SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kremlin

QHA - Kırım Haber Ajansı - Kremlin haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kremlin haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kremlin’den Avrupa’ya tehdit: “Ukrayna İHA’larına hava sahası açan sonuçlarına katlanır” Haber

Kremlin’den Avrupa’ya tehdit: “Ukrayna İHA’larına hava sahası açan sonuçlarına katlanır”

Kremlin, Ukrayna’nın Rusya’ya yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarında Avrupa ülkelerinin hava sahasını kullandığı iddiaları üzerinden Avrupa’ya yönelik tehditte bulundu. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Ukrayna saldırılarına hava sahası sağlaması durumunda Moskova’nın “uygun sonuçlar çıkararak gerekli karşılıkları vereceğini” söyledi. Rus haber ajansı Interfax’a konuşan Peskov, Rus ordusunun gelişmeleri yakından takip ettiğini ve duruma ilişkin öneriler hazırladığını belirtti. Peskov, “Rusya Federasyonu’na karşı düşmanca ve terör faaliyetleri için hava sahası sağlanıyorsa, bu bizi gerekli sonuçları çıkarmaya ve karşılık vermeye zorlar.” ifadelerini kullandı. BALTIK’TAN İDDİALARA YANIT: “ASILISIZ” Öte yandan Polonya Silahlı Kuvvetleri Operasyonel Komutanlığı, 31 Mart’ta Ukrayna’nın Rusya’ya yönelik saldırılarında Polonya hava sahasının kullanıldığına dair iddiaların “asılsız” olduğunu açıkladı. Benzer şekilde Estonya, Rus bilgi alanında dolaşıma sokulan ve Ukrayna İHA’larının Baltık ülkeleri üzerinde görülmesine ilişkin iddiaları “dezenformasyon” olarak nitelendirdi. Letonya Savunma Bakanlığı da söz konusu iddialar kapsamında Letonya, Litvanya ve Estonya’yı hedef alan koordineli bir Rus dezenformasyon kampanyası konusunda uyarıda bulundu. Kremlin’in açıklamaları, özellikle Baltık ülkeleri ve Doğu Avrupa’da güvenlik gerilimini artıran yeni bir tehdit olarak değerlendiriliyor. Açıklamalar, Ukrayna’nın son dönemde Rusya’nın Baltık Denizi’ndeki Ust-Luga ve Primorsk limanları başta olmak üzere petrol ihracat altyapısına yönelik yoğun İHA saldırılarını artırdığı bir dönemde geldi. Peskov ayrıca, Rusya’nın kritik altyapısını korumaya yönelik çalışmaların sürdüğünü ancak bu tür saldırılara karşı yüzde 100 güvenlik sağlanmasının mümkün olmadığını dile getirdi.

