SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kırım Tatarları

QHA - Kırım Haber Ajansı - Kırım Tatarları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kırım Tatarları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kırım Tatar siyasi mahkûm Vladlen Abdulkadirov hastaneye kaldırıldı Haber

Kırım Tatar siyasi mahkûm Vladlen Abdulkadirov hastaneye kaldırıldı

2014 yılından beri Rus işgali altında bulunan Kırım’da Kırım Tatarlarına yönelik işlenen insan hakları ihlalleri her geçen gün daha da artıyor. Bununla birlikte Rusya, Kırım’ı Türksüzleştirmek ve Kırım Tatar siyasi tutsakları aileleri ve avukatlarından uzaklaştırmak için onları Rusya’nın ücra köşelerindeki tutukevleri, cezaevleri ve hapishanelere yasa dışı olarak sevk ediyor. ABDULKADİROV, RUSYA’NIN KUZEY KUTBU’NDAKİ BÖLGESİNDE ALIKONULUYOR! Rusya’nın Kuzey Kutbu’nda yer alan Arhangelsk bölgesindeki 21 numaralı cezaevine yasa dışı olarak sevk edilen Akmescitli Kırım Tatar aktivist Vladlen Abdulkadırov (Abdulkadyrov), sağlık durumunun ağırlaşması neticesinde 15 Mayıs 2026 tarihinde hastaneye kaldırıldı. Daha önce kendisine bel fıtığı ve bel kayması teşhisi konulan Kırım Tatar siyasi mahkûmun eşi Gulzar Abdulkadirova, Kırım Dayanışması sivil toplum teşkilâtına verdiği bilgide Abdulkadirov’un, Rusya’nın Lipetsk bölgesinin Yelets kentinde bulunan 2 numaralı hapishaneye yasa dışı olarak sevk edildiği 2023 yılından beri ciddi sırt ağrıları çektiğini belirtti. Eşinin daha sonrasında sağ bacağında ağrılar ve sol elinin iki parmağında uyuşukluk yaşadığını dile getiren Abdulkadirova, eşinin bazen topalladığını, bazen ise uzun süreler boyunca aynı pozisyonda durmakta güçlük çektiğini kaydetti. Bununla birlikte Kırım Tatar siyasi mahkûmun eşi, Abdulkadirov’un sol elindeki parmaklarında yaşadığı uyuşukluk hissinin büyük ihtimalle bel fıtığı ile bağlantılı olduğunu fakat bunun hâlihazırda sadece bir varsayımdan ibaret olduğunu aktardı. VLADLEN ABDULKADİROV, İLAÇLARA BAĞIMLI YAŞAMAK ZORUNDA Abdulkadirov’a hastanedeyken birkaç gün boyunca enjeksiyon yapıldığı, enjeksiyonlardan sonra ise tansiyonunun 180 seviyesine çıktığı ve tansiyonunun ancak ilaçlarla sabit bir seviyeye indirildiği bildirildi. Abdulkadirov’un, aldığı kas gevşetici ve ağrı kesicilerin yalnızca geçici olarak etki ettiğini dile getirdiği aktarılırken omurgasının durumunun kesin olarak değerlendirilebilmesi için yapılan röntgen testinin yetersiz kaldığı ifade edildi. Eşine emar (MR) taraması yapılmasının beklendiğini fakat MR makinesinin bozuk olduğunu da kaydeden Abdulkadirova, eşinin yalnızca su içtiğinde bile sindirim problemleri yaşadığını belirterek her öğünden önce ağrılarını dindirmek için ilaç aldığını beyan etti. SÖZDE “HİZBUT TAHRİR” DAVASI AİLELERİN PARÇALANMASINA NEDEN OLUYOR 27 Mart 2019 tarihinde Kırım’da Kırım Tatarlarının çoğunlukta olduğu Kamenka, Strohanivka, ve Bile yerleşimleriyle birlikte Akmescit’in kenar mahallelerinde Rusya Federal Güvenlik Servisi, sözde “Hizbut Tahrir” davası kapsamında 20 kişiyi alıkoymuştu. Birkaç gün sonra Rusya’nın Rostov bölgesinde 3 kişi daha tutuklanırken 3 kişi hakkında ise yasa dışı olarak yakalama kararı çıkarılmıştı. Aynı sözde dava kapsamında iki Kırım Tatarı daha alıkonulurken toplamda 25 Kırım Tatarı, “Hizbut Tahrir” örgütüne üye olmakla itham edilmişti. Sözde dava kapsamında yargılanan sanıkların çoğunun Kırım Dayanışması üyesi olduğu kaydedilirken Şaban Umerov, Remzi Bekirov, Rıza İzetov ve Raim Avyazov, Rusya Federasyonu Ceza Kanunu’nun terör faaliyetleriyle ilişkili 205. Maddesinin 5. Fıkrası kapsamında yasa dışı olarak suçlu bulunmuştu. Abdulkadirov ise 2022 yılında, sözde dava kapsamında 12 yıl haksız yere hapis cezasına çarptırılmıştı.

Rus esaretindeki Kırım Tatar kadın tutsaklar: 21 yaşındaki Elviza’nın yatağında başlayan kabus Haber

Rus esaretindeki Kırım Tatar kadın tutsaklar: 21 yaşındaki Elviza’nın yatağında başlayan kabus

