SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kırım Tatarları

QHA - Kırım Haber Ajansı - Kırım Tatarları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kırım Tatarları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kırım Tatar siyasi tutsak Timur Yalkabov, Rus esaretinde yeni yaşına girdi Haber

Kırım Tatar siyasi tutsak Timur Yalkabov, Rus esaretinde yeni yaşına girdi

Rusya, kadim Türk yurdu Kırım’ı 2014 yılından beri işgali altında tutuyor. Ağır insan hakları ihlallerine maruz bırakılan Kırım Tatarları ve diğer yarımada toplulukları ise haklarında açılan düzmece davalar kapsamında hukuksuzca alıkonuluyor. Kuzey Kutup Dairesi içinde bulunan ve Kırım’dan 3 bin 600 kilometre uzaklıktaki Rusya’nın Murmansk bölgesinde bulunan bir cezaevine Nisan 2025’te yasa dışı olarak sevk edilen Kırım Tatar siyasi tutsak Timur Yalbakov, ailesi, sevdikleri ve vatanından uzakta 46 yaşına girdi. ÜÇÜNCÜ DERECE ENGELLİ STATÜSÜNDEKİ YALBAKOV’A CEZAEVİNDE HEPATİT TEŞHİSİ KONULMUŞTU Timur Yalkabov’un eşi Aliye Yalkabova, işgalci Rusya’nın sözde “yabancı ajan” listesine alınan ve ağır baskılardan dolayı 21 Temmuz 2026 tarihinde faaliyetlerini sonlandırmak mecburiyetinde kalan Kırım Dayanışması (Krymskaya Solidarnost) insan hakları girişimine demeç vermişti. Eşinin alıkonulduğu gün üzerine "O korkunç sabahın üzerinden yıllar geçti. Sabaha karşı saat 4’te, kapımıza var güçleriyle vurdular. Öncesi ve sonrası hayatımızı parçalayan bir kapı, bir anda beni şefkatli ve nazik kocamdan, 5 küçük çocuğumuzu ise sevgi dolu babalarından mahrum bıraktı. O geceden beri evimiz sessizleşti ama acı ve beklenti dolu bir sessizlik bu. Babalarına sarılamayan çocuklarımız, onun bilge sözleri, koruması ve desteği olmadan büyüyorlar." ifadelerini kullanmıştı. Yalbakov'un Murmansk'taki cezaevine yasa dışı olarak sevk edilmesi üzerine ise "Oradaki hava şartları çok farklı. Eşimin oradaki iklime dayanamayacağından endişeliyim çünkü Timur astım hastası, artık ona ulaşmak çok zor olacak. Murmansk’a doğrudan bir yol yok. Beş çocukla bizim oraya gidip Timur’u ziyaret edebilmemiz, hem fiziksel hem de maddi olarak son derece zor." değerlendirmesini yapan Yalbakova, öte yandan Ocak 2026'da hepatit teşhisi konulan eşinin Rusya’nın cezaevi iletişim sistemi “Zonatelekom” üzerinden kendisini aradığını dile getirerek “Aradı ve kendisine hepatit teşhisi konulduğunu söyledi.” şeklinde konuşmuştu. Yalkabov’un hangi tür hepatit olduğuna dair net bilgi vermediğini belirten Yalkabova, eşinin yeniden tahlil yaptırdığını ve sonuçları beklediğini aktarmıştı. Ayrıca Kırım Tatar siyasi tutsağın eşi, görüşme sırasında Yalkabov’un oldukça solgun göründüğünü de ifade etmişti. Rusya’nın Kırım Tatarlarına baskı uygulamak amacıyla kurguladığı sözde “Hizb-ut Tahrir” davası kapsamında alıkonulan Yalkabov’un, hepatitin yanı sıra kronik astım hastası olduğu ve bu nedenle üçüncü derece engelli statüsünde bulunduğu bildirilmişti. KIRIM’A 3 BİN 600 KİLOMETRE UZAKLIKTAKİ CEZAEVİNE HUKUKSUZCA SEVK EDİLMİŞTİ Timur Yalkabov, diğer 6 Kırım sakini ile birlikte, Rus işgalcilerin Karasubazar (Belogorsk), Bahçesaray, Akmescit (Simferopol), Akyar (Sivastopol) ve İçki (Sovyetskoye) bölgelerindeki evlere 17 Şubat 2021 tarihinde yasa dışı olarak düzenlediği toplu baskınlardan sonra alıkonulmuştu. Alıkonulanlardan biri olan Abdulboriy Mahamadaminov aynı gün serbest bırakılırken Lenur Seydametov, Timur Yalkabov, Azamat Eyupov, Yaşar Şihametov, Ernest İbragimov ve Oleg Fedorov hakkında hukuka aykırı olarak tutuklama kararı alınmıştı. Rusya’nın Rostov-na-Donu şehrindeki Güney Bölge Askerî Mahkemesi; Azamat Eyupov’u 17 yıl, Timur Yalkabov’u 17 yıl, Lenur Seydametov’u 13 yıl, Ernest İbragimov’u 13 yıl, Oleg Fedorov’u 13 yıl ve Yaşar Şihametov’u ise 11 yıl olmak üzere yasa dışı bir şekilde hapis cezasına mahkûm etmişti.

