SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Milli Mücadele

QHA - Kırım Haber Ajansı - Milli Mücadele haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Milli Mücadele haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

“Şark Fatihi” Kâzım Karabekir, vefatının 78. yılında saygıyla anılıyor Haber

“Şark Fatihi” Kâzım Karabekir, vefatının 78. yılında saygıyla anılıyor

Birinci Dünya Savaşı’nda yer alan ve Kurtuluş Savaşı sırasında Doğu Anadolu’da üstün başarılar gösteren, hem askerî dehâsıyla hem de bürokratlığıyla öne çıkmış bir şahsiyet olan Musa Kâzım Karabekir Paşa, bundan 78 yıl önce hayata gözlerini yumdu. Musa Kâzım Karabekir Paşa’nın babası, aslen Karaman'ın Karabekir ilçesinden olan Osmanlı Ordusu subaylarından Mehmet Emin Paşa, annesi ise Havva Hanım’dı. Karabekir, Çiftin 5 erkek çocuğundan biri olarak 23 Temmuz 1882 tarihinde İstanbul, Kocamustafapaşa'da dünyaya geldi. Mekteb-i Erkan-ı Harbiye'yi 1905'te birincilikle tamamlayarak "Kurmay Yüzbaşı" rütbesiyle mezun olan Karabekir, 1907 yılında İstanbul Harbiye Mektebi tabiye muallim muavinliğine tayin edildi. Karabekir, Manastır ve İstanbul'da İttihat ve Terrakki Cemiyetlerinin ilk merkezlerinin kuruluşunda yer aldı ve İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, 1908'de Edirne'deki 3. Piyade Tümeni Kurmay Başkanlığına getirildi. 31 MART OLAYLARININ BASTIRILMASINDA ROLÜ BÜYÜKTÜ Kâzım Karabekir, 13 Nisan 1909 tarihinde 31 Mart Olayları’nda Selanik'ten İstanbul'a gelen Hareket Ordusu'nda görev aldı. Beyoğlu Kışlası ile Yıldız Sarayı'nın ele geçirilmesinde ve isyanın bastırılmasında önemli bir rol oynayan Karabekir, 1910'da Arnavutluk isyanının bastırılmasında da Kolordu’nun Hareket Şubesi Şefi oldu ve kısmen de Erkanı Harp Reis Vekili olarak buldu. 1912'de "Binbaşılığa" terfi eden Karabekir, 1912 ve 1913 yılları arasında meydana gelen Balkan Savaşı sırasında, 10. Tümen Kurmay Başkanı olarak görev yaptı. Karabekir, 22 Nisan 1913 tarihinde esir düşerek Sofya'ya gönderildi. 21 Temmuz 1913 tarihinde ise Edirne'nin alınmasının ardından Bulgaristan ile imzalanan İstanbul Antlaşması ile İstanbul'a geldi. I.DÜNYA SAVAŞI’NDA VE DOĞU CEPHESİNDE ÜSTÜN BAŞARILARI Karabekir, 1914'te başlayan 1. Dünya Savaşı'na «Kaymakam» rütbesiyle katıldı. Çanakkale Savaşı'nda Fransızlara karşı Kerevizdere'de kazandığı başarı üzerine ise «Miralay» rütbesine yükseldi. Alman Mareşali Graf Von der Gotz Paşa'nın Kurmay Başkanı olarak Irak'a gitti ve Maraşel'in vefatından Bağdat Savaşı sonuna kadar 18. Kolordu Komutanı olarak Kut'ül Amare'de, İngilizlerin bozguna uğradığı savaşta yer aldı. 1917 yılında Diyarbakır'daki II. Kolordu Komutanı olarak Ruslara karşı savaşan Karabekir, Rusların çekilmesinin ardından Ermeni çetelerle mücadele etmek üzere, 31 Aralık 1917 tarihinde 3. Ordu'ya bağlı I. Kafkas Kolordu Kumandanlığına getirildi. Ağır kış koşullarına ve kısıtlı imkânlara rağmen 18 Şubat 1918 tarihinde Erzincan'ı, 12 Mart 1918 tarihinde ise Erzurum'u çetecilerden tamamen temizledi. Karabekir, öte yandan, 3 Mart 1918 tarihinde imzalanan Brest-Litovsk Anlaşması ile Rusların boşalttığı Kars, Ardahan ve Batum'u, Ermeni ve Gürcülerden almak için harekâtı devam ettirdi. 25 Nisan 1918 tarihinde Kars'ın kurtarılmasından sonra ise 15 Mayıs'ta Gümrü'ye giren Karabekir’in başarıları, 28 Temmuz'da "Mirliva" rütbesine yükseltilmesinde katkısı oldu. 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalanmasının ardından Karabekir, İstanbul'a çağrılarak kendisine teklif edilen Erkan-ı Harbiyye-i Umumiyye Reisliği yani Genelkurmay Başkanlığı görevini kabul etmedi. Tekirdağ'daki 14. Kolordu Komutanlığına getirilen Karabekir, kendi isteğiyle 13 Mart 1919'da Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanlığına nakledildi. KARABEKİR’İN SİYASİ KARİYERİ 15 Ekim 1922'de Edirne Milletvekili olan Kâzım Karabekir, 17 Şubat ve 4 Mart 1923 tarihleri arasında tertip edilen İzmir İktisat Kongresi'ne başkanlık yaptı. 29 Haziran 1923 tarihinde İstanbul Milletvekili olduktan sonra ise 21 Ekim 1923 tarihinde I. Ordu Müfettişliği'ne atandı. Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Adnan Adıvar ve arkadaşları ile 27 Kasım 1924'te cumhuriyetin ilk muhalefet partisi Terrakki Perver Cumhuriyet Fırkasını kuran Karabekir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının ardından İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığında, 31 Aralık 1938'de İstanbul Milletvekili oldu. 23 Temmuz 1946'da Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı seçilen “Şark Fatihi”, 26 Ocak 1948 tarihinde Ankara'da hayata veda etti. HATIRATINI, KİTAPLARIYLA GELECEK TÜRK NESİLLERİNE AKTARDI Karabekir, ayrıca, 22 Haziran 1926 tarihinde, Atatürk’e İzmir'de düzenlenen suikasttan haberdar olmasına rağmen bu suikastı bildirmediği iddiasıyla tutuklanmıştı. İstiklâl Mahkemesinde idamla yargılansa da mahkeme heyetinin oy birliğiyle beraat eden Karabekir, hatıratını yazdığı kitaplarla gelecek nesillere aktardı. ”Şark Fatihi”, aralarında "Birinci Cihan Harbi", "İstiklal Harbimiz", "İzmir Suikastı", "Çocuklara Öğütler", "Hayatım", "İttihat ve Terrakki Cemiyeti 1896-1909", "Ermeni Dosyası", "İngiltere, İtalya ve Habeş Harbi", "Çocuk, Davamız", "İstiklal Harbimizin Esasları", "Sanayi Projelerimiz", "İktisat Esaslarımız", "İstiklal Harbimizde İttihad Terrakki ve Enver Paşa", "İtalya ve Habeş", "Sarıkamış-Kars ve Ötesi" ve "Erzincan ve Erzurum'un Kurtuluşu" olan 17 eser kaleme aldı.

