SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kırım Tatarları

QHA - Kırım Haber Ajansı - Kırım Tatarları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kırım Tatarları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

66 yaşındaki siyasi tutsak Gaziyev'in sağlık sorunları büyüyor: İlaçlarına ulaşamıyor Haber

66 yaşındaki siyasi tutsak Gaziyev'in sağlık sorunları büyüyor: İlaçlarına ulaşamıyor

Rusya tarafından Kırım’da Kırım Tatarlarına baskı uygulamak amacıyla kurgulanan sözde "Hizb-ut Tahrir Davası" kapsamında yasa dışı bir şekilde 13 yıl hapis cezasına mahkûm edilen ve Kırım’dan 12 bin kilometre uzaklıktaki bir cezaevinde tutulan 66 yaşındaki Kırım Tatarı Servet Gaziyev'in sağlık durumuyla ilgili endişe verici gelişmeler yaşandığı bildirildi. Rusya'nın doğusundaki Petropavlovsk-Kamçatski kentindeki bir cezaevinde alıkonulan Gaziyev'e beyin damarlarında ateroskleroz ve eklem artrozu teşhisi konuldu. Gaziyev'in kız kardeşi Svetlana Gaziyeva'nın aktardığı bilgilere göre, Servet Gaziyev haziran ayında iki ay kaldığı cezaevi hastanesinden taburcu edildi. Taburcu edilmesinin ardından Gaziyev, cezaevinde görev yapmayan doktorlardan oluşan bir sağlık komisyonu tarafından muayene edildi. Rusya Federal Cezaevi Hizmetleri tarafından tutukluların muayenesi için görevlendirilen komisyonda terapist, nörolog ve cerrahın bulunduğu belirtildi. Svetlana Gaziyeva, doktorların Servet Gaziyev için tedavi önerdiğini ancak gerekli ilaçların henüz kendisine ulaştırılamadığını söyledi. Gaziyeva, “Terapist izinde. Reçeteleri, kargoları kabul eden nöbetçi birime iletmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı. DAHA ÖNCE MİKRO İNME GEÇİRMİŞTİ Servert Gaziyev, daha önce Rostov-na-Donu kentindeki tutukevinde bulunduğu sırada mikro inme geçirmişti. Bu sağlık sorununun ardından yüzünün sağ tarafında felç meydana geldiği belirtildi. Gaziyev'in mevcut sağlık sorunlarına rağmen hakkında yasa dışı olarak verilen 13 yıllık hapis cezasını çekmeye devam ettiği bildirildi.

Dışişleri Bakanı Fidan, Ukrayna'ya gidiyor Haber

Dışişleri Bakanı Fidan, Ukrayna'ya gidiyor

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 15-16 Temmuz tarihleri arasında Ukrayna’da temaslarda bulunacağı açıklandı. Anadolu Ajansının (AA) Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından aldığı bilgilere göre Fidan’ın, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy tarafından kabul edilmesi ve Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiha’nın yanı sıra Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Kırılo Budanov, Ukrayna Millî Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreteri Rüstem Umerov, Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov dâhil olmak üzere üst düzey yetkililerle kritik görüşmeler gerçekleştirmesi planlanıyor. Bakan Fidan'ın görüşmelerde Türkiye-Ukrayna ilişkilerinin ekonomi, enerji ve savunma başta her alanda daha da geliştirilmesi ve iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın derinleştirilmesi için atılabilecek müşterek adımlara ilişkin görüş alışverişinde bulunması bekleniyor. TÜRKİYE'NİN BARIŞ VİZYONU Türkiye'nin Ukrayna'nın bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğini, Ukrayna'ya her alanda ve platformda sağlanan yardımlara da değinerek bir kere daha teyit edecek Fidan'ın, Ukrayna'da adil ve kalıcı barışın sağlanmasına yönelik diplomatik çabaların sürdürülmesinin önemine dikkati çekmesi ve Türkiye'nin, Ukrayna ve Rusya'yı müzakere masası etrafında yeniden bir araya getirmeye hazır olduğunu dile getirmesi öngörülüyor. KARADENİZ SEYRÜSEFER GÜVENLİĞİ Fidan'ın Ukrayna-Rusya Savaşı’nın Karadeniz'e taşınmaması gerektiğinin altını çizerek, Karadeniz'de artan gerginliğin azaltılmasının ve seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasının önemini vurgulaması bekleniyor. Bu kapsamda, Karadeniz'de limanların ve gemiler ile balıkçı tekneleri başta deniz taşıtlarının hedef alınmasının hiçbir koşul altında kabul edilemeyeceğinin altını çizmesi beklenen Fidan'ın, Türkiye'nin Karadeniz'in barış, istikrar ve iş birliği havzası olarak muhafaza edilmesi amacıyla diplomatik girişimlerini kararlılıkla sürdürdüğünü ifade etmesi öngörülüyor. KIRIM TATARLARI GÜNDEMDE Fidan'ın Türk firmalarının Ukrayna'daki mevcut yatırımları ve üstlendikleri projelerle Ukrayna'nın yeniden imarına önemli katkılar sunabileceğini belirtmesi, Türkiye'nin Kırım'ın işgali konusundaki pozisyonunu yinelemesi ve Kırım Tatarlarının haklarının güçlendirilmesi hususunda ilave adımlar atılmasının önemine dikkati çekmesi bekleniyor. TÜRKİYE-UKRAYNA SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Türkiye ile Ukrayna arasında 3 Şubat 2022'de imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması (STA), Bakan Fidan'ın Kıyiv'i ziyaretinin hemen öncesinde, Ukrayna Parlamentosu (Verhovna Rada) tarafından dün onaylandı. Söz konusu yasanın Cumhurbaşkanı Zelenskıy tarafından imzalanmasının ardından yürürlüğe girmesi öngörülüyor. Dört senedir onaylanması beklenen anlaşmanın Türk ihracatçılarının Ukrayna pazarında Avrupa Birliği (AB) ihracatçılarıyla benzer rekabet koşullarına sahip olması ile Türkiye-Ukrayna ekonomik ve ticari ilişkilerinin daha da gelişerek 10 milyar dolar ticaret hacmi hedefine ulaşılmasına katkıda bulunması bekleniyor. Türkiye ile Ukrayna arasında 2024'te 6,2 milyar dolar olarak gerçekleşen ikili ticaret hacmi 2025'te 6,6 milyar dolara yükseldi. Dışişleri Bakanı Fidan, Ukrayna’yı son olarak 29-30 Mayıs 2025'te ziyaret etmişti. Ukrayna’dan Türkiye’ye dışişleri bakanı düzeyindeki son ziyaret ise 7-8 Temmuz'da Ankara’da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi vesilesiyle gerçekleştirilmişti.

