SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kazakistan

QHA - Kırım Haber Ajansı - Kazakistan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kazakistan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kazak sanatçı Arıkbayev: Biz ortak bir kültürel mirasın parçasıyız Haber

Kazak sanatçı Arıkbayev: Biz ortak bir kültürel mirasın parçasıyız

“Arkaiym” ve “Turan” etno-folk müzik gruplarının kurucularından, müzisyen Abzal Arıkbayev; geleneksel Kazak enstrümanlarını modern elektronik ve rock müziğiyle “neo-ethno folk” tarzı çatısı altında birleştiren “Arkaiym” grubu, grubun müziğindeki ana ilham kaynakları, Tengricilik, göçebe kültürü ve eski bozkır ruhu temalarının müzik yaratım sürecine dâhil edilme şekli ile Türk dünyasında müziğin birleştirici gücü üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “ARKAİYM” İSMİNİN ÖYKÜSÜ NEDİR? “Arkaiym” grubunu 2014 yılında meslektaşı, bugün ise eşi olan Anara Kasımova ile birlikte Müzik Enstrümanları Müzesi’nde çalışırken kurduklarını belirten Arıkbayev, kendisinden ve eşinden müteşekkil müzik topluluğunun isminin hikâyesi hakkında, “’Arkaiym’ adı, Kazak Bozkırlarında antik bir yerleşimden gelmektedir. Ona ‘şehirlerin şehri’ veya ‘şehirler ülkesi’ de denir, Çelyabinsk ile Hazar Denizi arasında yer alır. Arkaiym, Avrasya’nın en eski şehirlerinden biri olarak kabul edilir, bu yüzden bu ismi seçtik. Ayrıca burada sembolik bir bağlantı da vardır: soyadlarımız ‘Ar-‘ ve ‘Ka-‘ ile başlar: Arıkbayev ve Kasımova, her ikisinin ilk hecesinin birleşimi.” ifadelerini kullandı. “DOĞDUĞUM TOPRAKLAR VE TARİH, BANA MÜZİK VE BESTELER YAPMAK İÇİN GÜÇ VE İLHAM VERİR” Müziğinde eski Türk ve bozkır kültürü motifleri çok güçlü şekilde hissedilen Arıkbayev, geleneksel Kazak enstrümanlarını modern elektronik ve rock müziğiyle birleştirme fikri ve kendisini “neo-ethno-folk” tarzına götüren ana ilham kaynakları üzerine, “İlham kaynakları her insanda farklı şekilde ortaya çıkar. Kimi için bu bir çocuk, kimi için ruh hali, kimi için genler, kimi için güzel hava vb. Benim için ilham kaynağı öncelikle arayıştır. Bu ruhsal ve yaratıcı bir arayış, vatan sevgisi, tarih sevgisi ve atalarıma olan sevgidir. Doğduğum topraklar ve tarih, bana müzik ve besteler yapmak için güç ve ilham verir.” şeklinde konuştu. Topluluğunun “Neo-ethno-folk” tarzına hemen yönelmediğini ve uzun süre geleneksel halk müziğini tanıtmakla uğraştığını kaydeden Arıkbayev, buna karşın zamanla genç nesli caz, rock, pop gibi modern müzik türleriyle ilgilendirmek gerektiğini anladıklarını dile getirdi. Arıkbayev, gençlerin böylelikle halk müziği enstrümanlarını keşfetmeye ve öğrenmeye başladığını, bunun sebebinin ise gençlerin söz konusu müzik aletlerinin farklı türlerde çalınabileceğini görmesi olduğunu belirtti. Bununla birlikte gençlerin Kazak dombırası ve “folk-rock”ın caz ve rock müziğinde de çalınabileceğini fark ettiklerini beyan eden Arıkbayev, “neo-ethno-folk” tarzının ortaya çıkış fikrinin de gençleri geleneksel müziğe çekme amacıyla oluştuğunu ifade etti. “BU ESERİN TEMELİNDE DOĞDUĞUMUZ TOPRAKLAR VE ATALARIMIZI YÜCELTMEK VARDIR” Dinleyiciler üzerine derin etki bırakan “Tengir Azun”, “Batyr” ve “Elim-Ay” gibi eserlerlerinin ortaya çıkış hikâyesini anlatan Arıkbayev, şu değerlendirmelerde bulundu: “Tengir Azun” eseri, atalarımıza ve doğduğumuz topraklara adanmıştır. Biz Göktürklerin, Hunların ve İskitlerin torunlarıyız. Bu eserin temelinde doğduğumuz toprakları ve atalarımızı yüceltmek vardır. “Elim-Ay” bestesi de bir batır temalı vatansever eserdir. Bu, kahramanlık ruhunu taşıyan bir özgün bestedir. “Batır” eserine gelince bu eser, büyük “Altay-Kay” grubuna