Kırım Tatar Teşkilatları Platformu: Kırım Tatar davası siyaset üstüdür! Haber

Kırım Tatar Teşkilatları Platformu: Kırım Tatar davası siyaset üstüdür!

Eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ile Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt arasında yaşanan sözlü tartıştıma bir anda tarihi bilgilerin çarpıtılmasıyla iç siyaset konusundan farklı bir alana taşındı. Eskişehir yerel medyasından İstikbal Gazetesi köşe yazarlarından Ali Baş'ın gündeme taşıdığı habere göre Yılmaz Büyükerşen, Kazım Kurt'a yönelik olarak "Kırım’ın Giray hanları gibi davrandı" ifadesini kullandı. İç siyasi tartışmalarda Kırım Tatarlarına yönelik gerçek dışı yakıştırmalar yapılması ise Kırım Tatar diasporası tarafından büyük tepki ile karşılandı. Büyükerşen'in söz konusu ifadeleri sonrasında Kırım Tatar Teşkilatları Platformu, Kırım Hanlığı’ndan günümüze uzanan tarihi süreci ve Türkiye Cumhuriyeti ile olan sarsılmaz bağları hatırlatan kapsamlı bir bildiri yayımladı. Kırım Tatar halkının tarih boyunca Türk ve İslam dünyasına hizmet ettiği, hiçbir zaman siyasi çekişmelerin malzemesi yapılamayacağı vurgulanan açıklamada şu ifadelere yer verildi: 0Kırım Hanlığı ve Kırım Tatar halkının, Hanlığın hüküm sürdüğü 342 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun sarsılmaz dostu ve müttefiki olduğu tarihsel bir hakikattir. Her iki güç, başta siyasî ve askerî alan olmak üzere bilim, kültür, düşünce ve sanat alanlarında işbirliği yaparak eşsiz başarılar elde etti. Tarih kitapları bu başarılarla doludur. Şu husus da unutulmamalıdır ki Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı, el ele vererek Türk ve İslam dünyasına muhteşem eserler kazandırmışlardır. II. Viyana Muhasarası sırasında Polonyalı ve Avusturyalı askerlerin saldırdıkları Sadrazamın otağını ve Hz. Peygamberin sancağını (Sancak-ı Şerif) kurtaran Hacı Giray ve 600 Kırım atlısıydı. Bu kahramanları kim yok sayabilir? Kırım Hanlığı’nın lağvolunmasından sonra geçen yüzyıllar boyunca Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’ne göç etmek zorunda kalan Kırım Tatarları, devletimizin sadık ve güvenilir vatandaşları olmuşlardır. Bürokraside görev alan memurundan tarlada çalışan ırgatına kadar tüm Tatar halkı, hem Osmanlı İmparatorluğu’nun hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınmasına, gelişmesine, muasır medeniyetler seviyesine yükselmesine canını dişine takarak çalışmıştır, ter dökmüştür. Milli Mücadele’de Kuva-yı Milliye ve düzenli ordu saflarında savaşmak üzere eşsiz Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısına uyan binlerce Kırım Tatarını kim unutabilir? Yaşı kırk beş olan, saçı sakalı ağarmış, büyük düşünür Yusuf Akçura’nın yedek kurmay yüzbaşı rütbesiyle Alagöz Karargâhında Başkomutanla birlikte mücadelesini kim yok sayabilir? Bugün, Kırım ve Kırım Tatarlarının millî haklarının korunması Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından siyaset üstü nitelikte bir devlet politikası olarak kabul edilmiştir. Ne yazık ki zaman zaman siyaset sahnesindeki bazı aktörlerin sırf şahsi siyasi hesapları nedeniyle Kırım Tatarlarına yönelik tarihi hakikatlere uymayan yakıştırmaları bizleri ziyadesiyle üzmüştür. Gerek Türkiye’de gerekse dünyadaki Kırım Tatarları arasında büyük itibar gören Odunpazarı Belediye Başkanımız Kazım Kurt, mensubu olduğu Kırım ve Kırım Tatar halkının sorunları noktasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kabul gören politikasına uygun olarak siyaset üstü faaliyetler yürütmekte ve imkanı dahilinde her alanda destek olmaktadır. Kıymetli Belediye Başkanımızın bu tutumu bizler için unutulmazdır. Bu vesile ile, iç siyasi çatışma ve çekişmelerin orta yerinde bütün Kırım Tatar halkına yönelik uygunsuz ve mesnetsiz yakıştırmalar yapılarak, tarihi hakikatlerin farklı boyutlara taşınmasını, siyasi ahlaka, vefa ve dostluk ilişkilerine yakışmayan davranışlar olarak not alındığının bilinmesini rica ediyoruz. Saygılarımızla."

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun! Haber

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!

Türkiye Cumhuriyeti, bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutluyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve şanlı Türk ordusu büyük mücadeleler sonucunda ülkeyi işgale kalkışan düşmana "dur" demişti. Türk ordusu, taarruza geçerek aldığı, “Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri!” emri ile durmadan, canını hiçe sayarak gerçekleştirdiği karşı taaruz ile düşmanı ülkeden kovmayı başardı. Bundan sonra Mustafa Kemal Paşa’nın aklında, yeni ve çağdaş bir Türkiye vardı. Bunu da gerçekleştirmek adına atacağı en büyük adım cumhuriyetin ilan edilmesiydi. Bunun için kabineyi 28 Ekim 1923 tarihinde, Çankaya Köşkü’nde topladı ve açıkladı: “Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!” CUMHURİYET’İN İLANI Osmanlı Devleti, 1876 yılına kadar mutlak monarşi, 1876-1878 ve 1908-1918 arasında meşruti monarşi ile yönetilmişti. I. Dünya Savaşı'nda yenilgiye uğramasının ardından işgale uğrayan Anadolu'da halkın işgalcilere karşı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde verdiği Milli Mücadele, 1923 yılında milli güçlerin zaferi ile sonuçlandı. Bu süreçte, "Büyük Millet Meclisi" adıyla 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanan halkın temsilcileri, 20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adlı yasayı kabul ederek egemenliğin Türk ulusuna ait olduğunu ilan etmiş ve 1 Kasım 1922'de aldığı kararla saltanatı kaldırmıştı. Ülke, meclis hükûmeti tarafından yönetilmekteydi. 27 Ekim 1923'te İcra Vekilleri Heyeti'nin istifası ve yerine meclisin güvenini kazanacak yeni bir kabinenin kurulamaması üzerine Mustafa Kemal Paşa, yönetim biçiminin Cumhuriyet olması için İsmet Paşa ile birlikte bir kanun değişikliği tasarısı hazırlayarak 29 Ekim 1923'te Meclis'e sundu. 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) toplandı. TBMM’de yapılan bir anayasa değişikliğiyle Türkiye’nin yönetim biçimi Cumhuriyet olarak belirlendi ve 29 Ekim 1923 günü saat 20.30’da Cumhuriyet ilan edildi. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda yapılan değişikliklerin kabulü ile Cumhuriyet, TBMM tarafından ilan edilmiş oldu.