Rusya’nın Kırım’ı uluslararası hukuku çiğneyerek işgal etmesinin ardından yarımadada başlatılan sistematik baskı, tecrit ve yıldırma politikaları her geçen gün boyut değiştiriyor. Kremlin rejimi, ilk yıllarda daha çok erkek aktivistleri, gazetecileri ve Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) üyelerini hedef alırken; son dönemde baskı dalgasını Kırımlı kadınlara, annelere ve genç kızlara kadar genişletti. Kırım Haber Ajansı (QHA) olarak hazırladığımız "İşgal Altında Çalınan Hayatlar: Kırım’ın Siyasi Tutsak Kadınları" özel dosya serimizin ilk bölümünde; henüz 20 yaşında bir üniversite öğrencisiyken yatağından dipçiklerle alınan, düzmece "terör" suçlamalarıyla hayatı çalınan Elviza Aliyeva’nın hikâyesini ve bir annenin adalet uğruna Kırım’dan Moskova’ya uzanan amansız mücadelesini sayfalarımıza taşıyoruz. Elviza Aliyeva, üniversite 4. sınıf öğrencisiydi. Fiolent Fabrikası'nda staj yapıp üniversiteden mezun olmaya hazırlanıyordu. Ancak evine düzenlenen baskın tüm hayallerini yıktı. Rus işgal güçleri 15 Ekim 2025 tarihinde, sabahın ilk ışıkları Kırım’ın Bahçesaray bölgesinin üzerine henüz düşmemişken, saat 04.00 sularında Aliyev ailesinin evine baskın düzenledi. Yüzü maskeli silahlı adamlar kapıları tekmelemeye başladı. Kızının hukuksuzca elinden, evinden, hürriyetinden koparıldığı günün şokunu hâlâ atlatamayan Elviza Aliyeva, o karanlık sabahı QHA'ya şu sözlerle anlattı: O sabah saat dörtte korkunç bir gürültü ile uyandım. Koridora nasıl çıktığımı, kapıyı nasıl açtığımı hâlâ hatırlamıyorum. 'Açın, polis!' diye bağırıyorlardı. Evimiz beş odalı, içeri maskeli, iri yarı bir sürü adam doluştu. Ne yapacağımı bilemedim, tam bir şok halindeydim. Kızımın giyinmesine bile izin vermediler. Elviza bana daha sonra yaptığımız görüşmelerde; ‘Uyuyordum, başıma bir şey dayadıkları için uyandım. Gözümü açtığımda silah gördüm.’ diye anlattı. Maskeli, silahlı koca adamların karşısında uykusunda, yatağında basılan 20 yaşında bir kız... Küçük oğlum 16 yaşında, onun da odasına girip yatağını sarsmaya başladılar, 'Uyan ufaklık, yeter bu kadar uyku.' diye bağırıyorlardı. Onu aşkın silahlı Rus güvenlik görevlisi evi altüst etti. Ailenin daha önce ömründe görmediği dini kitaplar, sanki oradaymış gibi "bulunarak" tutanağa geçirildi. Elviza, o sabah evinden, hayallerinden ve diplomasından koparılarak bilinmezliğe götürüldü. “YA İFTİRA ATIP 5 YIL YATARSIN YA DA 15 YIL SÜRGÜNÜNE GİDERSİN” Ertesi gün sözde mahkemeye çıkarılan Elviza Aliyeva; Esma Nimetulayeva, Nasiba Saidova ve Fevziye Osmanova adlı üç Kırım Tatar kadınıyla birlikte Rusya Ceza Kanunu'nun 205.5 maddesi uyarınca "terör örgütüne üye olmakla" suçlanarak tutuklandı. Evinde tek bir silah bulunmayan, hayatı boyunca hiçbir şiddet eylemine karışmayan üniversite öğrencisi için bu suçlama tam bir saçmalıktan ibaretti. Düzmece davanın tüm iddianamesi ise Esma Nimetulayeva'nın evine iki yıl boyunca yerleştirilen yasa dışı ses kayıtlarına dayandırıldı. Annesi, sözde “mahkeme” sürecinde maruz kaldıkları psikolojik şantajı ve Rus adalet sisteminin iki yüzlülüğünü şu sözlerle ifşa etti: İlk başta 'Bir inceleyip bırakacağız' dediler. Hep yalan. Avukatlarımız ev hapsi istedi, 'Delilleri karartırlar, şahitleri tehdit ederler' diyerek reddettiler. Ortada tek bir somut delil yok, olsaydı şimdiye cezayı çoktan kesmişlerdi. Şimdi baskı yapıyorlar; 'Suçunu itiraf et, arkadaşına karşı ifade ver. Eğer itiraf ederseniz 5 yıl ceza yer, Kırım'daki bir cezaevinde cezanızı çekersiniz. Ama terörist olmadığını savunup suçlamayı reddedersen 15 yıl 'Kolıma' sürgününe gidersin diyorlar. Kolıma Rusya'nın en ücra, en ölümcül cezaevlerinin olduğu yer... “KÜFLÜ HÜCRELER, YIRTILAN BAŞÖRTÜLERİ…” Elviza Aliyeva şu anda Akmescit’teki (Simferopol) 1 Nolu Tutukevi'nde dört kişilik bir hücrede tutuluyor. Esaret altındaki Kırım Tatar kadınlarının maruz kaldığı şartlar sadece ağır değil, aynı zamanda insanlık onurunu zedeleyici boyutta. Hücreler nem ve küf içinde, kaloriferler neredeyse hiç yanmıyor ve sıcak su yok; tutsaklar sularını küçük su ısıtıcılarıyla ısıtmaya çalışıyor. Gündüz vakti tutsakların battaniye ile örtünmesi kesinlikle yasak. Tabak, çatal kaşık gibi kişisel eşyalara el konuluyor. Daha da acısı, işgalcilerin inanç özgürlüğüne yönelik barbarca saldırılar söz konusu. Gözaltının ilk günlerinde Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) görevlisi bir kadının, tutsak kadınlardan Fevziye Osmanova'nın başörtüsü takmasını yasakladığı ve erkek görevlilerin gözü önünde başörtüsünü zorla çekip yırttığı öğrenildi. Aynı haysiyet kırıcı muamele Elviza, Esma ve Nasiba’ya da uygulandı. Buna rağmen gencecik Elviza, hücresindeki gardiyanların tehditlerine meydan okuyarak her gün gardiyanlara haber verip namazını kılmaya, inancına tutunmaya devam ediyor. Boş zamanlarında ise dil çalışmaları yaparak; İngilizcesini geliştirirken bir yandan da kendi çabasıyla Arapça ve Türkçe öğreniyor. KIRIM’DAN MOSKOVA’YA ADALET YOLCULUĞU Evlatları haksızca ellerinden alınan Kırım Tatar aileler sessiz kalmadı. İçlerinde Elviza, Nasiba ve Fevziye’nin ailelerinin de bulunduğu 16 kişilik bir heyet, Kırım genelinden topladıkları 6 bin 500 imzalı dilekçeyi teslim etmek üzere 29 Ekim'de Rusya’nın başkenti Moskova’ya doğru yola çıktı. Yolculuk tam bir psikolojik harbe dönüştü. Kırım Tatar heyet, 36 saat içinde Rus kolluk kuvvetleri tarafından tam 5 kez gerekçesiz şekilde durdurularak alıkonuldu. Moskova’ya ulaştıklarında ise Rusya İnsan Hakları Yetkilisi (Ombudsman) Tatyana Moskalkova randevu vermeyerek kapıları yüzlerine kapattı. Ardından Rusya Başsavcılığı ve Devlet Başkanlığı İdaresine gitmeye çalışan heyet, Moskova'nın göbeğinde FSB ablukasına alındı. Anne Aliyeva o tehlikeli anları şöyle anlatıyor: Savcılığa gitmeden önce bir kafede oturup bekliyorduk. Kimseye bir zararımız yoktu. Birden içeri 23 tane Aşırılıkla Mücadele Merkezi memuru daldı, her yeri arıyorlar. Bizi aradıklarını anladık. Hemen toparlandık, bizi gözaltına alıp sorgulamak istediler. Belgelerimizi şikayet dilekçelerimizi teslim etmeden hiçbir yere gitmeyeceğimizi söyledik. Sırf evrakları vermeyelim diye süreci sabote etmeye çalıştılar. Hafta sonu araya girdi ama biz gitmedik, cumartesi günü o şikayet dilekçelerini savcılığa teslim ettik. Biz uyurken bile kapımızda iki kişi bekliyordu, bizi adım adım izlediler. Ancak toplanan binlerce imzaya ve göze alınan tüm tehlikelere rağmen siyasi kadın tutsakların yakınlarının Moskova’ya yaptığı yolculuk sonuçsuz kaldı. TUTUKEVİNDE 21 YAŞINA GİRDİ Akmescit tutukevinin soğuk bir hücresinde tutulan Elviza Aliyeva, 29 Mayıs’ta 21 yaşına girdi. 8 aydır haksız yere alıkonulan genç kız son görüşmelerinde parmaklıkların arkasından annesine bakarak şu yürek burkan sözleri söyledi: Anne, en çok neye yanıyorum biliyor musun? Yanınızdayken size yeterince sarılamadığıma, size az vakit ayırdığıma yanıyorum. Şimdi yüzünüzü sadece bir kez görebilmek için tam altı ay beklemek zorunda kaldım... Aliyeva ailesi ve tüm Kırım, şimdi gencecik Elviza’nın ve esir tutulan tüm Kırımlı kadınlarının bir an önce özgürlüklerine kavuşması ve adaletin tecelli etmesi için dualarla direniyor.

Kırım Tatar aktivist Lia Gazi: Konuşmam aracılığıyla acıyı, direnci ve halkımın yaşanmışlıklarını aktarmaya çalıştım Haber

Kırım Tatar aktivist Lia Gazi: Konuşmam aracılığıyla acıyı, direnci ve halkımın yaşanmışlıklarını aktarmaya çalıştım