Kırım’da 19 yaşındaki öğretmen adayına "terör" kumpası: "Kızımı katillerle aynı hücreye koydular!" Haber

Kırım’da 19 yaşındaki öğretmen adayına "terör" kumpası: "Kızımı katillerle aynı hücreye koydular!"

Rusya’nın Kırım’ı uluslararası hukuku çiğneyerek işgal etmesinin ardından yarımadada başlatılan sistematik baskı, tecrit ve yıldırma politikaları her geçen gün boyut değiştiriyor. Kremlin rejimi, Kırım’da yaşayan halkı sindirmek ve topraklarından sürmek için yürüttüğü uydurma "terör" operasyonları ilk yıllarda daha çok erkek aktivistleri, gazetecileri ve Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) üyelerini hedef alırken; son dönemde baskı dalgasını Kırımlı kadınlara, annelere ve genç kızlara kadar genişletti. Kırım Haber Ajansı (QHA) olarak hazırladığımız "İşgal Altında Çalınan Hayatlar: Kırım’ın Siyasi Tutsak Kadınları" özel dosya serimizin bu bölümünde; henüz 19 yaşındayken uydurma terör dosyalarıyla evinden koparılan Kırım Tatar siyasi tutsak Nasiba Saidova’nın hikâyesini sayfalarımıza taşıyoruz. Rusya tarafından haksız yere hapse atılan genç öğretmen adayı Nasiba Saidova’nın annesi Dinara İyupova, kızının esaret altındaki durumunu tüm çıplaklığıyla QHA'ya aktardı. Çaresiz anne; Rusya Federal Güvenlik Servisinin (FSB) kumpas taktiklerini, cezaevlerindeki insanlık dışı koşulları ve Kırım Tatar halkının yüzyıllardır bitmeyen vatan mücadelesini sarsıcı ifadelerle gözler önüne serdi. EĞİTİMDE BAŞARIYA VE ÇOCUKLARA ADANMIŞ HAYAT BİR GECEDE YARIM KALDI Nasiba’nın çocukluğundan beri her zaman uysal, başarılı, çevresine neşe saçan ve güler yüzlü bir evlat olduğunu belirten Dinara İyupova, kızının işgalciler tarafından çalınan hayallerini ve yarım kalan hikayesini şu sözlerle anlattı: Biz 8 çocuklu, kalabalık bir Kırım Tatar ailesiyiz. Nasiba benim dördüncü çocuğum, tüm çocuklarım gibi o da Bahçesaray'da doğdu ve bu topraklarda büyüdü. Diğer çocuklarıma kıyasla o kadar söz dinleyen, o kadar yumuşak huylu ve uyumlu bir çocuktu ki, onunla alışverişe çıkmak bile bir başkaydı; annesinin, büyüklerinin sözünden asla çıkmazdı. Okul hayatı başarılarla doluydu. Ardından pedagoji kolejini kazandı, ilkokul öğretmenliği okuyordu. Staj döneminde mesleğine adeta aşık oldu. Çocukları o kadar çok seviyordu ki, derslerine sımsıkı sarıldı ve okulunu yüksek şeref derecesi (kırmızı diploma) ile bitirmek üzereydi. Bu yıl onun son senesiydi, o diplomayı gururla eline alacaktı. Hayatının en mutlu dönemindeydi; Şubat 2025'te evlendi. Eşi onu çok sevmişti, evlenebilmek için uzun süre peşinden koşmuştu. Evliliğin ardından kolejin son senesinde ona serbest devam zorunluluğu hakkı verdiler. Nasiba da boş durmadı, parallel olarak bir anaokulunda çocuk eğitmeni ve pedagog olarak resmi işe başladı. İnanın daha sadece birkaç hafta çalışabilmişti, çocukların kalbine yeni dokunmaya başlamıştı ki o uğursuz baskınla tüm hayatımız ve hayallerimiz bir gecede altüst oldu. “SABAH NAMAZINDA TELEFONLARI KONTROL EDİYORUZ: BUGÜN SIRA KİMDE?” 2014’ten bu yana Rusya, işgal altındaki Kırım'da Kırım Tatar halkını sindirmek için farklı uydurma "terör" operasyonları yürütüyor. Yıllardır her Kırım Tatarı için sabahların büyük bir korku ve endişeyle başladığını belirten acılı anne, Rusya'nın Kırım'da adeta takvime bağlanmış bir "tutuklama kotası" yürüttüğünü şu şekilde anlattı: Biz Kırım’da 2015 yılından beri, yani tam 11-12 yıldır bu haksız tutuklamalarla, şafak operasyonlarıyla koyun koyuna yaşıyoruz. Çevremizden, komşularımızdan, akrabalarımızdan onlarca suçsuz insan bu uydurma terör maddeleriyle Rus zindanlarında çürüyor. Biz artık Kırım’da sabah namazına kalktığımızda, ellerimiz titreyerek ilk iş olarak telefonlarımızı, sosyal medyayı, mesaj gruplarını kontrol ediyoruz; 'Bugün kimin evi basıldı, hangi komşumuz gözaltına alındı?' diye bakıyoruz. Çünkü bu baskınlar belirli bir döngüyle, haince bir matematikle