SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Levent Edige Özdemir

QHA - Kırım Haber Ajansı - Levent Edige Özdemir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Levent Edige Özdemir haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Levent Edige Özdemir: Ceditçiliği, Türk halklarının adları ile adlandırmamız daha doğru olur Haber

Levent Edige Özdemir: Ceditçiliği, Türk halklarının adları ile adlandırmamız daha doğru olur

Araştırmacı Levent Edige Özdemir, ceditçiliğin tanımlanmasında yaşanan kavram kargaşaları, Türkçülük ve İslamcılık gibi ideolojilerle ilişkilendirilmesi ve Türk dünyasında ceditçi kadroların yok edilmesinin, bu düşünsel mirasın kurumsal ve entelektüel bağlamda aktarımına olan etkisi hakkında Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “CEDİTÇİLİK İLE İLGİLİ BİRİNCİ PROBLEMİN İDEOLOJİLERİN TESİRİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM” Ceditçilik kavramını tanımlarken ceditçiliğe dair kavram kargaşasını anlatan Özdemir, katıldığı birden fazla sempozyumu örnek göstererek “Mesela şimdiye kadar, en azından ceditçilik araştırmacılarının daha çok Rusya Müslümanları içerisinde ceditçiliği ele aldığı görülüyor. Osmanlı'nın kendi siyasi gidişatının olduğunu ve bu hat üzerinden kendi yenileşmesini ilerlettiğini görüyoruz. Dolayısıyla ceditçilik kavramının burada mesela Osmanlı için, yani İstanbul çevresi için kullanılmasının pek doğru olmadığı gibi bir kanaat bende hasıl oldu.” dedi. Bununla birlikte Özdemir, ceditçiliğin nasıl nitelendirileceği hususunda şu ifadelere yer verdi: Ceditçiliği nasıl niteleyeceğiz? Türk ceditçiliği mi diyeceğiz? Kazak ceditçiliği mi? Kırım Tatar ceditçiliği mi? Özbek ceditçiliği mi? Adlandırmanın da yine burada bir problem olduğunu düşünüyorum. Bunun nedeni de bu hususta ideolojilerin etkileyici ve belirleyici olabilmesi. Mesela, ceditçilik yerine ‘Türk Rönesansı’ gibi ifadelerin de kullanıldığını görüyoruz. Bu durumun tabii ideolojilerle oldukça sıkı bir ilişkisi var. Ceditçilik araştırmacılarının bir ideolojisi olabiliyor. Hatta bunu söylemekten çekinmeyenleri de gördüm. Dolayısıyla burada, ceditçilik ile ilgili araştırmalarda birinci problemin ideolojiler olduğunu düşünüyorum. “CEDİTÇİLİĞİ, TÜRK HALKLARININ ADLARI İLE ADLANDIRMAMIZ DAHA DOĞRU OLUR” İdeolojik bir perspektiften ceditçiliğin okunmaya çalışılmasına dair milliyetçi bir araştırmacının, ceditçilik tarihini bir millîleşme olarak ele alabileceğini, yani kendi dönemindeki o bütün hareketlilikler, tartışmalar, dönemin dinamikleri vs. hususlara bakmaksızın ceditçiliği doğrudan milliyetçi bir bakış açısıyla yorumlamak gibi bir yola girebileceğini dile getiren Özdemir, “Bu tabii sadece milliyetçilik değil, diğer ideolojiler üzerinden de örneklendirilebilir. Dolayısıyla ceditçiliğin birinci olarak ne olduğuna dair karmaşanın ilk kısmı bu. İkinci kısmı da, yine bununla irtibatlı olarak biz bunu bir bütün olarak mı ele alacağız yoksa kısım kısım mı? Yani her coğrafya ve zaman için ayrı ayrı mı ele almak gerekir? Eğer her kısım, yani her bir mekân ve zaman için bunun ayrı olarak ele alınmasının doğru olduğunu düşünüyorsak biz, bunu yeni bir adlandırma ile, yani bir şekilde bütünü adlandırır gibi Türk ceditçiliği demek yerine, buradaki Türk halklarının adları ile adlandırmamız daha doğru olur.” ifadelerini kullandı. Bu konuda Tatar ceditçiliğini örnek gösteren Özdemir, Tatar ceditçiliğinin kendine mahsus hususiyetlerinin olduğunu ve bunun, dinî düşüncede yenileşme ile başladığını ve daha sonradan eğitim ile ilgili bazı fikirlerin de burada gündeme geldiğini dile getirerek “Ancak bunun, eğitim yönünün belki daha çok Kırım Tatar ceditçiliği için olduğunu söyleyebiliriz.” dedi. “BU YAYILIM, CEDİTÇİLİĞİN TARİFİ KONUSUNDA PROBLEMLERE YOL AÇIYOR” Bununla birlikte Özdemir, eğitimin zihnî bir dönüşüm ve bir araç olarak daha çok üzerinde durulması ve gerçekleştirilmesinin