SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kırım Tatarları

QHA - Kırım Haber Ajansı - Kırım Tatarları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kırım Tatarları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Eski siyasi tutsak Leniye Umerova BM’de konuştu: “Acıma değil, adalet istiyoruz” Haber

Eski siyasi tutsak Leniye Umerova BM’de konuştu: “Acıma değil, adalet istiyoruz”

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, 10 Ağustos 2026 tarihinde New York’taki Genel Merkezinde Ukraynalı savaş esirleri, sivil tutuklular ve yabancı ülke vatandaşlarına yönelik uluslararası insani hukuk ihlallerini görüşmek üzere "Arria Formülü" kapsamında özel bir oturum gerçekleştirdi. Ukrayna'nın girişimleriyle Letonya ve Birleşik Krallık tarafından düzenlenen toplantıda, Rus esaretinden kurtulan tanıklar ve insan hakları temsilcileri söz aldı. Oturumun en dikkat çeken konuşmacısı ise Rusya tarafından 21 ay boyunca yasa dışı bir şekilde alıkonulduktan sonra esir takasıyla serbest bırakılan eski siyasi tutsak ve Kırım Tatarı insan hakları savunucusu Leniye Umerova oldu. Umerova, BM Güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmada, Rusya'nın işgal altındaki topraklarda uyguladığı yasa dışı tutuklama, işkence ve "atlıkarınca baskı" sistemini kendi tanıklığı üzerinden anlattı. Kırım Tatarlarının 1944 Sürgünü'nün ardından kendi vatanlarında yeniden hedef alındığını belirten Umerova, “Ben bir Kırım Tatarıyım. Bizler kendi dilimiz, kültürümüz ve tarihimizle Ukrayna’nın yerli halkıyız; Kırım ise bizim tek evimizdir.” ifadelerini kullandı. HASTA BABASINI ZİYARET ETMEK İSTERKEN BAŞLAYAN 21 AYLIK ESARET Leniye Umerova’nın BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmanın tam metni şu şekilde: "Benim adım Leniye Umerova. Kırım Tatarı bir aktivist, insan hakları savunucusu ve eski bir siyasi tutsağım. Eylül 2024’te esir takası kapsamında serbest bırakıldım ve Ukrayna’da özgürlüğüme kavuştum. Bu; Koordinasyon Merkezinin, Ukraynalı aktivistlerin, hükûmet temsilcilerinin, uluslararası kurumların ve dünyanın beni unutmasına izin vermeyi reddeden herkesin devasa çabaları sayesinde mümkün oldu. Bugün sizlere Rusya’nın Ukraynalı sivil halka yönelik baskı sisteminin nasıl işlediğini anlatmak istiyorum. Ben bir Kırım Tatarıyım. Biz, kendi dili, kültürü ve tarihi olan Ukrayna'nın yerli halkıyız ve Kırım bizim tek evimizdir. 1944 Sürgünü’nden sonra halkımız onlarca yıl eve dönme mücadelesi verdi. Kırım'ın Rusya tarafından işgal edilmesinin ardından tutuklamalar, baskılar ve siyasi gerekçeli takibatlar yeniden başladı. Bugün yeni nesil Kırım Tatarları bu zulümle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Şimdi sizinle kendi hikâyemi paylaşmak istiyorum. 2022 yılının sonlarında, Kırım’da yaşayan ve ağır hasta olan babamın yanında olmak için işgal altındaki Kırım’a doğru yola çıktım. Babam zorlu bir ameliyat bekliyordu ve sonucun ne olacağını bilmiyorduk. Hayatımızın en zor anlarından birinde ailemle birlikte olmak istiyordum. Fakat bunun yerine kendimi Rus esaretinde buldum. Gürcistan ile Rusya arasındaki sınırı geçerken gözaltına alındım. Sınır muhafızları Ukrayna vatandaşı olduğumu, Kırımlı olduğumu ve Rus pasaportumun bulunmadığını öğrendiler. Sivil kıyafetli dört adam geldi, beni zorla bir arabaya bindirdi ve bilinmeyen bir yöne doğru götürdü. Yaklaşık yedi saat boyunca sorgulandım. Ardından, düzmece suçlamalara dayanılarak Yabancı Uyrukluların Tutuklanma Merkezine gönderildim. Bu, sadece 'baskı atlıkarıncası' olarak tanımlayabileceğim sürecin başlangıcıydı. Sonraki altı ay boyunca altı farklı tutukevinden geçtim. Bir hücre diğerinin yerini aldı ve bu sürenin çoğunda ayakta kalabilmek için sadece kendime güvenmek zorunda kaldım. Bir dizi uydurma idari suçlama nedeniyle yasa dışı bir şekilde gözaltında tutuldum. Vladikavkaz ve Beslan’daki Yabancı Uyrukluların Tutuklanma Merkezleri ile gözaltı merkezleri arasında sevk edildim. İlk sorgulamalardan birini hatırlıyorum. Doğrudan hücremde gerçekleşmişti. Böyle anlarda insan kendini tamamen çaresiz hissediyor; o kadar çaresiz ki bazen bunu ifade edecek kelime bulamıyorsunuz. Bir noktada, temyiz mahkemesi aracılığıyla serbest bırakılmamı sağlamayı bile başardık. Bu, esaretimin üçüncü ayıydı. Ancak hapishane kapıları açılır açılmaz başıma bir çuval geçirdiler ve beni yine bilinmeyen bir yere götürdüler. Ertesi gün kendimi bir kez daha hapishanede buldum; ama bu kez başka bir hapishanede. Fakat benim hikâyem bir istisna değil. Vurgulamak istediğim husus tam olarak şudur: Benim başıma gelenler bir sistemin parçasıdır. Rusya; Ukraynalı sivilleri işgal altındaki topraklarda esir tutmak için yasa dışı gözaltıları, tecridi, uydurma idari ve cezai suçlamaları, işkenceyi ve sözde 'atlıkarınca gözaltılarını' kullanmaktadır. İnsanlar sebepsiz yere kaçırılıyor. Dış dünyayla hiçbir temasları olmadan, avukat erişimi verilmeden ve ailelerine nerede olduklarını bildirme imkânı tanınmadan tutuluyorlar. Hatice Büyükçan’ın başına gelen tam olarak buydu. 2025 yılının ilkbaharında otobüsle evine dönüyordu ancak varamadı; telefon aramalarına cevap vermemeye başladı ve fiilen kayboldu. Ancak birkaç ay sonra Akmescit (Simferopol) tutukevine alıkonulduğu tespit edilebildi. Hatice, Rusya FSB çalışanları tarafından kaçırılmıştı. Bu sistem hem erkekleri hem de kadınları etkilese de son dönemde kadınlara yönelik zulmün artması özellikle endişe vericidir. Sadece Kırım’da en az 84 kadın cezai takibatla karşı karşıya kaldı, 60 kadın ise hâlen gözaltı merkezlerinde veya hapishanelerde tutulmaktadır. Kadınlar; sözde terörizm, casusluk, vatana ihanet, terörizmin finansmanı ve 'Rus ordusunu itibarını zedelemek' gibi suçlamalarla zulme uğramaktadır. Pek çok vakada bu suçlamalar kadınlara karşı Ukraynalı veya Kırım Tatarı kimlikleri, siyasi görüşleri, kamuoyuna yaptıkları açıklamalar veya Ukrayna’ya verdikleri iddia edilen destek nedeniyle kullanılmaktadır. Diana Havrılyuk’un (Abduraşıtova) başına gelen de buydu. Tıpkı benim gibi o da hasta babasını görmek için Kırım’a gitmişti. Sınırda gözaltına alındı ve ardından atlıkarınca gözaltı sisteminin acımasızlığını yaşadı. O kadar ağır işkencelere maruz kaldı ki ameliyat sonrası yaraları yeniden açılmaya başladı. Kaç yaşında olduğunuzun, erkek ya da kadın olmanızın bir önemi yok. Kırım dâhil Ukrayna’nın işgal altındaki tüm topraklarında herkes bir sonraki kurbanın kendisi olabileceğini biliyor. Ne ben ne de bu insanlar acımaya ihtiyaç duyuyoruz. Bizim adalete ihtiyacımız var. Ve adalet, sadece kurbanların isimlerini hatırlamak değil, aynı zamanda onların zulmünden ve suçlarından sorumlu olanların da adlarını açıklamak anlamına gelir. Bu suçların emrini veren, bunları uygulayan veya kolaylaştıran her bir kişi tespit edilmeli ve hesap vermelidir. Her fail adalet önüne çıkarılmalıdır. Rusya uluslararası düzeyde bir terör devleti olarak tanınmalıdır. Yasa dışı bir şekilde tutulan tüm Ukraynalı siviller derhal serbest bırakılmalıdır."