Rusya'dan Oscar ödüllü belgeselin yapımcısına “yabancı ajan” damgası Haber

Rusya'dan Oscar ödüllü belgeselin yapımcısına “yabancı ajan” damgası

Rusya, Oscar ödüllü “Mr. Nobody Against Putin” belgeselinin yapımcılarından Pavel Talankin’i “yabancı ajan” olarak ilan etti. Talankin’ın ismi, Rusya Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan “yabancı ajanlar” listesine eklendi. Rusya’da “yabancı ajan” ifadesi, yabancı destekli olduğu değerlendirilen ve devlet karşıtı faaliyet yürüttüğü iddia edilen kişi ve kurumlar için kullanılıyor. Bu statü, kamuoyunda casuslukla ilişkilendirilen olumsuz bir anlam taşıyor ve ilgili kişilere ciddi idari yükümlülükler getiriyor. Rusya’da “yabancı ajan” ilan edilen kişiler, sıkı bürokratik denetimlere tabi tutuluyor. Bu kapsamda söz konusu kişilerin tüm yayınlarında “yabancı ajan” etiketi kullanmaları zorunlu hâle getirilirken, gelir kaynakları ve faaliyetleri de çeşitli kısıtlamalara tabi tutuluyor. RUS PROPAGANDASINI SİNEMAYA TAŞIDI Talankin’ın David Borenstein ile birlikte hazırladığı belgesel, Rusya’nın Çelyabinsk bölgesinde görev yaptığı bir okulda iki yıl boyunca gizlice kaydettiği görüntülere dayanıyor. Filmde, öğrencilerin sistematik şekilde savaş yanlısı propaganda ile karşı karşıya bırakıldığı ve eğitim ortamında ideolojik yönlendirmelerin arttığı gösteriliyor. Belgesel, uluslararası alanda büyük yankı uyandırarak Oscar ödülüne layık görülürken, Rusya içinde ise tartışmalara neden oldu. Savaşa karşı olan bazı kesimler dahi Talankin’ı, meslektaşlarını ve öğrencileri rızaları olmadan gizlice kaydettiği gerekçesiyle eleştirdi. 2024 yılında Rusya’dan ayrılan Talankin, belgeselin amacının “bir neslin nasıl öfke ve saldırganlıkla şekillendiğini belgelemek” olduğunu ifade etti. 35 yaşındaki yönetmen, Oscar ödülünü kabul ederken yaptığı konuşmada savaşların sona ermesi çağrısında bulunmuştu. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov ise Oscar ödülleri sonrasında yaptığı açıklamada, söz konusu belgeseli izlemediğini ve bu nedenle içerik hakkında değerlendirme yapamayacağını belirtmişti.

Putin'den Rus iş dünyasına "savaşacağız” mesajı ve "gönüllü bağış" talimatı Haber

Putin'den Rus iş dünyasına "savaşacağız” mesajı ve "gönüllü bağış" talimatı

Orta Doğu'daki çatışmaların petrol fiyatlarını artırması Rus bütçesine ek gelir sağlasa da, bu durum Kremlin'in büyük sermaye üzerindeki baskısını azaltmadı. Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği kongresinde iş insanlarıyla bir araya gelen Ruya Devlet Başkanı Vladimir Putin, kapalı kapılar ardında savaşın devam edeceği mesajını vererek iş dünyasından bütçeye "gönüllü" katkı yapmalarını talep etti. PUTİN’DEN “SAVAŞACAĞIZ” MESAJI Rus muhalih gazetesi The Bell'in kongre kaynaklarına dayandırdığı habere göre Putin, iş dünyasının önde gelen isimlerine savaşın gidişatı konusunda oldukça net bir tablo çizdi. Toplantıya katılan kaynaklar, Putin'in "Savaşacağız" diyerek çatışmaların durmayacağını doğrudan ifade ettiğini ve nihai hedefin "Donbas sınırlarına ulaşmak" olduğunu yinelediğini belirtti. Bu askerî kararlılık mesajının hemen ardından ise büyük işletmelerin bütçe açıklarını kapatmak üzere devlete "gönüllü bağışlar" yapması önerisi getirildi. LÜKS YAŞAM UYARISI Zirvenin halka açık kısmında ise daha temkinli bir dil kullanıldı. Putin ve Rusya Maliye Bakanlığı yetkilileri, artan petrol gelirlerine rağmen iş dünyasını "lüks yaşamdan kaçınmaya" ve kişisel harcamalarında aşırıya kaçmamaya çağırdı. Putin konuşmasında, Orta Doğu’daki krizin küresel enerji piyasalarındaki etkilerine ve Rusya’nın bu tür dalgalanmalar karşısında egemenliğini korumasının hayati önemine değindi. DİYALOĞA KAPALI 35 DAKİKA Zirvenin işleyiş biçimi de dikkat çekici detaylar barındırıyordu. Rus medyası, Putin’in sahnede kaldığı 35 dakika boyunca katılımcılardan veya moderatörden gelen hiçbir soruyu kabul etmediğini vurguladı. Sadece önceden belirlenmiş mesajlarını ileten Putin, konuşmasının ardından kürsüden ayrılarak iş dünyasıyla doğrudan bir diyaloğa girmedi. Uzmanlar, bu tutumu Kremlin'in özel sektör üzerindeki otoriter kontrolünün ve savaş ekonomisine geçişin bir yansıması olarak değerlendiriyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Ukrayna Bölge Müdürü: Kırım bir "medya çölü"ne dönüştü Haber