önem taşıdığını ve bunun, Kırım Tatar ceditçiliğinin başlangıcı olarak değerlendirilebileceğini belirtti. Büyük Kırım Tatar aydını İsmail Bey Gaspıralı’nın çalışmaları ile birlikte Kırım'da başlayan bu eğitim alanındaki yenileşmenin ve usûl-i cedîd mekteplerinin yayılması ile bunun Rusya Müslümanlarında bir yaygınlık gösterdiğini kaydeden ve Gaspıralı’nın Mısır ve Hindistan'daki çalışmalarını da hatırlatan Özdemir, “Buradaki bu yayılım, ceditçiliğin burada tanımlanması ve ne olduğunun tam olarak anlaşılması konusunda problemlere yol açıyor. Benim buradaki önerim şu: Her bir Türk halkı için ve belli bir zaman dilimi için ayrı bir belirtmenin yapılması.” dedi. Ancak Özdemir, her birinde ceditçilik olarak aynı kavramın kullanılacağı takdirde ceditçiliğin, daha çok araştırmayı gerektirmekle birlikte, özellikle dinî düşüncede bir yenileşmeyi amaçlamak ile ortaya çıkmış olup sonrasında, hemen her alanda da bazı öneriler ortaya atan ve esasen de yenileşmeyi hedefleyen bir fikir hareketi olarak tanımlanabileceğini belirtti. ÖZDEMİR, GASPIRALI’NIN “MODERN MİLLET” DÜŞÜNCESİNE ATIF YAPTI Ceditçiliğin Türk dünyasında yaşanan kimlik yaşasındaki rolü üzerine ise Özdemir, “Buna da bir Tatar yazar, İsmail Bey Gaspıralı'dan söz ederken, özellikle o dönemde Türklük ve Tatarlık tartışmaları varken şöyle söylüyor: ‘Biz kabileler hâlindeydik, İsmail Bey bizi bir millet hâline getirdi.’ Gaspıralı, Tercüman gazetesi aracılığıyla yaydığı fikirlerle bunu yapıyor. Ceditçilik, tam da bu zamana denk geliyor ve ceditçi aydınlar için böyle bir durum mevcut.” dedi. Ceditçi aydınların zihinlerinde bir yandan hem kendi içlerinde bulundukları bir kimlik, diğer bir yandan da Gaspıralı'nın burada, Türk dünyası genelinde yapmaya çalıştığı bir projenin olduğunu kaydeden Özdemir, modern bir millet olunması gerektiği gibi bir kanaatin Gaspıralı’da da mevcut olduğunu dile getirerek “Bu modern millet nedir? Sadece dinî dayanakları olan bir kimlikten, kimliğin fazlasını ortaya çıkararak bir Türklük fikrinde bunu bir kimlik hâline getirmek. Bu doğrultuda da Tatarlık, Özbeklik, Kazaklık… Bunların daha geri plana itilmesi. Hatta İsmail Bey'in belki bunlara karşı olduğunu da söylemek mümkün. Bunu yazdıklarında görebiliyoruz. Onun düşüncesi için doğrudan bir Türklükten söz edilebilir.” şeklinde konuştu. CEDİTÇİLERİN KİMLİK TARTIŞMALARI, “REPRESSİYA” İLE BİRLİKTE KESİNTİYE UĞRADI İstanbul çevresi başta olmak üzere, ceditçiler arasında Türklük ve Tatarlık konularında önemli tartışmaların olduğunu belirten Özdemir, Sebîlürreşad (Sırat-ı Mustakim) gibi gazete ve dergi çevrelerinde de bu tartışmaların görüldüğünü kaydetti. Dolayısıyla, ceditçilerin döneminde yürütmüş oldukları kimlikle ilgili tartışmaların daha sonrasında, özellikle Rusya siyasi tarihinde “repressiya” süreciyle birlikte bir kesintiye uğradığını dile getiren Özdemir, “Ceditçilerin bu tartışmalarına tekrar dönülerek bazı örnekler alınabilir. Bunların üzerine tartışmaların tekrar değerlendirilmesi pekâlâ mümkün. Lakin bu tartışmaların burada bir kesintiye uğradığı ve bugün tekrardan bu işe girişildiğini de görmek gerek.” dedi. CEDİTÇİLERİN, ‘HAYATIN BÜTÜN ANLARININ TEKRAR GÖZDEN GEÇİRİLMESİ VE DÜZENLENMESİ’ ANLAYIŞI Ceditçilerin daha çok zihnî bir yenileşme suretinde bir hedefinin olduğunu kaydeden Özdemir, “Tabii burada zihnî yenileşme derken de şu gözden kaçırılmamalı diye düşünüyorum: Daha çok dinî meseleler burada ön planda. Niçin dinî meseleler ön planda? Çünkü Orta Çağ, yani hatta modern öncesi toplumlarda hemen hemen bütün alanlar, din ile şekillendirilmiştir. Yani dinin müdâhil olmadığı bir alanın bulunmadığını söylemek mümkün.” ifadelerini kullandı. Dolayısıyla Özdemir, ceditçiliğin, “dinî düşüncede yenileşme” şeklinde ifade edildiğinde ceditçilerin, “bütün hayatın tekrardan bir elden geçirilmesi ve düzenlenmesi” şeklinde bir anlayışa sahip olduğu yönündeki