Norveç’in başkenti Oslo’da, 1 Haziran ile 3 Haziran 2026 tarihleri arasında tertip edilen 2026 Oslo Özgürlük Forumu’nda (Oslo Freedom Forum) dünyanın dört bir yanından birçok konuşmacı, aktivist ve sivil toplum örgütü (STK) temsilcisi bir araya geldi. Foruma katılan Kırım Tatar aktivist Lia Gazi ise Kırım Tatarlarının 2014 yılından bu yana Rus işgali altındaki varlık mücadelesinin sesini bir kez daha duyurdu. “BARIŞ, MİLLETLERİN YOK OLUŞU ÜZERİNE İNŞA EDİLEMEZ” Forumda konuşma yapan ilk Kırım Tatarı olan Gazi, “Barış, milletlerin yok oluşu üzerine inşa edilemez” (Peace cannot be built on the disappearance of entire nations) başlıklı sunumuyla uluslararası kamuoyuna seslendi. Foruma ilişkin Kırım Haber Ajansına (QHA) demeç veren Gazi, aynı zamanda forumdaki en genç konuşmacı olduğunu vurgulayarak forum süresince özgürlük adına mücadele veren insanları gözlemlediğini ve bu insanların hikâyelerinin Kırım Tatar halkı adına verdiği mücadeleye ilham olduğunu dile getirdi. “VERMEK İSTEDİĞİMİZ MESAJ ALINIYOR” Genç Kırım Tatar aktivist, “Yalnızca 4 yıl önce, uluslararası kamuoyunun dikkatini davamıza çekmek umuduyla, Kırım üzerinde farkındalık yaratmak adına çalışmaya başladım. Bugün ise dünyanın en prestijli insan hakları platformunda konuşma yaparken buldum kendimi. Benim düşünceme göre bu, vermek istediğimiz mesaj alınıyor demektir.” ifadelerini kullandı. Bununla birlikte Gazi; konuşmasının ardından birçok kişinin kendisini takdir ettiğini, birkaç kişinin ise kendisine, Kırım’ın durumuna ilk kez bu açıdan şahit olduklarını söylediğini dile getirdi. Öte yandan “Konuşmam aracılığıyla acıyı, direnci ve halkımın yaşanmışlıklarını aktarmaya çalıştım. Aynı zamanda bir an için bile olsa katılımcılara, neler yaşadığımızı ve yaşamakta olduğumuzu hissettirmeyi amaçladım.” şeklinde konuşan Gazi, Birleşik Krallık merkezli “The Guardian” gazetesinin muhabiri dâhil olmak üzere 3 gazeteciye röportaj verdiğini de kaydetti. Ayrıca Gazi, foruma katılımı sayesinde hak mücadelesinin henüz ilk basamağında olduğunu bir kez daha gördüğünü belirtti. Gazi, son olarak “Kırım’a ve Kırım Tatar halkının sesini uluslararası kamuoyunda duyurmak için mücadele etmeye devam edeceğim.” dedi.

Kırım Tatar kamuoyundaki "göç" krizinde flaş gelişme: Grup hatayı kabul etti! Haber

Kırım Tatar kamuoyundaki "göç" krizinde flaş gelişme: Grup hatayı kabul etti!

Kırım Tatarlarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı almasını hedefleyen oluşum, Kırım Tatar millî kurumlardan gelen sert eleştirilerin ardından geri adım attı. Kamuoyunda "Kremlin'in Kırım'ı Tatarsızlaştırma operasyonuna hizmet etmekle" suçlanan ve kendilerini “Vatancı” İnisiyatif Grubu olarak tanımlayan girişim bir bildiri yayımlayarak halktan özür diledi. Açıklamada, girişimin hiçbir zaman Kırım Tatarlarının Kırım’dan veya Ukrayna’dan kitlesel şekilde göç ettirilmesini hedeflemediği vurgulandı. Grup, kamuoyuna yansıyan bazı ifadeler ve tartışmaların, göçü teşvik eden ya da Kırım’a alternatif bir gelecek arayışını destekleyen bir girişim izlenimi oluşturmuş olabileceğini kabul ederek, bu algıyı ciddiyetle değerlendirdiklerini belirtti. "KIRIM, KIRIM TATAR HALKININ TARİHİ ANA VATANIYDI, HÂLÂ ÖYLEDİR VE ÖYLE KALACAKTIR" "Her şeyden önce, girişimimizin Kırım Tatarlarının Kırım veya Ukrayna'dan kitlesel olarak yeniden yerleştirilmesini organize etmeyi amaçlamadığını ve amaçlamadığını vurgulamak istiyoruz." ifadelerine yer verilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: Bazı açıklamaların, dilin ve kamuoyu tartışmalarının endişeye yol açmış ve göçü teşvik ettiğimiz veya Kırım Tatar halkının ana vatanı olarak Kırım'a alternatif aradığımız izlenimini yaratmış olabileceğini kabul ediyoruz. Eğer böyle bir izlenim oluştuysa, bunu çok ciddiye alıyor ve sorumluluk bilinciyle karşılıyoruz. Kırım, Kırım Tatar halkının tarihi ana vatanıydı, hâlâ öyledir ve öyle kalacaktır. Kırım Tatar halkının geleceğinin Kırım ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğuna ve dünyada hiçbir ülkenin Kırım'ın yerini alamayacağına dair inancı paylaştıklarını kaydeden grup, ilk amaçlarının Rus işgali, Ukrayna’ya karşı yürütülen savaş, siyasi baskılar ve diğer zorlayıcı koşullar nedeniyle farklı ülkelere dağılmış Kırım Tatarlarına destek yolları aramak olduğunu ifade etti. Açıklamada, hedefin insanlara yardım etmek olduğu, halkın göçünü teşvik edecek bir politika oluşturmak olmadığı kaydedildi. "Vatancı" İnisiyatif Grubu, Kırım Tatar Millî Meclisi ve Dünya Kırım Tatar Kongresi tarafından dile getirilen görüşlere saygı duyduklarını açıkça ifade etti. Girişim üyeleri, bazı durumlarda niyetlerini doğru şekilde anlatmak konusunda yeterli tecrübe ve siyasi olgunluk gösteremediklerini kabul ederek, yaşanan süreci önemli bir ders olarak değerlendirdiklerini ifade etti. “KİTLESEL GÖÇÜ SAVUNMUYORUZ” Grup açıklamasında şu hususların altını çizdi: "- Kırım Tatarlarının kitlesel olarak göç etmesini savunmuyoruz. - Göçü, Kırım Tatar halkının geleceğine yönelik bir strateji olarak görmüyoruz. - Alternatif bir siyasi merkez oluşturmuyoruz. - Tüm halk adına temsil iddiasında bulunmuyoruz. - Kırım Tatar halkının millî temsil kurumları olarak yalnızca Kırım Tatar Millî Kurultayı ve Kırım Tatar Millî Meclisini tanıyoruz. - Yapılan eleştirileri dikkate alıyor ve açık diyaloğa hazır olduğumuzu beyan ediyoruz." PROGRAMIN YENİ ODAĞI NE OLACAK? Grup, “Vatancı” programının yeniden şekillendirildiğini ve bundan sonraki süreçte odağın göç değil, zorunlu olarak farklı ülkelere dağılmış Kırım Tatarlarına destek verilmesi olacağını açıkladı. Yeni yaklaşım kapsamında Kırım ile bağların korunması, Kırım Tatar dilinin ve kültürünün yaşatılması, eğitim faaliyetlerinin desteklenmesi, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi ve karşılıklı yardımlaşma mekanizmalarının geliştirilmesi hedefleniyor. Açıklamanın sonunda, farklı görüşlere rağmen tüm tarafları birleştiren temel unsurun Kırım Tatar halkının geleceğine duyulan sorumluluk ve vatan Kırım’a bağlılık olduğu vurgulanarak, millî kurumlarla yapıcı diyalog ve ortak çözüm arayışlarına açık olunduğu ifade edildi.

Kırım Tatarları için Türk vatandaşlığı talep eden girişiminin organizatörü konuştu: “Yanlış anlaşıldık” Haber

Kırım Tatarları için Türk vatandaşlığı talep eden girişiminin organizatörü konuştu: “Yanlış anlaşıldık”

Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara Geçtiğimiz birkaç gün içerisinde sosyal medya aracılığıyla açılan “Kırım Tatarları: Göç ve Vatandaşlık Programı” isimli grup, büyük bir tartışma yarattı. Kırım Tatarları için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı talep eden grubun kısa sürede çok sayıda kişiye ulaşması ve beraberinde gelen tartışmalar üzerine Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov yaptığı açıklamada, söz konusu girişimi eleştirerek, bu yaklaşımın Moskova’nın Kırım’ı yerli halkı olan Kırım Tatarlarından tamamen arındırma hedefiyle birebir örtüştüğünü kaydetti. Kırım Tatarlarının göç ettirilmesi ve Türk vatandaşlığı almaları fikrini sert bir şekilde reddeden Çubarov, “Kısaca söylemek gerekirse, eğer II. Katerina ya da Stalin bugün hayatta olsalardı, bu fikri ortaya atanları ilk tebrik edenler arasında yer alırlardı.” ifadelerini kaydetti. Kırım Haber Ajansı (QHA), Kırım Tatarlarının Türk vatandaşlığı alabilmesi maksadıyla sosyal medyada oluşturulan grubun organizatörü İsmail Osmanov'a ulaşarak, yapının temel amaçlarını ve nihai hedeflerini sordu. İşgal altındaki yarımdada Rusya'nın tatbik ettiği "Kırım'ı Tatarsızlaştırma" politikasına hizmet edeceği yönünde eleştiriler alan oluşumun kurucusu, yanlış anlaşıldıklarını belirterek temel amaçlarını aktardı. OSMANOV: KIRIM TATARLARINI GÖÇE ÇAĞIRMIYORUZ İsmail Osmanov, kamuoyunda yaşanan tarışmalar ile birlikte kendilerinin, Kırım Tatarlarını Kırım'dan Türkiye'ye göç etmeye davet eden bir pozisyonda algılandığını ancak böyle bir maksat taşımadıklarını vurguladı. "Kırım Tatarlarını göçe çağırmıyoruz. Biz, hiçbir yerde bu ya da benzeri bir ifade kullanmadık" diyen İsmail Osmanov, sadece 2014'ten bu yana Kırım'dan çıkanlar için karşı karşıya kalınan ve çözülemeyen sorunlara bir şekilde çözüm bulmayı hedeflediklerini kaydetti. UZUN DÖNEM İKAMET ÖNEMLİ AMA SORUNLAR BİTMEDİ "Allah razı olsun, Türkiye Cumhuriyeti bizlere uzun dönem ikamet izni tanıdı ve bizi birçok sorundan kurtardı." şeklinde konuşan Osmanov, bu uygulama ile yıllık ya da iki yılda bir izin yenilenme ve sigorta mecburiyetinden muaf tutulduklarını belirtti. Bununla birlikte bazı temel sorunlarla baş başa kaldıklarını belirten Osmanov, özellikle çalışma hayatı ve sağlık hizmetlerine erişim konusunda güçlükler yaşadıklarını kaydetti. Diploma denkliği konusunun başlı başına bir sorun olduğunu ancak istihdam edilme süreçlerinin Türk vatandaşlarından farklı ve daha maliyetli bir prosedür gerektiğinden bazı işverenlerin yabancı statüsündeki kişileri işe almak istemediğini, diploma denkliği alan kişilerin dahi bu nedenle iş bulmakta zorlandığını dile getirdi. Sağlık alanında da sorunlar yaşandığını belirten Osmanov, iş bulunamaması sonucu sigortası olmayan ailelerin yüksek sağlık giderleriyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Bu ve benzeri sorunların çözümü için bir araya geldiklerini belirten Osmanov, sosyal medyada hayata geçen girişimin ortaya çıkmasının temel nedenlerinin bunlar olduğunu dile getirdi. BURSA MİLLETVEKİLİ İLE TEMAS KURULDU Osmanov, yaşanan sorunların çözümü için çeşitli temaslarda bulunduklarını belirterek, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK PArti) Bursa Milletvekili Osman Mesten ile de görüştüklerini açıkladı. Görüşmede vatandaşlık konusunun gündeme geldiğini aktaran Osmanov, milletvekilinin kendilerine Türkiye’nin bazı bölgelerinde nüfusun artırılmasına yönelik çeşitli programların zaman zaman değerlendirilebildiğini anlattığını söyledi. Osmanov, bu görüşmenin ardından kaç kişinin böyle bir talebe destek vereceğini görmek amacıyla söz konusu grubun kurulduğunu ifade etti. “10 BİN KİŞİ HEDEFİ YANLIŞ YORUMLANDI” Tepki çeken “10 bin kişi” hedefinin de yanlış anlaşıldığını savunan Osmanov, bunun Kırım’dan insan taşımaya yönelik bir plan olmadığını söyledi. Osmanov, grup içerisinde yaşanan tartışmalar sırasında daha fazla kişinin sürece katılmasını teşvik etmek amacıyla bu ifadeyi kullandığını belirterek, “Amaç sesimizi daha güçlü duyurabilmekti.” dedi. “AMACIMIZ TÜRKİYE’DE YAŞAYAN KIRIM TATARLARININ SORUNLARI” Osmanov, girişimin yalnızca Türkiye’de yaşayan veya Türkiye’ye yerleşmiş Kırım Tatarlarını ilgilendirdiğinin altını çizerek, son dönemde özellikle Rusya tarafından baskı gören siyasi mahkûmların ailelerinin Türkiye’ye geldiğini ve bu kişilerin barınma, iş ve sosyal destek konularında çeşitli sorunlarla karşılaştığını söyledi. Bu ailelere destek olmaya çalıştıklarını ifade eden Osmanov, vatandaşlık konusunun da bu sorunların çözümüne katkı sağlayabileceği düşüncesiyle gündeme geldiğini kaydetti. “DEVLET DESTEĞİ OLURSA SORUNLAR HAFİFLER” Türkiye’ye gelen Kırım Tatarlarının büyük bölümünün burada kalıcı bir yaşam kurmaya çalıştığını belirten Osmanov, amaçlarının yeni göçleri teşvik etmek değil, mevcut topluluğun yaşam koşullarını iyileştirmek olduğunu söyledi. Osmanov, “Biz Kırım’daki insanlara gelin çağrısı yapmıyoruz. Ancak buraya gelmiş, burada yaşam kurmaya çalışan insanların sorunlarının çözülmesini istiyoruz.” ifadelerini kullandı. QHA'nın sorusu üzerine mevcut sorunların Ukrayna'nın Ankara Büyükelçiliği ile paylaşılıp paylaşılmadığı konusunda ise Osmanov, Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl'in Bursa ziyaretinde kendilerine aktardıklarını ve sorunların gündeme taşınması nokrasında söz aldıklarını belirtti. KREMLİN, TÜRK YURDU KIRIM'I TÜRKSÜZLEŞTİRMEYİ HEDEFLİYOR Rusya, 2014 yılında Kırım'ı işgal etmesi sonrasında ilk olarak, yarımadasının aslî sahibi olan Kırım Tatarlarını hedef aldı. Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve KTMM Başkanı Refat Çubarov başta olmak üzere millî davanın önde gelen isimlerinin Kırım'a girişini yasakladıktan sonra KTMM dahil olmak üzere tüm millî kurum ve kuruluşları yasakladı. Hukuksuz uygulamaların birbirini takip ettiği Kırım'da çok sayıda Kırım Tatarı siyasi ve dini baskılar sonucu düzmece davalar ile alıkonuldu. 20 yıla varan hapis cezaları ile yasa dışı şekilde mahkûm edilen en az 151 Kırım Tatarı hâlen özgürlüğünden mahrum şekilde Rus cezaevlerinde bulunuyor. 2022 yılında Ukrayna'ya yönelik olarak başlatılan ve halen devam eden topyekûn işgal girişimi sürecinde ise söz konusu baskılar artarak devam etti. Başlangıçta yalnızca Kırım Tatar erkekler hedefteyken, son dönemde kadınlar da uydurma sebeplerle yasa dışı şekilde alıkonulmaya başladı. Öte yandan savaş süresince Kırım Tatar gençler, seberberlik adı altında Rus ordusuna zorla alınarak kendi devletleri olan Ukrayna'ya karşı savaşmaya zorlandı. Tüm bu koşullar altında, adeta yarı açık bir cezaevine dönüştürülen Kırım Yarımadası'ndan çeşitli tahminlere göre yaklaşık 50 bin Kırım Tatarı, zorunlu olarak başta Türkiye olmak üzere Avrupa ve Amerika'daki çok sayıda ülkeye çıkmak zorunda kaldı. Vatandan ayrılmanın acısını adeta ikinci bir sürgün olarak yaşayan Kırım Tatarları, ayrıca gittikleri ülkelerde bir çok sorunla karşı karşıya kalıyor.