yapılıyor. Adeta önceden yazılmış kirli bir senaryo var: Yılbaşı tatili biter, Şubat-Mart gibi mutlaka birilerini alırlar. Yaz ortasında bir dalga baskın yaparlar, sonra yıl sonuna doğru bir daha çökerler. Bir kota, yukarıya sunulacak bir plan var ve Rus ajanlar o plana göre hareket ediyor. Ben bir anaokulunda aşçı olarak çalışıyorum. O sabah saat 08.00'de vardiyam vardı, tam işe gitmek için evden çıkacaktım ki saat 07.00 civarında büyük kızım aradı. Kızım telefonda hıçkırarak, nefes alamayarak 'Anne, Nasiba’yı tutukladılar, evini bastılar' dedi... İşte o günden sonra bizim için normal hayat bitti; mahkeme kapılarında, cezaevi koridorlarında geçen yeni ve karanlık bir yaşam başladı. 60 YAŞINDAKİ EMEKLİ ADAMI SİLAH ZORUYLA YERE YATIRIP SAHTE DELİL YERLEŞTİRDİLER Nasiba’nın evliliğin ardından eşinin ailesiyle birlikte yaşadığını ve baskın anında 60 yaşını geçmiş emekli kayınpederine dahi barbarca davranıldığını belirten Dinara İyupova, aramaların nasıl bir tiyatroya dönüştüğünü şu sözlerle aktardı: Sabahın köründe, daha gün ağarmadan kapıyı kırmaya çalışır gibi yumruklamaya başlamışlar. Eşinin babası, 60 yaşın üzerinde kendi halinde bir emekli... 'Bizim çocuklar işe giderken yine anahtarı mı unuttu acaba' diyerek kapıyı açar açmaz maskeli, ağır silahlı adamlar içeri dalmış ve o yaşlı adamı barbarca acımasızca yere yatırıp üzerine çökmüşler. Çocukları da aynı şekilde kabaca, hakaretlerle yere yatırmışlar. Hepsini silah zoruyla mutfağa toplayıp odalarda yalnız kalmışlar. Birkaç dakika kendi başlarına evi talan ettikten sonra, 'Gelin şimdi şahitler huzurunda arama yapacağız' demişler. Tabii ki o yalnız kaldıkları birkaç dakikada, yanlarında getirdikleri ve Kırım'da güya 'yasaklı' ilan ettikleri İslami kitapları odalara, yatak altlarına yerleştirmişlerdi. Dosyanın, davanın temelini işte bu kendi elleriyle koydukları sahte kanıtlar oluşturdu. Daha operasyon bitmeden, çocuklar emniyete bile götürülmeden, öğle saatlerinde kendi propaganda sitelerinde bu baskının videosunu arkasına kahramanlık müzikleri ekleyip montajlayarak yayınladılar. Bu büyük hukuksuzluğu dünyaya bir başarı hikayesi gibi pazarlıyorlar. Ayrıca dosyaya güya 'gizli tanıkları', nereden alındığı belli olmayan kurgu 'ses kayıtları' eklemişler. Biz Kırım Tatarıyız; düğünde, bayramda, cenazede, misafirlikte bir araya geliriz; kahve içerken İslam hakkında, ahlak hakkında konuşuruz. Anca şu an, vatanımızda İslam hakkında konuşmak artık 'terörizm' sayılıyor! Arama motoruna bile ‘Terörizm nedir?’ yazarsanız; terörizm patlama, korkutma, cana kastetme, şiddet olduğu çıkar. Bizim çocuklarımızın hayatında, fikrinde bunun zerresi yok. Şimdi benim 19 yaşındaki zayıf, narin kızımı 'terör örgütü üyesi' olmakla suçluyorlar. “ÖNCE AKIL HASTANESİNE KAPATIP PSİKOLOJİK İŞKENCE YAPTILAR, ŞİMDİ KATİLLERLE AYNI HÜCREDE” Kızının tutuklanmasının hemen ardından Rus gizli servisinin akıl almaz ve aşağılayıcı yöntemlere maruz kaldığını ifade eden Dinara İyupova, cezaevi koşullarını ve kızının sağlık durumunu anlatırken gözyaşlarını tutamadı: Tutuklandıktan sonra sadece bir hafta tutukevinde tuttular, ardından kızları doğrudan bir psikiyatri kliniğine yatırıp sözde 'psikolojik inceleme' adı altında tecrit ettiler. Bu, Sovyet döneminden kalma bir cezalandırma yöntemidir. Nasiba bana anlattı; o klinikte sözde incelemeyi yapan FSB ajanı kim çıktı biliyor musunuz? Daha birkaç ay önce, yaz tatilinde kızımın okuduğu koleje gidip güya 'Kırım'dan Ukrayna'nın yeni işgal edilen bölgelerine acil öğretmenlere ihtiyaç var, seni oraya gönderelim, çok iyi şartlar sunacağız' diye kızımı ikna etmeye, kandırmaya çalışan adammış! Okulda o çocuklara karşı melek gibi davranan, yüzüne maske takan o adam, FSB binasında kızların üzerine avazı çıktığı kadar bağırıp küfürler, hakaretler, tehditler savurmuş. Kızlara namaz kılmaya izin vermemiş… Meğer kızımı çoktan listeye alıp adım adım kumpas kurmuşlar. Kızımın cezaevindeki yerini sürekli değiştiriyorlar, psikolojisini bozmak için hücreden hücreye sürüyorlar. Şu an kimlerle aynı odada kalıyor biliyor musunuz? Kendi kocalarının canına kastetmiş kadınlarla, azılı kadın haydutlarla ve katillerle aynı hücreye koymuşlar 19 yaşındaki dindar, tertemiz bir kız çocuğunu. 