Romanya’da 30. Türk-Tatar festivali coşkusu büyük galayla tamamlandı Haber

Romanya’da 30. Türk-Tatar festivali coşkusu büyük galayla tamamlandı

Cihan Özkan QHA/ANKARA Romanya Türk-Müslüman Tatar Demokratik Birliği (UDTTMR) tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Uluslararası Türk-Tatar Halk Dansları, Şarkıları ve Geleneksel Kıyafetleri Festivali, 3 Eylül’de Mankalya (Mangalia) ve Mecidiye’de başlayan, 4 Eylül’de Köstence’ye taşınan etkinliklerin ardından bugün düzenlenen büyük gala konseriyle sona erdi. TÜRK-TATAR KÜLTÜRÜ SOKAKLARA TAŞINDI 5 ülkeden 17 grubun katıldığı festival kapsamında geleneksel millî kıyafetlerini giyen katılımcı gruplar, ülkelerinin bayrakları ve Kırım Tatar halkının Tarak Tamgalı Gökbayrağı eşliğinde kortej yürüyüşleri gerçekleştirdi. Şarkılar ve geleneksel ezgiler eşliğinde düzenlenen yürüyüşlerde gruplar, Köstence, Mankalya ve Mecidiye şehir merkezlerinde festival coşkusunu sokaklara taşıdı. Festivale; Türkiye Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Cıyın Ansambli, Yalova’dan Yafem Ansambli, Litvanya Efsane Ansambli, Lipovan azınlığın Krasıvaı Venok Ansambli, Bulgaristan Suygı Ansambli, Bulgaristan Rodop Esintileri Ansambli, Romanya Makedon azınlığın Canadske Zvezdıce, Yunanistan Gümülcine Türk Gençbirliği, Yunan azınlığın Kallıthea Ansambli, Rumen Halk Müziği Ansambli, Romanya Slovak azınlığın Cerovına Ansambli, Romanya Makedon azınlığın Sonte Ansambli UDTTMR’nin topluluklarından ise Kıskene Karasu Ansambli, Karasu Ansambli, Karadeniz Ansambli, Canlar Ansambli ve Can Renkler Ansambli katıldı. BÜYÜK GALA KONSERİYLE SONA ERDİ Festivalin üç günlük programı, 5 Eylül’de Köstence’de düzenlenen büyük gala konseriyle tamamlandı. Festival boyunca kortej yürüyüşleri ve sahne gösterileriyle izleyicilerle buluşan gruplar, gala gecesinde de geleneksel kıyafetleri, halk dansları ve müzikleriyle sahne aldı. Renkli geleneksel kıyafetlerin, şarkıların ve halk danslarının öne çıktığı gecede, grupların sahne performansları izleyicilerden yoğun ilgi gördü. Konser, katılımcı grupların gösterileri ve alkışlarla sona ererken, etkinlik boyunca yaşatılan Türk-Tatar kültürünün gelecek nesillere aktarılması mesajı öne çıktı. ESERGEP: TATAR TOPLUMUNUN YANINDAYIZ Konserin açış konuşmasını yapan UDTTMR Başkanı Celil Esergep, bu yıl 30. kez düzenlenen festivalin kendileri için taşıdığı öneme dikkat çekti. Festival kapsamında sahne alan ekiplerin uzun süredir hazırlık yaptığını belirten Esergep, izleyicilerden grupların performanslarını takdirle karşılamalarını istedi. Sahne alan toplulukların arasında profesyonel olmayan ekiplerin de bulunduğunu vurgulayan Esergep, “Burada sahneye çıkacak olanlar her şeyden önce sizin çocuklarınız, torunlarınız ve arkadaşlarınız.” ifadelerini kullandı. Esergep, UDTTMR’nin Tatar toplumunun kültürel kimliğinin korunması ve toplumun birlik ve beraberliğinin güçlendirilmesindeki rolüne dikkat çekerek, birliğin Köstence, Dobruca ve Romanya’daki Tatar toplumunun her zaman yanında olmaya devam edeceğini ifade etti. AMET: KIRIM’DAKİ KARDEŞLERİMİZ KATILAMADIĞI İÇİN CANIMIZ YANIYOR Kırım Tatarı, Romanya Milletvekili Varol Amet, konserin ardından Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. Festivalin her yıl eylül ayının başında düzenlendiğini belirten Amet, etkinliğe Türk dünyasının farklı bölgelerinden katılımcıların yanı sıra Romanya parlamentosunda temsil edilen ulusal azınlıkların folklor ekiplerinin de katıldığını söyledi. Amet, UDTTMR bünyesinde faaliyet gösteren grupların tamamının bu yılki festivalde yer aldığını belirtti. “GELENEKLERİMİZİN KAYBOLMAMASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ” Festivalin her yıl yeni bir içerik ve farklılıkla düzenlendiğini ifade eden Amet, özellikle genç nesillere Kırım Tatar geleneklerini ve geleneksel kıyafetlerini aktarmaya önem verdiklerini vurguladı. Amet, festivalin yıllar içinde kapsamını genişlettiğini belirterek, “Geçmiş yıllarda, 2014’e kadar Kırım’dan da her yıl katılım olurdu. Şimdi Kırım’daki kardeşlerimiz katılamadığı için canımız yanıyor. Bu nedenle Romanya’da yaşayan Kırım Tatarlarının geleneklerini en üst seviyede yaşatmaya ve gelecek nesillere aktarmaya çalışıyoruz.” dedi. “KARDEŞLERİMİZİN YANINDAYIZ” Rus işgali altındaki Kırım’da yaşayan soydaşlarına QHA aracılığıyla mesaj gönderen Amet, savaş sürecinde Kırım’daki soydaşlarının yanında olduklarını ve onları hiçbir zaman unutmayacaklarını ifade etti. Amet, “Onlar bizim kardeşlerimiz. Bu savaş sürecinde kalbimiz onlarla. Onları her zaman kardeşimiz olarak görüyoruz ve hiçbir zaman unutmayacağız. Gönülden, yürekten yanlarındayız. Buradan kendilerine çok selam gönderiyoruz.” ifadelerini kullandı. CAFER: KIRIM TATARLARININ YENİDEN ÖZ VATANLARINA KAVUŞMASINI İSTİYORUZ Romanya Etnik İlişkilerden Sorumlu Devlet Müsteşar Yardımcısı Dinçer Cafer de QHA’ya konuşarak, etkinliğin yıllar içinde kazandığı uluslararası niteliği ve Kırım Tatar kültürünün yaşatılmasına yönelik çalışmaları değerlendirdi. Festivalin ilk yıllarında yalnızca Romanya’daki Tatar gruplarının yer aldığını belirten Cafer, zamanla Türkiye’den ve Romanya’da yaşayan diğer azınlık topluluklarından da katılım sağlandığını söyledi. Festivalin bugün Dobruca’daki farklı etnik ve dinî toplulukları bir araya getiren bir etkinliğe dönüştüğünü ifade eden Cafer, “Amacımız, Dobruca’da tüm azınlıkların ve dinlerin bir arada barış içinde yaşadığı bu birliktelik modelini dünyaya tanıtmak.” dedi. “KIRIM TATARLARININ YENİDEN ÖZ VATANLARINA KAVUŞMASINI İSTİYORUZ” Rus işgali altındaki Kırım’da yaşayan soydaşlarına da mesaj gönderen Cafer, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik topyekûn işgal saldırısının başlamasının ardından Romanya sınırından çok sayıda Kırım Tatarının geçtiğine işaret etti. Romanya olarak savaş mağdurlarına imkânlar ölçüsünde destek olduklarını belirten Cafer, “Sonuna kadar yanındayız.” ifadelerini kullandı. Savaşın bir an önce sona ermesini ve Kırım Tatarlarının yeniden vatanlarına dönmesini istediklerini vurgulayan Cafer, “Savaşın bir an önce bitmesini ve Kırım Tatarlarının yeniden kendi öz vatanlarına kavuşmasını istiyoruz. Bu bizim için çok önemli.” dedi. “HAKLARIMIZ KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAMIZA İMKÂN SAĞLIYOR” Romanya’daki Tatar diasporasının canlılığını koruduğunu belirten Cafer, ülkede yaklaşık 36 yıldır uygulanan azınlıklar sisteminin Tatar toplumunun kültürel kimliğinin korunmasına önemli katkı sağladığını söyledi. Romanya Parlamentosunda Tatar azınlığı temsil eden bir milletvekilinin bulunduğunu belirten Cafer, Tatar toplumuna çeşitli yasal haklar tanındığını ve 5 Mayıs’ın “Tatar Günü”, 13 Aralık’ın ise “Romanya’da Yaşayan Tatarlar Günü” olarak kanunla kabul edildiğini aktardı. Romanya devletinin dil eğitimi ve kültürel faaliyetler konusunda sağladığı desteğin gençlerin Tatar kültürüne olan ilgisini canlı tuttuğunu ifade eden Cafer, “Gençlerimiz bu sayede okullardaki faaliyetlere ve folklor gruplarına yoğun bir katılım gösteriyorlar.” dedi. Dobruca’nın köy ve kasabalarında yaz aylarında düzenlenen geleneksel güreş turnuvalarının da toplumun kültürel canlılığı koruduğunu belirten Cafer, bu yapının devam ettirilmesinin önemine işaret etti.

Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Kırım Temsilciliği: Kırım Tatar kadınları işgale karşı kimlik mücadelesini sürdürüyor Haber

Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Kırım Temsilciliği: Kırım Tatar kadınları işgale karşı kimlik mücadelesini sürdürüyor

5 Eylül, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu tarafından resmî olarak ilan edilen Dünya Yerli Halklarından Kadınlar ve Kız Çocukları Uluslararası Günü olarak bu yıl ilk kez kutlanıyor. Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Kırım Temsilciliği, günün Ukrayna açısından özel önem taşıdığını belirterek Kırım’ın yerli halklarından kadınların kültürel mirasın korunmasındaki rolüne dikkat çekti. Temsilcilik tarafından yapılan açıklamada, Kırım Tatarları, Karaylar ve Kırımçakların Kırım Yarımadası’nda oluşmuş yerli halklar olduğu vurgulandı. Açıklamada, bu toplulukların tarihinin ve kültürel mirasının korunmasında önemli rol üstlenen kadınlardan örnekler verildi. Türk dünyasında eğitim ve fikir hareketlerinin önde gelen isimlerinden İsmail Bey Gaspıralı’nın kızı Şefika Gaspıralı’nın, Kırım Tatar halkının Birinci Kurultayı’na seçilen dört kadından biri olduğu belirtildi. Karay kültürünün araştırılması ve korunmasına hayatını adayan Semita Kuşul’un da kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasına önemli katkılar sunduğu ifade edildi. Kırımçak dili ve kültürünün korunması için çalışmalar yapan Viktoriya Baginska-Gurci’nin ise eserleri, çevirileri ve araştırmalarıyla bu mirasın yaşatılmasına katkıda bulunduğu aktarıldı. İŞGAL ALTINDA KİMLİKLERİNİ KORUYORLAR Kırım Temsilciliği, Rusya’nın Kırım’ı geçici işgali altında yerli halklardan kadınların kimliklerini ve kültürel miraslarını koruma mücadelesini sürdürdüğünü belirtti. Açıklamaya göre kadınlar, kültürel değerlerin ve geleneklerin yaşatılmasının yanı sıra siyasi tutukluların ailelerine destek olmak, insan hakları ihlallerini belgelemek ve işgale karşı direnişi sürdürmek gibi alanlarda da aktif rol oynuyor. Temsilcilik, yerli halklardan kadınların yürüttüğü bu çalışmaların yalnızca kültürel mirasın korunması açısından değil, Kırım’daki insan haklarının savunulması ve bölgenin geleceği açısından da önem taşıdığını vurguladı. 5 Eylül’ün bu yıl ilk kez resmî bir BM uluslararası günü olarak kutlanmasının da yerli halklardan kadınların karşılaştığı sorunlara ve toplumlarının korunmasındaki rollerine yönelik küresel farkındalığın artırılması açısından önem taşıdığı belirtildi. Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Kırım Temsilciliği, yerli halklardan kadınların sesinin ve direncinin özgür bir Ukrayna Kırım’ı için verilen mücadelenin bir parçası olduğunu ifade etti.