Hıdırellez 2026: UNESCO Mirası gelenek ve oyunlara deniz kıyısında büyük ilgi Haber

Hıdırellez 2026: UNESCO Mirası gelenek ve oyunlara deniz kıyısında büyük ilgi

Romanya Türk-Tatar toplumu üyelerini ve çok sayıda ziyaretçiyi bir araya getiren Hıdırellez Festivali, Romanya Müslüman Tatar Türkleri Demokrat Birliği (UDTTMR) Başkanı Naim Belgin’in organizatörlüğünde, Venus tatil beldesinin Turkuaz (Turquoise) Plajı’nda düzenlendi. Romanya Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) Millî Komisyonunun (CNR-UNESCO) himayesinde düzenlenen ve Romanya Kültür Bakanlığı tarafından finanse edilen etkinlik, ayrıca Köstence Radyosu (Radio Constanța) ile Alpha Media medya ortaklığıyla desteklendi. SOMUT OLMAYAN KÜLTÜREL MİRAS KORUNUYOR Gastronomi, el sanatları ve Türk halklarının somut olmayan kültürel mirasının bir araya geldiği canlı bir gelenek aktarımı gerçekleştiği festival, 29–31 Mayıs tarihleri arasında tertip edildi. Festivalin ana etkinliği, halka yönelik en önemli kültürel ve sanatsal programların yer aldığı 30 Mayıs Cumartesi günü gerçekleştirildi. Doğanın yeniden canlanışını ve yaz mevsiminin gelişini kutlandığı günde, topluluk üyeleri ve ülkenin dört bir yanından binlerce ziyaretçi bir araya geldi. Festivalin açılış konuşmasını Belgin yaparken bayramın derin anlamı ise CNR-UNESCO temsilcisi Codrin Tăut tarafından vurgulandı. Hıdırellez’in dünya çapındaki benzersizliği ve somut olmayan kültürel mirasın korunmasının önemi de dile getirildi. UNESCO MİRASI OYUNLARI VE İNTERAKTİF ATÖLYELER ÇOCUKLAR VE GENÇLERİN GÖZDESİ OLDU Festivalin en önemli cazibe noktalarından biri, UNESCO kültürel mirası kapsamında yer alan tarihî oyunların yarışmaları ve gösterileri oldu. Çocuklar ve gençler; toguz kumalak, bestemşe (bestemshe), göçürme (mangala), aşık atma, kol güreşi, tarihî okçuluk, güreş (geleneksel güreş gösterisi), arkan tartıu (halat çekme) ve tayak tartış (sopa çekme) gibi geleneksel sporları tanıma ve uygulama fırsatı buldu. Projenin eğitsel ve gastronomik boyutu, el sanatları atölyeleri ve geleneksel mutfak gösterileriyle tamamlandı. Ziyaretçiler, özgün Türk-Tatar lezzetlerini keşfetme ve tatma fırsatı elde etti. Türkistan coğrafyasının simgesel yemeklerinden biri olan; pirinç, et, havuç, kuru üzüm, sarımsak ve biberle hazırlanan; Özbekistan ile Tacikistan’ın mutfak gelenekleri kapsamında, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan pilav ise Menabit Özghiun tarafından sunularak büyük beğeni topladı. Musafir Efendi Bistro da UDTTMR Bükreş Şube Başkanı Dr. Metin Ömer’in katkılarıyla çibörek, cantık, sarburma ve köbete gibi geleneksel Tatar ve Türk yemeklerini katılımcılara sundu. KÜLTÜREL ORTAKLIKLAR VE GELENEKLER ARACILIĞIYLA BİRLİKTELİK RUHU HİSSEDİLDİ Ziyaretçilerin hat sanatı ve deri işçiliğini yakından tanıma fırsatı bularak Tatar toplumunun kültürel mirasına daha da yaklaştığı festivalin Türk dünyasına özgü misafirperverlik atmosferi, festival boyunca katılımcılara ikram edilen çay ve Türk kahvesiyle tamamlandı. Türk kahvesi kültürü ve geleneği ise 2013 yılından bu yana UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’nde yer almakta olup sohbetin, diyaloğun ve misafirperverliğin sembolü olarak kabul ediliyor. Festivalin bölgeler arası ve sınır ötesi boyutu; Romanya’nın Prahova iline bağlı Măneciu Belediye Başkanı Florin Auras Dragomir ve Belediye Başkan Yardımcısı Daniela Devesel, Moldova Cumhuriyeti’nin Copceac (Tatar Kıpçak) Belediye Başkanı Oleg Garizan ile Comrat Belediye Başkanı Serghei Anastasov’un katılımıyla onurlandırıldı. Konuklar, kültürel ortaklıkların ve gelenekler aracılığıyla birlikteliğin önemine dair güçlü mesajlar verdi. GENÇLER KÜLTÜRLERARASI EĞİTİMİN MERKEZİNDE Yeni nesillerin eğitimi ve UNESCO mirasının tanıtılmasına önemli katkılar sağlayan eğitim ortakları arasında Bükreş 162 No’lu Ortaokulu ile Prahova ilindeki “Ferdinand I” Koleji yer aldı. Böylece proje, kültürel çeşitliliği diyalog ve karşılıklı saygı alanına dönüştürme hedefini başarıyla gerçekleştirdi. İnteraktif atölyeler ve gösteriler ise Nokors Tarihî Canlandırma Grubu, Ignis Vultus Tarihî Canlandırma Grubu, Tomis Constanța Kültür Derneği ve SENTO Derneğinin desteğiyle düzenlendi. ÇOKKÜLTÜRLÜ GÖSTERİ VE ATALARIN ATEŞİ RİTÜELİ Akşam programı, büyük beğeni toplayan geleneksel müzik ve halk dansları şöleniyle taçlandırıldı. Dombra eşliğinde ünlü sanatçı Dr. Mesut Baubek, sevilen Türk-Tatar ezgileriyle Elfin Receb, ardından Moldova Cumhuriyeti’nin Kıpçak bölgesinden gelen sanatçılar ve Köstence iline bağlı Albești’den “Plai de Dor” halk dansları topluluğu plaj terasında sahne aldı. Festival, plajda geleneksel “ataların ateşi”nin yakılmasıyla sembolik olarak sona erdi. Tören kapsamında gerçekleştirilen ateş üzerinden üç kez atlama ritüeli; arınmayı, doğanın yeniden doğuşunu ve atalarla olan bağın sürekliliğini simgeleyen kadim bir gelenek olarak yaşatıldı. Program kapsamında, festivalin organizasyonunda ve yürütülmesinde görev alan katılımcılara yönelik Cuma ve Pazar günleri de özel etkinlikler ve buluşmalar düzenlenerek tamamlandı. HIDIRELLEZ’İN (QIDIRLEZ) ÖYKÜSÜ Geleneksel olarak 6 Mayıs’ta kutlanan Hıdırellez, kökenlerini eski bir ikilik kültünden alıyor. Efsaneye göre ise insan hayatının ve suların koruyucuları olan Hızır ile İlyas’ın, yılda yalnızca bir kez buluşması yazın başlangıcını ve yenilenmeyi müjdeliyor. Bayram; güçlü sanatsal ve toplumsal dayanışma unsurları nedeniyle UNESCO tarafından uluslararası düzeyde Somut Olmayan Kültürel Miras olarak tanınıyor.

Dombra sanatçısı İsmailova: Kırım Tatar müziğini sadece bir halkın değil, bütün Türk dünyasının ortak manevi mirası olarak görüyorum Haber

Dombra sanatçısı İsmailova: Kırım Tatar müziğini sadece bir halkın değil, bütün Türk dünyasının ortak manevi mirası olarak görüyorum

