SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kırım Tatarları

QHA - Kırım Haber Ajansı - Kırım Tatarları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kırım Tatarları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Emre Kartal: Türk Devletleri Teşkilatı, 'devletsiz Türkler' olmadan bir dünya inşa edemez Haber

Emre Kartal: Türk Devletleri Teşkilatı, 'devletsiz Türkler' olmadan bir dünya inşa edemez

Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) 13. Zirve Toplantısı 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde Türkiye’nin başkenti Ankara’da gerçekleştirilecek. Teşkilatın dönem başkanlığının Türkiye’ye geçeceği zirve öncesinde Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden doktorant Emre Kartal, TDT’nin kuruluşundan günümüze gelişimini, zirvede öne çıkacak temaları ve teşkilatın gelecekte üstlenebileceği rolleri Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. QHA Editörü Mustafa Koçyegit’in sorularını yanıtlayan Emre Kartal, teşkilatın Türk dünyasındaki bağımsız devletlerin arasındaki iş birliğinin yanı sıra farklı ülkelerde yaşayan Türk topluluklarının kültürel temsiline ve insan hakları sorunlarına da odaklanması gerektiğini belirtti. TDT'NİN GELİŞİMİ TARİHSEL BİR KAZANIM TDT'nin temellerinin atıldığı sürece ve geçmişteki zorluklara değinen Kartal, bir zamanlar Çarlık Rusyası ve Sovyetler Birliği döneminde Türklerin bir araya gelmesinin "pantürkizm suçu"yla cezalandırıldığını hatırlattı. Başta Kırım Tatarları olmak üzere Türk dünyasının her bölgesinden aydın ve dava adamlarının bu fikirlerin bedelini ağır bir şekilde ödediğini belirten Kartal, şunları kaydetti: Yüzyıllık bir süreçte etnik temizlikten bağımsız devletlerin iş birliğine gelmek, Türk dünyası açısından çok ciddi bir kazanımdır. Birinci olarak Türk Devletleri Teşkilatını bu bağlamda değerlendirmek lazım. İkinci bağlam kimlik bağlamıdır. Hem Sovyet projeleri hem Çarlık döneminde; 'sen Türk değilsin Kırgızsın, sen Türkistanlı değilsin Kazaksın, Kazak değilsin aslında sen Başkırtsın' gibi, basit ağız ve şive farklarından bu coğrafyaları parçalama projesinden bugün geldiğimiz zaman bağımsız devletler kendilerini 'Türk devletleri' olarak tanımlayabiliyor. Bu da bizim artık ortak bir kimlik üzerinde bir araya gelebildiğimizi gösteriyor. Bu bağlamda Türk Devletleri Teşkilatı çok ciddi bir kazanım elde etmiş durumdadır. ZİRVENİN TEMASI TEKNOLOJİ, EKNOLOJİK ENTEGRASYON VE YAPAY ZEKÂ TDT zirvelerinin her zaman belirli bir tema çerçevesinde düzenlendiğini anımsatan uzman, şöyle devam etti: Bu yılki zirvede ise dijital gelişim, teknolojik entegrasyon, yapay zekâ gibi konular gündeme gelecek. Ama tabiî ki güvenlik konuları, özellikle ekonomi konuları ve son dönemde gündemde olan ve yakın zamanda Özbekistan'ın da mecliste onayladığı ortak alfabe meselesi de konuşulacaktır. Zirvenin Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin pekişmesine de vesile olacağını ifade eden Kartal, dışarıdan yapılan provokasyonlara rağmen iki ülke arasındaki müttefiklik ve kardeşlik bağlarının benzersiz olduğunu, dönem başkanlığının Türkiye'ye devredilmesinin de bu dayanışmayı simgeleyeceğini belirtti. "DEVLETSİZ TÜRKLER" VE KİMLİK TEMELLİ YAKLAŞIM Uluslararası ilişkilerde inşacı yaklaşım çerçevesinde kimliğin çıkarları inşa ettiğini belirten Kartal, Türk dünyasının yalnızca bağımsız devletlerden ibaret olmadığını, İran (Güney Azerbaycan), Kırım, Suriye, Irak, Moldova (Gagavuzya) ve Doğu Türkistan gibi bölgelerde yaşayan Türk topluluklarının da bu ortak kimliğin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. Bu toplulukların tarih, dil ve kültür bakımından Türk dünyasıyla bağları bulunduğunu belirten Kartal, teşkilatın bunlara yönelik daha somut adımlar atması gerektiğini vurguladı. TDT'nin geçmişte Kırım Tatarlarına ve Irak ile Suriye'deki Türk topluluklarına çeşitli bildirilerde atıfta bulunduğunu, ancak bu açıklamaların somut uygulamalarla desteklenmesi gerektiğini ifade eden Kartal şu değerlendirmede bulundu: Türk Devletleri Teşkilatı, 'devletsiz Türkler' olmadan bir dünya inşa edemez. Kimliğini ileriye taşıyamaz. Çünkü tamamen realist paradigmanın içerisine sıkışmış olur. KURUMSAL YAPILANMA VE ENTEGRASYON MODELİ TDT'nin gelecekte Avrupa Birliği (AB) benzeri bir yapıya dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği tartışmalarını değerlendiren Kartal, AB modelinin günümüzde krizlerle karşı karşıya olduğunu ve TDT'nin Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) modeline daha yakın, ulus devletlerin egemenliğini esas alan bir yapı izlemesi gerektiğini kaydetti. Kartal; ortak vize rejimi, suçluların iadesi, gümrük birliği, ortak alfabe ve ortak tarih yazımı gibi spesifik alanlarda iş birliğinin derinleştirilmesinin öncelikli olduğunu sözlerine ekledi. TÜRK DÜNYASINDA MEDYA VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN ROLÜ TDT'nin geleceğine ilişkin değerlendirmesinde demokrasi ve basın özgürlüğü konularına da yer veren Kartal, üye ülkelerde bu alanlardaki sorunların ele alınması gerektiğini belirtti. Sivil toplum kuruluşları ve medyanın ortak kimlik bilincinin gelişmesinde önemli rol oynayabileceğini dile getiren uzman, Kırım Haber Ajansının yalnızca Kırım Tatarlarının değil, Türk dünyasının her bölgesindeki toplulukların gündemini takip etmesini önemli bulduğunu ve Türk dünyasındaki gelişmelerin daha geniş kitlelere ulaştırılmasının gerekliliğine dikkat çekti.