Rus işgali altındaki Kırım'da kan donduran şiddet videoları! Haber

Rus işgali altındaki Kırım'da kan donduran şiddet videoları!

Kadim Türk yurdu Kırım, 2014 yılından beri Rusya’nın işgali altında bulunuyor. Kırım Tatarları başta olmak üzere yarımada halkı, yasa dışı alıkoymalar, asılsız suçlamalar, ağır para cezaları ve insan hakları ihlalleri başta olmak üzere çeşitli baskılara maruz kalıyor. Rus yanlısı haber sitesi “Kırım SMERSH”, 7 Ağustos 2026 tarihinde yarımada halkının Rus işgalciler tarafından orantısız güçle alıkonulduğu anlara dair görüntülerin toplu hâlde yayımlandığı bir video paylaştı. KIRIM SAKİNLERİNİN İNTERNETTE YAPTIKLARI HER TÜRLÜ YORUM BAHANE EDİLİYOR Kırım Tatar Kaynak Merkezinin 12 Ağustos’ta gündeme taşıdığı habere göre ise söz konusu haber sitesi, internet ortamında başta Kırım’ın Rusya tarafından işgalini eleştiren yarımada sakinlerinin yasa dışı olarak takip edip kayda geçirdiğini aktardı. Söz konusu kayıtlara dayanarak sözde “Rusofoblar, Ukraynalı Naziler ve vatan hainleri sicili” oluşturan kanalın, bu şekilde Kırım’daki baskı ve korku ortamını güçlendirmeyi hedeflediği belirtildi. Kanalın paylaştığı videoda kullanılan gayriciddi bir müzik ile de yarımada halkının uğradığı baskı ve zulmün bir eğlence malzemesine dönüştürülmesi amaçlanıyor. Kırımlılar, bu şekilde hedef gösterilerek yalnızca Ukrayna’ya Rusya tarafından düzenlenen topyekûn işgal saldırıları hakkında değil, kendi inançlarına ve geleceğe dair konuşmaktan da korkar hâle getiriliyor. RUS İŞGALCİLER, UYGULADIĞI VAHŞETİ GİZLEME GEREĞİ DUYMUYOR Kırım Tatar Kaynak Merkezinin haberinde, son olarak şu ifadelere yer verildi: Bu tür videolar oldukça çarpıcıdır: İşgalciler uyguladığı vahşeti gizlemiyor, aksine bunu insanları korkutmak adına kasıtlı olarak sergiliyor. Her insanın düşünce ve ifade özgürlüğü ile inancını yaşama ve özgürce ifade etme hakkı vardır. İnsanların görüşleri nedeniyle işgal ve baskıya maruz bırakılması, uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınan haklarının ağır ihlali anlamına gelir. Bu durum, uluslararası toplum tarafından kınanmalıdır.

Rusya, Kırım Tatarlarının kültürel mirası olan Hansaray'ı tahrip etmeyi sürdürüyor Haber

Rusya, Kırım Tatarlarının kültürel mirası olan Hansaray'ı tahrip etmeyi sürdürüyor

Rus işgal yönetimi, Kırım'ın Bahçesaray kentinde bulunan Kırım Tatar saray mimarisinin dünyadaki tek örneği olan Hansaray’da yürütülen yasa dışı sözde "restorasyon" çalışmalarına devam ediyor. İşgalci yönetimin kontrolündeki sözde Kültürel Mirasın Devlet Korunması Departmanı Başkan Yardımcısı Aleksandr Javoronkov, yerel propaganda medyasında Hansaray’da sözde "restorasyon" adı altında yürütülen çalışmaların son durum hakkında bilgi verdi. Javoronkov; şu anda çalışmaların sarayın ana binasında yoğunlaştığını, Kontlar (Grafskiy) Binası ile Han Mutfakları alanında ise son aşamaya gelindiğini aktardı. İşgalci yetkili ayrıca sarayda tavan ve duvar resimleriyle ilgilenen çok sayıda "restoratörün" görev yaptığını öne sürdü. RUSYA, KIRIM TATARLARININ KÜLTÜREL MİRASINI YOK EDİYOR Rusya, Kırım’ı işgal ettikten sonra Yarımada'daki kültür mirasını çalmaya ve yok etmeye başladı. Sözde restorasyon kılıfı altında yapılan tahrifat, zaman zaman gündeme getiriliyor. Ukrayna uzun süredir bu barbarlıkla mücadele etmeye çalışıyor. Rusya, Kırım Tatar saray mimarisinin dünyadaki tek örneği olan Hansaray’ı, restorasyon adı altında yürüttüğü uygulamalarla tahrip ederken, tam anlamıyla bir kültürel soykırıma imza atıyor. İŞGALCİLER KIRIM'DAKİ KIRIM TATAR İZLERİNİ SİLMEK İSTİYOR Kırım Tatarları için Hansaray sadece bir mimari anıt değil, aynı zamanda halkın tarihinin, kültürünün ve Kırım Hanlığı devletinin bir simgesi. Tarihi duvar resminin yok edilmesi ise basit bir hata değil, 12 yıl önce Kırım’ı işgal eden Rusya'nın Kırım Tatar halkının kültürel mirasını yok ederek yarımadadaki Kırım Tatar izlerini silmeyi amaçlayan politikasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Araştırmacı yazar Gündoğdu: Kırım Tatarları ile Ahıska Türkleri ortak Türk kültürünün birçok unsurunu yaşatmaya devam ediyor Haber

Araştırmacı yazar Gündoğdu: Kırım Tatarları ile Ahıska Türkleri ortak Türk kültürünün birçok unsurunu yaşatmaya devam ediyor