15 Nisan'da kaloriferleri erkenden kapattılar, içerisini buz kesmiş. Kışın havalandırma olmadığı için rutubetten duvarlar resmen yeşile boyanmış, küf bağlamış. Nasiba’nın ağır alerjisi var, 'Anne yatağa uzanıyorum, tam burnumun ucundaki duvardan yeşil küflü sular akıyor, nefes alamıyorum' dedi. O soğukta, o pislikte ve streste kızım ocak ayında hücrede bayıldı, bilincini kaybetti. Ondan sonra başka bir hücreye sevk edildi ve eşine ve bana nihayet aylar sonra görüşme izni verdiler. O ilk görüşe gittiğimde 7 ayın birikmiş acısıyla, o camın arkasındaki solmuş yüzünü görünce kendimi tutamadım, ağladım; doğru dürüst konuşamadık bile... “RUS RULETİ OYNUYORLAR AMA BİZ KENDİ TOPRAKLARIMIZI BIRAKIP KAÇMAYACAĞIZ” Kırım Tatar halkının korku ortamda yaşamaya mecbur bırakıldığını belirten İyupova şunları kaydetti: Bu sistem tam bir Rus ruleti. Yarın kimin kapısının kırılacağını kimse bilmiyor. Halkı sindirmek için bunu yapıyorlar… Peki biz nereye gideceğiz? Biz buraya, öz yurdumuza, yeşil Kırım’ımıza dönebilmek için nesiller boyu ne bedeller ödedik! Benim anne babam Kırım'a döndüğünde paraları yetmediği için yarım, yıkık dökük bir ev aldılar; yıllarca o evin yanındaki betondan bozma garajda yaşayıp o evi tırnaklarıyla, emekleriyle inşa ettiler. Şimdi hiçbir davetlimiz olmayan, bizi kendi evimizde terörist ilan eden Rusya istedi diye evimizi, yurdumuzu, topraklarımızı bırakıp kaçacak mıyız? Zamanında Sovyetler de bir gecede, bir diktatörün kalem oynatmasıyla Kırım Tatarlarına 'hain' damgası vurdu ve büyükannemi henüz 20 yaşındayken hayvan vagonlarına bindirip sürgüne, ölüme gönderdi. Bugün benim kızım Nasiba da tıpkı büyükannesi gibi, henüz 19 yaşındayken bir savcının kirli kalemiyle 'terörist' ilan edildi. İstenen ceza sınırı 10 yıldan 20 yıla kadar! Rusya'da azılı katillere, tecavüzcülere verilmeyen cezaları bu gencecik çocuklara verecekler. KADINLAR SİYASİ HEDEF HÂLİNE GELDİ İşgalci Rus güçleri 15 Ekim 2025 tarihinde dört Kırım Tatar kadını haksız gerekçelerle alıkoyarak FSB ofisine götürdü. Ertesi gün sözde mahkemeye çıkarılan Esma Nimetulayeva, Elviza Aliyeva, Nasiba Saidova ve Fevziye Osmanova sözde "terör örgütü faaliyeti yürütmek ve ilgili örgütün faaliyetlerine katılmakla" suçlanarak tutuklandı. İŞGALCİLERDEN BAŞÖRTÜSÜNE FİZİKSEL MÜDAHALE Gözaltı merkezine getirildiği ilk günlerde FSB görevlisi bir kadının Fevziye Osmanova'nın başörtüsü takmasını yasakladığı, hatta erkek görevlilerin yanında başörtüsünü yırttığı bildirildi. Öte yandan kendisiyle birlikte zorla alıkonulan diğer iki siyasî tutsak Esma Nimetulayeva ve Nesibe Saidova'nın da aynı muameleyle karşı karşıya kaldığı öğrenildi. KIRIM’DAN MOSKOVA’YA ADALET YOLCULUĞU Haksız yere alıkonulan dört Kırım Tatar kadının aileleri başta olmak üzere 16 Kırım Tatarından oluşan heyet, Rusya İnsan Hakları Yetkilisi (Ombudsman) Tatyana Moskalkova ile görüşmek amacıyla 29 Ekim’de Kırım’dan Moskova’ya yola çıktı. Hak arayışı yolunda son 36 saat içinde Rus kolluk kuvvetleri tarafından 5 defa alıkonulan Kırım Tatarları, Rusya Ombudsmanlık Ofisine ulaşmayı başardı. Nasibe Saidova, Fevziye Osmanova ve Elvize Aliyeva’nın aileleri ile avukat Nazim Şeyhmambetov, haksız yere alıkonulan Kırım Tatar kadınların serbest bırakılması talebini içeren dilekçeyi Rusya Ombudsman Ofisine sundu. Dilekçeye Kırım’ın farklı şehir ve köylerinden toplanan 6 bin 500 bin imza atıldı. Heyet, aynı dilekçeyi Rusya Başsavcılığına ve Devlet Başkanlığı İdaresine de sundu. Ancak bu çabalar hiçbir sonuç vermedi.