Sınır Tanımayan Gazeteciler Ukrayna Bölge Müdürü: Kırım bir "medya çölü"ne dönüştü

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, Rusya’nın 2014’ten bu yana Kırım’da bağımsız gazeteciliği sistematik olarak yok ettiğini ve yarımadayı sadece propagandanın yapıldığı bir "medya çölü" haline getirdiğini duyurdu. RSF Ukrayna Bölge Müdürü Pauline Maurey, Suspilne haber ajansına verdiği mülakatta, örgütünün 2014’den bu yana Kırım’da gazetecilere uygulanan baskıları takip ettiğini belirterek, “Kırım’daki bağımsız medya kuruluşları on yılı aşkın süredir ‘kara bir dönem’ yaşıyor. Kremlin, Kırım'ı sadece propagandanın yapıldığı bir medya çölüne dönüştürdü.” dedi. Kremlin kontrolündeki güçlerin ifade özgürlüğünü her alanda bastırdığını vurgulayan Maurey, gazetecilerin keyfi gözaltılar, ağır hapis cezaları ve tıbbi yardımın engellenmesi gibi yöntemlerle sindirilmeye çalışıldığını ifade etti. 16 KIRIMLI GAZETECİ HAKSIZ YERE ALIKONULUYOR Örgütün verilerine göre, işgalin başlangıcından bu yana en az 16 Kırımlı gazeteci Rusya topraklarındaki cezaevlerinde hukuka aykırı şekilde alıkonuldu. 24 Şubat 2022’de başlayan geniş çaplı işgalin ardından ise Ukraynalı medya çalışanlarına yönelik baskılar daha da şiddetlendi. RSF’nin Rusya’nın işgal altındaki Ukrayna bölgelerinde gazetecilere karşı uyguladığı baskıları belgelediğini ve gazetecilerin hak ihlallerine dikkat çekmek için uluslararası kampanyalar yürüttüğünü aktaran Mofre, "Haksız yere alıkonulan gazetecilere yöneltilen asılsız suçlamalar düşürülmeli, tıbbi bakıma erişimleri ve sevdikleriyle iletişimleri garanti altına alınmalıdır." şeklinde vurguladı. RUSYA EN FAZLA YABANCI GAZETECİYİ ALIKOYAN ÜLKE KONUMUNDA RSF’nin 2025 yılı sonu raporuna göre Rusya, dünyada en fazla yabancı gazeteciyi parmaklıklar ardında tutan ülke konumunda. Halen yaklaşık 50 medya çalışanının tutuklu bulunduğu Rusya’da, bu kişilerin 20’den fazlasını Ukraynalı gazeteciler oluşturuyor.

Türkiye, 12. yılında Kırım tavrını yineledi: "Gayrimeşru referandumu tanımıyoruz" Haber

Türkiye, 12. yılında Kırım tavrını yineledi: "Gayrimeşru referandumu tanımıyoruz"