Halk bilimi, yerel tarih, şehir arşivciliği, sürgün edebiyatı, bibliyografya, biyografi ve basın tarihi alanlarında uzun yıllardır çalışmalar yürüten araştırmacı-yazar Şevket Kaan Gündoğdu, Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği röportajda Ahıska Türklerinin kültürel mirasının korunması, yerel tarih araştırmalarının önemi ve Türk dünyasının ortak hafızasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bursa'da doğan, Ardahan'ın Posof ilçesine mensup Ahıska kökenli bir aileden gelen Gündoğdu, Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun olduktan sonra yüksek lisansını Ardahan Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda tamamladı. Bugüne kadar çok sayıda kitap, makale ve bilimsel çalışmaya imza atan Gündoğdu, halen Balıkesir Millet Kütüphanesinde kütüphaneci olarak görev yapıyor. "BİR TOPLUMUN KİMLİĞİNİ YAŞATAN EN ÖNEMLİ UNSURLARDAN BİRİ, SAHİP OLDUĞU BİRİKİMİN DOĞRU BİÇİMDE KAYIT ALTINA ALINMASIDIR" Halk bilimi, yerel tarih ve Türk kültürü üzerine yönelmesinin kökenlerinin çocukluk yıllarıma dayandığını belirten Gündoğdu, "Ailemden dinlediğim hayat hikâyeleri, köylerde anlatılan hâtıralar, büyüklerimizin kullandığı kelimeler, gelenekler ve eski fotoğraflar bende erken yaşlardan itibaren merak duygusu oluşturdu." dedi. Zamanla bu ilginin daha fazla araştırmaya, belge toplamaya ve kayıt altına almaya dönüştüğünü söyleyen yazar, "Üniversite yıllarında akademik yöntemlerle tanışmam ise bu ilgiyi daha sistemli bir çalışmaya dönüştürdü. Bugün yaptığım araştırmaların temel amacı; geçmişten bugüne ulaşan kültür birikimini, yazılı kaynaklarla destekleyerek gelecek nesillere aktarmaktır. Çünkü bir toplumun kimliğini yaşatan en önemli unsurlardan biri, sahip olduğu kültürün ve tarihî birikimin doğru biçimde kayıt altına alınmasıdır." ifadelerini kullandı. "AHISKA TÜRKLERİ ÜZERİNE GERÇEKLEŞTİRİLEN HER BİLİMSEL ÇALIŞMA, TÜRK DÜNYASININ DAHA İYİ ANLAŞILMASINA KATKI SUNACAKTIR" Ahıska Türklerinin yaklaşık üç bin yıllık Türk yurdu olan Ahıska ve çevresinde yaşamış, köklü bir tarihî geçmişe sahip bir topluluk olduğunu anımsatan Gündoğdu, "Ancak 1944 yılında Sovyet yönetimi tarafından ana vatanlarından sürgün edilmiş, bu tarihten sonra farklı ülke ve bölgelere dağılmak zorunda kalmışlardır. Bu sebeple araştırmacıların öncelikli görevi; Ahıska Türklerinin dili, sözlü anlatıları, gelenek ve görenekleri, halk edebiyatı ürünleri, hayat biçimi ve yazılı kaynaklarını bilimsel yöntemlerle tespit etmek, karşılaştırmak ve kayıt altına almaktır. Bu çalışmaların bireysel gayretlerin ötesine taşınarak üniversiteler, araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşlarının ortak projeleriyle desteklenmesi büyük önem taşımaktadır." değerlendirmesinde bulundu. Akademisyenlerin görevinin mevcut bilgileri tekrarlamak değil, yeni belge ve kaynaklara ulaşarak literatüre özgün katkılar sunmak olduğuna işaret eden yazar, "Özellikle saha araştırmaları, ileri yaştaki kuşaklarla yapılacak sözlü tarih görüşmeleri ile aile arşivlerinde bulunan mektup, fotoğraf, belge ve defterlerin incelenmesi, gelecekte gerçekleştirilecek çalışmalar için önemli bir kaynak oluşturacaktır. Bunun yanında elde edilen verilerin kitap, makale, tez, belgesel ve dijital yayınlar aracılığıyla kamuoyuna ve bilim dünyasına ulaştırılması da akademik sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır." diye konuştu. Ahıska Türkleri üzerine yapılacak araştırmaların tarih anlatısıyla sınırlı kalmaması; dil, edebiyat, halk bilimi, müzik, eğitim, göç, sosyoloji ve antropoloji gibi farklı disiplinlerin katkısıyla ele alınması gerektiği görüşünü paylaşan Gündoğdu, "Disiplinler arası çalışmalar, konunun daha kapsamlı değerlendirilmesine ve daha sağlam bilimsel sonuçlara ulaşılmasına imkân sağlayacaktır. Kanaatimce Ahıska Türkleri üzerine gerçekleştirilen her bilimsel çalışma, Türk tarihinin ve Türk dünyasının daha iyi anlaşılmasına katkı sunacaktır. Araştırmacılar arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, kaynakların erişilebilir hâle getirilmesi ve genç bilim insanlarının bu alana yönlendirilmesi, gelecekte ortaya konulacak çalışmaların niteliğini artıracak en önemli unsurlar arasında yer almaktadır." dedi. "YEREL TARİH ÇALIŞMALARI, GENEL TARİH LİTERATÜRÜNDE EKSİK KALAN KONULARIN AYDINLATILMASINA KATKI SAĞLAMAKTA" Çalışmalarında özellikle Posof, Ardahan ve Kafkasların yerel tarihi ile halk kültürüne yoğunlaşması bağlamında yerel tarih araştırmalarının Türk dünyasının ortak tarihini anlamamıza nasıl bir katkı sağladığı yönündeki soruyu ise yazar şu şekilde yanıtladı: Yerel tarih araştırmaları, büyük tarih anlatılarının temelini oluşturan en önemli çalışma alanlarından biridir. Çünkü bir milletin tarihini doğru biçimde değerlendirebilmek için şehirlerin, ilçelerin, köylerin ve bölgelerin geçmişini ayrıntılı olarak ortaya koymak gerekir. Bu bakımdan Posof, Ardahan ve Kafkaslar üzerine yapılan araştırmalar, bölgesel bir incelemenin ötesinde Türk tarihinin farklı dönemlerine ışık tutan önemli veriler sunmaktadır. Kafkaslar, tarih boyunca Türk topluluklarının yerleştiği, farklı Türk devletlerinin hâkimiyet kurduğu ve çeşitli siyasî gelişmelere sahne olmuş stratejik bir coğrafyadır. Bu sebeple bölgede gerçekleştirilen arşiv çalışmaları, saha araştırmaları ve sözlü tarih derlemeleri; nüfus hareketleri, yer adları, sosyal yapı, gelenekler, dil özellikleri ve idarî teşkilatlanma gibi birçok konuda yeni bilgiler ortaya çıkarmaktadır. Elde edilen bu veriler, Türk dünyasının tarihî gelişimini daha geniş bir perspektifle değerlendirmeye imkân vermektedir. Yerel tarih çalışmaları aynı zamanda genel tarih literatüründe eksik kalan veya yeterince ele alınmayan konuların aydınlatılmasına katkı sağlamaktadır. Arşiv belgeleri, süreli yayınlar, aile arşivleri, mezar taşları, kitabeler ve sözlü kaynaklardan elde edilen bilgiler karşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde, daha önce bilinmeyen birçok ayrıntı gün yüzüne çıkabilmektedir. Böylece tarih yazımı daha sağlam kaynaklara dayandırılmakta ve bölgesel veriler, Türk dünyasının ortak tarihini tamamlayan önemli unsurlar hâline gelmektedir. Kanaatimce Türk dünyasının ortak tarihini doğru anlayabilmenin yolu, yerelden başlayarak bütüne ulaşan bir araştırma anlayışını benimsemekten geçmektedir. Her şehir, her ilçe ve her köy, Türk tarihinin farklı dönemlerine ait izler taşımaktadır. Bu izlerin bilimsel yöntemlerle incelenmesi ve literatüre kazandırılması, hem tarih araştırmalarının derinleşmesine hem de Türk dünyası üzerine yapılacak yeni çalışmalara güçlü bir zemin hazırlayacaktır. "ŞEHİR ARŞİVLERİ; BİR ŞEHRİN TARİHİNİ, SOSYAL YAPISINI, EĞİTİM HAYATINI, BASIN FAALİYETLERİNİ, MİMARİSİNİ, GÜNDELİK HAYATINI VE İNSAN HİKÂYELERİNİ BİR ARAYA GETİREN ARAŞTIRMA MERKEZLERİDİR" Türkiye'de son yıllarda şehir arşivciliği alanında önemli gelişmeler yaşandığını düşündüğünü belirten yazar, "Özellikle belediyeler, üniversiteler ve gönüllü araştırmacılar tarafından yürütülen çalışmalar, şehir tarihine ilişkin belge ve materyallerin korunması açısından önemli katkılar sağlamaktadır. Bu alanda gerçekleştirilen örnek uygulamalar, başka şehirler için de yol gösterici niteliktedir. Ahmet Piriştina İzmir Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM), Bursa Araştırmaları Merkezi, Balıkesir Kent Arşivi, Alanya Belediyesi Kent Arşivi, Bornova Kent Arşivi ve Müzesi, Sivas Hâfıza Merkezi, Gaziantep Kent Arşivi ve Araştırma Merkezi, Çorum Belediyesi Kent Arşivi, Bolu Kent Arşivi, Tire Kent Arşivi ve Erzurum Şehir Arşivi bu anlayışın başarılı örnekleri arasında gösterilebilir." dedi. Bunun yanında herhangi bir kurumsal destek olmaksızın uzun yıllar boyunca şehirlerine ait belge, fotoğraf, gazete, efemera ve çeşitli dokümanları toplayarak önemli arşivler oluşturan araştırmacıların da bulunduğuna işaret eden Gündoğdu, "Rize'de Recep Koyuncu'nun kurduğu Rize İhtisas Kütüphanesi, Erzurum'da Naci Elmalı ve Alparslan Kotan'ın çalışmaları, Bodrum'da Cezmi Çoban'ın oluşturduğu arşiv, Konya'da merhum Hasan Çopur'un gayretleri, Artvin'de