KTMM’den Ukrayna ve Polonya'ya tarihi çağrı: "Geçmişin ittifakları ve ortak gelecek sorumluluğu bizi trajedilerden daha güçlü birleştirmelidir" Haber

KTMM’den Ukrayna ve Polonya'ya tarihi çağrı: "Geçmişin ittifakları ve ortak gelecek sorumluluğu bizi trajedilerden daha güçlü birleştirmelidir"

Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanlık Divanı, Ukrayna-Polonya ilişkilerinde son dönemde tırmanan tarihi tartışmalara ve geçmişin trajedilerine yönelik bir bildiri yayımladı. KTMM Başkanı Refat Çubarov’un imzasıyla 10 Temmuz 2026 tarihinde paylaşılan bildiride; Ukrayna, Polonya ve Kırım Tatarları arasındaki köklü tarihi ittifaklara vurgu yapıldı. Bildiride, geçmişte yaşanan acı olayların Rusya tarafından bir nifak aracı olarak kullanılmasına izin verilmemesi gerektiğinin altı çizilerek taraflara stratejik birlik çağrısında bulunuldu. KTMM Başkanlık Divanı tarafından “Tarihi İttifakların Hafızası ve Ortak Geleceğe Karşı Sorumluluk, Halkları Geçmişin Trajedilerinin Ayırma Gücünden Daha Güçlü Bir Şekilde Birleştirmelidir" başlığıyla yayımladığı bildirinin tam metni şu şekilde: Bugünlerde, Ukrayna topraklarını istila eden Moskova ordusuna karşı Kazak Hetmanlığı, Kırım Hanlığı ve Polonya askeri birlikleri de dahil olmak üzere müttefiklerinin birleşik güçlerinin kazandığı en önemli zaferlerden biri olan 1659 Konotop Muharebesi’nin bir yıl dönümünü daha geride bıraktık. Konotop Muharebesi; Doğu Avrupa halklarının, dışarıdan gelen bir saldırganlık karşısında birlikte hareket ettiklerinde özgürlüklerini, bağımsızlıklarını ve kendi geleceklerini tayin etme haklarını nasıl başarıyla koruyabildiklerinin en parlak örneklerinden biri olmuştur. Kırım Tatar halkı için bu savaş özel bir anlama sahiptir; zira Kırım Hanlığı’nın Moskova yayılmacılığına karşı mücadelede önemli bir müttefik ve Avrupa güvenlik alanının ayrılmaz bir parçası olduğu dönemi hatırlatmaktadır. Sonraki tarihsel süreç; önce Moskova Devleti’nin, ardından Rus İmparatorluğu’nun ve günümüzde Rusya Federasyonu’nun sadece askeri güç kullanmakla kalmayıp, halklar arasındaki ittifakları yıkma, karşılıklı güvensizliği körükleme, tarihi trajedileri ve çelişkileri istismar etme, enformasyon manipülasyonları yapma ve "böl, parçala, yönet" ilkesini uygulama politikasını sistematik olarak yürüttüğünü kanıtlamıştır. Kırım Hanlığı’nın ortadan kaldırılması, Ukrayna Kozak devlet yapısının tasfiyesi ve Lehistan-Litvanya Birliği'nin (Rzeczpospolita) parçalanması tarihi, ortak bir gerçeği ikna edici bir şekilde gözler önüne sermektedir: Moskova, kendi yayılmacılığına hep birlikte karşı koyabilecek halklar arasındaki güveni, dayanışmayı ve birliği baltalamayı başardığı anlarda hedeflerine ulaşmıştır. Halklarımızın hiçbiri tarihin trajik sayfalarından muaf kalmamıştır. Ancak, geçmişin trajedilerinin bizi ayırma gücünden çok daha güçlü bir şekilde, bugün bizi bir arada tutması gereken şey tam olarak karşılıklı desteğin, tarihi ittifakların ve ortak zaferlerin hafızasıdır. Bugün, Rusya Federasyonu tarafından Şubat 2014’te Kırım’ın geçici işgaliyle başlatılan Ukrayna-Rusya Savaşı on üçüncü yılına girmişken; Rusya, silahlı saldırganlığını ve Ukrayna topraklarının işgalini sistematik insan hakları ihlalleriyle, yerli Kırım Tatar halkına ve diğer Ukrayna vatandaşlarına yönelik kültürel soykırım politikasıyla ve demokratik dünyanın birliğini bozmayı, Ukrayna’ya yönelik uluslararası desteği zayıflatmayı amaçlayan geniş çaplı bir bilgi savaşıyla birleştirmektedir. Böyle bir ortamda, tarihi hafızaya karşı sorumlu bir yaklaşım sergilemek ayrı bir önem kazanmaktadır. Tarih, siyasi çatışmaların veya dış manipülasyonların bir aracı haline gelmek yerine; dürüst bilimsel araştırmaların, açık diyaloğun ve karşılıklı saygının alanı olarak kalmalıdır. Bu hususta devlet adamlarına, politikacılara, tarihçilere ve toplumsal liderlere özel bir sorumluluk düşmektedir; zira onların sözleri ve kararları ya karşılıklı güveni pekiştirebilir ya da tarihi çelişkileri daha da derinleştirebilir. Bu bağlamda Kırım Tatar Millî Meclisi; İkinci Dünya Savaşı sırasında, bugün hem Ukrayna hem de Polonya Cumhuriyeti sınırlarında kalan topraklarda yaşanan ve Ukrayna ile Polonya halkları için hâlâ son derece acı verici olan trajik olaylarla ilgili son dönemde yapılan kararlar, açıklamalar ve kamuoyu değerlendirmelerinden derin endişe duymaktadır. Bu endişe, yalnızca Kırım Tatar halkının Ukrayna ve Polonya halklarıyla olan asırlık tarihi bağlarından değil, aynı zamanda demokratik dünyanın birliğinin korunmasının, Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne verilen sarsılmaz desteğin, Rus saldırganlığına karşı mücadelesinin, Kırım Özerk Cumhuriyeti ve Akyar (Sivastopol) şehrinin işgalden kurtarılmasının; yerli Kırım Tatar halkının geleceğini güvence altına almak ve tüm Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmek için belirleyici şartlar olduğunun bilincinde olunmasından kaynaklanmaktadır. Kırım Tatar Millî Meclisi, tarihin dürüst, sorumlu ve karşılıklı saygıya dayalı bir şekilde muhasebe edilmesinin Ukrayna ve Polonya halklarını ayrıştırmaması, aksine birbirine yakınlaştırması gerektiğine inanmaktadır. Tarihi trajedilerin istisnasız tüm kurbanlarının anısına saygılı bir yaklaşım, Ukrayna ile Polonya Cumhuriyeti arasındaki stratejik ortaklığı güçlendirmeli, karşılıklı yabancılaşmaya gerekçe teşkil etmemelidir. Kırım Tatar Millî Meclisi; Ukrayna ve Polonya Cumhuriyeti’nin devlet adamlarını, politikacılarını, bilim insanlarını ve sivil toplum temsilcilerini, hem atalarının anısına karşı taşıdıkları sorumlulukla hem de gelecek nesillere olan borçlarıyla hareket etmeye çağırmaktadır. Ortak tarihimizin trajik sayfalarının, bugün Avrupa’nın özgürlüğünü ve güvenliğini birlikte savunan halklar arasındaki güveni, dayanışmayı ve birliği zayıflatmak amacıyla saldırgan devlet tarafından kullanılmasına izin verilmemelidir. Bugün Ukrayna, yalnızca kendi bağımsızlığını değil tüm Avrupa kıtasının güvenliğini koruyarak Rus saldırganlığını göğüslerken; Ukrayna-Polonya birliği ve Kırım Tatar halkının dayanışması sadece tarihi değil, aynı zamanda stratejik bir öneme sahiptir. Bizim ve sizin özgürlüğünüz için!