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Rusya Federasyonu tarafından gerçekleştirilen Kırım’ın yasa dışı ilhakının 12. yıl dönümü vesilesiyle yayımladığı bildiride, uluslararası hukuka aykırı olan bu fiili durumun tanınmadığını bir kez daha teyit etti. Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne olan desteğin vurgulandığı açıklamada, Kırım Tatar Türklerinin haklarının korunacağı mesajı verildi. Bakanlığın resmî internet sayfasında yayımlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi: Rusya Federasyonu’nun Ukrayna Kırım Özerk Cumhuriyeti’ni gayrimeşru bir referandumun neticesinde ilhakının on ikinci yıl dönümünde, uluslararası hukuka aykırı bu fiili durumu tanımadığımızı bir kere daha teyit ediyoruz. Ukrayna’nın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne kuvvetli desteği devam eden ülkemiz, Kırım Tatar Türklerinin durumu başta olmak üzere Yarımada’daki gelişmeleri yakından takip ederek gündemde tutmayı sürdürecektir. 16 MART 2014: KIRIM'DA SİLAHLARIN GÖLGESİNDE SÖZDE REFERANDUM 16 Mart 2014 tarihinde işgal altındaki Kırım'da, kamuflajlı Rus askerlerinin gözetimi altında göstermelik bir referandum yapıldı. İki gün sonra, 18 Mart 2014 tarihinde Kremlin’de “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması” antlaşması imzalandı. İşgalci Rusya, sözde referandumu yasa dışı hamlesini meşrulaştırmak amacıyla düzenledi. Rusya, Şubat 2014’te Ukrayna’ya bağlı Kırım Yarımadası’nı işgal için harekete geçti. Silahlı Rus askerleri Kırım ile Herson bölgesi arasındaki idari sınırında kontrol noktaları oluşturdu. Kırım’ın stratejik noktalarını ve hükûmet binalarını ele geçirdi. Ukrayna birliklerinin konuşlandırıldığı askerî üsleri kuşatma altına aldı. 6 Mart 2014’te Kırım’ın sözde Parlamentosu, Kırım’ı Rusya’ya bağlama ve 16 Mart’ta Kırım’ın statüsüne dair “referandum” düzenleme kararı aldı. Referandumda, Kırım'da yaşayanlara; Rusya’ya bağlanma veya 1992 Kırım Cumhuriyeti Anayasası'nın yeniden uygulamaya konulması ve ona göre Ukrayna’ya bağlı özerklik olarak kalma seçenekleri sunuluyordu. 1992 Kırım Cumhuriyeti Anayasası, Kırım'ın "Ukrayna'ya gönüllü olarak devredenler dışında tüm yetkileri kendi topraklarında kullanan" kendi devlet organlarına sahip olduğunu, yani Kırım'ın geniş özerklik haklarına sahip olduğunu belirliyordu. Anayasa, yarımadanın bağımsız Ukrayna'nın bir parçası olmasından hemen sonra Kırım Parlamentosu tarafından kabul edilmişti. Bu anayasanın yardımıyla Kremlin, Kırım'ı kontrol altına almaya çalışmıştı. Ancak, Ukrayna Parlamentosu, bu belgeyi anayasaya aykırı olarak iptal etmişti. Yani aslında, 16 Mart 2014’teki sözde referandumda, Kırım’ın Ukrayna’nın bir parçası olarak kalması seçenekler arasında yoktu. Rus silahlarının namlusu altında gerçekleştirilen sözde referandum, Rusya tarafından “Kırım sakinlerinin iradesini tecelli etmesi” olarak adlandırılıyor. Moskova tarafından tüm düzeylerde yerel yasalara ve uluslararası uygulamaya göre yapıldığı savunuluyor. Sözde referandum daha yapılmazken Ukrayna, oy kullanımını yasa dışı ve Anayasaya aykırı olarak kabul etti. 15 Mart 2014 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, sözde referandumu “geçersiz” olarak ilan edilmesini öngören kararı inceledi. Ancak karar, Rusya tarafından bloke edildi. Venedik Komisyonu, Avrupa Birliği (AB) ve ABD, yasa dışı olarak yapılan sözde referanduma karşı çıktı, Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) başta Kırım Tatarları olmak üzere Kırımlılara sözde referandumu boykot etme çağrısı yaptı. KIRIM TATAR MİLLİ MECLİSİNDEN SÖZDE REFERANDUMU BOYKOT ÇAĞRISI KTMM, 6 Mart 2014'te Kırım halkını, Parlamentonun yasa dışı aldığı kararla yapılacak referandumu boykot etmeye çağırdı. Buna rağmen 16 Mart 2014 tarihinde saat 08.00’de işgal edilen Kırım’da bin 205 seçim bölgesi açıldı. Seçim bölgeleri açılır açılmaz sosyal ağlarda sözde oylama sırasında yer alan ihlallere ilişkin bilgiler paylaşılmaya başlandı. Rusya vatandaşları dahil isteyen herkese çok sayıda oy pusulası verildi. İşgalcilerin sözde referanduma katılım oranı ile ilgili açıkladığı “resmî verileri” de ciddi şüpheler uyandırıyor. Kremlin kontrolündeki sözde Seçim Komisyonu katılım oranının yaklaşık yüzde 83 olduğu duyurdu. Oylamaya katılanların yüzde 96,77’sinin “Kırım'ın Rusya’ya bağlanması için” oy verdiği iddia edildi. 18 Mart 2014 tarihinde Kremlin’de “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması” antlaşması imzalandı. Öte yandan Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, FSB gizli raporlarına dayanarak sözde referanduma gerçek katılım oranının yüzde 34.2 civarında olduğunu, Kırım Tatarlarının yüzde 99’unun oy kullanmadığını bildirdi.