KTMM'den Birleşik Krallık diplomasisine net mesaj: "Kırım'da toprak tavizi barış değil, Kırım Tatarlarının yok edilmesi demektir" Haber

KTMM'den Birleşik Krallık diplomasisine net mesaj: "Kırım'da toprak tavizi barış değil, Kırım Tatarlarının yok edilmesi demektir"

Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) yönetimi ve üyeleri, Birleşik Krallık’ın Ukrayna Maslahatgüzarı Charlotte Surun liderliğindeki İngiliz diplomatik heyetini kabul etti. Görüşmede Maslahatgüzarı Surun’a; Siyasi İşler İkinci Sekreteri Stephanie Shillinglaw ile İnsan Hakları Danışmanı Katerına Bıkova eşlik etti. KTMM tarafında ise Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, KTMM Başkanı Refat Çubarov, KTMM Başkan Yardımcıları İlmi Umerov ve Ahtem Çiygöz ile KTMM üyeleri Eskender Bariyev, Gülnara Bekirova ve Riza Şevkiyev hazır bulundu. KTMM basın servisinden yapılan açıklamaya göre, dostane ve sıcak bir atmosferde gerçekleşen görüşmede, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın gidişatı, işgal altındaki Kırım'daki insan hakları ihlalleri ve Londra'da düzenlenecek Uluslararası Kırım Platformu 5. Parlamenter Zirvesi masaya yatırıldı. "KIRIM’DAN TAVİZ VERMEK STALİN’İN YARIM BIRAKTIĞI SOYKIRIMI TAMAMLAMAKTIR” Görüşmede söz alan KTMM temsilcileri, Ukrayna ve Kırım Tatar halkı için hiçbir belirsiz ifadeye yer olmadığını vurgulayarak Kırım konusunda taviz söylemlerine karşı net bir tavır koydu. Meclis üyeleri, İngiliz heyetine şu uyarılarda bulundu: Kırım konusunda herhangi bir toprak tavizinden bahsetmek ya da yarımadanın statüsünü belirsiz bir geleceğe ertelemek barışla bağdaşmaz. Kırım Tatar halkı için böyle bir senaryo, doğrudan bir varoluşsal tehdit ve nihai bir yok oluş anlamına gelecektir. Zira Moskova'nın açık hedefi de tam olarak budur: Yerli Kırım Tatar halkını öz vatanından sürmek ve 20. yüzyılda Stalin ile Sovyet sisteminin tamamlayamadığı yıkımı bitirmek. Birleşik Krallık Hükûmeti ve halkına, Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne ve Kırım Tatarlarına verdikleri sarsılmaz destek için teşekkür eden KTMM yönetimi, Londra'nın 1991 sınırları dâhilindeki Ukrayna egemenliğinin savunulmasında en kararlı ses olmaya devam edeceğine olan inançlarını dile getirdi. “TEK KURTULUŞ YARIMADANIN TAMAMEN İŞGALDEN KURTARILMASIDIR” İşgal altındaki Kırım'da ağırlaşan insan hakları ihlallerine ve ağır hastalanarak Rus zindanlarında hayatını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan siyasi tutsakların durumuna dikkat çekildi. Rusya'nın uluslararası toplumun çağrılarını ve sınırlı yaptırımları tamamen görmezden geldiği, tutsakları serbest bırakmayı reddettiğine dikkat çeken KTMM temsilcileri, “Deneyimler gösteriyor ki, Rusya Federasyonu salt diplomatik baskıya veya sınırlı yaptırımlara hiç tepki vermiyor ve tutsakları serbest bırakmayı reddediyor. Bu, inkar edilemez bir gerçeğin ikna edici bir teyididir: Kırım sakinleri için tek gerçek kurtuluş ve baskıyı durdurmanın tek yolu, yarımadanın tamamen işgalden kurtarılmasıdır. Kırım Tatarları, Ukrainler ve yarımadanın tüm sakinleri ancak Ukrayna'nın devlet egemenliğinin yeniden tesis edilmesinden sonra kendi topraklarında güven içinde olacaklardır.” şeklinde vurguladı. LONDRA’DAKİ KIRIM PLATFORMU PARLAMENTER ZİRVESİ ABD’DEKİ BELİRSİZLİKLERE GÜÇLÜ BİR YANIT OLACAKTIR Görüşmenin odak noktalarından biri de 7 Aralık 2026’da Londra’da gerçekleştirilecek olan Uluslararası Kırım Platformu 5. Parlamenter Zirvesi oldu. Şimdiden 60’tan fazla heyetinin katılımını bildirdiği zirveye KTMM de Ukrayna Parlamentosu ile koordineli şekilde hazırlanıyor. KTMM temsilcileri, küresel siyasetteki dalgalanmalara ve özellikle ABD’nin tutmundaki belirli belirsizliklere dikkat çekerek; Londra'daki Parlamenter Zirvesi'nin, savaşı adaletsiz biçimde bitirme çabalarına veya şüpheli "barış anlaşmaları" dayatmalarına karşı tavizsiz ve güçlü bir yanıt olması gerektiğini belirtti. SURUN: “BİRLEŞİK KRALLIK'IN TUTUMU SARSILMAZDIR” Birleşik Krallık Maslahatgüzarı Charlotte Surun ise Birleşik Krallık Hükûmetinin tutumunun uluslararası hukuk ilkelerine dayandığını ve kesin olduğunu vurguladı. Surun, işgal altındaki Kırım dâhil tüm Ukrayna topraklarının koşulsuz olarak özgürleştirilmesi gerektiğini ve savaşın Ukrayna'nın egemenliğinden taviz verilerek sona erdirilemeyeceğini ifade etti.