Kazak fotoğraf arşivcisi Timurid: Kırım Tatarlarının tarihî fotoğraflarını korumak benim için kişisel bir görevdir Haber

Kazak fotoğraf arşivcisi Timurid: Kırım Tatarlarının tarihî fotoğraflarını korumak benim için kişisel bir görevdir

Dijitalleşen dünyada toplumsal hafızayı korumanın ve tarihi genç nesillere aktarmanın en etkili yollarından biri görsel arşivcilik haline geldi. Sosyal medyada "Tuka Timurid" mahlasıyla tanınan ve yürüttüğü titiz çalışmalarla özelde Kazak halkının ve genel anlamda Türkistan coğrafyasının görsel tarihini gün yüzüne çıkaran 1995 doğumlu araştırmacı, arşivcilik serüvenini ve Türk dünyasının ortak mirasına dair düşüncelerini Kırım Haber Ajansı (QHA) ile paylaştı. Batı Kazakistan'da doğan Timurid, tarih araştırmalarına duyduğu ilginin Kanada'ya taşındıktan sonra daha da güçlendiğini belirterek, tarihî fotoğrafları toplumun ortak hafızasını canlı tutan önemli belgeler olarak gördüğünü ifade etti. KANADA'DA BAŞLAYAN TARİH YOLCULUĞU Kazak halkının Alşın boyuna mensup olduğunu belirten Timurid, çocukluk yıllarında Avrupa tarihine ilgi duyduğunu ancak Kanada'da farklı milletlerden insanlarla tanışmasının bakış açısını değiştirdiğini söyledi. Farklı ülkelerden insanların kendi tarihlerini büyük bir gururla anlattıklarını gördüğünü dile getiren Timurid, buna karşılık kendisinin Kazak tarihini yeterince bilmediğini fark ettiğini belirtti. Bu eksiklik hissinin ardından 2011 yılında Türk ve Moğol halklarının tarihine ilişkin eserler okumaya başladığını anlatan Timurid, ilk olarak sosyal medya hesabında Altın Orda Devleti ve Kazak Hanlığı üzerine kapsamlı tarih yazıları paylaştığını kaydetti. Ancak Instagram'ın görsel odaklı yapısı nedeniyle 2024 yılında tarihî fotoğraf paylaşımına yöneldiğini belirten Timurid, böylece uzun metinler yerine tarihî görseller üzerinden geçmişi anlatmaya başladığını ifade etti. Tarih araştırmalarına yönelmesinde en büyük ilham kaynağının merhum dedesi ile anne tarafından teyzesi olduğunu da sözlerine ekledi. "ESKİ FOTOĞRAFLAR GEÇMİŞE AÇILAN GÖRÜNÜR BİR KAPIDIR" Tarihî fotoğrafların yalnızca görsel belge olmadığını, aynı zamanda geçmişi anlamanın en güçlü yollarından biri olduğunu söyleyen Timurid, "Benim için eski fotoğraflar, geçmişe açılan görünür bir kapıdır. Çoğu zaman uzun açıklamalara ihtiyaç duymadan bile bir dönemin hikâyesini anlatabilirler." dedi. Paylaştığı fotoğrafların büyük bölümünün Türkistan'ın Rus Çarlığı ve daha sonra Sovyet yönetimi altında bulunduğu dönemlere ait olduğunu belirten Timurid, şunları kaydetti: Bu yıllar halklarımız için son derece zorlu zamanlardı. Dilimizin, geleneklerimizin ve kültürümüzün önemli bir kısmı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Aynı zamanda Kazaklar, Özbekler, Türkmenler ve Kırgızlar tarafından yüzyıllar boyunca sürdürülen göçebe yaşam tarzı da Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesiyle büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Bu fotoğraflar aracılığıyla, ister zafer anlarını ister trajedileri yansıtsın, yalnızca Kazakların değil, bütün Türkistan Türkleri'nin de atalarının yaklaşık bir asır önce nasıl bir hayat yaşadıklarını daha iyi anlamalarına katkı sağlamayı amaçlıyorum. TARİHÎ FOTOĞRAFLARIN DOĞRULUĞUNU NASIL TEYİT EDİYOR? Yapay zekâ ile üretilen görsellerin yaygınlaşmasına