aittir. Biz bu müziği çok sevdiğimiz için “Arkaiym” grubumuzun repertuvarına eklemeye karar verdik. “BİR ÇOCUĞUN DOĞUMUNDAN CENAZE TÖRENLERİNE KADAR HER ŞEY KÜLTÜRÜMÜZÜN BİR PARÇASIDIR” Müziğinde Tengricilik, göçebe kültürü ve eski bozkır ruhu önemli bir yer tutan Arıkbayev, söz konusu temaları müzik yaratımına dâhil etme süreci hakkında şu ifadelere yer verdi: Müziğimizde sadece Tengricilik değil, genel olarak bu tabiri bir dünya görüşü olarak algılıyorum. Bu, sadece Kazakların değil tüm Türk halklarının dünya görüşüdür. Bu ne anlama gelir? Bu, bizim geleneklerimiz ve göreneklerimizdir. Bir çocuğun doğumundan cenaze törenlerine kadar her şey kültürümüzün bir parçasıdır ve bugün de bunlara bağlı kalıyoruz. Biz çocukken büyükannelerimizin “jent” (Bir çeşit Kazak helvası) yaptığını, düğünleri, cenazeleri, bayramları, tüm ritüelleri gözlemleyerek büyüdük. Bunların hepsini sünger gibi içimize çektik. Büyüdüğümüzde bu gelenekleri sürdürme ihtiyacı duyuyoruz. Bunları çocuklarımıza aktarıyoruz ve dünyaya anlatıyoruz. Bugün göçebe kültür Avrupa, Amerika ve diğer ülkelerde popüler hale geliyor. Ancak göçebe gen yok olmadı, hep bizimleydi. Bu yüzden hangi müzisyen müzik yaparsa yapsın, tıpkı genetik bir kod gibi Türk dünyasının kültürü müziğe yansır. ARIKBAYEV, TÜRK HALKLARININ KARDEŞLİĞİNE VURGU YAPTI Eşiyle birlikte Kazak müziğini tanıttıklarını ve geleneksel müziği yeniden sahnelediklerini belirten Arıkbayev, “Kazak kültürünü dünya sahnelerinde temsil ediyoruz, bu büyük bir sorumluluktur ama aynı zamanda bizim için büyük bir mutluluktur.” dedi. Öte yandan Arıkbayev, yurt dışında Kazakistan’ın ve Kazak kültürünün çok sevildiğine de dikkat çekti. “Kazak müziği, tüm Türk dünyasının ortak genetik ve kültürel kodunun bir parçası olarak görülüyor. Bu yüzden uluslararası sahnelerde çok sıcak karşılanıyoruz.” şeklinde konuşan Arıkbayev, New York Carnegie Hall, Londra Barbican Hall ve Berlin Konzerthaus gibi en prestijli sahnelerde konser verdiklerini ve bunun kendilerine tarif edilemez bir mutluluk ve gurur verdiğini dile getirdi. Bununla birlikte Türkiye’de gençlerin dombıra ve Kazak müziğine ilgisinin belirgin bir şekilde artmasını ise yeni ya da sıra dışı bir durum olarak görmediğini ve tamamen doğal karşıladığını kaydeden Arıkbayev, “Kazaklar, Türkiye Türkleri, Kırgızlar, Altaylılar, Hakaslar, Tatarlar ve diğer Türk halkları kardeş halklardır; biz ortak bir kültürel mirasın parçasıyız. Halk müziği enstrümanlarımız da çoğu zaman ortaktır, sadece isimleri ve yerel özellikleri farklıdır. Bu yüzden Türkiye’deki gençlerin Dombıra ilgisini olumlu ve doğal bir gelişme olarak görüyorum.” şeklinde konuştu. “TÜRKİYE KARDEŞ ÜLKEMİZ VE KARDEŞ HALKIMIZ” Ayrıca 2008 yılından beri Türkiye’de çok sık konser verdiklerini ve şu anda da “Arkaiym” olarak düzenli olarak Türkiye’yi ziyaret ettiklerini dile getiren Arıkbayev, “Türkiye’yi çok seviyoruz çünkü orası, kardeş ülkemiz ve kardeş halkımız. Oraya kendi evimize gelmiş gibi gidiyoruz. Türkiye’de bizi çok iyi karşılıyorlar çünkü bu Türk müziği ve ortak bir kültürel dünyadır.” dedi. Eşi ile sadece müzisyen değil, aynı zamanda öğretmen olduklarını belirten Arıkbayev, bu yüzden gençlerle çok çalıştıklarını da dile getirdi. Arıkbayev, son olarak şu ifadelere yer verdi: Her insan kendi tarihini, köklerini, dilini, kültürünü ve geleneklerini bilmelidir; nerede yaşarsa yaşasın köklerini unutmamalıdır. Türk gençliği tarihi öğrenmeli ve kardeş halkları birbirine yakın görmelidir. Biz hepimiz tek bir kardeş halkız; Tatarlar, Altaylar, Kırgızlar, Türkiye Türkleri, Azerbaycanlılar ve diğerleri. Barış, sevgi ve birlik çağrısı yapıyoruz; ayrılık değil.