16 Mart 2014: Kırım'da silahların gölgesinde sözde referandum Haber

16 Mart 2014: Kırım'da silahların gölgesinde sözde referandum

16 Mart 2014 tarihinde işgal altındaki Kırım'da, kamuflajlı Rus askerlerinin gözetimi altında göstermelik bir referandum yapıldı. İki gün sonra, 18 Mart 2014 tarihinde Kremlin’de “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması” antlaşması imzalandı. İşgalci Rusya, sözde referandumu yasa dışı hamlesini meşrulaştırmak amacıyla düzenledi. Rusya, Şubat 2014’te Ukrayna’ya bağlı Kırım Yarımadası’nı işgal için harekete geçti. Silahlı Rus askerleri Kırım ile Herson bölgesi arasındaki idari sınırında kontrol noktaları oluşturdu. Kırım’ın stratejik noktalarını ve hükûmet binalarını ele geçirdi. Ukrayna birliklerinin konuşlandırıldığı askerî üsleri kuşatma altına aldı. 6 Mart 2014’te Kırım’ın sözde Parlamentosu, Kırım’ı Rusya’ya bağlama ve 16 Mart’ta Kırım’ın statüsüne dair “referandum” düzenleme kararı aldı. Referandumda, Kırım'da yaşayanlara; Rusya’ya bağlanma veya 1992 Kırım Cumhuriyeti Anayasası'nın yeniden uygulamaya konulması ve ona göre Ukrayna’ya bağlı özerklik olarak kalma seçenekleri sunuluyordu. 1992 Kırım Cumhuriyeti Anayasası, Kırım'ın "Ukrayna'ya gönüllü olarak devredenler dışında tüm yetkileri kendi topraklarında kullanan" kendi devlet organlarına sahip olduğunu, yani Kırım'ın geniş özerklik haklarına sahip olduğunu belirliyordu. Anayasa, yarımadanın bağımsız Ukrayna'nın bir parçası olmasından hemen sonra Kırım Parlamentosu tarafından kabul edilmişti. Bu anayasanın yardımıyla Kremlin, Kırım'ı kontrol altına almaya çalışmıştı. Ancak, Ukrayna Parlamentosu, bu belgeyi anayasaya aykırı olarak iptal etmişti. Yani aslında, 16 Mart 2014’teki sözde referandumda, Kırım’ın Ukrayna’nın bir parçası olarak kalması seçenekler arasında yoktu. Rus silahlarının namlusu altında gerçekleştirilen sözde referandum, Rusya tarafından “Kırım sakinlerinin iradesini tecelli etmesi” olarak adlandırılıyor. Moskova tarafından tüm düzeylerde yerel yasalara ve uluslararası uygulamaya göre yapıldığı savunuluyor. Sözde referandum daha yapılmazken Ukrayna, oy kullanımını yasa dışı ve Anayasaya aykırı olarak kabul etti. 15 Mart 2014 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, sözde referandumu “geçersiz” olarak ilan edilmesini öngören kararı inceledi. Ancak karar, Rusya tarafından bloke edildi. Venedik Komisyonu, Avrupa Birliği (AB) ve ABD, yasa dışı olarak yapılan sözde referanduma karşı çıktı, Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) başta Kırım Tatarları olmak üzere Kırımlılara sözde referandumu boykot etme çağrısı yaptı. KIRIM TATAR MİLLİ MECLİSİNDEN SÖZDE REFERANDUMU BOYKOT ÇAĞRISI KTMM, 6 Mart 2014'te Kırım halkını, Parlamentonun yasa dışı aldığı kararla yapılacak referandumu boykot etmeye çağırdı. Buna rağmen 16 Mart 2014 tarihinde saat 08.00’de işgal edilen Kırım’da bin 205 seçim bölgesi açıldı. Seçim bölgeleri açılır açılmaz sosyal ağlarda sözde oylama sırasında yer alan ihlallere ilişkin bilgiler paylaşılmaya başlandı. Rusya vatandaşları dahil isteyen herkese çok sayıda oy pusulası verildi. İşgalcilerin sözde referanduma katılım oranı ile ilgili açıkladığı “resmî verileri” de ciddi şüpheler uyandırıyor. Kremlin kontrolündeki sözde Seçim Komisyonu katılım oranının yaklaşık yüzde 83 olduğu duyurdu. Oylamaya katılanların yüzde 96,77’sinin “Kırım'ın Rusya’ya bağlanması için” oy verdiği iddia edildi. 18 Mart 2014 tarihinde Kremlin’de “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması” antlaşması imzalandı. Öte yandan Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, FSB gizli raporlarına dayanarak sözde referanduma gerçek katılım oranının yüzde 34.2 civarında olduğunu, Kırım Tatarlarının yüzde 99’unun oy kullanmadığını bildirdi.