rağmen tarihî fotoğrafların doğruluğunu ayırt edebildiğini söyleyen Timurid, özellikle görsellerdeki ayrıntılara dikkat ettiğini belirtti. Doğal olmayan hareketler, bozulmuş yüz hatları, döneme uymayan kıyafetler ve okunamayan yazıların sahte görselleri ele veren önemli işaretler olduğunu ifade etti. Araştırmalarında üniversite arşivleri, devlet koleksiyonları, uzman arşiv merkezleri ile satın aldığı tarihî fotoğraf albümleri ve kitaplardan yararlandığını söyledi. EN ÇOK ETKİLEYEN FOTOĞRAFLAR SAVAŞ ESİRLERİ VE ARALIK 1986 OLAYLARI Timurid'i en fazla etkileyen fotoğrafların başında İkinci Dünya Savaşı sırasında çekilen Asyalı Sovyet savaş esirlerine ait karelerin geldiğini belirtti. Bu insanların önemli bölümünün Türk kökenli olabileceğini ifade eden Timurid, fotoğraflarda savaşın yarattığı korku ve çaresizliğin açık biçimde görüldüğünü söyledi. Ayrıca Aralık 1986 olaylarına katılan Kazak gençlerine ait fotoğrafların da kendisini derinden etkilediğini dile getiren Timurid, bu olayların Kazakistan tarihindeki önemli kırılma noktalarından biri olduğunu dil getirdi. Timurid, "O günlerde yaklaşık 200 Kazak yaşanan olayların sonucunda yaşamını yitirmiştir. Oysa onların tek isteği, Moskova yönetiminin Kazak SSC’ye saygı göstermesi ve onu sıradan bir Rus eyaleti gibi görmemesiydi." ifadelerini kullandı. Doğu Türkistan'ın efsanevi liderlerinden Osman Batur'un fotoğraflarına da özel ilgi duyduğunu belirten Timurid, "Ben onu Türk dünyasının son büyük göçebe savaşçısı olarak görüyorum. Bana göre Osman Batur gerçek bir kahraman olarak yaşamış ve gerçek bir kahraman olarak şehit olmuştur." diye konuştu. "KIRIM TATARLARININ TARİHÎ MİRASINI KORUMAK KİŞİSEL GÖREVİM" Arşivinde zaman zaman Kırım Tatarları, Nogaylar, Karakalpaklar ve diğer Türk halklarına ait tarihî fotoğraflara da yer verdiğini belirten Timurid, "Kırım Tatarlarının günümüzde karşı karşıya olduğu durumu düşündüğümde derin bir üzüntü hissediyorum. Çok da uzak olmayan bir geçmişte Kırım Hanlığı, Altın Orda'nın en güçlü mirasçı devletlerinden biriydi. Moskova'yı kuşatabilecek kadar güçlüydü ve Doğu Avrupa'nın dört bir yanında savaşlar yürütüyordu. Bugün ise Kırım Tatarları, işgal altındaki ata yurtlarında artık nüfusun çoğunluğunu oluşturmuyor." ifadelerini kullandı. "Kırım Tatarlarının, Nogayların, Karakalpakların ve Rusya, Ukrayna, Romanya, Çin, İran gibi farklı ülkelerde yaşayan diğer Türk dilli toplulukların tarihî fotoğraflarını korumak benim için adeta kişisel bir görevdir." diyen Timurid, bu çalışmalarla Kazaklar ile diğer Türk halkları arasındaki ortak tarihî ve kültürel bağları görünür kılmayı hedeflediğini söyledi. Özellikle Kırım Tatarlarının bozkır kesiminde yaşayan topluluklarını Kazaklara en yakın akraba halklardan biri olarak gördüğünü ifade eden ve ortak bozkır medeniyetinin iki halk arasındaki güçlü tarihî bağların temelini oluşturduğunu vurgulayan Timurid, son olarak "Kırım Tatarlarına ve tüm soydaş halklara gelecekte başarı, direnç, huzur ve refah diliyorum. Kimliklerini, kültürlerini ve tarihî miraslarını koruyarak daha güçlü yarınlara ulaşacaklarına inanıyorum." dedi.

Rusya çok sayıda Kırım Tatarını “yabancı ajan” ilan etti: Kırım Dayanışması da hedefte Haber

Rusya çok sayıda Kırım Tatarını “yabancı ajan” ilan etti: Kırım Dayanışması da hedefte