Geleneksel Kazak enstürmanları ustası Meyramulı dombranın ruhunu QHA'ya anlattı Haber

Geleneksel Kazak enstürmanları ustası Meyramulı dombranın ruhunu QHA'ya anlattı

“QONYR” adlı geleneksel müzik enstrümanları yapan bilimsel araştırma atölyesinin kurucusu ve dombra yapımı başta olmak üzere Kazak halkının geleneksel müzik enstrümanları üzerine çalışan bir usta olan Babır Argın Meyramulı; ustalık yolculuğu, dombra yapımının incelikleri, geleneksel dombra ile modern dönemde yapılan dombra arasındaki yapı ve ses farklılıklarını Kırım Haber Ajansına (QHA) anlattı. “DOMBRA YAPMAK, KAZAK HALKININ ESKİ USTALIK GELENEĞİNİ YENİDEN DİRİLTME YOLUDUR” Kazak dombrasının kadim “koyu (qоңır)” sesini yeniden canlandırmak, doğal tel yapım geleneğini yeniden hayata döndürmek ve farklı bölgelerde oluşmuş dombra modellerini tekrar kullanıma kazandırmanın temel amacı olduğunu dile getiren Meyramulı, “Dombra yapımına gelişim tesadüf değildi. Çocukluğumdan beri Kazak geleneksel koyu sesine ve dombranın doğal tınısına özel bir ilgim vardı.” dedi. Meyramulı, zamanla bugünün dombralarının çoğunda eski yumuşak, doğal ve koyu tınıların azaldığını fark ettiğini belirterek enstürmanın iç ses yapısı ile de ilgilendirmeye başladığını kaydetti. Kendisine dombra yapımını tamamen öğreten ve usta olmasına büyük katkı sağlayan hocasının Musaev Sultan Jakşılıkulı olduğunu kaydeden Meyramulı, eski ustaların tecrübelerinden de istifade ettiğini dile getirdi. Dombranın yapısını oluşturan ağaç, gövde, tel ve ses gibi unsurların yanı sıra ağaç seçimi, gövde yapımı, kapak inceltme, tel takma ve sesi dinleme becerilerinin de deneyimle geldiğini belirten dombra ustası, “Benim için dombra yapmak sadece ahşaptan bir enstrüman üretmek değildir. Bu, Kazak halkının ses hafızasını, koyu tınısını ve eski ustalık geleneğini yeniden diriltme yoludur.” ifadelerini kullandı. AĞAÇ, HER BİR DOMBRANIN KENDİNE ÖZGÜ KARAKTERİNİ VE RUHUNU BELİRLİYOR Dombranın sesi, ağırlığı, sesin açıklığı, yumuşaklığı, sürdürülebilirliği ve koyuluğunun büyük ölçüde ağacın doğasına bağlı olduğunu kaydeden Meyramulı, şu değerlendirmeleri yaptı: Ben genellikle gövde için akçaağaç, huş, çam, ceviz ve benzeri ağaçları kullanıyorum. Her ağacın kendi karakteri vardır. Örneğin huş ağacı dengeli, net ve sıcak bir ses verir. Akçaağaç sesi daha parlak ve açık çıkarabilir. Ceviz ağacında yumuşaklık ve derinlik baskındır. Çam ise eski enstrümanlarda daha çok kullanılan, köklü bir tınıya sahiptir. Kapak için ise çoğunlukla ladin veya çam gibi hafif ve rezonansı yüksek ağaçlar seçilir, çünkü sesin ana çıkışı kapaktan olur. Her ağacın sesi gerçekten farklıdır. Bir ağaç sesi sert ve net çıkarırken, diğeri yumuşak ve derin bir tını verir. Bu yüzden usta ağacı sadece güzelliğine göre değil, sese verdiği karaktere göre seçmelidir. Dombra yapımında ise en önemli şeylerden birinin ayrıca ağacın kuruluğu, yıllık halkalarının yönü, yoğunluğu ve rezonans özelliği de olduğunu beyan eden Meyramulı, “İyi bir ağaç yanlış işlenirse iyi ses vermeyebilir. Basit bir ağaç ise doğru işlendiğinde çok etkileyici bir ses çıkarabilir.” dedi. “BENİM ÇALIŞMAM, GELENEKSEL SES KARAKTERİNİ MODERN İCRA ORTAMINA YENİDEN KAZANDIRMAKTIR” Bununla birlikte geleneksel dombra ile modern dombra arasındaki önemli farklara değinen dombra ustası, eski dombraların genellikle doğal ortama, icra geleneğine ve bölgesel okullara göre yapıldığını ve gövdesi, sapı, kapağı, eşiği ve telinin belirli bir ses hedefi için şekillendirildiğini kaydetti. Modern dombralarda ise standartlaşmanın olduğunu belirten Meyramulı, modern dombraların sahneye, orkestraya ve eğitim sistemine uyum için ölçülerinin ve ses yapısının belirli kalıplara oturtulduğunu dile getirerek “Bu bir açıdan gerekli olsa da bölgesel karakterlerin ve eski tınıların kaybolmasına yol açmıştır.” dedi. Öte yandan Meyramulı, ses açısından geleneksel dombralarda daha yumuşak, doğal ve insan sesine yakın bir tını olduğunu belirterek “Özellikle doğal tel kullanılan enstrümanlarda ses bağırmaz, daha sakin ve sıcak bir şekilde duyulur. Modern dombralarda genellikle naylon veya sentetik teller kullanılır. Bu teller sesi daha yüksek ve parlak yapar ancak bu parlaklık bazen eski koyu tınıyı