Bir asırlık gecikme son buluyor: Trabzon, 101 yıl sonra İstiklal Madalyası'na kavuşacak Haber

Bir asırlık gecikme son buluyor: Trabzon, 101 yıl sonra İstiklal Madalyası'na kavuşacak

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu, aradan geçen 101 yıl sonra, Trabzon'a layık görülen İstiklal Madalyası'nın artık hak ettiği yerde olacağını bildirdi. Karaismailoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, 1924'te TBMM tarafından Trabzon Kayıkçı Loncası'na verilmesine karar verilen İstiklal Madalyası ve beratının, gerçekleştirilen titiz çalışmaların ardından resmî olarak tescillendiğini ve çok yakında Trabzon'a törenle teslim edileceğini belirtti. Trabzon'un, Kurtuluş Savaşı'nda üstlendiği stratejik ve manevi rolüyle tarihin onurlu şehirlerinden biri olduğunun altını çizen Karaismailoğlu, "1924 yılında Meclis kararıyla İstiklal Madalyası'na layık görülen Trabzon Kayıkçı Loncasına bu madalya ve berat resmen teslim edilememiştir. Aradan geçen 101 yıl sonra, Trabzon'umuza layık görülen İstiklal Madalyası artık hak ettiği yerde olacak." ifadelerini kullandı. Konunun titizlikle ele alındığını ve arşivlerde yapılan araştırmalarla kararın resmî dayanaklarına ulaşıldığını vurgulayan Karaismailoğlu, şu ifadeleri kullandı: TBMM'deki kayıtlar tek tek incelenerek kararın tüm detaylarına ulaşılmıştır. Kadim şehrimizin aydınlık yarınlarına daha güçlü bir miras bırakma sorumluluğu ile çalışan tüm kadroların üstün gayreti ile Milli Savunma Bakanlığımızın onayı alındı. Alınan onay sonrası madalya ve berat, gereği yapılmak üzere TBMM'ye gönderilmiştir. Trabzon'a teslim edilmek üzere İstiklal Madalyası ve beratı hazır. En kısa zamanda törenle bu büyük onur, resmen Trabzon'umuza tevdi edilecek ve TBMM Başkanımız tarafından Trabzon Valiliğimize teslim edilecektir. Bu madalya, sadece bir nişan değil, Trabzon'umuzun milletine olan sadakatinin, cesaretinin ve vatan aşkının bir kez daha tescilidir. Sürece büyük katkılar sunan TBMM Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'a, Milli Savunma Bakanımız Yaşar Güler'e, Trabzon Valimiz Aziz Yıldırım'a hemşehrilerim adına teşekkür ediyorum. Karaismailoğlu, bu sürecin aynı zamanda gelecek nesiller için bir ilham vesilesi olduğunu vurgulayarak, "Bu madalya, Trabzon'un cesur evlatlarının şanlı mücadelesine verilmiş bir saygı duruşudur. Aynı zamanda bugünümüzün gençlerine, bu toprakların hangi fedakarlıklarla vatan yapıldığını hatırlatacak önemli bir mirastır. Bu onur, ecdadımıza ve gençliğimize ithaf edilmiştir. Trabzon halkına bu gururu yaşatabildiğimiz için büyük mutluluk duyuyorum." dedi. Açıklamada, son olarak şunlar kaydedildi: Milli Mücadele yıllarında Karadeniz'in ve Doğu Anadolu'nun ana ikmal ve ulaşım üssü olarak görev yapan kadim şehrimiz Trabzon, silah, cephane ve insan gücünü Trabzon Limanı üzerinden cephelere aktarmıştır. Trabzon Limanı, özellikle Doğu ve Orta Anadolu'ya yapılan sevkiyatlarda kritik bir geçiş noktası olmuştur. Trabzon halkı, Milli Mücadele'yi en erken benimseyen topluluklardan biri olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Paşa 1924'te yaptığı Trabzon gezisinde halkın sadakati ve savaş süresince verdiği destek nedeniyle 'Trabzon, fedakarlığın adıdır.' demiştir.

Türk Milli Mücadelesi için cepheden cepheye koşan bir kahraman: Mareşal Fevzi Çakmak Haber

Türk Milli Mücadelesi için cepheden cepheye koşan bir kahraman: Mareşal Fevzi Çakmak