Babaannesi Kırım Tatarı, annesi Azerbaycan Türkü, eşi ise Ahıska Türkü olan Kazakistan doğumlu dombra sanatçısı Maya İsmailova; Türk dünyasının dört bir yanından izler taşıyan müzik hayatı ve Kırım Tatar müziği başta olmak üzere Türk dünyasının müzik bağlamındaki ortak kültürel mirası üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “BİZİ BİRBİRİMİZE BAĞLAYAN ÇOK GÜÇLÜ BİR KÜLTÜREL MİRAS VAR” Müzik yolculuğunun çocukluk yıllarına dayandığını belirten Maya İsmailova, “Elime geçen her şeyi dombra gibi tutup çalar, kendi kendime ezgiler çıkarırdım. Bunu gören annem ve babam, müziğe olan ilgimi fark ederek bana bir dombra satın aldılar. Dombra ile tanışmam hayatımın dönüm noktalarından biri oldu.” ifadelerini kullandı. On iki yaşındayken ise Almatı'da düzenlenen büyük bir Türk dünyası festivaline katılma fırsatı bulduğunu dile getiren İsmailova, “Bu, hayatımdaki ilk büyük ulusal sahneydi.” dedi. KIRIM TATAR, NOGAY, AZERBAYCAN VE KIRGIZ MÜZİKLERİNDE ORTAK KÖKLERİN İZLERİ Bununla birlikte dombra çalmakta gösterdiği sebat ile aynı zamanda geleneksel Türk müziğinin ve ozanlık geleneğinin derin dünyasını da tanımaya başladığını belirten İsmailova, “Her destanın, her türkünün arkasında bir halkın tarihi, kaderi ve dünya görüşü olduğunu fark ettim. Beni Türk dünyasının müziğine yönlendiren de işte bu keşif süreci oldu. Kazak destanlarını ve termelerini dinledikçe Nogay, Kırım Tatar, Kırgız ve Azerbaycan müziklerinde de aynı ruhun ve ortak köklerin izlerini görmeye başladım. O zaman anladım ki farklı coğrafyalarda yaşasak da bizi birbirimize bağlayan çok güçlü bir kültürel miras var.” şeklinde konuştu. Öte yandan Türkiye’de cura sazıyla tanışmasının kendisi adına çok kıymetli bir tecrübe olduğunu ifade eden İsmailova, bu çalgının dombraya olan benzerliğine dikkat çekerek “Sesi, yapısı ve icra tekniği bakımından Kazakların dombırasına çok benzemesi beni gerçekten hayran bıraktı. Bu benzerlik, iki halkın ortak tarihî köklerini, göçebe yaşam kültürünü ve manevi yakınlığını bir kez daha hissettirdi.” dedi. “KIRIM'IN HÜZNÜ DE, NOGAYLARIN DESTANLARI DA, AZERBAYCAN'IN MAKAMLARI DA BİRLİKTE YANKILANMALIDIR” İsmailova, müziğinde Türk dünyasına ait kültürel çeşitliliğin kaynağının çok kültürlü ve uluslararası bir aile ortamında büyümesi olduğunu dile getirdi. “Göbek bağım Kazak toprağına düştü, Kazak bozkırlarında yetiştim. Çocukluğumdan itibaren farklı halkların şarkılarını dinleyerek, kültürlerini tanıyarak ve tarihlerini öğrenerek büyüdüm. Bu yüzden kendimi yalnızca bir kültürün değil, tarihleri ve kaderleri birbirine bağlı büyük Türk dünyasının bir evladı olarak görüyorum.” şeklinde konuşan müzisyen, müziğindeki çeşitliliğin iç dünyasından doğal olarak ortaya çıktığını ifade etti. Bunun yanı sıra İsmailova, Türk dünyasının kültürünün birbirinden ayrı parçalar değil, aynı kökten beslenen büyük bir çınarın dalları gibi olduğu, dallar farklı yönlere uzansa da köklerin ortak olduğu düşüncesini vurgulayarak şu ifadelere yer verdi: Sanatım aracılığıyla Türk dünyasının farklı seslerini aynı potada buluşturmayı ve yüzyıllardır devam eden ortak ruhu görünür kılmayı amaçlıyorum çünkü benim için müzik, sadece bir sanat değildir. Müzik; halkları birbirine yaklaştıran, geçmiş ile bugünü buluşturan ve gönüller arasında köprü kuran manevi bir dildir. O köprünün üzerinde Kazak bozkırlarının sesi de, Kırım'ın hüznü de, Nogayların destanları da, Azerbaycan'ın makamları da, Kırgızların ezgileri de birlikte yankılanmalıdır. İşte benim müziğimde aradığım ve yaşatmaya çalıştığım ruh budur. “BU ESERLERIN KONUSU TARİH, MİLLET HAFIZASI VE TÜRK DÜNYASININ ORTAK RUHUYDU” "Biz Türküz", "Göç" ve "Baybars Baba" eserlerinin ortaya çıkış hikâyesinin birbirine oldukça benzediğini belirten İsmailova, bu eserler için beste yapmanın kendisi için sadece teknik bir müzik çalışması olmadığını kaydetti. “Bu eserlerin konusu tarih, millet hafızası, atalarımızın mirası ve Türk dünyasının ortak ruhuydu. Böyle bir konuya yüzeysel yaklaşmak mümkün değildi. Bu yüzden her notaya, her ezgiye ve her duyguya büyük bir sorumlulukla yaklaştım.” şeklinde konuşan İsmailova, "Biz Türküz" eserinde Türk halklarının ortak köklerini, ortak ruhunu ve birlik duygusunu; "Göç"te yüzyıllar boyunca süregelen yolculuğu, değişimi, arayışı ve kuşaklar arasındaki bağı; "Baybars Baba"da ise sadece büyük bir liderin cesaretini ve kararlılığını değil, onun şahsında bütün Türk dünyasının gücünü ve ruhunu göstermeyi amaçladığını dile getirdi. Bununla birlikte İsmailova, “Benim için bu eserlerin en önemli amacı, dinleyicilerin yüreğinde kendi tarihine, kültürüne ve Türk dünyasına karşı bir aidiyet ve gurur duygusu uyandırabilmektir çünkü insan geçmişini tanıdıkça kim olduğunu daha iyi anlar; köklerini bildikçe geleceğe daha sağlam adımlarla yürür.” dedi. “TÜRK HALK MÜZİĞİNİN NE KADAR ZENGİN OLDUĞUNU İLK ÖNCE KENDİ HALKIMIZA TANITMAMIZ LAZIM” “Türk dünyasının müziğini basit pop, hip-hop, rap tarzlarıyla aktarmak imkansızdır. Ben burada diğer türlerin kötü ya da zayıf olduğunu söylemiyorum. Karşılaştırılması bile doğru değil diye düşünüyorum.” şeklinde konuşan İsmailova, bunun asıl sebebinin Batılıların kullandığı popülerize etme (tanıtma) yöntemleri olduğunu kaydetti. Batılıların kullandığı yöntemleri Türk dünyasının da kullanması gerektiğini dile getiren İsmailova, “O yöntemler sayesinde Türk halk müziğinin ne kadar zengin, güzel ve zarif olduğunu ilk önce kendi halkımıza, daha sonra da tüm dünyaya tanıtmamız ve sevdirmemiz lazım. Evet ama sütün kaymağını bozmadan sentez yapmamız, boşlukları doldurmamız gerekliliği de doğru olurdu. Bu etno-folk türünü daha da güçlendirir, tamamlar, geliştirir ve kaliteli bir dünya yaratır, folklor ve halk müziği de dar koridorlardan çıkmaya başlayacaktır. Bu yönde büyük yatırımlar yapıp yaygınlaştırmamız lazım.” dedi. “EN UNUTULMAZ AN, GÖZYAŞLARINI TUTAMAYAN İNSANLARIN SAMİMİ TEPKİLERİDİR” Türkiye'de, Kazakistan'da ve diğer birçok Türk ülkesinde sahne alma ve çeşitli kültürel etkinliklere katılma fırsatı elde eden yetenekli müzisyen, kendisi adına en unutulmaz anların yurt dışında yaşayan kardeş Türk halklarıyla buluştuğu zamanlar olduğunu ifade etti. Yurt dışında yaşayan kardeş Türk halklarının kültürlerine olan bağlılığını ve millî mirasa duyduğu saygıyı gördükçe Türk dünyasının ortak kültürel değerlerinin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladığını kaydeden İsmailova, şu değerlendirmelerde bulundu: Bu yüzden benim için en unutulmaz an, belirli bir konser ya da belirli bir sahne değil; memleketlerinin ezgilerini duyduklarında duygulanıp sevinen, bazen de gözyaşlarını tutamayan insanların samimi tepkileridir. İşte bu duygular, sanat yolculuğumun en büyük ödülü ve ilham kaynağı olmaya devam ediyor. “KIRIM TATAR MÜZİK GELENEKLERİ, KIPÇAK MEDENİYETİNİN ORTAK KÜLTÜREL MİRASINA KADAR UZANIYOR” “Kırım türküleri ve Kırım Tatar müziğini sadece bir halkın değil, bütün Türk dünyasının ortak manevi mirası olarak görüyorum.” ifadelerini kullanan müzisyen, bu müzikte yüzyılların birikimi, halkın tarihi, kaderi, sevinci, hüznü ve ruhunun yaşamakta olduğunu dile getirdi. Öte yandan İsmailova, “Benim damarlarımda doğuştan, babamın kanıyla ve annemin sütüyle birlikte Azerbaycanlı ve Tatar ninelerimin ninnileri dolaşıyor. O ezgiler hâlâ kulaklarımda yankılanır. Ninem Kırım garmonu eşliğinde şarkılar söylerdi, ben de onlara eşlik ederek dans ederdim. Özellikle hikâye anlatan, hareketli ritimli şarkılar beni çok etkilerdi.” değerlendirmesini yaparak bu geleneklerin birçoğunun zamanla unutulmaya yüz tuttuğuna dikkat çekerek Kırım Tatar şarkılarını ve garmon eşliğindeki geleneksel icra kültürünü sürdüren gençlerin sayısının da bugün oldukça az olduğunu, hatta bazı türlerin neredeyse yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunun altını çizdi. Öte yandan müzisyen, “Kırım Tatar ve Kazak müzik geleneklerinin kökleri, Kıpçak medeniyetinin ortak kültürel mirasına kadar uzanıyor. Bu bağ hiçbir zaman kopmamış, bugün de yaşamaya devam etmektedir. Dilde, ezgide, icra üslubunda ve manevi dünyada büyük benzerlikler bulunmaktadır.” şeklinde konuştu. Ayrıca bu mirası seven ve yaşatmak isteyen gençlerin sayısı artarsa sadece Kırım Tatar müziği değil, bütün Türk dünyasının geleneksel müzik türlerinin yeniden canlanacağını kaydeden İsmailova, şu ifadelere yer verdi: Kırım müziği, Kazak müziği, Azerbaycan müziği ve Kıpçak halklarından günümüze ulaşmış diğer kültürel miraslar, Türk dünyasının en değerli hazineleri arasında yer almaktadır. Her birinin kendine özgü sesi, tarihi ve ruhu vardır. Bu mirası hiçbir güç yok edemez; onun geleceği ve devamlılığı, bugün yetişen genç nesillerin ellerindedir. Gençler, kendi köklerini tanıyıp kültürel değerlerine sahip çıktıkları sürece Türk dünyasının manevi mirası sonsuza dek yaşayacaktır.