Romanya’da Türk-Tatar kültür şöleni: 30. festival coşkuyla sürüyor Haber

Romanya’da Türk-Tatar kültür şöleni: 30. festival coşkuyla sürüyor

Cihan Özkan QHA/ANKARA Romanya Türk-Müslüman Tatar Demokratik Birliği (UDTTMR) tarafından 30’uncusu düzenlenen Uluslararası Türk-Tatar Halk Dansları, Şarkıları ve Geleneksel Kıyafetleri Festivali, kortej yürüyüşü ve sahne performanslarıyla 3 Eylül’de başladı. Festivale; Türkiye Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Cıyın Ansambli, Yalova’dan Yafem Ansambli, Litvanya Efsane Ansambli, Lipovan azınlığın Krasıvaı Venok Ansambli, Bulgaristan Suygı Ansambli, Bulgaristan Rodop Esintileri Ansambli, Romanya Makedon azınlığın Canadske Zvezdıce, Yunanistan Gümülcine Türk Gençbirliği, Yunan azınlığın Kallıthea Ansambli, Rumen Halk Müziği Ansambli, Romanya Slovak azınlığın Cerovına Ansambli, Romanya Makedon azınlığın Sonte Ansambli UDTTMR’nin topluluklarından ise Kıskene Karasu Ansambli, Karasu Ansambli, Karadeniz Ansambli, Canlar Ansambli ve Can Renkler Ansambli katıldı. Festival kapsamında 3 Eylül’de geleneksel millî kıyafetlerini giyen katılımcı gruplar, ülkelerinin bayrakları ve Kırım Tatar halkının Tarak Tamgalı Gökbayrağı eşliğinde, döviz ve pankartlarla Mankalya (Mangalia) ve Mecidiye şehir merkezlerinde kortej yürüyüşü gerçekleştirmişti. Şarkılar ve geleneksel ezgiler eşliğinde düzenlenen yürüyüşlerin ardından festival coşkusu, 4 Eylül’de Köstence’ye taşındı. Köstence şehir merkezinde saat 17.00’de başlayan etkinlikte, katılımcı gruplar şarkılar ve geleneksel ezgiler eşliğinde yaklaşık 2 kilometrelik kortej yürüyüşü gerçekleştirdi. Renkli görüntülere sahne olan yürüyüş, Köstence Limanı’nda sona erdi. 5 farklı ülkeden 17 grubun katıldığı ve 3 gün sürecek festival 5 Eylül’de büyük gala gösterisiyle son bulacak. UDTTMR BAŞKANI ESERGEP: RUSLARIN BİZE YAPTIKLARINI HİÇ UNUTMADIK UDTTMR Başkanı Celil Esergep, Köstence’de düzenlenen yürüyüşün ardından Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. Esergep, bu yıl 30’uncusu düzenlenen festivalin yıllar içinde büyüyerek farklı ülkelerden grupları ve yaklaşık bin kişiyi bir araya getirdiğini söyledi. Festivalin ilk yıllarında maddi imkânlarının kısıtlı olduğunu anlatan Esergep, “Bu bizim 30. festivalimiz. Allah nasip ederse devam edeceğiz. İlk dört festivalimizi düzenlediğimiz zaman hiç paramız yoktu. Zaman geçtikçe bizim için daha kolay oldu.” dedi. Festivalin büyük ölçüde kendi imkânlarıyla gerçekleştirildiğini belirten Esergep, Romanya devletinin ülkedeki azınlıklara sağladığı finansal desteğin kendileri için önemli olduğunu ifade etti. Esergep, “Biz de bize verilen bu bütçeyle geleneklerimizi ve dinimizi korumaya çalışıyoruz.” diye konuştu. “KIRIM BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ” Festivalin Kırım Tatarları açısından taşıdığı öneme de değinen Esergep, Romanya’daki Kırım Tatarlarının tarihî geçmişine dikkat çekti. Rusya’nın Kırım Tatarlarına yönelik tarihî baskılarına değinen Esergep, “Rusların tarih boyunca bize yaptıklarını hiç unutmadık. Bugün de Rusya, bize büyük bir mirastan kalan bir parça olan Kırım’ı da tamamen elimizden almaya çalışıyor.” ifadelerini kullandı. “KIRIM TATARLARININ EN BÜYÜK PROBLEMİ NÜFUS” Kırım Tatarlarının tarihî yerleşim alanlarının geniş bir coğrafyaya yayıldığını belirten Esergep, “Kuban’dan Dobruca’ya kadar geniş bir bölgede Tatarlar yaşıyordu. Dobruca, Bucak, Edisan, Ediçkül, Kırım ve Or Kapı’da Tatarlar bulunuyordu.” dedi. Kırım Tatarlarının geleceğine ilişkin umutlarını dile getiren Esergep, “Rus devleti yıkıldıktan sonra, Allah nasip ederse bizim de yeniden kendi yerimiz olacaktır. Biz bunu istiyoruz. Fakat bunun için nüfus da gerekiyor. En büyük problemimiz budur.” ifadelerini kullandı. Esergep, Rusya’nın Kırım’daki demografik yapıyı değiştirmeye çalıştığını belirterek, “Bugün Rusya Kırım’daki nüfus oranını değiştirmek amacıyla Rusya’nın farklı bölgelerinden binlerce Rus’u Kırım’a getiriyor. Onlar Kırım’ı bizim elimizden tamamen almak istiyorlar.” diye konuştu.

21. yüzyılda bir halkın sessiz imhası: “Kırım Tatarlarına yönelik siyasi davalar hibrit bir sürgündür” Haber

21. yüzyılda bir halkın sessiz imhası: “Kırım Tatarlarına yönelik siyasi davalar hibrit bir sürgündür”