"Düşmanın ilerlemesine karşı halkın katiyen tereddüt ve endişe etmesine mahal yoktur. Düşmanın, Anadolu içerisine doğru uzanmak isteyen kolları mezarlarına yaklaşıyor. Bu yeni sefer, düşmanın ölüm yolculuğudur."  Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yapı taşlarından biri olan Fevzi Çakmak, 1876'da İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Topçu Albay Ali Sırrı Bey’dir. Mustafa Fevzi Bey, Harbiye’den iyi bir derece ile mezun oldu. İlk görev yeri Balkanlar oldu. 22 yaşında Kurmay Yüzbaşı, 36 yaşında Paşa, 46 yaşında Mareşal rütbesini kazandı. Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, Çanakkale ve Suriye cephesinde görev aldı. Savaş meydanlarında gösterdiği üstün başarıdan dolayı 14 madalya kazandı. Harbiye Nazırlığı sırasında Anadolu'daki millî kurtuluş hareketine silah ve cephane gönderilmesini kolaylaştırdı. 27 Nisan 1920’de Fevzi Paşa, Kuvâ-yi Milliye’ye katılarak Anadolu’da yeni Türk devletinin kurulmasında büyük rol oynadı. Genelkurmay Başkanı olarak Büyük Taarruz'un askeri planlarını hazırladı. Zaferle sonuçlanan Dumlupınar Meydan Muharebesi'nin ardından Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın tavsiyesi üzerine "Mareşal" ünvanına layık görüldü. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Genelkurmay Başkanı, ilk Millî Savunma Bakanı, Mustafa Kemal Atatürk’ten sonraki ikinci ve son Mareşal Fevzi Çakmak, 10 Nisan 1950’de hayata gözlerini yumdu. MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK'IN HAYATI Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun ikinci, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilk Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, 12 Ocak 1876'da İstanbul Anadolu Kavağı'nda Çakmakoğullarından Topçu Albayı Ali Sırrı Bey'in oğlu olarak dünyaya geldi. Mustafa Fevzi Çakmak, 10 yaşında Selanik'te askeri ortaokula başladı. Daha sonra 1887'de İstanbul'da Soğukçeşme Askeri Ortaokuluna geçen Fevzi Çakmak, buradaki eğitimini tamamladıktan sonra Mart 1890'da başladığı Kuleli Askeri Lisesini Şubat 1893'te ikincilikle bitirdi. Aynı yıl Kara Harp Okuluna geçen, burayı da piyade subayı olarak tamamlayan Fevzi Çakmak, başarıları dolayısıyla kurmay sınıflara devam hakkı kazanarak Harp Akademisine geçti. 16 Mart 1897'de üsteğmen, 25 Aralık 1898'de de kurmay yüzbaşı unvanıyla akademiden mezun olan Fevzi Çakmak, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'na atandı. Çakmak, burada karargah subaylığı, Mitroviça Tümeni Karargah Subaylığı, Taşlıca Mutasarrıfı ve Komutanlığı, Mürettep Kosova Kolordusu Kurmay Başkanlığı, Mürettep Garp Ordusu Kurmay Başkanlığı, Nizamiye Yakova Tümen Komutanlığı, Kosova Kuvayi Umumiyesi Kurmay Başkanlığı, Vardar Ordusunda Şube Müdürlüğü görevlerini yürüttü. 22 Aralık 1914'de 5'inci Kolordu Komutanlığı'na getirilen Fevzi Çakmak, 2 Mart 1915'te Mirliva (tuğgeneral) ünvanını aldı. Birinci Dünya Savaşında kolordusu ile Çanakkale savaşlarına katılan Fevzi Çakmak Paşa, savaş sonunda Atatürk'ün Anafartalar Grup Komutanlığından ayrılması üzerine bu göreve vekalet etti ve düşman bu cepheden ayrılana kadar görevini sürdürdü. Ardından 2'nci Kafkas Kolordusu Komutanlığı ve 2'nci Ordu Komutanlığı görevlerinde bulunan Fevzi Çakmak, 28 Temmuz 1918'te korgeneralliğe (ferik) yükseldi. Fevzi Çakmak, Mondoros Mütarekesi'nin imzalanmasının ardından 24 Aralık 1918'te de Genelkurmay Başkanlığına atandı, bu makamda bulunduğu sürece pek çok silah ve cephanenin düşman eline geçmesini de önledi. 27 Nisan 1920’de Fevzi Paşa, Kuvâ-yi Milliye’ye katılarak Anadolu’da yeni Türk devletinin kurulmasında büyük rol oynadı. Genelkurmay Başkanı olarak Büyük Taarruz'un askeri planlarını hazırladı. Zaferle sonuçlanan Dumlupınar Meydan Muharebesi'nin ardından Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın tavsiyesi üzerine "Mareşal" ünvanına layık görüldü. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Genelkurmay Başkanı, ilk Millî Savunma Bakanı, Mustafa Kemal Atatürk’ten sonraki ikinci ve son Mareşal Fevzi Çakmak, 10 Nisan 1950’de hayata gözlerini yumdu. Bugün Türkiye Cumhuriyeti, Fevzi Çakmak gibi değerli vatan evlatlarının fedakârlıklarıyla ayakta durmaktadır. Onu ve Millî Mücadele kahramanlarını rahmet, minnet ve sonsuz bir saygıyla anıyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun!