Ceyhun Nabi: Gaspıralı’nın şiarı diğer halkların da yaşaması, kendini ifade etmesi yönündedir Haber

Ceyhun Nabi: Gaspıralı’nın şiarı diğer halkların da yaşaması, kendini ifade etmesi yönündedir

Cumhuriyet Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı ve bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ilk başbakanı Nesib Bey Yusufbeyli’nin hayatını ve Şefika Gaspıralı ile olan aşkını konu alan “Alevlenen Aşk: Cumhuriyet ve Şefika Sultan” (Alovlanan Eşq: Cümhuriyyət və Şəfiqə Soltan) belgesel romanının yazarı Ceyhun Nabi; kitabı, Türk kadın hareketinin öncüsü Şefika Gaspıralı’nın Azerbaycan günleri ve Türk aydınlanmasının en önemli isimlerinden İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarı üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “ŞEFİKA HANIM’IN AZERBAYCAN GÜNLERİ İKİ DÖNEMDEN İBARETTİ” “Şefika Hanım’ın Azerbaycan günleri, bildiğimiz gibi iki dönemden ibaretti. Birincisi evlilik dönemi. Ki bu, iş dönemine denk gelmektedir. Onun evlatları Niyazi ve Zöhre de Azerbaycan’da ilk yaşadığı döneme denk gelmektedir. Sonraki dönem de 1918 yılında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti ilan edildikten sonra Azerbaycan’a geldiği döneme tesadüf etmektedir.” ifadelerini kullanan Azerbaycanlı araştırmacı yazar, Şefika Gaspıralı’nın Azerbaycan’da olduğu dönemde eşi Nesib Bey Yusufbeyli’den ayrıldıktan sonra Kırım’a döndüğünü ve bir müddet Kırım’da yaşadığını kaydetti. Nabi, bununla birlikte Şefika Gaspıralı’nın Kırım Tatar Millî Kurultayının ilk oturumunda 76 milletvekilinin katıldığı Başkanlık Divanı seçimlerine de katıldığını ve seçimler neticesinde Numan Çelebi Cihan, Cafer Seydahmet, Abdülhâkim Hilmi, Hacı Bedrettin Bey ile birlikte Başkanlık Divanı’nın tek kadın üyesi olduğunu hatırlattı. Şefika Gaspıralı’nın Kırım Tatar Millî Kurultayındaki 5 kadın milletvekilinden biri olduğunu da vurgulayan Nabi, bu durumun Türk dünyası için bir ilk olduğuna dikkat çekerek “Azerbaycan (Halk) Cumhuriyeti’nin parlamentosunda kadın milletvekilleri temsil edilmemişti ama Kırım (Halk) Cumhuriyeti parlamentosunda (Kırım Tatar Millî Kurultayı) 4 kadın milletvekilinin temsil edildiğini görmekteyiz.” şeklinde konuştu. “KADIN HAKLARIYLA BAĞLI GİRİŞİMLERDE ŞEFİKA HANIM’IN EMEĞİ VAR” Nabi, Şefika Gaspıralı’nın Azerbaycan’da yaşadığı ilk dönem boyunca Azerbaycan’da birkaç hayriye teşkilâtları oluşturulması girişiminde bulunduğunu da kaydederek “O dönemde Çarlık Rusyası’nda artan baskılar sebebiyle bunları hayata geçirmek mümkün olmamıştı. Hem dinî otoritenin, dinî nezaretin, mollaların, din hâdimlerinin ve Rus İmparatorluğu’nun tesirleri buna imkân vermemişti. Dolayısıyla Azerbaycan’da bu tür teşebbüslerin hayata geçirilmesi mümkün olmamıştı ama Şefika Hanım’ın Azerbaycan’daki ikinci dönemine denk gelen Azerbaycan (Halk) Cumhuriyeti dönemi de kadınların seçme ve seçilme hakkının hayata geçirilmesi, Nesib Bey Yusufbeyli’nin başbakanlık dönemine tesadüf etmektedir. İki dönemde de kadın haklarıyla ve kadınların eğitim almasıyla bağlı girişimlerde Yusufbeyli’nin eşi Şefika Hanım’ın emeği var.” ifadelerini kullandı. Şefika Gaspıralı’nın önce Azerbaycan’dan ayrılsa da kendisinin Azerbaycan’da olan yakınları; Yusufbeyli’nin kardeşlerinin Şefika Gaspıralı ile bağlantıda kaldığı ve mektuplaştığını kaydeden Nabi, “Şefika Hanım’ın Azerbaycan’ı terk etmesi onlarda büyük bir üzüntüye yol açmıştı. Biz bu mektuplarda da bunu görebilmekteyiz. Merhum araştırmacı Nazif Qehremanlı, bu mektupların birkaçına kendi kitabında yer vermiştir.“ dedi. “DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK”, YALNIZCA TÜRK MODERNLEŞMESİNE KATKI SAĞLAMADI “İsmail Bey Gaspıralı’nın bütün Rusya Müslümanları tarihinde hizmetleri var. Bu, Tercüman gazetesinin faaliyete başlaması ile başladı çünkü bildiğimiz gibi 1875 yılında Azerbaycan’da ‘Ekinci’ gazetesi faaliyete başladı ama bu gazete, Tercüman gazetesi kadar tesirli olmadı çünkü çok kısa bir dönemde faaliyet gösterdi, sonra da sansür sebebiyle kapatıldı.” şeklinde konuşan Nabi, buna karşın Tercüman gazetesinin 1883’ten 1917 yılına kadar uzanan bir yayın hayatı olduğuna dikkat çekerek gazetenin Rusya arazisinde yaşayan bütün Türk toplumuyla birlikte yakın civarda yaşayan diğer toplumları da etkisi altına aldığını belirtti. “Özellikle Osmanlı ve İran arazisinde, hatta Mısır’a kadar bu neşrin Müslüman toplumuna tesirleri oldu çünkü Tercüman gazetesindeki yazılar yalnızca Türk modernleşmesi değil, İslam modernleşmesini de ele alıyordu. Onun da etkileri, ister istemez diğer Müslüman toplumlarında da görülüyordu.” ifadelerine yer veren Nabi, Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarına da dikkat çekti. “TÜRK TOPLUMLARI, UMUMİYETLE ‘TÜRK’ OLARAK ADLANDIRILMALIDIR” Rusya arazisinde yaşayan Türk toplumlarının o zamanlarda yalnızca Müslüman kimliği, bazı Türk toplumlarının da Tatar kimliği altında kabul edildiğini belirten Nabi, “Bildiğimiz gibi bütün bu Türk toplumları, umumiyetle ‘Türk’ olarak adlandırılmalıdır, kabul edilmelidir. Sonraki Sovyet döneminde de bu toplumların muhtelif adlar altında parçalandığını görüyoruz: Azerbaycanlı, Özbek, Türkmen, Tatar ve diğer adlar altında onları böldüklerini görüyoruz. Türk toplumlarının birliğini, bir ideali dile getirmesini ve gelecekte birleşmesine engel olmak amacıyla bu politika hayata geçirilmişti.” dedi. Nabi, buna karşın Gaspıralı’nın Türk toplumlarının modernleşmesinin temelini, söz konusu şiar ile attığını dile getirerek bu şiar doğrultusunda Türk toplumlarının birbirlerinin dillerini, âdet ile anânelerini ve yaşam tarzlarını öğrenerek ortak bir bilinç ile hareket etmelerinin amaçlandığını kaydetti. 