Rus mahkemesinden 6 Kırım Tatarına toplam 97 yıl hapis cezası! Haber

Rus mahkemesinden 6 Kırım Tatarına toplam 97 yıl hapis cezası!

İşgalcilerin Kırım Tatarlarına baskı uygulamak amacıyla kurguladığı düzmece dava çerçevesinde alıkonulan Kırım Tatar siyasi tutsaklar; Amethan Umerov, Seydamet Mustafayev, Ruslan Asanov, Abdülmecit Seytumerov, Eldar Yakubov, Remzi Nimetulayev’in karar duruşması bugün Rostov-na-Donu kentindeki Güney Bölge Askeri Mahkemesinde gerçekleşti. Rus mahkemesi, beş Kırım Tatarı hakkında toplamda 97 yıl mahkûmiyet kararı verdi. Mahkeme heyetinin açıkladığı sözde karara göre; Ruslan Asanov 19 yıl, Remzi Nimetulayev 18 yıl, Amethan Umerov, Seydamet Mustafayev, Abdülmecit Seytumerov ve Eldar Yakubov ise 15’er yıl hapis cezalarına mahkûm edildi. İŞGALCİLERDEN KIRIM TATARLARINA SİSTEMATİK BASKI Rus işgal güçleri 24 Ağustos 2023’te sabah saatlerinde, Kırım’ın Bahçesaray kentinde toplu baskın düzenledi. İşgalciler, Amethan Umerov, Seydamet Mustafayev, Ruslan Asanov, Abdülmecit Seytumerov, Eldar Yakubov, Remzi Nimetulayev olmak üzere 6 Kırım Tatarının evine sabahın erken saatlerinde düzenlediği baskın ile birlikte arama yaptı. Aramalardan sonra Kırım Tatarları, Rusya Federal Güvenlik Servisinin (FSB) Akmescit (Simferopol) ofisine götürüldü. Daha sonra işgalci mahkeme 6 Kırım Tatarı hakkında tutuklama kararı aldı ve Kırım Tatarlarına “terörizm” suçu yöneltildi. Kırım Tatar siyasi tutsak Abdülmecit Seytumerov’un öz kardeşleri Osman ve Seytumer Seytumerov’a da işgalci Rusya tarafından sırasıyla 14 ve 17 yıl yasa dışı olarak hapis cezalarına çarptırıldı. Amcaları Rustem Seitmemetov da 2020 yılında 13 yıl hapis cezasına mahkûm edilmişti. Remzi Nimetulayev’in tutuklanmasının ardından, 2025 yılının sonbaharında eşi Esma Nimetulayeva da gözaltına alındı. Esma Nimetulayeva’ya "terör örgütü kurmak" ve "iktidarı ele geçirmeye teşebbüs etmek" iddiaları yöneltildi. Anne ve babanın tutuklanmasıyla ortada kalan beş kız çocuğuna ise akrabaları sahip çıktı. "Beşinci Bahçesaray Grubu" davasında yargılanan altı Kırım Tatarının tamamı, daha önce de diğer Kırım Tatar soydaşlarıyla dayanışma eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle hedef alınmıştı. Dava sanıklarından Mustafayev ve Nimetulayev defalarca idari tutuklamaya maruz kalırken; Yakubov ile Umerov ise "toplu eylemlerine katılmak" ve "acil durum kurallarını ihlal etmek" gibi gerekçelerle para cezalarına çarptırılmıştı.

Levent Edige Özdemir: Ceditçiliği, Türk halklarının adları ile adlandırmamız daha doğru olur Haber

Levent Edige Özdemir: Ceditçiliği, Türk halklarının adları ile adlandırmamız daha doğru olur