Doğu Cephesinin muzaffer komutanı: Kâzım Karabekir Paşa Haber

Doğu Cephesinin muzaffer komutanı: Kâzım Karabekir Paşa

Osmanlı Devleti’nin son dönemi ve Millî Mücadele yıllarında önemli askerî görevlerde bulunmuş, üstlendiği görevlerin hemen hemen hepsini başarıyla tamamlamış seçkin bir komutan ve Cumhuriyet döneminde siyasî alanda önemli hizmetlerde bulunmuş büyük devlet adamı Musa Kâzım Karabekir Paşa, vefatının  77. yıl dönümünde hürmetle yâd ediliyor. Kâzım Karabekir Paşa, Birinci Dünya Savaşı’nda birçok cephede büyük başarılar göstermekle birlikte Çanakkale Savaşı'nda ortaya koyduğu üstün direniş sebebiyle "Alçıtepe Kahramanı"; İstiklâl Harbi’nde Doğu Cephesi’nde kazandığı başarılarından dolayı “Şark Fatihi” ve “Ermenistan Fatihi” unvanları ile anılıyor. İTTİHATÇI KAZIM KARABEKİR Aslen Karaman'ın Karabekir ilçesinden olan Osmanlı subaylarından Mehmet Emin Paşa ile Havva Hanım'ın 5 erkek çocuğundan biri olarak 23 Temmuz 1882'de İstanbul Kocamustafapaşa'da dünyaya gelen Kâzım Karabekir, ilkokula İstanbul'da başladı. Babasının görevi dolayısıyla Van ve Harput'ta devam ettiği ilkokul eğitimini Mekke'de tamamlayan Karabekir Paşa, orta öğrenimini İstanbul Fatih Askeri Rüştiyesi ile Kuleli Askeri Lisesinde sürdürdü. 1902'de ise Harp Okulunu bitirdi. Mekteb-i Erkan-ı Harbiye'yi 1905'te birincilikle tamamlayarak "Altın Maarif" madalyası ile taltif edilen Kazım Karabekir, bu okuldan "Kurmay Yüzbaşı" rütbesiyle mezun oldu. Kâzım Karabekir, kendi isteği ile iki yıllık stajını tamamlamayı tercih ederek, 3. Ordu’da süvari, topçu ve piyade bölük komutanlığı hizmeti olarak Manastır’da yapmaya başladı. Karabekir, Manastır’da bulunurken Binbaşı Enver Bey ile birlikte, sonradan İttihat ve Terakki adını alacak olan; Osmanlı Hürriyet Cemiyetinin şubesini kurdu. 1907’de başarılarından dolayı rütbesi Önyüzbaşılığa yükseltildi. 6 Eylül 1907’de Harbiye Mektebi Strateji Muallim Muavinliğine tayin edildiğinden İstanbul’a geri geldi. Bu arada İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin İstanbul teşkilatının kurulmasında vazife aldı. BEYOĞLU KIŞLASI VE YILDIZ SARAYI'NIN ELE GEÇİRİLMESİNDE ÖNEMLİ ROL OYNADI Kazım Karabekir, 13 Nisan 1909'da 31 Mart Olaylarında Selanik'ten İstanbul'a gelen Hareket Ordusunda görev alarak Beyoğlu Kışlası'nın ve Yıldız Sarayı'nın ele geçirilmesinde ve isyanın bastırılmasında önemli rol oynadı. 1910'da Arnavutluk isyanının bastırılmasında da kolordunun hareket şubesi şefi ve kısmen de erkanı harp reis vekili olarak bulunan Karabekir, 1912'de "Binbaşılığa" terfi etti. Karabekir, 1912-1913 Balkan Savaşı sırasında 10. Tümen Kurmay Başkanı olarak görev yaptı. 22 Nisan 1913'te esir düşerek Sofya'ya gönderilen Karabekir, 21 Temmuz 1913'te Edirne'nin alınmasının ardından Bulgaristan ile imzalanan İstanbul Antlaşması ile İstanbul'a geldi. KÛT'ÜL-AMÂRE KAHRAMANI KARABEKİR Karabekir, 1914'te başlayan 1. Dünya Savaşı'na kaymakam rütbesiyle katılarak, Çanakkale Savaşı'nda Fransızlara karşı Kerevizdere'de kazandığı başarı üzerine miralay rütbesi aldı. Alman Mareşali Graf Von der Gotz Paşa'nın kurmay başkanı olarak Irak'a giden Karabekir, Maraşel'in vefatından Bağdat Savaşı sonuna kadar 18. Kolordu Komutanı oldu ve Kut'ül Amare'de İngilizlerin bozguna uğradığı savaşta yer aldı. 1917'de Diyarbakır'daki 2. Kolordu Komutanı olarak Ruslara karşı savaşan Karabekir, Rusların çekilmesinden sonra Ermeni çetelerle mücadele etmek üzere 31 Aralık 1917'de 3. Ordu'ya bağlı 1. Kafkas Kolordu Kumandanlığına getirildi. Ağır kış koşullarına ve kısıtlı imkanlara rağmen 18 Şubat 1918'de Erzincan'ı, 12 Mart 1918'de Erzurum'u çetecilerden tamamen temizleyen Karabekir, 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Anlaşması ile Rusların boşalttığı Kars, Ardahan ve Batum'u, Ermeni ve Gürcülerden almak için harekatı sürdürdü. 25 Nisan 1918'de Kars'ın kurtarılmasından sonra 15 Mayıs'ta Gümrü'ye giren Karabekir, başarılarından dolayı 28 Temmuz'da "Mirliva" rütbesine yükseltildi. Karabekir, 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasının ardından İstanbul'a çağrılarak kendisine teklif edilen Erkan-ı Harbiyye-i Umumiyye Reisliği (Genelkurmay Başkanlığı) görevini kabul etmedi. Tekirdağ'daki 14. Kolordu Komutanlığına getirilen Karabekir, kendi isteğiyle 13 Mart 1919'da Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanlığına nakledildi. DOĞU CEPHESİ KOMUTANI KARABEKİR Trabzon'da ve Erzurum'da, Muhafaza-i Hukuk Heyeti üyeleriyle görüşen Kazım Karabekir, halka moral kazandırmak ve durumdan haberdar