temsilcilik başkanlarının yıllık konferansında yaptığı açıklamada, Rusya’nın geniş çaplı işgalinin ardından yasa dışı yollarla sınır dışı edilen veya zorla yerinden edilen 2 bin 425 çocuğun işgal altındaki topraklardan ve Rusya’dan Ukrayna’ya geri getirildiğini duyurdu. 20 BİNDEN FAZLA ÇOCUĞUNUN ZORLA GÖTÜRÜLDÜĞÜ BELGELENDİ Ukrayna tarafının şu ana kadar Rusya tarafından gerçekleştirilen 20 bin 610 Ukraynalı çocuğu zorla yerinden edilme vakasını resmî olarak doğruladığını belirten Lubinets, Ukraynalı büyükelçilere çağrıda bulunarak; yabancı ortakların ve uluslararası heyetlerin Rusya'nın işlediği suçların boyutunu yerinde görmeleri amacıyla Çocuk Haklarını Koruma Merkezlerine ziyaretler düzenlenmesine önayak olmalarını istedi ve şunları kaydetti: Rus suçlarının sonuçlarını kendi gözlerinizle görmek, bir raporda okumaktan çok daha etkilidir. BRİNG KİDS BACK UA GİRİŞİMİYLE ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy’ın himayesinde yürütülen Bring Kids Back UA (Çocukları Ukrayna'ya Geri Getirin) inisiyatifi kapsamında bugüne kadar 2 bin 425 Ukraynalı çocuğun ailelerine ve vatanlarına kavuşturulduğunu belirten Lubinets; Rusya tarafından kaçırılan tüm çocukların tespiti ve geri getirilmesi için çalışmaların kararlılıkla sürdüğünü kaydetti. EN AZ 20 BİN UKRAYNALI ÇOCUK KAÇIRILDI Ukrayna’nın “Savaşın Çocukları” adlı ulusal veri tabanına göre, Rusya'nın Ukrayna'yı topyekûn işgal girişiminin başlangıcından bu yana Rusya tarafından işgal edilen bölgelerden yaklaşık 20 bin Ukraynalı çocuğun kaçırıldığı belgelendi. Öte yandan Ukraynalı yetkililer, gerçek sayının 200 bin ila 300 bin arasında olabileceğini ifade ediyor. İNSANLIĞA KARŞI SUÇ Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Mart 2026'da yayımlanan bir soruşturma raporunda, Rusya’nın Ukraynalı çocukları sınır dışı etmesi ve transfer etmesinin insanlığa karşı suç teşkil ettiği belirtildi. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ise Ukraynalı çocukların yasa dışı şekilde kaçırılması gerekçesiyle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve beş Rus yetkili hakkında yakalama kararı çıkardı. Moskova yönetimi ise suçlamaları reddederek, çocukların savaş bölgesinden gönüllü olarak tahliye edildiğini iddia ediyor.

8,4 milyondan fazla Ukraynalı hâlâ yurt dışında! Haber

8,4 milyondan fazla Ukraynalı hâlâ yurt dışında!

Ukrayna İnsan Hakları Yüksek Komiseri (Ombudsman) Dmıtro Lubinets, Kıyiv’de düzenlenen Ukrayna’nın yurt dışındaki diplomatik temsilcilik başkanlarının yıllık konferansında yaptığı konuşmada, Rusya'nın 12 yıl önce Ukrayna'ya karşı başlattığı saldırgalnlık nedeniyle 2026 yılı itibarıyla 8,4 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülkelerini terk etmek zorunda kaldığını bildirdi. Konferansta yaptığı konuşmaya dair sosyal medya üzerinden açıklama yapan Lubinets, devletin öncelikli görevine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: Bugün 8,4 milyondan fazla vatandaşımız Ukrayna dışında bulunuyor. Bizim görevimiz, her birinin şunu bilmesini sağlamaktır: Ukrayna onları unutmuyor ve haklarını korumaya hazırdır. Lubinets ayrıca binlerce Ukraynalının Rusya’da esir olarak tutulduğunu ve 20 binden fazla Ukraynalı çocuğun yasa dışı yollarla Rusya’ya kaçırıldığını hatırlattı. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE EUROSTAT VERİLERİ BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, Rusya'nın Şubat 2022'de başlattığı geniş çaplı işgali nedeniyle 5,7 milyon kişi Ukrayna’yı terk ederek farklı ülkelere sığınmak zorunda kaldı. Avrupa İstatistik Ofisinin (Eurostat) Temmuz 2026 raporuna göre ise Avrupa Birliği ülkelerinde geçici koruma statüsünde 4,38 milyon Ukraynalı sığınmacı bulunuyor. En çok Ukraynalıya ev sahipliği yapan AB ülkeleri sırasıyla Almanya (1,283 milyon), Polonya (967,5 bin) ve İspanya (267,4 bin) olarak öne çıkıyor. İşgal öncesinde, 2021 sonu itibarıyla AB'de oturum izni olan Ukraynalı sayısı ise 1,57 milyon seviyesindeydi.