Araştırmacı Levent Edige Özdemir, ceditçiliğin tanımlanmasında yaşanan kavram kargaşaları, Türkçülük ve İslamcılık gibi ideolojilerle ilişkilendirilmesi ve Türk dünyasında ceditçi kadroların yok edilmesinin, bu düşünsel mirasın kurumsal ve entelektüel bağlamda aktarımına olan etkisi hakkında Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “CEDİTÇİLİK İLE İLGİLİ BİRİNCİ PROBLEMİN İDEOLOJİLERİN TESİRİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM” Ceditçilik kavramını tanımlarken ceditçiliğe dair kavram kargaşasını anlatan Özdemir, katıldığı birden fazla sempozyumu örnek göstererek “Mesela şimdiye kadar, en azından ceditçilik araştırmacılarının daha çok Rusya Müslümanları içerisinde ceditçiliği ele aldığı görülüyor. Osmanlı'nın kendi siyasi gidişatının olduğunu ve bu hat üzerinden kendi yenileşmesini ilerlettiğini görüyoruz. Dolayısıyla ceditçilik kavramının burada mesela Osmanlı için, yani İstanbul çevresi için kullanılmasının pek doğru olmadığı gibi bir kanaat bende hasıl oldu.” dedi. Bununla birlikte Özdemir, ceditçiliğin nasıl nitelendirileceği hususunda şu ifadelere yer verdi: Ceditçiliği nasıl niteleyeceğiz? Türk ceditçiliği mi diyeceğiz? Kazak ceditçiliği mi? Kırım Tatar ceditçiliği mi? Özbek ceditçiliği mi? Adlandırmanın da yine burada bir problem olduğunu düşünüyorum. Bunun nedeni de bu hususta ideolojilerin etkileyici ve belirleyici olabilmesi. Mesela, ceditçilik yerine ‘Türk Rönesansı’ gibi ifadelerin de kullanıldığını görüyoruz. Bu durumun tabii ideolojilerle oldukça sıkı bir ilişkisi var. Ceditçilik araştırmacılarının bir ideolojisi olabiliyor. Hatta bunu söylemekten çekinmeyenleri de gördüm. Dolayısıyla burada, ceditçilik ile ilgili araştırmalarda birinci problemin ideolojiler olduğunu düşünüyorum. “CEDİTÇİLİĞİ, TÜRK HALKLARININ ADLARI İLE ADLANDIRMAMIZ DAHA DOĞRU OLUR” İdeolojik bir perspektiften ceditçiliğin okunmaya çalışılmasına dair milliyetçi bir araştırmacının, ceditçilik tarihini bir millîleşme olarak ele alabileceğini, yani kendi dönemindeki o bütün hareketlilikler, tartışmalar, dönemin dinamikleri vs. hususlara bakmaksızın ceditçiliği doğrudan milliyetçi bir bakış açısıyla yorumlamak gibi bir yola girebileceğini dile getiren Özdemir, “Bu tabii sadece milliyetçilik değil, diğer ideolojiler üzerinden de örneklendirilebilir. Dolayısıyla ceditçiliğin birinci olarak ne olduğuna dair karmaşanın ilk kısmı bu. İkinci kısmı da, yine bununla irtibatlı olarak biz bunu bir bütün olarak mı ele alacağız yoksa kısım kısım mı? Yani her coğrafya ve zaman için ayrı ayrı mı ele almak gerekir? Eğer her kısım, yani her bir mekân ve zaman için bunun ayrı olarak ele alınmasının doğru olduğunu düşünüyorsak biz, bunu yeni bir adlandırma ile, yani bir şekilde bütünü adlandırır gibi Türk ceditçiliği demek yerine, buradaki Türk halklarının adları ile adlandırmamız daha doğru olur.” ifadelerini kullandı. Bu konuda Tatar ceditçiliğini örnek gösteren Özdemir, Tatar ceditçiliğinin kendine mahsus hususiyetlerinin olduğunu ve bunun, dinî düşüncede yenileşme ile başladığını ve daha sonradan eğitim ile ilgili bazı fikirlerin de burada gündeme geldiğini dile getirerek “Ancak bunun, eğitim yönünün belki daha çok Kırım Tatar ceditçiliği için olduğunu söyleyebiliriz.” dedi. “BU YAYILIM, CEDİTÇİLİĞİN TARİFİ KONUSUNDA PROBLEMLERE YOL AÇIYOR” Bununla birlikte Özdemir, eğitimin zihnî bir dönüşüm ve bir araç olarak daha çok üzerinde durulması ve gerçekleştirilmesinin önem taşıdığını ve bunun, Kırım Tatar ceditçiliğinin başlangıcı olarak değerlendirilebileceğini belirtti. Büyük Kırım Tatar aydını İsmail Bey Gaspıralı’nın çalışmaları ile birlikte Kırım'da başlayan bu eğitim alanındaki yenileşmenin ve usûl-i cedîd mekteplerinin yayılması ile bunun Rusya Müslümanlarında bir yaygınlık gösterdiğini kaydeden ve Gaspıralı’nın Mısır ve Hindistan'daki çalışmalarını da hatırlatan Özdemir, “Buradaki bu yayılım, ceditçiliğin burada tanımlanması ve ne olduğunun tam olarak anlaşılması konusunda problemlere yol açıyor. Benim buradaki önerim şu: Her bir Türk halkı için ve belli bir zaman dilimi için ayrı bir belirtmenin yapılması.” dedi. Ancak Özdemir, her birinde ceditçilik olarak aynı kavramın kullanılacağı takdirde ceditçiliğin, daha çok araştırmayı gerektirmekle birlikte, özellikle dinî düşüncede bir yenileşmeyi amaçlamak ile ortaya çıkmış olup sonrasında, hemen her alanda da bazı öneriler ortaya atan ve esasen de yenileşmeyi hedefleyen bir fikir hareketi olarak tanımlanabileceğini belirtti. ÖZDEMİR, GASPIRALI’NIN “MODERN MİLLET” DÜŞÜNCESİNE ATIF YAPTI Ceditçiliğin Türk dünyasında yaşanan kimlik yaşasındaki rolü üzerine ise Özdemir, “Buna da bir Tatar yazar, İsmail Bey Gaspıralı'dan söz ederken, özellikle o dönemde Türklük ve Tatarlık tartışmaları varken şöyle söylüyor: ‘Biz kabileler hâlindeydik, İsmail Bey bizi bir millet hâline getirdi.’ Gaspıralı, Tercüman gazetesi aracılığıyla yaydığı fikirlerle bunu yapıyor. Ceditçilik, tam da bu zamana denk geliyor ve ceditçi aydınlar için böyle bir durum mevcut.” dedi. Ceditçi aydınların zihinlerinde bir yandan hem kendi içlerinde bulundukları bir kimlik, diğer bir yandan da Gaspıralı'nın burada, Türk dünyası genelinde yapmaya çalıştığı bir projenin olduğunu kaydeden Özdemir, modern bir millet olunması gerektiği gibi bir kanaatin Gaspıralı’da da mevcut olduğunu dile getirerek “Bu modern millet nedir? Sadece dinî dayanakları olan bir kimlikten, kimliğin fazlasını ortaya çıkararak bir Türklük fikrinde bunu bir kimlik hâline getirmek. Bu doğrultuda da Tatarlık, Özbeklik, Kazaklık… Bunların daha geri plana itilmesi. Hatta İsmail Bey'in belki bunlara karşı olduğunu da söylemek mümkün. Bunu yazdıklarında görebiliyoruz. Onun düşüncesi için doğrudan bir Türklükten söz edilebilir.” şeklinde konuştu. CEDİTÇİLERİN KİMLİK TARTIŞMALARI, “REPRESSİYA” İLE BİRLİKTE KESİNTİYE UĞRADI İstanbul çevresi başta olmak üzere, ceditçiler arasında Türklük ve Tatarlık konularında önemli tartışmaların olduğunu belirten Özdemir, Sebîlürreşad (Sırat-ı Mustakim) gibi gazete ve dergi çevrelerinde de bu tartışmaların görüldüğünü kaydetti. Dolayısıyla, ceditçilerin döneminde yürütmüş oldukları kimlikle ilgili tartışmaların daha sonrasında, özellikle Rusya siyasi tarihinde “repressiya” süreciyle birlikte bir kesintiye uğradığını dile getiren Özdemir, “Ceditçilerin bu tartışmalarına tekrar dönülerek bazı örnekler alınabilir. Bunların üzerine tartışmaların tekrar değerlendirilmesi pekâlâ mümkün. Lakin bu tartışmaların burada bir kesintiye uğradığı ve bugün tekrardan bu işe girişildiğini de görmek gerek.” dedi. CEDİTÇİLERİN, ‘HAYATIN BÜTÜN ANLARININ TEKRAR GÖZDEN GEÇİRİLMESİ VE DÜZENLENMESİ’ ANLAYIŞI Ceditçilerin daha çok zihnî bir yenileşme suretinde bir hedefinin olduğunu kaydeden Özdemir, “Tabii burada zihnî yenileşme derken de şu gözden kaçırılmamalı diye düşünüyorum: Daha çok dinî meseleler burada ön planda. Niçin dinî meseleler ön planda? Çünkü Orta Çağ, yani hatta modern öncesi toplumlarda hemen hemen bütün alanlar, din ile şekillendirilmiştir. Yani dinin müdâhil olmadığı bir alanın bulunmadığını söylemek mümkün.” ifadelerini kullandı. Dolayısıyla Özdemir, ceditçiliğin, “dinî düşüncede yenileşme” şeklinde ifade edildiğinde ceditçilerin, “bütün hayatın tekrardan bir elden geçirilmesi ve düzenlenmesi” şeklinde bir anlayışa sahip olduğu yönündeki anlayışını ifade etti. “CEDİTÇİLİĞİN, İDEOLOJİLERE İNDİRGENMESİNİN DOĞRU OLMADIĞI KANAATİNDEYİM” Ancak İslamcılık ya da milliyetçilik gibi bazı ideolojilerin, ceditçilerin siyasi bir düzen içerisinde, siyasi gidişatı yönlendirmek amacıyla daha çok dikkat çektikleri ve dikkate aldıkları değerler olarak görülebileceğini beyan eden Özdemir, ceditçiler içerisinde kendisini İslamcı, milliyetçi veya sosyalist olarak niteleyenlerin bulunabileceğini dile getirerek şu ifadelere yer verdi: Osmanlı için de benzer bir durum görülebilir. Osmanlı aydınlarının mesela milliyetçilik ya da İslamcılık gibi bir nitelendirmeyle nitelendirilmesi mi doğrudur, yoksa bir Osmanlı aydınının, devletin kurtuluşu için öngördüğü ve tutulması gereken yol olarak düşündüğü bir siyaset olarak mı milliyetçilik, İslamcılık, Batıcılık yahut Osmanlıcılık gibi bir düşünce planını sürdüğü mü? Benim kanaatim, burada Osmanlı aydınının bizzatihi kendisinde şahsi bir düşüncesinin olabileceğidir ancak onun burada derdi, daha çok Osmanlı'nın kurtuluşu olmuştur. Aynı durumun Tatarlar daha geniş ifadeyle Rusya Müslümanları için de geçerli olduğunu ve onların amaçlarının da Osmanlı'dakine benzer olarak halkın ilerlemesi olduğunu kaydeden Özdemir, “Dolayısıyla bu tür ideolojilerin ceditçilerle ilişkilendirilmesi yahut da örnek veriyorum, ‘İsmail Bey, Türkçüdür’ yahut ‘İslamcıdır’ gibi söylemlerin, onların o büyük projelerinin oldukça sınırlandırılması, indirgenmesi olarak anlaşılabilir. Dolayısıyla ceditçilerin çok daha geniş bir projelerinin bulunması nedeniyle, onların milliyetçilik ve İslamcılık ya da sosyalizm gibi ideolojilere doğrudan indirgenerek ve eşitlenerek ele alınmasının doğru olmadığı kanaatindeyim." değerlendirmesini yaptı. “RUSYA MÜSLÜMANLARI, HER ALANDA MÜCADELESİNİ YENİDEN VERDİ” Sovyetler’in “repressiya“ politikalarından sonra Türk halklarının, ceditçiliği kurumsal ve entelektüel bağlamda aktarmak için tekrar en baştan başlamak zorunda kaldıklarını belirten Özdemir, bu durumun Osmanlı'da da Birinci Dünya Savaşı ve öncesinde ise Balkan Savaşları’nda görülebileceğini dile getirerek “Son dönemden itibaren görülegelen savaşlar, Osmanlı'daki yetişmiş insanları ortadan kaldırdı ve tekrardan sıfırdan bir inşaya girişildi. Yani insan inşası, kültürel alanın inşası, siyasi alanın bütün alanların tekrardan sıfırdan inşası.” dedi. Bunun öncesinde ceditçilik için bazı noktaların belirlenebileceğini kaydeden Özdemir, “Genel ceditçilik için konuşacak olursak 1905-1906 ve bundan sonra 1917-1928, özellikle 1928, burada önem taşıyan bir yıl. Kırım’da Veli İbrahim davası, örneğin. Buradaki ceditçilerin yayınları da önemli. Mesela Kırım Dinî İdaresinin ‘Asrî Müslümanlık’ adında bir yayını varken bu, artık 1927-28 yıllarında sona eriyor. Bundan sonra bu yayınların 1936, 1937, 1938 yıllarında zirvesini bulan 'repressiya' ile son bulduğu. 1930'lu hatta 1920'li yıllardan itibaren bu sürecin başladığını söyleyen araştırmacılar da mevcut. O zamana kadar getirilen, bütün o ceditçilik mirasının zirveye ulaştığı bazı isimler var bu yıllarda.” ifadelerini kullandı. Ayrıca Musa Carullah’ın bu isimlerden bir tanesi olduğunu fakat Carullah'ın da Rusya'dan dışarı kaçmakla canını kurtarabildiğini kaydeden Özdemir, “İçeride bulunan kimselerin çoğunun, 1938 yılına gelindiğinde hayatlarına son verildiği görülüyor. Bugün açısından da sıfırdan başlamak gibi bir durum söz konusu.” dedi. 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı sırasında da Kırım Tatarların, artık kendi düzenleri ile kendi tarihî getirilerinin o aşamada son bulduğunun söylenebileceğini ifade eden Özdemir, son olarak “O yüzden her şeye tekrardan başlanıldığını söyleyebiliriz. Sovyetler’in dağılmasından sonra ortaya çıkan Rusya Müslümanlarının her halkının, kendi mücadelesini tekrardan verdiklerini söylemek mümkün.” şeklinde konuştu.