etmek için mitingler ve görüşmelerde bulundu. Bu görüşmelerde tüm şartları zorlayarak silahlanmayı sağlamak ve yurttan düşmana kesinlikle silah veya cephane yardımı yapılmasını engellemek, Ermeni propagandalarına inanmamak, Erzurum'da doğu illeri temsilcilerinden oluşan büyük bir kongre toplamak konuları üzerinde duruldu. Karabekir'in İzmir'in işgaliyle kongre önerisi kabul edildi ve 30 Mayıs 1919'da her tarafa davetiyeler yazıldı. Samsun'a 19 Mayıs 1919'da çıkan Mustafa Kemal Paşa, Erzurum Kongresi'nin toplanması için zemin hazırlayan Kazım Karabekir ile temasa geçti. Erzurum Kongresi'nin toplanma kararını öğrenen Mustafa Kemal Paşa, bunu takdir ettiğini Kazım Karabekir'e telgraf ile bildirdi ve 22 Haziran'da Amasya Genelgesi'ni yayınlayarak kongrenin toplanacağını yurdun dört bir yanına duyurdu. Mustafa Kemal'in Anadolu'daki eylemlerinden çekinen İstanbul hükûmeti, Paşa'yı İstanbul'a çağırdı. Emre karşı çıkan Mustafa Kemal Paşa'nın tutuklanması için Kazım Karabekir Paşa görevlendirildi. Bu emir üzerine Karabekir, Mustafa Kemal'i komutanı olarak kabul ettiğini bildirdi. 10 Temmuz'da toplanan Erzurum Kongresi'nin Temsil Heyeti'ne seçilen Kazım Karabekir, Sivas Kongresi çalışmalarını da yakından takip etti ve kongrenin aldığı kararları destekledi. Karabekir, Millî Mücadele hareketi boyunca, Edirne Milletvekili ve Doğu Cephesi Komutanı olarak görev yaptı. 1920'de Ermenilerce işgal edilen doğu illerini geri aldıktan sonra 31 Ekim 1920'de korgeneralliğe yükseltilen Karabekir, 2 Aralık 1920'de Ermenilerle Gümrü Anlaşması'nı imzaladı. Karabekir, Rus ve Kafkasya hükûmetleri ile yapılan Kars Antlaşması'na ait görüşmeleri Ankara Hükümeti Murahhas Heyeti Başkanı olarak başarıyla sonuçlandırdı. Karabekir, Doğu'daki başarının ardından emrindeki ordunun büyük kısmını Batı Anadolu'daki ordularını desteklemek üzere sevk etti. Savaş süresince gösterdiği kahramanlıkların yanında Kazım Karabekir, merhametiyle de yetim kalan çocuklara kol kanat gerdi. Karabekir, Erzurum, Kars'ta kurduğu yetimhanelerle 6 bininin üzerinde şehit çocuğunu, barınma ve eğitim imkanına kavuşturdu. 21 Kasım 1923'te "Millî Mücadelemizde Siyasi ve Savaş Yararlılığı" görülenlere verilen İstiklal Madalyası ile ödüllendirilen Karabekir, Birinci Dünya Savaşı ile Kurtuluş Savaşı yıllarında özellikle Doğu Anadolu'da gösterdiği kahramanlıklar dolayısıyla "Şark Fatihi" ünvanı ile anıldı. İLK MUHALEFET PARTİSİ LİDERİ KARABEKİR Kâzım Karabekir 15 Ekim 1922'de, Edirne Milletvekili oldu, 17 Şubat-4 Mart 1923'te toplanan İzmir İktisat Kongresi'ne başkanlık yaptı. 29 Haziran 1923'te İstanbul Milletvekili olan Karabekir, 21 Ekim 1923'te 1. Ordu Müfettişliği'ne atandı. Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Adnan Adıvar ve arkadaşları ile 27 Kasım 1924'te cumhuriyetin ilk muhalefet partisi Terrakki Perver Cumhuriyet Fırkası'nı kurdu. Karabekir'in genel başkanı olduğu parti, 1925 yılı şubat ayında ortaya çıkan Şeyh Sait İsyanı dolayısıyla 3 Haziran 1925'te kapatıldı. TBMM BAŞKANI KARABEKİR Karabekir Paşa, 22 Haziran 1926'da İzmir'de Mustafa Kemal'e düzenlenen suikasttan haberdar olduğu halde bildirmediği iddiasıyla tutuklandı ve İstiklal Mahkemesi'nde idamla yargılandı, ancak mahkeme heyetinin oy birliğiyle beraat etti. İkinci dönem milletvekilliği bitince Kazım Karabekir, 5 Aralık 1927'den 1938'e değin Erenköy'deki, bugün müze olan köşkünde inzivaya çekildi. Atatürk'ün vefatının ardından İsmet İnönü, Cumhurbaşkanı olunca Karabekir de, 31 Aralık 1938'de İstanbul milletvekili oldu, 23 Temmuz 1946'da TBMM Başkanı seçildi. 26 Ocak 1948'de Ankara'da vefat eden Kazım Karabekir, önce Hava Şehitleri Mezarlığı'na defnedildi. Karabekir'in cenazesi daha sonra 30 Ağustos 1988'de Atatürk Orman Çiftliği'nde oluşturulan Devlet Mezarlığı'na nakledildi. Aydın eşrafından Cemal Bey'in kızı İclal Hanım ile 1924'te evlenen Karabekir'in, 1927'de ikiz kızları Hayat ve Emel, 1941 yılında da üçüncü kızı Timsal dünyaya geldi. Kâzım Karabekir, hatıratını da yazdığı kitaplarla gelecek nesillere aktardı. Karabekir, aralarında "Birinci Cihan Harbi", "İstiklal Harbimiz", "İzmir Suikastı", "Çocuklara Öğütler", "Hayatım", "İttihat ve Terrakki Cemiyeti 1896-1909", "Ermeni Dosyası", "İngiltere, İtalya ve Habeş Harbi", "Çocuk, Davamız", "İstiklal Harbimizin Esasları", "Sanayi Projelerimiz", "İktisat Esaslarımız", "İstiklal Harbimizde İttihad Terrakki ve Enver Paşa", "İtalya ve Habeş", "Sarıkamış-Kars ve Ötesi" ve "Erzincan ve Erzurum'un Kurtuluşu" olan 17 eser kaleme aldı.