1917 yılında gerçekleşen Bolşevik İhtilali’nden sonra Türk toplumlarının yaşadığı arazilerde yeni Türk devletlerinin kurulduğunu hatırlatan Nabi, bu devletlerin oluşturulmasında rolü olan Numan Çelebicihan, Cafer Seydahmet, Nesib Bey Yusufbeyli, Alimerdan Bey Topçubaşov, Ayaz İshâkî, Sadri Maksudî Arsal ve Hidrullah gibi isimlere dikkat çekti. Bu isimlerin Gaspıralı’nın ideallerinin gerçekleşmesi uğrunda mücadele ettiğini ve Gaspıralı’nın fikirleriyle yaşattığı değerlerinden istifade ettiğini ifade eden Nabi, “İlk bağımsız ve demokratik Türk devletlerinin kurulmasında bu isimlerin faaliyeti, özellikle göz önünde bulundurulmalıdır.” değerlendirmesini yaptı. NABİ, KIRIM’DA RUSYA'NIN YAŞATTIĞI HAKSIZLIKLARA VE ZULÜMLERE DİKKAT ÇEKTİ “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarının Azerbaycan’da bulduğu karşılık üzerine Nabi, şu ifadelere yer verdi: Bugün Azerbaycan’da bu şiarın gerçekleştirilmesi uğrunda mücadele eden birkaç içtimai kurum ve siyasi çevre var; onlar, bu istikamette işler görmeye çalışmaktadır. Bugün birkaç Türk toplumu kendi bağımsızlığını ilan etmiş durumdadır. Bu süreç (‘Dilde, fikirde, işte birlik’) devlet seviyesinde hayata geçirilmelidir. Birkaç gayri hükûmet teşkilatı (sivil toplum kuruluşu) bu istikamette iş görmekte ama biz, devletler seviyesinde bu işin ne derecede hayata geçirildiğine ve ne derecede verimli olduğuna tam olarak şahit olamamaktayız. Bildiğiniz gibi bugün Kırım, Rus işgali ve etkisi altındadır. Onlar (Kırım Tatarları) kendi kültürel faaliyetlerini, içtimai siyasi faaliyetlerini hayata geçirememektedir; tamamıyla takip altında olup hapsedilmekte ve hapishanelerde işkencelere maruz kalmaktadırlar. Bugün İsmail Bey Gaspıralı’nın ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ şiarının karşılık bulabilmesi için Türk toplumları, Kırım’da ve diğer Türk arazilerinde baş veren haksızlıkları ve zulümleri görmüyorlarsa bu şiar, gerçekte ne kadar karşılık bulabilir? Durum böyleyken biz, bu istikamette hayata geçirilen işlerimizde samimi değiliz. İster Türkiye, ister Azerbaycan, ister Kazakistan, ister Özbekistan, ister Türkmenistan olsun; fark etmez. Bağımsız bir Türk devleti, bu istikamette faaliyette bulunmalı, Rus etkilerini tamamıyla azaltmalıdır. Bununla birlikte Gaspıralı’nın şiarında dilde birliğin vurgulandığını dile getiren Nabi, “Dilin önemi, rolü çok büyük. Biz bunu dikkate almıyoruz. Biz bunu dikkate almazsak Türk toplumları nasıl birleşsin, nasıl yakınlaşsın? Siyasi yakınlaşma anlaşılabilir; Rus emperyalizmi ve etkisi buna imkân vermemektedir ama medeni yakınlaşma için dil, olmazsa olmaz. İlk önce bu istikamette iş görülmelidir.” değerlendirmesini yaptı. “AZERBAYCAN VE KIRIM, RUS ESARETİ ALTINDAKİ TOPLUMLAR ARASINDA EN AKILLILARIDIR” Öte yandan Nabi, “Azerbaycan ve Kırım, Rus esareti altındaki toplumlar arasında en akıllılarıdır. Gaspıralı’nın ve Hasan Bey Zerdâbî’nin bayrağı altında Türk toplumları modernleşmeye başladı. Gaspıralı’nın başlattığı şiar altında hareket eden devlet adamları, siyasi hâdimlerin Türk devletlerini meydana getirdiler: Azerbaycan Cumhuriyeti, Kırım Cumhuriyeti, İdil-Ural Cumhuriyeti… Türk toplumları belki de yeni bir devlet kurabilirdi ama onlar, tamamıyla başka bir istikamette, dinî bir şiar altında devlet kurabilirdi, sosyalizm şiarı altında bir devlet kurabilirdi fakat biz, tamamen demokratik bir devlet sistemi kurduklarını görmekteyiz.” dedi. Bununla beraber diğer milletlerin mensuplarına bile kendi parlamentolarında yer verdiklerini, onların da kendi fikirleriyle mensup oldukları halkın anânelerini ve değerlerini yaşatma şansı verdiklerini kaydeden Nabi, “Gaspıralı’nın şiarı, diğer halkların da yaşaması, kendilerini ifade etmesi yönündedir; sadece Türk toplumlarının değil.” şeklinde konuştu. NESİB BEY YUSUFBEYLİ, ÖMRÜ BOYUNCA ŞEFİKA GASPIRALI’YI DÜŞÜNDÜ Ayrıca “Alevlenen Aşk: Cumhuriyet ve Şefika Sultan” belgesel romanı hususunda, “Bu, Nesib Bey Yusufbeyli’nin hem cumhuriyet ideallerine hem Şefika Sultan Hanım’a aşkıydı. Bildiğimiz gibi Şefika Hanım, Nesib Bey’den ayrılsa da ömrü boyunca Nesib Bey de onun hakkında düşünmüştür. Eğer düşünmeseydi 1917 yılında Kırım işgal edildiğinde onları Azerbaycan’a davet etmezdi. Nesib Bey çok huzursuzdu. Bolşeviklerin hangi düşünceye sahip olduğunu Nesib Bey çok iyi bilirdi çünkü Azerbaycan’da da onlara karşı mukavemet harekâtı meydana geliyordu. Onların Azerbaycan’a herhangi bir baskısının olacağını Nesib Bey önceden görürdü.” şeklinde konuşan Nabi, bu sebepten ötürü Yusufbeyli’nin Şefika Hanım ve evlatlarının güvenliğini sağlamak adına kendilerini Azerbaycan’a davet ettiğini hatırlattı. Kırım Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasında Yusufbeyli’nin yakın dostları ve tanıdıklarının rolü olduğunu vurgulayarak Numan Çelebicihan ve Cafer Seydahmet gibi isimleri, Kırım’da bulunduğu zamandan itibaren tanıdığını dile getiren Nabi, son olarak “Belki de Azerbaycan ve Kırım, coğrafi bakımdan yakın olsaydı Nesib Bey, mutlaka Kırım Halk Cumhuriyeti’ne askerî destek de sağlardı.” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.