Kremlin'den Kırım'da yeni Ruslaştırma operasyonu Haber

Kremlin'den Kırım'da yeni Ruslaştırma operasyonu

Rus işgal yönetimi, Kırım’da Ukrayna ve Kırım Tatar kimliğini silmeye yönelik yeni bir "Ruslaştırma" programı başlattı. Moskova’nın 2036 stratejisi doğrultusunda Kırım için beş yıllık bir yol haritası hazırlayan işgal yönetimi, Yarımada'daki etnik farklılıkları “Rus kimliği” çatısı altında toplamak amacıyla dil politikalarından kültürel yaşama kadar uzanan kapsamlı bir asimilasyon sürecini devreye sokmayı planlıyor. Kırım’ın Kremlin kontrolündeki sözde "Etnik İlişkiler Devlet Komitesi", Kremlin’in talimatıyla 2036 yılına kadar sürecek yeni "Devlet Ulusal Politika Stratejisi"ni uygulamaya koyduğunu duyurdu. Sözde Etnik İlişkiler Devlet Komitesi Başkanı iş birlikçi Ruslan Yakubov tarafından basın toplantısıyla duyurulan plan, Yarımada'nın özgün kültürel dokusunu Rus kültürü lehine baskılamayı amaçlıyor. “RUS KÜLTÜRÜ VE DİLİ KORUMA” KILIFI ALTINDA RUSLAŞTIRMA STRATEJİSİ Savaş suçlusu Vladimir Putin’in Kasım 2025’te onayladığı strateji belgesine dayanan bu planın odak noktasının "Rus dilinin, kültürünün ve Rus kimliğinin korunması" olduğu açıklandı. Yakubov, “Bu kapsamda Kırım'da düzenleyeceğimiz etkinliklerde Rus dilini ve kültürünü popülerleştirmeye yönelik etkinliklere daha fazla önem vereceğiz." dedi. İşgal yönetimi, "Rus kimliğinin güçlendirilmesi" adı altında Kırım’daki Kırım Tatarları ve Ukrainler başta olmak üzere halkların kültürel eserlerini Rusçaya çevirerek özgün dilleri kamusal alandan tamamen dışlamayı hedefliyor. Bununla birlikte işgal yönetimi, temmuz ve ağustos aylarında "Rusya Biziz" (Rossiya – eto mı) başlıklı bir festival düzenleyeceğini duyurdu. Turizm sezonuna denk getirilen bu festival, Kırım’daki yerli halkların geleneklerini sergilemekten ziyade, Yarımada'yı Rusya’nın ayrılmaz bir parçası gibi göstermeyi amaçlayan bir propaganda aracı olarak kullanılacak.