Rusya'da yurt dışındaki muhalifleri hedef alan yasa kabul edildi Haber

Rusya'da yurt dışındaki muhalifleri hedef alan yasa kabul edildi

Rusya Devlet Duması, yurt dışında yaşayan ve belirli suçlamalar nedeniyle hakkında işlem bulunan Rus vatandaşlarının haklarını önemli ölçüde sınırlandıran yasa tasarısını ikinci ve üçüncü okumalarda kabul etti. İnsan hakları savunucuları, düzenlemenin siyasi nedenlerle ülkeyi terk eden Rusları hedef aldığını belirterek yasayı "fiilî vatandaşlıktan çıkarma" girişimi olarak nitelendirdi. Kabul edilen düzenleme, Rus mahkemelerince belirli ceza ve idari suçlardan hüküm giyen ya da hakkında karar bulunan ve yurt dışında yaşadığı gerekçesiyle cezadan "kaçındığı" değerlendirilen kişilerin özel bir listeye alınmasını öngörüyor. MAL VARLIĞI VE BANKACILIK İŞLEMLERİNE KISITLAMA Yasa kapsamında listeye alınan kişilerin Rusya'daki taşınır ve taşınmaz malları üzerinde işlem yapması yasaklanacak. Ayrıca bu kişilerin Rus bankalarındaki hesapları ve mobil bankacılık uygulamaları üzerinden işlem gerçekleştirmeleri engellenecek. Düzenleme, yurt dışındaki Rus konsolosluklarında sunulan hizmetlerin büyük bölümünden yararlanma hakkını da sınırlandırıyor. SİYASİ SUÇLAMALARI KAPSIYOR Yasa; "yabancı ajan" faaliyetleri, "istenmeyen kuruluşlara" katılım, Rus ordusunu "itibarsızlaştırma", Rusya'nın toprak bütünlüğünü ihlal çağrısı ve Rusya'ya yönelik yaptırım çağrısı gibi siyasi nitelikli suçlamalar kapsamında hakkında işlem yapılan kişileri de kapsıyor. Tasarı ilk olarak Aralık 2025'te parlamentoya sunulmuş ve aynı ay ilk okumada kabul edilmişti. DÜZENLEME DAHA DA SERTLEŞTİRİLDİ İkinci okuma öncesinde tasarı daha da ağırlaştırıldı. Yapılan değişiklikle mahkemelerin, yargılama giderleri ve tazminatları doğrudan dondurulan mal varlıklarından veya özel hesaplardan tahsil edebilmesinin önü açıldı. Ayrıca yasanın yürürlüğe girişinin ertelenmesine ilişkin hüküm çıkarıldı. Böylece düzenleme, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından imzalandığı anda yürürlüğe girecek. İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARINDAN TEPKİ Rus insan hakları kuruluşu Pervıy Otdel (Birinci Bölüm), düzenlemeyi "fiilî vatandaşlıktan çıkarma yasası" olarak tanımladı. Sürgündeki Ruslara destek veren Kovçeg (Ark) girişiminin yöneticisi Anastasia Burakova ise düzenlemenin, sosyal medya paylaşımları, açıklamaları veya sivil faaliyetleri nedeniyle devlet tarafından hedef alınan yurt dışındaki Rus vatandaşlarını "vatansız" konumuna düşürebileceğini söyledi. Burakova, söz konusu düzenlemeyi "yurt dışındaki Rus vatandaşlarını vatansız kişiler konumuna iten felaket niteliğinde bir yasa" olarak değerlendirdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.