26 Haziran Kırım Tatar Millî Bayrak Günü'nde Rusya Federasyonu Adalet Bakanlığı, Rus işgali altındaki Kırım'da ifade özgürlüğünü tamamen bastırmaya yönelik düzmece bir karara imza attı. Bakanlık, Kırım Dayanışması (Krymskaya Solidarnost) sivil toplum teşkilatını ve bununla birlikte birçok Kırım Tatar insan hakları savunucusunu, gazeteciyi ve aktivisti "yabancı ajanlar" listesine ekledi. ZMINA İnsan Hakları Merkezi Proje Yöneticisi Viktoriya Nesterenko, resmî sosyal medya hesabı üzerinden sözde karara ilişkin yayımladığı açıklamada, “Diğer otoriter rejimlerin, gazetecileri ve ifade özgürlüğünü her zaman kendisi için bir tehdit olarak gören Putin'den öğreneceği çok şey var.” ifadelerini kullandı. DÜNYA, KIRIM'DAKİ İNSAN HAKLARININ DURUMUNU KIRIM DAYANIŞMASI SAYESİNDE ÖĞRENİYOR Kırım Dayanışması hareketinin bir sivil toplum girişimi olarak ortaya çıktığını kaydeden Nesterenko, girişimin faaliyetleri sayesinde Kırım'ın Rusya tarafından işgali boyunca insan hakları ihlalleri, siyasi saiklerle yürütülen baskılar, hukuka aykırı yargılamalar ve Kırımlı siyasi tutsakların içinde bulunduğu koşullar hakkında uluslararası toplumun düzenli bilgi edinebildiğini dile getirdi. Öte yandan Nesterenko, şu değerlendirmelerde bulundu: Rusya, işgalci bir devlettir ve uluslararası insancıl hukukun hükümlerine göre işgal yönetiminin, insanları barışçıl insan hakları savunuculuğu ya da gazetecilik faaliyetleri nedeniyle kovuşturma veya cezalandırma hakkı bulunmamaktadır. Bu sebeple Kırım Tatar aktivistlerin "yabancı ajanlar" listesine alınmasının yalnızca Rusya Adalet Bakanlığının münferit bir kararı olarak görülmemesi gerektiğini belirten Nesterenko; bu durumun Rusya’nın, Kırım’daki bağımsız sivil toplumu ve ifade özgürlüğünü hukuki ve ekonomik araçlar kullanarak bastırmaya yönelik uzun yıllardır sürdürdüğü politikanın bir devamı olduğunu dile getirdi.

Kırım Derneğinde Millî Bayrak Günü şiir ve müzikle kutlandı Haber

Kırım Derneğinde Millî Bayrak Günü şiir ve müzikle kutlandı

26 Haziran Kırım Tatar Millî Bayrak Günü, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezinde Kırım Tatarca şiir ve müzik akşamıyla kutlandı. Programa, Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl ve Ukrayna'nın Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Denıs (Denys) Zolotarov ile Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Üyesi ve Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Gayana Yüksel'in yanı sıra Kırım millî davasına gönül veren birçok isim katıldı. Programın moderatörlüğünü yapan dernek gönüllülerinden Zemine Cengiz, şu ifadelere yer verdi: 18 Mayıs 1944’teki büyük sürgünden sonra büyük mücadeleler neticesinde vatan Kırım’a dönen Kırım Tatarları, Akmescit’te 74 yıllık aradan sonra İkinci Kırım Tatar Millî Kurultayı’nı topladı. 26-30 Haziran 1991 tarihleri arasında toplanan kurultayda Gökbayrak, millî bayrak olarak kurultay salonuna asıldı. Böylece Gökbayrak, bir anlamda millî canlanmanın sembolü oldu. Kırım Tatar Millî Kurultayı, 2010 yılında 26 Haziran tarihini Kırım Tatar Millî Bayrak Günü olarak ilan etti. Bununla birlikte bu anlamlı günün fikir babası olan ve Kırım Derneğinin eski Genel Başkanlarından Dr. Ahmed İhsan Kırımlı’yı rahmetle anan Cengiz, Sovyetler Birliği zamanında Kırım Tatar şairlerinin birçok yasağa rağmen şiirlerinde vatanlarına duydukları hasretle birlikte, millî devletlerinin yeniden kurulmasına ve Kırım’da Gökbayrak’ın dalgalanmasına duydukları arzuyu ifade ettiklerini belirtti. KIRIM TATAR ŞİİRİNİN UNUTULMAZ ESERLERİ SESLENDİRİLDİ Kırım Tatar şairlerine özgü nadide şiirler, dernek gönüllüleri tarafından seslendirildi. Tuvgan Til internet sayfası Koordinatörü Oya Deniz Çongar Şahin, Şakir Selim’den “Qırımname (Destan)”; Kırım Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Gençlik Komisyonu Başkanı Samet Cengiz, Mehmet Niyazi’den “Dobruca’dan Sizge Selâm Ketirdim” ve Şakir Selim’den “Çelebicihannıñ Soñki Yırı”; Arslan Bekirov, Emine Üseyin’den “Elden Tüçmez Bayrağım”; Vehbi İldar Şahin, Seyran Süleyman’dan “Bayrağım”; Aziz İlyasov, Şakir Selim’den “Menim Bir Davam-Vatan Davası” ve Yunus Qandım’dan “Milletim”, Ülkücan Sütbaş ve Vehbi İldar Şahin, Yunus Qandım’dan “Bayrağım”, Zemine Cengiz, Yunus Qandım’dan “Ğazeller” ve Ziyadin Cavtöbeli’den “Toprağıñ, Taşıñnen Menimsiñ, Qırım!”; Hanzade Aqtaran, Yunus Qandım’dan “İnşallah” ve Özlem Bahar ise Yunus Qandım’dan “Unutma” şiirlerini okudu. Öte yandan programın müzik koordinatörlüğünü sanatçı Refat Usein gerçekleştirirken hem Usein hem de Kırım’ın bir diğer yetenekli sanatçısı Adile Çerkezova, Kırım’a özgü yırlar seslendirerek katılımcılara Kırım’ın ruhunu hissettirdi. Programın sonunda Çongar Şahin, Kırım Derneği tarafından düzenlenecek olan gelecek şiir ve müzik akşamlarına her yaştan kişinin katılması çağrısını yaptı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.