anlayışını ifade etti. “CEDİTÇİLİĞİN, İDEOLOJİLERE İNDİRGENMESİNİN DOĞRU OLMADIĞI KANAATİNDEYİM” Ancak İslamcılık ya da milliyetçilik gibi bazı ideolojilerin, ceditçilerin siyasi bir düzen içerisinde, siyasi gidişatı yönlendirmek amacıyla daha çok dikkat çektikleri ve dikkate aldıkları değerler olarak görülebileceğini beyan eden Özdemir, ceditçiler içerisinde kendisini İslamcı, milliyetçi veya sosyalist olarak niteleyenlerin bulunabileceğini dile getirerek şu ifadelere yer verdi: Osmanlı için de benzer bir durum görülebilir. Osmanlı aydınlarının mesela milliyetçilik ya da İslamcılık gibi bir nitelendirmeyle nitelendirilmesi mi doğrudur, yoksa bir Osmanlı aydınının, devletin kurtuluşu için öngördüğü ve tutulması gereken yol olarak düşündüğü bir siyaset olarak mı milliyetçilik, İslamcılık, Batıcılık yahut Osmanlıcılık gibi bir düşünce planını sürdüğü mü? Benim kanaatim, burada Osmanlı aydınının bizzatihi kendisinde şahsi bir düşüncesinin olabileceğidir ancak onun burada derdi, daha çok Osmanlı'nın kurtuluşu olmuştur. Aynı durumun Tatarlar daha geniş ifadeyle Rusya Müslümanları için de geçerli olduğunu ve onların amaçlarının da Osmanlı'dakine benzer olarak halkın ilerlemesi olduğunu kaydeden Özdemir, “Dolayısıyla bu tür ideolojilerin ceditçilerle ilişkilendirilmesi yahut da örnek veriyorum, ‘İsmail Bey, Türkçüdür’ yahut ‘İslamcıdır’ gibi söylemlerin, onların o büyük projelerinin oldukça sınırlandırılması, indirgenmesi olarak anlaşılabilir. Dolayısıyla ceditçilerin çok daha geniş bir projelerinin bulunması nedeniyle, onların milliyetçilik ve İslamcılık ya da sosyalizm gibi ideolojilere doğrudan indirgenerek ve eşitlenerek ele alınmasının doğru olmadığı kanaatindeyim." değerlendirmesini yaptı. “RUSYA MÜSLÜMANLARI, HER ALANDA MÜCADELESİNİ YENİDEN VERDİ” Sovyetler’in “repressiya“ politikalarından sonra Türk halklarının, ceditçiliği kurumsal ve entelektüel bağlamda aktarmak için tekrar en baştan başlamak zorunda kaldıklarını belirten Özdemir, bu durumun Osmanlı'da da Birinci Dünya Savaşı ve öncesinde ise Balkan Savaşları’nda görülebileceğini dile getirerek “Son dönemden itibaren görülegelen savaşlar, Osmanlı'daki yetişmiş insanları ortadan kaldırdı ve tekrardan sıfırdan bir inşaya girişildi. Yani insan inşası, kültürel alanın inşası, siyasi alanın bütün alanların tekrardan sıfırdan inşası.” dedi. Bunun öncesinde ceditçilik için bazı noktaların belirlenebileceğini kaydeden Özdemir, “Genel ceditçilik için konuşacak olursak 1905-1906 ve bundan sonra 1917-1928, özellikle 1928, burada önem taşıyan bir yıl. Kırım’da Veli İbrahim davası, örneğin. Buradaki ceditçilerin yayınları da önemli. Mesela Kırım Dinî İdaresinin ‘Asrî Müslümanlık’ adında bir yayını varken bu, artık 1927-28 yıllarında sona eriyor. Bundan sonra bu yayınların 1936, 1937, 1938 yıllarında zirvesini bulan 'repressiya' ile son bulduğu. 1930'lu hatta 1920'li yıllardan itibaren bu sürecin başladığını söyleyen araştırmacılar da mevcut. O zamana kadar getirilen, bütün o ceditçilik mirasının zirveye ulaştığı bazı isimler var bu yıllarda.” ifadelerini kullandı. Ayrıca Musa Carullah’ın bu isimlerden bir tanesi olduğunu fakat Carullah'ın da Rusya'dan dışarı kaçmakla canını kurtarabildiğini kaydeden Özdemir, “İçeride bulunan kimselerin çoğunun, 1938 yılına gelindiğinde hayatlarına son verildiği görülüyor. Bugün açısından da sıfırdan başlamak gibi bir durum söz konusu.” dedi. 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı sırasında da Kırım Tatarların, artık kendi düzenleri ile kendi tarihî getirilerinin o aşamada son bulduğunun söylenebileceğini ifade eden Özdemir, son olarak “O yüzden her şeye tekrardan başlanıldığını söyleyebiliriz. Sovyetler’in dağılmasından sonra ortaya çıkan Rusya Müslümanlarının her halkının, kendi mücadelesini tekrardan verdiklerini söylemek mümkün.” şeklinde konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.