azaltabilir. Benim çalışmam bu iki yaklaşımı karşı karşıya koymak değil, geleneksel ses karakterini modern icra ortamına yeniden kazandırmaktır.” dedi. DOMBRANIN NADİR USTALIK TEKNİKLERİNDEN DOĞAL TEL YAPIMI İşinin en önemli alanlarından biri koyun ve keçi bağırsaklarından doğal müzik teli yapmak olduğunu kaydeden Meyramulı, bunun bugün çok az denk gelinen eski ustalık tekniklerinden biri olduğunu belirtti. Dombra ustası, eskiden Kazak dombra, şerter ve yediğen gibi enstrümanlarda hayvan bağırsaklarından yapılan tellerin kullanıldığını da hatırlatarak “Bu yöntemi öğrenmem uzun araştırmalarla oldu. Ustalardan sordum, eski kaynakları inceledim, deneyler yaptım. Doğal tel yapmak kolay değildir. Her aşamasında temizlik, hassasiyet ve sabır gerekir.” şeklinde konuştu. Doğal telin yapım aşamasında önce ham maddenin seçildiğini, daha sonra bağırsağın dikkatle temizlenip işlendiğini, fazlalık katmanların alındığını, gerekli liflerin korunduğunu, ardından belirli kalınlıkta bükülüp sarıldığını, daha sonrasında ise kurutma, gerginlik testi ve ses kontrolünün yapıldığını belirten Meyramulı, “Kalite; temizliğe, düzgün sarıma, dengeli kurutmaya ve enstrümana doğru şekilde takılmasına bağlıdır. Aceleye yer yoktur, her tel ayrı ayrı kontrol edilmelidir.” dedi. “EN İNCE SIRLAR AĞACIN ‘NEFESİNDE’ GİZLİDİR” Doğal tellerin ses özelliklerinin bugün kullanılan naylon tellerden oldukça farklı olduğunu belirten Meyramulı, doğal tellerin en büyük farkının daha yumuşak, sıcak, koyu ve doğal bir tını vermesi olduğunu kaydederek “Doğal tel sesi bağırmaz, iç derinliği ortaya çıkarır.” dedi. Bununla birlikte Meyramulı, naylon telin daha güçlü ve stabil ses verebilmesine ve sahnede daha net duyulmasına rağmen bazen yapay ve tekdüze bir tını oluşturabileceğini de dile getirerek “Doğal tel ise daha canlıdır, icracının parmaklarına duyarlıdır. Doğal tel, dombranın koyu sesini daha iyi açar. İçinde doğal bir nefes vardır. Bu yüzden insan sesine ve doğaya daha yakındır. Benim için en önemli yönü tarihsel gerçeğe yakın olmasıdır. Eğer eski dombra sesini anlamak istiyorsak sadece şekline değil, teline de bakmalıyız.” ifadelerini kullandı. Öte yandan dombra ustası, ustalık yolculuğunda karşılaştığı en büyük zorluğun doğru sesi bulmak olduğunu kaydederek “Bazen en güzel görünen enstrüman iyi ses vermez, bazen sade görünen enstrüman çok derin ses çıkarır. En ince sırlar kapakta, gövde kalınlığında, eşik yerinde, tel gerginliğinde ve ağacın ‘nefesinde’ gizlidir. Kapak çok kalınsa ses boğulur, çok inceyse zayıf olur; eşik yanlış yerdeyse ses açılmaz. Ayrıca usta sadece eliyle değil, kulağıyla da çalışmalıdır.” değerlendirmesini yaptı. “HER AĞACIN KARAKTERİ VARDIR, USTA BUNU HİSSETMELİDİR” Dombra yapımında eski yöntemleri korumanın bir halkın kültürel hafızasını ve ruhunu da korumak olduğunu ifade eden Meyramulı, dombranın nasıl yapıldığı, hangi ağaçtan yapıldığı ve enstürmanda hangi telin kullanıldığının önemine vurgu yaparak “Bunlar kaybolursa dombranın ruhu da kaybolur. Doğal tel yapımı ve eski modellerin canlandırılması, unutulan ustalık kültürünü yeniden yaşatır. Bu, gençlere müziğin sadece notalardan ibaret olmadığını gösterir.” dedi. Ayrıca dombra ustalığının teknik ve ölçüden ibaret bir zanaat olmanın çok ötesinde, aynı zamanda bir kalp, his ve içsel inanç işi olduğunu belirten Meyramulı, “Ağaçla konuşur gibi olursunuz. Her ağacın karakteri vardır, usta bunu hissetmelidir. Bu süreç beni iç dünyamla bağlar. Dombranın koyu sesini aramak, aslında iç huzuru ve kültürel kökü aramaktır.” şeklinde konuştu. Son olarak kendisi için bir dombrayı kusursuz yapan özellikleri dile getiren dombra ustası, şu ifadelere yer verdi: Kusursuz dombra sadece güzel görünmez, aynı zamanda sesi canlı, koyu ve derin olmalıdır. Yapısal olarak tüm parçalar uyum içinde olmalıdır. Ağaç doğru seçilmeli, gövde ve kapak dengeli olmalı, tel uyumlu olmalıdır; ses açısından kalbe doğrudan ulaşmalıdır; çok yüksek veya yapay olmamalıdır. İcra açısından ise müzisyene engel olmamalı, onun duygusunu özgürce aktarmasına izin vermelidir. Benim için kusursuz dombra; el emeği, doğal malzeme, tarihsel gelenek ve insan ruhunun birleşimidir. Böyle bir enstrüman sadece ses çıkarmaz, konuşur.