Kadim Türk yurdu Kırım, 2014 yılından bu yana Rusya’nın hukuk tanımaz işgali altında karanlık bir dönemi yaşıyor. Kremlin yönetimi; düzmece davalar, yasa dışı gözaltılar ve haksız tutuklamalarla Kırım Tatarları başta olmak üzere yarımada halkını en ağır insan hakları ihlallerine maruz bırakıyor. Özgürlükleri elinden alınan, sistemli baskı ve zulümle vatanlarını terk etmeye zorlanan Kırım Tatarları, 21. yüzyılın ortasında sinsice planlanmış bir "hibrit sürgün" politikasıyla yüz yüze... Kırımlı okurumuz Adalet Seitov, kaleme aldığı sarsıcı mektupta Rusya'nın bu insanlık dışı kıyımını çarpıcı matematiksel verilerle gözler önüne seriyor. Mektubun tam metni şu şekilde: “Kırım Tatarlarına Yönelik Davalar Hibrit Bir Sürgündür” Roma Statüsü'ne göre (Madde 7, Fıkra 1/d) sürgün; kişilerin, hukuki bir dayanak olmaksızın, yaşadıkları topraklardan sınır dışı edilme veya diğer zorlayıcı eylemler yoluyla zorla nakledilmesidir. Tarihsel olarak halkların sürgün edilmesi, neredeyse her zaman toprakları ve nüfusu kontrol eden devlet tarafından yürütülen siyasi süreçlerle bağlantılı olmuştur. Öyle ki, son üç yüzyıldır Kırım Tatarlarının tarihi, zorunlu göçlerle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olmuştur. 1783'ten 20. yüzyılın başlarına kadar en az üç büyük göç dalgası yaşanmıştır. Bu dalgalar toplamda Kırım Tatar halkının yarısından fazlasını etkilemiştir. (Türk tarihçi Kemal H. Karpat'ın tahminine göre, 1783–1922 döneminde yaklaşık 1,8 milyon Kırım Tatarı Osmanlı Devleti'ne göç etmiştir; Karpat, Ottoman Population, 1985, s. 66). Günümüzde insanların yaşadıkları yerden zorunlu ayrılışları bile "göç" olarak adlandırılmaktadır. Ancak sorunun derinine inildiğinde, insanların evlerini terk etmek zorunda kaldığı koşulların fazlasıyla kasıtlı ve planlı bir şekilde oluşturulduğu görülecektir. Tüm Kırım Tatar halkının Kırım'dan Orta Asya'ya zorla sürüldüğü 1944 Sürgünü ile yarımada topraklarında iki yüzyıldır yürütülen o politika tamamlanmış oldu. Şimdi yıl 2026. İnsanlar yük vagonlarına bindirilmiyor, az sayıdaki nüfusun tamamı bir anda çıkarılmıyor. Ancak sürgün yine de gerçekleşiyor. Buna ‘hibrit sürgün’ denebilir. Belli bir planı takip eden anlayış; Kırım Tatar halkının temsilcilerini yargılıyor, Kırım'dan çıkararak başka bir devlete taşıyor ve Rus hapishanelerine kapatıyor. İnsanlar için Kırım'da, kendi topraklarında yaşamayı tehlikeli ve korkutucu hale getiren koşullar kasıtlı olarak yaratılıyor. Kırım Tatar Kaynak Merkezinin Ocak 2026 verilerine göre, 2014 yılından bu yana Kırım'dan çıkan siyasi tutsakların sayısı yaklaşık 500 kişiye ulaştı. Bunların en az 273'ü Kırım Tatarı. Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov da bu yılın nisan ayında, tüm Kırımlı siyasi tutsakların (yargılaması sürenler veya cezasını çekenler) sayısının 358 kişi olduğunu belirtti. Bunların yarısından fazlası -181 kişi- Kırım Tatarı. Aynı zamanda Rusya'daki siyasi baskıları ve insan hakları ihlallerini inceleyen Memorial İnsan Hakları Merkezi, şu anda yaklaşık bin 100 kişiyi siyasi tutsak olarak kabul ediyor. Memorial’ın siyasi tutsaklara yardım projesi ise, resmî statüsü olmamakla birlikte Rusya'da siyasi nedenlerle soruşturulan kişilerin sayısının 5 binden fazla olduğuna işaret ediyor. Yapılacak basit bir hesaplamayla şu tablo ortaya çıkmaktadır: Kırım Tatarları, 12 yıl boyunca Kırım'da baskıya maruz kalan toplam insan sayısının yarısından fazlasını (yaklaşık 500 kişiden 273'ünü) oluşturmaktadır. Şu anda siyasi gerekçeli davalar nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan Kırım sakinleri arasında da Kırım Tatarlarının payı yarının üzerindedir: 358 kişiden 181'i. Birinci sonuç: Kırım'da, yaşam tarzları, dini inançları ve milli kimlikleri nedeniyle Kırım Tatarlarına yönelik sistemli bir baskı gerçeği mevcuttur. Bu istatistiki veriler, Rusya Federasyonu'nun Kırım'ın yerli halkıyla mücadele etme biçimindeki tek bir önemli eğilimi, yani sistematikliği net bir şekilde göstermektedir. Memorial’ın istatistiklerine göre, resmi siyasi tutsaklar listesinde yaklaşık bin 100 kişi yer almaktadır. Rusya'nın 140 milyondan fazla olan nüfusu dikkate alındığında, bu durum yaklaşık her 128 bin Rus vatandaşına bir siyasi tutsak düştüğü anlamına gelir. Siyasi nitelikli davalarla kovuşturulan ancak resmi siyasi tutsak statüsü bulunmayan kişiler de (ki bunların sayısı 5 binden fazladır) hesaba katıldığında oran daha da belirginleşir: Yaklaşık her 28 bin Rus'a bir siyasi tutsak. Resmi olarak siyasi tutsak kabul edilen yaklaşık bin 100 kişi arasında en az 130 Kırım Tatarı bulunmaktadır. 2025 yılı resmi nüfus sayımına göre Kırım'daki Kırım Tatarı nüfusu 300 binin üzerindedir. Başka bir deyişle, yaklaşık her 2,3 bin Kırım Tatarına bir resmi siyasi tutsak düşmektedir. Resmi olarak tanınan tüm siyasi tutsaklar içinde Kırım Tatarlarının payı yaklaşık sekizde birdir. Memorial istatistikleri ve yapılan hesaplamalar dikkate alındığında, her açıdan, tüm rakamlarla tüyler ürpertici bir tablo ortaya çıkmaktadır. Küçük bir halk için bu çok yüksek bir orandır. İşte modern dünyada bir milleti ‘güzel ve insancıl bir şekilde’ yaşadığı topraklardan söküp atmanın yolu budur. Resmi verilere göre, Rusya ile Ukrayna arasında gerçekleşen 70'ten fazla takas sürecinde 9 bin 600’dan fazla kişi takas edildi. Ancak bunların yalnızca 10 kadarı Kırım Tatarıydı. Bu sayının yarısı asker, yarısı ise sivildi. Bu durum; 12 yıldır süren savaşın, baskıların, zorbalığın ve mücadelenin bilançosudur. Kırım Tatarlarına karşı açılan siyasi davalar, yıllar içinde zaten az sayıda olan bir halka yönelik kalıcı bir baskı pratiğine dönüşmüştür. Siyasi tutsak sayısının yarımadaki Kırım Tatar nüfusuna oranı (özellikle Rusya'daki genel siyasi baskı durumu bağlamında) incelendiğinde, Kırım Tatar halkına yönelik baskı yoğunluğunun son derece yüksek olduğu görülecektir. Baskılar sistematik bir karakter taşımaktadır ve Kırım sakinleri için sonuçları şüphesiz son derece olumsuz ve uzun vadeli olacaktır. Metinde resmi kaynaklardan alınan veriler kullanılmıştır. Gerçekleşen pek çok baskı vakası resmi makamlara yansımadığı için rakamlar kesin olmamakla birlikte, sorunun gerçek boyutu çok daha ciddidir. Tüm insanlık başarılarına rağmen, 21. yüzyılda bütün bir halka karşı neden 12 yıldır böyle bir politika yürütülüyor? Çözüm nedir? Bunun sonu nerede?