Sürgündeki Bağımsız Tataristan Hükûmetinden KTMM Başkanı Çubarov’u hedef alan Krutihin’e sert tepki: "Kırım Tatarları ve Müslüman halklardan özür dile!" Haber

Sürgündeki Bağımsız Tataristan Hükûmetinden KTMM Başkanı Çubarov’u hedef alan Krutihin’e sert tepki: "Kırım Tatarları ve Müslüman halklardan özür dile!"

Özgür Rusya Forumu Üyesi, Doğu bilimci ve ekonomi analisti Mihail Krutihin ile Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov arasında, 2026 yılının ekim ayında sosyal medyada sert bir polemik patlak verdi. Krutihin’in İslâm dinini, Kırım Tatarlarını ve Çeçenleri doğrudan hedef alan nefret söylemleri, insan hakları savunucularının ve Sürgündeki Bağımsız Tataristan Hükûmetinin çok sert tepkisine yol açtı. Sürgündeki Bağımsız Tataristan Hükûmeti Başbakanı Rafis Kaşapov tarafından yayımlanan resmî bildiride; Krutihin’in 1940’lı yıllarda kanlı Stalin rejimi tarafından soykırıma ve sürgüne tâbi tutulan halkları hedef aldığı belirtilerek derhal kamuoyundan özür dilemesi talep edildi. “İSLÂM VE TERÖRİZM EŞİTLENEMEZ: KRUTİHİN, STALİN ve PUTİN’İN ZİHNİYETİNİ DEVRALDI” Rafis Kaşapov imzalı açıklamada şu ifadelere yer verildi: Rus faşisti Mihail Krutihin; 1940'lı yıllarda sürgün edilen Çeçenler, Kırım Tatarları, İnguşlar, Çerkesler, Nogaylar, Kalmıklar ve diğer mağdur halklardan derhal özür dilemelidir. Özgür Rusya Forumu Üyesi ve konuşmacısı Mihail Krutihin, kendisini İslâm uzmanı ilan edip ısrarla 'İslam ile terörizmin aynı şey olduğu' fikrini empoze etmeye çalışmaktadır. Stalin döneminde yürütülen soykırım sonucunda Kırım Tatar ve Çeçen halkının neredeyse yarısı hayatını kaybetti. Bugün Putin, Stalin'in bu soykırım mirasını sürdürüyor; şimdi ise bu bayrağı Mihail Krutihin devralmış durumdadır. Eğer Mihail Krutihin bu halklardan alenen özür dilemezse, kendisini resmi olarak 'Rus faşisti' sayacağız. ÇUBAROV’U “HAMAS İDEOLOĞU” VE “BEŞİNCİ KOL” İLAN ETMİŞTİ Skandal polemik, Krutihin'in Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov’un Kırım’ın yerli halkına iade edilmesi yönündeki çağrılarına hakaretle yanıt vermesiyle başladı. Krutihin, Çubarov ile girdiği tartışmada Müslümanları "parazitlik ve şiddetle" suçlayarak Gazze ve Çeçenistan örnekleri üzerinden İslâm dinini terörle bağdaştıran açıklamalarda bulundu. Kendisine yönelik eleştirilerin ardından dozajı artıran Krutihin, KTMM Başkanı Çubarov’a yönelik skandal ifadeler kullanarak, "Aynaya bakarsa orada HAMAS hareketinin ideoloğunu görecektir" dedi ve Kırım Tatar liderini Ukrayna'da "beşinci kol" ilan etti. İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARINDAN KRUTİHİN’E KINAMA Krutihin’in Sovyet terminolojisini (beşinci kol) kullanarak KTMM Başkanına ve Müslüman halklara saldırması, aralarında Aleksandr Podrabinek ve Nikolay Polozov’un da bulunduğu önde gelen insan hakları savunucuları, hukukçular ve sivil toplum temsilcileri tarafından şiddetle kınandı. Gözlemciler, Krutihin’i açıkça İslamofobi yapmakla, nefret söylemi yaymakla ve Kırım Tatarlarının tarihi trajedilerini aşağılamakla suçladı.