Şahver Karasüleymanoğlu'nun çalışmaları ve kuruluşuna öncülük ettiğim Mustafa Âdil Özder Yusufeli Kültür ve Tarih Araştırmaları Merkezi, bireysel girişimlerin şehir tarihine ne kadar önemli katkılar sağlayabileceğini göstermektedir." şeklinde konuştu. "Bana göre şehir arşivleri; resmî belgelerin depolandığı kurumlar olmanın ötesinde, bir şehrin tarihini, sosyal yapısını, eğitim hayatını, basın faaliyetlerini, mimarisini, gündelik hayatını ve insan hikâyelerini bir araya getiren araştırma merkezleridir." diye konuşan Şevket Kaan Gündoğdu, şöyle devam etti: Bu sebeple arşivlerde kitaplar, süreli yayınlar, fotoğraflar, kartpostallar, haritalar, mektuplar, afişler, broşürler, ses kayıtları ve sözlü tarih çalışmaları bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Gelecek dönemde yapılması gereken en önemli çalışmaların başında, her il ve ilçede şehir arşivlerinin kurulması gelmektedir. Bunun yanında ailelerin elinde bulunan belge ve fotoğrafların dijital ortama aktarılması, yerel basının sistemli biçimde korunması, araştırmacılar arasında ortak veri tabanlarının oluşturulması ve arşiv malzemelerinin bilimsel kataloglarla araştırmacıların kullanımına sunulması büyük önem taşımaktadır. Üniversiteler, belediyeler, kütüphaneler, müzeler ve sivil toplum kuruluşları arasında kurulacak iş birlikleri sayesinde daha güçlü ve sürdürülebilir şehir arşivleri oluşturulabilir. Ben de uzun yıllardır Ardahan üzerine kitaplar, gazeteler, dergiler, fotoğraflar, kartpostallar ve efemera toplayarak Ardahan Şehir Arşivi'nin oluşturulması amacıyla çalışmalar yürütüyorum. İnanıyorum ki her şehir kendi arşivini oluşturabildiği ölçüde tarih araştırmaları daha sağlam kaynaklara dayanacak, yerel çalışmalar zenginleşecek ve bu birikim Türk tarih yazıcılığına önemli katkılar sunacaktır. "KIRIM TATARLARI İLE AHISKA TÜRKLERİNİN ORTAK TÜRK KÜLTÜRÜNÜN BİRÇOK UNSURUNU YAŞATMAYA DEVAM ETTİKLERİ GÖRÜLMEKTEDİR" Kırım Tatarları ile Ahıska Türklerinin tarihî süreç içerisinde Türk dünyasının benzer acıları yaşamış iki önemli topluluğu olduğuna dikkati çeken yazar, "Her iki toplum da yüzyıllar boyunca kendi yurtlarında varlığını sürdürmüş; ancak 20. yüzyılda uygulanan sürgün ve soykırım politikaları sebebiyle ana yurtlarından uzaklaştırılmıştır. Kırım Tatarları 18 Mayıs 1944'te, Ahıska Türkleri ise 14 Kasım 1944'te Sovyet yönetimi tarafından toplu sürgüne tabi tutulmuştur. Bu süreç, iki toplumun sosyal yapısını, aile düzenini, eğitim hayatını ve demografik yapısını derinden etkilemiştir. Bununla birlikte her iki topluluk, yaşadıkları bütün zorluklara rağmen Türkçelerini, geleneklerini, inançlarını, aile yapısını ve toplumsal değerlerini korumayı başarmıştır." ifadelerini kullandı. "Kırım Tatarları ile Ahıska Türklerinin halk edebiyatı ürünleri, mutfak kültürü, düğün gelenekleri, sözlü anlatıları ve günlük hayat pratikleri incelendiğinde ortak Türk kültürünün birçok unsurunu yaşatmaya devam ettikleri görülmektedir." değerlendirmesinde bulunan Şevket Kaan Gündoğdu, "Kanaatimce iki topluluk arasındaki bağların güçlendirilmesi için öncelikle ortak bilimsel çalışmaların artırılması gerekmektedir. Üniversiteler, araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşları iş birliğiyle sempozyumlar, çalıştaylar, panel ve konferanslar düzenlenmeli, ortak yayın projeleri hazırlanmalıdır. Bunun yanında iki toplumun tarihine ilişkin arşiv belgeleri, süreli yayınlar, aile arşivleri ve sözlü tarih kayıtları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmeli, ortak bibliyografyalar hazırlanmalı ve araştırmacılar arasında bilgi paylaşımı teşvik edilmelidir. Ayrıca genç nesillerin birbirlerini daha yakından tanıyabilmeleri amacıyla öğrenci değişim programları, yaz okulları, kültür ve sanat etkinlikleri ile ortak araştırma projeleri desteklenmelidir. Dijital arşivler, belgeseller, internet tabanlı yayınlar ve çok dilli akademik çalışmalar da bu sürece önemli katkılar sağlayacaktır." diye konuştu. "ARAŞTIRMALARIMDA TEMEL AMACIM GELECEK ARAŞTIRMACILAR İÇİN GÜVENİLİR KAYNAKLAR ORTAYA KOYMAK" Yazar, ilerleyen dönemde üzerinde çalışmayı planladığı yeni projeler veya okuyucularını bekleyen yeni kitaplar hususunda ise şu şekilde konuştu: Araştırma hayatım boyunca halk bilimi, bibliyografya, basın tarihi, biyografi ve yerel tarih alanlarında çalışmalar yürütmeye gayret ettim. Bundan sonraki dönemde de özellikle Ahıska, Ardahan, Kars, Erzurum ve çevresine yönelik araştırmalarıma devam etmeyi planlıyorum. Bu coğrafyalar, Türk tarihinin farklı dönemlerine ait önemli izler taşıdığı için üzerinde yapılacak her yeni çalışma, bölgenin tarihî ve sosyal yapısının daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Önümüzdeki süreçte Ahıska Türklerinin tarihi, sözlü anlatıları, edebiyatı ve sosyal hayatı üzerine yeni araştırmalar hazırlamayı hedefliyorum. Bunun yanında Ardahan, Kars ve Erzurum çevresinin yerel tarihi, basın geçmişi, yetiştirdiği şahsiyetler ve bibliyografik kaynakları üzerine çalışmalarımı sürdürmek istiyorum. Özellikle daha önce dağınık hâlde bulunan kitap, gazete, dergi, fotoğraf ve arşiv belgelerini bir araya getirerek araştırmacıların kullanımına sunacak projeler üzerinde de çalışıyorum. Hâlihazırda görev yaptığım Balıkesir üzerine de yeni araştırmalar planlıyorum. Şehrin tarihî, kültürel ve sosyal yapısını farklı yönleriyle ele alan çalışmalar hazırlamak, Balıkesir'in geçmişine ait kaynakları derlemek ve bu alandaki araştırmalara katkı sağlamak öncelikli hedeflerim arasında yer alıyor. Bunun yanında geçmiş yıllarda olduğu gibi kitap, makale ve editörlük çalışmalarına devam edeceğim. Araştırmalarımda temel amacım; farklı bölgelerin tarihini, insan hikâyelerini, yazılı kaynaklarını ve kültür birikimini bilimsel yöntemlerle inceleyerek gelecek araştırmacılar için güvenilir kaynaklar ortaya koymaktır. "HER ARAŞTIRMA, DAHA ÖNCE BİLİNMEYEN BİR AYRINTIYI ORTAYA ÇIKARMA VE YENİ BİR BİLGİYE ULAŞMA İMKÂNI SUNUYOR" Şevket Kaan Gündoğdu, "Bugüne kadar çok sayıda kitap, makale ve bilimsel çalışma yayımladınız. Geriye dönüp baktığınızda sizi en çok heyecanlandıran veya manevi anlamda en kıymetli bulduğunuz çalışmanız hangisidir? Bunun özel bir sebebi var mı?" sorusunu ise şöyle yanıtladı: Bugüne kadar hazırladığım her çalışma, araştırma sürecinin farklı bir aşamasını ve ayrı bir heyecanını temsil ediyor. Bu sebeple eserlerim arasında bir ayrım yapmak benim için kolay değil. Her kitabın, her makalenin ve her araştırmanın ortaya çıkışında farklı bir emek, farklı bir keşif süreci ve farklı insan hikâyeleri bulunmaktadır. Bazen eski bir fotoğrafın izini sürmek, bazen yıllar önce yayımlanmış bir gazete nüshasına ulaşmak, bazen de bir köyde yaşlı bir insanın anlattığı geçmişe ait bir bilgiyi kayıt altına almak büyük bir heyecan oluşturuyor. Çünkü her araştırma, daha önce bilinmeyen bir ayrıntıyı ortaya çıkarma ve yeni bir bilgiye ulaşma imkânı sunuyor. Özellikle Posof, Ardahan ve çevresi üzerine yaptığım çalışmalar benim için ayrı bir anlam taşıyor. Kendimi ait hissettiğim coğrafyanın tarihini, insanlarını, geleneklerini, yetiştirdiği şahsiyetleri ve yazılı kaynaklarını araştırmak, kişisel bir ilginin ötesinde bilimsel bir sorumluluk olarak gördüğüm bir alan oldu. Bunun yanında Ahıska Türkleri, Kafkaslar, Kars ve Erzurum çevresi üzerine yürüttüğüm çalışmalar da kültürümüzün farklı unsurlarını anlamaya yönelik önemli katkılar sundu. Ancak benim için en kıymetli olan, ortaya çıkan eserden ziyade araştırma sürecinin kendisidir. Bir belgenin bulunması, kaybolmaya yüz tutmuş bir bilginin gün yüzüne çıkarılması veya bir insan hikâyesinin yazılı hâle getirilmesi her defasında aynı heyecanı yaşatıyor. Bu sebeple geriye dönüp baktığımda, her çalışmamı ayrı bir değer taşıyan ve bana yeni şeyler öğreten bir süreç olarak değerlendiriyorum. Araştırmacılıkta en önemli motivasyonlardan biri, geçmişten gelen bilgileri doğru yöntemlerle inceleyerek gelecek çalışmalar için sağlam kaynaklar oluşturmaktır. Bundan sonra hazırlayacağım eserlerde de aynı merak, heyecan ve araştırma azmiyle çalışmaya devam etmeyi hedefliyorum.