Vatan ve hürriyet aşığı, Türk istiklâlinin şairi: Mehmet Akif Ersoy Haber

Vatan ve hürriyet aşığı, Türk istiklâlinin şairi: Mehmet Akif Ersoy

Mehmet Âkif, 20 Aralık 1873 tarihinde İstanbul’un Fatih ilçesinde doğdu. Babası kendisinin daha sonrasında “Hem babam hem hocamdır, ne biliyorsam kendisinden öğrendim” diyerek tanıttığı Fatih Medresesi müderrislerinden Mehmed Tâhir Efendi; annesi ise Emine Şerife Hanım’dır. Mehmet Âkif eğitim hayatına doğduğu ilçede bulunan Emîr Buhârî Mektebinde başladı. Burada iki yıl eğitim aldıktan sonra, 1979’da Fatih Muvakkithânasinin yanındaki ibtidâî mektebe yazıldı. Öte yandan babasının Mühüdar Emin Paşa’nın oğulları İbnülemin Mahmud Kemal ve Ahmed Tevfik’in hocaları olması vesilesiyle ailece kaldıkları köşkte Mahmud Kemal ile manzumeler yazmaya çalıştı. ASIL MESLEĞİ BAYTARLIKTI 1885’te Mülkiye Mektebinin lise kısmında eğitime başlayan Mehmet Âkif, üç yıllın sonunda geçtiği yüksek okuldan babasının ölümü üzerine ayrılmak zorunda kaldı. Kısa yoldan meslek sahibi olmak amacıyla girdiği Mülkiye Baytar Mektebinden 1893 yılında birincilikle mezun oldu.  Bu sırada edebiyata olan ilgisi artan Mehmet Âkif baytar olarak; İstanbul’da, Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli bölgelerinde dolaşarak bulaşıcı hastalıklarla ilgili çalışmalar yaptı. Çocuk yaşlarda başladığı ve ara verdiği hafızlık eğitimini de çalıştığı sırada tamamladı. EDEBİYAT HAYATINA GİRİŞ Mehmet Âkif, İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra Ebül‘ulâ Zeynelâbidîn ve Eşref Edip ile birlikte devrin ilim ve fikir hayatında önemli yeri ve tesiri olan, hemen hemen bütün şiir ve yazılarının çıkacağı Sırat-ı Müstakîm yayınının başyazarlığını yapmaya başladı. 1908’de İstanbul Dârülfünunu Edebiyat Şubesinde Osmanlı edebiyatı hocalığına atandı.  MİLLÎ MÜCADELE VE VAAZLAR Kişiliğini “Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim, Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!" ifadeleriyle tanımlayan Mehmet Âkif, Balkan Savaşı sırasında kurulan ve ileriki yıllarda Millî Mücadele’nin teşkilatlanmasında önemli rol oynayacak olan Müdâfaa-i Milliyye Cemiyeti’ne bağlı Hey’et-i Tenvîriyye’ye katıldı.  Balkan Savaşları sonunda ise, memleketin içine düştüğü vahim durum karşısında yeise düşmemek, birlikten ayrılmamak ve orduya yardım gibi konularda Fatih, Beyazıt ve Süleymaniye camilerinde metinlerini bu sırada adı Sebîlürreşâd olarak değişen dergisinde yayımladığı vaazlar verdi. MİLLÎ MÜCADELENİN MANEVİ LİDERİ Mehmet Âkif Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı İmparatorluğu’nun yenik duruma düşmesinin ve ülke topraklarının düşmanlar tarafından işgal edilmesi üzerine; 1920’de fiilen Millî Mücadele Hareketi’ne katıldı. Balıkesir’de Kuvâ-yi Milliyecilerle görüşen Mehmet Âkif, Zağanos Paşa Camii ile çeşitli yerlerde halkı birliğe davet ve direnmeye teşvik maksadıyla vaaz ve konuşmalar yaptı. Mehmet Âkif, aynı yıl Ankara’dan gelen davete icap etti ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) ertesi günü, halka birlik, beraberlik ve hürriyet üzerine vaaz verdi. TBMM Reisi Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın teklifi üzerine Budur Milletvekili olan Mehmet Âkif, halka vaazlar vermeye devam etti.  1920 yılının son aylarında düzenlenen millî marş yarışmasına 500 lira para ödülü sebebiyle katılmayan Mehmet Âkif’i Hasan Bahri Bey ikna etti ve Hamdullah Suphi Bey'in Meclis'te okuduğunda ayakta alkışlanan İstiklal Marşı, 12 Mart 1921'de Milli Marş olarak kabul edildi. Ersoy, ödül olarak verilen 500 lirayı hayır kurumuna bağışladı. BÜTÜN ŞİİRLERİNİ SAFAHAT'TA TOPLADI Şiirlerini 7 kitaptan oluşan Safahat adlı eserinde toplayan Ersoy, 1911'de yazdığı ilk bölümde Osmanlı toplumunun meşrutiyet dönemini, 1912'de yazdığı Süleymaniye Kürsüsünde adlı ikinci kitapta da Osmanlı aydınlarını anlattı. Halkın Sesleri adlı üçüncü bölümü 1913'te kaleme alan Ersoy, Fatih Kürsüsünde isimli eserini ise 1914'te yazdı. Ersoy, 1917 tarihli Hatıralar ile Birinci Dünya Savaşı hakkında görüşlerinin yer aldığı 1924 tarihli Asım'ın ardından 7. bölüm olan Gölgeler'i 1933'te tamamladı. 1936'DA HAYATINI KAYBETTİ Kurtuluş Savaşı ve zafer sonrası uzunca bir süre Mısır'da yaşayan ve orada Türkçe dersleri veren Ersoy, 17 Haziran 1936'da tedavi için İstanbul'a döndü. Mısır'dan hasta ve yorgun olarak dönen ve Abbas Halim Paşa'ya ait Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nın dördüncü katındaki dairede kalan Ersoy, 27 Aralık 1936'da hayata gözlerini yumdu. İstiklâl Şairi Mehmet Akif Ersoy'un her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği kabri, Edirnekapı Şehitliği'nde bulunuyor. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında 2018 Yılı Vefa Ödülü’ne layık görülen Âkif, millî şair olarak Türk insanının kalbindeki yerini koruyor.