Rus mahkemesi, 5. Bahçesaray Grubu adına sunulan tüm talepleri reddetti! Haber

Rus mahkemesi, 5. Bahçesaray Grubu adına sunulan tüm talepleri reddetti!

Rusya’nın 2014 yılından beri işgali altında tuttuğu kadim Türk yurdu Kırım’da Kırım Tatarları başta olmak üzere yarımada halkı, ağır siyasi ve dinî baskılar altında yaşam mücadelesi veriyor. Kırımlılar, Rusya’nın asılsız iddialarla kurguladığı düzmece davalar kapsamında alıkonuluyor. KIRIM TATAR SİYASİ TUTSAK ABDULMECİT SEYTUMEROV’UN EŞİNDEN AÇIKLAMA GELDİ Rusya’nın Rostov bölgesindeki Güney Bölge Askerî Mahkemesi, Rusya’nın Kırımlılara baskı uygulamak için kurguladığı sözde Hizb-ut Tahrir Davası'nın 5. Bahçesaray Grubu kapsamında yasa dışı olarak yargılanan Kırımlı siyasi tutsaklar adına sunulan 52 talebin tamamını reddetti. Sözde karar, Rus Hâkim Roman Saprunov tarafından 31 Ağustos'taki duruşmada alındı. Düzmece dava kapsamında yargılanan Kırım Tatar siyasi tutsak Abdulmecit Seytumerov’un eşi Amina Seytumerova, sosyal medya hesabından konuya dair bir açıklama yayımladı. Seytumerova, paylaşımında “Mahkeme, savunma makamı tarafından daha önce sunulan talepleri değerlendirdi. Bir önceki duruşmada savcı, 15 dakika içerisinde tüm taleplerin reddedilmesi gerektiği yönündeki görüşünü bildirdi. Sonuç olarak bugün mahkeme, aynı süre içerisinde sayısı 50'yi geçen tüm talepleri reddetti.” ifadelerini kullandı. BİR SONRAKİ DURUŞMA 14 EYLÜL’DE GERÇEKLEŞECEK Öte yandan Seytumetova, siyasi tutsakların aileleri ve yakınları başta olmak üzere birçok duyarlı kişinin duruşmayı izleyebilmek için uzun bir yol katettiğini fakat siyasi tutsakların ancak camlı bölmenin arkasından ve uzaktan görülebildiğini dile getirdi. Seytumerova, son olarak “Eşim, herkese bolca selam gönderdi. Sabırla beklemeye devam ediyoruz. Sabır, inanç ve dua… Bu bekleyişte bize kalan tek şey bunlar.” değerlendirmesini yaparak bir sonraki duruşmanın 14 Eylül 2026 tarihinde, saat 10.00’da gerçekleşeceğini bildirdi. RUS HÂKİM, BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ YÖNÜNDEKİ TALEPLERİ REDDETTİ! İşgal altındaki Kırım’daki insan hakları ihlallerini gündeme taşıyan “Suspilne.Krym” haber ajansının 4 Eylül tarihli haberine göre Rus Hâkim Saprunov; psikolojik, dilbilimsel, dinî, parmak izi ve ses incelemesi dâhil olmak üzere bir dizi bilirkişi incelemesinin yapılması yönündeki talebi reddetti. Öte yandan, kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların düzmece dava dosyasından çıkarılması ve düzmece davaya dâhil olan tüm kişilerin tanık olarak çağrılması yönündeki talepler de Rusya tarafından reddedildi. MAHKEME, SAVUNMANIN TALEPLERİNİN “GEREKÇESİZ” OLDUĞUNU İDDİA ETTİ! Ayrıca mahkemenin, savunmanın taleplerinin “gerekçesiz” olduğunu öne sürmesi dikkat çekerken, düzmece davadaki delillerin hukuka uygun olduğu, belgelerin hazırlanması sırasında herhangi bir ihlal yaşanmadığı, kişilerin sorgulanmasının usulüne uygun şekilde gerçekleştirildiği ve sanıkların soruşturma aşamasında herhangi bir şikâyette bulunmadığı iddia edildi. Rus hâkimin, ayrıca suçlamanın esasını oluşturan delillere yönelik savunmaya dair sunulan bütün talepleri de reddettiği belirtildi.