İşgalcilerin 5 çocuklu bir annenin hayatını çalan hukuksuzluğu: “Eşi zindandaydı, şimdi Esma’yı da alıp çocuklarını yetim bıraktılar” Haber

İşgalcilerin 5 çocuklu bir annenin hayatını çalan hukuksuzluğu: “Eşi zindandaydı, şimdi Esma’yı da alıp çocuklarını yetim bıraktılar”

Rusya’nın Kırım’ı uluslararası hukuku çiğneyerek işgal etmesinin ardından yarımadada başlatılan sistematik baskı, tecrit ve yıldırma politikaları her geçen gün boyut değiştiriyor. Kremlin rejimi, ilk yıllarda daha çok erkek aktivistleri, gazetecileri ve Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) üyelerini hedef alırken; son dönemde baskı dalgasını Kırımlı kadınlara, annelere ve genç kızlara kadar genişletti. Kırım Haber Ajansı (QHA) olarak hazırladığımız "İşgal Altında Çalınan Hayatlar: Kırım’ın Siyasi Tutsak Kadınları" özel dosya serimizin bu bölümünde; 15 Ekim 2025 tarihinde Bahçesaray’da düzenlenen baskında haksız yere alıkonulan siyasî tutsak Remzi Nimetulayev'in eşi, 5 çocuk annesi, ev hanımı Esma Nimetulayeva'nın hikâyesini sayfalarımıza taşıyoruz. Kırım Tatar siyasi tutsak Esma Nimetulayeva’nın abisi Asan Bekirov, ailesinin ve kız kardeşinin esaret altında yaşadığı insani dramı QHA’ya aktardı. Eşi Remzi Nimetulayev’in 24 Ağustos 2024’te tutuklanmasının ardından 5 çocuğunun tüm sorumluluğunu tek başına üstlenen Esma Nimetulayeva’nın alıkonulması, Rusya'nın Kırım'da kadınları da hedef alan yeni baskı dalgasının en somut göstergelerinden biri oldu. ÇOCUKLARINA VE EVİNE ADANMIŞ BİR ÖMÜR Kız kardeşinin hayat hikayesini ve karakterini anlatan Asan Bekirov, Esma’nın hayatı boyunca sadece ailesi ve çocuklarıyla ilgilenen kendi halinde bir ev hanımı olduğunu vurguladı: Kız kardeşim Esma Nimetulayeva (Bekirova), 1986 yılında Tacikistan’da, sürgünde dünyaya geldi. 1991 yılında ailemizle birlikte vatanımız Kırım’a döndük. Mamut Sultan (Dobrovskoye) köyünde büyüdü, oradaki okulda okudu. 2008 yılında Remzi Nimetulayev ile evlenip Bahçesaray'ın Eski Şehir bölgesine yerleşti ve eşinin soyadını aldı. Esma tamamen kendini ailesine ve 5 kız çocuğuna adamış bir ev hanımıydı. En büyüğü şu an 17 yaşına basacak, en küçüğü ise henüz 5 yaşında. Çocuklarını okula, kreşe götürür; evinde butik pastacılık ve tatlılar yaparak ailesine katkı sağlardı. Eşi Remzi ise alıkonulmadan önce inşaat işleriyle uğraşırdı. ESİ ZİNDANDAYKEN AİLEYİ AYAKTA TUTTU Eşi Remzi Nimetulayev’in 24 Ağustos 2023’te gözaltına alınıp Rostov-na-Donu’daki cezaevine gönderilmesinin ardından Esma’nın sergilediği metaneti anlatan Bekirov, kız kardeşinin tek başına büyük bir mücadele verdiğini ifade etti: Eşi tutuklandıktan sonra Esma pes etmedi. Ehliyeti ve arabası vardı; 5 çocuğun bakımını, okulunu, kreşini tek başına üstlendi. Bununla da kalmadı; Rostov’daki tutukevinde tutulan eşine koli gönderebilmek için postahanelerde, cezaevi yollarında mekik dokudu. Biz 'Sana yardım edelim' dediğimizde her defasında 'Ben hallederim' derdi. Güçlü ve içine kapanık bir karakteri vardı. Rostov’a kadar gitti, prosedürleri çözdü, eşini yalnız bırakmadı. 15 EKİM BASKINI: “EVİ PROFESYONELCE DİNLEMİŞLER, KADINLARI HEDEF ALACAKLARINI DÜŞÜNMÜYORDUK” 15 Ekim 2025 sabahı düzenlenen şafak baskınını anlatan Asan Bekirov, işgalci güçlerin kadınlara yönelik bu hamlesinin Kırım’da herkes için büyük bir şok olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: O sabah saatlerinde yeğenim mesaj attı. Hemen Bahçesaray’a, evlerine gittim. İki minibüs, trafik polisi ve silahlı özel kuvvet (OMON) ekipleri evi kuşatmıştı. Yaklaşmamıza izin vermediler. Esma sanki hissetmiş gibi baskından birkaç dakika önce uyanmış; camdan avluya atlayan maskelileri görünce kapıyı kırmasınlar diye 'Kapıyı kırmayın, açıyorum' diye bağırmış. Baskın sırasında annem Esma’nın evindeydi. Arama sırasında çocukları annemle birlikte bir arka adada kapatmışlar. Evde arama yaptılar. Meğer evi ve kapı girişlerini uzun süredir dinliyorlarmış. Kırım Tatarları olarak kadınların hedef alınacağını hiç tahmin etmiyorduk; Kırım'da kadınlara dokunulmaz gözüyle bakılırdı. Annem o esnada baskını yapanlara 'Anne babaları hayattayken çocuklar yetim mi kalacak, bizden ne istiyorsunuz?' diye feryat etti ama adamlar tepkisiz kaldı. Çok şükür annem o gün tesadüfen kızımın yanında misafirlikteydi de çocuklar tek kalmadı. İşgalciler bana 'Çocuklar için geçici vasilik belgesi çıkar' dediler. İşlemleri tamamladım; şu an 5 yeğenim de benim evimde, bizimle birlikte yaşıyor. TUTUKEVİNDE KATİLLERLE AYNI HÜCREDE Kız kardeşinin tutulduğu 1 Numaralı Akmescit Tutukevi'ndeki insani koşulların felaket olduğunu vurgulayan Asan Bekirov, Esma Nimetulayeva’nın karşı karşıya kaldığı hak ihlallerini şöyle aktardı: Kadın bloğu olmadığı için 2 Numaralı tutukevine gönderilemedi. Çarlık döneminden kalma, havalandırması olmayan, nemli ve küflü 1 Numaralı tutukevine yerleştirildi. İlk zamanlar aramalarda erkek görevlilerin varlığında Kırım Tatar kadınların başörtülerini zorla çıkartmaya çalıştılar. Bu aşağılamaya karşı Moskova’ya, Savcılığa ve İnsan Hakları birimlerine şikayetler yazıldı; Kırım'da 6 binden fazla imza toplandı. Şikayetler ve kamuoyu baskısı sonrası bu uygulamayı biraz gevşetmek zorunda kaldılar. Esma ilk gittiğinde hücresinde cinayetten yargılanan 3 kadın katille birlikte tutuluyordu. Sonradan hücreleri değiştirdiler. Tıbbi yardım neredeyse hiç yok. Kız kardeşimin cildi için istediği basit bir merhemi bile 'Bizde var' diyerek içeri almadılar. Ama revire şikayetle başvurduğu zaman ona merhem verilmiyor. İki haftada bir yemek ve ihtiyaç kolisi göndermeye çalışıyoruz. 7 ay boyunca sadece bir kez, o da cam arkasından telefonla görüşme izni alabildik. En büyük kızıyla birlikte gittik. Bunun dışında mektuplaşarak iletişim kuruyoruz. Esma çocuklara mektuplar yazarak onlara moral vermeye çalışıyor. Kardeşim ve yeğenlerim babalarının tutuklanmasıyla zaten çelikleşmişti. Şu an çocuklar metanetlerini koruyorlar. 5 çocuk kenetlenmiş durumda, büyük kızlar küçük kardeşlerine ebeveynlik yapıyor. “UMUDUMUZ VAR AMA RUSYA’DAN NE GELECEĞİNİ BİLMİYORUZ” İşgalci Rusya'nın Kırım Tatarlarına yönelik baskı politikasını sürdürdüğünü ifade eden Asan Bekirov, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: Rusya'nın ne olduğunu, adalet sisteminin nasıl çalıştığını çok iyi biliyoruz. İyimser olmak için elimizde pek gerekçe olmasa da umudumuzu asla kaybetmiyoruz. En büyük temennimiz Esma’nın bir an önce özgürlüğüne kavuşup 5 çocuğunun yanına dönmesidir.