Kazakistan, İran uranyumunu depolamayı teklif etti Haber

Kazakistan, İran uranyumunu depolamayı teklif etti

Kazakistan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasındaki barış müzakerelerinde yaşanan nükleer çıkmazın aşılabilmesi amacıyla İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunu depolama teklifinde bulundu. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Başkanı Rafael Mariano Grossi, 26 Mayıs’ta Kazakistan’a resmî bir ziyaret gerçekleştirmiş, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ile bir araya gelmişti. Ziyaretin ardından Kazakistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı Akorda’dan yapılan açıklamada, Tokayev’in ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerde yaşanan nükleer çıkmazın çözülmesi için İran’ın nükleer silah yapımına yakın seviyedeki uranyumunu depolamayı teklif ettiği bildirildi. President @TokayevKZ discussed with IAEA Director General @rafaelmgrossi the current geopolitical tensions and the growing pressure on the non-proliferation regime. Kassym-Jomart Tokayev reaffirmed that Kazakhstan, as a gesture of goodwill, is ready to assist in resolving the… pic.twitter.com/BmRQh8KGJb — Press Office of the President of Kazakhstan (@aqorda_press) May 26, 2026 Grossi’nin de teklifi sıcak karşıladığı ve Kazakistan’da muhafaza edilebileceğini söylediği belirtildi. Kazakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yerlan Zhetybayev de 1 Haziran’da konuya ilişkin gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerekli uluslararası anlaşmaların tüm taraflar arasında sağlanması şartıyla, iyi niyet çerçevesinde teknik destek sağlamaya hazır olduğumuzu belirtiyoruz.” ifadelerini kullandı. Birleşik Krallık merkezli yayın kuruluşu BBC’nin ABD'li üst düzey yetkililerine dayandırdığı habere göre İran’ın yaklaşık yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyum stoku bulunuyor. İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumun nükleer bomba üretmeye yetecek kapasitede olmadığına ancak buna çok yaklaşıldığına işaret ediliyor. İRAN, NÜKLEER PROGRAMINI MÜZAKEREYE AÇMIYOR Söz konusu uranyumun, ABD ve İsrail saldırılarından ağır hasar alan Natanz, Fordo ve İsfahan’daki nükleer tesislerin enkazı altında bulunduğu değerlendiriliyor İranlı yetkililer ise pek çok kez İran'ın nükleer programının müzakere edilemeyeceğine ve Tahran'ın stoklarını yurt dışına taşımayacağına ilişkin açıklamalar yapıyor. Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasının ardından yaklaşık bin 400 nükleer savaş başlığını devralan Kazakistan’ın, 1995’e kadar bunları gönüllü olarak imha ettiği biliniyor. Kazakistan’ın ayrıca, 2018’de IAEA iş birliğiyle kurulan Düşük Zenginleştirilmiş Uranyum Bankasına ev sahipliği yaptığı biliniyor.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’den Rum lidere “Devlet Dostluk Nişanı” Haber

Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’den Rum lidere “Devlet Dostluk Nişanı”

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Nikos Hristodulidis’in beraberindeki büyük bir heyetle Kazakistan’ı ziyaret edeceği duyuruldu. Hristodulidis’e, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev tarafından “Devlet Dostluk Nişanı” verileceğinin açıklanması dikkat çekti. GKRY’DEN KAZAKİSTAN’A YAPILACAK İLK RESMÎ ZİYARET GKRY’den yapılan açıklamada Hristodulidis’e çok sayıda iş insanının eşlik edeceği belirtildi. Ayrıca, ziyaret GKRY’den Kazakistan’a yapılacak ilk resmî ziyaret olma özelliğini taşıyor. ÇEŞİTLİ ANLAŞMALAR İMZALANACAK Hristodulidis’in, ziyaret kapsamında GKRY-Kazakistan İş Forumu'na katılarak bir konuşma yapacağı ve GKRY’nin Astana Büyükelçiliğinin açılışını gerçekleştireceği bildirildi. Daha sonra Tokayev tarafından Hristodulidis’e “Devlet Dostluk Nişanı” verileceği aktarıldı. Ziyaret çerçevesinde ise yükseköğretim ve araştırma, kültür, spor, bilgi ve iletişim teknolojileri, siber güvenlik ile elektronik kamu hizmeti alanlarında mutabakat zaptlarının imzalanması öngörülüyor. TDT ZİRVESİ’NİN ARDINDAN GELMESİ DİKKAT ÇEKTİ Ziyaretin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın da katılımıyla 15 Mayıs’ta Kazakistan’ın Türkistan şehrinde düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Gayriresmî Zirvesi’nin arkasından gelmesi ise dikkat çekti. TDT daimî üyesi olan Kazakistan, 2025 yılının başlarında GKRY’ye ilk kez büyükelçi atamıştı. Kazakistan’ın kararının ardından Özbekistan ve Türkmenistan da büyükelçilik açma kararı aldığını duyurmuştu. GKRY’NİN AB DÖNEM BAŞKANLIĞI SÜRÜYOR GKRY, 1 Ocak’tan bu yana Avrupa Birliği’nin (AB) dönem başkanlığı görevini sürdürüyor. Bu görevi 14 yıl aradan sonra ikinci kez üstlenen GKRY’nin görevi 30 Haziran’da sona erecek.