Kazak şair ve gazeteci Adayhan: Türk dünyasının ortak edebiyat alanına ihtiyacı var Haber

Kazak şair ve gazeteci Adayhan: Türk dünyasının ortak edebiyat alanına ihtiyacı var

Şiir, nesir, çocuk edebiyatı ve basın alanındaki yetkin çalışmalarıyla dikkat çeken Kazak şair ve gazeteci Amina Adayhan, mesleki birikimini, yeni roman projesini ve Türk dünyasının edebi geleceği hakkındaki düşüncelerini Kırım Haber Ajansı (QHA) ile paylaştı. Çocukluğundan itibaren sözün ve kitabın estetik ikliminde yetiştiğini belirten Adayhan, kalem tutmayı bir meslek olmanın ötesinde okuyucunun yüreğinde sorumluluk taşıyan bir eylem olarak gördüğünü ifade etti. “GAZETECİLİK GERÇEĞİ GÖRMEYİ, ŞİİR GERÇEĞİN BIRAKTIĞI İZİ HİSSETMEYİ ÖĞRETTİ" Amina Adayhan, edebiyatın kendisi için sonradan seçilmiş bir meslek değil, çocukluğundan beri gönlüne yakın bir dünya olduğunu ifade etti. Gazeteciliğe başlamasıyla birlikte toplumu, insanları ve onların hayatlarını daha yakından tanıma fırsatı bulduğunu anlatan Adayhan, gazeteciliğin hayata yalnızca dışarıdan bakmayı değil, insanların sevinçleri ve acılarının içinde yürümeyi öğrettiğini söyledi. “Gazetecilik bana gerçeği görmeyi öğretirken, şiir o gerçeğin insan yüreğinde bıraktığı izi hissetmeyi öğretti” diyen Adayhan, kalem tutmayı yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sorumluluk olarak gördüğünü belirtti. "İNSANA ÖZGÜ BÜTÜN DUYGULARIN KÖKLERİ BİR ŞEKİLDE AŞKLA BAĞLANTILIDIR" “Kanatlı Mektuplar” ve “Yüreğimdeki Yakınım” adlı şiir kitaplarında aşk temasına geniş yer veren Adayhan, aşkı yalnızca iki insan arasındaki bir duygu olarak değerlendirmediğini söyledi. Aşkın içinde özlem, pişmanlık, sadakat, bağışlama, kıskançlık ve umut gibi birçok duygunun bulunduğunu belirten Adayhan, "Yani insana özgü bütün duyguların kökleri bir şekilde aşkla bağlantılıdır. Bu nedenle aşkı şiirle anlatırken yalnızca sevgiyi değil, insanın iç dünyasını da anlatmaya çalışıyorum." ifadelerini kullandı. İnsanın gerçek karakterinin çoğu zaman sevdiğinde, kaybettiğinde veya özlediğinde ortaya çıktığını dile getiren yazar, aşkın insanı hem zayıf hem de güçlü kılabildiğini söyledi. Şiirlerindeki aşkın kusursuz ve masalsı bir duygu olmadığını vurgulayan Adayhan, bu şiirlerde hayatın farklı hâllerinin yer aldığını belirterek, “Bazen sevinç, bazen yalnızlık, bazen de sessizce bekleyiş var. Bu nedenle okuyucu kendi duygusunu başka birinin şiirinde bulabiliyorsa, bunun bir şair için bundan daha büyük bir mutluluk olmadığını düşünüyorum” dedi. “ERKEK KIZ” KADINLARIN GÖRÜNMEYEN MÜCADELESİNİ ANLATIYOR Adayhan, üzerinde çalıştığı “Erkek Kız” adlı romanında eşinden ayrılmış ve hayatın ağır yükünü büyük ölçüde tek başına omuzlayan kadınların hayatlarını ele aldığını anlattı. Romanın kendisi için sıradan bir eser olmadığını belirten Adayhan, Erkek Kız'ın kadınların kaderi üzerine duyduğu içsel bir düşünceden doğduğunu ifade etti. Dışarıdan güçlü görünen ve ailenin bütün yükünü tek başına taşıyan çok sayıda kadın bulunduğunu söyleyen Adayhan, çocuk yetiştirmenin yanı sıra geçim yükü, maddi sorumluluklar ve kimi zaman toplum baskısıyla mücadele eden kadınların görünmeyen hayatlarına dikkat çekmek istediğini belirtti. Erkek Kız aracılığıyla kadını acınacak bir karakter olarak göstermek istemediğini kaydeden yazar şöyle devam etti: Aksine, onun içindeki gücü, hayat mücadelesini, sevilme ve mutlu olma hakkını göstermek istiyorum. Vermek istediğim temel mesaj şu: Bir kadının güçlü olması, bütün yükleri tek başına taşımak zorunda olduğu anlamına gelmez. ÇOCUK EDEBİYATINDA MİLLÎ KİMLİK VE DİJİTAL DÜNYA DENGESİ Çağdaş çocuk edebiyatının dijital çağda büyüyen yeni neslin ihtiyaçlarını dikkate alması gerektiğini belirten Adayhan, günümüz çocuklarının geçmiş kuşaklardan farklı bir bilgi ortamında yetiştiğini söyledi. Telefon, sosyal medya ve çeşitli dijital platformların çocukların dünya görüşü üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu ifade eden Adayhan, çocuk edebiyatının görevinin çocukları dijital dünyadan koparmak olmadığını vurgulayarak, “Günümüz çocuk edebiyatının görevi, çocuğu dijital dünyadan koparmak değil. Aksine, o dünyayla birlikte yaşayabilen fakat kim olduğunu unutmayan bir nesil yetiştirmektir” değerlendirmesinde bulundu. Millî değerlerin çocuklara kuru öğütlerle değil, ilgi çekici hikâyeler, çağdaş karakterler ve samimi duygularla aktarılması gerektiğini belirten Adayhan, çocukların kendi edebiyatlarında kendi dünyalarını görebilmesinin önemine dikkat çekti. Bir Kazak çocuğunun kendi edebiyatını okuduğunda, “Bu benim dünyam” diyebilmesi gerektiğine işaret eden yazar şunları kaydetti: Millî kimlik ile dünyaya açık olmak birbirine zıt değildir. Kökleri derin olan ağacın dalları daha yükseğe ulaşır. Çocuk da kendi dilini, tarihini