EkoAvrasya Ukrayna Dernek Başkanı Hacıoğlu: Kırım'ın bir daha esir olmamak üzere kurtarılacağından eminim Haber

EkoAvrasya Ukrayna Dernek Başkanı Hacıoğlu: Kırım'ın bir daha esir olmamak üzere kurtarılacağından eminim

Ukrayna'nın Rusya tarafından başlatılan topyekûn işgal girişimine yakından tanıklık eden ve uzun yıllar Donetsk bölgesindeki Mariupol kentinde yaşayan EkoAvrasya Ukrayna Dernek Başkanı İsmail Hacıoğlu, Kırım Haber Ajansına (QHA) özel açıklamalarda bulundu. Hacıoğlu, dernek çatısı altında Ukrayna'ya yönelik yatırımları, Ukrayna-Rusya Savaşı'nın ticari faaliyetlere etkisini, savaşın ardından Ukrayna ve ebedî Türk yurdu Kırım'da hayata geçirilmesi planlanan projeleri ile Kırım Tatar siyasi tutsaklara ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. “MARİUPOL HEM SANAYİ, HEM TARIM HEM DE TURİZM ŞEHRİYDİ” İşgalci Rusya’nın ağır bombardımanlarına maruz kalan Mariupol kentinin Ukrayna-Rusya Savaşı öncesindeki durumunu değerlendiren Hacıoğlu, şu ifadelere yer verdi: Biz 28 yıldır Mariupol'deyiz, orada ticaretimiz vardı. Son yıllarda orada Ukrayna-Türk Ortak Organize Sanayi Bölgesi kurduk. Fabrika binalarımızın inşaatına başlamıştık, altyapısını hemen hemen bitirmiştik. Mariupol çok canlı bir şehirdi, hemen hemen 200'e yakın irili ufaklı fabrika, atölye gibi üretim tesisleri vardı. Dünyada 3 tane demir-çelik fabrikası olan tek şehirdi, 3 tane demir-çelik fabrikası, bir ağır makine sanayisi vardı. Çok canlıydı, işsizlik neredeyse yok denecek kadar azdı. Maaş ortalaması da Ukrayna standartlarının çok üstünde bir şehirdi. Aynı zamanda hem sanayi, hem tarım, hem de turizm şehriydi. Kırım'dan II. Katerina zamanında çıkartılan Hristiyan Urum Türklerinin daha sonra Mariupol'e yerleştirildiğini ve Yunan kökenli Romeylerin de şehrin sakinleri olduğunu kaydeden Hacıoğlu, Mariupol'de de aynı Kırım'daki gibi Yalta, Eski Kırım (Staryi Krym), Gurzuf gibi köylerin kurulduğunu hatırlatarak “Nereden gelmişlerse Kırım'daki köylerinin ismini aynı Mariupol'deki köylerine vermişler. Urum Türklerinin yaşadığı köyler ağırlıklı olarak bunlar. Onlara da orada ‘Grek Tatar’ diyorlar, yani hem Tatar hem de Yunan. Böyle bir lakap takmışlar çünkü Kırım’ın Yalıboyu lehçesini konuşuyorlar.” dedi. “O GÜNÜN CANLI MARİUPOL’Ü, BUGÜN KAPALI BİR ŞEHİR OLDU” Söz konusu köylerin çoğunun deniz kenarında bulunduğunu ve turizmle meşgul olunmasından dolayı tatil köyüne benzediğini belirten Hacıoğlu, şehrin yaz sezonunda yaklaşık 15 ile 17 milyon turist ağırladığını dile getirerek “Türkiye’ye ve Kırım’a tatile gitmeye gücü yetmeyenlerin geldikleri yer Mariupol. Bir de sağlık turizmi var, Azak Denizi’nin iyodu bol olduğu için insanlar, tedavi amaçlı Mariupol'da Azak Denizi’nde yüzmek için o tatil köylerine gidiyorlar. Mariupol şehrinin suç oranı, Ukrayna ortalamasına göre çok düşük. Ekonomik sıkıntılar olmayan bir şehir olduğu için insanlar suç işlemeye eğilimli değiller.” şeklinde konuştu. Mariupol'de 2001 yılında bir caminin inşaatına başladığını beyan eden Hacıoğlu, “Bize çok kolay izin verdiler. Mariupol yönetimi de yabancılara ve başka dinlere karşı hoş görülüydü. Mariupol, çok kültürlü bir liman şehriydi, Mariupol limanı da Ukrayna'nın ikinci en büyük limanıydı, liman sürekli doluydu. Bizim için Mariupol'da yaşamak çok kolaydı. O günün canlı Mariupol'u, sürekli dışarıdan turist alan, iş gezileri olan, dışarıya açık bir şehir olan Mariupol, bugün kapalı bir şehir oldu.” ifadelerini kullandı. İŞGALCİ RUSLAR, METAL OLAN HER ÜRÜNÜ YAĞMALAYARAK İLLEGAL TİCARETİNİ YAPIYOR Hacıoğlu, yıkılmayan binalarda kalan konutların da Ruslar tarafından dışarıdan getirilen insanlara dağıtıldığına dikkat çekerek şu ifadelere yer verdi: Fabrikalar çalışmıyor. Fabrikaların makinelerini, binalarını, metal olan her şeyi kesip Rusya'ya götürüyorlar. Bizim de bir fabrika binamız vuruldu, benim de orada bir binam vuruldu. Çelik bir binaydı, binayı vurarak her şeyini kesip götürdüler. Depolarım asansör yedek parçası ve asansör doluydu, depoları soydular. İnşaatımız vardı, inşaatın kalıplarını çaldılar. Yani metalle alakalı ne varsa şehirde kesip doğrayarak eritmek için götürüyorlar Rusya'ya. Ondan sonra da dünyaya satıyorlar. Mariupol Limanı mal doluydu. Ruslar, fabrikalarda üretilip yurt dışına ihraç edilmek üzere limanda bekleyen demir-çelik ürünlerinin hemen hemen yarısından çoğunu sattılar. Öte yandan Hacıoğlu, şehirde yer alan 2 binin üzerinde yüksek katlı konutun Rusya tarafından vurulduğunu ve binaların kullanılamaz hâle getirildiğini kaydetti. Rusya’nın kentte yıktığı yapıların yerine yenilerini inşa edip söz konusu yapılara ait daireleri ise krediyle dışarıdan getirdiği insanlara sattığını belirten Hacıoğlu, “O dairelerin sahipleri, hiçbir hak talep edemiyorlar.” şeklinde konuşarak kentte çeşitli alışveriş merkezlerinin, Türk iş insanlarına ait mağazaların ve diğer yapıların Rusya tarafından vurulduğunu ifade etti. “KORSAN RUSLAR, MARİUPOL’Ü YAĞMALADILAR” Mariupol’un Rusya’nın işgal saldırıları sonrasındaki mevcut durumu üzerine konuşan Hacıoğlu, “İnsanlar şehirde çok sıkıntılı bir hayat yaşıyorlar. Eskiden o varlığa alışmış insanlar, şimdi nefes almaya çalışıyorlar.” dedi. Türk iş insanı, Mariupol’ün Ukrayna'nın 24 bölgesinden daha fazla nüfusa ve daha modern bir yapıya sahip bir şehir olduğunu dile getirerek “Mariupol dev bir metropoldü, şimdi ise kasaba oldu. (Ruslar) Şehri bir kasabaya döndürdüler. Kendi istedikleri gibi şehirde at koşturuyorlar zaten, yağmalanacak ne varsa yağmaladılar. Mesela, Mariupol’de bir gemi tamir tersanesi vardı. Tersanede Japonya'dan getirilmiş CNC tezgâhlar vardı. Onların bir kısmını Rusya'ya taşıdılar. Bunlar 4 milyon dolar, 5 milyon dolar, 10 milyon dolar değerinde tezgâhlardı. Bunları götürdüler. Rusların özü korsanlıktan gelmedir. Korsan Ruslar, Mariupol'u yağmaladılar; öyle desek yeridir.” değerlendirmesini yaptı. “GÖREVİMİZ, TÜRK İŞ İNSANLARININ, UKRAYNA'DA YAPTIKLARI YATIRIMIN EKONOMİK GETİRİYE DÖNÜŞMESİNİ SAĞLAMAK” Hacıoğlu, EkoAvrasya Ukrayna Derneğinin hem Türkiye ile Ukrayna arasındaki kültürel bütünleşmeyi hem de iki toplumun ortak paydada buluşmasını sağladığını kaydederek “Bizim görevimiz, Ukrayna’da iş insanlarına daha güvenli bir ticaret iklimi sağlamak. Yurt dışından, Avrupa'dan ve Türkiye'den gelen Türk iş insanlarının, Ukrayna'da yaptıkları yatırımın yarın başlarına bir sıkıntı gelmeden ekonomik getiriye dönüşmesini sağlamak ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Ukrayna Devleti arasındaki bağı kenetlemek.” şeklinde konuştu. EkoAvrasya Ukrayna Derneğinin kültürel programlarının Türkiye ve Ukrayna’nın devlet yetkililerinin katılımıyla gerçekleştiğine işaret eden Hacıoğlu, bu kapsamda Türkiye'deki eğitim kurumlarıyla Ukrayna'daki eğitim kurumları arasında bağlantılar kurulan üniversitelerarası programların düzenlendiğini kaydetti. “SAVAŞ BİTERSE KIRIM'A ÇOK BÜYÜK YATIRIM YAPMAYI DÜŞÜNÜYORUZ” EkoAvrasya Ukrayna