Kırım Tatarlarının amansız savunucusu General Petro Hrıhorenko 119 yaşında: Sovyet generalinden insan hakları efsanesine Haber

Kırım Tatarlarının amansız savunucusu General Petro Hrıhorenko 119 yaşında: Sovyet generalinden insan hakları efsanesine

Bugün 16 Ekim, Kırım Tatarlarının amansız savunucusu, Ukraynalı Sovyet İnsan Hakları Savunucusu, Eski Sovyetler Birliği’nde general, rejim muhalifi ve yazar, 2. Dünya Savaşı'nın resmî Sovyet uygulamasını sorgulayan ilk kimselerden olan Petro Hrıhorenko’nun (Petro Grigorenko) doğumunun 119. yıl dönümü. Zaporijjya bölgesinin Berdyansk ilçesine bağlı Borısivka köyünde yaşayan bir ailede dünyaya gelen Hrıhorenko'nun yaşam öyküsü; İkinci Dünya Savaşı'nı geçmiş ve komünist ideallere samimiyetle inanmış parlak bir Sovyet generali ile Sovyet rejimine karşı en sert ve tavizsiz mücadeleyi veren bir insan hakları aktivisti olmak üzere iki taban tabana zıt dönemden oluşuyor. SÜRGÜ VE TECRİT Hrıhorenko’nun parlak askerî ve akademisyenlik kariyeri, 7 Eylül 1961 tarihinde Moskova’da katıldığı bir parti konferansında, Sovyetler Birliği'ndeki siyasi sistemi eleştiren bir konuşma yapmasıyla altüst oldu. Konuşmanın ardından rütbesi sökülerek SSCB’nin Uzak Doğu Askerî Bölgesi'ne sürülen Hryhorenko, yaşadığı baskılara rağmen hakikatı söylemekten geri durmadı. KIRIM TATARLARININ İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ Sovyet rejimi tarafından "cezalandırılan halklar" sorunuyla yakından ilgilenmeye başlayan General Hrıhorenko, özellikle 1944 Sürgünü'ne uğrayan Kırım Tatarlarının vatanlarına geri dönme mücadelesinin en güçlü seslerinden biri haline geldi. Kırım Tatarlarına hitaben yaptığı tarihi konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı: "Davanızı yalnızca bir iç mesele olarak görmeyin. Dünya ilerici kamuoyuna ve uluslararası kuruluşlara yardım için başvurun. 1944 yılında size yapılan şeyin adı çok nettir: Bu, insanlığa karşı işlenmiş en ağır suçlardan biri olan katıksız bir soykırımdır..." General Hrıhorenko'nun kararlı duruşu sayesinde Kırım Tatar halkının yaşadığı trajedi, Demir Perde'yi aşarak uluslararası toplumun gündemine taşındı. Kırım Tatarları, generali Sovyet gizli servisinin olası misillemelerinden korumak amacıyla evinin çevresinde ve günlük yaşamında kendisinden habersiz nöbetler tutarak onu gizlice koruma altına almıştı. ABD’YE SÜRGÜN 1977 yılında tedavi amacıyla ABD’ye giden Petro HrIıhorenko, birkaç ay sonra Sovyet vatandaşlığından çıkarıldı. Hayatının son dönemini insan hakları mücadelesine adayan Hrıhorenko, 21 Şubat 1987’de New York’ta hayatını kaybetti ve New Jersey’deki Bound Brook Ukrayna Mezarlığı’na defnedildi. Kırım Tatar Millî Meclisi’nin (KTMM) girişimleri ve Ukrayna Halk Hareketi’nin desteğiyle 1999 yılında Kırım'ın Akmescit (Simferopol) kentinde General Hrıhorenko adına bir anıt açılmıştı. Ancak Rus işgal idaresi, Sovyet rejiminin baskılarına karşı çıkan ve Kırım Tatarlarının vatanlarına dönme hakkını savunan bu sembol ismin anısını silmek için anıtı kaldırdı. İşgalci yönetimin "meydan rekonstrüksiyonu" bahanesiyle Mayıs 2024'te söktüğü anıt, Ekim 2024'e gelindiğinde de yerine iade edilmeyerek tamamen ortadan kaldırıldı. Bu durum, Rusya'nın Kırım'daki Ukrayna ve Kırım Tatar tarihsel hafızasını yok etmeye yönelik sistemik politikasının somut bir kanıtı. KIRIMOĞLU: KIRIM TATARLARININ DÖNÜŞÜ İÇİN HERKESTEN ÇOK ŞEY YAPTI Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, daha önce yaptığı bir açıklamada Petro Hrıhorenko’nun Kırım Tatar halkı için taşıdığı eşsiz değeri şu sözlerle dile getirmişti: Petro Hrıhorenko, Kırım Tatarlarının vatanlarına dönmesi için herkesten daha çok şey yaptı. İktidarın baskıları ne kadar ağır olursa olsun ilkeli konulardan taviz vermeyen, olağanüstü cesarete sahip büyük bir insandı. 'İdeal insan' tanımına yaklaşan biri olduğunu söyleyebiliriz; her zaman inançlarına göre hareket eden son derece samimi bir insandı. Kırımoğlu, Hrıhorenko’nun en güçlü silahının "şeffaflık ve açıklık" olduğunu, Kırım Tatarlarına karşı işlenen suçları bıkmadan usanmadan dünyaya duyurduğunu belirterek; yaşamının son 20 yılını Kırım Tatarlarının savunulmasına adadığını vurgulamıştı. Hrıhorenko'nun "cesaret mıknatısı" gibi bir ruha sahip olduğunu kaydeden Kırımoğlu; "Eğer bugün yaşasaydı, adalet ilkeleri gereği işgal altındaki Kırım'da yaşanan hukuksuzluklara asla sessiz kalmaz, bunları tüm dünyaya haykırırdı." ifadelerini kullanmıştı.