Kazakistan’ın siyasi baskı, sürgün ve açlık kurbanları rahmetle anılıyor Haber

Kazakistan’ın siyasi baskı, sürgün ve açlık kurbanları rahmetle anılıyor

Kazakistan'da “Siyasi Baskı, Sürgün ve Açlık Kurbanlarını Anma Günü” olarak kabul edilen 31 Mayıs, özellikle 1930'lu yıllarda Josef Stalin diktatörlüğündeki Sovyet rejiminin Kazak halkına yönelik yürüttüğü baskı politikalarını, Kazak halkına ve tüm dünyaya hatırlatma amacı taşıyor. MİLYONLARCA KAZAK TÜRKÜ KITLIK, SÜRGÜN VE İNFAZLAR SONUCU HAYATTAN KOPARILDI Kazakistan, 20. yüzyılın ilk yarısında Sovyetler Birliği’nin toplumsal mühendislik politikalarının yoğun şekilde uygulandığı bölgelerden biri oldu. Stalin’in diktatörlüğünde yürütülen “kolektifleştirme” ve “Sovyetleştirme” politikaları, Kazak halkının göçebe yaşam tarzı süren toplumsal yapısını şiddetle dönüştürdü. Bu süreçte halkın hayvanlarına ve mülklerine el konuldu ve Kazak halkı, yerleşik düzene zorlandı. Bu süreçte milyonlarca insan kıtlık, sürgün ve infazlar sonucu hayattan koparıldı. KAZAKİSTAN’DA YAŞANAN KİTLESEL AÇLIK FELÂKETİ VE “BÜYÜK TASFİYE” DÖNEMİ 1931-1933 yılları arasında yaşanan kitlesel açlık felâketinde, bir milyondan fazla Kazak yaşamını yitirdi. Kazakistan’da açlık felaketinin baş göstermesinde başlıca kuraklık etkili oldu ve bu kuraklık, beraberinde açlık tehlikesinin de ortaya çıkmasına sebep oldu. Kuraklık ve açlık sadece Kazakistan’da değil, Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerinde, özellikle de İç Rusya’da hissedilmekteydi. Tüm Sovyetler boyunca 20 milyondan fazla insan açlık çekse de en zor durumda olanlar Kazak Türkleri oldu. 17 Temmuz 1921 tarihinde Rusya Komünist Partisi Merkezî Komitesi, tüm üyelerine açlığın sebeplerini açıklayan bir bildiri gönderdi. Bu bildiride açlığın sebebi olarak sadece kuraklık gösterilmedi; bununla birlikte köy işleri sektörünün geri kalmışlığı, tarım alanında çalışanların bilgi düzeyinin düşük oluşu ve Çarlık döneminde tarım ve köy işlerini yöneten idarecilerin yetersizliği gibi nedenler sıralandı. Sovyet yönetiminin çok sert politikalarla yürüttüğü “askerî komünizm” uygulamaları da tarım ve hayvancılığın gerilemesine yol açtı ve açlık felaketinin bir diğer sebebi oldu. Açlık ve beraberinde ortaya çıkan hastalıklarda çok sayıda insan hayatını kaybetti. Açlığın yoğun olarak yaşandığı bölgelerdeki halk, hayatta kalabilmek için gıda ürünlerini bulabilecekleri başka ülkelere göç etti. Buna bağlı olarak ülke nüfusunda önemli bir azalma meydana geldi. Açlık felaketi ile birlikte tifüs, kolera ve veba gibi hastalıklar da baş gösterdi. Bulaşıcı hastalık taşıyan insanların sayısı, ülkenin sağlık kurumlarının imkânlarının yetersiz bırakılması dolayısıyla arttı. Ekonomik açıdan geri kalmışlık, hastalıkların salgın haline gelmesi ve hastanelerin yetersizliğinden dolayı çok sayıda insan hayatını kaybetti. Bu ölümleri ise 1937 ve 1938 yılları arasında gerçekleşen “Büyük Tasfiye” yani “Repressiya” dönemi takip etti. “Büyük Tasfiye” eyleminin temel ideolojisi, Sovyet rejiminin potansiyel olarak tehlikeli olduğunu düşündüğü nüfus gruplarının temizlenmesi veya izole edilmesi oldu. Bu dönemde Sovyet gizli polis teşkilatları aracılığıyla binlerce Kazak aydın, siyasetçi, din adamı ve yurttaş tutuklandı; zulme uğradı, kurşuna dizildi ve çalışma kamplarına gönderildi. KAZAKİSTAN’IN YERALTI VE YERÜSTÜ KAYNAKLARININ SÖMÜRÜLMESİ AMAÇLANDI “Yeni Ekonomik Siyaset”in uygulanması ile planlı sanayileşme dönemine girildi ve aynı zamanda madencilik, tarım ve ticaret gelişmeye başladı. Bu çalışmaların amacı, Kazakistan’ın zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının sömürülmesiydi. Kazakistan’da girişilen tarım topraklarının zoraki devletleştirilmesi politikası (kolhozların ve sovhozların kurulması) ile ise istenilen verim elde edilememişti. Sovyet yönetimi, bu politikalara karşı çıkan Kazak halkına karşı son derece acımasız davrandı ve Kazak Türkleri büyük kayıplar verdi. Ayrıca birçok Kazak yurtdışına, Çin’e ve Afganistan’a göç etmek zorunda kaldı. Halkın mallarına el konulmasına, zulümlere ve katliamlara karşı çıkan Kazak aydınları ise ağır cezalarla karşı karşıya kaldı; Kazak Türklerinin haklarını korumak istemeleri büyük suç sayılarak hapis, sürgün ve idam gibi cezalar uygulandı. 1991 yılına kadar yaklaşık 70 yıl devam eden Sovyet yönetimi, Kazak Türklerini asimile etmeye büyük gayret gösterdi. Kırım Haber Ajansı (QHA) olarak Sovyet rejiminin Türk kimliğini hedef alan zalim uygulamaları sonucu hayatını kaybeden Kazak soydaşlarımızı saygı ve rahmetle anıyoruz.

Kazakistan ile Rusya arasında tehlikeli imza: Rusya nükleerle geri dönüyor! Haber

Kazakistan ile Rusya arasında tehlikeli imza: Rusya nükleerle geri dönüyor!