Türk Millî Mücadele döneminde Denizli nasıl bir rol oynadı? Haber

Türk Millî Mücadele döneminde Denizli nasıl bir rol oynadı?

Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara Pamukkale Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı ve Türk Ocakları Denizli Şubesi Başkanı Prof. Dr. Turgut Tok, Türk Millî Mücadele döneminde Denizli şehrinin yeri ve önemini, dönemin Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi önderliğinde tertip edilen tel’in mitingini ve Denizli ile ilçelerinde kurulan müdâfaa-i hukuk cemiyetlerinin faaliyetlerini Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. "YUNAN İZMİR'E ÇIKTIĞINDA İLK TEPKİ DENİZLİ'DEN VERİLİYOR" Denizli’nin Anadolu coğrafyasının 1000’li yıllardan itibaren kadim coğrafyalarından bir tanesi olduğunu belirten Prof. Dr. Turgut Tok, “İki Haçlı Savaşı’nın yaşandığı bir coğrafyadır. 1147-1148’de Haçlılara karşı Kazıkbeli Savaşı yapılmıştır. 1147’nin aralık ayının son haftasında Alman orduları, 1148’in ocak ayının ilk haftasında da Fransız orduları Kazıkbeli mevkisinde mağlup edilmiştir. 1176’da da Miryokefalon Savaşı’nın yaşandığı bir yerdir. İlk olarak 1070 yılında Afşin Bey tarafından fethedilen bir toprak.” ifadelerini kullandı. Afşin Bey’in fethettiği dönemden sonra Denizli’nin geçici sürelerle el değiştirdiğini kaydeden Prof. Dr. Tok, “Son olarak 1206 yılında Mehmet Gazi tarafından fethediyor. O günden sonra da düşman ayağının basmadığı topraklardan bir tanesidir.” dedi. Sevr ve Mondros Anlaşması neticesinde Anadolu’nun işgal edilme sürecinin başlaması sonrasında Yunan kuvvetlerinin İzmir'e çıkacağının öngörüldüğünü söyleyen Tok, “15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan İzmir'e çıkıyor. Yunan İzmir'e çıktığında ilk tepki Denizli'den veriliyor. ‘Bu topraklar bin yıldır atamızın toprağı; bu toprakları korumak, mücadele etmek kutsal bir cihattır’ anlayışıyla dönemin Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Bey önderliğinde Yunan'ın İzmir'i ve Batı Anadolu'yu işgalinin kabul edilmeyeceği ve bunun bütün dünyaya haykırılması için bir miting organize ediliyor.” şeklinde konuştu. "BU MİTİNG, ANADOLU'DAKİ MİLLÎ MÜCADELENİN BAŞLAMASINDAKİ FİTİLİ ATEŞLEYEN KIVILCIMLARDAN BİRİDİR" Söz konusu mitingin Denizli'nin önemli tarihlerinden bir tanesi olduğunu vurgulayan Tok, “Yunan Denizli’yi işgal etmemiştir, Denizli'ye gelmemiştir. Menderes Nehri sınırında kalmıştır. Sadece Buldan, Güney, Çivril, Bekilli ilçelerinin belli bölgelerinde Yunan kuvvetleri bulunmuş ama Denizli’nin bu tarafına geçememiştir. 15 Mayıs 1919 günü, Müftü Ahmet Hulusi Efendi önderliğinde Anadolu'da Yunan işgalinin kabul edilmeyeceği, buna Millî Mücadele'nin yapılacağının kıvılcımı yakılmıştır.” değerlendirmesinde bulundu. Bayramyeri’nde gerçeklen tel’in mitinginin Denizli’nin tarihi günlerinden birisi olduğunu ve Denizli’nin üç ayrı bölgesinde toplanan kalabalıkların miting alanına yürüyüş gerçekleştirdiğini belirten Tok, mitingin önemini şu cümlelerle anlattı: “Bayramyeri'nde Müftü Ahmet Hulusi Efendi sancağın altında tarihi bir konuşma yapıyor. ‘Bu mukaddes sancağın altında’ diye başlayan, ‘Muhterem efendiler’ diye devam eden ve Yunana karşı, düşmana karşı, işgal güçlerine karşı mücadele edilmesini telkin eden; bu mücadelenin bir mukaddes cihat olduğunu ilan eden bir konuşma yapıyor. Bu konuşmanın bir müftü tarafından yapılmış olması çok önemli çünkü o anda 15 Mayıs 1919’da İstanbul işgal altında, Sadâret işgal altında ve dönemin Şeyhülislamı Dürrizâde tarafından da verilmiş bir fetva var. İşgal güçlerine karşı mukavemet edilmemesi, Padişahın kontrolünde olayların devam ettiği noktasında bir fetva var. Millî Mücadele’ye, Kuvvacılara karşı bir fetva veriliyor, görüldüğü Kuvâ-yi Milliyecilerin katledilmesi emrini veriyor. Böyle bir emre, Denizli'de Müftü Ahmet Hulusi Efendi hayır diyor. Diyor ki, bu bir mukaddesatımıza saldırıdır. Millî Mücadele verilmelidir. Kuvâ-yi Milliye, Atatürk'ün etrafında toplanılmalıdır. Bu mukaddes bir cihattır. Şunları şunları yapmalıyız. Hatta çok böyle tüyleri diken diken eden bir cümlesi vardır o fetvasının sonunda. Bunları bunları yapınız. ‘Hiçbir şey yapamıyorsanız yerden üç taş alıp düşmana atınız’ diyor. Böyle bir iman, böyle bir vatan sevgisinin olduğu bir miting. Bu miting, Anadolu'daki millî mücadelenin başlamasındaki fitili ateşleyen kıvılcımlardan biridir.” "DOST DÜŞMAN BİLSİN Kİ, HİÇBİR ŞEY YAPAMIYORSAK DA DÜŞMANA ATACAK ÜÇ TAŞIMIZ VAR" Müftü Efendi’nin, “Üç taş alıp düşmana atınız.” cümlesinin hatırasının bugün Denizli'de hala yaşamakta olduğunu belirten Prof. Dr. Tok, “Denizli’nin yerli aileleri, esnafları -ki, benim evimin balkonundan da vardır- biz üç taş saklarız. Ya kapımızı arkasında ya balkonda ya da ana avlu giriş kapısının olduğu yerde üç taşımız vardır. Semboliktir. Bu şu demektir; dost düşman bilsin ki, hiçbir şey yapamıyorsak da düşmana atacak üç taşımız var.” ifadelerini kullandı. Bayramyeri’nde gerçekleşen mitingi takip eden günlerde ilçelerde de miting ve nümayişlerin düzenlendiğini, müdâfaa-i hukuk cemiyetlerinin kurulup örgütlendiğini; asker toplama ve cephane temin etme noktasında faaliyet gösterdiklerini, Menderes’in karşısına geçip kahramanlıklar gösterdiklerini aktaran Tok, Denizli’nin Millî Mücadele’ye bir diğer katkısının ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla atanmış olan bir numaralı istihbarat subayı Fahri Akçakoca’nın çalışmaları olduğunu kaydetti. "DENİZLİ ATATÜRK'ÜN VERMİŞ OLDUĞU MİLLÎ MÜCADELE HAREKETİNE BÜYÜK KATKILAR SUNAN İLLERİMİZDEN BİR TANESİDİR" Yeni kurulan Cumhuriyet’in ilk istihbarat subayının da Fahri Akçakoca olduğunu söyleyen Prof. Dr. Turgut Tok, “Fahri Akçakoca'nın Yunanlıların yapmış olduğu büyük bir cephane ve askerî sevkiyatının istihbaratını Kuva-yi Milliye güçlerine, komutanlarına iletmesi noktasında bir önemli bilgi paylaşımı var. Ki, o istihbarat neticesinde cephane ve asker sevkiyatı trenle yapılıyor. Alaşehir bölgesindeki cephaneleri, askerleri ile birlikte imha ediliyor. Fahri Akçakoca aynı zamanda, Denizli Türk Ocaklarının bir dönem yöneticiliğini yapmış bir büyüğümüzdür.” dedi. Prof. Dr. Turgut Tok, Denizli’nin millî mücadeleye olan katkıları bağlamında son olarak şunları söyledi: “19 Mayıs 1919’da Atatürk'ün Samsun'a çıkışıyla birlikte Denizli ve çevresi, ilçeleriyle birlikte Atatürk'ün vermiş olduğu Millî Mücadele hareketine büyük katkılar sunan illerimizden bir tanesidir. Millî Mücadele’nin her aşamasında hem maddî hem manevî anlamda büyük destekleri olan illerimizden biridir. Ki, Cumhuriyet ilân edildikten sonra da Cumhuriyet’in yeni kazanımlarının halka tanıtılması ve halka iletilmesi noktasında da önder şehirlerden bir tanesi Denizli’dir. Cumhuriyet’in getirmiş olduğu aydınlık yenilikleri kabullenmede ve halka yansıtmada, günlük hayatta bunun işler hale gelmesinde önemli bir rol oynamıştır. Cumhuriyet’in ilk döneminde aydınlanma hareketinin önemli merkezlerinden biri Denizli Türk Ocaklarıdır. İlk tiyatro, Denizli Türk Ocaklarında hazırlanır ve oynanır, gazete ve dergiler çıkarılır. Hatta Denizli'deki ilk futbol kulübü de Türk Ocakları çatısı altında kurulmuştur. Hülasa, millî mücadeleye önemi katkıları olan şehirlerden biri Denizli şehridir.”

Milli Mücadelenin ilk adımının 105. yıl dönümü: 19 Mayıs 1919 Haber

Milli Mücadelenin ilk adımının 105. yıl dönümü: 19 Mayıs 1919

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve kurtarıcısı Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün Samsun’a çıkarak milli mücadeleyi başlattığı 19 Mayıs 1919 tarihinin 105. yıl dönümü kaydediliyor. ANADOLU’NUN DÖRT BİR YANI İŞGAL EDİLMİŞTİ Osmanlı İmparatorluğunun teslimiyet belgesi olan Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının akabinde Anadolu’nun çeşitli bölgelerinin işgal altına girmişti. Söz konusu işgaller bölgedeki asayişi sağlama bahanesiyle, bilhassa azınlık çetelerinin faaliyet gösterdiği yerlerde gerçekleşiyordu.   TARİHİN KIRILMA NOKTALARINDAN 19 MAYIS 1919 30 Nisan 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa, Samsun ve havalisindeki gelişmelere binaen dönemin padişahı Mehmed Vahideddin tarafından 9’uncu ordu müfettişi olarak atandı. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinin akabinde, 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Bandırma vapuruyla Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. İngilizlerin kontrolünde olan Samsun’da milli mücadele hareketi için istediklerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Mustafa Kemal, 25 Mayıs 1919 Havza’ya hareket etti.   ATATÜRK’Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI Milli mücadelenin ilk adımı olan Samsun’a çıkış, İstiklal Harbi’nin (Kurtuluş Savaşı) kazanılmasından ve Cumhuriyetin ilanından sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerine “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaya başladı. 20 Haziran 1938’de “Gençlik ve Spor Bayramı” adı ile milli bayram olan 19 Mayıs, 7 Mart 1981 tarihinden itibaren “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaya başladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.