ve kültürünü ne kadar iyi bilirse dünyayı o kadar özgürce tanıyabilir. “GAZETENİN KÂĞIDI DEĞİŞEBİLİR, GERÇEK SÖZ DEĞİŞMEMELİ” Kazak basınının tarih boyunca toplumdaki değişimlerle birlikte şekillendiğini belirten Adayhan, Türkistan Vilayeti Gazetesi'nden başlayarak millî yayınlara, Sovyet dönemindeki basından bağımsızlık yıllarındaki medya ortamına uzanan sürecin Kazak toplumunun düşünce ve bilinç tarihinin bir parçası olduğunu söyledi. Günümüzde bilginin yayılma hızının geçmişle kıyaslanamayacak seviyeye ulaştığını ifade eden Adayhan, okuyucunun artık gazeteyi beklemek yerine habere anında telefonundan ulaşabildiğini anımsattı. Bu durumun medya için hem önemli bir imkân hem de büyük bir sorumluluk taşıdığını söyleyen Adayhan, Kazakça yayınlar arasındaki rekabetin de yüksek olduğunu ifade etti. Millî basının yalnızca bilgi aktaran bir alan olmaması gerektiğini vurgulayan yazar, nitelikli düşünce oluşturan, dilin itibarını yükselten ve toplumun kültürel seviyesine katkı sağlayan bir medya anlayışına ihtiyaç olduğunu belirtti. Amina Adayhan, “Gazetenin kâğıdı değişebilir, platformu değişebilir. Fakat onun en temel değeri olan gerçek söz ve profesyonel gazetecilik varlığını sürdürmelidir” dedi. “GAZETECİLİK HAYATIN GERÇEĞİ, EDEBİYAT O GERÇEĞİN YÜREKTEKİ YANKISIDIR” Gazetecilik ve edebiyatın yaratıcı yolculuğunda birbirini beslediğini söyleyen Adayhan, gazeteciliğin kendisine insanları dinlemeyi, edebiyatın ise insanların söylemediklerini hissetmeyi öğrettiğini ifade etti. Gazeteci olarak toplumdaki farklı sorunlara ve insanların hayatlarına tanıklık ettiğini belirten Adayhan, bazen bir insanın hayatındaki küçük bir olayın bile büyük bir eserin doğmasına vesile olabileceğini söyledi. Edebiyatın gazetecilik anlayışını da etkilediğini belirten Adayhan, gazetecilik metinlerinde insanın hayatını ve duygularını kaybetmemeye önem verdiğini dile getirdi. Adayhan, iki alan arasındaki bağı şu sözlerle anlattı: Benim için gazetecilik hayatın gerçeğiyse, edebiyat o gerçeğin yürekteki yankısıdır. TÜRK DÜNYASINDA EN BÜYÜK KÖPRÜ: ÇEVİRİ Türk halklarının edebî ilişkilerinin güçlü tarihî köklere sahip olduğunu belirten Adayhan, buna rağmen günümüzde farklı edebî çevrelerin birbirine her zaman yeterince ulaşamadığını söyledi. Türkiye'deki bir yazarın Kazakistan'daki yeni edebî gelişmeleri, Kazakistan'daki bir okuyucunun ise Kırım Tatarlarının günümüz edebiyatını yeterince tanımıyor olabileceğini ifade eden Adayhan, bu noktada çevirinin önemli bir işlev üstlendiğini vurgulayarak şunları kaydetti: Bence buradaki en büyük köprü çeviridir. Kazak bir şairin şiiri Türkçeye çevrilip Türkiye'deki okuyucuya ulaştığında bu yalnızca edebî bir çeviri değildir; aynı zamanda iki halkın yüreğini birbirine bağlayan bir köprüdür.nBen de şu anda Kazak şairlerini Türkçeye çevirmek ve Kazak ile Türk yazarlarını bir araya getirmek amacıyla çeşitli projeler yürütüyorum. “ZÜHAL” adlı Kazak-Türk şairlerinin uluslararası şiir antolojisini hazırlamamızın temel amaçlarından biri de budur. Benim hayalim, Kırım'dan Anadolu'ya, Kazakistan'dan Azerbaycan'a kadar Türk dünyasının şair ve yazarlarının birbirlerinin eserlerini okuduğu bir edebî ortam oluşturmaktır. Türk dünyasının ortak büyük bir edebiyat alanına ihtiyacı var. "BİRBİRİMİZİ YALNIZCA TARİH ARACILIĞIYLA DEĞİL, KÜLTÜR VE EDEBİYAT ARACILIĞIYLA DA TANIMALIYIZ" Kültürel ilişkilerin yalnızca tarihî bağlar üzerinden değil, günümüz edebiyatı ve sanatı aracılığıyla da geliştirilmesi gerektiğini belirten yazar, "Kırım ile Kazakistan'ın, Kırım Tatarları ile Kazak halkının tarihinde karşılıklı yakınlığın ve kardeşliğin kökleri derindir. Birbirimizi yalnızca tarih aracılığıyla değil, günümüz kültürü ve edebiyatı aracılığıyla da tanımalıyız." dedi. Röportajın son bölümünde Türk dünyasına seslenen Amina Adayhan, şu ifadeleri kullandı: Bizi birbirimizden ayıran sınırlar var; fakat yüreklerimizi birbirinden ayıran sınırlar olmamalı. Dillerimiz farklı biçimlerde söylenebilir, edebiyatlarımızın kendine özgü renkleri olabilir, tarihimizin her dönemi farklı yaşanmış olabilir. Ancak bizi birleştiren ortak bir ruh, ortak bir kültürel hafıza ve ortak değerler var. Ben edebiyatı, bu ortak ruhu birbirine bağlayan en güçlü köprülerden biri olarak görüyorum. Bugün birbirimizin şiirlerini çevirir, kitaplarını okur, şairlerini tanıtırsak, yarın bu bağı çocuklarımız sürdürecektir. Bu nedenle Türk dünyasına dileğim şudur: Köklerimizi unutmadan dünyaya birlikte açılmak. Kırım'dan Anadolu'ya, Anadolu'dan Kazakistan'a, Kazakistan'dan Azerbaycan'a kadar Türk dünyasının sesi birbirine ulaşsın. Edebiyatımız yaşasın, dilimiz güçlü olsun, tarihimiz nesillerin hafızasında sonsuza dek varlığını sürdürsün.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.