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kazakistan’ın ilk nükleer enerji santralini inşa etmek için yaklaşık 16,5 milyar dolarlık anlaşmaya imza attı. Projeye ilişkin en dikkat çeken detaylardan biri ise finansmanın önemli bölümünün Moskova tarafından sağlanacak kredilerle karşılanacak olması oldu. Bu durum, Kazakistan’ın enerji alanında Rusya’ya daha fazla bağımlı hâle gelebileceği yönündeki tartışmaları yeniden alevlendirdi. SOVYET TESTLERİNİN İZLERİ HÂLÂ SİLİNMEDİ Dünyanın en büyük uranyum üreticisi olan Kazakistan, Sovyetler Birliği döneminde gerçekleştirilen nükleer denemelerin en ağır sonuçlarını yaşayan ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle Semipalatinsk bölgesinde yapılan yüzlerce nükleer testin ardından ortaya çıkan sağlık sorunları ve çevresel tahribat, ülkede hâlâ toplumsal hafızadaki yerini koruyor. Bu nedenle Rusya ile imzalanan yeni nükleer anlaşma, kamuoyunda yalnızca enerji yatırımı olarak değil, tarihsel travmalar açısından da değerlendiriliyor. MOSKOVA’NIN ETKİSİ TARTIŞILIYOR Uzun yıllardır nükleer enerji seçeneğini tartışan Kazakistan’ın, projede yeniden Rusya’yı tercih etmesi dikkat çekti. Uzmanlar, projenin sadece ekonomik değil, jeopolitik etkiler de doğurabileceğini belirtiyor. Özellikle büyük ölçekli Rus kredilerinin, Astana yönetiminin enerji politikalarında Moskova’ya bağımlılığı artırabileceği yorumları yapılıyor. Anlaşma, Türkistan coğrafyasındaki en büyük ülkelerinden biri olan Kazakistan için stratejik bir dönüm noktası olarak görülüyor. Ancak Sovyet döneminin nükleer mirası hâlâ hafızalardayken, Rusya öncülüğünde kurulacak ilk nükleer santral projesinin toplumda uzun süre tartışılmaya devam etmesi bekleniyor.

Ukrayna Türk Merkezinden gençlere ücretsiz Kazak Türkçesi kursu Haber

Ukrayna Türk Merkezinden gençlere ücretsiz Kazak Türkçesi kursu

Ukrayna Türk Merkezi, Ukraynalı gençlerin Türk dillerine ücretsiz erişimini sağlamayı amaçlayan eğitim projeleri kapsamında ilk ücretsiz Kazak Türkçesi dil kursu için kayıtları başlattı. Projenin iki ülke gençliği arasında sürdürülebilir bir kültürel köprü kurmayı hedeflediği belirtildi. Ukrayna Etnopolitika ve Vicdan Özgürlüğü Devlet Servisi tarafından yapılan resmî açıklamaya göre, Ukraynalı gençler ilk kez sistemli ve tamamen ücretsiz bir şekilde Kazak dili eğitimi alma fırsatına sahip olacak. Eğitimlerin dijital ortamda, Zoom platformu üzerinden gerçekleştirileceği ve bu sayede Ukrayna'nın farklı bölgelerinden veya yurt dışından gençlerin kursa kolayca katılım sağlayabileceği vurgulandı. Kursun temel misyonu; dil, kültür ve ortak ilişkiler tarihi üzerinden Ukrayna ve Kazakistan gençliği için dirençli bir eğitim kültür platformu oluşturmak olarak açıklandı. TÜRKİSTAN VE DİPLOMASİ ALANINDA YENİ FIRSATLAR Resmî makamlar, bu ders programının genç katılımcılara hem akademik hem de profesyonel kariyerlerinde yeni kapılar aralayacağına dikkat çekti. Kursu başarıyla tamamlayan gençlerin; Ukrayna-Kazakistan ve Ukrayna-Türk dünyası diyaloğunun geliştirilmesinde aktif rol oynayacağı, Türkistan bölgesindeki yeni eğitim ve kariyer olanaklarına erişebileceği, aynı zamanda diplomasi, uluslararası ilişkiler, kültür ve insani iş birliği alanlarında ciddi bir avantaja sahip olacağı ifade edildi. BAŞVURULAR İÇİN SON TARİH 15 HAZİRAN Projenin başlatılmasını sağlayan ve kuratörlüğünü üstlenen isim Marina Gonçaruk olurken, Kazak Türkçesi derslerini ise eğitmen İskander Sagimbekov verecek. Kursa katılmak isteyen gençlerin ad-soyad, yaş, eğitim gördükleri kurum ve iletişim bilgilerini içeren bir motivasyon mektubu hazırlayarak 15 Haziran 2026 tarihine kadar ukrainian_turkic_center@ukr.net e-posta adresine başvurmaları gerekiyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.