Derneğinin yalnızca Mariupol kentinde değil, bütün Ukrayna'da 25 tane Türk-Ukrayna organize sanayi bölgesi kurma projesi başlattığını ve bunların 8 tanesinin temelli arsalarının isimleri, şehirleri ve konumlarıyla belirlendiğini dile getiren Hacıoğlu, “Bir tanesinin de inşaatına başladık Mariupol'da. Biz bunu yapmaya savaştan önce başladık ama savaş dolayısıyla mecburen ara verdik çünkü organize sanayi bölgesi arsalarımızın bir tanesi Mariupol, öbürü Berdyansk, bir diğeri de Tokmak şehrindeydi. Birini de Heniçesk’te (Genichesk) yapacaktık. Kırım Türklerinin tarım arazilerinde ektikleri ürünleri değerlendirebilecekleri fabrikaların olduğu bir organize sanayi düşünüyorduk orada, o da işgal tarafında kaldı.” dedi. Derneğin organize sanayi bölgelerinin 4 tanesinin hâlihazırda Rus işgali altındaki bölgelerde kaldığını kaydeden Hacıoğlu, söz konusu organize sanayi bölgelerinin Herson (Kherson) ve Zaporijjya (Zaporizhzhia) bölgelerinde bulunduğunu beyan etti. Görüşmelerinin devam ettiği bir organize sanayi bölgesinin de Dnipro kentinde olduğunu belirten Hacıoğlu, “Buralar da şu anda güvenli değil. Oralara yatırım yapabilmemiz için sanayicileri oraya getiremeyiz. çünkü oralar vuruluyor şu anda. Kıyiv'in Harkiv (Kharkiv) yolunda bir tane organize sanayi bölgesi arsamız vardı. Orası da şu anda güvenli değil. Onun için organize sanayi bölgeleriyle alakalı yatırımlarımıza bir süreliğine ara verdik.” ifadelerini kullandı. Öte yandan, Ukrayna’nın batısında yer alan Zakarpattya (Zakarpattiya) bölgesinin Ujhorod (Uzhhorod) şehrinin belediyesiyle görüşmeler gerçekleştirdiklerini kaydeden Hacıoğlu “Belki orada bir organize sanayi bölgesini önümüzdeki sene harekete geçirebiliriz. Şu anda onunla ilgili görüşmelerimiz var. Tabii savaşı bekliyoruz, savaş biterse Kırım'a çok büyük yatırım yapmayı düşünüyoruz.” dedi. Hacıoğlu, ayrıca Kırım Tatarlarının vatan Kırım'a döndükleri zaman çalışacakları yüksek gelir getiren işleri olmasının ve oradaki iş insanlarının da kolay yatırımı yapabilecekleri yatırım sahalarının oluşturulmasının amaçlandığını belirterek “Belki Ukrayna'da sürekli olarak yaşamıyorum ama Ukrayna'ya gidip geliyorum. Ukrayna'yı unutmadık, Ukrayna bizim gönlümüzde. Ukrayna'da ara verdiğimiz yerden daha enerji toplamış bir şekilde devam edeceğiz inşallah.” değerlendirmesini yaptı. “BİZİM GÖREVİMİZ, KARDEŞLERİMİZİN ÖZ VATANLARI KIRIM’I YENİDEN SAHİPLENEBİLMESİ" Aslen Trabzonlu olduğunu kaydeden Hacıoğlu, “Her Trabzonlunun gönlünde Kırım bir sevdadır, Kırım bizim için çok değerlidir. Fatih Sultan Mehmet Han, 1453’te İstanbul'u aldıktan sonra 1461'de Trabzon'u, 1475'te Kırım'ı alıyor. Diyor ki, ‘Bu bir sacayağı. Bu sacayağı kırılmadığı sürece, Türk'ün hakimiyeti bu coğrafyada bitmez'. İlk yarayı Kırım'ı kaybetmekle aldık. O günden beri Kırım Türkleri göçmen oldu, göçebe oldular. Dünyanın birçok ülkesine o günden beri yayıldılar.” ifadelerini kullandı. Öte yandan Kırım Tatarlarının Rus işgali altında çektiği zulme vurgu yapan Hacıoğlu, Kırım Tatarlarlarının hepsinin bir gün Kırım'a geri dönme hayalinin olduğuna dikkat çekerek şu ifadelere yer verdi: Büyük dedesi Kırım'dan da gelmiş olsa, kendisi Türkiye'de de doğmuş olsa bütün Kırım Türklerinin Kırım'a dönüp oralarda bir şeyler yapma hayali var. Bizim de görevimiz, Ukrayna'yı tanıyan, Ukrayna'yı iyi bilen bir sivil toplum kuruluşu (STK) başkanı olarak benim görevim, Kırım'daki kardeşlerimizin ve Ukrayna'nın her yerinde yaşayan kardeşlerimizin Kırım'a dönmesi, kendi öz vatanları Kırım’ı yeniden sahiplenebilmesi, orada ekonomik sıkıntılar çekmemesi ve Kırım'da dönen ticaretin önemli bir kısmına hâkim olması. “ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİNE AĞIRLIKLI OLARAK KIRIM KÖKENLİ AİLELERİ YERLEŞTİRECEĞİZ” 2014 yılından beri Rus işgali altında olan Kırım azat olduktan sonra EkoAvrasya Ukrayna Derneği olarak Yarımada’nın tarıma elverişi olmayan bölgelerinde organize sanayi bölgeleri kuracaklarını ve derneğin yönetim kurulunun Kırım’daki projeler için pilot yerler tespit ettiğini kaydeden Hacıoğlu, “Bu kuracağımız organize sanayi bölgelerine ağırlıklı olarak Kırım kökenli, Kırım soylu, Kırım'dan gelme ailelerin sanayicilerini getirmeye çalışacağız çünkü onlar için orası hasret duyulan bir vatan, yani uzakta kalmış ama yüreklerinden çıkmayan bir sevda. O sevdayı biz yeniden yeşerteceğiz. İnşallah Kırım'ın özgür olacağına gönülden inanıyorum.” dedi. “İŞGALCİ RUSYA'NIN CEZAEVLERİNDE YÜZLERCE KIRIM TÜRKÜ ACI İŞKENCELER ÇEKİYOR” Dünyada Kırım Tatarlarının en rahat yaşadıkları ülkenin Türkiye'den sonra Ukrayna olduğuna işaret eden Hacıoğlu, Ukrayna’nın cezaevlerinde hiçbir Kırım Tatarının siyasi suçlu ve düşünce suçlusu olarak yatmadığına dikkat çekerek “Hiç kimse ‘Ben Kırım Türküyüm, Kırım benim vatanım,’ dediği için, ‘Ben Kırım'ın sahibiyim,’ dediği için Ukrayna'da suçlanmıyor. Ukrayna Devleti onu suçlamıyor çünkü Ukrayna Devleti, Kırım Türklerini Ukrayna'nın kurucularından ve sahiplerinden biri olarak kabul ediyor.” ifadelerini kullandı. Bununla birlikte Hacıoğlu, Kırım Tatar siyasi tutsakların karşılaştığı ağır insan hakları ihlallerine de dikkat çekti. Hacıoğlu, “Ne yazık ki işgalci Rusya'nın cezaevlerinde yüzlerce Kırım Türkü acı işkenceler çekiyor. Aileleriyle ve avukatlarıyla görüştürülmüyorlar. Bir kısmı da kayıp, evlerinden alıkonulmuşlar. Hâlâ hasretle onların bir gün ortaya çıkacağı günü bekliyoruz.” şeklinde konuştu. Ayrıca Hacıoğlu, “Yüreklerimiz yanıyor. İnşallah o acı da sönecek, bir daha esir olmamak üzere Kırım'ı kurtarılacağından eminim.” dedi. İŞ İNSANI HACIOĞLU, TÜRKİYE-UKRAYNA SERBEST TİCARET ANLAŞMASINI YORUMLADI Ukrayna Parlamentosu Verhovna Radanın (Verkhovna Rada), Ukrayna ile Türkiye arasında onaylanan serbest ticaret anlaşmasını kabul etmesini yorumlayan Hacıoğlu, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 20 milyar doların da üzerinde olduğunu söyledi. “UKRAYNA'DA YABANCI YATIRIMCI, KANUNLARA UYDUGU SÜRECE ULUSLARARASI GÜVENCE ALTINDADIR” Öte yandan iş insanı Hacıoğlu, Ukrayna'ya yatırım yapmayı planlayan iş insanlarına tavsiyede bulundu. Hacıoğlu, Ukrayna'da Türkiye’nin Kıyiv Büyükelçiliğinin ve Türkiye’nin Odesa Başkonsolosluğunun anlaşmalı olduğu, akredite olmuş hukukçular ve yeminli tercümanlarla çalışılması gerektiğini vurguladı. Son olarak Ukrayna’da Türk olduğunu bilmeyen 5 ile 6 milyon civarında kişi olduğuna dikkat çeken Hacıoğlu, Sovyetler Birliği tarafından yürütülen asimilasyon politikalarının bunun sebebi olduğunu kaydederek şu değerlendirmelerde bulundu: 'Ben Türk soyluyum,' diyen ise 1 milyon 290 bin kişi var. Bu 1 milyon 290 bin kişinin ve Ukraynalıların refah içinde yaşayabilmeleri için gerçek sanayicilerin, gerçek ticaret erbabının Ukrayna'ya gelmesi lazım çünkü Ukrayna'da yabancı yatırımcı, kanunlara uyduğu sürece uluslararası güvence altındadır. Kanunları çiğneyen insanın ise dünyanın hiçbir yerinde güvencesi yoktur, Ukrayna'da da yoktur.