Barış değil dayatma: Kremlin, Ukrayna’yı stratejik tuzağa çekiyor Haber

Barış değil dayatma: Kremlin, Ukrayna’yı stratejik tuzağa çekiyor

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli düşünce kuruluşu Savaş Araştırmaları Enstitüsü (ISW), Kremlin’in Ukrayna’daki savaşla doğrudan ilgili olmayan konuları birer baskı aracı olarak kullanarak Trump yönetimini Rusya’nın taleplerine boyun eğmeye zorladığını açıkladı. ISW’nin yeni raporunda, Moskova’nın bu süreçte Ukrayna açısından stratejik olarak zararlı olabilecek tavizler koparmayı hedeflediği vurgulandı. ISW tarafından, 1 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan raporda, Rusya’nın özellikle Avrupa’yı barış sürecinden dışlamayı ve Donetsk bölgesinin tamamını diplomatik yollarla ele geçirmeyi hedeflediği belirtildi. Analistlere göre Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un son açıklamaları, Kremlin’in ABD ile yeni bir stratejik silah kontrolü veya ekonomik anlaşma beklentisini "yem" olarak kullandığını gösteriyor. Moskova, Ukrayna'nın güneyindeki (Herson ve Zaporijjya) mevcut cephe hattının dondurulmasını büyük bir "taviz" gibi sunarak karşılığında Ukrayna ordusunun henüz işgal edilmemiş olan stratejik Donetsk topraklarından çekilmesini istiyor. Raporda, Rusya'nın bu talebini şu şekilde değerlendiriyor: Rus yetkililer, Ukrayna'nın tüm Donetsk bölgesinden vazgeçmesi yönündeki taleplerini 'makul bir tutum' ve büyük bir 'taviz' gibi sunmaya devam edecektir. Rusya'nın buradaki asıl hedefi, uzun vadede Ukrayna için stratejik açıdan yıkıcı olacak asıl tavizleri koparabilmektir. Savaş Çalışmaları Enstitüsü (ISW), Donetsk bölgesinin geri kalanının Rusya'ya bırakılmasının stratejik bir hata olacağı yönündeki değerlendirmesini sürdürüyor. Zira Rusya'nın bu toprakları askeri yollarla hızlı veya kolay bir şekilde ele geçirmesi pek mümkün görünmese de, böyle bir diplomatik teslimiyet Kremlin'i gelecekte Ukrayna'ya yönelik saldırılarını tazelemek için çok daha avantajlı bir konuma getirecektir. 28 MADDELİK PLAN VE DONBAS DÜĞÜNÜ ABD tarafından önerilen ilk 28 maddelik barış planı, Ukrayna’nın Donetsk ve Luhansk bölgelerinden tamamen vazgeçmesini öngörürken, Ukrayna ve mevcut ABD yönetiminin son dönemdeki karşı önerileri bölgede "silahsızlandırılmış bölgeler" veya "serbest ekonomik bölgeler" kurulmasını içeriyordu. Ancak Kremlin, Aralık 2025'te bu önerileri reddederek tek çözümün Ukrayna ordusunun Donbas'tan tamamen çekilmesi olduğunu yineledi. ABU DABİ’DE KRİTİK ZİRVE Diplomatik trafik sürerken, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy, Ukrayna, ABD ve Rusya arasındaki bir sonraki üçlü görüşmenin 4 ve 5 Şubat tarihlerinde Abu Dabi’de gerçekleşeceğini duyurdu. Zelenskıy, Ukrayna’nın "somut bir görüşmeye" hazır olduğunu ve savaşın "onurlu bir şekilde sona ermesini" istediklerini belirtti. Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Başkan Trump’ın kilit temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’in bu turda yer almayacağını belirterek, toprak meselesinin, özellikle Donetsk’in statüsünün, hala "aşılması gereken en zor köprü" olduğunu doğruladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.