Av. Namık Kemal Bayar, işgal altındaki Kırım’da sağlık hizmetlerinde yaşanan hak ihlallerini ifşa etti Haber

Av. Namık Kemal Bayar, işgal altındaki Kırım’da sağlık hizmetlerinde yaşanan hak ihlallerini ifşa etti

Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Genel Sekreteri ve Kırım Derneği Genel Başkan Vekili Av. Namık Kemal Bayar, resmî sosyal medya hesabından yayımladığı açıklamada, işgal altındaki yarımadanın sağlık sektöründe yaşanan hak ihlallerine dikkat çekti. Bayar; 2014 yılından beri Rus işgali altında olan Kırım’da yerli halkın sağlık hizmetlerine erişim hakkının gasbedildiğini, Türk hekimlerin işgalci rejim tarafından hastalara uygulanan yanlış ilaç ve tedavileri düzeltmek zorunda kaldığını ve Rus sağlık sisteminin, dışarıdan ilaç temin edilmesi durumunda tedavileri sonlandırdığını vurguladı. ÇERNOBİL FELAKETİ SONRASI, KIRIM’DAKİ KANSER VAKALARI ARTIŞ GÖSTERDİ Çernobil felaketi sonrasında kanser ve radyasyona bağlı diğer hastalık vakalarının Kırım’da artış gösterdiğini belirten Bayar, sadece 2003 ve 2013 yılları arasında Kırım Derneği Genel Merkezine bildirilen 15 yaş altı kanser hastası çocuk sayısının 86 olduğunu kaydetti. Bu dönemde, söz konusu hastaların ilaç ve tedavi masraflarına Türkiye'den destek olunduğunu dile getiren Bayar, Kırım'daki hastanelerde, uluslararası standartlara oldukça uygun bir şekilde tedavilerinin sağlanmaya çalışıldığını vurguladı. RUS İŞGALİ ALTINDAKİ KIRIM’DA HASTALARA YANLIŞ İLAÇ VE TEDAVİLER UYGULANDI! Rusya’nın, 2014 yılında Kırım’ı işgal etmesiyle birlikte yarımadadaki sağlık hizmetlerinin de şüpheli bir hâle geldiğini ifade eden Bayar, işgalden bugüne kadar, 2014 ve 2026 yılları arasında, çoğu Kırım'dan olmak üzere Ukrayna ve Kırım'da yaşayan Kırım Tatarları içerisinde, 40 kadar kanser ve diğer ağır hastalıklardan muzdarip hastalara, Kırım Derneği Genel Merkezinin destekleriyle Türkiye’de tedavi sağlandığını dile getirdi. Söz konusu hastaların hastane ve hastane içi sarf edilen ameliyat, ilaç ve malzemelerinin Türkiye tarafından, hastane dışı ilaç ve diğer masraflarının da Kırım Derneği Genel Merkezi tarafından karşılandığını kaydeden Bayar, şu değerlendirmelerde bulundu: Bütün bu süreçlerde çok önemli ve insan hayatı açısından dikkat çekici bir detay yakalandı: 2014 sonrası Kırım'dan getirebildiğimiz hastalarımızın neredeyse yüzde 90'ına, Kırım'daki hastaneler tarafından yanlış ilaç ve tedavi yöntemleri uygulanmıştı. Türkiye'ye gelen neredeyse tüm hastalarımızın ilaç ve tedavi yöntemleri, Türk hekimleri tarafından düzeltilerek hastalarımızın tedavileri sağlandı. Bu oranda bir yanlış ilaç ve yanlış tedavi oranına rastlamak, elbette ki Rus sağlık sisteminde Kırım Tatarlarına yönelik bir kasıt şüphesini de doğurdu. RUS İŞGALİ ALTINDAKİ KIRIM’DAN KALICI ORGAN HASARINA YOL AÇABİLECEK İLAÇ TALEBİ! Öte yandan, pandemi döneminde de Kırım'dan gelen oldukça yoğun ilaç talebi ile karşılaştıklarına dikkat çeken Bayar, “Bizden talep edilen ve sosyal medyada da paylaşılan jenerik ilaç, Kırım'da Rus doktorların Covid19 hastalarının tamamına reçete ettiği bir ilaçtı.” dedi. Ayrıca Bayar, ilaçla ilgili Türk hekimlerinin bilgisine müracaat ettiklerinde ise "söz konusu ilacın sadece entübe hastalarda kullanılması gerektiği, hastalığın entübasyon öncesi evrelerinde kullanılmasının tehlikeli olduğu, kalıcı organ hasarlarına sebebiyet vereceği" bilgisinin alındığına dikkat çekti. Bu bilgiyi, ilacı tedarik etmeye çalışanlarla da paylaştıklarını kaydeden Bayar, diğer taraftan da Türk hekimlerinin tavsiye ettiği ilaçların mümkün olduğunca Kırım’a gönderilmeye çalışıldığını belirtti. RUS SAĞLIK SİSTEMİ, İLAÇLARIN DIŞARIDAN TEMİN EDİLMESİ HÂLİNDE TEDAVİLERE SON VERİYOR! Son zamanlarda ise Rus sağlık sisteminin, sadece Rus jenerik ilaçlarını reçete ettiğini ve bu ilaçlar dışında dışarıdan temin edilen ilaçların kullanılması halinde tedaviye son verdikleri bilgisinin de gelmeye başladığına dikkat çeken Bayar, son olarak “Temel insan haklarından biri olan sağlık hizmetlerine erişim hakkına dair Kırım'dan bildirilen başkaca ihlalleri ise ayrıca konu edineceğiz.” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.