Kıyiv’de Dünya Yerli Halklar Günü etkinliği: Ukrayna’nın yerli halkları 9 Ağustos’ta bir araya gelecek Haber

Kıyiv’de Dünya Yerli Halklar Günü etkinliği: Ukrayna’nın yerli halkları 9 Ağustos’ta bir araya gelecek

Ukrayna’nın yerli halkları olan Kırım Tatarları, Karaylar ve Kırımçaklar; kültürlerini, tarihlerini ve kimliklerini yaşatmak amacıyla 9 Ağustos Dünya Yerli Halklar Günü’nde özel bir etkinlikle bir araya geliyor. Kökenleri ve kültürleri ayrılmaz bir şekilde Kırım Yarımadası’na bağlı olan üç yerli halkın geleneklerini, yaşam tarzlarını ve tarihlerini tanıtmak amacıyla düzenlenecek etkinlikte misafirler için özel deneyim alanları oluşturulacak. Kırım Cephesi tarafından yayımlanan açıklamaya göre, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM), Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Temsilciliği, Kırım Evi, Kırım Millî Varlık Vakfı ve Kırım Cephesi organizatörlüğünde gerçekleştirilecek etkinlik kapsamlı bir şekilde gerçekleştirilecek. Program çerçevesinde; yerli halkların kültürel mirasının korunması ve günümüzdeki durumunun ele alınacağı bir panel düzenlenecek, kuratör eşliğinde gezilebilecek tarihî fotoğraflardan oluşan "Kırım’ın Yüzü ve Hafızası" fotoğraf sergisi açılacak, geleneksel el sanatları ürünlerinin sergileneceği ve otantik yöresel lezzetlerin sunulacağı kermes düzenlenecek ayrıca çocuklar için interaktif eğlenceler ile Kırım Tatar sanatçı ve topluluklarının yer alacağı konser yapılacak. KIRIM SİYASİ TUTSAKLARINA DESTEK “ÖZGÜR KIRIM’A MEKTUPLAR” Etkinlik alanında Rusya tarafından yasa dışı şekilde alıkonulan Kırımlı siyasi tutsaklara destek olmak amacıyla "Özgür Kırım'a Mektuplar" standı kurulacak. Ziyaretçiler bu alanda Kırım'daki tutsaklara dayanışma mesajlarını yazabilecekler. İşgal ve savaş şartlarına rağmen kültürün ve hafızanın canlı tutulmasının önemine vurgu yapan etkinlik organizatörleri, "Dünya Yerli Halklar Günü; her halkın dilini, kültürünü ve ana vatanıyla olan bağını koruma hakkının bir hatırlatıcısıdır" mesajı vererek insanları organizasyona katılmaya davet etti. 9 Ağustos’ta düzenlenecek etkinliğin yapılacağı yer ve saat bilgisi, güvenlik gerekçesiyle kayıt formunu dolduran katılımcılara etkinlikten 24 saat önce e-posta yoluyla bildirilecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.